THİNG TANG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
THİNG TANG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2010 Pazar

TAARİH VAKFI DESTEKÇİLERİ
Proje Bazında Maddi Destekçiler


Birleşmiş Milletler Habitat İstanbul Zirvesi


Ana Destekci: Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

Diğer Destekci: Arçelik

Diğer Destekci: İş Bankası

Diğer Destekci: Ekinciler Holding

Diğer Destekci: Emlak Bankası

Diğer Destekci: TEB

Diğer Destekci: Aygaz

Diğer Destekci: Four Seasons Hotel

Diğer Destekci: Mesa

Diğer Destekci: Yapı Kredi Yayınları

Diğer Destekci: Ytong

Diğer Destekci: Koray İnşaat

Diğer Destekci: S.S. Büyükşehir Konu Yapı Koop.

Diğer Destekci: Ondüline Avrasya

Diğer Destekci: Levent Rotary Klüp

Diğer Destekci: Gök İnşaat

Diğer Destekci: BATA

Diğer Destekci: Aymod Ayakkabı

Diğer Destekci: Net Yapı

Diğer Destekci: İstanbul Rotary Klüp

Diğer Destekci: Uluslararası Müteahhitler Birliği

Cumhuriyet'in 75. Yıl Projeleri


Ana Destekci: Başbakanlık Tanıtma Fonu

Diğer Destekci: İMKB

Diğer Destekci: Milli Piyango İdaresi

Diğer Destekci: İş Bankası

Diğer Destekci: Kalkınma Bankası

Diğer Destekci: Eximbank

Diğer Destekci: Körber Vakfı

Diğer Destekci: Finansbank

Diğer Destekci: İpragaz A.Ş.

Diğer Destekci: Leitz Manu Kırtasiye

Diğer Destekci: Novartis

Diğer Destekci: Amerikan Basın ve Kültür Merkezi

İstanbul Ansiklopedisi Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Türkiye’de İnsan Hakları ve Sivil Toplum Gelişiminin Görsel Anlatımı Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Diğer Destekci: Açık Toplum Enstitüsü

Osmanlı Bankası Arşivinden Tarihten İzler Sergisi


Ana Destekci: Osmanlı Bankası

İstanbul Müzesi Projesi


Ana Destekci: Rockfeller Vakfı

Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi 1995-1996


Ana Destekci: UNDP

Avrupa Yayınları Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Diğer Destekci: Filandiya Konsolosluğu

Akdeniz'de Tarih Öncesi Alanlar Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Osmanlı’dan Günümüze Kağıt Para: Nakden Tarih Sergisi


Ana Destekci: Osmanlı Bankası

Bankalar Caddesi: Osmanlı’dan Günümüze Voyvoda Caddesi Sergisi


Ana Destekci: Osmanlı Bankası

Yerel Tarih Grupları Projesi


Ana Destekci: Rockfeller Vakfı

Diğer Destekci: Hollanda Matra-Kap Fonu

Diğer Destekci: Ünye Ticaret Odası

Diğer Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği

Eyüp Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Diğer Destekci: İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Akdeniz Sesleri Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi 2004-2005


Ana Destekci: Açık Toplum Enstitüsü

Ana Destekci: Dünya Bankası

Okullara Kitap Gönderim Projesi


Ana Destekci: Türk Kültür Vakfı (Turkish Cultural Foundation)

1960 Sonrasında İç Göç, İşçiler ve Sendikalar Projesi


Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı

Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumları


Ana Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği

Diğer Destekci: Amerikan Basın ve Kültür Merkezi

Josephine Powell Kolleksiyonundan Kilim Örnekleri Sergisi


Ana Destekci: JP Morgan

Diğer Destekci: Bireysel Bağışçılar (ABD)

"Elveda Doğduğum Toprak " Fotoğraflarla Anadolu'nun 150 Yıllık Göç Tarihi Sergisi


Ana Destekci: Rockfeller Vakfı

I. Tarih ve Deniz Şenliği Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Fotoğraflarla İnsan Hakları Sergisi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Diğer Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği

Diğer Destekci: Kanada Büyükelçiliği

Sendikal Eğitim Atölyeleri


Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı

Osman Hamdi Bey Sempozyumu


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Sendikalar ve Üniversiteler Atölyesi


Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı

Pertev Naili Boratav Arşivi Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

I. Uluslararası Tarih Kongresi


Ana Destekci: Esbank

24 Ocak 2010 Pazar

KÜRESEL SERMAYENİN HİZMETKARLARI
-Atilla YAYLA-



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
TÜRK ORDUSUNA ÜLKE İÇİNDEN SALDIRILAR GİDEREK YOĞUNLAŞMAKTADIR.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 16.12.2009 günü Trabzon’da, TGC Oruç Reis Firkateyni’nde düzenlediği basın toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı psikolojik harekât yürütülmekte olduğunu açıkladı.

 Bu psikolojik saldırı özellikle medyada, ‘Pavyon’ Taraf gazetesinde üslenmiş ‘tetikçiler’ tarafından yürütülmektedir.

 Kendi ordusuna düşman bir medya acaba dünyanın başka ülkelerinde var mıdır?

 İşte bu soruyu yanıtlamak amacıyla başta ABD, Fransa ve İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelere kısaca bir göz atalım.

 Amerika’da Ulusal Güvenlik
 ABD’de ‘Ulusal Güvenlik’ denildiğinde akan sular durur!

 Siyasi, askeri, ekonomik ya da toplumsal bir bilgiye ulaşmaya kalkışana, unvanı ne olursa olsun, ‘ulusal güvenlik’ nedeniyle bu bilginin verilemeyeceği söylenebilir. İtiraz yoktur. Başvuracak bir yer de yoktur!

 Amerika’da devlet, şeffaf değildir.

 Hangi bilgilere erişilip erişilemeyeceğine devlet karar verir, her defasında yanıt hep aynıdır: Ulusal Güvenlik!

 ABD’de yerli ya da yabancı bir kişi, sırf ulusal güvenlik gerekçesiyle sorguya çekilebilir, tutuklanabilir, haftalarca gözaltında tutulabilir ve hatta işkence bile görebilir. İtiraz edilemez, zaten itiraz edilebilecek bir makam da yoktur!

 Amerika’da ‘Ulusal Güvenlik’ denildiğinde, hukukun genel ilkelerinden, insanların hak ve özgürlüklerinden asla söz edilemez!

 ABD’de ulusal güvenliği sağlayan ve denetleyen resmi kuruluşun adı, ‘National Security Agency’ yani, Ulusal Güvenlik Teşkilatı’dır, kısaca NSA olarak anılır.

 ‘Evrensel Hukuk’, ‘Uluslararası Hukuk’ gibi kavramlar, NSA için geçerli değildir!

 NSA, dünyada hiçbir yasa tanımadan, yabancı ülkelerdeki görüşmeleri dinler, bilgisayarlara girip tüm yazışmaları okur.

 NSA, 96 ülkede yılda yaklaşık 3 milyon görüşmeyi dinlemektedir.

 Gizli tutulsa da, NSA’da çalışan eleman sayısının yaklaşık 30 bin kişi olduğu tahmin edilmektedir.

