30 Mayıs 2010 Pazar

ALEVİ AÇILIMI

Ergenekon düzmecesinde Alevilerin avlandığı artık çok net ortaya çıktı.
Neden Alevilerde Suniler değil?
AKP sunilere daha mı yakın?
Hayır.
Akp için mezhebin önemi yok, hatta dinin de önemi yok. Sadece %5-7 radikal oyları Sünnilerden aldığını biliyor ve bunları kaçırmak istemiyor. Ama çok iyi bildiği ve ona bildirilen bir şeyler var. Alevilik sadece din olarak görülmemeli. Alevilik Atatürk felsefesinin Anadolu’da yaşayan dini motiflerde taşıyan ama gerçekte siyasi iz düşümüdür.
İşte bunun bilincinde olan yabancı istihbaratların güdümündeki F tipi yapılanmanın önündeki en büyük engeldir. Mossad ve Cia ülkemize F tipi yapılanma ile girdi. Çok güzel bir maske taktılar ve çok uzun süreli yatırım yaptılar. Adım adım kadrolandılar ve laikliğin 3 ayağından biri olan Cumhurbaşkanlığını ele geçirdiler. İkinci ayağını Anayasa Mahkemesinin başını Turgut Özal sayesinde ekonomist Haşim Kılıç’la ele geçirmişlerdi ama tamamen kadrolar ele geçirilemedi. Bunun en bariz örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açtığı  ''AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir''  temalı dava
6 üye kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy kullanırken, hazine yardımının kesilmesi hakkındaki oylamaya 11 üyenin 10'u kesilmesi yönünde oy kullanmıştı. Yani 11 üyeden 10’u ''AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir''  demişti. Demeyen kim di?
Özal’ın Haşim Kılıç’ı. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin başkanı.
Şimdi Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirerek ele geçirme çabasında.
Ve laikliğin üçüncü ayağı Ordu.
Ordunun içerisindeki aleviler ayıklanmaya başlandı. Deniz Yarbay Ali Tatar bunlardan biriydi ve suçlamaları kaldıramayıp intihar etti. 3’üncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in  alevi olmaları tesadüf sayıla bilir mi?
Bütün bunlar Mossad ve Cia ile Ilımlı İslam, Dinler arası diyalog masallarıyla yapılmak istenen tamamen Atatürk ve Laiklik çizgisinden çıkmış Asya kapısı Türkiye’nin şekillendirilmesi projesidir.
F Tipi yapılanma sadece Türkiye’de değil tüm Asya’da ki Müslüman özelliklerde Türklerin bulunduğu ülkelerde okullar aracılığıyla yapılandı. Fakat ilk fark eden Rusya oldu ve Rus gizli servisi FSB “ABD ve İngiltere adına ajanlık yaptığı, Türk cumhuriyetlerinde bazı darbe girişimlerine karıştığı, yine bu ülkelerde patlak veren bazı iç karışıklıklarda rol oynadığı” gerekçesiyle okulları kapattı.50 öğretmenini de sınır dışı etti. Ardından Azerbaycan, Kırgızistan geldi.
Oysa Türkiye’de F tipi yapılanma hiçbir engelle karşılaşmadan yapılanmasını sürdürdü, kadrolandı.
İşte bunların dini kullanarak Mossad,Cia’yı içimize sokma faaliyetlerinin karşısında dik duran Alevilerin hemen hemen tamamı ve iyi eğitimli Atatürkçü Suniler oldu.Ama eğitimi yeterli olmayan,ekonomik darboğazda tutulan,eğitim sistemi bilinçli olarak laçkalaştırılan Sünni kesim bu din maskesine bürünmüş ajanları fark edemedi.

İlk önce alevi açılımı diye denendi.
Aleviler mevki, mertebe, kariyer ile AKP’nin burjuvası yapılması denendi.
Bunun farkında olan birkaç kurnaz Alevi de AKP den milletvekili olmayı kabul etti.
Bu kişiler; Alevilerin haklı talepleri olan Diyanet İşlerinde Aleviliğinde temsil edilmesi sağlayarak Alevilerin gözünde kahraman olacak ama daha önemlisi AKP’nin talan nimetlerinden ferdi olarak faydalanacaklardı. Olmadı; olmazdı da. Asırlık Alevi düşmanlığından beslenen bu kara zihniyet AKP’nin gönüllü/radikal tabanı oluşturuyordu.
“Madımak’ta Buluşalım” pankartlarının Erzurum sokaklarında asıldığını daha dün gibi hatırlıyorum.
Madımak önünde kükreyenler şuanda AKP’nin radikal tabanı.
Görüşmek umuduyla.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Mayıs 2010 Cumartesi

SÖZÜN ÖZÜ

Prensilvanya'dan medet umarak istifa eden Deniz BAYKAL'a




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
TALEP

CHP’nin başına Kemal Kılıçtaroğlu çok ses getiren konuşmasıyla geldi.Hatta konuşmasının içerisindeki önemli başlıkları bende bir yazımda kullandım.
“Kılıçtaroğlu’nun bu sözlerini herkes söylerdi” başlığını taşıyordu.
Aslında ilk defa söylenen ve AKP’nin asla söyleyemeyeceği noktaları tespit etmeye çalışmıştım.
Kısaca:
*Kısmi toprak reformu (Mayınlı arazinin halka dağıtılması)
*GAP
*Deniz Feneri Davası
*%10 seçim barajının düşürülmesi
*Başörtüsü
*Ergenekon Davası
*Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun eski haline geçirilmesi
*Dokunulmazlıkların kaldırılması
*AB çifte standardı benim önem verdiğim başlıklardı.
Diğerlerini her parti başkanının söyleye bileceğini belirtmek istemiştim.
Peki, Kemal Kılıçtaroğlu’nun da söylemedikleri var mı? Derseniz.
Evet derim.
Ama şunu belirtmekte fayda var. Bu yazdıklarım Kemal Kılıçtaroğlu’nu eleştirmekten çok taleptir. Eleştiremem çünkü daha iktidar değil ve hiçbir icraatını görmüş değiliz.
Lakin konuşmanın hiçbir karesinde emperyalist ABD kelimesi geçmedi. Ve coğrafyamızdaki en büyük projesi BOP, GOP, BİP projeleri de geçmedi.
“Ben Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlarından biriyim” diyen Tayyip Erdoğan neden bu konuda eleştirilmedi?
Refah Partisi Necmettin Erbakan, onun yetiştirdiği Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün eski konuşmalarına bakıldığında AB ve ABD karşıtı söylemleri olduğu çok net görülüyor.Hele Abdullah Gül’ün AB için 1985 te söylediklerinin altına imza atmamak mümkün değil.Sonra bir şeyler oldu ve bu kişiler ABD/AB’nin ülkemizde ve coğrafyamızda bir numaralı taşeronlarına dönüştü.Irak teskeresini geçirilememesinden sonra “logara süpürülme” tehlikesi yaşasalar da Cüneyt Zapsu sayesinde kurtulmayı başardılar.Ama bir çok yazımda belirttiğim gibi logarın pis kokusunu hep ciğerlerinde hissettiler.Bu nedenle hep tutunacak yer de aradılar.Akla ilk gelen liman Rusya’ydı.Rusya ile girilen enerji anlaşmaları,nükleer santral ihalesi,vizelerin kaldırılması,İran,Mısır ile kendi paralarınla ticaret yapmak istemeleri gibi ABD’ye “bak benimde alternatifim var” imajı yaratmak içindi.İmaj falan sonuçta ABD’nin bir şekilde gazabına uğrama korkusu doğru işler yapmaya zorladı.Bunun yanında Barzani’nin tanınması anlamına gelen kuzey Irak’ta elçilik açma kararı tamamen ABD güdümünde politikalardı.Çünkü Barzani’yi tanımak Irak’ın bütünlüğünü reddetmek ve sözde Kürt devletinin (gerçekte ABD kontrollü İsrail’in) tanınması anlamına geliyordu.
Kısacası AKP ABD için misyonunu tamamladı ve sağ/sol kutuplaşmasının kalkması ve güçlü bir ABD karşıtı ulusal kimlik oluşması noktasına geldi. ABD AKP ile sınırları zorladı, gidebileceği son noktaya geldi ve CHP’nin Baykal’ı çapkınlık yapıverdi veya montaj, komplo. Değişen hiçbir şey yok. Baykal onurluyum modunda CHP’nin başından ayrıldı. Kemal Kılıçtaroğlu geldi. Tayyip Erdoğan’ın “manşetle gelenler manşetle giderler” sözü bile gösteriyor ki, yandaş medyadan da destek aldı.
Yukarıda da saydığım maddeler önemli ve söylendi ama söylenmeyenler de var.
Söylenemeyen demek istemiyorum, çünkü söylenmesini talep ediyorum.
Söylenmesini ve ona göre politikalar üretilmesini istiyorum. Yoksa ani patlayan rüzgâra yakalanmış kelebekler gibi kafamızı gözümüzü dala budağa çarparak bir yerlere sürüklenmemiz içten değil.
Şu anda 7 yıllık AKP yıkımından bunalmış halk hiçbir talepte bulunmuyor.
Ama ben bulunuyorum:
“ABD, İngiltere ve İsrail’in sahiplendiği BOP, GOP, BİP projesine karşıyım” demelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Bu rüzgârın fos çıkmaması için “Sadece sol değil bütün Atatürkçüleri kucaklayacağım” demelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Ve 7 yıllık AKP yıkımından sonra kırılmış kutupları tekrar oluşturmamalısın Sayın Kılıçtaroğlu.
Ulusal, Atatürkçü, 6 okun tümünü eşit görmelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Alevi kimliğinden dolayı, Alevilerden ve soldan talepler gelecektir eşitlikten uzaklaşmamalısın Sayın Kılıçtaroğlu.
İktidara giden yolda tek parti olamama ihtimalini de göz önünde bulundurarak muhtemel koalisyon ortağın MHP ile kırıcı olmayan bir siyaset izlemelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Unutmayın Sayın Kılıçtaroğlu;
AKP burjuvasını oluşturdu, tüm kadrolarını kurdu ve bu kadroların temizlenmesi sadece kuru bir sol yaklaşımla olmaz.
Tüm Kemalistlerin iş birliği ile olur.
Yoksa 20 yıl iktidar olalım, nafile.
Görüşmek umuduyla.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

