ÜMİT ÖZDAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÜMİT ÖZDAĞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2012 Çarşamba

FRANSA'YA BAŞARISINDAN DOLAYI B.O.P EŞBAŞKANI'NDAN ÖDÜL.


"Kızın dayısında bir Adana burması bilezik" der gibi değil mi?
Kızımız BOP;dayısı Tayyip Erdoğan.

ERDOĞAN’DAN FRANSA’YA ‘"SOYKIRIM’" ÖDÜLÜ!

Paris Ankara’ya kumpas kurarken Başbakan, Fransız şirketi EDF’nin yüzde 15’le ortak olduğu “Güney Akım”a onay verdi.
Ankara, Paris’e kızgın mı kızgınmış gibi mi yapıyor?
21. YüzyIl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, iktidara bu soruyu yöneltti ve Türkiye’nin kısa bir süre önce izin verdiği “Güney Akım” doğal gaz boru hattı projesindeki Fransız firması EDF’nin dev girişimden alacağı yüzde 15’lik paya dikkat çekti.
Fransa’dan Rusya’ya Güney Akım için teknolojik rüşvet!
Rus doğal gazını Avrupa’ya ulaştıracak proje için Fransız firması EDF, devlet desteği alarak çok mücadele etti. Öyle ki; Fransa, ABD’nin eleştirisine rağmen Rusya’ya helikopter gemisi sattı. Bu, bir NATO üyesinden Rusya’ya yapılan ilk gemi satışıydı.
Hem Azerbaycan’a hem de kendimize zarar veriyoruz!
Bütün bu süreçte çok boyutlu ve hem Türkiye’ye hem de Azerbaycan’a zarar veren bir durum var. Güney Akım izni, bizim için önemli olan ve İran, Azerbaycan, Irak gazını Avrupa’ya ulaştıracak NABUCCO projesine de çok büyük bir engel oluşturacak.
Bu kadar stratejik bir proje Fransa’ya niye hediye edildi?
GÜney Akım’ın perde arkasını böylece ortaya koyan Prof. Ümit Özdağ, iktidara bir soru daha yöneltiyor: Türkiye, Fransa için bu kadar ekonomik ve stratejik bir projeyi inkar yasasının hemen ertesinde Rusya ve Fransa’ya niye hediye etti?

Kızar gibi yaptığımız Fransa’yı ödüllendirdik
Fransa’nın da ortak olduğu Güney Akım Projesi’ne hükümetin geçtiğimiz günlerde imza attığını belirten Prof. Dr. Ümit Özdağ, AKP iktidarının inkar tasarısını yasalaştıran Paris yönetimini ödüllendirdiğini ifade etti.
Haber : Ceyhun Bozkurt
Fransa’nın Ermeni yalanlarını Ulusal Meclis’ten geçirmesinin hemen ardından bu ülkenin yüzde 15 payının olduğu Güney Mavi Akım projesine AKP iktidarının onay verdiği ortaya çıktı. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye’nin kısa bir süre önce yapımını kabul ettiği Güney Akım Projesinin içinde Fransız firması EDF’nin olmasını Paris’in ödüllendirilmesi olduğunu söyledi. Özdağ şöyle dedi: “Fransız Parlamentosu’ndan sonra Senatosu da Ermeni sözde soykırım iddialarını yalanlamayı para ve hapis cezasına çarptıran yasa tasarısını kabul ederek yasalaştırdı. Parlamento yasa tasarısını kabul ettikten sonra Ankara’dan Paris’e yönelik çok sert tepkiler yükselmişti. Büyükelçimizi geri çektik, Erdoğan, Kanuni’nin Fransız kralına mektubunu okudu. Anlaşılan çok kızmıştık. Bu arada Türkiye’de ve dünyada hayat devam etti. Başka dış gelişmeler de oldu. Bunlardan birisi de Rus doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya akmasını sağlayacak “Güney Akım Projesine” Türkiye’nin onay vermesiydi. Moskova, Türkiye’nin Güney Akım Projesine aniden onay vermesine o kadar sevinmişti ki, bunu yılbaşı hediyesi olarak yorumladığını resmi ağızlardan açıkladı. Peki, bu büyük projeyi Ruslar tek başlarına mı yapıyorlardı. Hayır. Rus Gazprom şirketi projenin % 50’sine, İtalyan ENİ, % 20’sine Alman Wintershal Holding % 15’ine ve Fransız EDF % 15’ine sahipti. EDF, Güney Akım Projesine girebilmek için Fransız devletinin desteğini alarak çok mücadele etmiştir. Fransa, bu projeye kabul edilebilmek için Rusya’ya ABD tarafından eleştirilen bir helikopter gemisi satışı dahi yapmayı kabul etti. Bu bir NATO ülkesinin Rusya’ya yaptığı ilk gemi satışı oldu. Kasım 2009’da Rusya ile iyi niyet belgesi imzalayan ve Haziran 2010’da Güney Akım’a resmen katılan Fransa amacına ulaştı.” Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Bu noktada sorulması gereken soru, Fransızlar açısından bu kadar büyük bir öneme sahip olan ekonomik ve stratejik bir projeyi Türkiye neden Fransız parlamentosunun Ermeni sözde soykırımı iddialarını reddetmeyi cezalandıran yasa tasarısının kabul edilmesinden hemen sonra adeta Ruslar ile birlikte Fransızlara hediye etti sorusudur” dedi. Özdağ şöyle devam etti:

Proje askıya alınmalı
“Üstelik Güney Akımı projesinin devreye girmesi bir başka doğalgaz projesi olan Nabucco’ya ağır darbe indiriyor. Nabucco Projesi, İran, Azerbaycan ve Irak doğalgazının Avrupa’ya taşınmasını öngörüyor. AB, mevcut gerilimden dolayı İran’ı şimdilik işin dışında tutuyor. Irak’ın altyapısı yeterli olmadığı için çok uzun süre Nabucco’nun dışında kalacağı varsayılıyor. Geriye kalan bir tek Azerbaycan. Tabii ki Türkmenistan doğalgazının da Hazar altından bu projeye bağlanması söz konusu. Ancak Türkiye’nin Güney Akımı kabul etmesi ile Nabucco’nun gerçekleşmesinin önüne çok büyük bir engel çıkacak. Diğer bir ifade ile Türkiye, Ermenistan açılımından sonra Azerbaycan’ı ikinci kez cezalandırıyor. Bundan faydalanan Rusya Bakü’ye bütün artık doğalgazını yüksek fiyattan satın alma ve bunu uzun vadeli olarak gerçekleştirme sözü verdi. Bütün bu süreçte çok boyutlu ve hem Türkiye’ye hem Azerbaycan’a zarar veren bir durum var. Hükümetin şimdi Fransa’ya verebileceği en ağır tepki Güney Akımı’ndan Fransız firmasının çıkarılmaması durumunda Güney Akımı projesini yavaşlatacağı, askıya alacağı şeklinde bir politika izleyerek, Fransız menfaatlerine gerçekten zarar verilebileceğini göstermek olmalıdır. Yoksa, Paris gerçekten kızgın olmadığımızı düşünecektir.”

Tesadüf olamaz
Türkiye’nin enerji ve strateji konusundaki en önemli isimlerinden olan Tuğçe Varol ise şöyle diyor: “Fransa ile Rusya arasında tarihi bir gemi anlaşması yapılmıştır. Benim o zamanki tahminim de Fransa’nın Almanya’nın Kuzey Akım taktiğine karşılık Güney Akım’a girebilmek için bu stratejiyle hareket ettiği yönündeydi. Belli ki uzun süren pazarlıklar neticesinde Fransızlar Ruslara yeni bir teknolojiye sahip gemi satıyorlar, Ruslar da onları boru hattı projesine alıyor. Boru hattı anlaşması ile gemi anlaşmasının birbirine bu kadar yakın tarihlerde olmasının tesadüf olamayacağını düşünüyorum.”
Ümit ÖZDAĞ
Aktik (artık link yok) bağlantı:
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=62474


FRANSA, ABD’NİN DUBLÖRÜDÜR!

Türkiye’de önemli mevkilerde bulunan insanlar, Fransa’nın Ermenilere soykırım yapılmadı diyene ceza vermek için çıkardığı kararın bir seçim yatırımı olduğunu iddia ediyor. Sarkozy, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ermenilerin ve Fransız milliyetçilerinin oylarını almak istiyormuş da bu sebeple böyle bir karar çıkarılmış.
Türkiye söz konusu olsaydı, iktidarların seçim yatırımı yapmak için dış politikayı kullandıklarını söyleyebilirdik. Mesela, “one minute tiyatrosu” ile seçimleri etkilemek gibi..
Gerçi Sarkozy’nin sorumlu bir devlet adamı olduğu iddia edilemez ama düşünce özgürlüğünü kısıtlayan bir kararın Fransa gibi vatandaşlık bilinci gelişmiş bir ülkede oy kaybettirmesi de mümkündür.
O halde Fransa neden böyle bir karar aldı?

***

Bu sorunun cevabını, Washington Post’ta yayınlanan Jackson Diehl’in yazısında bulmak mümkün. Diehl diyor ki “Obama’nın Türkiye ile ilişkileri idaresi, onun en iyi dış politika başarılarından biri.”
Bu tespite bir itiraz var mı? Bu konuda hemfikir isek devam edelim.
Obama, Büyük Orta Doğu projesi çerçevesinde Türkiye’yi istediği gibi çekip çeviriyor; Libya ve Suriye konusunda dediğini yaptırıyor mu?
Peki ABD için hayati derecede önemli bu projeler AKP iktidarı eliyle uygulanırken, Obama böyle bir imkânı kaybetmek ister mi? Mesela Ermenilerle ilgili böyle bir kararı ABD kongresi de çıkarabilirdi. Neden çıkarmıyor? Neden Fransa bu konuda ön alıyor?

