YARGI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YARGI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010 Çarşamba

BAROLARIN SEÇİMİ

Anayasa Mahkemesi üye adaylığı için barolar düzeyinde yapılan seçimi AKP ve BDP’ye yakın 3 avukat kazandı. 
Afyon Barosu Başkanı Celal Mümtaz Akıncı 41 oy alarak birinci oldu.
Eski Muş Barosu Başkanı Sait Sever 35 oyla ikinci olurken,
Düzce Barosu Başkanı Ali Dilber 33 oyla üçüncü seçildi.

Afyon Baro Başkanı Celal Mümtaz Akıncı:
Muhafazakâr kimliğiyle tanınıyor. Balyoz Darbe Planı nedeniyle tutuklanan emekli Orgeneral Çetin Doğan ve 17 askerin tahliye edilmesini protesto eden isimler arasında yer aldı. Eski Muş Baro Başkanı Sait Sever: Kürt kimliğiyle ön plana çıkan bir isim oldu. Yerel seçimlerde BDP’den belediye başkan adayı olmuştu. Düzce Baro Başkanı Ali Dilber: Diyarbakır’da baro başkanlarının katıldığı toplantıda demokratik açılıma destek veren isimler arasında yer aldı. Bu yüzden MHP’den ihraç edildi.
Adaylar neden AKP’ye ve BDP’ye yakın isimler...
Çünkü yeni
Anayasa’ya göre her baro bir oy kullanabiliyor 28 bin avukatı temsil eden İstanbul Barosu’nun bir oyu var, öte yandan taşrada 50 avukatı temsil eden bir ilin barosunun da bir oyu var. İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının üyeleri Türkiye’deki avukatların yarısından fazlasını oluşturuyor.
Ne var ki, seçilen üç aday bu baroların görüşlerini temsil etmiyor.
Yapılan anayasa değişikliğinin ne denli özgürlükçü, ne denli demokrat olduğunu buraya bakarak da anlayabilirsiniz...
Melih AŞIK-Milliyet

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Nisan 2010 Salı

ARTIK BAĞIMSIZ BİR ANAYASA MAHKEMEMİZ YOK!
ARTIK AKP'NİN BİR ANAYASA MAHKEMESİ VAR
GÖZÜMÜZ AYDIN.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Nisan 2010 Cuma


18 YILSONRA MEYDAN BUNLARA KALMIŞ

1992 Erzincan depremine kurtarma faaliyetlerine katılmak için deprem olur olmaz gittim. Ramazan ayıydı. Saat gece yarısını geçtiğinde Erzurum tarafından şehre giriş yaptık. İlk olarak yanımdaki Erzincanlı dostumun akrabalarının evlerini dolaştık. Hayattaydılar ama evlerine giremiyorlardı.
Sabah çalışmalara başladık ve 2 kişiyi canlı çıkarmayı başardım. Depremin ertesi günü akşamüzeri yerde çamurun içinde bir muz buldum.24saat açtım. Yemek üzere iken 30 yaşlarında bir tipsiz yanıma geldi ve bana "Ramazanda yemek yasaktır" dedi.
Bunu neden anlatıyorum. Bu 92 de oldu. Cemaat örgütlenmesi Erzincan'da yeni değil. Aşağıdaki Aydınlığın haberi az olabilir ama kesinlikle doğru.
Bu belge nedeniyle askerlerimiz tutuklanıyor.
Düne kadar İrtica ve terör iç tehditti.
Artık irtica ve pkk ile mücadele edenler iç tehdit olarak görülüyor.
AKP zihniyeti bu işte.

Sezer acı konuştu:Hukuk ayak altında

10. CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, Yürütme’nin Yargı’ya hükmetmek istediğini söyledi. Anayasa değişiklik paketiyle ilgili olarak yakın çevresine yaptığı değerlendirmelerde Ahmet Necdet Sezer’in, “Hukuken söylenecek hiçbir şey yok. Hukuk ayaklar altına alınıyor” dediği belirtildi. Sezer’in ilk tepkisi pakete10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Anayasa değişiklik paketiyle ilgili yakın çevresine, “Hukuk ayaklar altına alınıyor” dediği belirtildi. Star’da yayınlanan habere göre, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı da yapan Sezer, yakın çevresine Anayasa paketiyle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Sezer, yakın çevresine, “Hukuken söylenecek hiçbir şey yok. Hukuk ayaklar altına alınıyor” değerlendirmesini yaptı.Yargı bağımsızlığına aykırıSezer, “Bu değişiklik hayata geçerse tamamen ortadan kalkacak. Güçler ayrılığı güçler birliği haline gelecek” yorumunu yaptı. 1960 öncesi parlamentoda Tahkikat Komisyonu’nun oluşturulduğunu hatırlatan Sezer, “O zaman yasama, yargıyı da eline almıştı. Bu defa yasama değil, ama yürütme organı, yargıyı ele alıyor” dedi. Sezer, Anayasa teklifiyle ilgili “Referandumda ’evet’çıkarsa iptal kararı çıkmasını beklemek mümkündür. Çünkü yapılan düzenlemeler hukuk devleti ilkesine ve yargı bağımsızlığına açıkça aykırı. Türkiye’de demokratik devlet ilkesi kalmadı. Çünkü biz halk olarak ikinci seçmeniz. Genel başkanların belirlediği isimleri seçiyoruz” dedi.