24 Mayıs 2010 Pazartesi

BÖYLE KOMEDİ GÖRÜLMEDİ


İsrail lütfetmiş Gazze'ye 30 ton demir vermiş.
Bunu manşetten sunan Türk Yahudi gazetesi.
Kameralar önünde her türlü silahının denendiği 22 günlük canlı soykırım izlediğimiz,hatta Sayın tayip Erdoğan'la 5 gün önce Ankara'da İsrail başkanı tüm gün görüşülen ve Davos'ta da "one munite" şovu yaptırtan Gazze'ye İsrail 30 TON demir vermiş.
Bu bir komedi.


Yada insanları birileri salak sanıyor.30 Ton demirle bir tane BARAKA yapamazsın.
Demirin özkütlesi 7,86 g/cm3 tür.
Bakın ben size herkesin anlayacağı dile çevireyim.
30 ton demir 30.000.000 gram demir eder.Öz kütlesine bölersen 3.816.793,89 cm3 demir demek bu.Bir kenarı 1 metre olan demir zarlara çevirirsen bunu 3 tane TAM zar,bir bitmemiş zar çıkar.
Yine toparlak 1 kenarı 1metre olan küplerden 4 tane demek bu.
Bu resmen dalga geçmek.
Artık bununla tüm Gazze'yi onarırlar.
SİVİL İHANET-ANADOLU’DAN TÜRK MÜHRÜ SİLİNİYOR

Recep Bey yeni bir genelge yayınladı. Vakıflar Yasasının hız kazanacağın işaretlerini veren bir genelge bu.
Bu ülkede azınlık yaratan kim acaba?
“Bu ülkede 39 etnik grup var” diyen kim.
“Norşin,Potamya” açılımları yapan kim?
Bu azınlık yaratmak demek değil mi?
Tarih Vakıflar on yıllar önce  “Yerel Tarih araştırıyoruz” diye ülkede ne kadar kırık, bir duvarı kalmış, hiçbir estetiği ve tarihsel özelliği olmayan, hatta yapanı yabancı diye su deposunu bile onarttıran, tüm ülkede kilise tamiratı seferberliği başlatan sonrada “tapunu getir al” demek olan VAKIFLAR YASASINI çıkaran kim?
Avrupa’da tek bir minareli Camii kalmazken kime yaranacaksınız?
Türkiye’de sadece İstanbul’da yüzlerce Camii,saraylar tadilat edilmezken bu azınlık sevdası nedendir?
Ben açık açık söylüyorum Vakıflar Yasası ile Türkiye’de bulunan gayrimüslimler değil bunların Avrupa’daki soydaşlarına yaranmaya çalışıyorsunuz. Sıkışan siyasi geleceğinizde Avrupa’dan destek arıyorsunuz. Bunu da fakir fukara, yetimin parasıyla yapıyorsunuz. Bu ülkede azınlıklara tanınan haklar hiçbir ülkede tanınmıyor.
Tüm dostlara Neval KAVCAR’ın “Sivil İhanet-Anadolu’dan Türk Mührü Siliniyor kitabını okumanızı öneririm.
Kitabın Linki:
http://www.vatanbir.org/kitap/85/sivil-ihanet


İŞTE GENELGE:

Resmî Gazete Sayı : 27580
GENELGE Başbakanlıktan: GENELGE 2010/13
Anayasamızın eşitlik ilkesi çerçevesinde; ülkemizde yaşayan gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşları, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi, ayrılmaz parçası oldukları ulusal kültür ve kimlik yanında, kendi kimlik ve kültürlerini yaşama ve yaşatma imkânına sahip bulunmaktadırlar. Bu vatandaşlarımızın Devlet önündeki iş ve işlemlerinde kendilerine güçlük çıkarılmaması, haklarına halel getirilmemesi, ilgili mevzuat gereği olduğu gibi, Devletimizin ve Türk ulusunun bir parçası olduklarının kendilerine hissettirilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda sürdürülen demokratikleşme çalışmaları çerçevesinde ülkemizdeki gayrimüslim azınlıkları ilgilendiren konularda yapılan düzenlemelere rağmen, uygulamadan kaynaklanan bazı sebeplerle bu konudaki sorunların tam anlamıyla giderilemediği görülmektedir. Bu itibarla, kontrolü belediyelere geçmiş olan gayrimüslim mezarlıklarının korunma ve bakımı konularında gereken özenin gösterilmesi, gayrimüslim cemaat vakıfları lehine sonuçlanan mahkeme kararlarının tapu dairelerince hassasiyetle uygulanması, taviz bedeli ile ilgili uygulamalarda mağduriyetlere sebep olunmaması, T.C. vatandaşı gayrimüslim cemaat liderlerinin protokol uygulamalarında statülerine uygun bir şekilde konumlandırılmaları, gayrimüslim cemaatler aleyhine yapılan kin ve düşmanlığı teşvik edici yayınlara karşı gerekli yasal işlemlerin derhal başlatılması gibi uygulamalar örnek olmak üzere, gayrimüslim azınlıklarla ilgili tüm uygulamalarda yukarıda bahsedilen bilinçle hareket edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, ilgili kurum ve kuruluşların bu konuda uygulamadan kaynaklanabilecek sorunların tam anlamıyla giderilmesi için gereken hassasiyeti göstermeleri hususunda bilgilerini ve gereğini önemle rica ederim.
Recep Tayyip ERDOĞAN Başbakan 



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
KILIÇTAROĞLU’NUN BU SÖZLERİNİ HERKES SÖYLERDİ
FAKAT:

Sayın Kılıçtaroğlu’nun CHP adaylığını duyduğumda “Kılıçtaroğlu beyefendi adam, bu terbiyesiz siyasetin içerisinde sesini duyurabilir mi?” diye şüphe duydum. Ama daha CHP’nin 33. Kurultayında öyle  sözler sarf etikti ki AKP’nin ve emperyalizmin ciddi anlamda canı sıkılacak.
Söyle diklinin hepsi önemli tabi ama söylediklerinin bir kısmını herkes söylerdi.Zaten kimse ben ekonomiyi çökelteceğim, işsizliği arttıracağım, etnik ve dini ayrım yapacağım demez, diyemez, diyerek iktidara gelemez. Tarımı çökelteceğim, yandaş medya kuracağım, kendi zenginimi, burjuvamı oluşturacağım, üniversitede mezunlarını işsiz bırakacağım, madencilerimi asgari ücretle çalıştırıp öldüreceğim de diyemez.
Küçük esnafı bakkalı yabancı süpermarketlere yedireceğim de diyemez.
AMA BAKIN ŞUNLARIDA ASLA DİYEMEZ:
Diyemedi de. Konuşmasının arasında emperyalist uşağı hiçbir partinin diyemeyeceği sözleri beş-on elemeden sonra çıkardıklarım.

