28 Şubat 2010 Pazar
Proje Bazında Maddi Destekçiler
Birleşmiş Milletler Habitat İstanbul Zirvesi
Ana Destekci: Toplu Konut İdaresi Başkanlığı
Diğer Destekci: Arçelik
Diğer Destekci: İş Bankası
Diğer Destekci: Ekinciler Holding
Diğer Destekci: Emlak Bankası
Diğer Destekci: TEB
Diğer Destekci: Aygaz
Diğer Destekci: Four Seasons Hotel
Diğer Destekci: Mesa
Diğer Destekci: Yapı Kredi Yayınları
Diğer Destekci: Ytong
Diğer Destekci: Koray İnşaat
Diğer Destekci: S.S. Büyükşehir Konu Yapı Koop.
Diğer Destekci: Ondüline Avrasya
Diğer Destekci: Levent Rotary Klüp
Diğer Destekci: Gök İnşaat
Diğer Destekci: BATA
Diğer Destekci: Aymod Ayakkabı
Diğer Destekci: Net Yapı
Diğer Destekci: İstanbul Rotary Klüp
Diğer Destekci: Uluslararası Müteahhitler Birliği
Cumhuriyet'in 75. Yıl Projeleri
Ana Destekci: Başbakanlık Tanıtma Fonu
Diğer Destekci: İMKB
Diğer Destekci: Milli Piyango İdaresi
Diğer Destekci: İş Bankası
Diğer Destekci: Kalkınma Bankası
Diğer Destekci: Eximbank
Diğer Destekci: Körber Vakfı
Diğer Destekci: Finansbank
Diğer Destekci: İpragaz A.Ş.
Diğer Destekci: Leitz Manu Kırtasiye
Diğer Destekci: Novartis
Diğer Destekci: Amerikan Basın ve Kültür Merkezi
İstanbul Ansiklopedisi Projesi
Ana Destekci: Kültür Bakanlığı
Türkiye’de İnsan Hakları ve Sivil Toplum Gelişiminin Görsel Anlatımı Projesi
Ana Destekci: Avrupa Komisyonu
Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi
Ana Destekci: Avrupa Komisyonu
Diğer Destekci: Açık Toplum Enstitüsü
Osmanlı Bankası Arşivinden Tarihten İzler Sergisi
Ana Destekci: Osmanlı Bankası
İstanbul Müzesi Projesi
Ana Destekci: Rockfeller Vakfı
Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi 1995-1996
Ana Destekci: UNDP
Avrupa Yayınları Projesi
Ana Destekci: Avrupa Komisyonu
Diğer Destekci: Filandiya Konsolosluğu
Akdeniz'de Tarih Öncesi Alanlar Projesi
Ana Destekci: Avrupa Komisyonu
Osmanlı’dan Günümüze Kağıt Para: Nakden Tarih Sergisi
Ana Destekci: Osmanlı Bankası
Bankalar Caddesi: Osmanlı’dan Günümüze Voyvoda Caddesi Sergisi
Ana Destekci: Osmanlı Bankası
Yerel Tarih Grupları Projesi
Ana Destekci: Rockfeller Vakfı
Diğer Destekci: Hollanda Matra-Kap Fonu
Diğer Destekci: Ünye Ticaret Odası
Diğer Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği
Eyüp Projesi
Ana Destekci: Kültür Bakanlığı
Diğer Destekci: İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Akdeniz Sesleri Projesi
Ana Destekci: Avrupa Komisyonu
Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi 2004-2005
Ana Destekci: Açık Toplum Enstitüsü
Ana Destekci: Dünya Bankası
Okullara Kitap Gönderim Projesi
Ana Destekci: Türk Kültür Vakfı (Turkish Cultural Foundation)
1960 Sonrasında İç Göç, İşçiler ve Sendikalar Projesi
Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı
Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumları
Ana Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği
Diğer Destekci: Amerikan Basın ve Kültür Merkezi
Josephine Powell Kolleksiyonundan Kilim Örnekleri Sergisi
Ana Destekci: JP Morgan
Diğer Destekci: Bireysel Bağışçılar (ABD)
"Elveda Doğduğum Toprak " Fotoğraflarla Anadolu'nun 150 Yıllık Göç Tarihi Sergisi
Ana Destekci: Rockfeller Vakfı
I. Tarih ve Deniz Şenliği Projesi
Ana Destekci: Kültür Bakanlığı
Fotoğraflarla İnsan Hakları Sergisi
Ana Destekci: Avrupa Komisyonu
Diğer Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği
Diğer Destekci: Kanada Büyükelçiliği
Sendikal Eğitim Atölyeleri
Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı
Osman Hamdi Bey Sempozyumu
Ana Destekci: Kültür Bakanlığı
Sendikalar ve Üniversiteler Atölyesi
Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı
Pertev Naili Boratav Arşivi Projesi
Ana Destekci: Kültür Bakanlığı
I. Uluslararası Tarih Kongresi
Ana Destekci: Esbank
24 Ocak 2010 Pazar
Bu psikolojik saldırı özellikle medyada, ‘Pavyon’ Taraf gazetesinde üslenmiş ‘tetikçiler’ tarafından yürütülmektedir.