***

Libya’ya saldırı söz konusu olunca Fransa yine ön almış, bombardımana başlamıştı. Peki bu bombardıman, ABD’nin bilgisi dışında mı yapıldı?
Bombardımana sonradan ABD uçakları da katıldı. Hatta Kaddafi’nin konvoyunu bombalayan ve böylece yakalanıp linç edilmesini sağlayan da ABD’nin insansız hava aracıydı.
Ermeni meselesinde de böyle oldu. Fransa, ABD’nin yapmak istediğini yaptı. Obama, Tayyip Erdoğan’ı, ABD ile ilişkileri yüzünden Türk kamuoyuna karşı güç durumda bırakırsa, AKP’nin kaybedeceğini görüyor. AKP kaybederse, Orta Doğu’daki Amerikan projelerini sürdüremeyeceğini de biliyor. Bu sebeple tehlikeli sahnelerde Sarkozy’yi kendi yerine dublör olarak kullanıyor.
Arslan BULUT
Açık linkler:http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=21450
**************************

TÜRKİYE ENERJİ KORİDORU POTANSİYELİNİ KULLANMAYA BAŞLADI
Mustafa Sönmez
Dünyanın petrol rezervlerinin yüzde 73’ü, doğal gaz rezervlerinin de yüzde 76’sı Türkiye’yi çevreleyen Rusya’da, Hazar’da, Orta Doğu’da… Bunları önemli ölçüde tüketen Avrupa ise hemen Batımızda. Bu, bizi ister istemez önemli bir enerji koridoru, boru hatlarının kesiştiği bir merkez, jeostratejik açıdan da önemli bir ülke gibi gösteriyor. Sırf bu konumu iyi kullandığımızda “bağımsız” bir dış politika şansımızın olacağına, hatta zenginleşeceğimize dair tezler var. Son 1 ay içinde AB’li ortaklarla Nabucco ve Rusya ile imzalanan Güney Akım anlaşmaları önem taşıyor.

“Nabucco” projesinin öngördüğü boru hattı sisteminin önemli bir kısmı Türkiye topraklarından geçecek. Bu hattan Avrupa’ya aktarılacak doğalgaz ise Ortadoğu ve Orta Asya kaynaklı olacak. Yani, “Nabucco”nun amacı, Rusya’yı “baypas etmek” , Avrupa’nın doğalgazda Rusya’ya bağımlılığını azaltmak...

Hükümet, Rus doğalgazını Karadeniz’in altından Balkanlar yoluyla Avrupa’ya taşıyacak olan “Güney Akım” projesine de imza attı .Sağlanan kolaylık, öngörülen boru hattının Karadeniz’in Türkiye kara sularından geçmesine imkân vermek şeklinde. Sonuçta, Nabucco’ya ortak olan Türkiye, bu kez Rusya’nın “Nabucco” projesine karşı ortaya çıkardığı “Güney Akım” projesinin hayata geçirilmesine de destek vermiş oldu...

Putin ile Tayyip Erdoğan, bu iki projenin rakip veya birbirinin alternatifi olmadığını söylediler. Özellikle Erdoğan, Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının giderek arttığını, her iki projenin de bu ihtiyacı karşılamaya yarayacağını ifade ederek attığı imzayı savunma ihtiyacı duydu.

Her iki proje için hem doğalgaz hem de finans kaynağı bulmak esas sorun. Ama, Rusya doğalgaz kaynağı bulmakta, rakiplerine göre daha avantajlı. Ancak umutlarını Nabucco’ya bağlayan ülkelerin ve enerji firmalarının bu yarıştan kolay kolay vazgeçmeyeceği açık. Dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine, onuncu doğalgaz rezervine sahip Irak , bu bahiste daha önem kazanıyor.
açık link:http://www.abh.com.tr/ebulten/detay11.html

ERDOĞAN KURTLAR SOFRASINDA
Yetiştikleri karanlık odalarda, merdiven altlarında kinle beslendiler. O karanlık odalarda iftira ile beslendiler.Beslendikçe daha çok zehirlendiler. Bir gün birileri bu kin ve nefreti kullanıma açtı.

Buyurun deyip, dümeni teslim ettiler. Dümeni teslim ederken de “önlerine bir fatura koydular.”

Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir diyerek başladılar işe. Baba baskısından kaçan cahil genç kızlar gibiydiler.

Yılların ezikliği ile her gölgeyi düşman bellerken, yılların açlığı ile de ülke varlıklarının tepesine çöktüler.

Kendilerini dümene oturtanlara sadakat göstererek efendilerinin çıkarını ülke çıkarının üzerinde tuttular.

Türkiye her yönden kuşatılırken, göbeğinden emperyalist devletlere bağlı medyayı kullanarak halkı uyuttular.

Mirasyedi bir evlat gibi ne var, ne yok acımasızca sattılar.

Üretim, helal kazanç yerine tefecilik tercih edildi. Faiz kıskacında tüketim ekonomisi ile sefa sürdüler.

Küresel elite sadakatle bağlı hayırlı evlatlar oldukları için ülkeye sokulan kaynağı belirsiz paralar suni bir rahatlık yarattı.

Efendi ile uşaklarının düşmanı ortaktı. Anadolu’ya geldiği gibi gidenler ile o yıllarda geldiği gibi gidenlere yataklık edenlerin torunları 100 yıl sonra yeniden buluşma fırsatı yakalamıştı.İşbirlikleri Damat Ferit’i bile kıskandırdı(!)..

ABD’li müttefikleri; “bizim çıkarlarımız doğrultusunda çok iş yaptılar” diye övgü yağdırıyordu.

Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail’i kurmak isteyenler, Türkiye’nin Asya ile bağını koparıp, Türk’ü nefessiz bırakarak boğmayı planlarken, evlatlıkları planın işlemesi için her şeyi yapıyordu.

AKP’nin dümene oturtulmasından sonra birçok ülkenin sözde soykırımı tanıması tesadüf değildir.