 NSA’nin resmi logosunun altında şu sözler yer almaktadır:

 “Ulusumuzu Savunma, Geleceğini Güven Altına Alma”.
 NSA Yöneticileri

 Günümüzde NSA’nın en tepesindeki üç yönetici şunlardır:

 Başkan: Kor. General Keith B. Alexander

 Başkan Yardımcısı: Tuğgeneral Noel T. Jones

 Başkan Yardımcısı: John C. Inglis. NSA’daki en yüksek sivil bürokrat.

 Görüldüğü gibi, Amerikan ulusunun savunmasından ve geleceğinin güvence altına alınmasından sorumlu en üst resmi kuruluş olan NSA’nın başkanı asker, başkan yardımcılarından biri de askerdir.

 ABD’de hiçbir kurum, kuruluş ya da kişi, NSA’nın bu yapısını eleştiremez, NSA uygulamalarına karşı çıkamaz!

 ‘Asker mi bizim geleceğimizi güven altına alacakmış, onlar kendi işine baksın!’ diyebilecek bir gazeteci ortaya çıkamaz!

 NSA’yı eleştirmeyi göze alacak bir gazeteci, New York’ta üçüncü sınıf bir lokantada bulaşıkçılık işi bile bulamaz, isterse iki tane üniversite diploması olsun!


 ABD Başkanı J. F. Kennedy’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturmayı yürütmüş, daha sonra bu konuda iki kitap yazmış olan başsavcı Jim Garrison şunları söylüyor:

 “Korkunç ama yalın gerçek şudur ki, ABD’de gerçek hükümet, CIA ve Pentagon’un bileşimidir. Senato ve Meclis’ten oluşan Kongre ise, sıradan bir tartışma derneğine indirgenmiştir.”
 ABD’de rejime karşı çıkanın başına ne gelir?
 Nazi Almanya’sında olduğu gibi vücudu hemen ortadan kaldırılmaz, çok daha kurnaz yöntemler uygulanır, ancak sonuç aynıdır.

 Egemenlerin Amerikan halkını aldatması ve istediği gibi yönlendirmesi, aralarında akademisyenlerin ve aydınların da bulunduğu bazı çevrelerce, iktidarda olmanın doğal sonucu olarak kabul edilmektedir.

 Amerikalı aydınların büyük bir kesimi, Beyaz Saray’ın ve Pentagon’un en sadık yandaşlarıdır.


 ABD Ordusu ve Holywood
 ABD Savunma Bakanlığı karargâhının bulunduğu yerin adı, Pentagon’dur.

 Pentagon demek, ABD ordusu demektir.

 Pentagon demek, ABD generalleri demektir.

 Pentagon, Holywood’da çevrilen sinema filmlerini denetleme ve gerekli gördüğünde sansürleme yetkisine sahiptir.[1]

 Amerikalı sade vatandaşların bundan haberi yoktur.

 Bu durumu bilen Amerikalı aydınların, akademisyenlerin, gazetecilerin, yazarların ve sivil toplum örgütlerinin de karşı çıkacak cesaretleri yoktur.

 Pentagon gerekli gördüğünde, sinema filmi yapımcılarını, senaryo yazarlarını çağırıp sorgular, resmi mektuplarla uyarır, kısacası sinema endüstrisini denetim altında tutar. Öyle ki, bazen bir sinema filminin kurgusunu yeniden yazdırtabilir, filmlerden bazı sahneleri çıkartabilir, hatta ana kahramanları bile değiştirebilir.

 Amerika’da sinema endüstrisinin merkezi Holywood’dur.

 Holywood, Amerikalı generallerin denetimindedir.

 Pentagon’da Siyonistler
 Amerika bir ülkeye karşı savaş açacaksa, ya da yabancı bir ülkeye asker gönderecekse, bunun kararını Amerikan hükümeti değil, Pentagon verir. Hükümet sadece onaylar.

 Pentagon ise, Siyonistlerin denetimindedir.
 Pentagon’un en üst düzey yöneticileri, başta JINSA (Ulusal Güvenlik Konularında Yahudi Enstitüsü) olmak üzere Siyonist lobilerin yönetim kurullarında görevlidirler.

 Peki, Amerika’nın ulusal güvenliğiyle Siyonizm arasında ne tür bir bağ olabilir, hiç soran olur mu?

 Soranın nefesini keserler!
 Pentagon, işine gelmediğinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurul karalarını ve Güvenlik Konseyi kararlarını tanımaz.

 1996 yılında Pentagon’un üç yöneticisi, üçü de Siyonist, dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya, Saddam Hüseyin’i devirme emrini verdi. Sen yürü, biz seni destekleyeceğiz, dediler. Pentagon’un bu üç Siyonist yöneticileri kimlerdi?[2]

 Richard Perle: Pantagon Savunma Politikaları Kurulu Başkanı.

 Douglas Feith: Savunma Bakan Yardımcısı ve Pentagon Politika Danışmanı.

 David Wurmser: Silahların denetimi ve uluslar arası güvenlik konularında Savunma Bakan Yardımsısı Asistanı.

 Daha sonra, Pentagon’un bu üç Siyonist yöneticisi, ABD ordusunun Irak’ı işgalinde başrolü oynadılar. Siyonistlerin denetimindeki Pentagon karar verdi, ABD başkanı ve hükümetine bu saldırıya bahaneler uydurma görevi düştü.


 Fransa’da General de Gaulle

 İkinci Dünya Savaşı başladığında albay rütbesinde bulunan Charles de Gaulle, Almanlara karşı savaşta gösterdiği üstün başarılardan sonra tuğgeneralliğe terfi ettirilir ve Savunma ve Savaş Bakan Yardımcısı olarak atanır. Ancak Fransız hükümeti işgalci Alman güçleriyle anlaşma yapmaya karar verince, karşı çıkar. Fransız halkını Nazi Almanya’sına karşı direnmeye çağırır ve Londra’ya kaçar. Orada, bir ‘Sürgünde Fransız Hükümeti’ kurar. O artık Özgür Fransa’nın lideridir.

 Ağustos 1944’de Alman işgalinden kurtulan Paris’e girerken, General de Gaulle Fransız halkı tarafından büyük bir kahraman olarak karşılanır.

 Yeni Fransız anayasası hazırlanırken, geçici hükümetin başbakanlığına getirilir. Güçlü başkanlık sistemini önerir, kabul edilmeyince de istifa edip ayrılır.

 Mayıs 1958’de Fransa’nın sömürgesi Cezayir’de isyanlar başlar. Fransa’da siyasi dengeler bozulur, ortalık karışır, Dördüncü Cumhuriyet yıkılır.

 Fransız halkı, Emekli General de Gaulle’ü yeniden iş başına çağırır.

 Emekli General de Gaulle’ün istediği güçlü başkanlık sistemini getiren anayasayı Fransız halkı kabul eder ve Ocak 1959’da, Emekli General de Gaulle 69 yaşındayken, oyların yüzde 78’ini alarak, Fransa Beşinci Cumhuriyeti Devlet Başkanı seçilir.

 Emekli General de Gaulle, keskin bir ulusalcıydı. ABD ve Sovyetler Birliği’ne eşit uzaklıkta durarak, tam bağımsız Fransa’yı savundu.

