BANU AVAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BANU AVAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2012 Salı

4 Haziran 2012 Pazartesi

2012 BİLDERBERG ÇETESİ


TÜRKİYE’YE YENİ BAŞBAKAN ARANIYOR!

Dünya Mafyası Washington’da Bir Araya Geldi!
Bu yıl BİLDERBERG cemaati, Amerika’nın Virginia eyaletinde ünlü Marriott otelinde toplandı..
2012 Bilderberg’ine davet edilen 5 kişi arasında daimi katılımcılar Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ve Ali Babacan’ın yanısıra Vodafone Türkiye İcra kurulu başkanı Serpil Timuray, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Politika Merkezi Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman ve gazeteci Enis Berberoğlu bulunmaktadır.
Bu yılki Bilderberg Toplantısı’nın ‘karar vericileri’ arasında Henry Kissinger, Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Pascal Lamyi, Google Başkanı Eric Schmidt gibi isimler vardır.
Her yıl başka bir ülkede buluşan Bilderbergciler, 2008’deki ABD seçimlerinden önce de Amerika’da toplanmışlardı. O zaman dünyaya Obama’yı ‘hediye’ ettiler. 4 yıl sonra Bilderberg, dünya kanla imtihan edilirken, yine bir seçim öncesi Amerika’da toplandı.. Dünyaya yeni bir kukla ve yeni bir savaş baronu belirleyecekler.
Bu masonik gizli CEMAAT 1920’lerden beri dünyanın geleceğine el koyuyor.. Küresel çete dünyadaki tüm sermayenin yüzde 65’ini elinde tutuyor ve ve tüm ülkelerde GİZLİ gündemlerini uygulamak için ÖRÜMCEK AĞLARI örgütlüyor..
CFR (Dış İlişkiler Konseyi), Trileteral ve BİLDERBERG her yıl gizli toplantılarla dünyanın en güçlü 100 küsur kişisini bir yerde topluyor ve hepimizi etkileyecek kararlar alıyor.. Erol BİLBİLİK bu çeteyi şöyle özetliyor:
‘Uluslararası dev tröstler adına dünyayı yöneten üç gizli örgüt vardır.
Bu yapılanmanın en üst örgütü Dış İlişkiler Konseyi (CFR), onun bir alt örgütü Üçlü Komisyon (TC) ve bunun bir alt örgütü de Bilderberg Grubu (BG)’dur.
Her üç örgütün de Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya’dan olmak üzere toplam beş bine yakın üyesi vardır.
Türkiye’nin Bilderberg Grubu‘na mensup yaklaşık 40′a yakın yaşayan üyesi vardır.’
Bilderberg’in kurucusu Hollanda Prensi Bernard ve sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger’di.
Retinger Bilderberg kurallarını anlatırken “Batı’nın etik ve kültürel değerlerini paylaşmayı ve savunmayı’ şart koşmuştu.. Katılımcılar finans baronları, işadamları, siyasiler, ticari örgütler, diplomatlar ve medya mensuplarından oluşacaktı…
Erol Bilbilik, ‘Bilderberg aslında Amerikan sermayesinin ve elitinin, CIA’in Avrupa ayağıdır.’ der. Bu masonik gizli teşkilatın ülkelerin kaderleriyle ilgili çok gizli kararlar aldığını Türkiye’nin kaderinin de bu toplantılarda tayin edildiğini anlatır. (Dünyayı yöneten gizli örgütler- Erol Bilbilik)
‘Türkiye’yi uzun dönem yöneten pek çok kişi Bilderberg üyesi olarak kalmıştır. 1950′li yıllardan sonra pek çok iç ve dış politikayı Türkler değil, Bilderberg, CFR ve Trilateral Komisyon Üyeleri belirlemiştir.’
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığı’na, Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz ise Başbakanlığa Bilderberg toplantıları sonrasında yürümüştür…
Bülent Erandaç dün Takvim gazetesinde, Bilderberg toplantılarına katılan Türk’lerden ve küresel efendilerin ‘derin ilişkilerinin’ Türkiye ayağından örnekler verdi.
‘1995: Toplantıya katılan Cem Boyner parti kurdu.
1996: Toplantıya katılan Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ile Dışişleri Bakanı EMRE GÖNENSAY yurda döndü, 4 gün sonra hükümet düştü.
GAZİ ERÇEL, 28 Şubat darbe hükümetlerinde Merkez Bankası Başkanı idi. Türkiye’nin yaşadığı en büyük krize giden günlerde paranın rotasını çiziyordu.
1998: Toplantısına katılan merhum Dışişleri bakanı merhum İSMAİL CEM de parti kurdu.
2002: Dünya Bankası’nı bıraktı, 3 Mart 2001′de Ecevit Hükümetinin Ekonomi Bakanı oldu.
2004 yılından itibaren, Koç Holding Yön. Kur. Başkanı MUSTAFA KOÇ’un liderliği başladı.
2007 yılı Türkiye için çok önemli bir yıldı. İlginçtir Bilderberg toplantısı da İstanbul’da yapıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi, 27 Nisan e-muhtırası, Hudson darbe toplantıları da o yıldı.
SONUÇ: Derin dünya olaylarının şifrelerini istiyorsanız, Bilderberg toplantılarına ve katılanlara bakınız..’
Bilderberg’in Türkiye sorumlusu Henry Kissinger’dır.. Ve Koç Holding yönetim kurulu başkanı Mustafa Koç her toplantıya katılır ve Türkiye sorumlusudur.. Sabancı grubundan Suzan Sabancı da hemen her toplantıya katılmakta ya da Sabancı grubunu temsilen birileri davetliler arasında bulunmaktadır.. Ali Babacan daimi katılımcı gibidir. CHP’den Faik Öztrak ve CHP eski milletvekili, Cumhurbaşkanı Gül’ün danışmanı Zeynep Damla Gürel katılımcı olmuştur..
Son 10 yıldır ‘küresel cemaat toplantılarına’ katılan gazeteci ve akademisyenler arasında Sedat Ergin, Nuri Çolakoğlu, Hasan Cemal, Soli Özel Ruşen Çakır, Cengiz Çandar, Zeynep Göğüş, Fehmi Koru, Sami Kohen gibi isimlere rastlanmaktadır.. Bu yıl onlara Fuat Keyman ve Enis Berberoğlu katılmıştır.
3 Haziran sonrası bu yıl Bilderberg’de alınan kararların kokuları çıkar. Katılımcıların beyanlarını dikkatle takip edin.. Gerek Amerikan seçimlerinin sonuçlarını, İsrail oyunlarını, gerek Suriye ve İran’daki gelişmeleri, Çin ve Pasifik’deki küresel cemaatin adımlarını koklayacaksınız..
Türkiye’ye biçilen ‘rol’ için de ‘Türk’ Bilderberg ‘severlerin’ beyanlarındaki satır aralarını iyi takip edin…
Banu AVAR,
1 Haziran 2012


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

11 Kasım 2011 Cuma

‘KÜRESEL DİRENİŞ’İN SPONSORLARINA BAKIN! DURUMU ANLAYIN!

 ‘15 Ekim: ‘Küresel’ Direniş Günü’ymüş!
Amerika’da bir şeyler oluyor!
‘Anonymous’- internet aktivistleri, Zeitgeist’cılar, Adbusters dergisi,  Wiki sızıntıcılar, ‘Wall Street’i  işgal et!’ hareketi, Soros destekli STK örgütü  ACORN ve 2 milyon üyeli Hizmet sendikası SEIU sokaklarda… Birileri internetten fırlayıp   Brooklyn Köprüsünü kapatıyor, Chicago’da banka şubelerini çöpe boğuyor,  New York’ta bir parkta geceliyor……Yine birileri Batı dünyasındaki  ‘bahar’dan sözediyor..
Sadece New York’un yüzde 50 nüfusu evini barkını son krizde kaybetti… Dünya lideri Amerika’nın  halkı aç ve işsiz.. Öfke dorukta ..
2011 yılı boyunca Amerika’da  yüz elli bin kamu çalışanı  işini kaybetti. Yıl sonuna kadar  elli bin çalışanın daha işten çıkarılacağı açıklandı. Sadece bu sektörde,  1 milyon kişi etkilendi!  Amerikalılara kış geldi!
O zaman bu öfkenin tamponlanma  zamanı… Ayrıca bu kış,  halkı yok edecek  ve küresel sırtlanları daha da semirtecek yeni yasalar  gelecek!
Tüm bunlar olurken, ‘Denetimli bir muhalefet’ kızgın halka yeni bir nefes,  birazcık da  ‘umut’ verecek!  Halkın hayal denizinde yüzmeleri gerek.. Sonra en başta orta sınıf, ellerinde apple’ları, I padleri, kulaklarında Iphone’larıyla  en sert şekilde toprağa gömülecek!
Bizde de hem sosyal paylaşım sitelerinde hem de Cumhuriyet gibi ‘sol’ gazetelerde ‘Amerikan  baharı’ndan umutmuş gibi  söz eden  birileri var…
 O zaman şu ‘bahar’ın arkasına bakmalı…
15 Ekim ‘Küresel Direniş Günü’ymüş ya!   Logosunda ‘United for Global Change!’  yazıyor.  Yani  bunlar   ‘Küresel Değişim için Birleşenler!
Küresel Değişim’i isteyenler kimler? 
Tek dünyacı küresel çeteler!  
Ama  New York’ta Zuccotti parkına sosyal paylaşım ağlarında örgütlenip gelenler,  küresel çetelerin merkezi   Wall Street’i ‘işgal’ etme gayretindeler!    
Kafanız karışmıyor mu?
 New York parkında yüksekçe bir yerden kalabalığı galeyana getirenlere bakalım. O da ne?   Yugoslavya’yı   CIA uzmanları ve NED (National Endowment for Democracy) fonlarıyla parçalara ayıran  OTPOR/CANVAS gençlik  örgütünün liderleri…