Kendi ordusuna düşman bir medya acaba dünyanın başka ülkelerinde var mıdır?
İşte bu soruyu yanıtlamak amacıyla başta ABD, Fransa ve İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelere kısaca bir göz atalım.
Amerika’da Ulusal Güvenlik
ABD’de ‘Ulusal Güvenlik’ denildiğinde akan sular durur!
Siyasi, askeri, ekonomik ya da toplumsal bir bilgiye ulaşmaya kalkışana, unvanı ne olursa olsun, ‘ulusal güvenlik’ nedeniyle bu bilginin verilemeyeceği söylenebilir. İtiraz yoktur. Başvuracak bir yer de yoktur!
Amerika’da devlet, şeffaf değildir.
Hangi bilgilere erişilip erişilemeyeceğine devlet karar verir, her defasında yanıt hep aynıdır: Ulusal Güvenlik!
ABD’de yerli ya da yabancı bir kişi, sırf ulusal güvenlik gerekçesiyle sorguya çekilebilir, tutuklanabilir, haftalarca gözaltında tutulabilir ve hatta işkence bile görebilir. İtiraz edilemez, zaten itiraz edilebilecek bir makam da yoktur!
Amerika’da ‘Ulusal Güvenlik’ denildiğinde, hukukun genel ilkelerinden, insanların hak ve özgürlüklerinden asla söz edilemez!
ABD’de ulusal güvenliği sağlayan ve denetleyen resmi kuruluşun adı, ‘National Security Agency’ yani, Ulusal Güvenlik Teşkilatı’dır, kısaca NSA olarak anılır.
‘Evrensel Hukuk’, ‘Uluslararası Hukuk’ gibi kavramlar, NSA için geçerli değildir!
NSA, dünyada hiçbir yasa tanımadan, yabancı ülkelerdeki görüşmeleri dinler, bilgisayarlara girip tüm yazışmaları okur.
NSA, 96 ülkede yılda yaklaşık 3 milyon görüşmeyi dinlemektedir.
Gizli tutulsa da, NSA’da çalışan eleman sayısının yaklaşık 30 bin kişi olduğu tahmin edilmektedir.
NSA’nin resmi logosunun altında şu sözler yer almaktadır:
“Ulusumuzu Savunma, Geleceğini Güven Altına Alma”.
NSA Yöneticileri
Günümüzde NSA’nın en tepesindeki üç yönetici şunlardır:
Başkan: Kor. General Keith B. Alexander
Başkan Yardımcısı: Tuğgeneral Noel T. Jones
Başkan Yardımcısı: John C. Inglis. NSA’daki en yüksek sivil bürokrat.
Görüldüğü gibi, Amerikan ulusunun savunmasından ve geleceğinin güvence altına alınmasından sorumlu en üst resmi kuruluş olan NSA’nın başkanı asker, başkan yardımcılarından biri de askerdir.
ABD’de hiçbir kurum, kuruluş ya da kişi, NSA’nın bu yapısını eleştiremez, NSA uygulamalarına karşı çıkamaz!
‘Asker mi bizim geleceğimizi güven altına alacakmış, onlar kendi işine baksın!’ diyebilecek bir gazeteci ortaya çıkamaz!