 Koyu bir muhalefete rağmen Cezayir’in bağımsızlığını tanıdı.

 Fransa Devlet Başkanı Emekli General de Gaulle, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekildiklerini duyurdu ve Fransız topraklarındaki tüm Amerikan askeri üslerinin hemen çıkıp gitmelerini sağladı.

 Emekli General de Gaulle, Fransız ekonomisini tarihinde görülmemiş ölçüde güçlendirdi. Son 200 yılda ilk kez, Fransa’nın yıllık ulusal geliri, İngiltere’ninkini geçti.


 Mayıs 1968’de başlayan üniversite öğrencilerinin şiddetli gösterileri de Gaulle hükümetini sarstı. Genel grev, Fransa’yı felç etti. Başkan de Gaulle, seçimlere gitti. Fransız halkı, 78 yaşındaki bu emekli generali yeniden başkan seçti, bunalım sona erdi.

 Nisan 1969’da, de Gaulle yapmak istediği reformlar halkoylamasında reddedilince istifa edip ayrıldı. Kısa bir süre sonra, 9 Kasım 1970 günü öldü.

 Fransa Devlet Başkanı, Emekli General de Gaulle öldüğünde, bankalarda parası, içinde yaşadığı evinden başka malı, mülkü yoktu. Başkanlıktan ayrıldıktan sonra, askerlikten emekli maaşıyla neredeyse yoksulluk içinde yaşamış, devlet başkanlığından emekli maaşı almayı kabul etmemişti.

 Emekli General de Gaulle’ün ekonomik, siyasi ve toplumsal görüşlerinin ve eylemlerinin tümüne birden ‘Gaullism’, bu ideolojiye bağlı olanlara da ‘Gaullist’ denilmektedir. Gaullism’in temel ilkesi, ulusal bağımsızlıktır.

 Günümüz Fransa’sında ‘Halkçı Hareket Birliği Partisi’, Gaullist parti olarak tanımlanmaktadır.

 Şu soruları sormak zorundayız.
 1789’da yaptıkları Fransız Devrimi ile tüm Avrupa tarihine yön verenler, açtıkları “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” bayrağı ile demokrasinin öncülüğünü yapanlar, nasıl olmuş da 20. yüzyılın son çeyreğinde, hem de bir barış döneminde, on yıl süreyle devletin yönetimini bir emekli generale bırakmışlardır?


 Avrupa Birliği’nin kurucu üyesi olan Fransa’da, devletin başına bir sivilin değil de bir emekli generalin gelmesine neden toplumun hiçbir kesiminden karşı çıkan olmamıştır?

 Fransa’nın içinden hiçbir itiraz yükselmediği gibi, askerlerin yetki ve etkilerinin azaltılması ilkesini dayatan AB’nin diğer üyelerinden de niçin en küçük bir karşı çıkış duyulmamıştır?

 Neden, hâlâ günümüz Fransa’sında Gaullism ideolojisi geçerliliğini korumakta, Gaullistler hâlâ Fransa siyasetinde önemli bir rol oynamaktadır?

 Niçin Fransız siyasetçilerinden, medyasından, ya da aydınlarından, “Gaullism’in kökünü kazıyacağız” naraları yükselmemektedir?

 Neden Fransa’da hiç kimse, Gaullistleri ‘çağdışı’, ‘dinazor’ diye aşağılamıyor?


 İngiltere’de Askeri Darbe
 16 Mart 1976 tarihinde İngiltere Başbakanı Harold Wilson, halka beklenmedik bir açıklamada bulundu. Başbakanlıktan ayrılıyordu! İngiliz halkı şaşırmıştı, çünkü Harold Wilson’un başbakanlıkta daha üç yıl süresi vardı.

 O sıralar bu kararın alınmasına doyurucu bir açıklama getirilmemiş, türlü öyküler, kurgular ve dedikodular yazılıp söylenmiştir. Ancak otuz yıl sonra bu beklenmedik istifanın nedenleri ortaya çıktı.

 İngiliz ordusu, gizli istihbarat servisleriyle birlikte İşçi Partisi Genel Başkanı, Başbakan Harold Wilson’a darbe tasarlamıştı. Peki, tanklar başbakanlık konutuna ne kadar yaklaşmıştı?

 Harold Wilson, İngiliz ordusunun gizli istihbarat servisleri MI5 ve MI6 ile birlikte kendisine karşı uzun bir süredir çirkin bir kampanya yürüttüklerine kesin olarak inanıyordu. Ortaya çıkan yeni kanıtlar, Harold Wilson’un derin kaygılarında haklı olduğunu gün ışığına çıkardı.[3]



 Aşırı sağcıların çoğunlukta olduğu İngiliz gizli istihbarat servisi MI5’in üst düzey yöneticisi Peter Wright, çok sonraları, darbe planlamasındaki rolünü itiraf etti. Peter Wright şöyle diyordu:

 “Harold Wilson’u devirmeyi konuşup tartıştık. Ordunun en üst komutanlarıyla darbe planını görüştük.”
 Dönemin devlet bakanlarından Lord Chalfont da, ordunun en kıdemli generallerinin darbede yer almalarının planlanmış olduğunu açıklıyordu.

 Darbe planı söylentilerinin yoğunlaştığı 1967 yılında, Kraliçe’nin amcası Lord Louis Mountbatten’ın adı, askeri darbenin lideri olarak geçmekteydi. Plan o kadar ciddi boyutlara ulaşmıştı ki, General Sir Walter Walker, Kraliçe’nin İngiliz halkına darbeyi duyuracak olan konuşmasını bile hazırlamıştı!

 Darbeciler, Şubat 1974’de darbenin provasını yaptılar. Ordu, Londra’nın en büyük havalimanı Heathrow’u işgal etti. Sözde, IRA teröristlerine karşı ileride nasıl davranacaklarının eğitimini yapıyorlardı!

 Hükümetine karşı askeri darbe hazırlıklarının yoğunlaştığı sırada Başbakan Harold Wilson karısına, siyasetteki çok yakın arkadaşlarına ve Kraliçe’ye, altmışıncı doğum yılı gününde, yani 11 Mart 1976 tarihinde istifa edeceğini söylemişti.

 Düşmanlarını hiç kimse ve hiçbir şeyin durduramayacağını bilen Harold Wilson, başbakan olarak daha üç yıl süresi varken istifa ederek, İngiliz demokrasisine indirilecek bir darbeyi önlemiş oluyordu.

 Askeri darbeyle düşürülmesi planlanan İşçi Partisi hükümeti, 1979 seçimlerini kaybederek iktidardan ayrıldı, yerine Margaret Thatcher’in liderliğindeki sağcı Muhafazakâr Partisi geldi.

 Harold Wilson’a karşı planlanan askeri darbe ile ilgili ne o zaman ne de ondan sonra hiçbir resmi araştırma yapılmadı.

 Hiçbir İngiliz generali sorgulanmadı, ordunun karargâhına girilmedi, kozmik odalarda belge aranmadı. Darbe planlayıcılarından İngiliz gizli istihbarat servisleri MI5 ve MI6 hakkında da en küçük bir soruşturma yapılmadı. İngiliz yargısı, bu olaya hiç karışmadı. Medyadan ve sivil toplum örgütlerinden de ciddi bir ses çıkaran olmadı.

