İSRAİL+AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSRAİL+AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2011 Pazar

13 Aralık 2010 Pazartesi

AKLIN YOLU BİRDİR.

2-HAFTADIR ANLATMAYA ÇALIŞTIKLARIMI ÜMİT HOCA YAZMIŞ.
BEN ÖZÜR DİLEMEYİ NİSAN- MAYIS AYLARINDA YAPACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM.
SICAĞI SICAĞINA SEÇİME GİTMEK İÇİN.
FÜZE KALKANIYLA UYANAN AKP TABANI YİNE İSRAİL DERLENİP TOPLANACAK.
ÇÜNKÜ İSRAİL'İN-SİYONİZMİN İŞİNE BU DERECE YARAYAN İKTİDAR BU ÜLKE GÖRMEDİ.
YAHUDİ OLMADIĞI HALDE 2 MADALYALI ÖDÜLLENDİRİLMİŞ BİR LİDER DE GÖRMEDİ.
NİSAN -MAYIS AYLARINI BEKLEYİN.

İsrail, seçimlerden önce AKP’ye tazminat ödeyecek ve özür dileyecek

Son günlerde İsrail’in Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybedenler için tazminat ödemeyi kabul ettiği ve özür dilemenin yollarını aradığı haberi şaşırtıcı değildir. 12 Haziran 2011 seçimleri yaklaşırken İsrail’den AKP’ye daha önce olduğu gibi stratejik bir destek gelecektir. Bu düşüncemi neye dayandırdığımı kısaca izah etmek istiyorum. İsrail, ABD’nin Irak’ı işgaline destek olacağını açıklayan AKP’nin iktidara gelmesini büyük bir sevinçle karşılamıştı. AKP döneminde Türk-İsrail ilişkileri çok boyutlu olarak gelişti. 
Ticaret hacmi sürekli arttı. 2005’de Hamas liderlerinin Ankara’ya davet edilmesine karşı Tel Aviv’in tavrı ve 2006’da Türkiye’nin İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’a karşı düzenlediği operasyonu eleştirmesi ikili ilişkileri germedi. Öyle ki, Türkiye, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapmaya başladı. Bütün bu politikaların getirisi Erdoğan’ın Amerikan Yahudi lobisi tarafından üstün hizmet ödülü ile ödüllendirilmesi oldu. Bu dönemde AKP ve Erdoğan, AB ve ABD’de parlayan yıldızdı. Batı basını Erdoğan’ı Türkiye’de tabuları yıkan siyasetçi olarak övüyordu.
Ancak Orta Doğu sokaklarında parlayan bir başka yıldız vardı. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad. Ahmedinecad, ABD ile nükleer güç konusunda sürtüşerek ortaya çıkan petrol fiyatları patlamasından faydalanıyor ve elde ettiği geliri hem nükleer çalışmalarını hem de popülist ekonomi politikalarını finanse etmekte kullanıyordu. ABD ile çatışarak Irak ve Lübnan’da gücünü artıran, 2006’da İsrail Ordusunu yenen Hizbullah’ın arkasındaki güç olmanın Orta Doğu’da verdiği saygınlığı kullanan Ahmedinecad’ın İran’ı İsrail için, Irak’tan sonra Orta Doğu’da durdurulması gereken öncelikli güç olmuştu. 
Ocak 2007’de Ahmedinecad’ın, Yahudi soykırımını efsane olarak nitelendirmesinden sonra 36 Avrupa ülkesinde Yahudi cemaatlerinin örgütü olan “Avrupa Musevi Kongresi” Başkanı Pierre Besnainou, 18 Ocak 2007’de Başbakanlıkta Erdoğan ile görüşmüştü. Erdoğan ile görüşmeden sonra Besnainou, görüşmeyi  “çok ilginç bir görüşme”  olarak nitelendirmişti. Besnainou, 15 Şubat 2007’de İsrail’de yayınlanan Haarettz gazetesinde yazdığı “Türk