NSA’yı eleştirmeyi göze alacak bir gazeteci, New York’ta üçüncü sınıf bir lokantada bulaşıkçılık işi bile bulamaz, isterse iki tane üniversite diploması olsun!
ABD Başkanı J. F. Kennedy’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturmayı yürütmüş, daha sonra bu konuda iki kitap yazmış olan başsavcı Jim Garrison şunları söylüyor:
“Korkunç ama yalın gerçek şudur ki, ABD’de gerçek hükümet, CIA ve Pentagon’un bileşimidir. Senato ve Meclis’ten oluşan Kongre ise, sıradan bir tartışma derneğine indirgenmiştir.”
ABD’de rejime karşı çıkanın başına ne gelir?
Nazi Almanya’sında olduğu gibi vücudu hemen ortadan kaldırılmaz, çok daha kurnaz yöntemler uygulanır, ancak sonuç aynıdır.
Egemenlerin Amerikan halkını aldatması ve istediği gibi yönlendirmesi, aralarında akademisyenlerin ve aydınların da bulunduğu bazı çevrelerce, iktidarda olmanın doğal sonucu olarak kabul edilmektedir.
Amerikalı aydınların büyük bir kesimi, Beyaz Saray’ın ve Pentagon’un en sadık yandaşlarıdır.
ABD Ordusu ve Holywood
ABD Savunma Bakanlığı karargâhının bulunduğu yerin adı, Pentagon’dur.
Pentagon demek, ABD ordusu demektir.
Pentagon demek, ABD generalleri demektir.
Pentagon, Holywood’da çevrilen sinema filmlerini denetleme ve gerekli gördüğünde sansürleme yetkisine sahiptir.[1]
Amerikalı sade vatandaşların bundan haberi yoktur.
Bu durumu bilen Amerikalı aydınların, akademisyenlerin, gazetecilerin, yazarların ve sivil toplum örgütlerinin de karşı çıkacak cesaretleri yoktur.
Pentagon gerekli gördüğünde, sinema filmi yapımcılarını, senaryo yazarlarını çağırıp sorgular, resmi mektuplarla uyarır, kısacası sinema endüstrisini denetim altında tutar. Öyle ki, bazen bir sinema filminin kurgusunu yeniden yazdırtabilir, filmlerden bazı sahneleri çıkartabilir, hatta ana kahramanları bile değiştirebilir.
Amerika’da sinema endüstrisinin merkezi Holywood’dur.
Holywood, Amerikalı generallerin denetimindedir.
Pentagon’da Siyonistler
Amerika bir ülkeye karşı savaş açacaksa, ya da yabancı bir ülkeye asker gönderecekse, bunun kararını Amerikan hükümeti değil, Pentagon verir. Hükümet sadece onaylar.
Pentagon ise, Siyonistlerin denetimindedir.
Pentagon’un en üst düzey yöneticileri, başta JINSA (Ulusal Güvenlik Konularında Yahudi Enstitüsü) olmak üzere Siyonist lobilerin yönetim kurullarında görevlidirler.
Peki, Amerika’nın ulusal güvenliğiyle Siyonizm arasında ne tür bir bağ olabilir, hiç soran olur mu?
Soranın nefesini keserler!
Pentagon, işine gelmediğinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurul karalarını ve Güvenlik Konseyi kararlarını tanımaz.
1996 yılında Pentagon’un üç yöneticisi, üçü de Siyonist, dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya, Saddam Hüseyin’i devirme emrini verdi. Sen yürü, biz seni destekleyeceğiz, dediler. Pentagon’un bu üç Siyonist yöneticileri kimlerdi?[2]
Richard Perle: Pantagon Savunma Politikaları Kurulu Başkanı.
Douglas Feith: Savunma Bakan Yardımcısı ve Pentagon Politika Danışmanı.
David Wurmser: Silahların denetimi ve uluslar arası güvenlik konularında Savunma Bakan Yardımsısı Asistanı.