 Demokrasinin beşiği olarak bilinen İngiltere’de, 20. yüzyılın son çeyreğinde, halkın oylarıyla iktidar olmuş İşçi Partisi’ne ve onun başbakanına karşı ordu darbe planlamış, devletin hiçbir resmi organından ses çıkmamıştı. Kol kırılır yen içinde kalır, ilkesi izlenmişti.



 Eski Askerler Günü
 Amerika’da her yılın 11 Kasım günü, ‘Eski Askerler Günü’ olarak anılan bir tatil günüdür. Amerika’da yaklaşık 25 milyon emekli asker vardır ve işte bu gün onları onurlandırma günüdür.

 Amerika’nın şu ünlüleri, ‘Ünlü Eski Askerler’ olarak anılır, saygı görür:

Clint Eastwood (Oskar ödüllü aktör, direktör),
Tony Bennett (müzik adamı),
Rocky Marciano (eski ağırsıklet boks şampiyonu),
Johnny Carson (TV programcısı),
R. Buckminster Fuller (kâşif, mühendis),
Malcom Forbes (yayıncı, multimilyoner),
Alan Alda (aktör, direktör, senaryo yazarı),
Drew Carey (aktör),
Bill Cosby (aktör),
Dr. Jocelyn Elders (genel cerrah),
Chuck Norris (aktör),
Shaggy (pop süperstar),
George Steinbrenner (basketbol yöneticisi, işadamı),
Charles Walgreen (eczacı, zincir eczaneler sahibi),
Montel Williams (TV sunucusu),
Dave Thomas (şirket sahibi),
George Westinghouse (kâşif, mühendis, işadamı).
 Bu ünlüler her fırsatta, orduda ne zaman, nerede, hangi görevlerde bulunduklarını gururla anlatarak izleyicilerden, dinleyicilerden alkış alırlar, koltukları kabarır.

 Amerika’da çok sayıda ‘Eski Askerler’ örgütü vardır. İşte bunlardan bazıları:

Army Aviation of America,
Army Historical Foundation,
American Ex-Prisoners of War Organization,
American GI Forum,
The American Legion,
American Veterans,
Association of the United States Army,
Blinded Veterans Associaton,
Catholic War Veterans,
Disabled American Veterans,
Enlisted Association of the National Guard of the United States,
Jewish War Veterans of the United States,
Military Officers Association of America,
US Army Vietnam Veterans Association. Anma Günü (Gelincik Günü)
 Her yılın 11 Kasım günü İngiltere, Kanada, İrlanda Cumhuriyeti, Güney Afrika, Barbados ve Yeni Zelanda’da Birinci Dünya Savaşı’nda ölmüş olan askerler anılır. Bu anma gününe ‘Gelincik Günü’ de denilir. Askeri anıtlara gelincikten yapılmış çelenkler konulur. Kiliselerde dua edilir.

 11 Kasım günü Fransa ve Belçika’da ulusal tatil günüdür.

 Rusya’da her yılın 23 Şubat günü, ‘Ordu Günü’ olarak anılır.
 Dedeler, babalar, amcalar, erkek kardeşler, yeğenler ister emekli askerler olsun ya da olmasın, bu günü büyük coşkuyla kutlarlar. Ordularının geçmişteki kahramanlıklarını anar, gelecekte onlara olan güvenlerini dillendirirler.

 Rus halkının çok güzel bir geleneği vardır.

 Yeni evli çiftler, nikâh masasından kalkar kalkmaz, tüm davetlilerle birlikte, en yakındaki bir askeri anıta giderler, ellerindeki çiçekleri bu anıtın çevresine özenle yerleştirirler. En mutlu günlerinde, askerlerine olan sevgi, saygı, bağlılık ve güveni böyle sergilemiş olurlar.

 ABD’den, Soros’tan ve AB’den aldıkları hibeler ve Siyonist lobilerden sağladıkları desteklerle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yalanlarla, iftiralarla, karalamalarla saldıran medyadaki ‘tetikçileri’ ağır bir yenilgi beklemektedir.

 Türk ulusunun, ‘Kemal’in Askerleri’nden oluşan şanlı ordusuna duyduğu sevgi, güven ve bağlılık sonsuza dek sürecektir.

 Yılmaz Dikbaş



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Ocak 2010 Çarşamba

4 Ekim 2009 Pazar


SİYONİSTLERİN BİR NUMARALI ADAMI: SONER ÇAĞAPTAY

Soner’in ABD’nin füze kalkanını Avrupa’dan Türkiye’ye taşıması tabiî ki hoşuna gidecek. ABD’le ilişkiler hareketlenecek düzelecek masalının altında gerçek olan ise: Avrupa olası bir tehditten kurtulmuş ve Türkiye bu tehdidi gönüllü olarak ABD adına üzerine almış olması. Soner’i ilgilendiren bu gerisi hikâye. Yani ABD çıkarları için ve ABD ‘ye Soner gibi yalana bilmek için gerekirse İran ile savaşa girilmesi gerekiyor. İki kuruşluk alçak çıkarları için bu tip yazılar kaleme alan ABD/Siyonist uşakları kimi kandırdığını sanıyor acaba.

&&&

İran’a karşı füze kalkanının yarattığı fırsatlar
Son günlerde yeni uranyum zenginleştirme tesislerinin ortaya çıkması ve yaptığı füze denemeleri ile dünya kamuoyunun dikkatlerini yeniden üzerine çeken İran’ın tehdidi, Türkiye-ABD ilişkilerinin canlanması için bir fırsat sunuyor.

Obama yönetiminin, İran’ın uzun menzilli füzelerine karşı Doğu Avrupa’daki bir füze savunma kalkanı inşa etme planından vazgeçmesi hayırlı bir sonuç doğurabilir. Bu adım ABD-Türkiye ilişkilerini canlandırıp aynı zamanda İran’ın kısa menzilli füzelerine karşı koyma fırsatını yaratacaktır.

Washington, kısa menzilli füzeleri karşılayabilen bir sistemi Doğu Akdeniz çevresine yerleştireceğini açıkladı bile. Ve bu savunma sistemi için Türkiye olası mevki olarak görülüyor. Geçtiğimiz günlerde açıklanan, ABD’nin Ankara’ya, İran’ın kısa menzilli füzeleri karşılayabilen Patriot bataryası satacağı haberi de hem İran’a karşı bir tavır, hem de Irak Savaşı’ndan sonra düşüşe geçen Türkiye-ABD ilişkilerini canlandırmak için bir adım olarak değerlendirilebilir.
AKP’nin 2002 yılında iktidara gelişinden bu yana, Ankara İran’la uzlaşmacı bir politika yürütürken, Washington’la da iyi ilişkilerini sürdürmeyi hedefledi. Aynı zaman süresinde, Türk kamuoyunun Amerika Birleşik Devleti’ne karşı duyguları ciddi bir soğuma sürecine girdi. Yapılan anketlerin sonucunda, Türkler en Amerikan aleyhtarı ulus olarak ortaya çıkmakta.
Bugün ise Washington, Ankara ile ilişkileri düzeltmek için adım attığından, ABD-Türkiye ilişkilerinin düzelmesi için bir şans var. Tabii ki, iki ülke İran üzerinde bir fikir birliğine varabilirse. Washington, bu konuda Türkiye’yi önemli bir müttefik olarak gördüğünü gösterdi. Şimdi, Ankara’nın İran’ın konusunda yapılan bu jeste karşılık vermesi gerekir.