İvan Maroviç, Doğu Avrupa’ya, Kafkaslara, Orta Asya’ya turuncu darbeyi öğretti, Arap baharına yol verdi, sıra Amerika’ya mı geldi?!
Kapitalizmin merkezinde    ‘kapitalizme karşı mücadele’   ‘Emekten yana-sömürüye karşı elele!’  çığlıkları ortaya yayılıyor..  Meydanlarda Sırp aktivistler, feysbuk ikonları Amerikan halkını  küresel elite karşı savaşa çağırıyor! Aman ne inandırıcı…
Zaten İvan Maroviç durumu açıklıyor: ‘Devrimci bir eylemin planlamasında, hiçbirşey ‘kendiliğinden’ değildir!  İnsanlar sokaklara dökülüvermiş gibi görünebilir. Ama bu aylar hatta yıllar süren dikkatli bir hazırlığın sonucudur! Belli bir noktaya gelene kadar, grevleri ve büyük kitle  yürüyüşlerini örgütleyene kadar geçen süre çok sıkıcıdır.  Ama o noktaya vardığınızda  her şey birkaç hafta içinde  sona ulaşır!’ Revolution U, Foreign Policy, February 16, 2011)  
Çok önceden ve çok ince ince hazırlanmış bir operasyon olduğu   afişinden bile belli! ‘Occupy Wall Street !’ (Wall Street’i işgal edin!) in   afişinde polislerin kovaladığı kızgın bir boğanın üzerindeki zarif balerin, onların neyi nasıl planladığının göstergesi!
‘SOL’ un denetimi! 
Kurt Nimmo ve Prof. Michael Chaussodovsky  Globalresearch.com da sordular. ..
‘Küresel sermaye tarafından fonlanan Küresel direnişçiler’, nasıl oluyor da   dünyayı küresel şirketlerden kurtarma iddiasıyla ortalıktalar?!’ 
Evet nasıl!?
Meydanlara ilk çağrı The Adbusters  Dergisinden yapıldı.  .   Ortada   General Assembly of New York  (New York Meclisi)  adında bir düzenleyici örgüt vardı ama onların kim olduğu da meçhuldü..  Adbusters dergisi bir Medya vakfına bağlıydı..
Bu vakıf başka vakıflar tarafından  fonlanmaktaydı. Adbusters’a yüklü bağış  yapan vakıf  The Tides (Foundation) vakfıydı. ‘Sol’  ‘İlerici’ söylemlerle ortadaydı.
Tides vakfı,  George Soros’dan, 2008’de 4 milyar dolar almıştı.. Sonraki bağışların izine rastlanamamıştı.
 ‘Amerika  Öfke günü’  ya da   ‘Küresel Direniş!’ çağrılarının yeraldığı sitelerde  Ruckus Society  adlı bir vakıf daha vardı.  Ruckus Society web sayfasında,   Tides Vakfından fonlandığını açıklamıştı.
Direniş’i destekleyen  ACORN  (American Community Organization for Reform Now)ve SEIU (Service Employees International Union-AFL-CIO bağlantılı)  gibi sivil toplum ve sendikalar da  Warren Buffet ve George Soros fonları ile  bağlantılıydı ve  ‘küresel direniş!’ çığlıkları atıyorlardı!
Ünlü ‘sol’ belgeselci  Michael Moore   da,  yanlarındaydı..  Basında ‘Direniş’ hareketinin ‘kapitalizmin ölümü için olduğunu’ söylüyor,  konuşmasını  ‘muhalif sözlerle süslüyordu.  Ama  konuşmasında FED’den,  Soros gibi tefecilerden   hiç bahis yoktu…
SAĞ’ın kontrolü!
Küresel sermaye,  patlama noktasına gelmiş toplumun SOL kesiminin gazını  Soros vakıflarınca fonlanan , sendikalar, Sivil toplum örgütleri, medya organları yardımıyla alacaktı!   ‘Devrim ve değişim’ laflarıyla    ‘sol’ muhalefeti kontrolde tutarken, SAĞ  muhalefet de ihmal edilmeyecek, o cenaha da  Çay partisi (Tea Party) oturtulacaktı. 
Sahnelenen oyuna iyi bakın!   Patlamaya hazır ve her şeyini  küresel çetenin midesine yediren bir  toplumda sağ ve sol  taraf KONTROL ALTINDA!   Sadece kontrol altında olsa iyi… Dahası da var!
‘Wall Street’i İşgal et!! Hareketinin  web sitesinde, Soros’un takdir sözleriyle,  dünyanın en zengin 3. adamı Warren Buffet’ın ‘vergi reformu önerilerine yer veriliyor (!)
‘Zenginler için vergilerin arttırılmasını savunan’ Buffet’ın vergi yasası  önerisi, küresel direnişçilerin ağzında dolaşıyor!
 Halkın kendi bacağını kurşunlaması için ortaya OTPOR / CANVAS kuklaları sürülüyor..  Onlar da sloganları belirliyor… ‘Yüzde 99’u kurtarmak için yüzde 1’i verelim!’
Arkada Soros, Buffet, onların da arkasında Rockefeller Rothschild  Amerika’da kalan son kanı içmek için bekliyor…  Zenginlerin vergilerine bir şey olacağı yok. Onların parası   vergisiz cennetlerde gömülü..   ‘Vergiler yükselsin!’ diye bağıran orta sınıf,  kendi eliyle kendini yok edecek. Bağıra bağıra  kalan her şeyini küresel tefecilere verecek. Buffet ve Soros’ların cebinden kuruş vergi çıkmayacak ama  sokaklarda bağıranların iç çamaşırları bile gidecek!
Kurt Nimmo soruyor:  ‘ Wall Street’i işgal et!’ hareketi ‘Sol’ retoriği kullanırken,   hareketi fonlayan ‘Liberal’  vakıflar.! Aynı vakıflar ‘sağ’ muhalefeti de fonlamaktadırlar.  Küresel sermaye  gerçek muhalefeti güçsüzleştirip,  yok ederken,  kendini daha da zengin edecek adımları mı atıyor!?’’
Michael Chossudovsky bir yazısında alıntılamıştı: 1960’lı yıllarda Kennedy ve Johnson’un Ulusal Güvenlik danışmanı olan, Ford Vakfı başkanı Mc George Bundy soruya en genel şekliyle cevap veriyor: :
"[Ford] Vakfının yaptığı her şey Dünyayı kapitalizm için güvenli hale getirmek içindir..! Olumsuz etkilenenlerin rahatlatılmasına yardımcı olmak,  toplumsal gerilimleri azaltmak, KIZGIN OLANLAR İÇİN EMNİYET SÜBABI SAĞLAMAK ve hükümetin işleyişini kolaylaştırmak! Görevimiz budur!’
Yukarıdaki örnek çerçevesinde Türkiye’deki siyasi  muhalefeti dikkatle inceleyin.  Sivil toplum’un sendikaların, derneklerin yapısına ve sponsorlarına dikkatle bakın. ‘İlerici’ymiş  maskesi altında yayın yapanların, eylem örgütleyenlerin akçeleri nerden geliyor araştırın! 
Banu AVAR / 14 Ekim 2011 / banuavar@superonline.com

Wikileaks konusunda benim sözlerimi çürütmek için Akif Beki’den medet uman, ‘AB proje danışmanlarının dikkatine: ‘Sol muhalif’MİŞ gibi ortaya çıkanlar,  sahte ‘muhalefet’in en iyi örneklerini oluşturmaktalar.  Kendilerine teşekkür borçluyuz!. Türkiye’yi küresel sırtlanlara pazarlarken yukarda örneğini gördüğünüz  Soros ‘sol’culuğu  Türkiye bayiliğini layığıyla yapmaktalar. .
Wiki, Assange, Soros, Rothschild bağlantısını ve  Arap ülkelerinde  ‘halk hareketinin perde arkasını  yazdığımızda  pek rahatsız oldular!  Şimdi,   Batı ‘baharı’ ve sponsorlarını,  ders verdikleri Soros okullarında bakalım nasıl değerlendirecekler…

Banu AVAR
AYRICA BAKINIZ:

http://www.bibliotecapleyades.net/sociopolitica/sociopol_globalupraising26.htm
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

7 Şubat 2011 Pazartesi


ALGI OPERASYONU

Hepiniz hoş geldiniz!

Size, buraya bir çok gelen oluyor herhalde, bir çok toplantıya gidiyorsunuz, bir çok kişiyi dinliyorsunuz…

Herhalde burda en fazla da Türk televizyonlarını izliyorsunuz… Sabahtan akşama kadar kötümser haberlerle yoğruluyorsunuz… Türkiye böyle, Türkiye şöyle… Türkiye’de şu oldu! Türkiye’de bu oldu!

Bir algı operasyonu yapılıyor!

Bir algı operasyonu!

Televizyonla haşır neşir olduğumuza göre, her birimiz bir televizyona, ekrana baktığımıza göre…Hepimiz bunu çok iyi anlamak zorundayız.

Sadece Türklere, Türkiye’ye değil, bütün ülkelere yapılan bir şey var:

Algıyı değiştirmek!

Kanada’dan bir sitede istatistik yapılmış. Bütün basının ne kadar yalan söylediğinin istatistiği yapılmış:

Algı değiştirmek, „Algı Operasyonu“

Şu anda dinlediğiniz bütün haberler yalan!

Yalan haberle şekillendirilmeye çalışılıyorsunuz.

Televizyonlarda seyrettiğiniz, gördüğünüz herkes yalan söylüyor! Bütün dünya böyle..

Gerçek haberin ne olduğunu asla bilemiyorsunuz!

Küresel medya dört beş ailenin elinde!.

Bütün dünyayı idare eden,dört beş tane şirket, altında yüz, yüz elli küresel şirket. Bu şirketler dünyayı savaşa, faşizme, iğrenç bir düzene doğru götürmeye çalışıyorlar. Medya da ellerinde…

Yakında hepimizi çipliyecekler! Bakın Amerikan televizyonlarında çip reklamları başladı:

‘Alzhaymerli babanız varsa, ne iyi, çip takın nerde olduğunu bilin!’.. Çocuğunuzu mu merak ediyorsunuz, çipleyin adım adım izleyin!’ İş bu noktaya vardırılıyor…

Bunlar dünyanın kaynaklarını sömürmeyi amaçlayan bir küçük grup tarafından yapılıyor. Piramit bir yapı bu!..

Bir algı operasyonu sözkonusu …

Benim de içinde bulunduğum medya bir algı operasyonu yapıyor. Bu şu şekilde çalışıyor: Öncelikle çeşitli gruplara ayırdılar. Bu gruplarda çok eğitimli olanlar, üniversite mezunları, akademisyenler, falan filan…var.

Beyin yıkama

Bunlara beyin yıkama gerçekleştiriliyor.

Avrupa’nın her yerinde beyinler yıkanıyor. Bu ‘demokrasi adı altında sahneye konuyor.. İngiltere İşçi partisinden Sir Tony Benn ne diyor: ‘Avrupa’da demokrasi falan yok! Demokrasi adil seçim demektir. Birini koltuğa oturtursun Sonra oradan indirebilirsin de! Avrupa Birliğinde ne oraya halk oturtuyor ne de oradan kaldırabiliyor. Siyasiler atamayla gelip gidiyor! Bu mu demokrasi!’

Bunlar masonik bir örgüt tarafından oraya iliştirildiler. Bunlar atanan adamlar. Onların ucunun ucunun ucu maşası da bizim başımızdakiler. Onlarda atanarak geliyorlar.

Bakın şu anda Ürdün, Tunus , Mısır… patlıyor değil mi? Nasıl patlıyor bunlar?

Kılcal damarlara girmiş adamları var. Soros’un adamları var. Bunların kaç para aldığı belgeli.. Açlıktan, sefaletten yorulmuş halk sokaklara dökülüyor.. Sonra bu alevlenmiş kalabalık yönlendiriliyor…Güya ‘demokratik değişim’ geliyor! …Otuz yıldır Hüsnü Mübarek orada. Yirmi üç yıldır Bin Ali orada!..Ürdün aynı şekilde…Yemen aynı şekilde…

Yıllardır işçiler sokaklardaydı.. Kimse duymadı görmedi! Ne oldu ? Birden sahne ışıkları altına alındılar?

Kimse bunu “Halk devrimi” sanma enayiliğine düşmesin!

O dönem şimdi geldi. Condolezza Rice’ ne dedi 2005’de? “Yeni bir Orta Doğu şekillendireceğiz…Fas’tan Pakistan’a yirmi iki devletin sınırlarını değiştireceğiz!”

ABD, Amerikan’ın yanında olan Saddam’ı devirdi. Daha başka bir şekil verdi Irak’a. Şimdi de Kuzey Afrika! Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi. Şimdi buraları da şekillendiriyor yeniden. Buraları küçük şehir devletlerine bölecek.