Daha sonra, Pentagon’un bu üç Siyonist yöneticisi, ABD ordusunun Irak’ı işgalinde başrolü oynadılar. Siyonistlerin denetimindeki Pentagon karar verdi, ABD başkanı ve hükümetine bu saldırıya bahaneler uydurma görevi düştü.
Fransa’da General de Gaulle
İkinci Dünya Savaşı başladığında albay rütbesinde bulunan Charles de Gaulle, Almanlara karşı savaşta gösterdiği üstün başarılardan sonra tuğgeneralliğe terfi ettirilir ve Savunma ve Savaş Bakan Yardımcısı olarak atanır. Ancak Fransız hükümeti işgalci Alman güçleriyle anlaşma yapmaya karar verince, karşı çıkar. Fransız halkını Nazi Almanya’sına karşı direnmeye çağırır ve Londra’ya kaçar. Orada, bir ‘Sürgünde Fransız Hükümeti’ kurar. O artık Özgür Fransa’nın lideridir.
Ağustos 1944’de Alman işgalinden kurtulan Paris’e girerken, General de Gaulle Fransız halkı tarafından büyük bir kahraman olarak karşılanır.
Yeni Fransız anayasası hazırlanırken, geçici hükümetin başbakanlığına getirilir. Güçlü başkanlık sistemini önerir, kabul edilmeyince de istifa edip ayrılır.
Mayıs 1958’de Fransa’nın sömürgesi Cezayir’de isyanlar başlar. Fransa’da siyasi dengeler bozulur, ortalık karışır, Dördüncü Cumhuriyet yıkılır.
Fransız halkı, Emekli General de Gaulle’ü yeniden iş başına çağırır.
Emekli General de Gaulle’ün istediği güçlü başkanlık sistemini getiren anayasayı Fransız halkı kabul eder ve Ocak 1959’da, Emekli General de Gaulle 69 yaşındayken, oyların yüzde 78’ini alarak, Fransa Beşinci Cumhuriyeti Devlet Başkanı seçilir.
Emekli General de Gaulle, keskin bir ulusalcıydı. ABD ve Sovyetler Birliği’ne eşit uzaklıkta durarak, tam bağımsız Fransa’yı savundu.
Koyu bir muhalefete rağmen Cezayir’in bağımsızlığını tanıdı.
Fransa Devlet Başkanı Emekli General de Gaulle, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekildiklerini duyurdu ve Fransız topraklarındaki tüm Amerikan askeri üslerinin hemen çıkıp gitmelerini sağladı.
Emekli General de Gaulle, Fransız ekonomisini tarihinde görülmemiş ölçüde güçlendirdi. Son 200 yılda ilk kez, Fransa’nın yıllık ulusal geliri, İngiltere’ninkini geçti.
Mayıs 1968’de başlayan üniversite öğrencilerinin şiddetli gösterileri de Gaulle hükümetini sarstı. Genel grev, Fransa’yı felç etti. Başkan de Gaulle, seçimlere gitti. Fransız halkı, 78 yaşındaki bu emekli generali yeniden başkan seçti, bunalım sona erdi.
Nisan 1969’da, de Gaulle yapmak istediği reformlar halkoylamasında reddedilince istifa edip ayrıldı. Kısa bir süre sonra, 9 Kasım 1970 günü öldü.
Fransa Devlet Başkanı, Emekli General de Gaulle öldüğünde, bankalarda parası, içinde yaşadığı evinden başka malı, mülkü yoktu. Başkanlıktan ayrıldıktan sonra, askerlikten emekli maaşıyla neredeyse yoksulluk içinde yaşamış, devlet başkanlığından emekli maaşı almayı kabul etmemişti.
Emekli General de Gaulle’ün ekonomik, siyasi ve toplumsal görüşlerinin ve eylemlerinin tümüne birden ‘Gaullism’, bu ideolojiye bağlı olanlara da ‘Gaullist’ denilmektedir. Gaullism’in temel ilkesi, ulusal bağımsızlıktır.
Günümüz Fransa’sında ‘Halkçı Hareket Birliği Partisi’, Gaullist parti olarak tanımlanmaktadır.
Şu soruları sormak zorundayız.