AKP hükümeti, 11 Eylül sonrasında Amerika Birleşik Devleti ile yeni bir stratejik ilişki kurabilmek için İran ile bağlarını dengeleyebilir. Washington’un Türkiye’ye karşı açılımı, güçlü ilişkiler için fırsat vaat ediyor. Özellikle hasar görmüş ikili askeri ilişkilerin düzelmesi, AKP’nin Türk halkına Amerikan yönetiminin halen Türkiye’nin güvenliği önemsediğinin altını çizme fırsatını verecek. Washington, kötü günde Türkiye’yi yalnız bırakmayacağının mesajını verdi. İki ülkenin İran üzerinde bir fikir birliği oluşturabilmesi ve ABD’nin Türkiye’deki imajının düzelmesi için Türk halkının bu gerçeği kendi hükümetinden duyması gerekiyor.
Polonya’nın kaybı, Türkiye’nin ve Amerika’nın kazancı olabilir: Türkiye, İran ile ortak sınıra sahip tek NATO ülkesi ve Tahran konusundaki ABD- Türkiye işbirliği, Amerika yönetiminin İran’ın nükleer silahlanması ile baş edebilmesinin anahtarı olacaktır.
&&&
İnsan bu kadar yalana nasıl inanabilir?

Bu kadar alçakça yalan atıla bilir mi?

Kendi çıkarı için doğup büyüdüğü ülkeyi ateşin içine, olası bir savaşa kışkırtmak tek kelimeyle hainlik değilse nedir?

Amaç ne? Türk halkı arasında ABD hayranlığını arttırmak. Artarsa Soner’im cep dolar. Bu nedenle elinde anket sonuçları artmış/azalmış dolaşır Soner.Çok azalırsa bu anket sonuçlarını kafasında paralar,yedirirler çünkü,bilir bunu.Ülke savaşa girmiş,BOP muş,GOP muş,BİP miş umurunda mı Soner’in.


SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Eylül 2009 Pazar

DÜN AĞLAYANLAR 



ABD/AB/İsrail’in eteklerinin altından artistlik yapan bu züppeler daha dün Saddam’dan kaçıp Türk sınır karakollarımızda yalvarıyorlardı. Bakın avanaklar; ABD/İsrail/AB gider,ama biz bakiyiz. Konuştuklarınıza, yazdıklarınıza dikkat edin derim. Ve Türkiye’de ki işbirlikçileri; özellikle siz. Bir kez daha söylüyorum. Emperyalistin ipiyle kuyuya inen çıkamaz. Ayı ile ine giren baharda gebe çıkar. Siz ikisini de yaptınız. ABD kaçıp kıçını kurtardığında, petrole bulanmış bataklıkta1,5 milyon günahın vebali ve bedeli sizi bekliyor. Allah sonunuzu hayır ede.

KURDİSH GLOBE:
"TÜRKİYE’DEKİ KÜRT AÇILIMINDA EGEMENLİK DE TARTIŞILMALI"
Erbil’de yayımlanan The Kurdish Globe gazetesi, Türkiye’deki "Kürt Açılımı" tartışmalarında "egemenlik ve kimlik" konularının da ele alınması gerektiğini savunurken "Kürt sorunu, siyasi bir sorun ve en az ulusal self determinasyonu gerektiriyor" görüşünü öne sürdü. Haftalık gazete, Irak’taki Kürtlerin, bir federal sistemde egemenlik hakları olduğunu belirterek, "Türkiye ve Irak’taki Kürtlerin siyasi statüleri arasındaki büyük farklılık fazla süremez" ifadesini de kullandı. ERBİL(ANKA)
Türkiye’de "Kürt Açılımı"na ilişkin tartışmalar tüm hızla sürerken Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinde de çarpıcı yorumlar yapılıyor. Erbil’de yayımlanan The Kurdish Globe gazetesi, Türkiye’deki "Kürt Açılımı" tartışmalarında "egemenlik ve kimlik" konularının da ele alınması gereğini savunurken "Kürt sorunu, siyasi bir sorun ve en az ulusal self determinasyonu gerektiriyor" görüşünü öne sürdü. Gazete, Irak’taki Kürtlerin bir federal sistemde egemenlik hakları olduğunu belirterek "Türkiye ve Irak’taki Kürtlerin siyasi statüleri arasındaki büyük farklılık, fazla süremez" iddiasında bulundu. Haftalık The Kurdish Globe gazetesi, siyasi editörü Azad Aslan imzası ile yayımladığı makalesinde Türkiye’de "Kürt Sorunu”nun muğlâk bir terim olduğunu, daha çok Kürtler ile Türk devleti arasındaki ilişkilere gönderme yaptığını savunarak "Kürtler ile Türkiye’deki Türk sistemi arasındaki problemli ilişkilerinin kökünde egemenlik ve kimlik kavramlarının bulunduğunu" öne sürdü. DTP VE PKK’YA ELEŞTİRİ Sorunun, Kürtlerin özgürce kendi dillerini konuşabilmesi, çocuklarını Kürtçe eğitebilmesi veya Kürtçe yayını yapılması olmadığının vurgulandığı makalede "Kürt siyasi aktörlerin ve temsilcilerinin tek görevi ve sorumluluğunun, Türkiye’de devam eden tartışmaların kapsamını, egemenlik ve kimlik konularını ekleyerek genişletmek olduğu" savına da yer verildi, Kürt sorununu, yüzeysel, karışık ve net olmayan bir çerçeveden kurtarmadıkları gerekçesiyle DTP ve PKK eleştirildi. Kurdish Globe, "Kısacası, Kürt sorunu, siyasi bir sorun ve en az self determinasyon gerektiriyor" ifadesini de kullandığı makalesinde Türkiye’deki Kürtlerden "AKP Hükümetinin Kürt açılımı girişim”ini desteklemeleri istendi, "ancak bunun kendi topraklarında egemenlik ve self determinasyon haklarını gerçekleştirmek olan nihai ulusal amaca zarar vermemesi gerektiği" de vurgulandı. Türkiye’deki Kürt açılımının sadece Türkiye’nin bir iç siyasi reformu olarak algılanmaması gerektiği savunulan makalede, bunun, Kuzey Irak’taki Kürt bölgesindeki gelişmelerle yakın bağlarının bulunduğu da öne sürüldü. Makalede "Irak’taki Kürt siyasi hakları ile Türkiye’deki Kürtlerin siyasi statüsü birbiriyle bağdaşmıyor. Türkiye ve Irak’taki Kürtlerin siyasi statüleri arasındaki büyük farklılık fazla süremez" iddiasına yer verildi. Kurdish Globe, "Ya Türkiye’deki Kürtlerin siyasi hakları, Irak’taki Kürtlerinkilerinin düzeyine çıkartılacak yada Irak’taki Kürtlerin statüsü sürdürülemeyecek ve zamanla gerçek egemenlik hakları olmayan bir azanlık statüsüne indirilecek" diye yazdı. (ANKA) (CN/NK)
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