Bu Amerikanın aktif katılımıyla yapılıyor. Kimse bunu halk devrimi falan sanmasın! Böyle sanma enayiliğine düşmesin! Bunu yeni yazımda belgeleriyle anlattım…Okursunuz orada. Bu ABD desteğiyle yapılıyor. Bir şekil verme… „Vikileaks’ten“ sızıntıya bakın net olarak görürsünüz bu olayın gelmekte olduğunu!

Bana gelen eleştiri şu: Herşeyi Amerika mı yapıyor? Nasıl kendimize güveni sağlayacağız?

Örgütlenmeler, „Genç Siviller“

Ha, her şeyi Amerika tabiî yapamaz. Şu andaki olayın nerden geldiğini göremezseniz çok büyük bir hataya düşme olasılığınız var. Gerçekleri görmeliyiz ki tedbirleri sıralayalım… Çünkü sıra Türkiye’ye de gelecek! Genç siviller…Genç sendikacılar gibi bir takım örgütlenmeler yuvalanmaya başladı.

Düğmeye bastığınız anda zaten onlar ortaya çıkıyor.

Yumurtaları atan onlar! Ne gerek var? Ne yapmaya çalışıyorsun?

Ne oldu attın da?
Bir Amerikan- Avrupa Birliği örgütlenmesiyle karşı karşıyayız! Öncelikle bunu bileceğiz ki, buna karşı ne yapılabiliri konuşalım!


Hazırlanan şablon

John Perkins yazmış: Kemal Derviş gibi bir ekonomik tetikçi bu adam.

Bir şablon uygulanıyor ülkelerde. Şablon şöyle gelişiyor:

“ABD’nin ekonomik tetikçisi olarak, biz hedef ülkeyi tesbit ederiz. O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan bir kredi ayarlarız. Dünya Bankası gelir o ülkeye kredi verir, Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez! Bu para o ülkede iş yapan bizim şirketlerimize gider. Şirketlerimizin kasasına gider…Yollar, kavşaklar yapılır, hep bizim şirketlerimiz kazanır.“

Ne güzel yol yapılıyor diyorsunuz ya, Türkiye bir kuruş kazanmıyor bunlardan.

Perkins devam ediyor:

„Ama o ülke borç altına sokulur, o kadar büyük bir borç olur ki bu, ödenmesi mümkün değildir artık.“

“Biz gideriz tetikçiler olarak,“ deriz ki: „Bize büyük borcunuz var ama ödeyemiyorsunuz! O zaman petrolünüzü bize verin, doğalgazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi savaştığımız bölgelere gönderin, kanınızı satın, Birleşmiş Milletlerde bizim amaçlarımız uğruna oy verin, elektrik su kanalizasyon sistemlerini özelleştirin, Amerikan şirketlerine veya çok uluslu şirketlere satın…Bunlar Alman olabilir, İngiliz olabilir, Amerikan olabilir hiç farketmez …“diyor.
Bu iş hükümetlerle değişmiyor

Bir ülke borca sokuluyor. Borcunu ödeyemez hale geliyor.

Borç yapılandırılıyor …Borç büyüyor…Hükümetler kaynaklarını elden çıkardıkları sürece, sattıkları sürece borlarını, petrollerini, altınlarını, gümüşlerini… iktidarda kalıyorlar.

İktidarda hepsi olabilir. Bu AKP hükümeti de olabilir, CHP hükümeti de, MHP hükümeti de. .. Bu iş hükümetlerle değişmiyor.

Bu hükümetlerle bu 70 yıldır değişmedi.

Atatürk’ün ölümü itibariyle, 1938 itibariyle bu plan uygulandı. Bu hiç değişmedi. Bunu anlamamazlıktan gelirsek kurtulmamız mümkün değil…Her hükümet, her başa gelen yemleniyor. Düzenekleri bu!

Düzenek nasıl işliyor?

Önce mutlaka Avrupa da, ya Amerika’da , ya Mesut Yılmaz gibi Almanya’da… Süleyman Demirel, Ecevit, Turgut Özal, Deniz Baykal, aklınıza getirin… Hepsi dışarda eğitilmiş adamlar, Türkiye’nin başına geçiriliyor. Batının gözlükleriyle bakıyor, kendi ülkesine! Eğitildiği ülkenin gözlüğüyle bakıyor. Bir Türk olarak kendi ülkesine bakmıyor. O bir Alman, Amerikalı olarak kendi ülkesinin insanına bakıyor!

O bir Alman artık, o İngiliz, Amerikalı!..

Batılı o batılı!

Batı, medeniyetsizlik örneğidir!

Batı, tek dişi kalmış canavar! Medeniyetsizlik örneğidir bugün Batı… 15 yıl Batı’da yaşadım. Uzun yıllar İngiltere’de, Fransa’da, İsveç’de geçti . Bu adamların ciğerini bilirim. Bu adamlar gibi olalım, bir Alman gibi olalım, bir Amerikalı bir Fransız gibi olalım dediğiniz an…Öyle olduğunuz an, siz yok olmuşsunuzdur demektir! Ölmüşsünüzdür artık!
İLK KURŞUN
Almanlar çok iyi, saat gibi çalışıyorlar…Neye yarıyor? Açlıktan geberiyorlar. Sokaklarında bir tek adam yok! Berlin’de cinnet geçiriyordum. Öğlen, Cumartesi. Sokaklarında kimse yok ! Berlin’e gidin bakın !..Ölü şehirler bunlar…Bir de Alanya’ya, Fethiyeye gidin. Alman’dan geçilmiyor.Adamlar orada yaşıyor. Doğuya göç var! Çok medeni, çok refah içinde yaşadıkları için mi Türkiye’ye koşuyorlar!

Bu algı meselesini anlatmak istiyorum. Bizi değiştirmeye çalışıyorlar. En üstteki yöneticilerimiz, ülkenin en kaymak tabakası, en iyi okumuşu, en mükemmel fizikçisi, falanı filanı hepsi batı eğitiminden geçirildi! ‘Batılı gibi olmak’ tek hedef olarak gösterildi!.. Bir özentidir gidiyor. Önce bunu kafamıza soktular… Batılı gibi olmak…

Batı, medeniyeti temsil etmiyor!

Batı, medeniyeti temsil etmiyor! Önce Hangi batı diye sormak gerekiyor..

Merhametin var mı?

Gelişmişlik çünkü başka kavramlarla mümkün.

“Merhametin var mı?”

“Merhamet, adalet, hak hukuk…”

“İnsanlık…”

Bizim coğrafyamızda İslamın getirdiği Türklüğün getirdiği kavramlar var… Adalet eşitlik hak kavramları var…

Bu arada size bir kitap göstermek istiyorum. 27 yaşında genç bir adamın Adı Eren Erdem! Fıkıh biliyor. Kur’an-ı Kerim-i anlatan gencecik bir arkadaş. Kitabının adı: “Gayyâ Karanlığından Kur’an Aydınlığına”

Çok önemsiyorum. Hz. Muhammet’in Atatürk gibi devrimci olduğunu anlatan tek tük kitaplardan birisi. Bu zulme karşı çıkmak gerekir , diyen bir arkadaş bu. Bu çok önemli.

Kitabından bir ayet alıntısı okuyacağım:

İsrâ Sûresi 16. ayet

”Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde…”

İSRÂ suresi 16. ayet) Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.

Başımızdaki adamlar

Başımızdaki adamları Batı’ya meraklı hale getirerek, özendirerek, Batı’da eğiterek bir şekle sokuyorlar ; Batıyı getirip kafamıza sokuyorlar. Bundan sonra bütün kuşakları Batıya köle yapacak şekilde Avrupa Birliği uyum yasaları işliyor. Onların denetiminde eğitiliyoruz.

Türkiye işgal altında!

Bu şekilde yetişen bir kuşak var şu anda Türkiye‘de. Onlarla konuşamıyorsunuz bile! Yahu, ülke elden gidiyor. Bütün doğal kaynaklarına el kondu!

Ülke elden gidiyor!

Türkiye işgal altında! Yavaş bir işgal.

Doğudaki madenler

Referandumda evet diyene kadar Erzurum’dan Bergama’ya kadar altın ve gümüş illegal( kanuna aykırı) olarak dışarıya götürülüyordu. Danıştayın itirazı da evetle kalktı.

Şu anda legal (kanuna uygun) olarak, ne kadar altınımız, madenimiz, değerli nemiz varsa dışarı gidiyor.

Bir elimiz yağda bir elimiz balda olabilecekken, herşeyimizi Batı’ya vermiş durumdayız. Bu anlamda işgal edilmiş haldeyiz. Bir kısmını Almanlar alır, bir kısmını Amerikalılar alır, İngilizler alır, …

Yedi düvel alıyor şu anda Türkiye’deki bize ait olan malı. Biz açlıktan işsizlikten sefil bir halde…Öyle bekleşiyoruz…Ne yapacağız diye düşünüyoruz. Öte yandan görmeye başladık başımıza gelenleri… Birilerini korkutan bu! Çünkü korkunç bir bilinçlenme de var.

Şablonun ikinci kısmı

Bu şablonun ikinci kısmına gelelim:

Birincisi bizim kafamızı batılı olun diye zehirlemiş durumdalar…

Zehirlenmiş adamlar iktidara oturtuluyor Batı:

„Ben seni iktidara getirdim!” diyor. Emirlerimi yerine getireceksin! Nedir o emirler?


Satacaksın!

“Satacaksın!””Neyin var, neyin yoksa satacaksın!”

“ Çok borçlandın! Öde şimdi! Hadi hadi!” diyor.

Nerdeyse çalışan fabrika kalmamış olan Türkiye’de yahut da başkalarının elinde çalışıyor duruma düşmüş Türkiye’de ekonomi darmadağın ediliyor..

Bu ekonomik perişanlığın en bariz göstergesi: İşsizlik!

İşsiziz

İşsiziz…Genç nüfusun yarısı işsiz! Ben de onlardan biriyim işte…Belli bir yaşa kadar, işini iyi yapmaya çalışmış biri olarak binlerce basın çalışanından biri olarak işsizliğe mahkûm edildik… Birkaç kanal dışında heryerde ambargoluyuz! Ulusal kanal , Bengütürk, Meltem TV hariç …Oralarda sesimizi duyuruyoruz, sağolsunlar.

TRT’den Amerikan Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçisi, İsveç büyükelçisinin müdahalesiyle atıldım.

Heryere başvuruyorsun… Bedava yazayım diyorsun.. Cevap yok! Cumhuriyet gazetesi, hayır diyor. Sözcü, hayır diyor…

Güncel Meydan’da , İlk Kurşun’da…çeşitli internet sitelerinde yazabiliriz sadece…Yaygın medya bize yasak.

»Yemekteyiz « , İzdivaç »,Yetenek Sizsiniz » gibi halkın algılama sistemine müdahale eden programlar revaçtaysa bizim gibilere bu sistemde yer yoktur ! (Bu cümle soru cevap bölümünden buraya alınmıştır)

Avrupa Birliği”nin yaptıkları rezillikleri ortaya dökerseniz… Alman istihbaratının yaptığı rezillikleri ortaya dökerseniz… Bize iş yok!