1789’da yaptıkları Fransız Devrimi ile tüm Avrupa tarihine yön verenler, açtıkları “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” bayrağı ile demokrasinin öncülüğünü yapanlar, nasıl olmuş da 20. yüzyılın son çeyreğinde, hem de bir barış döneminde, on yıl süreyle devletin yönetimini bir emekli generale bırakmışlardır?
Avrupa Birliği’nin kurucu üyesi olan Fransa’da, devletin başına bir sivilin değil de bir emekli generalin gelmesine neden toplumun hiçbir kesiminden karşı çıkan olmamıştır?
Fransa’nın içinden hiçbir itiraz yükselmediği gibi, askerlerin yetki ve etkilerinin azaltılması ilkesini dayatan AB’nin diğer üyelerinden de niçin en küçük bir karşı çıkış duyulmamıştır?
Neden, hâlâ günümüz Fransa’sında Gaullism ideolojisi geçerliliğini korumakta, Gaullistler hâlâ Fransa siyasetinde önemli bir rol oynamaktadır?
Niçin Fransız siyasetçilerinden, medyasından, ya da aydınlarından, “Gaullism’in kökünü kazıyacağız” naraları yükselmemektedir?
Neden Fransa’da hiç kimse, Gaullistleri ‘çağdışı’, ‘dinazor’ diye aşağılamıyor?
İngiltere’de Askeri Darbe
16 Mart 1976 tarihinde İngiltere Başbakanı Harold Wilson, halka beklenmedik bir açıklamada bulundu. Başbakanlıktan ayrılıyordu! İngiliz halkı şaşırmıştı, çünkü Harold Wilson’un başbakanlıkta daha üç yıl süresi vardı.
O sıralar bu kararın alınmasına doyurucu bir açıklama getirilmemiş, türlü öyküler, kurgular ve dedikodular yazılıp söylenmiştir. Ancak otuz yıl sonra bu beklenmedik istifanın nedenleri ortaya çıktı.
İngiliz ordusu, gizli istihbarat servisleriyle birlikte İşçi Partisi Genel Başkanı, Başbakan Harold Wilson’a darbe tasarlamıştı. Peki, tanklar başbakanlık konutuna ne kadar yaklaşmıştı?
Harold Wilson, İngiliz ordusunun gizli istihbarat servisleri MI5 ve MI6 ile birlikte kendisine karşı uzun bir süredir çirkin bir kampanya yürüttüklerine kesin olarak inanıyordu. Ortaya çıkan yeni kanıtlar, Harold Wilson’un derin kaygılarında haklı olduğunu gün ışığına çıkardı.[3]
Aşırı sağcıların çoğunlukta olduğu İngiliz gizli istihbarat servisi MI5’in üst düzey yöneticisi Peter Wright, çok sonraları, darbe planlamasındaki rolünü itiraf etti. Peter Wright şöyle diyordu:
“Harold Wilson’u devirmeyi konuşup tartıştık. Ordunun en üst komutanlarıyla darbe planını görüştük.”
Dönemin devlet bakanlarından Lord Chalfont da, ordunun en kıdemli generallerinin darbede yer almalarının planlanmış olduğunu açıklıyordu.
Darbe planı söylentilerinin yoğunlaştığı 1967 yılında, Kraliçe’nin amcası Lord Louis Mountbatten’ın adı, askeri darbenin lideri olarak geçmekteydi. Plan o kadar ciddi boyutlara ulaşmıştı ki, General Sir Walter Walker, Kraliçe’nin İngiliz halkına darbeyi duyuracak olan konuşmasını bile hazırlamıştı!
Darbeciler, Şubat 1974’de darbenin provasını yaptılar. Ordu, Londra’nın en büyük havalimanı Heathrow’u işgal etti. Sözde, IRA teröristlerine karşı ileride nasıl davranacaklarının eğitimini yapıyorlardı!
Hükümetine karşı askeri darbe hazırlıklarının yoğunlaştığı sırada Başbakan Harold Wilson karısına, siyasetteki çok yakın arkadaşlarına ve Kraliçe’ye, altmışıncı doğum yılı gününde, yani 11 Mart 1976 tarihinde istifa edeceğini söylemişti.