seçeneği” başlıklı makalesinde görüşmeyi şöyle anlatmıştı:  “Ankara’ya kısa bir süre önce yaptığım ziyarette Başbakan Erdoğan’a, kendisinin Orta Doğu’da lider rolü oynayabileceğine yönelik inancımı ifade ettim. Körfez monarşilerinden Orta ve Doğu Asya’ya, Hamaslı İslamcılardan ılımlı Filistinlilere kadar bütün Müslüman dünyasında saygı gören Türkiye, ABD ve İsrail ile de güçlü ve sadık bir ilişki yürütüyor. Böylece Türkiye bölgedeki bütün nüfuzlu katılımcılarla etkileşime girme meşruiyetini kazanmış oluyor. Bu konumu, zararlı bir nüfuza sahip İran’ın yerine, bölgesel liderlikte Türkiye’yi doğal bir tercih haline getiriyor”
Bu görüşmeden sonra 6-7 Eylül 2007 gecesi Hatay’ın Kırıkhan ve Hassa ilçeleri üzerinden ikili kollar halinde alçaktan uçan İsrail hava Kuvvetlerine ait 6 adet   “F-151 Ra’am”  Suriye’ye kuzeyden girmiş ve iddiaya göre El Kibar bölgesindeki Kuzey Kore ile ortak yapılan nükleer tesislere saldırmışlardır. Muhtemelen gizli kalacak bu olayı, ertesi gün Hassa ve Oğuzeli ilçeleri sınırları içinde Türkiye-Suriye sınırına yakın bir tarlada üzerinde İbranice yazılar olan iki 600 galonluk harici yakıt tankı bulunması ortaya çıkarmıştır. Bu önemli gelişme ile ilgili olarak AKP Hükümetinin tek tepkisi dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın  “kabul edilemez” olduğu ve İsrail Büyükelçisinden bilgi isteneceği şeklinde olmuştu. Türkiye, İsrail’e örtülü bir operasyonda destek vermişti. 13 Kasım 2007’de İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres TBMM’de konuşma yapmıştı. 23 Aralık 2008’de Ankara’da Başbakan Olmert ile Erdoğan arasında yapılan görüşmelerden sonra İsrail’in 27 Aralık 2008’den 19 Ocak 2009’a kadar sürecek olan Gazze’ye yönelik insanlık suçu içeren saldırısına Türkiye, Arap dünyasından daha ağır tepki vermişti. İlginç olan husus ise 24 Aralık 2008’de Jerusalem Post’ta yazan Herb Kinon, “(İsrailli) üst düzey yetkililer, Erdoğan’ın ülkede yükselen laik muhalefet karşısında meşruiyetini sağlamlaştırmak için yüksek profilli bir uluslararası diplomatik başarıya ihtiyaç duyduğunu söyledi” bilgisini aktarmasıdır. Erdoğan’ın aradığı dış politika başarısı 30 Ocak 2009’da Davos’ta gelmiştir. Türk tarafının isteği ile düzenlenen görüşmede Ş. Peres’i eleştiren Erdoğan podyumdan inerken, hem 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde istediği başarıyı elde etmiş hem de Ahmedinecad’ın ismini tek hamle ile Orta Doğu sokaklarından silmiştir.  
Yerel seçimlerden sonra AKP’nin ilk kapsamlı girişimi Mayıs-Haziran 2009’da Türkiye-Suriye sınırındaki iki KKTC büyüklüğünde bir mayınlı alanın temizlenmesinin İsrail firmalarına yap-işlet modeli ile 44 yıllığına verilmesi olmuştur. AKP buna karşı çıkan muhalefeti ırkçılık yapmakla suçlamıştır. Ancak kontrollü bir gerilim süreci de yaşanmıştır. Türkiye’de İsrailli askerleri katil olarak gösteren bir dizi, televizyonda yayınlanmıştır. Tel Aviv