Gazetecileri savunan örgütler bile ellerinde… Bir bakıyorsun Gazeteciler Cemiyeti “British Council’la,” “Konrad Adenauer Vakfıyla” işbirliğinde!

Alman vakıfları Türkiye konusunda şöyle ahkâm kesiyor. Doğu Enstitüsü başındaki Udo Steinbach , “Hangi Avrupa“’adlı kitabımda yazdım. Adam diyor ki,” Kemalist değerlerden vazgeçeceksin!” diye buyuruyor. Girmek istiyor musun AB’ye .. Kemalizm yasak!

Psikolojik Operasyon! Türk müsün, Kürt müsün?

Önce zehirlenmiş beyinleri başa geçiriyor. Sonra sizi ekonomik olarak çökertiyor. Eş zamanlı olarak:

Psikolojik operasyon yapıyor.

“Bak,” diyor, “Sen bir defa kimliğini öğreneceksin! Kemalizm Kemalizm ne bu kardeşim? Ne Kemalisti ? Sen önce kendini öğren! Sen Türk müsün? Boşnak mısın? Kürt müsün? Ermeni misin?Arnavut musun?

Alevi misin Sünni misin? Bırak Mustafa Kemal’i ! Bunlarla uğraş. Birbirini ye!..

Dizileri, yarışmaları izle kendi kendini aşağıla! “

Böyle diyor batı.

Bizi salak bir millet olduğumuza inandırmak istiyorlar!“

Televizyonlara kilitlenmiş bir halk, algı bozukluğuna uğratılıyor. İzledikçe kendinizi aşağılıyorsunuz. ‘Biz salak bir milletiz’ dedirtiyorlar bize!.. Bunu nasıl yapıyor? En az eğitimlilere, abuk sabuk “Yemekteyiz” “İzdivaç” “Canlı Para”, “Var mısın Yok musun” programları, hatta şimdi diziler yetmedi, dizilerdeki detayları bilme yarışmaları dayatıyorlar.

Bu Amerikan formatı tüm dünyaya satılıyor. Pembe diziler 68 ülkede birden başladı, bunları izleyenlerin beyni formatlandı. Sürekli dizi izleyen birine, dizi konuşmaları dışında bir şeyler anlatmaya çalışın. Boş gözlerle size bakıyor! Siz ona ne anlatırsanız anlatın :” Haaa”diyor! Çünkü şuna alışmış. Cümleler kısa. Kısa kısa cümleler: “Bilmiyorum…Elektirik alamadım…Aldım…Ekonomik durumunuz iyi mi? Eviniz var mı?..Katınız var mı?“ Varım… Yokum…” filan…
Biri Bizi Gözetliyor’ daha” Yugoslavya dağılırken, vardı. .. Teoman Alili’den”, Yugoslayva Dersleri”ni okuyun…

Yugoslavya Dersleri : Beyin hazırlaması

Sizi önce ekonomik olarak sıkıp suyunuzu çıkarıyorlar. Televizyonlardan zehir saçıp beyninizi durduruyorlar. Toplumun en dinamik kesimi kadınların dünyası

“Ben sana aşığım.” “Sen bana aşık mısın?” “Başka bir kadın mı var? “”Ay hamile miyim?”, gibi cümleler arasına sıkıştırılıyor. Günlük konuşmaları dizilerden paragraflarla sürüyor.

Toplumun ahlâkıyla oynanıyor… “Arka Sıradakiler” dizisinde, çocuk liseye gidiyor, ayrı bir evi var, hamile kalıyor. Falancanın lise çağındaki kızı annesine, “Bak dünya değişti. Dizideki kız liseye gidiyor ayrı evde yaşıyor… Mali durumumuz da iyi. Ben niye gitmeyeyim?” demiş.

Kadın ağlıyor!

Çocuğunu ekran başında bırakırken, İngiliz, Fransız Amerikan kolejine sokarken niye düşünmedin? Gösteriş için! “Benim param var. Kızı Amerika’ya yolladım.“ diyorsun….

Oysa artık senin çocuğun yok!

“Benim param çok, onun için yolladım…”

İyi de gelen çocuk artık senin çocuğun değil!

Çocuk Amerika’dan gelmiş. Arkadaşımla oturuyoruz…Bize hamamböceği gibi bakıyor! Gitmiş… Gaipde yaşıyor. ..O çocuk artık onun değil. Amerika’nın!

Geçmiş olsun!

Türk kadınlarının kafalarına ne kondu? ”Benim çocuğum Amerikalar’da okuyor” özentisi

Amerika’da en üsttekilerin çocuklarının, torunlarının hepsi nerede doktora yapıyor?

Hepsi ya Rusya’da, ya Çin’de. Hiç biri batıda kalmıyor. İlginç değil mi? Hepsi Çince veya Rusça öğreniyor. Gelecek Asya’da diyor, Amerika! Ama bizimkiler yarışta çocuğu Amerika’da okutma yarışı!

İkili taktik

Format budur!

Beynine „Batı kelepçesi“ geçirilmiş ve kendi olmaktan çıkarılmış insan…Bu başa geçirilir…

„Bunu yapacaksın! Bunu yapacaksın!“

„Satacaksın! Satacaksın! „derler.

Her şey satılır!

Moral bozukluğu, lumpenlik, buna eşlik eder…

İşsiz olduğunuz zaman…Ben çok işsiz kaldım bunu çok iyi bilirim. Her şeye açık hale gelirsiniz…

Evde oturup…Ne yapacağını bilemezsin!Allahım, yarabbim…Bunu yaşayan bilir! Yaradır o! İşsizsin sen, beş paran yok!”

Birileri çıkar paranın ucunu gösterir…

Aç toplumlarda satın alma kolaylaşır.. İnsanlar alınır satılır olur!

İkili bir taktik uygulanıyor

Toplumun iyi eğitilmiş olanları satın alınır, aç bilaç olanlar sadakayla ayakta tutulur, köle yapılır…Satın alma sıralamasında en üstte medyada olanlar, üniversite akademisyenleri, kadın örgütleri, çevre örgütleri…vardır.

Osman Baydemir’e boşuna yollanmadı 37 miyon dolar. Bartu Soral, “Kurt Kapanı” adlı kitabında isim isim açıklıyor satın alma şifrelerini…

STK’lar, medya ve tekel işçileri… Aç açıkta bırakılmış Diyarbakırlı tekel işçilerine, Diyarbakır belediyesi açıyor kapılarını . Ne yapacak tekel işçisi, belediye işçisi? Bari diyor, bunlara yakın görüneyim, ev de aç açık bekleyenlere 3-5 kuruş götüreyim…

‘Biji Apo’ diyene maaş var yoksa yok!

Kürtçülük tezgahı sürüyor yanına Pontusculuk, Çerkezcilik filan ilave ediliyor… Türk yok ! diyorlar. Sizi aldattılar, Türkiyeliyim diyeceksin! Nasılsa sırası gelince onu da kaldırırlar sözlükten…

Alman Bavyeralıyım mı diyor? Almanım mı diyor? Amerikalı ne diyor? Ben Amerikalıyım diyor!

72 milletten meydana gelmiş Amerikalı ne diyor? Oralara gittiğimde gözleri çekik tipik Asyalı bir hanıma, Porto Rico’lu olduğu yüzünde yazan bir başkasına sorun bakalım: ‘Vietnamlı mısını’ diye. Cevap hep aynıdır : “Ben Amerikalıyım!” diye bağırır.

Söyletemezsin ona “ I am American.“ diye haykırır.

Hiç düşünüyor muyuz, bize Türkiyelilik dayatanların kendi ülkesinde neden tek millet var?

Millet bile değildi bunlar, ama bu gün ben Almanım! diyor gururla. ..1870’e kadar millet bile değildi Almanlar … Küçük bağımsız prenslikler vardı bu coğrafyada. Dillerini anlamazlardı birbirlerinin.. Simdi hepsi Alman.

Sana gelince sen Kürdüm diyeceksin!Aleviyim, Sunniyim…
Türk Kültüründe olmayanları yapmak, kimliğinizi almak

Önce paranızı, arkasından kimliğinizi alırlar.

“İzdivaç programlarını” “Yemekteyiz’i “bizim için kutsal olan soframızı bile bir çarkın dişlileri arasına koydular…

Kendi kendimizden iğrenmemizi sağlamak için televizyon ekranından operasyona başladılar.

Bir küçük test yapmıştık belli bir grup insana. “Yemekteyiz”, “İzdivaç “programlarından kısa kesitler izletip soruyorduk: “İzledikten sonra gözünüzü kapatın…açın ve ilk aklınıza geleni söyleyin !“ Hepsi aynı yanıtı veriyordu:

„Biz iğrenç bir milletiz!”

Bilinç altınıza iğrenç oduğunuzu işliyor bu programlar.

Bu toplumu şoklamadır!

„Kol kırılır yen içinde kalır “ kültürü vardır bizde. Şimdi herkes ekranlarda… Herkes bir televizyon programında herşeyini 70 milyona anlatıyor. Kendini ailesini rezil ediyor üstelik ; bununla gurur duyuyor! Televizyona çıkacağım, her şeyi anlataca’m beni seyret, diyor

Bu yok olmak demektir!

Bu yok etmek demektir!

Beş yaşındaki çocuğa kadar, Michael Jackson ( Maykıl Ceksin) kıyafetine sokup da „Yetenek Sizsiniz“ programına getiren annenin tedaviye ihtiyacı vardır….Bir küçücük çocuğu şebek gibi, maymun gibi giydirip sahneye atmak, siz hastasınız demektir! Anne nasıl mutlu…Köşeyi dönecek , çocuğum büyük şey olacak! diye sahne arkasında bekliyor. Ellerini „kilise ahalisi“ gibi önünde birleştirip dua ediyor. Çocuğu Maykıl Ceksın olacak! Yazıklar olsun!

Hedefe bakın çocuğu „Batılı“ gibi olacak! …“Maykıl Ceksin“ gibi olacak……

Türk Pop Müziği denilen tuhaf şey

1973 yılında ben genç kız sayılırım, 1955 doğumluyum, şarkılar hatırlıyorum.. Fransızca „Une Belle Histoire“ alınıp üzerine Türkçe söz yapıştırılmış. İlk Fecri Ebcioğlu yapmıştı. Millet batılılaşıyor ya, aman ne sevdiler, batılı parçaları… Türkçe sözlerle dinlemeye alıştırıldılar. Batıda hangi parça ünlense bizde taklidi!..Bunlar Türkçe olarak yapıldı. Kulaklar popa alıştırıldı. Orijinal Türk müziği ortadan kalktı.

Bir sentez yapılamadı. Geliştirilemedi…Millet batının popuyla gevşedi, âşık oldu, üzüldü. Duygulara girdiler…

Kim Türkçeleştirdi batı popunu? Kim açtı yolu? Küresel şirket Philips!

O zaman Türkiye’de Philips vardı. Küresel şirketler devreye girdi….

Türk pop müziği denilen tuhaf şeyi birden geliştirdiler.. Biz „Yanıyor mu yeşil köşkün lâmbası“ derken…”She loves you Ye ye ye”…demeye başladık….

Beatles’i bilmek zorundaydık. İşte o zaman yokoluşumuz başladı…

Yeşil Başlı Ördek Olsam’ı” söylemek istiyorum, diyemiyorsun, “Vardar Ovası’yla “ duygulanırım diyemiyorsun… Çağdaş olacaksın ya, İngilizce şarkı mırıldanacaksın!