5 Eylül 2009 Cumartesi


ATLANTİK KONSEY BAŞKANI DAVİD PHİLİPS İLE “AKRABA OLDUK”
Atlantik Konsey Başkanı David Philips ile “akraba olduk” ‘Kürt açılımdan sonra Ermeni açılımı toplantısında da Atlantik Konseyi var” Sonunda bunu da yaptılar AVRUPA AJANSI (AVA) Mahir tAN- Londra ABD başkanı Barak Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında TBMM’de yaptığı konuşmada yaptığı “öneriler” sırayla gündeme geliyor. “Demokratik açılım” dan sonra gündeme yerleşen, uzun ‘Ermeni açılımı’ İsviçre hazırlanarak Türkiye’ye gönderildi. Ermenistan ile sınır kapısı açılması, normal ikili ilişkilerin kurulması dışında ‘Türkiye’yi tarihi bir sorumluluk altına sokacak uluslararası ‘Ermeni soykırımı araştırma alt komisyonu kurulması’ kararlaştırıldı ancak yürürlüğe girmesi parlamento onayına bırakıldı. Kapalı kapılar arkasında TBMM üyelerine bilgi verilmeden yapılan toplantılar sonucu, Tayyip Erdoğan hükümetinin geçtiğimiz mayıs ayında gündeme getirip ancak Azerbaycan’ın sert muhalefeti ve kamuoyu tepkisi sonucu geri çektiği Ermeni kapısı açma girişimini yeniden piyasaya sürdü. Bu kez yapılan anlaşmada kapı açma, tanıma, ikili ilişkiler kurma yanında fazladan ‘soykırımı inceleyecek uluslararası komisyon’ kararı da var.. İsviçre “bile bile lades” olsun diye mi komisyona alınıyor? Türkiye’nin başına çok büyük belalar açacağı şimdiden belli olan bu anlaşmanın neden İsviçre gibi ‘bu alanda sabıkalı’ bir ülkede hazırlandığı konusunda hiç bir açıklama yapılmazken, kararların Kıbrıs Konusunda Rauf Denktaş’a uygulanan ‘Camp David’ türü bir toplantıda tehditlerle üretilmiş olabileceği yorumları yapılıyor. İsviçre’nin toplantılara ev sahipliği yapma yanında protokolde sözü edilen “Soykırımı araştırma komisyonuna da katılacağı” metinde belirtiliyor. Oysa bilindiği gibi, İsviçre “soykırımı inkar etmeyi suç sayan ve bu yasalarını fiilen uygulayan” bir ülke. 2007 yılında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, (soykırımı olmadı) dediği için Zürih te tutuklanmış ve yargılanmıştı. Ermenilerin ‘soykırım’ iddialarına karşı mübadeleleriyle tanınan Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Halacoğlu da, “tarafsız İsviçre’ tarafından tutuklanma ile tehdit edilmişti. Türkiye Hükümeti adına imzalanan protokol de ‘soykırımı iddialarını araştıracak komisyona’ Türk, Ermeni tarihçilerinden başka ülkelerden tarihçilerinde katılabileceği genel olarak belirtilirken, İsviçre özellikle katılacak bir ülke olarak metinde yer alıyor. Ermeni “soykırım iddiaları” konusunda tarafsızlıktan en uzak ülkelerden biri olduğu çok açık olarak bilinen ve “soykırımı iddiasını” kendi iç hukukuna almış bir ülkeyi ‘Soykırım Komisyonuna ‘ almak “bile bile lades” değil midir? Prof. Salahi Sonyel ; İsviçre ve 1.Dünya savaşına katılan ülkeler komisyona alınamaz Türk tarih araştırmaları ve ‘Ermeni iddiaları’ alanında en yetkili uzmanlardan biri olan Prof. Salahi Sonyel, son gelişmeler hakkında görüşlerini “Avrupa” gazetesine anlattı. ‘Protokol baştan aşağı yanlışlarla dolu ve uygulanması imkânsız bir metin’ diyerek tanımladığı, protokolün TBMM’de reddedilmesinin büyük bir ihtimal” olduğunu söyledi. Ermenistan kapısının açılması, bu ülke ile ikili ilişkilerin tesisi ve Karabağ meselesi gibi sorunlarda Türk Dışişleri ve Hükümet çevrelerine defalarca ilettiğini söyleyen Prof. Sonyel bu meseleleri içeren 9 maddelik bir planı Türk yetkililere verdiğini kaydetti. Karabağ sorunu çözülmeden ya da Ermeni işgalcilerin Karabağ’dan çekilmesi sağlanmadan Ermenistan ile ilişkiler kurmanın ‘ahde vefa’ ilkesiyle uyuşmadığı gibi, dolaylı olarak Karabağ’da süren işgali onaylamak anlamını taşıdığını söyleyen Selahi Sonyel, “Karabağ meselesi Karabağ’a komşu üç ülke olan Türkiye,Ermenistan ve Azerbeycan tarafından yönetilen bir organizma tarafından çözülebilir” dedi. Karabağ’da BM gözetiminde üçlü ortak yönetim teklifi ve planı hazırladığını tarihçimiz bu konuyu 2 ay önce Genel Kurmay Başkanlığı tarafından düzenlenen sempozyumda görüştüğünü ve Genel Kurmay İstihbarat başkanlığına ilettiğini söyledi. ‘ İsviçre ve Avrupa ülkelerinden tarihçi tarafsız olamaz” İsviçre’de yapılan toplantılar sonucu açıklanan Türk-Ermeni protokünün en tehlikeli bölümünün ‘soykırımını araştıracak olan alt komite’ bölümü olduğunu söyleyen Prof. Salahi Sonyel, ‘bu bölüm yürürlüğe girerse ülkeyi karanlık bir sonuca bağlarsınız. Bu nokta Türkiye ve Ermenistan dışında tarihçilerin komisyona dahil olmasından çıkar. Örneğin İsviçre, parlamentolarında bu konuda kanun çıkarmış olan ülkeler, 1. Dünya savaşına katılmış ülkeler tarafsız olamazlar. Onların katılacağı bir olumlu bir sonuç çıkmaz’ dedi. Profesyonel yaşamının büyük bir bölümünü bu konulardaki tartışma ve görüşmelere ayıran ünlü tarihçimiz, ‘bu komisyona katılacağını tahmin ettiğimiz tarihçilerin nasıl oy verecekleri şimdiden bellidir. Biz bu kişilere Türk tezlerini ve gerçekleri yıllardan beri anlatıyoruz.’ diyerek komisyon kurulmasına karşı çıktı. Salahi Sonyel, “1. Dünya savaşı sırasında Doğu Anadolu’da yaşanan Ermeni olayları savaşa taraf olan Rusya, İngiltere, Fransa , ABD, Almanya gibi ülkelerin doğruda katılımı ile ortaya çıkmıştır “, diyerek ‘şimdi bunlardan tarafsızlık beklenmesi saflık olur” şeklinde konuştu. 2009 Mayıs ayında Bak’üye giderek Azerbeycan Parlamentosu’nda ‘Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan kapısını açmayız’ sözünü veren Başbakan, (ABD’nin Azerbaycan üzerinde uygulayacağı baskıya güvenerek), “Azerbaycan aleyhine bir şey yapmıyoruz” diye konuşarak komşu ülkeyi riske sokan tutumunu sürdürdü. Türkiye ve Azerbaycan’ın elindeki en önemli diplomatik koz olan ‘Karabağ’dan İşgalçilerin çekilmesi talebinin içini bir anlaşmayla boşaltan Tayyip Erdoğan hükümeti, ‘soykırım’ maskaralığının esas kışkırtıcısı olan Ermeni Diyasporası karşısındada Türkiye’yi silahsız bıraktı. Hiç bir bedel ödemeden Ermenistan kapısını açtıran Ermeni diyasporasının, ‘uluslararası komisyon’ kurulmasından sonra ‘soykırım propagandasını’ durduracağı gibi bir safça beklenti nin içinesokulmak isteniyor Türkiye. Avrupa ve Amerika’da ‘Ermeni meselesinde’ konuşan ve konferanslar veren uzmanların hemen tamamı ‘zaten Diyasporanın sözcüleri’ durumunda olduklarını gizlemiyorlar. David Philips ve Mathew Byrza yine faaliyette… Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin gündemini işgal eden ünlü ‘Atlantik Konsey’ toplantısının mimarı David Philips, ABD Dışişleri Bakanlığı’nı temsilen İsviçre toplantılarına da katıldı.Türkiye’yi ilgilendiren Orta-Doğu ve Kafkasya işlerinin hepsinde yer alan David Philips, ABD’de partiler üstü bir kişilik olarak hem George Bush hem de Barak Obama dönemlerinde Türkiye’nin kaderini ilgilendiren konularda rol oynadı. Türkiye‘ye 2007 yılında da gelen ve bugünkü ‘Demokratik açılım’ daki konuları 2 yıl önce bir rapor halinde “Türkiye’deki ilgililere” sunan Philips, raporunda ‘af’ konusunu ilk kez gündeme getirmişti. Ermeni meselesinde ‘bir şeyler olacağını” gösteren bir başka gelişmede ABD think-thank’ ları ve Dışişleri nin favori elemanlarından Mathew Byrza’nin bir ay önce Bakü’ye ABD Büyükelçisi olarak atanması oldu. Türkiye’nin Kıbrıs Meselesi ve Ordu-sivil toplum ilişkilerinde “uzmanlaşmış” bir elemanı olan Matt Byrza, Türkiye’den gazeteci olarak ABD’ye giden ve orada hızla yükselerek Washinton İnstitute adlı Think Thank ın Türkiye bölümü başkanı olan ve ‘TSK aleyhine uçurduğu haberler dolayısıyla’ bazı gazetelerde krizlere yol açan ünlü dilberlerimizden Zeyno Baran’ın sevgilisi (şimdilerde kocası).
&&&
Zeyno Baran ilk kez 2006'da Newsweek'te yayımlanan makalesiyle Türkiye'nin gündemine bomba gibi düşmüştü. Yazdığı makalede "2007'de Türkiye'de darbe olma ihtimali yüzde 50-50" diyordu. Bir yıl sonra, geçen hafta Türkiye'yi neredeyse bir krize sürükleyecek olan "dehşet senaryolarıyla" yeniden gündeme oturdu. Zeyno Baran 31 Ocak 1972 doğumlu. Gazeteci bir ailenin kızı. Babası Ahmet Uran Baran, Hürriyet'in ilk Moskova ardından Atina temsilcisiydi. Annesi Füsun Arsan da Günaydın'da gazeteciydi. Zeyno Baran Avusturya Kız Lisesi'nden 1991'de mezun oldu. ABD'nin en prestijli siyaset okullarından Stanford Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. 1996'da Dünya Bankası'nda Kemal Derviş'le Bosna konusunda çalıştı. Think tank hayatına ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından CSIS'te (Center for Strategic and International Studies) Bülent Ali Rıza'nın başkanlığını yaptığı Türkiye programında başladı. 1998'de CSIS'te Gürcistan Programı'nı kurdu. Özellikle Kafkasya ve enerji sorunu üzerinde yoğunlaştı. 2003'te Nixon Center'a geçti. Uluslararası Güvenlik ve Enerji Programları Masası başkanı oldu. Üç yıl çalıştığı Nixton Center'dan 2006 Nisan'ında ayrıldı ve Hudson Institue'a geçti. Bu geçişe neden olarak Nixon Center'ın aşırı realist politikalarını gösterdi. Halen Hudson Institue'un Avrasya Politikaları programının başkanı. Onu tanıyan kişilerin bir kısmı Zeyno Baran'ı aşırı çalışkan, çok hırslı biri olarak tanımlıyor. Az yiyip az uyuduğunu, sosyal hayatının yok denecek kadar az olduğunu anlatıyorlar. Bazıları onun okulda karizmatik ve parlak olduğundan bahsederken, bazıları da aşırı birikimli ve uzman denebilecek biri olmadığını, bir çocuk olduğunu belirtiyor. Zeyno Baran son günlerde yaşadıklarını "kocaman" bir yanlış anlaşılma olarak yorumluyor ve "Analizlerime devam edeceğim" diyor. Bu yıl içinde nişanlısı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Bryza ile evleneceğini de ekliyor.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