ise Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığında küçük düşürülmeye çalışılmış, ancak olayı eline yüzüne bulaştıran İsrail Türkiye’den özür dilemek zorunda kalmıştır. Ankara, Konya’da yapılacak Türk-Amerikan-İsrail ortak hava tatbikatından İsrail’i çıkarmıştır. İsrail ise Heron insansız hava araçlarının Türkiye’ye teslimini geciktirmiştir. Türkiye, İran’ın nükleer güç haline gelmesi tartışmaları çerçevesinde İsrail’in nükleer silah sahibi olmasını sert bir şekilde eleştirmiştir. Bu kontrollü gerilim 29 Mart 2010’da gerçekleşen Mavi Marmara saldırısı ile sona ermiştir. Her iki taraf da olayların denetim dışını çıkmasını adeta ister şekilde davranmışlardır. Ancak İsrail zararlı çıkan taraf olmuş, AKP Hükümeti ise ciddi yaptırımlardan bahsetmekle beraber sonra bunları uykuya yatırmıştır. İsrail ise normal olarak vermesi gerektiği düşünülen intikam tepkilerini vermemiştir. İsrail’de çıkan orman yangınına iki Türk uçağının yardıma yollanması sonrasında ikili ilişkiler hemen yoğunlaşmış ve Tel Aviv’den tazminat ve bir şekilde Türkiye’den özür dilemenin mümkün olduğuna dair açıklamalar gelmeye başlamıştır.
İsrail’in bu adımı şaşırtıcı değildir ve Orta Doğu’daki politik öncelikleri ile uyum içindedir. Tel Aviv açısından Orta Doğu’daki iki öncelik, sırası ile İran’ın nükleer güç politikasının durdurulması ve Kürt sorununun İsrail’in milli güvenliğini uzun vade güvence altına alacak şekilde çözülmesidir. Erdoğan’ın Orta Doğu sokaklarında Ahmedinecad’ı silmesi, Tel Aviv’de İran’ın dışarıda yalnızlaştırılması olarak görülmektedir. İran’a yönelik bir askeri saldırıyı sürekli gündeminde tutan bir İsrail için bu çok önemlidir. Öte yandan  onlarca yıldan bu yana K. Irak’ta bağımsız bir Kürt devletini destekleyen ve 1990’lı yıllardan itibaren Ankara’daki  “dostlarına” ,  “Şimdi siz Kürtlere verebileceklerinizi verin, yarın onlar istediklerini alırlar”  telkininde bulunan Tel Aviv, AKP’nin Kürt açılımını da kendi stratejik çıkarları ile uyum içinde görmektedir. 
Eski İsrail Dışişleri Bakanlığı müsteşarı ve eski Ankara Büyükelçisi Alon Liel, Ha’aretz gazetesinde 13 Eylül 2010’da Tel Aviv’in AKP’nin Kürt politikasının nasıl okunduğunu şöyle ifade etmiştir: “Erdoğan, bir Kürt eyaleti yaratmaya ya da en azından Türkiye’nin Kürtlerini ulusal bir azınlık olarak tanımaya hazır, fakat ülkesi değil. Kürt misyonunu tamamlamak için bir görev dönemine daha ihtiyacı var. Gelecek temmuzda kazanırsa, bu gerçek bir ihtimal haline gelebilir.” 
Özetle Tel Aviv’in Ankara’da Erdoğan’a bir süre daha ihtiyacı var görünmektedir. Tel Aviv, büyük bir ihtimal ile 12 Haziran 2010 seçimlerinden önce, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden önce olduğu gibi Türk ve Orta Doğu siyasetinde “One minute” etkisi yaratacak bir hamle ile  “AKP’den” özür dileyecek ve tazminat ödeyecektir.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Haziran 2010 Pazar