Gelin biraz beyin jimnastiği yapalım:

Türk Telekom sözde Ermeni soykırımını tanıyan tek Müslüman ülke Lübnanlı bir iş adamına hediye eder gibi satıldı. Hariri’nin Ermenistan’da soykırım anıtı önünde gözyaşları içinde saygı duruşunda durması Erdoğan için bir engel teşkil etmemişti.

Orhan Pamuk ve intihalci Elif Şafak Türk Milleti’ni soykırımcı ilan ettiğinde gösterilen tepkilere veryansın edip her ikisine sahip çıkan kimdi?
Abdullah Gül, R. Tayyip Erdoğan…

Halaçoğlu Türk Tarih Kurumu’nun başından ne zaman alındı?
Türkiye’de bulunan kripto Ermeniler’i bir bilim adamı olarak açıkladıktan sonra...
Belgeye dayalı bilgileri paylaşınca önce basının kripto Ermenileri ve küresel elite çalışan basının konsomatrisleri ayağa kalktı. Halaçoğlu azgın bir saldırı ile adeta linç edildi. Faşist ilan edildi. Sonra ne oldu?
Halaçoğlu görevden alındı. Halaçoğlu'nun görevden alınması kime kıyak oldu? "Alınma sözünün" İsviçre'de Ermenistan yetkilileri ile yapılan gizli görüşmede verildiği söylendi.

Sınırlarımızı tanımayan Ermenistan’a gidip gülücükler dağıtan kimdi?
Abdullah Gül!..

Ermenistan sınırını açmaya kalkıp, şartları kabul etmeyen bir avuç Ermeni karşısında aciz kalan kim?
AKP!!.

Azerbeycan bayraklarını Bursa’da stada sokmayarak Ermenistan’a yalakalık yapan kim?
AKP!!.
Azerbaycan nerede ise nefes alabileceğimiz tek pencere. Bu pencereyi kapatmak isteyen kim?
AB-D ve İsrail!!..

O zaman AKP kimin hesabına çalışmış oluyor?
Türkiye’nin aleyhine, AB-D ve İsrail’in çıkarına…

Türkiye’nin soykırım yapmadığını Rus arşivlerinden bulduğu belgeler ile ispatlayan Mehmet Perinçek nerede?
Silivri esir evinde bertaraf edildi.

İsviçre’nin sözde soykırım yalanını meclisinden geçirmesine karşılık İsviçre’de gösterdikleri tepki ile İsviçre yargısını sallayan Talat Paşa komitesi nerede?
Denktaş’ı ABD’nin talimatıyla bertaraf edip Ergenekon’dan tutuklamaya kalktılar. Denktaş gibi bir milli kahramanı aslında arkasından hançerleyerek ölmeden öldürdüler.

Perinçek’i Silivri’ye tıktılar.

PKK’nın Ermenistan’a yerleştiğini, Ermenistan’ın PKK’nın önde gelenlerine vatandaşlık verdiğini anlatan Kemal Kerinçsiz’i Silivri’de esir ettiler.

AKP İstanbul Milletvekili olmayan soykırım için “özür” diledi. Peki Erdoğan’ın gıkı çıktı mı? Çıkmadı.
Sükut ikrardan gelmez mi? Gelir.

Zamanında meclis başkanına bile işine gelmeyen konuşmayı yapan vekil için “ya bu adamı sustur, ya da ben susturayım” diyen Erdoğan bu vekile niye sessiz kalıyor?

AKP’nin küresel elitin Türkiye üzerindeki planlarında taşeron rolünü üstlendiği için olabilir mi?

Bu gelişimi takip edemeyenler, Fransa’nın Türkleri soykırımcı ilan etmesine AKP’nin hiçbir yaptırım uygulamayacağını anlayamaz.

Azarbaycan’a Ermeni bir sanatçıyı içeri almadı diye AKP nota vermişti, hatırlayan var mı?

Peki, Ermenistan Cumhurbaşkanı kendi gençlerine “biz Karabağ’ı aldık, siz de Ağrı’yı alacaksınız” dediklerinde ne yaptılar?
Cevap bile veremediler. Veya sükut ikrardan gelir misali, Ermenistan Cumhurbaşkanı’na hak verdiler(!)..
Oysa bir devletin başka bir devletten toprak talebi savaş sebebidir. Tabii o ülkeyi devlet adamları yönetirse bu kurallar işler. Taşeronlar dümende ise işlemez, işleyemez.

Hakkını yemeyelim, AKP Fransa’ya müthiş bir yaptırım uygulamış(!)..
 YENİÇAĞ, Güney Akım projesinin ‘devlet destekli’ ortağıFransız EDF firmasının yüzde 15 pay alacağını dün manşetinden duyurdu(!)..

Ortadoğu 3. Paylaşım savaşının tam merkezine oturtulurken, taraflar hızla yerlerini alıyor. Elimizde olansa, ülkenin kaderini ABD’ye bağlayan Erdoğan ile Kraliçe’nin manevi evladı Gül…

3. Paylaşım savaşında farklı cephelerde yer alan ülkelerin savaşı ülkemize taşınıyor. Ajan cenneti olan ülkemiz AKP sayesinde operasyon merkezi de olacaktır.

“35 köylüyü ABD predatörü vurdu (Aydınlık)” haberi yapıldığında İlker Başbuğ içeri alınarak olay örtüldü.
ABD verdiği bu bilgiyle, bir mesaj mı yolluyordu?