23 Mart 2009 Pazartesi

‘Gizli güç tellalları’
‘Gizli güç tellalları’
Seçimlere bir hafta kala Newsweek yine, AKP'ye sert eleştirileriyle tanınan, Washington Enstitüsü'nün uzmanı Soner Çağaptay'ın bir makalesini yayınladı
23 Mart 2009 Pazartesi

NEW YORK –Ergenekon davasına dikkat çekildiği makalede “İslamcılar, Türkiye'nin karanlık Derin Devleti'nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” iddiasına yer verildi. “Türkiye'nin gizli güç tellalları” başlıklı makalede Ergenekon davasına vurgu yapılarak “İslamcılar, Türkiye'nin karanlık Derin Devleti'nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” savında bulunuldu.

Ergenekon iddianamesinde inandırıcı olmayan bir biçimde “Laik milliyetçilerin inandırıcı olmayan bir biçimde eş zamanlı olarak İslamcı, Marşist ve Kürt yanlısı terör saldırılarını planladıkları” öne sürüldüğüne işaret edilen makalede “Herhangi başka bir Batılı toplumda bu tüm tutarsız suçlamalar, fantezi olarak geri çevrilirdi” ifadesi kullanıldı.

Makalede Türkiye’de “eski Derin Devlet”in geçmişte birkaç defa ortaya çıktığı savunulurken, Susurluk kazasına değinilerek Türkiye’deki güçlü orta sınıfın özgürlükleri sınırlandıran bu “yozlaşmış elidi” geri itmeyi başardığı, “Derin Devlet”in AB sürecince daha da zayıflatıldığı yorumu yapıldı.