18 Mart 2010 Perşembe

İŞTE AKP'NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Şubat 2010 Cuma

AK PARTİ AKLANACAK ZEMİN HAZIRLIYOR





AKP gümbür gümbür yıkılıyor.
Öyle bir gümbürtü ki bu;ta Prensilvanya’dan duyuldu.
Artık ABD’nin  yeni emirlerini yerine getirecek ne zamanı var,nede gücü. Emperyalistte AKP’ye daha fazla haksızlık etmek istemiyor.
Onu kurtarma projelerine devreye soktu.
Prensilvanya Prensi’nin Işıklı çocukları özel yetkilerle donatılıp tam yerine Erzurum’a gönderildi.
Bir şeyler yapılmalı ve yargının keyfiliğini engelleyen (HSYK) Hâkim Savcılar Yüksek Kurulu devreden çıkarılmalıydı.
Aleni bir suç işlenip HSYK’nun tepki gösterilmesi istendi. Adalet bakanı ve aynı zamanda HSYK’nun başkanı toplantıya katıldı ve beklenen karar alındı.
Özel yetkili savcıların yetkileri elinden alındı.
Bununla iki olay arasında bağlantı kurulmak istendi.
Öyle bir yaygara koparılacaktı ve koparıldı ki HSYK medya taklacıları tarafından suçlu gösterilecekti.
Ve herkes bir ağızdan bu “yargı sistemi değiştirilsin” denilecekti.
“bu ikinci Şemdinli olayıdır”, “ikinci Sarıkaya olayıdır” demeye başladı.

Eğer medya desteğiyle HSYK haksız gösterile bilirse  (ki süreç tamamlanmadı ve hala bilinmiyor) böylece Şemdinli savcısı Sarıkaya’da aklanmış olacaktı. Hatta görevine bile dönmesi talep edilebilecekti. Tabi Fettullah hoca efendinin Prensilvanya’da villalarındaki rahat yaşamı bıraka bilirse.
Zaten; saçma sapan suçlamalarıyla Van Üniversitesi Rektörlüğünden bir vatan evladının intihar etmesini başardı.
AYRILIKÇI hain kürt medyasına yeteri kadar malzeme verdi.
Görevini tamamladı yani.
Daha vahimi; bu söylemlerle Emekli Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt suçlu gösterilecek, ama olay genellenerek şimdiki Genelkurmaylık töhmet altında bırakılacaktı.
Bakın bir taş kaç kuş. Toplayalım.
1-Yargının güvencesi HSYK kaldırılma çığırtkanlığı yapılacak/istenecek.
2-Şemdinli olayı da aklanmış olacak.
3-Ayrılıkçı hainlere çok sağlam bir koz daha verilecek.
4-Savcılıktan atılan ve avukatlık yapması bile yasaklanınca, ABD’ye Fettullah hocanın dolayısıyla CİA/FBI ve Mossad’ın şefkatli kollarına sığınan Sarıkaya aklanacak.
5-Şemdinli olayında aklanınca Emekli Genelkurmay başkanı dolayısıyla TSK suçlu ilan edilecek.
6-Şemdinli kahramanı (onlara göre)  Sarıkaya’ya geri dönüş ve itibar yolu açılacaktı.
Ne kadar güzel değil mi?

Cumhur Başkanı “yargı sistemi acilen değiştirilmeli” dedi.
En ilginci toplantıda bulunan ve Başkan sıfatında bulunan Adalet Bakanı Sadulah Ergin tam bir feryat kopardı.
Arınç Bey eksik kalırmı. “HSYK siyaset yapacaksa cüppelerini çıkarsınlar” dedi.
Medya taklacıları hep bir ağızdan aynı noktaya vurmaya başladılar.

TSK’ya yapılanların aynısı Yargıya deneniyor.
TSK yapısı gereği sessiz kalmayı tercih etmiş ve kimilerine göre itibar kaybederken kimilerine göre de (bana göre de) cıvık cıvık Tv kanalları gezmeyerek itibar arttırdı.Birkaç emekli komutan konuştu ve gayet disiplin,terbiyeli bir üslupla yapılan saldırıları açıkladı.
Sonuçta Ordunun başı İlker BAŞBUĞ  “benden başka konuşan var mı?” diyerek disiplinlerini gösterdi.Bunu belki iş ve aş peşinde koşan halkımız kaçırmış olabilir ama anlayanlar çok iyi anladı.

Fakat yargı bunu yapamaz.
Çünkü yargı zaten yapısı gereği suçlu ve suçsuzun tartışma zemininde delillendirilip ayrıştırılması demek. Bu mahkeme salonlarında başkaları için yapılır. Ama bu gün suç yargıya karşı işlendi. Ve yargı en iyi bildiği işi yapacaktır. Haklıyı yani kendini en iyi şekilde savunacaktır.
Sayın Arınç’ın medya şovları bu kez hiçte karşılıksız kalacak gibi değil.
Şuana kadar görülende bu.
Bu bir tuzak ise, bu tuzağa düşülmeye bilinir miydi? Diye sorarsak.
Evet, tuzaktı ama bu tuzak bilinse de girilmesi gerekiyordu.
Aksi takdirde Atatürk devrimlerinin savunucuları ve gerek Yargının gerekse TSK’nin gönül dostları ciddi anlamda incinmiş olacaktı.
Cumhuriyet’in Savcısı özel yetkilenmiş başka savcılar tarafından dama atılıyor, evi ve bürosu aranıyor ve hiç ses çıkmıyor olurdu ki,buna sessiz kalacak TSYK kendini fes etmiş anlamına gelirdi.
Üstelik ne için savcının bunlar başına geliyor ?
İsmail Ağa Cemaatini sorguladığı için.İsmail Ağa falan değil;Fettullahçı diyemiyorlar.Ama herkes hepsinin aynı olduğunu biliyor.
Bu bir utançtır.
Ve bu utancı yaşamamak için kurulan bu tuzağa Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu bile bile girmek zorunda kaldı.
Bu olayda sessiz kalınması zaten HSYK’nun yok oluşu anlamına gelirdi ve bu tuzak  HSYK'u yok etmek için kuruldu.
Kısacası HSYK en azından bu şekilde pes etmemiş vuruşarak ve halkın nabzını gözleyerek gerekenin yapılması yolunu seçti.
Bu süreçte yapılan tek yanlış:
AKP’ye tepkili olduğu halde iyi niyetle de olsa “Bu yargı sistemi değişmelidir” diyenler yapıyor.
Unutulan şudur:
Bu yargı sistemi değişirse AKP değiştirmeyecektir. 
Bu kadar saf olunmamalı ve halkın kafasının bu karıştırıldığı ortamda bu tip söylemler “bak onlarda değişsin istiyor zaten” gibi bir mantık oluşmasına ve değişsin taleplerinin ön plana çıkmasına neden olacaktır.
Yargı değişirse bunu ABD değiştirecektir.
Think tanklarda bu çoktan hazırlandı bile.
Bunu nereden söyleye biliyoruz.Hatırlayalım:
İçeriğinde ne olduğunu ana muhalefet partisinin bile bilmediği Anayasa taslağını, Türkiye’de tartışmadan; koltuk altına sıkıştırıp ABD’ye uçan Zafer Üskül ve heyetini ne çabuk unuttuk.
Halkım lütfen uyan.
“Demokrasiyi hedefe ulaşana kadar bineceğimiz bir trendir. İstediğimiz zaman ineriz” diyenlere kanma. 
Bunlar senin, hafife aldığın bazen bir torba una,makarnaya,bulgura sattığın,bazen komşumuz aday diye verdiğin oylarla oluyor.