*MAYINLI ARAZİLERİ TOPRAKSIZ KÖYLÜYE VERECEĞİZ.
Bu kısmi toprak reformudur. Atatürk’ün en büyük ideallerinden biridir.Bunu hiç bir parti demedi AKP hiç diyemez.Ama 49 yıllığına İsrail'e temizleme yalanıyla hibe edeceğim der.
*RECEP BEY, İŞSİZLİK FONUNDAN ALDIĞIN PARANIN NE KADARINI GAP'A HARCADIN?
GAP’ı parsel parsel satan, kalkınma ajansları adı altında yabanci istihbaratlara hive eden AKP bunu da diyemez. Unutturulan GAP’ı unutmadı Kılıçtaroğlu.AKP GAP bitireceğim diyemez.Kalkınma ajansları kuracağım der,GAP toprağını satar ama GAP'ı bitireceğiz diyemez.

*DENİZ FENERİ ÖRNEĞİ GÖZ ÖNÜNDEDİR. SONUNA KADAR GİDECEĞİZ. KAÇTIKLARI YERE KADAR GİDECEĞİZ. 
Çağın yolsuzluğu Deniz Fenerinin bir numaralı sanığı AKP Deniz Feneri’ne de el atacağız diyemez.
*BUNLAR SON SEÇİMDE YÜZDE 47 ALDILAR. YÜZDE 47 OY ALIYOR MECLİS'TE YÜZDE 60 OY ALIYOR. YÜZDE 10 BARAJINI AŞAĞIYA ÇEKECEĞİZ.
AKP hele %10 barajını aşağıya indireceğiz asla diyemez.  
*BİNLERCE BAŞÖRTÜLÜ GENÇ KIZ KAYIT DIŞI ÇALIŞIYOR. BU BAŞÖRTÜLÜ KIZLARA GİDECEĞİZ BEN SENİ SİGORTALI YAPACAĞIM DİYECEĞİZ. BU BANA OY VERMEZ DEMEYECEĞİZ. BİZ ONLARIN RANTINA DEĞİL SORUNLARINA TALİBİZ. 
AKP en büyük kışkırtma ve oy ağacı kızların başörtüsünü asla çözemez, çözmez. Kızlar aç,sefil kalsın umursamaz,ama sıkışında kızların el kadar başörtüsünü siyasi malzeme yapar.Kılıçtaroğlu baş örtülü kızlarında AKP düzeni içerisinde ne kadar ekonomik ve dini olara sömürüldüğünü ve bunu çözebileceğini söyledi.Bu sözler AKP’nin ciddi anlamda yüreğini hoplattığına eminim.Ekonomik bağımsızlığını kazanmış,eğitimli  kızlarımızın,başörtülü veya başörtüsüz böyle bağnaz,çağdışı insanların peşinden koşmayacağını biliyor.AKP baş örtüsü sorununu çözmez.

*ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN TEMELİ YARGIYI ELE GEÇİRMEK. VATANDAŞ SANMASIN SORUNLARIM ÇÖZÜLECEK. YANDAŞ MEDYADAN SONRA YANDAŞ YARGIYI OLUŞTURMAK. CHP İKTİDARINDA KESİNLİKLE ÇAĞDAŞ BATI STANDARTLARINA UYGUN BİZİM İNSANIMIZA UYGUN ANAYASA YAPACAĞIZ.

Yargıya ve Anayasaya yapılan saldırıların düzeltileceği, dolayısıyla çoğunluk diktatörlüğüyle “yandaş yargımı, yargıcımı oluşturur tüm yaptığım yolsuzluklardan yırtarım” diyen AKP’nin hiçbir şeyin yanlarına kalmayacağının açık söylemidir bu.AKP Anayasanın anasını ağlatmak için atlı koşturuyormuş gibi TBMM’de horul horul uyuyarak,uyutarak çıkardıkları yandaş yasaların tepetaklak gideceğinin delilidir bu sözler.Zevkten dört köşe olmuş,oylamadan sonra çığlıklar atarak sevinen milletvekillerinin yine rüyalarının kaçacağı kesindir.

*ATATÜRK'ÜN VASİYETİ 12 EYLÜL'DE CİĞNENDİ. TÜRK DİL KURUMU VE TÜRK TARİH KURUMU ESKİ YERİNE GELECEK.
Türk Tarihinin çiğnendiği, saçma sapan içerisinde Atatürk ve Türk olmayan bir tarih oluşturanların da Taha Akyol, Mustafa Armağan gibi nicelerinin (Neden bu örnekleri verdim? CNN Türk kanalında dün akşam Alev Coşkun’un karşısında kıvırmaktan şekilden şekle giren bu ikisi olduğu için)artık karşılarında daha fazla akademik araştırmacı çıkacağının ve gerçek tarihin daha net ortaya çıkacağının resmidir bu sözler.İngiliz ve ABD’ye laf söylendiğinde renkleri değişen,konunun içerisine balıklama uçan,taklacı güvercinlerin işi artık çok daha zor olacak.
*DOKUNULMAZLIK İÇİN HALKA GİDELİM. REFERANDUMDA VATANDAŞA SORALIM. DOKUNULMAZLIKLARI CHP İKTİDARINDA KALDIRACAĞIZ.
Dokunmazlıkların kaldırılması, dokunulmazlık zırhının içerisinde arsızca hırsızlık, talan yapanlar için artık kâbus dolu günler geliyor.AKP "dokunulmazlıkları kaldıracağım" asla diyemez.
*AB ÇOK ÖNEMLİ. BİZE UYGULANAN ÇİFTE STANDARDI KABUL ETMİYORUZ. YA ADAM GİBİ TARİH VERİRSİNİZ, YOKSA BİZ YOLUMUZA BAKARIZ. 
AB ,norm,kriter diye diye millete gündüz havai fişekleri patlatacak kadar arsızlaşan ve emperyalizmin AB ayağının her dediğini kayıtsız şartsız yerine getiren AKP,AB’de ye bu cümleleri asla söyleyemez.Bu cümle için ayrı bir yazı gerekli.Bu sadece AKP’nin değil emperyalizmin üç ayağı AB,ABD ve İsrail’inde yüreğini hoplattığı kesindir.AB’nin suratına “one münite” gibi danışıklı ,bağırırken kıpkırmızı,5dk sonra gülücükler saçarak, “ben moderatöre dedim bu sözleri,Perez’e demedim” denilerek söylenmedi bu sözler.
Kısaca dostlar işte bunların hiç birini AKP diyemez, diyemedi.
Dedikleri de ortada.
Meğer Peres’e değilmiş bu sözler.
“Sen çocuk öldürmeyi iyi bilirsin; moderatör” demiş.
“Plajlardaki çocukları öldürdün;moderatör” demiş.
Ama biz Davos Fatihi’ni anlayamamışız .
Tek kelime ile KILIÇTAROĞLU’nun bu sözleri birilerinin canını fena yaktı.
Bizde zaten Davos’a Fatih aramıyoruz ama Türkiye Cumhuriyeti’ne Kılıçtaroğlu gibi bir BAŞBAKAN arıyoruz.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

17 Mayıs 2010 Pazartesi

KUZEY KORE: "LİEBERMAN DİPLOMATİK EMBESİL"

Kuzey Kore'yi kitlesel imha silahları yaymak, Hamas ve Hizbullah'a silah desteği ve teknolojisi vermekle suçlayan İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'a, Pyongyang'dan öfke dolu cevap geldi.

İsrail basınında yer alan haberlere göre,Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı Lieberman'ı "affetmeyeceklerini" belirtip, "aşırı sağcı" ve "diplomatik embesil" diye tanımladı.

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman (Yisrael Beiteniu-Evimiz İsrail), geçen hafta Japonya ziyareti sırasında, Kuzey Kore'yi Suriye ve İran ile birlikte "Şer ekseninin yeni parçası" olarak nitelendirmiş, bu üç ülkenin aralarında işbirliği yaparak, kitlesel imha silahları üretip yaydıklarını öne sürmüş, tüm dünya için bir tehdit oluşturmakla suçlamıştı.

Lieberman, ayrıca geçen Aralık ayında Tayland'da kargo uçağında bulunan silahları da gündeme getirip, ele geçirilen bu silahların da Kuzey Kore tarafından, Hamas ve Hizbullah'a gönderileceğini öne sürmüştü.