Düşmanlarını hiç kimse ve hiçbir şeyin durduramayacağını bilen Harold Wilson, başbakan olarak daha üç yıl süresi varken istifa ederek, İngiliz demokrasisine indirilecek bir darbeyi önlemiş oluyordu.
Askeri darbeyle düşürülmesi planlanan İşçi Partisi hükümeti, 1979 seçimlerini kaybederek iktidardan ayrıldı, yerine Margaret Thatcher’in liderliğindeki sağcı Muhafazakâr Partisi geldi.
Harold Wilson’a karşı planlanan askeri darbe ile ilgili ne o zaman ne de ondan sonra hiçbir resmi araştırma yapılmadı.
Hiçbir İngiliz generali sorgulanmadı, ordunun karargâhına girilmedi, kozmik odalarda belge aranmadı. Darbe planlayıcılarından İngiliz gizli istihbarat servisleri MI5 ve MI6 hakkında da en küçük bir soruşturma yapılmadı. İngiliz yargısı, bu olaya hiç karışmadı. Medyadan ve sivil toplum örgütlerinden de ciddi bir ses çıkaran olmadı.
Demokrasinin beşiği olarak bilinen İngiltere’de, 20. yüzyılın son çeyreğinde, halkın oylarıyla iktidar olmuş İşçi Partisi’ne ve onun başbakanına karşı ordu darbe planlamış, devletin hiçbir resmi organından ses çıkmamıştı. Kol kırılır yen içinde kalır, ilkesi izlenmişti.
Eski Askerler Günü
Amerika’da her yılın 11 Kasım günü, ‘Eski Askerler Günü’ olarak anılan bir tatil günüdür. Amerika’da yaklaşık 25 milyon emekli asker vardır ve işte bu gün onları onurlandırma günüdür.
Amerika’nın şu ünlüleri, ‘Ünlü Eski Askerler’ olarak anılır, saygı görür:
Clint Eastwood (Oskar ödüllü aktör, direktör),
Bu ünlüler her fırsatta, orduda ne zaman, nerede, hangi görevlerde bulunduklarını gururla anlatarak izleyicilerden, dinleyicilerden alkış alırlar, koltukları kabarır.
Amerika’da çok sayıda ‘Eski Askerler’ örgütü vardır. İşte bunlardan bazıları:
Army Aviation of America,
Her yılın 11 Kasım günü İngiltere, Kanada, İrlanda Cumhuriyeti, Güney Afrika, Barbados ve Yeni Zelanda’da Birinci Dünya Savaşı’nda ölmüş olan askerler anılır. Bu anma gününe ‘Gelincik Günü’ de denilir. Askeri anıtlara gelincikten yapılmış çelenkler konulur. Kiliselerde dua edilir.
11 Kasım günü Fransa ve Belçika’da ulusal tatil günüdür.
Rusya’da her yılın 23 Şubat günü, ‘Ordu Günü’ olarak anılır.
Dedeler, babalar, amcalar, erkek kardeşler, yeğenler ister emekli askerler olsun ya da olmasın, bu günü büyük coşkuyla kutlarlar. Ordularının geçmişteki kahramanlıklarını anar, gelecekte onlara olan güvenlerini dillendirirler.
Rus halkının çok güzel bir geleneği vardır.
Yeni evli çiftler, nikâh masasından kalkar kalkmaz, tüm davetlilerle birlikte, en yakındaki bir askeri anıta giderler, ellerindeki çiçekleri bu anıtın çevresine özenle yerleştirirler. En mutlu günlerinde, askerlerine olan sevgi, saygı, bağlılık ve güveni böyle sergilemiş olurlar.
ABD’den, Soros’tan ve AB’den aldıkları hibeler ve Siyonist lobilerden sağladıkları desteklerle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yalanlarla, iftiralarla, karalamalarla saldıran medyadaki ‘tetikçileri’ ağır bir yenilgi beklemektedir.
Türk ulusunun, ‘Kemal’in Askerleri’nden oluşan şanlı ordusuna duyduğu sevgi, güven ve bağlılık sonsuza dek sürecektir.