Saygılar.
18/02/2010
Levent kalem




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

16 Şubat 2010 Salı


Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı gözaltına alındı

İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalarla gündeme gelen Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Ergenekon'a üye olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Cihaner'in makam odasında saatler süren arama yapıldı, çok sayıda belge ve cd'ye el konuldu. Başsavcı Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili olarak inceleme başlatan HSYK, yarın toplanma kararı aldı.

Erzincan- Özellikle İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalar ile gündeme gelen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısıİlhan Cihaner'in evinde ve makam odasında  Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı Osman Şanal'ın talimatıyla arama yapıldı. Yapılan aramalarda bilgisayarlarla birlikte çok sayıda belge ve cd'ye el konuldu. El konulan cd ve belgeler çuvallarla adliyeden çıkartıldı.
Ergenekon yapılanmasının Erzincan ayağına yönelik yapıldığı iddia edilen aramanın ardından Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner gözaltına alındı. Evindeki arama devam eden Cihaner Erzurum'a götürülüyor. 
Cihaner'in avukatı açıklama yaptı
Cihaner'in avukatı Hamit Sekman basın mensuplarına yaptığı açıklamada yapılan işlemlere itiraz edeceklerini söyledi. İddiaların asılsız olduğunu belirten Sekman,"Cihaner gerçeklerin açığa çıkacağına inanıyor" dedi.

Arama sabah 10.00'da başladı
Erzurum Özel Yetkili 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden karar aldıran Özel Yetkili SavcıOsman Şanal, sabah saat 10.00 sıralarında yanında 3 savcıyla Erzincan'a geldi. Şanal, Adliye binasına gitti ve Başsavcı Cihaer'in binanın dördüncü katında bulunan makamında arama başlattı. Bu aramanın ardından Cihaner'in kentin İnönü Mahallesi'ndeki adliye lojmanlarında bulunan evinde de arama yapıldı.
Başsavcı Şanal'ın talebi üzerine aramaya, Erzincan Emniyet Müdürlüğü'nden de polis ekibi katıldı. 

"Konuyu öncelikli olarak inceliyoruz"
 Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili konuyu ''öncelikli olarak incelediklerini'' söyledi.
HSYK'nın seçilmiş üyeleri olarak yarın yapacakları toplantıda konuyu değerlendireceklerini ifade eden Özbek, ''Birtakım değerlendirmeler yapıyoruz. Konuyu inceliyoruz. Herkesin üzerinde durduğu gibi biz de Kurul olarak konuyu öncelikle inceliyoruz'' diye konuştu.

İki savcı davalık 

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, yürüttüğü soruşturmaları elinden alan Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal hakkında dava açmıştı.
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

YARSAV'dan sert açıklama

YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evinde ve ofisinde arama yapılamasının yargıç güvencesine "aykırı" olduğunu ifade ederek, "Artık Türk toplumu, keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun bir toplumdur" dedi.

Ankara- Tarhan, YARSAV Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner'in işlediği iddia edilen bazı suçlar nedeniyle makamının aranması ve gözaltına alınmasına ilişkin açıklamada bulundu.
Yapılan işlemin, Anayasa, Hakimler ve Savcılar Yasası ve Ceza Yargılama Yasası'nda öngörülen yargıç güvencesine"açıkça aykırı" olduğunu söyleyen Tarhan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "en temel niteliği olan hukukun üstünlüğüne ve dolayısıyla yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesine" ağır bir müdahale yapıldığını dile getirdi.
"Bugünden itibaren artık Türkiye'de hiçbir yargıç, cumhuriyet savcısı, Yargıtay, Danıştay ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargıç üyeleri güvencede değildir" diyen Tarhan, Türk toplumunun, "keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun" bir toplum haline geldiğini öne sürdü.