Ekonomik kriz- algı- etnik ve dinî bölünme


Kendi kültürüne sahip, halkınla bütünleşerek kültürünü çağdaşlaştırmana izin vermiyorlar. Her şey külliyen batılı olacak ! Resim , müzik, tiyatro, sinema … Halkın kılcal damarlarına girildi. Sanatı kullanarak geldiler.

Şimdi diziler var. Kimse dışarıya çıkmıyor ! Zaten para da yok. Dışarı çıkmak pahalı. Evde otur. Ekrana bak. Süleyman hangi cariyesiyle ne yapacak? Bu mu ya ?

Ekonomik olarak sizi işgal ettikten sonra beyninizi esir alıyorlar, düşünmenizi, ne oluyor demenizi engelliyorlar. Bir süre sonra düşünemez oluyorsunuz!

Tartışma programlarında algınızla milli duruşunuzla oynuyorlar. İki gün tartışma programı seyret, ırkçı olup çıkıyorsun. “Kürdüm! Çerkezim! Romanım! Aleviyim!” diye bağırmaya başlıyorsun!

Bunlar şurda 20 yıl evvel hiç konuşulmazdı. Kimse kimseye şu musun bu musun diye sormazdı.. Çok ayıptı!
Bakın benim aileme.. İçinde herkes var. Baba Dağıstan göçmeni, ana Batı Trakya göçmeni , halam Trablusgarp’tan gelmiş. Kürtlerle evlenmişiz, Kırım’dan adam var…Hepimiz böyleyiz zaten …

Sen kendi içine bak ey Alman!

O musun? Bu musun? Şu musun? Bunu batı soktu içimize .. Bir operasyon yapıldı Yugoslavya’daki gibi..

Sen kendi içine bak! Sen kendi içine bak ey Alman! Bize etnik köklerimizi hatırlatan Alman dostlarımız! Alman istihbaratı, onların okulları, vakıfları, kültür merkezleri…İngilizlerin Fransızların Amerikalıların….

Oyunun sonunda düşmanlık yaratılmış, insanlar açlık ve yoksullukla patlamaya hazır hale gelmiştir.

İşi sağlama almak

İş sağlama şöyle alınıyor:

1991 yılında Turgut Özal, AB yasaları gereği “Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı” maddesine imzayı bastı. Şimdi adım adım bu imzanın sonuçlarını göreceğiz…

İktidar ve muhalefet mutabık. Anayasa değiştirilecek. Neresi değiştirilecek?: Anayasa’nın ilk üç maddesi değiştirilecek:

Anayasanın nesi değişecek?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölünmez bir bütündür.

Dili Türkçedir .

Bu değiştirilecek! Buna kimsenin itirazı yok anladığım kadarıyla üst düzey siyasetçilerden!

İşte o zaman 1991 imzasının gerekleri burnumuza dayatılacak.

Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı

“Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı .”

Bölünmez bütünlük rafa kalkınca ‘halklar’ kendi kaderlerini, aslında batının onlara emrettiği kaderi çizmeye başlayacak. Nerede? Güneydoğu Anadolu’da.

‘Burası Kürdistan oldu, dili Kürtçe!’ diyecekler.

Bir kaos başlayacak. İnsanlar birbirine düşecek.. Ordu polis sokağa dökülecek derken, Yugosyavya’da yaptıkları gibi, Barış Gücü’nü getirecekler:

‘Bak kavga ediyorsunuz biz sizi ayırmaya geldik’ diyecekler… En bereketli topraklara el konmuş olacak.

Türkiye’nin doğusu – bereketli topraklar

Türkiye’nin doğusu en fazla altın elde edilen, maden petrol el de edilen topraklar.. Bir kg. bakırdan 18 gr. altın elde edilebilen tek yer. Ergani…Bu kadar zengin yerler… Elâzığ madeni. Aşağıda Batman! Petrol fışkırıyor!

Sonra burası Barzani topraklarıyla birleştirilecek. İran’dan, Suriye’den de topraklar koparılarak bir devlet yaratılmış olacak!

Amerika’yı idare eden çete, batan bir ülkenin içinden bu coğrafyaya bakıyorlar. Batı batıyor. Heryer krizde!

Buldukları bir yol Asya’ya açılan kapıda bir tampon bölge…Avrasya’yı kuşatmak bir sonraki adım. Bakın Baltık’tan Karadeniz’e, aşağıda Akdeniz’e, Körfez’e, Hint Okyanusu’na, Sarı Deniz’e kadar Türkiyeyi ve Çin’i ve Rusya’yı aşağıdan ablukaya alma ve kuşatmaya çalışıyorlar.

Tek kurtuluşumuz: İran’la sırt sırta vermek

Buna karşı iyi haber: Bu güne kadar Hindistan’la Çin, Çin’le Rusya birbirini yemekteydi, problemleri vardı. Bu kadar iş yakına gelince, Hindistan, Çin’le, Rusya ve İran birbirine yapıştı âdeta. Müthiş bir şekilde birlik var. Başımızda Tayyip Erdoğan olmasına karşın hatırlayacaksınız ilk defa Eylül ayında Konya’da, Türk Silahlı Kuvvetleri Çin’le ortak tatbikat yaptı.

Gazetelerde bu bit kadar geçti, duyurmadılar.İstemezler böyle haberlerin duyulmasını…

Daha önemli bir şey oldu. Çin’den gelen uçaklar İran askeri hava üslerini kullandılar. Oradan Konya’ya uçtular. Bir işbirliği gelişiyor. Ve batı bunu dehşetle seyrediyor. Derhal müdahale etmeleri lazım…

Kurtuluş savaşını hatırlayın.. Atatürk sırtını İran’a, SSCB’ye, Afganistan’a dayamıştı. Sadabat paktı! Batıda , Balkan paktını kurmuştu. Hitler’e karşı set oluşturmuştu…

Bugün de kurtuluşumuz için bölgesel ittifaklar yapmak zorundayız…Tek kurtuluşumuz budur!

Atatürk’ün yaptığı

HABER:FEZA TİRYAKİ/İLK KURŞUN
Batı ne diyor?

“Biz tam işin ucuna gelmiştik, en büyük zenginliklere el koymuştuk, enerjinin dörtte üçü Türkiye ile Çin arasında, tam 1915’lerde elimizi sokmuştuk, orayı mıncıklarken, burada Atatürk diye bir adam çıktı, ‘Bir kepaze!’ diyor, Amerikalı senatör Upshow, 1927’de, (Hangi Dünya Düzeni kitabı) ağzından köpükler saçarak, ‘sefih bir yaratık geldi!’ diyor. „Amerika’nın yüksek ülkülerine set çekti,” diyor!”’ Biz Türkiye’yi paramparça edecekken, Asya’ya girecekken tüm hedeflerimize set çekti!“ diyor! Atatürk’den bahsediyor…

Bunları Attila İlhan’dan okuyun. Hangi Atatürk’ü okuyun..

“Faşizmin Ayak Sesleri”ni,

“Batının Deli Gömleği”ni,

“Hangi Küreselleşme”yi, okuyun. Bugüne çözüm bulmak için okuyun bu eserleri, Oltada Balık Türkiye’yi okuyun Emin Değer’den..

Gazi Türkiyesi’nin dış siyaseti üç eksenlidir diyor Attila İlhan.

1.Eksen Balkan Atlantı.

2.Eksen Sadabat Paktı (Irak -İran -Afganistan)

3.Eksen SSCB (Rusya) ile dostluk-işbirliği anlaşması yapılıyor.


Böylece Batı’nın 200 yıllık kışkırtmaya çalıştığı Türk-Rus düşmanlığı yok ediliyor, el ele tutuşuluyor.

Yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı böyle kazanılmıştır.

Dinleyici sorularından

Psikolojik tetikçi: Vamık Volkan üzerine:

Batılılar, Türkler yeniden böyle bir iş yaparsa o zaman mahvoluruz !diyorlar.

Mutlaka Türklerin Doğu’dan koparılması gerek diyorlar…Gürcistan’ la Kafkas kamasını bir kez daha hazırlıyorlar. Amerika’nın denetiminde. Gürcistan, güneyinde bir Ermenistan…Arkasından İsrail’le birleşen ve Türkiye yi tamamen Asya’dan soyutlayan İran’ la düşman eden bir Kürdistan…

Tüm bunlar olurken içerde psikolojik savaş uzmanları çalışıyor…Gelişen duruma Türk milleti hazırlanmalıdır! Prof. Dr. Vamık Volkan bir psikolojik tetikçidir. 20 kişilik çekirdek ekibiyle medyaya STK’lara üniversitelere, sağda solda birçok kesime psikolojik savaş uygulayacak ekipler yetiştirmektedir, eğitmektedir. Cumhurbaşkanına götürdüğü ‘Kürt meselesine çözüm, ya da demokratik açılım …Reçetesinde 70 küsur madde vardır.

Özenle hazırlanmış bu öneriler son derece ilginçtir. Bunların içinde Siirt ve Mardin’e Kürtçe Üniversitenin kurulmasından, Öğretmenler gününde yılın öğretmenine Siirt’te İbrahim Hakkı Hazretleri türbesinde ödül verilmesine kadar, Andımız’ın tamamen yokedilmesine kadar… “Ne Mutlu Türküm Diyene“ yazısının dağlardan kaldırılmasına kadar…Neler neler yok ki…

Amerikalı memurlarla sarıldık!

Uzun yıllardır, ordudan, üniversitelere hatta şimdi anaokullarına kadar, adalet bakanlığımıza kadar her yanımız Amerikalı uzmanlarla sarılı.

1.Resmi Büyükelçiler- Siyasi diplomatlar…Bunlar dışında,

2.HUMİNT gibi teşkilatlara bağlı gizli çalışan gruplar var.

Bunları, „Google’dan“ kendi sitelerinden okuyun, bilgilenin.

Amerikan istihbaratına bağlı çalışan bu grup her ülkede her meslek içinden seçiliyor. Doktor, asker, öğrenci, sivil toplumcu, avukat vs. İstihbarat adamları bunlar. Toplumun tüm kılcal damarlarına giriyor ve algıyı, dinamizmi bozuyor ve bilgi topluyor, raporluyorlar.

Birde 3. olarak, masum görünümlü din tüccarları, eğitim elemanları falan var. Falanca üniversitede İngilizce eğitmeni Amerikalı falan hanım, filanca yerde Green peace’de görevli İngiliz bey…

Dinleyici sorusu: Nuriye Atabey

(Burada bir dinleyici oturduğu yerden seslenerek bir soru sordu: ‘Nuriye Atabey de Vamık Volkan üzerine bir kitap yazdı…’)

Nuriye Atabey, bir kitap çıkardı .Vamık Volkan’la evet. ART’de çalışan bir hanımdı. Şimdi sanırım Beyaz tv de… Vamık Volkan’ın bir reklamı yapıldı, bu kitapla.

HABER:FEZA TİRYAKİ/İLK KURŞUN



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Ocak 2011 Cuma

Banu AVAR yazdı: 
SOROS DARBELERİNİ HALK DEVRİMİ SANMAK!
28 Ocak 2011
‘Kuzey Afrika halkları ayakta!’ ‘Tunus 23 yıllık iktidara son verdi!’