ERGENEKON YILDIRMA ARACI

AKP’nin iktidara gelmesi üzerine birçok Türk demokratının “Derin Devlet’in yok edileceğini umduğunu kaydeden Çağaptay, “Ancak o zamandan beri geçen yedi yıllık sürede AKP karanlık güç tellallarından kurtulmak yerine, hükümeti devirmeyi amaçlayan gerçek bir komployu içerdiği gibi görülen Ergenekon gibi davaları Türkiye’nin laik hakimlerini, medya, ordusu ve hemen hemen tüm siyasi karşıtlarını saldırmak için kullandı” görüşünü dile getirdi.

“Hükümetin iddialarının gülünçlüğü”ne ilişkin kuşkuları gidermek amacıyla Tuncay Güney’in kişiliğine ve iddialarına dikkat çekilen makalede şu görüşler de dile getirildi:

“Buradaki trajedi, AKP’nin, Ergenekon’u, sadece Türkiye’nin Derin Devlet’ten kurtulmasını sağlamak için değil, ayna zamanda Mart 29’da ülke çapında yapılacak yerel seçimi öncesi meşru muhalefeti yıldırmak amacıyla da kullanıyor olmasıdır. Son seçimlerin gösterdiği gibi nüfusun yarısından fazlası hala AKP’ye karşı ancak birçok kişi şimdi hükümetin düşmanlarını izlediği işaretleri nedeniyle konuşmaktan korkuyor.”

Polisin sadece Ergenekon soruşturmasında 1.5 milyon telefon görüşmesi ve e-mesajlarını kayda aldığı öne sürüldüğü makalede “Bu tur işaretler, AKP’nin, eski Derin Devlet’in yerine kendisine ait yeni bir Derin Devlet’i yerleştirdiğini gösteriyor” iddiasında bulunuldu. Makalede söyle devam edildi:

“DEĞİŞİM İÇİN LİBERAL PARTİ GEREKİR”

“İslamcılar, bir cadı avını yürütmek için hala önceki sistemin hayaletini kullanırken şimdi güç manivelalarını çeviriyor. Derin Devlet bir zamanlar, komünistler ve İslamcıları korkutmak amacıyla işlemiş olabilir ancak bugün muhalifleri ezmek için laik, liberal ve milliyetçi Türklere karşı kullanılıyor. Türkiye’nin ilericilerinin kalpleri kırık olmalı. Siyasi modernizasyon ve AKP’nin, devleti komplo teorilerinden ve karanlık güçlerden kurtaracağını ummuşlardı ancak böyle bir değişimin gerçekleşebilmesi için ülkenin dümeninde liberal bir parti olması gerekiyordu.”

22 Mart 2009 Pazar

Anadolu projesinde Kürtlerin adı bile yok!
CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Erbil’de toplanacak Kürt konferansı ile ilgili olarak, “ABD’nin Irak’tan çekilerek, oradaki Kürt devletinin korunması, tanınması ve hatta Türkiye tarafından himaye edilmesi istenmektedir. Bu, Büyük Kürdistan projesinin bir ayağıdır. Bu ülkeyi yönetenlerin bunları görmesi lazım. Yoksa Büyük Kürdistan projesini hayata geçirmek isteyenleri AKP hükümeti desteklemekte midir?” dedi. Arıtman’ın soruna cevabı Dışişleri Bakanı Ali Babacan bakın nasıl verdi: “Burada önemli olan sonuç almak. Biz genel anlamda olumlu bakıyoruz. Ama bir hata yapıp da bunun gündemi, içeriği ve katılımcılarında farklı bir tablo ortaya çıkmaması önemli. Ortak duruş ortaya çıkarsa bu faydalı olacaktır.” *** Demek ki, Erbil’deki Kürt konferansı, AKP hükûmetinin kanatları altında toplanacak! Konferansın amacı, Erzurum’dan Kerkük’e uzanan bir hayali devletin, ilk defa uluslararası koruma altındaki bir toplantıda telaffuz edilerek, dünya kamuoyunun gündemine getirilmesidir. Nitekim, artık bazıları “Artık tek vatan tek yürek tek bayrak gibi kavramları geçelim. Çünkü ben çoğulculuktan yanayım. Benim arabamın plakası bile 34 ABD 13. Anadolu Birleşik Devleti kuralım” diyebiliyor. Bu sözlerin sahibi Ali Sürmeli, protesto edilince, “Ben espri yaptım. Siyasetten hiç anlamam” diye durumu kurtarmaya çalışıyor! Oysa, ABD ve AB’nin Türkiye’den istediği tam da budur. Zaten Turgut Özal’ın Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarıp Anadolu Federal Cumhuriyeti haline getirme projesi bulunduğunu biliyorduk, son olarak kardeşi Korkut Özal da televizyonda canlı yayında açıkladı. *** Anadolu Cumhuriyetleri’nin adı bile bellidir. 2003 yılında İtalyanlar’ın “Veneto’dan Batı Karadeniz Bölgesi’ne” sloganlı bisiklet gezisinin arkasından, küreselleşmenin “yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak” planı çıkmıştı! Bu proje, 2001 yılında henüz partisini kurmak üzere olan Tayyip Erdoğan’a gönderilen memorandumda yukarıdaki sözlerle dayatılıyordu. Paflagonia adı verilen projede ise aynen şöyle deniliyordu: “Amacı ulusal devletlerin iç federasyonunu gerçekleştirmek olan, politik bir fenomen geliştiriliyor. Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine, çoklu kimlik noktasına dönüşüm sağlanıyor.” “Köklere Dönüş Projesi” dosyası ile birlikte dağıtılan haritaya göre, şehir devletlerinden oluşacak federe devletlerin adları da belli: Trakya, Bitinya, Misiya, Lidya, Karya, Likya, Pamfilya, Firikya, Kilikya, Kapadokya, Galatya, Paflagonya, Pont, Ermeniya, Antakya, Mezopotamya... *** İşte Türkiye’yi yönetenlerin önemli bir kısmının teslim olduğu proje, bu projedir. Haçlılar bu defa silâhsız geldiler, orduyu da dağıtmak üzere olduklarına inanıyorlar ki artık Türkiye’nin küçük devletlere bölünmesini seslendirebiliyorlar! Bir taraftan Büyük Kürdistan konferansı toplanıyor, diğer taraftan Türkiye’nin küçük devletlere bölünmesi tartışılıyor! Türk halkının AKP tarafından dini duyguları istismar edilerek sürüklendiği uçurum, parça parça olmak sonucunu getirir. Erdoğan, neden Türk Milleti kavramını unutturmaya, sadece vatandaşlığı öne çıkarmaya çalışıyor ve 36 etnik gruptan bahsediyor acaba? Sürmeli’nin gündeme taşıdığı projeden ne farkı var bunun? Fakat Kürtlerin görmediği gerçek, o haritadaki devlet adlarından da anlaşılıyor: Türkiye’den Türkleri silmek isteyenlerin, Kürtlerin adına bile tahammülü yoktur. Türk varsa Kürt de var olur. Bunu unutmasınlar!
ARSLAN BULUT-YENİÇAĞ