Aralık ayının 12'sinde, Tayland'da uçakta füzeler ve RPG'lerin de aralarında bulunduğu 40 tondan fazla silah yükü ele geçirilmiş, Tayland, uçağın Pyongyang'dan kalktığını bildirmişti. Uçak dokümanları yükün Tahran'a gideceğini göstermesine rağmen, İranlı yetkililerden yalanlama gelmişti. Lieberman, Pyongyang'ın Suriye ve İran'ın füze programlarına destek verdiğini de öne sürmüştü.

Avigdor Lieberman, Salı günü de Kuzey Kore'nin bir nükleer silah denemesinin hemen ardından İsrail Ordu radyosuna yaptığı açıklamada da uluslararası kamuoyundan İran ve Kuzey Kore'nin nükleer heveslerini önlemek için tüm güçlerini kullanmalarını istemiş; Kuzey Kore'de "çılgıncasına bir silah yarışı gördüklerini" belirtmişti.

Lieberman'ın iddialarına Kuzey Kore'nin yanıtı gecikmeden geldi ve üslubu da oldukça sert oldu.

Ülkenin devlet ajansında da yayımlandığı belirtilen Kuzey Kore Dışişleri Sözcüsünün açıklamasında, Lieberman'ın iddiaları yalanlanarak, ülkenin kitlesel imha silahları satışı ile bir ilgisinin bulunmadığı belirtildi.

Lieberman için "aşırı sağcı " ve "diplomatik embesil" nitelemelerini kullanan Kuzey KoreDışişleri Sözcüsü, asıl İsrail'in nükleer programı ve Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini genişlettiğinden dolayı eleştirildiğini hatırlatıp, "İsrail'i bu konuda affetmeyeceğiz. Kuzey Kore'nin onurunun lekelenmesine müsaade etmeyiz. İsrail'in bu konuda yaymaya çalıştığı yalanları da kabul etmiyoruz" dedi.

16 Mayıs 2010 Pazar

TEPKİSİZ KALMAYALIM.
ŞANTAJLARA SESSİZ KALMAYALIM.


"Aleviler Bunlara Kanmaz-Mallar (2)" başlıklı yazımız şantaj çetesi tarafından fark edildi ve  altına verdiğimiz youtube linkini sildiler.
Dünkü yazı:
http://millici-ciddiadamlar.blogspot.com/2010/05/aleviler-bunlara-kanmaz-mallar-2-bir.html


Yeni ve çalışan youtube linki aşağıda verdim.


http://www.youtube.com/watch?v=Ab-LuKwmNOg


"I dislike this" butonuna basarak bu rezil insanlara tepkinizi gösteriniz.
Teşekkürler. 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

ALEVİLER BUNLARA KANMAZ-MALLAR (2)

ALEVİLER BUNLARA KANMAZ-MALLAR (2)

Bir önceki yazımda Baykal’a yapılan şantajın rezillik boyutunu anlatmaya çalıştım.
Hala  otururken uzun kollu kalkınca kısa kollu gömlekle görülen Baykal’ın kaseti yandaş medyada gerçek gibi sunula biliyor.Kanalların da kazık kadar adamlar 72,5 milyon insanın gözünün içine bakarak yalanlar sıralaya biliyor.
Bu gün başka bir boyutunu ele alacağım.
Bu şantajlar sadece siyasetçilere yapılmıyor. Tarihi gerçekleri dile getirenlerde,Atatürk’ü savunanlar da,AB ve NATO’yu eleştirenlerde bu şantajcıların hedefinde.
Peki, neden bu insanlar buna başvuruyor?
İşte çözülmesi gereken soru bu.
Çok basit; bu bizim yapımızdan kaynaklanıyor.
Emperyalist/Siyonist güçler bizim yeni birkaç özelliğimizi keşfettiler. Aslında güzel ve yararlı olan bu özelliği kendi çıkarları doğrultusunda kullanma yolunu seçtiler.
Nedir bu özellikler? Derseniz:
Ben buna doğal lobicilik diyorum.
Veya argosuyla dedikoduculukta denilebilir. Ama ben dedikoduculuğu kabul etmiyorum çünkü bu sadece onu-bunu çekiştirmekle sınırlı değil. Gerçekleri de, siyaseti de bizim halkımız bu şekilde öğreniyor.
Raflar dolusu kitaplar okuyarak, konferanslara katılarak, neredeyse yandaş yada değil tüm tartışma programlarını izleyerek, internetin sınırlarını zorlayarak derleyip topladığım düşünce ve görüşlerin özeti de olsa, Anadolu köylerinin kahvelerinde konuşulduğunu gördüm. Bu iyi bir özellik. Kitap okumadan gerçekleşen bu hızlı bilgi akışı güzel ama sakıncalıda.
Doğal lobiciliğin çok ciddi olumsuz yanı “her bilgiye yargısız ,sorgusuz inanma” özelliği.
İşte bu özelliğini bilen emperyalist/Siyonist yanlısı ihanet kardeşliği ilk iş olarak Tv kanallarını ele geçirdi.Ve tv kanalarını dedikodu merkezlerine çevirdi.İleri atılan herhangi bir yalan çok hızlı bir şekilde yayılıyor,sorgulanmıyor,hatta aklansa dahi halka ulaştırılmıyor.
Asit kuyuları diye ortaya atılan kuyulardan manda kemiği çıktı, adli tıp inceleme gereği bile görmedi ama bu halkta “Türkler Kürtleri asit koyularına atmış” şeklinde kaldı. Bu sadece bir örnek.Geri dönüşü tıkanık bir bilgilenme şekli bu.Ne sallarsan salla insan beyinlerinde sorgulanmadan arşivleniyor.Çeşitli tartışma ortamlarında kesin olarak aklanmış görüşlerin kullanıldığına defalarca şahit oldum.
İşte Deniz Baykal’a yapılan bu kalleşliği aklamak mümkün değil.Bir şokla gündeme gelen yalanlar insanların üzerinde yapışıp kalıyor ve doğal lobicilikle hızla yayılıyor.
Tayyip Erdoğan bayrağımızın cayır cayır yakıldığı Yunanistan’dan dönerken Bu odaya girdin mi, girmedin mi? Buluştun mu, buluşmadın mı?’ Bu ne kadar ahlaki değilse, daha sonra yaptığın da ahlaki değil. Pisliğin içinde debeleniyor. Debelendikçe batıyor.Gibi bir cümle kurabiliyor. Doğal lobiciliği Tayyip Erdoğan çok iyi biliyor ve bunun için bol bol dedikodu üretiyor. Rakiplerde tüm enerjisini atılan dedikoduları,çirkefleri, kasetleri aklamakla harcıyor.


Bakınız size bu karalama ve şantajların sadece siyasi kişiliklere değil, emperyalist çıkarlara bir şekilde çomak sokan herkese yapıldığını gösteren bir örnek.
Adanalı tarihçi Cezmi Yurtsever.Yerel tarih , masonlar,tanınmış kişilerin soyları,Siyonizm üzerine bir çok kitabı yayınlanmış yazara uzun bir dönemdir Youtube üzerinden karalama yapılıyor.Alevilere ve Kürtlere ağır hakaretler içeren video Cezmi Yurtsever azından sunuluyor.Ama kimse “bu cümleleri söyleyecek kişi neden telefon numarasını versin?” diye sormuyor.
Yapılan yorumların bir çoğunu videoyu yapan karaktersizlerin yazdığı aşikar ama yinede körü körüne inananların olduğu çok açık.
Bu konuda daha öncede yazmıştım “CANLAR BU YALANLARA KANMAZ-MALLAR” başlığındaydı. Şimdi bu şantajlara yeni eklemeler yapıldığını, Baykal şantajı ile birleştirir başlık kullanıldığını gördüm.
Aşağıya Youtube linkini verdiğim şantajı protesto etmenizi bekliyorum. Neyse ki internet kullanan arkadaşlar gerçekleri sorgulamakta çok daha mantıklı.
Unutmayınız ki bu görüşler bu şantajı düzenleyen şerefsizlerin kendi görüşleri.
Tepkinizi gösteriniz.
Görüşmek ümidiyle.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Mayıs 2010 Cuma

ONUR VE NAMUSUN SATILDIĞI GÜNLER








Baykal’a şantaj kasetinin doğruluğu üzerinde hiç durmadım. Çünkü doğru olmadığı kesindi. İnsan psikolojisinden az çok anlayan herkesin burada iki bağımsız insanın görüntüleri olduğunu anlaya bilirdi.
Görüntülerde iki yalnız insan dolanıyordu.
İzledim çünkü buradaki kadının gururunla ve şerefinle bu rezil insanların ne kadar oynayabildiğini, ne kadar ileri gidebildiklerini görmekti istedim.
Gölge, elbise gibi ayrıntıları görebilmek için defalarca izledim. Amaç Baykal’ı aklamak değil, oradaki hanım efendiye yapılanı kaldıramadığımdan. Kendimce birçok hata buldum ama bu gün Tacidar Seyhan şüphe götürmez bir şekilde ispatladı.