Predatörlerin Pakistan’da yaptığı katliamlar hükümete hatırlatılmış, İncirlik’te konuşlanmasına izin vermeyin denmişti ama Erdoğan iradesini çoktan ABD’ye bağladığı için hür olmayan iradesi ile yapabileceği bir şey yoktu.

Daha önce WikiLeaks belgeleri ile ufaktan İsviçre hesapları açıklanmış, “söyleriz ha” şantajı yapılmıştı.

Erdoğan küresel elitin elinde tutsaktır. Hırslarının tutsağıdır. Bir millete karşı işlediği suçların tutsağıdır. 3. Paylaşım savaşında kurtlar sofrasında şaşkın bir ördektir.

İnandıkları masal bitmiş, Türkiye’yi Hz. İbrahim’i ateşe atan Nemrut gibi ateşe atmaktan çekinmeyenlerin yaktığı ateş kendi paçalarından tutuşmaya başlamıştır.

Verilen sözler boyunlarında yağlı urgan, Silivri-Hasdal yargısı ayaklarında prangadır.

Ortadoğu’da liderliğe soyunurken, yalancı pehlivan durumuna düşmüşlerdir.

Ava giderken avlanmış, şantajla devlet yöneteyim derken şantaja boyun eğmek durumunda kalmışlardır.

Düşmanımın düşmanı(Atatürk ve kurduğu T.C.) dostumdur diye yola çıkanlar, aslında kendileri bertaraf olmuştur.

Banka hesaplarından başka sığınacak yeri olmayanlara, ABD’nin kullanıp kafese kapattığı piyonlar acaba ne ifade ediyor?

Sahi; “Asiye nasıl kurtulur?”
Zahide Uçar
26. 01. 2012
Açık link: http://zahideucar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=103%3Aerdoan-kurtlar-sofrasnda&catid=1%3Ayeni-makaleler&Itemid=5

FRANSA’YA TEPKİMİZ NE OLACAK?
Fransız senatosu da Orta Çağ yasasını kabul etti. Milli Meclis’in tasarıyı kabulünden sonra çok büyük tepki gösteren Ankara bir sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizlik 60 Fransız senatörün yasayı Fransız Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirme umudu ile izah edilmeye çalışılıyor. Oysa, bunun çok boş bir umut olduğunu anlamak için Fransız siyaseti konusunda uzman olmaya gerek yok. Çünkü hem Sarkozy hem de muhalefet lideri Hollande gruplarına mensup senatörleri böyle bir adım atmamaları için baskı altında tutuyorlar. Aslında bu haber daha çok Türkiye’nin tepkisizliğini örtmek için bir gerekçe olarak mı kullanılıyor sorusunu sormak meşru bir soru.
Üstelik, 25 Ocak 2012 tarihli Yeniçağ gazetesinde açıkladığımız gibi 22 Aralık 2011’de Fransız meclisi Orta Çağ yasa tasarını kabul ettikten hemen sonra Ankara, 28 Aralık 2011’de Fransız şirketi EDF’nin % 15 pay ile ortak olduğu 15 milyar dolarlık Güney Akımı projesine onay vererek Fransa’yı ödüllendirdiği göz önünde tutulur ise acaba Türk kamuoyu oyalanıyor mu sorusu daha da güçlü bir şüphe haline gelmektedir.
Bütün bunların üstüne bir de AKP’nin kurucularından ve önde gelen milletvekillerinden olan AKP İstanbul Milletvekili İsmet Uçma 6 Ocak 2012’de T 24’e verdiği demeçte “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” der ve devam ile “Yaşanan olaya” soykırım “dışında bir tanım bulmak zorundayız. Zaten bu kavram, 1950’li yıllardan sonra gündeme gelmiş bir tabirdir. Dolayısıyla ben, Ermeni vatandaşlarımıza yönelik 1915’te yaşanan süreci” “soykırım” değil, “soy sürgün” “olarak tarif etmeyi daha uygun buluyorum” yargısında bulunur ve AKP Genel Merkezi, böyle kritik bir dönemde adeta Türkiye’yi arkasından vuran bu yaklaşımı sergileyen milletvekili için soruşturma açmaz ise insan “bu ne demek?” diye kendisine sormadan edemiyor.
(Konu dışı olmak ile birlikte İsmet Uçma’nın “soy sürgün” diye ürettiği kavramda tarihsel gerçeklerden olağanüstü kopuk, eksik ve yanlış bilgiye dayanan bir yaklaşımın sonucudur. Ermeni tehciri, 1) soya göre değil, bölgeye göre yapılmıştır.2) Soya göre değil, mezhebe göre yapılmıştır. Bundan dolayı soy sürgün kavramı çok yanlıştır. İkinci büyük hata, Uçma’nın Büyük Felaket kavramını kabul etmesi ve kullanmasıdır. Ermeniler için “Büyük Felaket”, soykırımın kendisidir.)
Fransa’ya karşı alınması kararlaştırılan 8 önlemi hatırlayalım. 1)Büyükelçi geri çekilecek. (Bu önlemden vazgeçildi. Büyükelçi Paris’te kalıyor.), 2) Siyasi, askeri ve ekonomik maliyetli faaliyetler, personel değişimi, eğitimi gibi bütün faaliyetler iptal edilecek, 3) Askeri tatbikatlar iptal edilecek, 4) Fransa ile her türlü siyasi istişare durdurulacak, 5) Fransız askeri uçakları Türk hava sahasından her geçişte ayrı izin alacaklar, 6) AB eşleştirme projelerinde Fransa’yla işbirliğine gidilmeyecek, 7) Askeri gemilerin liman ziyaretleri izin başvuruları reddedilecek. 8) 2012’de ekonomi bakanları arasında yapılacak “Türkiye-Fransa Ortak Ekonomi Toplantısı”na Türkiye katılmayacak. (Taraf, 25 Ocak 2012)
Bu önlemlerin hiç birisinin uygulansa bile Paris’in canını acıtmayacağı bellidir. Üstelik daha şimdiden birinci maddeden vazgeçildiği ve diğerleri için de “biraz bekleyelim” dendiği düşünülür ise acaba bu iş nereye gidecek diye sorulması gerekiyor. Öte yandan daha ilk günden itibaren Türkiye’nin Fransa’ya karşı etkili bir ekonomik önlem alamayacağının da altı çizilerek, Paris’in yapması gereken propaganda adeta Ankara ve İstanbul tarafından yapılıyor.
Zaten AKP Hükümeti ekonomiyi dış politikanın hiç parçası yapmamayı tercih ediyor. Örneğin, Mavi Marmara “Krizi” sonrasında adeta İsrail ile “savaşın eşiğine geldik”. Oysa 2011 senesi rakamları açıklanınca gördük ki, 2011 senesi içinde İsrail ile ticaretimiz % 29 oranında artmış. Demek ki, 21. Yüzyıl dergisinin Ocak 2011’de yayınlanan 25. sayısında yazdığımız makalenin başlığını “Ankara ile Tel Aviv Arasındaki Kriz Ne Kadar Gerçek?” diye koymamız ve krizi sorgulamamız doğru imiş. (Bu makaleyi www.21yyte.orgda bulabilirsiniz.) Demek ki sadece Fransa’yı değil, İsrail’i de ödüllendirmişiz.
Ümit ÖZDAĞ-26 Ocak 2012-Yeniçağ Gazetesi
Açık (“link” kullanmıyoruz) Bağlantı: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=21461