Başkan Obama durumu değerlendirdi:: ‘ Tunus halkı gurur ve cesaretini gösterdi!’
Ardından H. Clinton ekledi: ‘Tunus halkının kararlı mücadelesi, diğer Ortadoğulu liderlere bir uyarı niteliğinde!’

Derken Mısır karıştı. Batı basını iri puntolarla yazdı:

‘Mısır halkı Mübarek’i def’etmek üzere!’
Batı basını büyük gümbürtüyle Tunus ve Mısır’ı manşetlere taşıyor. ‘Kendiliğinden bir halk hareketi’(Spontan) oluşunun üzerine basıyor…
Türkiye’de birçok aydın, wiki sızıntılarda olduğu gibi olanları HAYRA YORUYOR!
Tek Dünya Devletçiler’i derinden memnun eden Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki bu kargaşa nasıl oluyor da HAYRA yoruluyor? Biz ŞER kısmına bakalım..
Şablona bakın! Yasemin Sedir, Gül, Lale!
Gürcistan, Sırbistan, Ukrayna, Polonya, derken şimdi de Tunus ve Mısır…
Hepsi aynı adımları izledi.. şablon hiç değişmedi..
Tunus’daki ayaklanmaya verilen ad bile, Soroscu bir darbenin izi.
Yasemin, Sedir, Gül, Lale vs vs ‘devrimleri’!
Bunlar, Amerika’nın milli istihbarat teşkilatına bağlı hedef ülkeleri ayaklandırma, kaos yaratma ve fonlama merkezi NED (National Endowment for democracy) ve Soros’un Açık Toplum Vakfı (Open Society Foundation) imzalı…
Turuncu şablon, her ülkede KAOS YAPILANDIRMA operasyonuyla gelişti…
KAOS önce ekonomiye yerleşecek, kör topal giden karma ekonomide devletin yeri yokedilecek, tüm KİT’ler özelleşecek, İMF Uluslararası para Fonu Stand –by larla hedef ülkelerin gırtlağına çökecekti.
Mısır’da da Tunus’da da diğer bölge ülkelerinde de tüm fabrikalar küresel sermayenin eline geçecek,üretim azalacak, fiyatlar rekor seviyeye çıkacak, işsizlik tavan yapacaktı.
Ekonomik KAOS yapılandırmak, hedefe giden yolda ÖN ŞARTTI:
Hedef ülkelerde Batıya bağlı yönetimler ve yönlendirici elit aşırı zenginleşecek, halk giderek açlıktan ölecekti..
Soroscu ‘sivil ağlar’ sendika, medya ve eğitim sistemine sızacaktı… Halk 90’lardan beri hedef ülkelerin kılcal damarlarına girecek, batı işbirlikçisi hükümetlerce tüm milli kurumları tahrip eden bir süreç başlayacaktı…
Bu sürecin en bariz yanı, işsiz, aç yoksul yığınlara SADAKA dağıtılması, ve üst tabakanın SATIN ALINMASIYDI. Son on yılda Tunus’da ve Mısır’da ve benzer ülkelerde İNSAN HAKLARI AKTİVİSTLERİ ve‘sol’ görünümlü ‘muhalif’den geçilmiyordu. Hepsi batı tarafından fonlanıyordu…
Belge mi? Tunus’dan geliyor.
DOLAR’ı takip edin!
Özgür Düşünce için El Cahid Forumu (AJFFT) 2009’da 131.000 Dolarlık NED fonu
Kendini ‘demokrasi kültürü’nü Tunus gençliği arasında yaymakla yükümlendiren bu grup
İslam üzerine konferanslar düzenliyor, ‘liderlik’ kursları veriyor, ‘yerel gençlik projelerine’ maddi destek sunuyordu!
Eğitimi Güçlendirme Derneği (APES): 2009’da 27.000 dolarlık NED desteğine mazhar olmuştu. Tunus’da İlk öğretim öğretmenlerine ‘demokrasi’ kültürü aşılamıştı!
Muhammed Ali Eğitim, Araştırma merkezi (CEMAREF) Aynı yıl NED’den 33.500 dolar fon almıştı.Genç Sivil grubun 10 kişilik çekirdek kadrosunu eğitmiş, yaşları 20-40 arasında değişen 50 kişilik ‘aktivist’in yerel gezilerini desteklemişti.
Benzer şekilde Tunuslu gazeteciler, akademisyenler, hukukçular, sendikacılar, insan hakları dernekleri, Tutuklular için Af dernekleri her yıl yüzlerce bin dolar fonla ödüllendirilmişlerdi.
Son 10 yılda tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde Ortadoğu işbirliği Girişimi (Middle East Partnership İnitiative), ‘Amerikan demokrasisi’ni yaymak için resmi ve sivil, gizli ve açık ajanlarıyla harıl harıl çalışmaktaydı.
Vakit gelince aç yoksul ve kafası karıştırılmış insanlar, ‘eğitilmiş’ liderlik kurslarından geçmiş yerel birimler tarafından yönlendirilecek, halkın öfke ve isyanı, küresel çıkarlar çerçevesinde değerlendirilecekti..
Yoksa neden tüm CFR medyası teneke çalıp oynasındı ki!
Obama , Clinton ve Soros’un yüzünde neden güller açıyordu?
Neden Şimdi!?
Bu ülkelerde yıllardır kıyamet kopuyordu.
Aralık 2006’dan beri sayıları yüz binleri bulan bir işçi hareketi Mısır’ı sarsıyor ve dünya basını bundan hiç sözetmiyordu. Haberler tek bir satırla bile BBC, CNN de yeralmamıştı.
TRT’de Sınırlar Arasında programı için Kahire’deyken, ABD istihbaratı ve Vatikan ile ilintili hem ‘gazeteci’ (daha önce Sudan’da bir kilise aktivisti!) Liam Stack ile röportaj yapmıştım: Görüşü ilginçti: Eğer grev dalgası Ortadoğu’daki diğer ülkelere sıçrarsa bu felaket olurdu…O nedenle batılı haberciler sessizdi.
Konuştuğum grevci işçiler, ne batıdan, ne sendikalardan ne de Müslüman kardeşler’den en ufak bir destek alınmadan işçi hareketinin olgunlaştığını söylemişlerdi.. (Bkz: Böl ve Yut: Mısır bölümü)
Çoğu derhal içeri atılmış, dışarıdaki işçi liderleri, her an başlarına bir şey gelebileceği için grev ve yürüyüş filmlerini bana teslim etmişlerdi. Sınırlar Arasında’da yayınlamıştık.
Benzer durum, Ürdün, Yemen, Cezayir, için de geçerliydi.
Halk ayaktaydı. Büyük yürüyüşler, grevler, sokak çatışmaları oluyor, batılı siyasiler ve medya üç maymunu oynuyordu…
2011’e adım atarken düğmeye basıldı! İri puntolarla Tunus, Cezayir, Mısır, Yemen, Ürdün manşetlerde!
Bu ülkelerin her birinde ABD’nin 20-30 yıldır desteklediği baskıcı liderler var. Orduları ABD’den büyük maddi destek alıyorlar…
ILIMLI İSLAM teorisyeni Daniel Pipes Washington Post’da yazıyor:
‘Tunus’daki gibi nispeten kansız, kolay bir darbe, diğer İslam ülkelerinde diktaların yıkılmasına yardımcı olabilir!’
Acaba bu coğrafya için ‘Tek çözüm Ilımlı İslamdır!’ diyen Pipes, geleceğe dair ipuçları mı sunuyor?
‘Yeni Ortadoğu’ inşası
Güya ‘kendiliğinden’ halk hareketleri ile ABD 2006’da Lübnan’da açıkladığı YENİ ORTADOĞU’yu mu inşaa ediyor?
Bu aşamada sorulan soru: Suudi Arabistan’a sığınan Tunuslu Bin Ali, Mısır’da sadece tek ayağı üzerinde duran Mübarek 30 yıldır ABD ve AB’nin ekonomik ve siyasi emir ve desteğiyle halklarına cehennemi yaşatmıyorlar mıydı? Şimdi ne değişti?
Şimdi ‘terörle savaş’ bahanesinin ‘Amerikan demokrasi’ dalgasıyla yumuşatılması zamanı geldi…
Bunun ipuçlarını hem Soros hem Kemal Derviş 2 yıl once vermişti. ‘Daha çok sosyal demokrasi!’ demişlerdi!
ABD eski dışişleri bakanı Rice 2005’de : ‘Fas’dan Pakistan’a 22 ülkenin sınırları değişecek!’ dememiş miydi!
Bunun anlamı: ‘Ülkeler küçük parçalara bölünecek, şehir devletler, küresel sermaye gruplarının hakimiyetine girecek. Daha çok yerelleşme, daha az ulus devlet formülü yerleştirilecek.’ idi.
Anti Amerikan hissiyatın çok güçlü olduğu bu coğrafyada, patlamaya hazır işsiz ve yoksul kitlelerin gazının alınarak değişime itilmesi zamanı geldi.
AMA bu iki taraflı işleyen süreçtir.
İlk petrol savaşında, 1900’lerin başında, benzer paylaşım süreçlerinden geçen coğrafyanın genetik hafızası, kutuplaşan dünyada beklenmedik bir çıkışa imza atabilir… Batının büyük korkusu işte bu minvaldedir!

Banu AVAR
banuavar@superonline.com
İLK KURŞUN



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Eylül 2010 Pazar

ABDULLAH GÜL C.F.R'DE -BANU AVAR HABERİ


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 24 Eylül’de New York’da CFR (Dış İlişkiler Konseyi) adlı örgütün yuvarlak masasındaydı. Ve bu gizli, masonik, ‘dünyayı işgal’ amacı güden Siyonist oluşumun toplantılarına 3. kez katıldı.
1997 de katıldığı toplantıda CFR’nin konusu Refah Partisi idi. Bu toplantı sonrası Refah Partisi içinden AKP doğacaktı.
Nisan 2001 ‘de Abdullah Gül yine masonik / Siyonist örgütün masasındaydı. Bu toplantıdan sonra AKP iktidara çıkacaktı.
AKP sahneye çıkmadan önce yollardaki taşlar CHP ve MHP’ye temizletilecek, bunun için özel bir görevli Kemal Derviş Türkiye’ye gönderilecekti.
Ve 9 yıl sonra Abdullah Gül, Türkiye’nin ‘tarihi virajında’ yine CFR (Council on Foreign Relations) Dış İlişkiler Konseyi masasına oturdu. Görüşmeler GİZLİ olduğu için, toplantı konusu hakkında Türk milletine bir açıklama yapılmadı.
CFR de ne?