Artık kaset falan diyenlerin, en geri zekâlı bağnazların bile gözüne sokulabilecek bir veri bu. Baykal otururken uzun kollu gömlekle, kalkıp giderken kısa kollu.
Artık buna görüp de inanmayana sakın mantıklı açıklama yapmaya kalkmayın.
Yine söylüyorum.
Cia,mossadla haşır neşir olan ve kendilerince ajancılık oynayan bu yeniyetmeler teknolojiyi kullanırlar,kullanıyorlar.Bunu Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bilakis gözümle gördüm.Bunların kimisi doktor kimisi avukat kimisi öğrenci.Atatürkçü gençlik bilgisayarı görmemişken bunlar bilgisayarların başındaydı.Ama esaret altındaki beyinleri, ve güvensizlikleri o kadar belirgindi.Bilakis içlerine girmiş çıkmış biri olarak bunu söylüyorum.Tam bir zavallılardır.Millet sağcı/solcu diye birbirinin ağzını burnunu kırarken bu sünepeler şalvara döndürdükleri koyu renk pantolonlarıyla üniversite köşelerinde saidi-kürdi’nin kitabını okuyoruz görüntüsünde miskin miskin sürtüyorlardı.Bir yatak için,iki kaşık yemek için kişiliklerini satmış fakir Anadolu köylüsü çocuklarıydı bunlar ve kimseden tepki almıyordu.Sonra din gibi herkesin yumuşak karnını gıdıklıyorlardı.Ama verilen konferanslarda Atatürk ve Cumhuriyet rejimine düşmanlık milim milim beyinlerine işlendi. AKP iktidarıyla ilk defa sünepelikten kurtulma fırsatı buldular.En coşkulu zamanları,gençliklerini 70 lik dede,nine gibi yaşadılar ve artık bu sünepeler bir meslek sahibi,karşılarında nefret ettiği normal insanlar elpençe divan duruyor.Ayrıca yabancı istihbaratların AKP ile yakın teması bunlara sundukları “siz ne yaparsanız yapın sınır-kanun tanımayın,biz arkanızdayız” telkinleri onların bir yerlerini öyle bir tavana vurdurdu ki 15/20 yıl öncesinin kavga görünce tüyen sünepeleri aslan kesti.
Ama bu yükselişi sindiremediler.
Milli piyangodan köşeyi dönen ne olduğunu sapıtanlar gibi TC’nin her şeyini altüst edebileceklerini, komutanları içeri atabileceklerini, partileri çökelte bileceklerini düşündüler. Ama 20/30 yıldır ektiklerini ve “Müslüman, terbiyeli, okumuş çocuklar” imajını 8 yıllık AKP iktidarında yerle yeksan ettiler.Üstelik bunu düşmanı oldukları masonlara,siyonistlere,emperyalistlere,ABD ve AB ye yalvararak yaptılar.Kendilerini üniversitede satmışlardı şimdi ruhlarını,namuslarını sattılar.
Ama geri dönülmez bir uçurumun eşiğindeler ve tutunacak tek bir dalları kalmadı. Artık kadınların,kızların gizli gizli cıplak görüntülerini çekip işleyip,kesip,yapıştırıp son kozlarını oynadılar.
Bu görüntülerle artık onur ve şereflerinin, Müslümanlıkla alakalarının kalmadığının tamamen siyonist bir felsefe ve düşünce yapısına teslim olduklarının tipik göstergesidir. Bu ruh hallerinin içler acısı durumunun dışa vurumudur.
Her şımarıklığın bir sonu var.
ONUR VE NAMUSUN SATILDIĞI GÜNLERDEYİZ.

 

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Mayıs 2010 Çarşamba

TOPRAĞIN SABRI:
AHISKA TÜRKLERİ
MİKAİL İBRAHİMOĞLU
Bizi Doğu Anadolu'da kimsenin beğenmediği verimsiz topraklara yerleştirin. Orayı İsviçre yapalım. Bütün birikimimizi öz vatanımız Türkiye'ye taşıyalım.

Dünyada benzeri olmayan bir saflıkla, efendilikle, derin bir sevgi anlayışıyla fısıldamaktalar. Toprağın sabrını taklit ederek, gücenmeden, incinmeden, kızıp köpürmeden, bağırmadan fakat yumuşak, nazik, beyefendi ses tonlarıyla yeniden ve her fırsatta anlatmaktalar.
Sadece Din birliği için değil...
Peygamber birliği için değil...
Soy halkası tutkusu için de değil..
Bu dünya sarhoşluğu için de değil...

Haksızca, acımasızca, adaletsizce kırılmış, koparılmış, parçalanmış bir kompozisyonun yeniden birleştirilmesi için toprağın ve suyun da sabrını taklit ederek anlatıyorlar.
Şu anda bizim konuştuğumuz...
Türkçe'yi konuşuyorlar Ahıska Türkleri...

Anlattıkları tek şey şu:
Biz Türküz, zorla koparıldık...
Bizi unutma Türkiye....
Cumhurbaşkanı Bişkek'e gidiyor...
Onu karşılayıp anlatıyorlar...
Başbakan Alma Ata'ya gidiyor...
Onu karşılayıp anlatıyorlar...
Meclis Başkanı Semerkant'a gidiyor...
Onu ziyaret edip anlatıyorlar...
Başbakan Yardımcısı Bakü'ye gidiyor..
Onu bulup anlatıyorlar...
Liderlerden biri Sibirya'ya gidiyor..
Onu da bulup anlatıyorlar...

Ahıska Türkleri, Kazakistan'dan, Tacikistan'a, Özbekistan'dan, Azerbeycan'a, Türkmenistan'dan Sibirya'ya kadar her yerde varlar. Ahıska adı verilen ve Batum, Tiflis, Ardahan üçgeninin Türkiye'ye bitişik sınırında kalan topraklarından sürüldüler.
İlk ihaneti Ankara'dan yediler...
16 Mart 1921'de Moskova Anlaşması'yla Ahıska bölgesi Türkiye sınırlarının dışında kaldı.
Ankara Ahıska toprağını verdi...
Bebeğini cami avlusuna bırakan...
Sefil, zavallı kadın gibi davrandı...
Ahıska Türkü'nü unuttu...


Ankara, bu tarihten sonra bu bölgedeki 120 bin Ahıska Türkünü (şimdi çeşitli ülkelere sürülmüş olarak sayılarının 400 bin olduğu sanılıyor) hiç merak etmedi.
Onların durumuyla hiç ilgilenmedi...
İkinci Dünya Savaşı patlayınca...
Stalin 70 bin Ahıska Türkü delikanlısını...
Tüfeksiz, silahsız olarak...
Hitler ordusunun önüne sürdü...

Ahıska Türkleri, faşist Hitler orduları karşısında silahsız dövüştüler, öndeki asker ölünce, ölenin silahını alıp Alman askerlerine saldırdılar. 70 bin Ahıska Türkünün: yarısı, bu savaşta cephede dondu, tüfeksiz, silahsız öldü. Diğer yarısı da Ahıska'ya çoğu sakat kalmış, yaralanmış olarak döndü.
Ankara görmemezlikten geldi...
Duymamazlıktan geldi...

1944 yılında Sovyet Rusya, boğazları isteyince ve Türkiye'de NATO'ya girince Stalin, Ahıska bölgesinde Türklüğünü hiç unutmayan bu insanları tehlikeli gördü.
1944 yılında bir gece...
120 bin Ahıskalı Türk..
Bebe, çocuk, anne, nine, dede, baba ayrımı yapılmadan silah zoruyla kara trenlere dolduruldular. Ve Sibirya, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Ukrayna, Beyaz Rusya neresi varsa her yere parça parça sürüldüler.
Trenlerde bebeler ve yaşlılar öldü...
Ölünü trenden at dediler...
Atmayanı dipçiklediler...