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

1 Ocak 2012 Pazar

PROVAKASYONLARI DEĞİL BU FERYADI DUYUN

KORKUNÇ HATA.
VATANDAŞIMIZI TERÖRİSTİN ÇAKALIN MEZESİ YAPMAYIN

Uludere’de 35 yurttaşımızın kaçakçılık yaparken Türk Hava Kuvvetleri tarafından bombalanması ve hayatını kaybetmesi sonrasında gerçekleşen olaylar, herhangi bir terör olayından daha geniş tahlil edilmeyi gerektiriyor. Ancak bu tahlili yapmadan önce olay ile ilgili şu ana kadar açık kaynaklardan gelen doğru bilgileri yanlış bilgilerden ayıklayarak, resmin ne olduğunu görelim. Ve resimdeki eksiklerden hareket ederek, sorulması gereken soruları ortaya koyalım.

Birinci Tespit: Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu Köyü’nde yaşayan Encü ailesi büyük bir aile. Ailenin bir bölümü Türkiye’de bir bölümü Zaho’da K. Irak’ta yaşıyor. Aile, PKK ile mücadeleye verdiği etkin destekten dolayı, bölgede görev yapan askerler tarafından sevilen bir aile. Encü Ailesi ile TSK arasında yıllar içinde bir güven bağı oluşmuş. Ailenin reisi takma adı Dirbaz olan Naif Encü. Dirbaz Naif Encü korucubaşı olarak senelerden buyana ailesini PKK’ya karşı mücadelede yönetiyor. Sınır boyunda yaşayan bir aile olduğu için PKK’nın saldırılarında ilk hedeflerden birisi. Zaten Emre Uslu, Taraf gazetesindeki makalesinde Encü ailesine “derin devletin aşireti” demeye getiriyor. (Taraf 31 Aralık 2011)

Öte yandan aileye mensup korucular, sınır ötesi operasyonlarda güvenlik güçleri ile K. Irak’a girip çıkıyorlar.Aile şimdiye değin birçok şehit ve gazi vermiş bir aile. Son bombardımanda iki kardeşini, Hüsnü ve Savaş’ı ve 13 yaşındaki oğlunu Erkan’ı kaybeden Mehmet Encü, 1998’de Haftanin kampına düzenlenen bir operasyonda iki gözünü mayın patlaması sonucunda kaybetmiş.(Hürriyet, 31 Aralık 2011) (Unutmayalım, Güneydoğu Anadolu’da çocuklara verilen isimler aynı zamanda siyasal bir tavır ortaya koymaktır. Bu aile siyasi tavrını çocuklara verdiği isimler ile de koyuyor.)  

Bu olayda oğlunu kaybeden bir diğer gazi ise Abdulaziz Encü. Abdülaziz Encü, 1999’da Düğün Dağı’nda bir operasyon sırasında mayın patlaması sonucunda bacağını kaybediyor. Patlamada amcası ölüyor. Bir Mehmetçikte yaralanıyor. Tek bacağı ile gönüllü koruculuk yapan Abdülaziz Encü kızgın: “Çocuğumun tabutunun üstüne bayrak astılar. Hükümet meydanı boş bıraktı. BDP’lilerin propaganda alanı oldu. Bu görüntüyü görünce ciğerim yandı. Bizi sahipsiz bıraktılar.” (Vatan, 31 Aralık 2011) Bir gazinin feryadı. Senelerce çarpıştığı, akrabalarını elinden alan, bacağını elinden alan terör örgütü şimdi oğlunun cenazesini elinden alıyor. 