GENETİĞİMİZ DEĞİŞTİRİLİYOR.


Ukrayna ve Rusya yalan söylüyor. Daha önceki yıllarda da gündeme gelen, özellikle domates üzerinde yoğunlaşan Türkiye’den alınmama kararların altında İsrail’den alınan GDO’lu tohumlar olduğu aşikâr. Ne yazık ki GDO’lu sebzeleri hiçbir ülkeye satamıyoruz ve iç piyasada tüketiyoruz. Ama ne Rusya; nede yeni karantina kararıyla Ukrayna bunu itiraf edemiyor. GDO’lu terörle,Türk halkının genetiğiyle oynuyorlar ve buna AKP hükümeti çıkardığı yasalarla çanak tutuyor.İsrail ile uyduruk gündemlerle gerilen ilişkiler iç siyasette oy avcılığında kullanılacağına kamuoyu baskısıyla GDO’lu tohum alımının engellemek için AKP hükümetine baskı yapılmalıdır.
Tayyip Erdoğan ve kabinesinin siz GDO lu tohumlarla üretilmiş sebzeleri yediğine inanıyor musunuz?
Ben inanmıyorum ve bunun uzun vadede Türk halkının genetiğini değiştirmek için yapılan emperyalist bir yok etme oyunu olduğuna inanıyorum. GDO’lu tohumların ülkemizde yeni(birkaç yıllık) olduğunu düşünen arkadaşlara kendi hayatımdan bir not düşmek isterim. Tam 25 yıl önce çiftçilik yapan babam dolmalık biber olarak sunulan ve fide şeklinde belli bir fiyattan fideyi satan fabrikaya vermek şartıyla senet imzalayarak bu kısır tohumlardan ekti.O zaman  GDO gündemde değildi.Ve bu üretilen biberler piyasanın çok çok altında (1/3 değerle) o fabrikaya satıldı.Kendi tarlamızdan gece biber toplayıp (bir çeşit çalarak) pazarda sattığımızı ama pazarda da fabrikanın adamları tarafından engellendiğimizi hatırlıyorum.Sonraki yıllarda bu kısır İsrail tohumları salatalık ve şimdi en çok domates olarak ekiliyor.Osmanlı’nın Reji sisteminin günümüz versiyonu.

Kısacası dostlar GDO ülkemize tespitimce en az 25 yıl önce girdi. Çeyrek asır bir halkın genetiğinin değiştirilmesi için yeterli olması gerekir. Psikolojik rahatsızlıklarda ki artışların gerekçesi bu olabilir mi?
Bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, Türkiye’de ne yazık ki bunu analiz edecek bir teknoloji yokmuş, istek ve duyarlılık zaten yok. Hatta AKP’nin bu konuda da İsrail ile gizli anlaşması var. Çıkarılan GDO yasası bunun ispatıdır.
Sevgiyle kalın.

HABER:
TÜRK SEBZELERİ KARANTİNAYA ALINDI
 Kırım Haber Ajansı, Odessa Başkonsolosluğu Ticari Ataşesi Kemal Günay`a dayandırarak verdiği bilgiye göre, Ukrayna Tarım Bakanlığı, 3 Haziran 2010 tarihi itibariyle Türkiye`den gelen domates, biber, patlıcan ve patateslerin ülkeye girişini bir süreliğine yasakladı.
Yasaklama nedeni olarak; bu ürünlerde görülen patates güvesinin gösterildiğini belirten Günay, bu böceklerin daha önce gelen bazı TIR`larda tespit edildiğini ve bundan dolayı da 3 Haziran 2010 tarihi itibariyle Türk sebzelerinin Ukrayna`ya girişinin yasaklandığını söyledi.
Türk ihracatçılara bu karar ile ilgili daha önceden bilgi verilmesi gerektiğini dile getiren yetkili, yola çıkan TIR`ların Ukrayna`ya girebilmeleri için bu kararın yayımlanmasından sonra en az 5-10 günlük sürenin olması gerektiğini vurguladı. Günay oluşan duruma ilişkin, ``Daha önceden haber verilseydi Türkiye`den TIR`lar yola çıkmazdı. Ama maalesef Tarım Bakanlığı yetkilileri bunu kabul etmiyorlar`` diye konuştu.
Bu konuda Kiev Ticari Müşavirliğinin Ukrayna Tarım Bakanlığı ile görüşmelere devam ettiğini belirten Günay, Türkiye Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yetkililerinin konuyla ilgilendiklerini ve önümüzdeki hafta Ukrayna`ya gelebileceklerini kaydetti.
Karantinanın ne zamana kadar devam edeceğinin belli olmadığını ve karantinaya alınan ürünlerin bozulabileceğini söyleyen Günay, Türkiye ve Ukrayna tarım bakanlıkları arasında yapılacak görüşmelerin sonucunda bunun netleşeceğini ifade etti.
Odessa ve Kırım`da çok sayıda TIR`ın beklediğini, birçoğunun da Ukrayna`ya gelmek üzere yolda olduğunu belirten Kemal Günay, sadece Kezlev`e girmek üzere olan gemide 24 TIR`ın bulunduğunu aktardı.
Bu meselenin altında başka bir nedenin olup olmadığı sorusuna Kemal Günay, karantinanın tüm yabancı sebzelere uygulanmadığını, sadece Suriye ve Türkiye kaynaklı ürünlere uygulandığını belirtti.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri de Ukrayna`nın kendi karantina listesinde olmayan bir zararlıyı gerekçe göstererek karantina uygulamaya başladığını, bunun da uluslararası kurallara aykırı olduğunu söyledi. Yetkililer, Ukrayna yetkilileri ile görüşme sürecinin devam ettiğini kaydetti.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