Yılmaz Dikbaş
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
4 Ekim 2009 Pazar
6 Eylül 2009 Pazar

5 Eylül 2009 Cumartesi
23 Mart 2009 Pazartesi
| ‘Gizli güç tellalları’ | ||||||||
| | ||||||||
|
| |||||||
| | ||||||||
| NEW YORK –Ergenekon davasına dikkat çekildiği makalede “İslamcılar, Türkiye'nin karanlık Derin Devleti'nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” iddiasına yer verildi. “Türkiye'nin gizli güç tellalları” başlıklı makalede Ergenekon davasına vurgu yapılarak “İslamcılar, Türkiye'nin karanlık Derin Devleti'nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” savında bulunuldu. Ergenekon iddianamesinde inandırıcı olmayan bir biçimde “Laik milliyetçilerin inandırıcı olmayan bir biçimde eş zamanlı olarak İslamcı, Marşist ve Kürt yanlısı terör saldırılarını planladıkları” öne sürüldüğüne işaret edilen makalede “Herhangi başka bir Batılı toplumda bu tüm tutarsız suçlamalar, fantezi olarak geri çevrilirdi” ifadesi kullanıldı. Makalede Türkiye’de “eski Derin Devlet”in geçmişte birkaç defa ortaya çıktığı savunulurken, Susurluk kazasına değinilerek Türkiye’deki güçlü orta sınıfın özgürlükleri sınırlandıran bu “yozlaşmış elidi” geri itmeyi başardığı, “Derin Devlet”in AB sürecince daha da zayıflatıldığı yorumu yapıldı. ERGENEKON YILDIRMA ARACI AKP’nin iktidara gelmesi üzerine birçok Türk demokratının “Derin Devlet’in yok edileceğini umduğunu kaydeden Çağaptay, “Ancak o zamandan beri geçen yedi yıllık sürede AKP karanlık güç tellallarından kurtulmak yerine, hükümeti devirmeyi amaçlayan gerçek bir komployu içerdiği gibi görülen Ergenekon gibi davaları Türkiye’nin laik hakimlerini, medya, ordusu ve hemen hemen tüm siyasi karşıtlarını saldırmak için kullandı” görüşünü dile getirdi. “Hükümetin iddialarının gülünçlüğü”ne ilişkin kuşkuları gidermek amacıyla Tuncay Güney’in kişiliğine ve iddialarına dikkat çekilen makalede şu görüşler de dile getirildi: “Buradaki trajedi, AKP’nin, Ergenekon’u, sadece Türkiye’nin Derin Devlet’ten kurtulmasını sağlamak için değil, ayna zamanda Mart 29’da ülke çapında yapılacak yerel seçimi öncesi meşru muhalefeti yıldırmak amacıyla da kullanıyor olmasıdır. Son seçimlerin gösterdiği gibi nüfusun yarısından fazlası hala AKP’ye karşı ancak birçok kişi şimdi hükümetin düşmanlarını izlediği işaretleri nedeniyle konuşmaktan korkuyor.” Polisin sadece Ergenekon soruşturmasında 1.5 milyon telefon görüşmesi ve e-mesajlarını kayda aldığı öne sürüldüğü makalede “Bu tur işaretler, AKP’nin, eski Derin Devlet’in yerine kendisine ait yeni bir Derin Devlet’i yerleştirdiğini gösteriyor” iddiasında bulunuldu. Makalede söyle devam edildi: “DEĞİŞİM İÇİN LİBERAL PARTİ GEREKİR” “İslamcılar, bir cadı avını yürütmek için hala önceki sistemin hayaletini kullanırken şimdi güç manivelalarını çeviriyor. Derin Devlet bir zamanlar, komünistler ve İslamcıları korkutmak amacıyla işlemiş olabilir ancak bugün muhalifleri ezmek için laik, liberal ve milliyetçi Türklere karşı kullanılıyor. Türkiye’nin ilericilerinin kalpleri kırık olmalı. Siyasi modernizasyon ve AKP’nin, devleti komplo teorilerinden ve karanlık güçlerden kurtaracağını ummuşlardı ancak böyle bir değişimin gerçekleşebilmesi için ülkenin dümeninde liberal bir parti olması gerekiyordu.” | ||||||||
22 Mart 2009 Pazar
ARSLAN BULUT-YENİÇAĞ