Emperyalizm soyut bir kavram. Emperyalizmin eli kolu kafası yok. Görülebilir değil. Görülenler, CFR, Bilderberg, Trileteral mensupları. Küresel şirketlerin ağababaları, CIA nin başındakiler, NATO’nun Rassmussen’i, BM’nin Ban Ki Moon’u, İMF’nin Strauss-Kahn’ı, Brooking Enstitüsünün Kemal Derviş’i, psikopolitikin Vamık Volkan’ı, dünyayı parçalama uzmanı, Martti Ahtisaari, AB başkanı Rompuy ve bunların ülke içindeki uzantıları…
Dünyaya yön veren gizli örgütlerin en tepesinde CFR var. Yani Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations.) ‘Küresel Memurlar’ başlıklı yazımda yazmıştım:
‘Bu gizli örgüt, ilk paylaşım savaşı sonrası örgütlendi. Dev şirketlerin sahipleri, ve dünyanın en büyük kan emicileri çekirdek bir yapılanmada birleşti. Başkanı, Avrupa’nın en zengini Lord Rothshields’di. En büyük patlayıcı yapan fabrikalar, tüm savaş oyuncakları bu ailenindi.
Hedefleri tarih boyu diğer istilacılarınki gibiydi: Dünyaya ‘Yeni bir düzen’ kurmak, bunun için ulus devletleri ‘bölüp parçalamak!’
1927′de Amerika’nın en zengin adamı Rockefeller de onlara katıldı.. Dünyayı bir ağ gibi saracaklardı. Nato ve BM genel sekreterleri de, İMF, Dünya bankası başkanları da, AB yönetimi de, bazı devlet ve hükümet başkanları da bu gizli örgüt tarafından ‘atanmaktaydı’.
CFR yani Dış İlişkiler konseyi, Bilderberg ve Trileteral adlı bu gizli örgütlerin mottosu: ‘Herşey tek dünya devleti için!’dir.. Bunun tercümesi, ‘Herşey çok uluslu şirketlerin çıkarı için’dir.
Örgüt’ün onursal başkanı olan David Rockefeller hedefi şöyle açıklamıştır:
‘Dünyada 200 civarında olan devlet sayısı yakın gelecekte 1000’e çıkacaktır. Dünyada ulus devletlerin modası geçmiştir.. Gelecekte devletler, finans sektörü tarafından idare edildiğinde dünyaya barış ve huzur gelecektir..’
Demekki küresel çetenin bekası için, ulus devletlerin tasfiyesi gerekiyor. Küçük olanı yutmak daha kolay. Bu nedenle ulus devletler önce şehir devletçiklere bölünecek sonra enerji ve madenler, su kaynakları ele geçirilecek. Planın özeti bu.
Planın hayata geçmesi , CFR’ye sadık devşirilmiş ‘siyasiler’e bağlı …
‘AKP’nin tüzük ve programında CFR imzası var.’
AKP bir CFR projesiydi. Amerikan gizli devletinin bir ürünüydü. Arslan Bulut ‘Küresel haçlı seferi’ adlı eserinde yazıyor:
‘New York’tan gönderilen memorandumda belirtilen Türkiye’nin şehir devletlerine ayrılması plânı, AKP Program ve Tüzüğüne hemen hemen aynı ifadelerle’ geçirilmişti. 2001 yılında bu hükümeti kuracak olanlara New York’tan gönderilen memorandumda ‘Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve millî hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır.’ deniyordu.
AKP kuruldu. Program ve tüzük CFR ‘tavsiyesine’ uygundu. Ve 9 yıl sonra gelinen noktada Türkiye yerel yönetimlere ‘geçiş’ konusunda büyük adımlar attı. (Meraklısı Küresel Haçlı Seferinde CFR Memorandum’unun Türkçe ve İngilizcesine bir göz atsın.AKP program ve tüzüğüyle karşılaştırsın.)
Bu adımlar atılırken, küresel çete, başından beri olduğu gibi, sadece AKP ile iştigal etmedi. CHP, MHP ve SP içindeki ‘özel’ kişilikleri de yönlendirdi. Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel operasyonları ELİTLER eliyle yönetti. BASIN YAYIN ve ÜNİVERSİTELER’de darbeler yaptı.
Bunlara muhalefet edecek olanları Kanada’da beslenen hahamların ve benzerlerinin ‘iddialarıyla’ hapise tıkdırdı. TSK’yı önce NATO’yla zehirledi, ardından diğer CFR uzantılarıyla sızma operasyonuna tabii tuttu.
CFR’ce kurdurulan platformlarda, mesela Global İlişkiler adlı platformda, TSK’nın üst düzey mensuplarından, işadamlarına, siyasilere ve akademisyenlere kadar uzanan ‘seçilmiş elitler’ yeraldı. Bu şeytani plana uzak kalanlar, sahnenin de dışında kaldı. Sahne ışıkları altında olanların hepsi, ‘tek dünya’cı Rothshield/Rockefeller camiasının, periferisinde olanlardı.

‘Herşey Ankara’dan çözülemez!’
Şimdi ‘YEPYENİ’ bir anayasa yolda! CFR federasyon anayasası istiyor! Vazgeçilmezi ‘başkanlık sistemi’. Başbakan bu konuyla referandum ertesini açtı. Sonra birden konuyu kapattı. CFR memurları, ‘henüz erken’ ikazı yapmıştı.
‘Daha yavaş ve dikkatli’ adımlar atılacaktı.
Cumhurbaşkanı Gül, son CFR toplantısından sonra mesajı verdi: ‘Herşey Ankara’dan yönetilemez!’di.
CFR memorandumuna uygun olarak önümüzdeki 1 yıl içinde ‘YERELLEŞME /EYALET SİSTEMİ’ yani Rockefeller /Rothshields ‘Tek Dünyacı’ örgütünün nihai hedefi, fısıltılardan konuşmalara, derken yeni anayasaya geçecek ve gümbür gümbür gelecekti.
Türkiye Eyalet sistemine taşınırken, küreselcilerin en önemli iki aygıtının, Türkiye’yi mekan seçtiğini de açıkladı. Küresel sermayenin başkenti, New York, ilk kez yurtdışında bir ‘EYALET İRTİBAT BÜROSU’açacaktı. İstanbul, evsahibi olacaktı. Doğu’dan sonra Türkiye’nin batısı da olandan kat kat fazla nitelikli ajan kaynayacaktı.
Yine İstanbul, 2011’de UNPF (BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NÜFUS FONU)na evsahipliği yapacaktı. (Bu kurumun yakın coğrafyada özellikle balkanlardaki nüfus manüplasyonu faaliyetleri incelenmeye değer.)
CFR, gizli ve açık örgütleriyle üzerinde çalıştığı, ‘İstanbul merkezli yakın Doğu federasyonu’ veDiyarbakır merkezli Ortadoğu federasyonu’ vizyonunda adım adım ilerliyor..
.. CIA istasyon şefi Paul Henze’nin ‘Türk halkına sabah akşam ‘federasyondan’ bahsedilmeli, kulakları bu duruma alıştırılmalıdır!’ sözüne uygun olarak televizyon ve gazeteler marifetiyle, ‘federasyon’ ‘yerelleşme’ halk arasında ‘normalleştiriliyor’.
Ve medya ‘Sayın’ APO’nun siyasi bir aktör oluşunu beyinlere çakacak. Bundan sonra hergün her haber bülteninde karşınıza APO ve federasyon söylemi çıkacak
Birkaç ay sonra, 2011’de Türkiye daha sıkışık bir gündemle yaşayacaktır. ‘Zaman daralıyor’ …
Emperyalizmin Türkiye ve bölge planları, bir kukla devletçik ön görüyor. PKK ve siyasi kolu BDP, Barzani ile birlikte CIA ve diğer istihbarat birimleri eşliğinde adım adım ilerliyorlar.
Bunlar ‘boş laf’ olarak niteleyenler, son birkaç günün ‘görüşmelerini özetleyen haberleri alıp duvara yapıştırsınlar!
24 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde Fatih Erboz haberi:
*Adalet ve İçişleri bakanlıkları ile MİT, Genelkurmay Başkanlığından isimler, Öcalan’la görüşüyor.
*AKP, BDP’yle görüşüyor. BDP , APO’yla görüşüyor.
*PKK, ‘Türkiye ortak düşman!’ şiarıyla İsrail ve Ermenistan’la görüşüyor.
*MİT müsteşarı Hakan Fidan ABD’de CIA ile görüşüyor.
*CIA Direktörü Panetta, Fidan’la görüşme öncesi gizlice İsrail’e giderek MOSSAD Başkanı Dagan’la görüşüyor.
*Bağdat Büyükelçisi Murat Özçelik, Barzani’yle görüşüyor.
*PKK uzantısı STK’lar Barzaniyle görüşüyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül New York’da CFR ile görüşüyor.
Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, Avrupa’da ECFR* üyeleriyle görüşüyor.
Halkla kim görüşüyor? CIA uzmanları ve bağlı memurlar halkla en sıkı fıkı ilişki içinde olanlar…

Bu araba devrilir!
Onlar Türkiye’nin iki cepheli bir çatışma ortamına gireceğinden sözediyor. Yani buna hazırlık yapmaktalar. Henri Barkey, ‘Kürt -Türk ve dinci – laik ekseninde çatışmalar’ bekliyor.
‘Dünyayı ele geçireceğiz!’ diyen küresel sermayenin komuta merkezi CFR emriyle, Türkiye hızlı bir virajdan geçiyor.
Sözümüz odur ki, bu virajın sonunda bu araba devrilir. Enerji anlaşmaları, uyuşturucu işleri, krom ve bakır peşkeşleri, Türkiye, İran,Suriye, Irak’ın parçalı haritaları yollara serilir…
Öncelikle, Güneydoğu’da yaşayan PKK ve uzantısı ağaların elinde tarumar olmuş yöre halkı, bu baskı ve zülme ‘yeter’ diyecektir. Ortak dertlerle kavrulan ülkenin her yanında mazlumlar da giderek seslerini yükseltecektir.
Bunu öngören yabancı istihbarat memurları, milli duruşu, Kürt Türk çatışmasında eritmek isteyeceklerdir.
Her unsuruyla Türk halkı, tüm partilerin içindeki vatansever güçler, bir araya gelecek, başımıza örülen çorabı delik deşik edecektir. Ve tüm bunlar 1 yıldan az bir zamanda gerçekleşecektir.
Bana gelen iletilerde sık sık kızgın bir tonda, ‘Çözüm ne onu söyle!’ diyen kardeşlerime sesleniyorum. ‘Çözüm hepimiziz!. O muhteşem pratik zekamızı kullanmazsak… ezilip gideriz!
Banu Avar
İLK KURŞUN

*ECFR : European Council on Foreign Relations.
banuavar@superonline.com
www.banuavar.com.tr