4 Haziran 2010 Cuma

AKP KENDİ AYAĞINA SIKTI
FETHULLAH GÜLEN'DEN İHH'YA ŞOK ELEŞTİRİ

Fethullah Gülen, kendi hareketiyle ilişkili bir derneğin Gazze'ye yardım götürmek istediği zaman onlara İsrail'den izin almaları gerektiğini söylediğini belirtti.

Fethullah Gülen, İsrail ordusunun, Akdeniz’de Gazze’nin ablukasını delerek yardım götürmeyi amaçlayan filoya düzenlediği operasyonda 9 Türk hayatını kaybetmesiyle ilgili görüşlerini açıkladı.
Gülen, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a verdiği söyleşide, Türk bir kuruluşun önderlik ettiği bir filonun İsrail’in izni olmadan Gazze’ye yardım götürmesini eleştirdi.
Gazetenin haberine göre Gülen, söyleşide olayla ilgili izlediği haberler hakkında, "Gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi" dedi. Gülen, "Çok çirkin şeylerdi” diye konuştu.
Gülen, organizatörlerin Gazze’ye yardım götürmeden önce İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemelerini "faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmak” olarak tanımladı.

İsrail'den izin alınmalıydı
WSJ, Gülen’in sözlerinin İsrail tarafından iade edilen aktivistlerin Türkiye’de kahramanlar gibi karşılandığı bir döneme denk geldiği yorumunu yaptı.
Gazze’ye yardım götüren gemilerin önder organizatörlerinden biri olan ve 100’den fazla ülkede yardım faaliyetleri gerçekleştiren İnsani Yardım Vakfı’ndan (IHH) kısa bir süre önce haberdar olduğunu söyleyen Gülen, “IHH’nin politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil” dedi.

Suçluyu bulma işi BM'nin
Gülen, kendi hareketiyle ilişkili bir derneğin Gazze'ye yardım götürmek istediği zaman onlara İsrail'den izin almaları gerektiğini söylediğini belirtti.
Gülen ayrıca, bu olayda suçluyu bulma işinin Birleşmiş Milletlere bırakılmasının en iyi seçenek olduğunu da sözlerine ekledi.
Söyleşiyi gerçekleştiren muhabir, Gülen’in evinin koridorunda, büyük bir Türkiye haritası, Kuran’dan bir ayet ve Boğaz üzerinden geçen bir Türk F-16’sının resmi bulunduğunu da aktardı.






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

7 Mart 2010 Pazar

YALANDAN KİM ÖLMÜŞ?