Cumhuriyet savcıları ile yargı diz çöktürülmeye çalışılıyor

Anayasada yargıç ve savcılar, başbakan ve bakanlar hakkında özel soruşturma yöntemlerine yer verildiğini anımsatan Tarhan, Anayasa'nın doğrudan uygulanır söz konusu hükümlerinin yasalarla askıya alınamayacağını kaydetti. Tarhan şöyle konuştu:
"Çünkü Ceza Yargılama Yasasının 250/3 maddesinde özel yetkili mahkemelerin görev alanı düzenlenirken, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı yargıçlar hariç bırakılmıştır. Bu hüküm ve Anayasa hükümleri görmezden gelinerek bu soruşturmayla yargı üzerinde ciddi baskılar yaratıldığı ve laik, demokratik hukuk devletini yasalar çerçevesinde korumaya kalkışan yargıçlar, cumhuriyet savcıları ile yargının diz çöktürülmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ceza Yargılaması Yasası'nın 250/3 maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nin yargılayacağı kişilerden olan Başbakan'ı bu yöntemle gözaltına almak abesle iştigal ise, ancak Yargıtay tarafından yargılanacak bir Cumhuriyet Başsavcısının soruşturma yetkisi olmayan kişilerce aranarak gözaltına alınması ağır bir hukuk ihlalidir"

Tüm yargıç ve savcıların gereken yanıtı, en sert biçimde vereceklerine inanıyoruz"

Söz konusu uygulamayla, "ayarlanamayan yargıçlar ve savcılar ayarlanmaya ve hizaya getirilmeye çalışıldığını" öne süren Tarhan, "Yasadışı bölücü örgüt mensuplarının iki saat içinde serbest bırakılması için yargıç ve Cumhuriyet savcısı ayarlayanlar, Adalet Bakanlığı'nın emriyle açıkça hukuka aykırı bu uygulamayı başlatmıştır. Yüksek yargıçlar HSYK üyeleri de dahil olmak üzere tüm yargıç ve cumhuriyet savcıları bu uygulamayla her an karşı karşıya kalabileceklerdir. Bu tehdide yüksek yargıçların HSYK üyelerinin tüm yargıç ve savcıların boyun eğmeyerek gereken yanıtı, en sert biçimde vereceklerine inanıyoruz" dedi.

"Adalet Bakanı'nı istifa etmeye çağırıyoruz"

Tarhan, "Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i, yargıç ve savcıları, savcılar eliyle Anayasa'ya aykırı soruşturma ve gözaltına almaya çalışmakla" suçladı ve şöyle devam etti:
"Hiç kuşku yoktur ki yapılan, siyasi iktidarın yüksek yargıyı da kapsamına alabilecek nitelikte yargıyı yıldırma ve ele geçirme girişimidir. Hukuk dışı bu uygulamaya yol açan ve gerçekleştiren tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuyor, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, HSYK ve Adalet bakanını bu kişiler hakkında soruşturma açmak üzere göreve ve Adalet Bakanını siyasi sorumluluğunu üstlenerek, istifa etmeye çağırıyoruz."
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Ocak 2010 Salı

BALYOZ - MALYOZ HİKAYE
GERÇEK AMAÇLAR SU YÜZÜNE ÇIKTI
GERÇEK HEDEF KEMALİST DÜZEN
BUNA ULAŞMANIN YOLU İSE 
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE YARGININ BİTİRİLMESİ

BU PANKARTLARI SİZE YEDİRECEĞİZ.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ocak 2010 Pazartesi

BU ÇİRKİN YÜZÜNÜZÜ KADININ /KIZIM BAŞÖRTÜSÜ ÖRTMEZ
MASKENİZ DÜŞTÜ

İşte farklı olduklarını sananlara uyanmaları için bir fırsat.
Milli Gazete sanki AKP’yi eleştiriyor gibi görünüp ama din istismarında AKP ile yarışan gazete, Anayasa Mahkemesinin Askeri sivil Mahkemede yargılanmasını oybirliği ile reddetmesi gerçek yüzlerini gösterdi.
Yine kadının/ kızın başının örtüsünü önüne kalkan yapıp kalleşçe saldırıp halkın dini; saf ve temiz duygularını anayasal düzenin kilit kurumlarına kapaktan sam sayfa saldırı malzemesi olarak kullanıyorlar.
Yazıklar olsun size küresel Siyonist sermayenin uşakları.
İşte düşen maskeler:



12 EYLÜL DARBE ANAYASASI, ÖZGÜRLÜĞE “BALYOZ” GİBİ
ANA‘YASAK’ MAHKEMESİ

Cami bombalamalarının, ajanların sokakları provoke ederek kanla karışık kaos üretmesinin öngörüldüğü Balyoz Darbe Planları'nın ortalığa saçıldığı bir dönemde, Türkiye 1960 ihtilalinden sonra darbecilerin kurduğu Anayasa Mahkemesi'nin aldığı yeni bir kararla sarsıldı.
Balyoz darbe planı tartışmaları arasında toplanan Anayasa Mahkemesi'nin, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi iptal etmesi, kamuoyunda tepki doğurdu. Anayasa Mahkemesi, CHP'nin, 5918 sayılı askerlere sivil yargı yolunu açan Kanun'un 7. maddesi ile değiştirilen "halinde" ibaresi ile geçici 1. maddedeki, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinde yapılan değişiklik hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili düzenlemenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yaptığı başvuruyu karara bağlayarak, söz konusu Kanun'un, askerlere "Anayasal düzene karşı suçlar", "terör" ve "çete" suçlarını işlemeleri halinde sivil yargı yolunu açan düzenlemelerini oybirliğiyle iptal etti.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı hükümete karşı darbe, isyan ve Anayasal düzene karşı suç işlediği iddiasıyla sivil mahkemelerde yargılanan askerlerin durumunu nasıl etkileyeceği konusunda ise hukukçular arasında tartışma yaşanıyor. Bu davaların iptal kararından etkileneceğini söyleyenler de var, darbeciliğin ve terörün sivil kamuoyuna yönelik bir suç olduğu için sivil mahkemelerce yargılama yapılması gerektiğini söyleyenler de var.
Parça değil, paket değişiklik
Darbe ve cuntacılık suçu işleyen askeri personelin sivil mahkemelerde yargılanması yönündeki Meclis kararını, CHP'nin başvurusu ile görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi, suçlu askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanamayacağı yönünde karar aldı. Daha önce hukuksuz ve adaletsiz başörtüsü ve katsayı yasağı ile ilgili olarak da "yasakçı" hükümlere imza atan darbe anayasasının darbeci mahkemesinin bu kararını değerlendiren uzmanlar, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı son kararla sivil yargıya karşı bir darbe yaptığını ifade ediyor.
Türkiye yıllardır darbe anayasaları ile yönetiliyor. Toplumun tüm kesimleri, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sadece bir zümreyi değil mazlumu ve fukarayı da gözeten, inançlara saygılı bir Anayasa için harekete geçilmesini istiyor. Hükümetin, başörtüsü yasağı, parti kapatmalarının zorlaştırılması, Kürt sorunu, eğitimin önündeki engeller ve hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi konularda, parça parça değil bir paket olarak sivil Anayasa değişikliğine gitmesini isteyen hukukçular, aksi halde 1960 darbesi ile tesis edilen Anayasa Mahkemesi'nin benzer kararlara imza atmayı sürdüreceği tehlikesine dikkat çekiyor.
"En sivil Anayasa" diye yutturulan 1960 darbe Anayasası'nı hazırlayanların, milletin seçtiği isimlerin tepesinde Demokles'in kılıcı olarak görev yapması için Anayasa Mahkemesi'ni kurduğunu kaydeden uzmanlar, o gün bugündür Anayasa Mahkemesi'nin statükonun sigortası gibi kararlar aldığına işaret ediyor.  Başörtüsü, Kürt sorunu, özgürlük ve haklar, sivil Anayasa hazırlığı, halkın seçtiği bir partinin kapatılması, cuntacıların yargılanması, Cumhurbaşkanlığı seçimi, katsayı meselesi gibi bütün özgürlük ve haklarla ilgili konularda devreye giren Anayasa Mahkemesi'nin, formüller icat ederek statükonun istekleri doğrultusunda karar aldığı ifade ediliyor.
Ergenekon'u etkileyecek mi?
İnanç ve özgürlükler konusunda, terörü ve kanı durduracak kararlar noktasında yola çıkan bu "hukuksal" engelin, sivil bir Anayasa yapılmadan aşılamayacağı belirten hukukçular, Anayasa Mahkemesi'nin, "askerin sivil mahkemelerde yargılanamayacağı" yönündeki kararının da aynı doğrultuda olduğuna dikkat çekiyor.
Ergenekon'dan suikastlere, Kozmik sırlardan karakol baskınlarına, Balyoz, Eldiven, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planlarından ıslak imzalı belge soruşturmasına kadar içinde üniforma bulunan tüm davaların, "görevsizlik" gerekçesi ile düşürülebileceğini ifade eden uzmanlar, kışla içi mahkemelerde cunta ve darbe girişimcilerinin yasaklanmasının mümkün olmadığını kaydediyor. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi'nin kararının gerekçesinde, "Sanıklara yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan suçlar kapsamında olduğu"nun belirtilmesi ile sanıklara yüklenen suçların askerî suç olmadığının ortaya çıktığını kaydeden bazı hukukçular da, darbe, cunta ve anayasal düzeni değiştirme gibi suçları kapsayan birçok davanın, 353 sayılı yasanın 4191 sayılı yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde yani sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Hükümetin özgürlükleri ayrı ayrı ele alarak sürekli geri adım atmak veya sil baştan yapmak yerine, bir paket olarak bütün hakları kapsayan sivil ve özgürlükçü bir Anayasa yapmasından başka çözüm yok. 12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından hazırlanan 1982 Darbe Anayasası, üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen bir türlü sivilleştirilemiyor. Türkiye'yi kutuplaşmalara ve derin kaoslara sürükleyen kararlara imza atmak zorunda kalan yargı kurumları dahi bu durumdan şikayetçi. Devlet otoritesi karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin koruması gereken Anayasa, bizde daha çok devlet otoritesini koruyor. Yedi yıllık iktidarları boyunca 1980 darbesinin ardından yapılan askeri 12 Eylül Anayasası'nın sivilleştirilmesi için hiçbir adım atmayan hükümet, kendi partisinin kapatılmasından bile kıl payı kurtulmuştu. Anayasa hukukçuları, Askeri ve sivil mahkeme ayrımının Yargıtay ve Danıştay kararına aykırı olduğunu, çünkü hiyerarşik yapının parçası olan Askeri hakimlerin bağımsız kararlar almasının zor olduğuna işaret ediyor.