İkinci Tespit: Türkiye’nin Van-Hakkâri ve bir ölçüde Şırnak sınırı PKK’nın finans kaynağını oluşturan temel kaynak olan uyuşturucu, akaryakıt ve diğer kaçakçılıkların en yoğun olarak gerçekleştiği bölge. (Bu konuda bkz. 11 Kasım 2011 tarihli Van kırsalı ve PKK Holding başlıklı yazıma) Ancak kaçakçılığı yapan sadece PKK yandaşları değil. PKK yandaşlarının kaçakçılık ile büyük bir zenginlik oluşturduğunu gören devlet, devlet yanlılarına da uyuşturucu, silah (akaryakıt konusunda farklı görüşler var) dışında kaçakçılık konusunda göz yumuyor. Anlaşılan o ki, Encü ailesi de bu çerçevede güvenlik güçlerinin bilgisi dâhilinde K. Irak’tan kaçak mal getiriyor. Ailenin bir mensubu “bu sefer askere gittiğimizi haber vermemiştik” açıklamasını yaptı. Demek ki, diğer gidişlerde askere haber verilip öyle gidiliyor. Bu sefer mazota gittikleri için mi haber vermediler bilmiyoruz.  

Burada sorulması gereken soru, PKK’nın düşmanı olan Encü ailesi mensupları nasıl PKK’nın saldırısına uğramadan PKK kamplarına çok yakın bir bölgeden mal taşıyabiliyorlar. Hemen büyük komplo teorileri geliştirmeye gerek yok. Bunun cevabı çok basit olabilir. Encülere mal tedarik eden K. Irak’taki aşiret PKK’ya bu konuda baskı yapmış olabilir. Ancak bu soru cevaplandırılması gereken bir soru?
Üçüncü Tespit: MİT’in PKK içindeki elemanından Feyman Hüseyin’in liderliğindeki bir grubun kaçakçıların kullandığı yoldan Türkiye’ye geçiş yapacağına dair bir haber 19 veya 20 Aralık’ta istihbarat olarak geliyor. MİT bilgiyi Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığına geçiyor. 29 Aralık günü Heronlar anılan bölge olan Sinat-Haftanin görüntü alıyor. Kaçakçı olabilecekleri şüphesi doğuyor. İstihbarat için tekrar teyit isteniyor. MİT istihbaratı teyit ediyor.(Başbakan Erdoğan ve MİT ikinci istihbarat teyidini reddettiler. Genelkurmay Başkanlığı ilk açıklamasında istihbarat kaynağı olarak “çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat” demektedir.) Ve iki savaş uçağı bölgeyi bombalıyor. Genelkurmay Başkanlığı ikinci kez istihbaratı MİT’ten teyit edip etmediğini açıklamalıdır.

Dördüncü Tespit: Daha bombardıman devam ederken, Encü ailesi bölgedeki askeri birliğe telefon ederek kendi çocuklarının bombalandığı bilgisini vermiştir. Muhtemelen saat 23.00-24.00 arasında AKP Hükümeti ve Genelkurmay Başkanlığı yanlışın farkına varmış ve şoka girmiştir. Bu noktada PKK-BDP’nin inisiyatifi ele alarak, senelerden buyana düşman olarak belledikleri Encü ailesine “Kürtlük” adına sahip çıkarak, siyasal istismar sürecini başlatmışlardır. 

Beşinci Tespit: PKK’nın inisiyatifi ele geçirmesi, çok geçte olsa yanında asker ve jandarma olmadan baş sağlığı için giden Uludere kaymakamının dövülmesi, cenazelerin kalkması sırasında PKK çaputlarının tabutlara örtülmesi, kamuoyunun bir bölümünde “bunlar zaten PKK’lı imiş, üstelik yaptıkları kaçakçılık PKK finansmanı için” şeklinde bir algının doğmasına yol açmıştır. Bu da ortaya “öldüler ise öldüler, ne olacak yani. Bizim askerlerimiz de şehit oluyor” tepkisini çıkarıyor. Oysa, Abdülaziz Encü, mayın patlamasından sonra kendisine takılan birliğin elindeki tek serumu, çıkartarak, oğlu yaşındaki yaralanan Mehmetçiğe taktırıyor. Şimdi istediği, düşmanı olan PKK devletin ve milletin yanında olması. 

Altıncı Tespit: Yapılması gereken ilk şeyler: 

1) Encü ailesinin PKK istismarından kurtarılması. Bakanların ziyareti, Başbakan’ın telefon ile araması, CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun ziyareti olumlu adımlardır. Ancak muhakkak Genelkurmay Başkanı TSK ile silah arkadaşlığı yapan bu aileyi ziyaret ederek gönüllerini almalıdır. Encü ailesi ile yoğun ilişki süreci daha sonrada devam etmelidir. 