Yahudi lobilerinin taktiğini hala bilmeyen var mı dünyada?
Biri destekler, biri karşı geliyor görünür.
Hatta meşhur sözleri “x Yahudileri temsil etmiyor” dur. Ama bu x durmadan değişir. Siyonist çıkarlara tepki oluşturacak bir olay yapmış; ama aslında mutlaka da yapılması gerekendir ve bu yapılır. Sonra diğer Yahudi lobileri diğerine kızar ve “x Yahudileri temsil etmiyor” derler ve çıkarlar işin içinden.
Şu çok iyi biliniyor ki Ermeniler Yahudilerden tam destek almaktadır. Hatta Ermeni soykırım yalanlarının ortaya çıkması holocaust (Yahudi soykırımı) başarısından sonra ortaya çıkmıştır. Oysa Hitler ne kadar katilse Siyonist İsrail’de o kadar katildir. Ama İsrail katliamları görülmez. İlla da görülecekse ya da görülmüşse bunu ilk dile getiren yediği içtiği ayrı gitmeyen birinin onlara “one minute” demesidir. Böylece Siyonizm’e karşı oluşan tepkide bile İsrail çıkar hanesine kazanç olarak yazılabilir. Dikkat ediniz İsrail’e her kafa tuttuğumuzda İsrail kar etmiştir ve bizden bir şeyler kopartılmıştır. Mayınlı arazimizi İsrail’e 49 yıllığına vermek için yapılan tartışmalar tutun Heron casus uçaklarının akıbetine, Petrol boru hatlarının ucunu İsrail’e uzatma anlaşmasına kadar birçok taviz verilmiştir. Defalarca tv de “BOP eşbaşkanıyım” diyenlerden de başka bir şey beklenmezdi sanırım.
Neden mi?
ABD yönetimin kendisi BOP (Büyük Ortadoğu Projesi),GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) aslında BİP'nin (Büyük İsrail Projesi) proje babalarıdır.Bunun içerisinde dev ve köklü ulus devletlerin parçalanması güdük, yönetimi,sömürüsü kolay devletlerin oluşumu vardır.Kurulması hedeflenen Kürdistan ve kurulu Ermenistan tam bu güdüklerdir.BİP’in sömürüsü olması hedeflenen bu yapıların ikisi de Siyonizm ve İsrail tarafından desteklenmektedir ve bunu sağır sultan bilmektedir.Burada "ABD İsrail değil ki" diyenler çıkabilir.
İsrail ABD’nin müttefiki değildir.
ABD İsrail’in ta kendisidir.
Ama ne yazık ki bunu oradan buradan göçmen gelmiş toplama ABD vatandaşlarının birçoğu dahi bilmezler. Çünkü tüm ekonomisi, para basma yetkisi ve siyaseti, yargısı Siyonistlerin elinde olan ABD kendi halkını da bilinçli olarak cahil, tüketim manyağı obezlere bilinçli olarak çevirmiştir. ABD gerçek zulmü (belli bir zümre dışında) kendi halkı görünenlere de yapmaktadır.
Böylece filmlerle, reklamlarla istediği gibi yönlendirile bilen, hatta filmleri gerçek sanan ve dünyanın birçok ülkesinde neden savaştığını bilmeyen göçmenler sürüsü oluşturmuştur. ABD dünyayı iki yalanla yönetir.
Silah ve filmler. Dünyada hakim para dolar olduğu için ve doları birkaç Siyonist aile karşılıksız basabildiği için ve toplama, cahil ABD halkı bunu devlet bankası sandığından ve tüketim manyağı yapıldığından her yere kolay sürülüp cinayet işletile bilir. 


FBI ve CİA ile direk temasta olan thing tank denilen düşünce kuruluşları aracılığıyla dünyanın her köşesinden satın alınmış, paraya tapan tiplere kendi ülkeleri veya yakın coğrafya hakkında raporlar hazırlattırılıp zayıf noktaları tespit edilir ve gereken gerektiği zaman yapılır. Bu karşılıksız üretilen yeşil dolar hizmetkârlarına da bir sürü süslü ön ekler, kısaltmalar eklenir ve kendi ülkelerinde adam yerine konulması sağlanır. Adam yerine konulan bu hizmetkârların kesinlikle kendi ülkelerinin çıkarlarına olmayan raporları bir haltmış gibi birçok denetimden geçirilir ve medya aracılığıyla hedef ülkeye yollanır. Böyle hedef ülke insanları yapılmak istenen olaya alıştırılmış olur.
Hedef ülkenin siyasi eliti ele geçirilmişse ve hele de iktidar yapılmışsa işler çok daha kolaydır.
Yüzlerce lobi, thing tankların görevi budur.
Hedef ülke dirençli ise yapılanların tam karşısında bir görüntü çizilir. İnkâr edilir, hatta hedef ülkenin yanında görünülür.Ama hepsinde demokrasi,insan hakları,kadın hakları hatta çevre meseleleri kullanılır.
Kısacası yalandan kimse ölmemiştir.
Ve bu yeşil dolar hizmetkarları her görüştendirler.Siyasi İslamcıdır ama yeşil kart almasını Yunan papaz destekler.Hitler'dir ama Yahudi bankerler destekler.
Umarım anlata bilmişimdir.
Aşağıdaki haberi okurken düşününüz.
Ve 19 Eylül 2009 da Ahmet Reyiz Yılmaz'ın şu sözlerine iyi kulak verin.