Referandumla kabul edilecek yeni anayasa lazım
Sivil yargının alanını genişletmenin, demokratik hukuk devletinin önemli bir ilkesi olduğu belirtilirken, TBMM referandumla acilen bu sorunu gidermesi gerektiği vurgulanıyor. Anayasal düzeni hedef almanın askerî suç sayılamayacağını ifade eden hukukçular, Darbeyi öngören her faaliyetin muhakkak kışla dışına taşacağı için hukukî sürecin de sivil cumhuriyet savcılarının yetkisine girdiğinin altını çiziyor. Darbe Anayasaları yüzünden Türkiye'de demokrasinin ipotek altında olduğunu kaydeden uzmanlar, yeni bir anayasa ile geniş bir demokrasi paketinin ortaya konulmasını istiyor.  Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmediği başörtüsü yasağının da temel insan haklarıyla ilgili bir konu olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nce "resmi"leştirilmek istendiğinin altını çizerek, siyaset alanını daraltan bu "yasakçı" tavrın tek çözümünün, referandumla kabul edilecek yeni bir Anayasa olacağını belirtiyor. Hukukçular, sivil ve özgürlükleri önceleyen yeni Anayasa'nın, sivil toplum kuruluşlarının, ilgili resmi kurumların, çeşitli toplum kesimlerinin görüşleri alınarak hazırlanmasını ve daha sonra da milletin oyuna sunulmasını istiyor.
Bir tek özgürlükçü kararı yok!
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkan 367 garabeti, üniversitelerde özgürlüklerin sınırlarını genişleten yasa değişikliğinin reddi, başörtüsüne özgürlük getirecek düzenlemenin Anayasa'ya giremeyeceği yönündeki kararı, Meslek lisesi ve İmam Hatiplere uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılamayacağı yönündeki kararı, Ak Parti hakkında 'laikliğe karşı odak' olduğu gerekçesi ile kapatma davası açılması ve son olarak suça bulaşmış askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanamayacağı yönündeki kararları ile tepki çekti.
Uyuşturucu ve terör de mi askeri suç?
CMK'nın 250'nci maddesinde sivil yargıda yargılanması öngörülen suçların, çete, mafya gibi örgütlü suçlar, anayasal düzene karşı işlenen suçlar, terör ve uyuşturucu madde imal ve ticaretini kapsadığını söyleyen hukukçular, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı karar ile uyuşturucu ve terör suçu işlemiş askeri personelin bile sivil mahkemede yargılanmasının önünü kesebileceğini ve bunun hukuka ters olduğuna dikkat çekiyor.
145. madde acilen değişmeli
12 Eylül darbecilerinin hazırladığı günümüz Anayasası, haliyle darbe girişimcilerini ve cuntacıları koruyan bir yapıya sahip. Anayasa'nın "Askeri Yargı" başlıklı 145'inci maddesindeki "askeri mahal", "asker kişi", "askeri suç" ve "askerlik hizmeti" kavramları, askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanmasını engelliyor. 145'inci maddede: "Bu mahkemeler, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine ve askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" deniliyor.
Darbecilik, sivil suçtur!
Anayasa Mahkemesi'nin kararının gerekçesinde, "Sanıklara yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan suçlar kapsamında olduğu"nun belirtilmesi ile sanıklara yüklenen suçların askerî suç olmadığının ortaya çıktığını kaydeden bazı hukukçular da, darbe, cunta ve anayasal düzeni değiştirme gibi suçları kapsayan birçok davanın, 353 sayılı yasanın 4191 sayılı yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde yani sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Askeri personelin yargılandığı davalar
Anayasa Mahkemesi'nin askere sivil yargı yolunu açan yasa düzenlemesini iptal etmesi, kamuoyunda "askeri personelin de yargılandığı mahkemeler, bu karardan etkilenecek mi?" sorularına neden oldu. Son bir haftadır Türkiye'nin tartıştığı Taraf Gazetesi'nde yayınlanan 'Balyoz Darbe Planı'nın da içinde bulunduğu birçok davada askeri personel de sanık olarak bulunuyor. İşte bu davalardan bazıları:
Balyoz: Balyoz darbe planıyla ilgili insanın kanını donduran ayrıntılar yayınlanmaya devam ederken, savcılığın soruşturma başlattığı konuyla ilgili davanın başlamadan bitebileceği tehlikesi var.
Ayışı, Yakamoz, Eldiven: Üç darbe planıyla ilgili soruşturma kapsamında dönemin kuvvet komutanları Oramiral Özden Örnek, Orgeneral İbrahim Fırtına ve Aytaç Yalman özel yetkili Cumhuriyet savcılarına ifade vermişti.
Islak İmza: Demokrasi ile Mücadale Eylem Planı hakkında Ergenekon savcıları soruşturma yürütüyor. Plandaki ıslak imzanın Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu Adli Tıp tarafından kanıtlanmıştı.
Kafes Eylem Planı: Bu davayla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında 10 subay halen tutuklu.
Şemdinli: Askeri mahkemenin görevsizlik kararı verdiği Şemdinli dosyası, tekrar askeri mahkemeye gönderilebilir.
Arınç'a Suikast: Seferberlik Tetkik Kurulu'nun kozmik odalarında özel yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yaptığı aramada suç teşkil edebilecek bulgulara rastlanılabilir.
Atabeyler-Sauna: Atabeyler ve Sauna davasında da çok sayıda asker yargılanıyor.
Gazeteci yazar Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne:
Yargıya karşı yapılmış bir darbe!
Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu kararı doğrudan doğruya yargıya karşı yapılmış bir darbe niteliği taşıyor. Aslında Anayasa Mahkemesi kendi kendisine de müdahale ediyor. Anayasa'nın 90. maddesindeki "uluslar arası hukuk referansı"na da muhalif yönde bir karar alınmış durumda. Askeri yargı bağımsız değil, dolayısıyla tarafsız da değil. Silahlı gücün istismarını önlemek için bağımsız bir yargıya ihtiyacımız var. Yargının, ordu mensuplarının karıştığı suçların üzerine gitmesi engellendi. Askeri yargının disiplin suçları dışında bir etkinliği olmamalıdır. Parlamentonun en kısa zamanda bu boşluğu kapatacak adımlar atması gerekir. Anayasanın 145. maddesi değişmelidir ve gerekirse referanduma gidilmelidir!