Ankara, Stalin'in bu vahşetini de görmedi. Görmemezlikten, bilmemezlikten geldi. Dünya ölçüsünde bir kampanya başlatmadı, uyarı yapmadı. Ahıska Türkleri, parça parça sürüldükleri her ülkede toprağın sabrını taklit ettiler. Suyun sabrını taklit ettiler.
Türklüklerinden çıkmadılar...
Dinlerini terk etmediler...
Kuru votka alkoliği olmadılar...

Sadece çalıştılar. Profesör oldular, doktor oldular, mühendis oldular, pedagog oldular, öğretmen oldular, teknisyen oldular, gittikleri her yerde, sürüldükleri her bölgede diğerlerinden daha zengin oldular. Fakat vatanları ellerinden alınmış...
Sibirya'dan Tacikistan'a...
Bölge bölge sürülmüş yaşıyorlar..
Bu insanlar Türkiye'ye gelmek istiyor..
Ankara bu insanları...
10 yıldan beri umutlandırıyor...
Fakat onları Türkiye'ye taşımıyor...
En son
Kırgız Parlamentosu'nda..
Milletvekilliği yapan...

Maksut İzzet adlı liderleri aracılığıyla bir mektup yazdılar ve Ankara'ya çağırı yaptılar:
 Bizi Doğu Anadolu'da kimsenin beğenmediği verimsiz topraklara yerleştirin. Orayı İsviçre yapalım. Bütün birikimimizi öz vatanımız Türkiye'ye taşıyalım.
Ahıska Türkleri: Toprağın sabrı...

Stalin'in faşizmi, tüfek zoruyla, süngü korkutmasıyla, haksızca, adaletsizce ve Ankara'nın da 1921'de onlara ihanet edip terk etmesiyle kırılmış, parçalanmış, koparılmış komopozisyonun yeniden birleştirilmesini rica ediyorlar.
Toprağın da bir sabrı var...

Necati Doğru


11 Mayıs 2010 Salı

HİÇ BİR OYUNDA “HAMLENİ GERİ AL” DİYE BİR HAMLE YOKTUR

Emperyalist oyun kuruyor.Biz ise oyuna oyunla cevap veremiyoruz:

Emperyalist/Siyonist ve yandaş ihanet şebekesinin motifleri taşıyan,hatta çok net görülen Baykal’a şantaj hamlesi görülmeli ve cevabı verilmelidir.
Baykal ne kadar eleştirilse de; son zamanlarda belirgin, aktif bir siyaset yaptığı; hatta batı kimlikli eski siyasetinden ulusalcı söyleme kaydığı,Ergenekon düzmecesinde “bu davanın avukatıyım” gibi net tavırlar sergilemesi tabiki birileri tarafından görüldü.
İhanet kardeşliğinin tüm medya gücüne rağmen sağ/sol düşmanlığının siyasi görüş ayrışığına dönüştüğü; halk bazında toplumu ulusal çizgide tutabilecek birkaç liderin en başında Baykal geliyordu.

Fakat satrançta veya herhangi bir oyunda bile karşı bir hamle yaptığı zaman “al bunu geri “ diyemeyiz.

Baykal’a yapılan şantajın ayrıntılarına girerek hiç boşuna zaman kaybetmeye gerek yoktur.
Halkımızdan çok derin yorum ve teknik analiz yapmasını beklemek çok fazla saf dillilik ve halkı hiç tanımamak olur.
Üstelik ekonomik dar boğazda kıvranan, sosyal patlama noktasına gelmiş, işsiz, beslenemeyen kısacası yarınından umutsuz halk sloganlarla yönlendirile bilir.
Öfkesi başka yönlere, hatta yalan dolanlara kaydırıla bilir. Üstelik bunun yalan olduğunu bilerek yapabilir. Bu aynen, babasının tuttuğu takımdan birkaç kişiyi dövmek gibidir.
Patronuna kızgındır, işinden memnun değildir vs. tesadüfte babasının takımı bu hafta rakiptir ve sürüye uymuştur. Eve gidince babasını karşısında yine el pençe divandır ama.
Baykal bu şantajı gördü ve istifa etti.
Şimdi kimse bu kasetin gerçek olduğunu tartışmıyor.
Herkes kaseti çekenlere odaklanmış ve öfke duymaya başlamışken o canım hamleyi geri almak niye.
Baykal’ın geri gelmesini en çok isteyen AKP dir. En güzel kozu olan öfke ve ajitasyonu Baykal’a kaptırdı.
Bu şantaj gündemde tutulmalı, hatta didik didik edilmeli ve ediliyor da.
En radikal Kürtçü/AKP medyatoşlar bile yarım ağız konuşurken geri getirme feryatlarına Deniz Baykal’ın kesinlikle olumsuz cevap vermelidir.
En azından bu süreçte bunu yapmalıdır.
Anayasa halk oylamasına bu şekilde gitmelidir.
Bu sinerci yakalanmışken, adamların hamlesi tam ters tepmişken Baykal’ın kesinlikle gaza gelmemesi gerekmektedir.
CHP kaçmıyor. Başkanlık kaçmıyor.
Anayasa oylamasına ve 2011 seçimlerine Baykal destekli bir başkanla ama şantaja uğramış, belden aşağı vurulmuş, kalleşlik yapılmış, başkanı onuruna sahip çıkmış bir CHP ile giderse AKP’yi duman edecektir.
Fakat Baykal’ın geri dönüşü her şeyi sıfırladığı gibi AKP’ye çok iyi bir koz verecektir.
Zaten medyalarında durmadan bunu işliyorlar. Halka “Baykal geri gelecek imajı” aşılanıyor ve isteniyor.
Halk Baykal diye bağırmalı ama Baykal başkan olmamalıdır.
Bu tarihi bir fırsattır ve değerlendirilmelidir.
Görüşmek umuduyla.
Levent kalem

NOT: Ben Baykal’ı iktidar olmuş CHP’nin başında görmek istiyorum. Muhalefetin başı değil.
  


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
YEŞİL İHANET KOMPLOLARI

İLKER BAŞBUĞ'DA SÖKMEDİ.
ASKER  BU OYUNU YEMEDİ.
NEDEN?
EĞİTİMİNİN KALİTESİNDEN.OYUNU GÖRDÜ.

AMA SİYASETTE OYUN TUTTU.
NEDEN?
SİYASETİN REZİLLİĞİNDEN.
KALİTESİZLİKTEN.
YATAK ODASINA DÜŞMÜŞLÜĞÜNDEN.


Kimse bana deniz Baykal doğru yapmıştır falan demesin.
İstifa etmesi normaldir anlarım ama gidişi muhteşem olmamıştır.
Boğa gibi adamlar avaz avaz ağlamaları ve geri dönüş imzaları toplanması CHP'nin rakibini hiç tanımadığının, rakibini tanımayanın savaş kazanmasının mümkün olmadığının göstergesidir.
"Fettullah'ın Prensilvanya'dan gönderdiği iyi niyet mesajlarına inanıyorum" demek ise "Varan-2'yi çıkarmayın ben pes ettim" demektir.
Liderliğe soyunanlar bu tip entrikalara hazır olmaları gerekmektedir.
Tayyip Erdoğan aylar öncesinden "elimizde daha çok dosya var" demişken Baykal ne bekliyordu?
Çöken bir AKP lay lay lom yücedivana mı gidecekti?
Adamlar tam gücüyle yükleniyor.
Belden aşağıda vurur belden yukarıda.
Ana muhalefet partisi ise salya sümük ağlıyor.
Ne imiş?
Baykal istifa etmiş.
Baykal Kalp krizi de geçirebilirdi.
Baykal suikast de uğraya bilirdi.
Böyle ağlayacağınıza adam gibi bir lider seçin.
Kaybedecek zaman yok.
Duygusallığı bırakın artık.
İstifa bu gün geldi ama olayın üzerinden 5 gün geçti.Şimdiye kadar başkanın çoktan hazır olması gerekirdi.
Oysa çoğu kişinin umduğu gibi olmadığı da görüldü.Başkan falan yok kimsenin kafasında.Popüler olmakla başkanlık sıfatları taşımak başkadır. 
Kemal Kılıçtaroğlu popüler ve herkes gözleri ona dikti ama K.Kılıçtaroğlu aday olmadığını açıkladı.
Saldım çayıra mevlam kayıra siyaset mi olur?
Yoksa Baykal yeni bir Ricky Martin'li kurultaya mı? hazırlanıyor.
Yine dumanlar arasından Ricky Martin (yada yenilerinden biri) parçaları eşliğinde çıkan bir Baykal mı göreceğiz?
İşte o zaman AKP'nin bayram günüdür.
Fettullah'ın samimiyetine inanan lider istemiyorum.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

10 Mayıs 2010 Pazartesi

BU CÜMLEN DEN DOLAYI SANA "GÜLE GÜLE SAYIN BAYKAL"

CHP LİDERİ Deniz Baykal’ı istifa ettiren kaseti dayanamayıp izledim.
Aklıma üniversite yıllarında söylenen bir fıkra geldi.
Aşağı yukarı şöyleydi:
Biyoloji hocası öğrenciyi kaldırır ve elinde tuttuğu kurutulmuş böceğin kıçını göstererek:
“Bunun adı ne?” diye sorar.
Öğrenci:
“Tanıyamadım hocam” der ve oturur.
Öğretmen kızar ve öğrenciyi kaldırıp:
“Sana sözlü notu sıfır veriyorum. Adın ne?” der.
Öğrenci arkasını döner ve pantolonunu indirir?
“Tanıdınız mı hocam?” der.