2) Eş zamanlı olarak istihbarat çarkının nerede kırıldığı, neden kırıldığı muhakkak ortaya çıkarılmalıdır. 
Ümit Özdağ


BAŞIMIZ SAĞ OLSUN
 ACI GERÇEK . 
ÖLENDE BİZİM ÖLDÜRENDE BİZİM.




 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Kasım 2011 Cuma

VAN KIRSALI VE PKK HOLDİNG



Van depremi ile ilgili kamuoyu ilgisi devam ederken, bölgede görev yapan bir devlet görevlisinden aldığım mektup, Van-Hakkâri kırsalının terörün finansmanında sahip olduğu stratejik rolü ortaya koyuyor. Bu uzun mektubun bazı bölümlerini kamuoyu ve yetkililer ile Yeniçağ aracılığı ile paylaşmanın bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. PKK ile mücadelede psikolojik-politik boyutun yanında en önemli mücadele boyutunun ekonomik mücadele boyutu olduğu neden ise ihmal edilir. PKK’lı teröristleri dağda arayıp bulmak yerine onları dağa çıkaran ekonomik gücü imha ederek, yerlerinde kalmalarını sağlamak. Bunun gerçekleşmesi için AKP Hükümetinin bazı radikal adımlar atması gerekiyor.

Ağrı-Doğu Beyazıt, Van-Saray-Özalp-Başkale, Hakkâri-Yüksekova-Şemdinli, Şırnak-Silopi PKK’nın darphanesinin yerleşik olduğu kaçakçılık güzergâhlarını oluşturuyor. 450 kilometre uzunluğundaki Van sınırındaki ilçelerde ortalama 60-70 köy bulunuyor. Bu köylerin % 80’i kaçakçılık ile meşgul. Verimli tarım arazileri ekilmiyor, hayvancılık yapılmıyor. 60 haneli bir köyde ortalama 1000 katır var. Her katır, İran’dan bir seferde 140 litre kaçak mazot getiriyor. Her köyde her evin bodrumunda beş-on tonluk mazot depoları bulunuyor. Köylü vatandaşın cebinde nakit 3 bin, 5 bin lira bulunması çok normal. Bundan dolayı, PKK her köyden her yıl ayrıca rahatlıkla 200 bin lira “vergi” topluyor ve vatandaş rahatlıkla ödüyor.

Başkale’de mazot fiyatı, Van’a geldiğinde % 35 artıyor. Ancak İran sınırı, çay, yağ, sigara, şeker, cep telefonu, bıçak, halı, kilim, et, her türlü gıda maddesi ve kenevir (esrar) sokuluyor sınırdan. Katırlar ile getirilen mallar bazı noktalarda kamyonlara yüklenerek Van’a sokuluyor. Ancak, daha kamyonlara yüklenmeden önce PKK’nın atla gezen “gümrükçüleri” her katırdan “gümrük vergisi” alıyorlar. Toplanan günlük para, Boğaz Köprüsünden bir günde devletin aldığı paradan fazla. Ancak gelir bununla sınırlı değil. Kaçak sigara gibi bazı gelirlerin tamamı PKK’nın denetiminde.

Bir başka büyük gelir kaynağını uyuşturucu oluşturuyor. Afyon sakızı, Afganistan’dan İran’a oradan Türkiye’ye giriyor ve Başkale, Yüksekova, Hakkâri, Şemdinli yolu ile mezralarda kimya mühendisi kadar becerikli “uzmanları” tarafından titizlikle işlenip eroine dönüştürülüyor. Çoğu gece yolculuğu ile Van’a taşınan eroin Van’dan Türkiye’ye ve Avrupa’ya dağılıyor. Bu yolla giden eroinin günde 500 kilo olduğu ileri sürülüyor. Ayda eğle geçirilen ise ancak 100 kilo.

Mektup bir çok ayrıntı veriyor. Ancak ana hatları bunlar. Özetle, PKK sadece bir terör örgütü değil aynı zamanda bir holding. PKK terörünü etkisiz hale getirmek için PKK holdingi etkisiz hale getirmek şart. Bu, bölgedeki polis veya jandarmanın yapabileceği bir şey değil. Sadece daha etkin yol denetimleri ile de istenen neticenin alınması mümkün değil. Burada özel bir hükümet programına ihtiyaç var. Barzani’den PKK’ya karşı ekonomik önlemler alması istenirken, bu noktada Türkiye’de de yapılacak çok şey olduğu unutulmamalı.
Öncelikle Van-Hakkâri kırsalında bir tek katır kalmamalı. Devlet hepsini satın alıp, nakletmeli. Evlerin altındaki yakıt depoları imha edilmeli. Sınıra çok yakın köylerin arazilerinin kamulaştırılması ve halkın başka yerleşim bölgelerine nakledilmesi gerekiyor. Ancak bu insanlara gittikleri yerlerde yeni iş alanları yaratılmalıdır. Jandarma ve polis içinde ağırlıklı olarak kaçakçılık-terörizm bağlantısı ile çalışan ekipler güçlendirilmeli ve yüksek verimli çalışmayı teşvik edici düzenlemeler yapılmalıdır. Bu ekipler büyük bir saldırganlık ile çalışmalıdırlar. Kaçakçılığa göz yuman her türlü devlet görevlisi en ağır şekilde cezalandırılarak meslekten çıkarılmalıdır.  
Ümit Özdağ
uozdag61@gmail.com 
Kaynak:yeniçağ gazetesi-11/11/11-köşe yazısı




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."