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

22 Ocak 2010 Cuma

GECE YARISI KANUNU YARGIDAN DÖNDÜ

'Askerlere sivil yargılama' oy birliğiyle iptal!

CHP'nin başvurusunu görüşen Anayasa Mahkemesi, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemelerini oy birliği ile iptal etti. Anayasa Mahkemesi, 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un, askerlere "Anayasal düzene karşı suçlar", "terör" ve "çete" suçlarını işlemeleri halinde sivil yargı yolunu açan düzenlemelerini iptal etti.CHP, 5918 sayılı askerlere sivil yargı yolunu açan Kanun'un 7. maddesi ile değiştirilen "halinde" ibaresi ile geçici 1. maddedeki, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinde yapılan değişiklik hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili düzenlemenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştu.
Anayasa Mahkemesinin internet sitesinde yer alan basın duyurusunda, Kanun'un 7. maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen son tümcesinde yer alan "... halinde ..." sözcüğünün iptaline oy birliğiyle karar verildiği belirtildi.
Kanun ile 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde geçen "hali dahil" ibaresi "halinde" şeklinde değiştirilmişti. Değişiklikle, "... Savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" hükmü, "... Savaş ve sıkıyönetim halinde askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" olmuştu.
Basın duyurusunda, aynı maddedeki "... halinde ..." sözcüğünün önünde yer alan "... savaş ve sıkıyönetim ..." ibaresinin oy çokluğuyla iptaline karar verildiği bildirildi. Duyuruda, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, "Anayasa Mahkemesinin, taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebileceğine" ilişkin 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu kararı aldığı kaydedildi.
İptal edilen bölümlerin yürürlüğünün oy çokluğuyla durdurulduğu ifade edilen basın duyurusunda, Kanun'un "Bu Kanun'la, 5271 sayılı Kanun'un 3. ve 250. maddesinde yapılan değişiklik hükümleri, yürürlüğe girdiği tarihte devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır" şeklindeki geçici 1. maddesindeki "... ve 250'nci ..." ibaresinin iptal isteminin ise oy birliğiyle reddine karar verildiği belirtildi.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

5 Aralık 2009 Cumartesi


CESUR HÂKİM, MİT'TEN ŞİKAYETÇİ OLDU

Görevini yapmaktan korkan hâkim ve savcılar:
Ya cüppelerinizi çıkarıp çöpe atın.
Yâda görevinizi yapın.
Her şeyin tıkırında gittiği dönemlerde değil.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hâkimine şimdi ihtiyacı var.
Tavşan kadar yüreğiniz varsa emperyalist saldırının en şiddetli dönemini yaşadığımız bu günlerde görevinizi yapınız.
Sizden istediğimiz sadece budur.






Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kaçmaz, MİT Müsteşarı Taner’le Hukuk Müşaviri Bozoklu’yu TİB’deki dinleme incelemesini etkilemeye çalışmakla suçladı
Yargıtay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun şikâyeti üzerine TİB’de inceleme yapılmasına karar veren Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, “bu konudaki soruşturmayı etkilemeye çalıştıkları” gerekçesiyle MİT Müsteşarı Emre Taner ve MİT Müsteşarlığı Hukuk Müşaviri Asuman Bozoklu hakkında Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Taner ve Bozoklu hakkında soruşturma açılabilmesi için Başbakanlık’ın izni gerekiyor.

Kaçmaz, kararı yerine getiren Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi Hayri Keskin’in TİB’de inceleme yaparken görevinin engellendiğini, bunun üzerine TİB’de ikinci kez inceleme yapılması yönünde karar verildiğini belirtti.

Mahkemeyi ziyaret

Kaçmaz, ikinci inceleme öncesinde MİT Ankara Bölge Müdürü ve bazı MİT görevlilerinin kendisini ziyaret ettiğini, TİB’de yapılacak incelemede kurumlarına ait dinlemelerin açığa çıkacağı kaygısını ilettiklerini, kendisinin “Tespit sırasında sadece Eminağaoğlu’na ait telefonların kayıtlarının inceleneceği” yanıtını verdiğini vurguladı.

Kaçmaz, MİT görevlilerinin buna rağmen mahkemeye yazı göndererek, TİB’den şunların istendiğini söyledi:

*Keşifte yer alacak kişiler, güvenlik soruşturması, arşiv araştırması yapılanlar arasından belirlensin.
*Hard disklerde yer alan müsteşarlık kayıtlarına erişim engellensin.
*Keşif ve tespit sırasında müsteşarlığımız görevlileri de yer alsın.
*Müsteşarlığımız kayıt, bilgilerin TİB’den çıkarılmaması sağlansın.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Eylül 2009 Pazar