Baykal’ın istifasını canlı izledim.
Ama anlam veremediğim;yada bu konuşmanın içerisine neden sokulduğunu anlayamadığım bir cümle var.
“Bu çerçevede başka bir sorumlu arayışına çıkacak olanlara yardımcı olmak üzere Amerika Birleşik Devletlerinden, Pensilvanya’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim.

Şunu diyor Sayın Baykal; “Fetullah Gülen’e falan topu atıp yırtmaya çalışmayın. Bunu yapan siz siniz diyor. Devlettir diyor.”
İyide Sayın Baykal sen hala devletin Fettullah,CİA tarafından kuşatıldığını anlamamışsın.
Devletin ABD’den yönetildiğini görememişsin.
Bu sözünle komployu, kasetti şunu bunu boş verip bu analizi yapamadığın için sana güle güle diyorum.
Güle güle Sayın Baykal.
Umarım Ata’nın partisinin başına bu analizi tam yapmış birisi geçer.
 2011 DE TÜRKİYE’NİN PARÇALANACAĞINI İLERİ SÜREN RAPOR

Kimdir..?
Sefa Yürükel, 
Soykırım ve Terörizm Araştırmacısı
 
Sosyal Antropolog ve Etnograf
 
Lahey, Türklere Soykırımı Araştırma Vakfı (TGRF) Başkanı (Hollanda)
 
İskandınavya Türki Dil Konuşulan ve Komşu İlkeler Araştırmaları Enstitüsü Direktörü (Norveç)
Norveç Uluslararası İlşkiler Enstitüsü’nde Danimarka yurttaşı ve terörizm uzmanı bir Türk araştırmacı, Sefa Yürükel’in 2003 yılında bulup okuduğu gizli rapor Türkiye’nin bugünkü ortamına ışık tutuyor.
Rapor, bugün PKK’nın terörle ve medyada, üniversitelerde ve siyasal odaklarda yoğunlaşmış hainlerin yürüttükleri psikolojik savaşın arka planını da ele veriyor. Söz konusu raporun Norveç dışında başka bir ülkede hazırlanıp daha sonra Norveç’teki enstitüyle de paylaşılmış olduğu anlaşılıyor.
**

Terörizm uzmanı  Sefa Yürükel, 2003′te Norveç  Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde gizli bir raporu okuduğunu söylüyor.
Rapora göre, Türkiye’de bir iç savaş tezgâhlanıyor. Hatta rapor sanki bugünleri anlatıyor. 2003 yılının Şubat ayı sonu.
Norveç Uluslararası İlişkiler  Enstitüsü’nde terörizm uzmanı Prof. Dr. Toje Bjorge’nin  odası.  Aynı zamanda Danimarka vatandaşı, Norveç ‘te yaşayan Sefa M. Yürükel, daha önce araştırmacı olarak görev yaptığı  Enstitü’ye rutin ziyaretlerinden birinde.  Prof. Bjorge’nin  masasında 35 sayfalık bir rapor Yürükel’in dikkatini  çekiyor.  Raporun başlığı: “2011 Türkiye İç Savaşı”. Yürükel şoke oluyor.
**
Raporu eline aldığında 35 sayfayı dikkatle okuyor. Sanki daha o yıllarda bugünler tarif edilmiş! Ortada müthiş bir iç savaş senaryosu dolaşıyor! Bu esrarengiz raporun kimler  tarafından, nasıl ve ne zaman yazıldığı meçhul.  Çünkü raporun kopyasını alamıyor bile. Ama raporun tam anlamıyla bir gizli servis elinden çıktığı anlaşılıyor. ”Türkiye için iç savaş” senaryosunu yazdılar, şimdi de yönetiyorlar.
**

-Raporu ne zaman gördünüz?
-Bu raporu 2003 yılının Şubat ayı sonunda Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde gördüm.  2 defa okudum.
-Sizin elinize nasıl geçti?
-Ben daha önce Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalıştım.  Doğal olarak arada bir uğruyorum oraya.
-Peki orada nerede okudunuz bu raporu? Kimdeydi rapor?
-Orada terörizm konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Toje Bjorge’nin odasında okudum. 35 sayfalık bir rapordu.
-Kapağında ne yazıyordu raporun?
-”2011/Türkiye İç Savaş” başlığını taşıyordu.  Amerikan İngilizcesi  ile yazılmış olup, akademik-istihbaratçı bir kimse tarafından yazıldığı belli oluyordu.  Ben rutin akademik araştırmacı olduğum için her akademisyen araştırmacı gibi bunu rahatlıkla anlayabilirim.   Daha sonra aklımda kalanları not ettim.
-Bir isim yazıyor muydu?
-Hiçbir isim yazmıyordu.
-Gizli servis tarafından yazılmış bir rapor olabilir mi?
-Her tarafına baktım raporun bulamadım açıkçası bir isim, ibare.  Yalnız şu var çok ciddi bir araştırma yapıldığı ve  araştırmanın da çok iyi biçimde teorikleştirildiğini  gördüm.  Bunu normal bir akademisyenin yazmadığı belliydi. Türkiye’de de eli kolu olan kimselerin yazdığını anladım. Belki bir ekip araştırmayı yaptı ama tek elden yazıldığı anlaşılıyordu.
-Sözünü ettiğiniz profesör size bu raporu ne diye verdi?
-Bana “Bu aralar ne araştırması yapıyorsun? ” diye sordu.
Ben normalde soykırım üzerine çalışırım.  Profesöre, “terörizmle uğraşıyorum” dedim. Biraz fikir alışverisinde bulunduk.
Masasında bazı notlar,  yazılar vardı.
-”Bakabilir miyim?”dedim.-
-”İstediğini okuyabilirsin” dedi.
Onların arasından çıktı bu rapor. Bazılarını kopya etmeme müsaade etti. Ama o raporu vermedi. Şu anlama geliyor bu:
Rapor sadece belli yerlerde dolaşıyor. Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Norveç devletinindir.  Resmi bir kimliği vardır.
Buradan diplomatlar çıkartılır. Bütün Norveç’in diplomatları üst düzey yöneticileri bu merkezden elenir. Çok önemli bir yerdir.
-Prof.Toje Bjorge önemli bir isim mi?
-Norveç açısından önemlidir. Fakat ona bu raporu direkt vermemiş  olabilirler.
-Uzmanlık alanı nedir onun?
-Terörizm ve ırkçılık…
-Neden 2011 yılı planlanıyor sizce?
-AB’nin dayattığı kurallar meselesi var. Irak’a müdahale belki daha önceden planlanmıştı, bu zaten doğru, bölgede büyük bir değişiklik yaratılacağı, mesela Büyük Ortadoğu Projesi kapsamı var, bölgede haritanın değişmesi söz konusu.  Buna Türkiye de dahil bütün bu dayatmalarıyla Türkiye’nin buna 2011 yılına kadar dayanabileceğini, ondan sonra da taviz vererek gücünü yitireceğini planlıyorlar.
Bugünlerde yaşanan gerginlik ve çatışma ortamının yoğunlaştırılması planı var.  Batılılar tarafından öngörülen senaryo şu anlama geliyor:
Batılılar bu işin senaryosunu hazırlamakla kalmamışlar, aynı zamanda Kuzey Irak’ta ve Batı Avrupa’daki PKK büroları müsamaha görüyor. Burada bir koruma var ve onları da terörist olarak görmüyor.
-Peki bu raporun hazırlanma tarihi hakkında bir bilginiz var mı?
-Ben 2003 yılında okudum çok önce de hazırlanmış olabilir rapor.  Çok önce hazırlanıp bugünleri gösteren bir senaryodur bu rapor.
-Bu rapor Türkiye’de bir iç savaş çıkarmak maksadıyla mı yazılmış peki?
-Hayır, ama rapor Türkiye’de bir iç savaş tezgahlandığının tescili özelliği taşıyor. Batılılar genellikle böyle senaryolar hazırlarlar, ondan sonra da arkasına güç koyup harekete geçirirler. Irak’ ta olduğu gibi. Bu raporu yazanlar PKK’yı harekete geçiren güçler demek abartılı olmaz.  Aynı güçlerdir yani.
-Adres nereye çıkıyor?
-Batılı ülkelerdir. Esas hedef sadece Türkiye değil, İran ve  Asya’dır.  Direkt CIA’dır diyemem ama bu rapor ABD’ye çok uyuyor. Batının kendi arasında bu konuda bir uzlaşı var anlaşılan. Bu çok net görülüyor.
-Türkiye’de iç savaş çıkartılarak ne amaçlanıyor?
-Türkiye Batı’ya göre çok büyük bir ülke. AB yetkililerinin demeçlerinde de var bu. Türkiye’yi küçültmek istiyorlar.  ABD’ ye direnemeyecek bir Türkiye olmalı ve haritası değiştirilmeli. Amaç bu. Kürdistan kurularak Türk devletinin zayıflatılması ve boyun eğdirilmesi amaçlanıyor.  Bu da kendilerinin hassas olarak tanımladıkları, karışık bölgelerdeki etnik çatışmalar çıkartılarak yapılacak.  Çünkü bu dünyanın en tehlikeli işidir.
Raporda şu da geçiyor: Türkiye’ de herkes kendi etnik kökenine göre yolunu seçebilir.
Mesela ordu ve polis içindeki Kürtler de Türkler de yolunu seçebilir deniliyor, büyük bir çatışmada. Bu Yugoslavya’da olmuştur.
O bakımdan Türk devletinin böyle bir çatışmayı önleyemeyeceği vurgulanıyor. Geçmişte hazırlanan bu rapordaki senaryo bugün Türkiye’de uygulananın aynısı. Bu kadar net senaryo yazılamaz. Bunun anlamı: Bu senaryoyu hazırlayanlar bunu uygulayanlardır.
**
“Türkiye’nin eski hudutları kalmayabilir, haritası değişebilir”