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Ağustos 2010 Perşembe

ULUSAL SAVUNMA, TÜRK ORDUSU VE KUKLA TİYATROSU! 
Banu Avar 

Bir pazarlık sürüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri en şiddetli depremini yaşıyor. Generallere yakalama emri çıkarılıyor. 
Yakalama emri geri alınıyor. Gece yarıları Genelkurmay başkanı başbakanlıktan çıkıyor. 
Başbakan ABD başkanı Obama ile telefon görüşmesi yapıyor. Ekranlarda ‘Orduyu içeri tıkın!’ nidaları.
Soroscu TESEV’den, ulusal savunma sanayine ‘darbe’ yapılmalı çığlıkları!
CIA görevlisi Barkey’den PKK hükümetle koordinasyon halinde olmasa Habur’dan giriş gerçekleşmezdi!’ beyanı…
"Dağda şehirde her gün şehit düşen Mehmetler! İstifa eden bir general.. Natocu olanlar ve bu ulusun ordusu!
Şurası kesin: Washington ve Brüksel’den gelen kararlarla Türkiye’nin kaderini çizmeye kalkışanlar yolun sonuna yaklaşıyor."
Dünyanın en güçlü 5. ordusu Türk ordusu bir ‘darbe’nin muhatabıdır. Azgın bir saldırıya karşı içindeki ayrık otlarına rağmen direnmektedir. NATO’ya girişinden beri, beyin transformasyonu çalışmalarına uğradığı ve bir asker-elit yaratıldığı halde HALA ‘Kurtuluş’un ve ulusun ordusudur. Bu nedenle küresel elitin, emperyalizmin hedefi olmuştur.
2011 yaklaşırken, ABD filmi hızlı sarmak zorundadır. Irak’tan çekilmek, İran’a saldırmak, BOP’u tesis etmek, Türkiye, Irak, İran ve Suriye topraklarını bölerek bir Kürdistan kurmak böylece petrol, bakır, krom, bor coğrafyasına konuşlanmak arzusundadır.
Bu hedeflerini sadece ve sadece Türkiye’yi DENETİMDE ve KENDİ YÖRÜNGESİNDE tutarak gerçekleştirebilir. Başka şansı yoktur.
Ve bilmektedir ki Türkiye tarihinde bir kez daha, batının tüm hesaplarını alt üst edebilecek güce ve potansiyele sahiptir!
Ulusun en büyük güvencesi Türk ordusudur. Bunu iyi bilenler, orduyu içten ve dıştan paramparça etme azmiyle projeler üretmişlerdir.
Ama Türk ordusu halkın içinden çıkmıştır. Bu bir HALK ordusudur. Bazı ülkelerin toplama askerlerine benzemez.!
Böylesi görülmedi!
Eğer bu bir halk ordusu olmasaydı, 60 yıldır yapılan emperyalist saldırılar karşısında 10 yıl dayanamazdı. Oysa dayanıyor, direniyor. Üst kademede zafiyet varsa, tekel işçilerinin sendika yöneticilerini yönlendirişi gibi, alttan gelen gür sesler, Gazi Paşa’nın ruhuyla ilerliyor.
Sınırlar arasında programıyla 82 ülkeyi dolaştım. Her gittiğim ülkenin önce ordusuna baktım. Böyle bir saldırıya muhatap olan tek bir ordu görmedim.
Arkasında dünyanın en büyük faşist imparatorluğu olan bir terör örgütü ile savaşan, Avrupa Birliği yasalarının dayatmasıyla eli kolu arkadan bağlanan, Birleşmiş Milletler kararlarıyla savaştığı örgütün yerel mekanizmalara yerleştiğini gören, ‘dost’ ülkelerin silahlarıyla vurulan, CIA eliyle kafası çuvala sokulan, hükümet tarafından içeri tıkılan, aniden bırakılan, sonra yine ‘yakalanan’, derken yaka paça ‘götürülen’ , bir türlü kurmay başkanı seçilemeyen, yaygın medyada her gün aşağılanıp ‘unufak edelim!’ denen, profesyonel askerlerden kurulu alternatif ordu ile tehdit edilen ve 50 derece sıcakta, sırtında 20 kilo yük dağlarda vatan savunması yapan, bu arada terör örgütünü besleyen uyuşturucu konvoylarına haşa dokunamayan ve her gün kan kaybeden bir ordu!
“En son muhalefeti ve iktidarı ile elinden ‘vatanı koruma ve kollama’ görevi yani varoluş sebebi alınmaya çalışılan!
Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir silahlı kuvvet böylesine azgın bir saldırıya muhatap olmadı!
Ne kadar güçlü bir temeli varmış ki, 1950’de NATO’ya sokulduğundan beri, yapılan yıkıcı faaliyetler sonuç vermedi!
İki örgüt ve kurtuluş
Batı, Türkiye’yi NATO’ya tutsak ederek ‘Ulusal Savunma Kavramını’ yok etmeyi hedeflemişti..
60 yıldır, TSK içinde, ABD istihbaratı her türlü psikolojik harbi denedi. ‘Demokrasi’ kuruluşlarının adamları, özel istihbarat servis elemanları, kurmaylara ders verdi. Harp Akademileri Erasmus programına bile dahil edildi. SAREM’de ders veren bazı isimler tüyler ürperticiydi. Deniz Kuvvetleri’nde ‘Değişimin Dinamiği’ gibi Soroscu bir başlık altında Akın Öngör’e (World Wild Foundation Türkiye başkanı /Genel başkan Al Gore) konuşma yaptırıldı. Amerikan psikoloji merkezleri temsilcileri, KAL DER gibi dış merkezli ‘Sivilleştirici’ mekanizmalar, F tipi çalışmalar, Türk ordusunun komuta kademesine duhul etti.
İşte tüm bunlara RAĞMEN, halkın bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri Gazi Paşa ruhunu terk etmedi, direndi ve tahmin edemeyecekleri kadar uzun bir zaman direnecek!
ÇÜNKÜ bu ordu bugünküne çok benzer bir mücadelenin içinden doğdu.
Ve çok önemli iki kavram üzerine kuruldu!
Kuvvayı Milliye ve Müdafaa-yı Hukuk.
Türk ordusu ‘ULUSAL SAVUNMA KAVRAMI’ üzerine oturmuştur. Ulusal Savunma demek, TAM BAĞİMSIZLIK demektir. Ve KUVVA-YI MİLLİYE yani MİLLİ GÜÇLERCE hayata geçirilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, Kuvva-yı Milliyenin doğuşunu şöyle ifade etmiştir:
‘Hükümet düşman işgali altında, devlet, görevini yapamaz haldeydi. Savunma araçlarının başında gelen ordu da felç edilmişti.
‘İşte bunun içindir ki, vatanı savunma ve korumadan ibaret olan asıl görev, ulusa yönelmişti.
Ulusal kuvvetler, orduya, kendi içinden çıkan bireylere, düşman saldırısında yardım etmeye mecbur oldular. Buna Kuvva-yı Milliye (Ulusal Kuvvetler) diyoruz.’
Müdafaa-yi Hukuk yani Ulusun Haklarının savunulmasını üstlenen örgütlenme ise bir SİVİL SAVUNMA örgütüdür. Düşmana karşı silahlı güç, Kuvva-yi Milliye, yaygın Siyasal SAVUNMA örgütü ise, Müdafaa-yi Hukuk Örgütüdür.
‘Yalnız ulusunun emrinde..’

Atatürk bu örgütü şöyle tanımlamıştır:
‘Başvuracak başka hiçbir merci bulamayan ordu, korunmak, yönetilmek ve sevk ve idare ihtiyacındaydı. Ve Müdafaa-yı Hukuk örgütü Silahlı kuvvetleri de içine aldı.’ Mayıs 1920
Milli Güçler (Kuvvayı Milliye) ve Hakların Müdafaası Örgütü (Müdafaa-yı Hukuk) Kurtuluşun temel taşlarını koydular. Türk Silahlı Kuvvetleri ulusun iradesinin savunulması için savaştı. Savunulan hakların en başında TAM BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK gelmekteydi.
Nisan 1922’de Atatürk şöyle özetlemişti:
‘TBMM hükümetinin ORDUSU, istilalar yapmak, saltanatlar yıkmak, saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. İnsanca ve bağımsız yaşamaktan başka gayesi olmayan bir ulusun, aynı ülküye bağlı ve yalnız ulusun emrine baş eğen ve sadık öz evlatlarından oluşmuş saygıdeğer ve değerli bir topluluktur.’
Bugün bu ‘değerli topluluk’, darbe üzerine darbe alırken, HÜKÜMETE ‘darbe’ yapma suçlaması çerçevesinde, Kanada’daki Türk hahamlardan tutun da, sponsorları karışık, abd’ye ‘taraf’ gazetelerin sütunlarından gelen ‘bilgi belge, kanıtlarla’ (!) beşer onar esir alınıyor…
Üstün hizmet madalyalı, 2-3 dalda eğitilmiş, birkaç dil bilen ve savaş sanatında en üst noktaya ulaşmış, komşu ülke genelkurmay başkanlarının ‘öğretmenim’ diye eline sarıldığı kurmaylar bugün içeri tıkılıyor. Terfi günlerinde sorguya çağırılıyorlar 
ABD ve AB merkezleri ‘Atatürk de darbeciydi! Kemalizm ve ruhunu taşıyan ordu yok edilmeli!’ buyuruyorlar. Aynı anda Türk ordusuna BALYOZ indiriyorlar.
Gerçek darbeciler kim!
Bu çamur harekâtında göz gözü görmezken belirtelim ki; Atatürk de, Türk ordusu da darbeci değillerdir. Hiçbir zaman olmamışlardır.
Attila İlhan’dan alıntılayalım: ‘Mustafa kemal istese, Anadolu harekâtını paşalar arası bir cunta olarak kurup geliştiremez miydi?
Üstelik ittihatçılık geleneği buna müsaitti. Yapmamıştır.
Komita fikri yerine şura (kongre) fikrini benimsemiştir. İttihatçıların tam aksini yapmıştır. Askeri bir hareket yerine halk hareketi fikrini benimsemiştir. …
Anadolu Kongrelerini Büyük Millet Meclisine, Milli kuvvetleri (Kuvva-yı Milliye) ise Büyük Millet meclisi Ordusuna dönüştürmüştür. O ki komutandır, hareketin ruhudur, beynidir, kurduğu orduların başkomutanı olmak için Meclis karşısına çıkar, yetki ister zar zor alır!
Çünkü egemenliğin kayıtsız şartsız halkta olacağı bir devleti kurarken, önce kendisi herkesin uygulamasını isteyeceği bir ana kurala uymazlık edemez!’ (Hangi Atatürk s. 221)
Bu Milet ordusuyla bir bütündür. NATO sonrası, Türkiye’de gerçekleştirilen tüm darbeler ABD/CIA eliyle ve cuntacı NATOCU paşaların işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir.
‘Hafife alınamayacak bir ordu’
Uzun yıllar uğraşıp ancak bu kadar ileri gidebildiler. İşte bunun hırsıyla koca Türk ordusunun büyük ruhuna saldırıyor, yedi düvel Anayasasıyla Türk ordusunun tasfiyesini planlıyorlar. TESEV raporlarıyla batılı mihraklara ‘Askeri sanayi durdurun! Ulusal savunma Sanayine darbe vurun!’’ mesajı yolluyorlar. (Bkz Mehmet Ali Güller yazısı)
Ama kusura bakmasınlar, hedeflerine ulaşamayacaklar… Bir süredir izlediğimiz gizli kapılar ardındaki pazarlıklar, ordu içindeki operasyonlar, Washington’dan çizili harekât planları, çürük elma atamaları, işte gidecekleri yer o kadar!
Arslan Bulut’un dediği gibi bu ordu , ‘hafife alınamayacak’ kadar heybetli, çünkü bu ordu ulusun bağrından yetişti, toprakta değil, yüreklerde her kaybettiğimiz yiğidin sesi: Allah Allah!
Ve bu ordu, kukla tiyatrosunun perde arkasındakiler ve kuklalar için, hayli deneyli ve
 GAZİ PAŞA ruhuyla DİPDİRİ! 
Zaten bu nedenle bu kadar fırıldak döndürülmesi…

Banu AVAR
banuavar@superonline.com
www.banuavar.com.tr

NOT:
TESEV başkanı CAN PEKER'in kız kardeşi şu anda Milli Eğitim Bakanı NİMET ÇUBUKÇU olduğunu da dikkatten kaçırmayın.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."