BU PİSLİKLERDEN HERŞEY BEKLENİR.
Sayın Eminağaoğlu;bu şerefsizlerden herşey beklenir.Dikkatli olun fakat; unutulmamalıdırki şerekliler,şerefsizler kadar cesur olmadığı sürece bu vatan kurtulmaz.Buda Atatürk gençlerinden size mesajdır.
Saygılar.
EMİNAĞAOĞLU'NA TEHDİT MESAJI
Eminağaoğlu'na elektronik postayla ilginç bir tehdit mesajı geldi: Haddinizi çok aştığınızın farkında mısınız? İlerideki hayatınızın tadını çıkaramayacaksınız
Son dönemde yüksek yargı üyelerine yönelik tehditlere bir yenisi eklendi. HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve bazı Yargıtay ve Danıştay üyelerine içinde toz bulunan zarfların gönderilmesinin ardından, son olarak YARSAV yönetiminde bulunan bütün hakim ve savcıların elektronik posta ile tehdit edildiği ortaya çıktı. IP NUMARASINDAN TESPİT EDİLECEK Son tehdit olayıyla ilgili olarak YARSAV adına Eminağaoğlu tarafından 28 Ağustos 2009'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu. Söz konusu elektronik posta ile hem Eminağaoğlu hem de YARSAV Yönetim Kurulu üyelerinin tehdit edildiği kaydedilen suç duyurusu dilekçesinde, mesajı gönderen kişinin IP numarasından tespit edilerek hakkında kamu davasının açılması talep edildi. CUMHURBAŞKANIMIZA EL UZATMANIZIN BEDELİ... 'Haddinizi çok fazla aştığınızın farkında mısınız?' sözleriyle başlayan tehdit içerikli elektronik postada şunların yazdığı belirtildi: 'Sözlerime başlamadan önce sizlerin kimler olduğunu, kimlerle bağlantılı olduğunuzu ve ilerideki 5 ay içindeki planlarınızın ne olduğunu bilen birisi olarak uyarıyorum. Cumhurbaşkanımıza el uzatmanızın bedeli sizlere ilelebet pişman olacağınız bir durum oluşturmuştur. Bu e-mailim de malesef onlardan birisidir belirtmeden geçemeyeceğim. HARCANACAKSINIZ Maalesef halen bilmediğiniz güç odakları içerisinde sizlerin fazlası ile hatta ve hatta bazı komutanlarında içinde bulunduğu illegal durumları bilenler gerekirse tamamen illegal komutanlarınızı ve sizi çökertecek ortamı bekleyenler var sizin de bildiğiniz gibi. Bunun bedeli tamamen sizlere mal olacak. İlerideki hayatınızın tadını çıkartamayacağınızın bir başlangıcıdır ve harcanacaksınız. Sadece siz değil diğer dostlarınız da. Bu e-mailim de bunun başlangıcıdır. Hayatınızı kaybetmeye hazırlanın lütfen. Hoşça kalın.'
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

20 Ağustos 2009 Perşembe


Yeniçağ alarm vermişti 24 Kalkınma Ajansı kurulduğuna dikkat çeken Yeniçağ da Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizmin AKP tarafından resmen uygulamaya konulduğunu duyurmuştu. ‰ 9’da

Eyalet sistemine Danıştay freni Danıştay, 35 maddelik Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 17 maddesini iptal etti. İptal kararının, ’bugüne kadar alınmış ve yürürlüğe konulmuş ajans işlemlerinin hukuka aykırı olduğu’anlamına geldiği kaydedildi

Haber: Salim YAVAŞOĞLU Kalkınma ajansları adı altında Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi girişimine Danıştay’da açılan dava sonuçlandı. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, birliğin başvurusu üzerine Danıştay’ın 35 maddelik Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 17 maddesini iptal ettiğini bildirdi. Soğancı, “Kalkınma ve Yönetim Kurulunun karar alma, çalışma, yönetim usul ve esaslarının yönetmelikle belirlenemeyeceği” yönünde verilen iptal kararının, “bugüne kadar alınmış ve yürürlüğe konulmuş ajans işlemlerinin hukuka aykırı olduğu” anlamına geldiğini kaydetti. Soğancı, bu çerçevede 24 ajansın ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

İflas etmiş model Soğancı, ülkeyi 26 ekonomik bölgeye ayıran kalkınma modelinin “iflasın başlangıcı” olduğunu yönündeki görüşlerini defalarca dile getirdiklerini belirterek, bu modelden bir an önce vazgeçilmesini istedi. Soğancı, şunları kaydetti: “Sanayi devrimini tamamlamış Avrupa ülkelerinin, ekonomik büyümede rekabeti esas alan ve kendi krizini aşmak için kurduğu ve teşvik ettiği ajans modeli, bugün her yerde iflas etmiştir. Küresel kriz karşısında merkezi müdahalelere yönelmiş bir Avrupa varken, iflas etmiş modele dayalı bir bölgesel kalkınmanın ülkemize uyarlanmasından olumlu sonuç alınamayacağı açıktır. Modelin ülkemize uyarlanmasında kan uyuşmazlığı bir yana, Bakanlar Kurulunun oluşturduğu bileşenlerin birlikteliğiyle sürdürülebilir bir kalkınmanın olanak dışı olduğu açıktır. Bu konu neden hala anlaşılamamaktadır? Bir kez daha söylüyoruz: Bakanlar Kurulunun oluşturduğu ajans modeli, küresel krize neden olan tekelci sermayeye kamu kaynaklarının teslim edilmesinden başka bir anlama gelmemektedir. Bunu görmek için, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı toplantısına katılan uluslararası şirketlerin tablosuna bakmak bile yeterlidir.”

Yeniçağ tehlikeye dikkat çekmişti Yeniçağ gazetesi Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizmin AKP hükümetince de resmen uygulamaya konulduğunu duyurmuştu. Hükümet önce 8 Kalkınma Ajansı kurmuş, daha sonra da bu sayıyı 24’e çıkarmıştı.

Avrupa’nın planı Kalkınma Ajansları, uzmanlar tarafından Osmanlı İmrapatorluğu’nun son dönemlerinde Avrupa tarafından dayatılan bir genelgeye benzetiliyor. Merkezi iradenin etkisini zayıflatıp, yerel yönetimleri kısmen bağımsız kılan genelgeyle 20 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam Sait Halim Paşa tarafından yayınlanan “Geçici Vilayet Kanunu” ile devam eden parçalanma ve çöküş süreci daha da hız kazanmıştı. Eyalet sistemini yerleştirmek için atılan ilk adım Kalkınma Ajansları değildi. İstinaf Mahkemeleri Cumhuriyet’in kuruluşunda şeri mahkemelerle birlikte kaldırılan ve eyalet sistemine özgü bir yapı olan bölge (istinaf) mahkemeleri kurulmaya başlanmıştı. İlki Diyarbakır’da AB parasıyla açılan mahkemenin 9 ilde daha kurulması kararlaştırılmıştı.