Norveç  Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde Sefa Yürükel’in okuduğu raporda 5 bölüm bulunuyor.Her bölümde teorik yaklaşımlar ve senaryolar, iyi rafine edilmiş istihbarat bilgileri yeralıyor. Sefa Yürükel , “Bizzat yerel işbirlikçiler veya casuslar tarafından verilen bilgilere atıf yapılıyordu” yorumunu yapıyor.
**
1.Bölüm: Türkiye’nin jeopolitiği ve uluslararası siyasi coğrafyasına yer veriliyor. Yürükel, “Burada daha çok teorik yaklaşımlar vardı. Bu Türkiye’nin daha çok dışarıya dönük yönünü açıklıyordu” diyor.
**
2.Bölüm: Türkiye’nin siyasi, sosyal,  tarihi, dini, mezhepsel, etnik ve kültürel yapısı üzerine özet halinde ampirik datalarla güçlendirilen rakamların yer aldığı bir bölüm. Bu bölümde özellikle Kürtler-Türkler demografisi ifadeleri altları çizilerek yer alıyor. Yürükel, raporun bu bölümünde yer alanları  şöyle anlatıyor:
Şehir şehir hatta bazı kasabalar (Kızıltepe, Pazarcık,..vs) gibi yerlerin adı geçiyor ve demografisine örnek olarak yer veriliyordu. Burada esas değinilen karışık oturulan bölgeler biçimindeydi.  Yani Türkiye’nin çatışmaya dönük raporu yazan tarafından etnik demografisi çıkarılmıştı.
Buradaki verilerden de hissedildiği gibi Türkiye içerisinden birileri (işbirlikçiler, casuslar, …vs.) bu raporun yazılması amacıyla çatışma hedefine yönelik olarak çok rafine sayılabilecek hassas ve ayrıntılı bilgi vermiş ve toplamıştı.
**
3.Bölüm: Rapor’da “hassas bölgeler” diye bir tabir geçiyor. “Türk ve Kürt” etnik kökenden insanların, iç içe ya da “sınır bölgeleri” olarak rapor da ifade edilen Malatya, Erzurum, Maraş, Gaziantep’ in bulunduğu yerlerin gelir dağılımı, siyasi yapısı, ayrılıkçılığa veya devlete karşı çıkışı ya da devlet safında ayrılıkçılığa karşı çıkışa meyilleri ve güç oranında değişken olabilecek durumlar hipotetik olarak ele alınıyor.
**
4.Bölüm: Devletin ve PKK’nın Güneydoğu Anadolu’daki halk içerisinde etkisi ve bölgedeki stratejik konumu ele alınıyor. Yürükel bu bölümle ilgili de şunları kaydediyor:

-”Raporda sanki burada ikili bir iktidar söz konusu havası veriyordu. PKK’nın harekete geçebileceği NGO ve siyasi bağlantılı güçlerin hassas bölgelerde kontrollü bir çatışmayı yaratıp yaratmayacağı veya kaosa yol açıp açmayacağı konusunda sorular soruluyordu.
**
Aynı zamanda devletin bu bölgelerde önemli ölçüde zayıf olduğu sadece askeri ve polis gücü ve aşiret gücü olarak varlığını sürdürdüğü fazla bir kitle tabanına  sahip olmadığına vurgu yapılıyordu. Yani rapor PKK’yı etnik çatışmaları istediği anda çıkartıp istediği anda da durdurabilecek ve tek   muhatap olabilecek bir güç olarak ele alıyordu.”
**
Bu bölümde ayrıca hassas bölgeler dışında metropol ve turizm  bölgelerinde de önemli ölçüde karışık demografik yapının varlığı üzerinde duruluyor ve burada “ayrılıkçı milliyetçiliğin ve ona bağlı toplumun” değişken ve çarpışabilecek ideolojik ve siyasi tutumları fiz iki bir çatışma
ortamı hazırlayabileceği üzerinde duruluyor. Süreç 1987 olarak başlatılıyor ve 2011 yılına kadar  burada düşük ya da yüksek yoğunlukta çatışmaya varabilecek bir hareketlenme olacağının altı çiziliyor. Yürükel bir noktanın daha  altını çiziyor:
“Burada benim dikkatimi çeken bir şey çok kesin ifadeler  kullanılması idi. Sanki raporu yazan çatışmanın yani iç savaşın olacağından eminmiş  gibiydi.”
**
5.Bölüm: Türkiye’nin iç savaşa doğru sürüklendiği ve sonuçları  üzerinde duruluyor.BM, AB, NATO, Batılı ve bölge devletlerinin tutumları üzerinde değerlendirmeler yapılıyor. Yürükel’in notu şöyle:
“Burada, Batı’nın çok kan akıtılan bölgelere askeri, siyasi ve insani müdahele edebilme olasılığı üzerinde duruyordu. İç savaş terimi kullanılıyor ve bölgede bu iç savaşın yayılma ihtimali dolaylı yardım veya doğrudan katılma şekliyle göz önünde bulunduruluyordu. Sonuçları üzerinde duruluyordu. Bu bölümde raporun toparlanması yapılıyor ve Türkiye’nin esas mevcut yapısının Türkiye’deki Kürt ve Türk demografisi şeklinde ele alınmasının icap ettiğini, 2011′e kadar doğabilecek fiziki çatışma ortamının ve g etiri götürüsünün bölge ve uluslar arası boyutunun üzerinde durularak,  Türkiye’nin artık eski hudutlarının kalmayabileceği ve haritanın değişebileceği  ve Batı’nın buna karşı çıkmasının söz konusu olmadığı ifadeleri kullanılıyordu.



Yayınlandığı yerler: Eylül 2005 Tempo ve Haftalık Dergileri
Önemli NOT:
Herkese bu dergilerin birer kopyasını bulmalarını ve scan yaparak tüm internet ağlarına göndermelerini  tavsiye ederim. Çünkü  orada konu ile ilgili bazı ekspertlerin yorumları da vardı. Bu e-maili bilgi akışı için tüm ağlara ulaştırmanızı rica ediyorum.

 Saygılarımla
 Sefa M. Yurukel,
 Antropog & Etnograf
 Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı
 Lahey Türklere Soykırımları Araştırmalar Vakfı Başkanı (TGRF)





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."