ABD’Lİ YAHUDİ KURULUŞUNDAN
‘Ermeni tasarısına’ büyük tepki
Amerika’nın önde gelen Yahudi kuruluşlarından JINSA, 4 Mart’ta ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde görüşülecek Ermeni tasarısına karşı çıkılması gerektiğini belirtti.
JINSA tarafından yayımlanan bir yazıda, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni tasarısının Kongre’den geçmesinin; ABD Dışişleri Bakanlığı açısından, Türk-Ermeni ilişkilerinin onarımına yardım teklifinde bulunmayı imkânsız hale getirebileceği ifade edildi.
TÜRK MUSEVİ CEMAATİ:
“Tarihi olayları parlamenterler değil, tarihçiler değerlendirmeli”
ABD Temsilciler Meclisi’nde oylanacak olan Ermeni tasarısı ile ilgili olarak Türk Musevi Cemaati de görüşlerini belirten bir bildiri yayınladı. Cemaatten yapılan açıklamada, tarihi olayların parlamentolar tarafından değerlendirilmesinin gerçekçi olmadığı ve tarafların çıkarlarına hizmet etmediği, bunun ancak tarihçiler tarafından çözümlenebileceği dile getirildi. Açıklamada, “Söz konusu tasarının komisyonda kabul görmesi durumunda, Türkiye-ABD ilişkilerinin zedeleneceği ve bu durumun Türkiye-Ermenistan ilişkilerine de hiçbir katkı sağlamayacağı görüşünü taşımaktayız” ifadesi kullanıldı.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Ocak 2010 Çarşamba


BU HAKARET SANA DAVOS FATİHİ-GİZLİ GİZLİ VERDİĞİN TAVİZLERİN SENİ DÜŞÜRDÜĞÜ DURUM




İsrail Dışişleri Bakanlığı, Kurtlar Vadisi dizisinden duyduğu rahatsızlığı Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a iletti. Görüşmeye, İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Danny Ayalon'un diplomatik nezaketsizliği damgasını vurdu. Çelikkol'un elini sıkmayı reddettiği belirtilen Ayalon, oturduğu koltuğu da Türk elçinin koltuğundan yüksekte tuttu. İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy Dışişleri Bakanlığına çağrılarak Türkiye'nin rahatsızlığı iletildi. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre görüşmede "Herkes haddini bilecek" mesajı verildi.

İsrail'in Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a gösterdiği diplomatik nezaketsizliğin ardından İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Levy'e Türkiye'nin rahatsızlığı iletildi. 

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu ile bir araya gelen Büyükelçi Levy'ye İsrail tarafından yapılan son açıklamalar ve son gelişmelerden duyulan rahatsızlık iletildi. 

Levy'e, gerek İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yossi Levy'nin son açıklamaları gerekse İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol ile görüşmesinden basına yansıyan haberler ve görüntülerle ilgili olarak izahat istendi. 

Görüşmeden hemen önce Dışişleri'nden yapılan açıklamada 'herkes haddini bilecek mesajının verileceği" belirtilmişti. 

·  İsrail'le yeni kriz: Kurtlar Vadisi 
·  İsrail Erdoğan'a çok kızdı 

İsrail-Türkiye arasında ipler gerildi 
İsrail ile Türkiye arasında ipler karşılıklı sert çıkışların ardından yine gerildi. İsrail'in Türkiye Büyükelçisi'ne rahatsızlığını iletme tarzı İsrail'de büyük gürültü kopardı. 

İsrail basını, diplomatik kuralları hiçe sayan Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'a yüklenirken, bu davranışın amacının, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın Türkiye ziyaretini engellemek olduğu öne sürüldü. 

Odasına çağırdı 
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, bir Türk özel televizyonunda yayımlanan Kurtlar Vadisi adlı dizinin son bölümlerinde, İsrail karşıtı mesajlar verildiği, Mossad ajanlarının çocuk kaçıran kişiler olarak gösterildiği gerekçesiyle, dün Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol  'u, İsrail parlamentosundaki (Knesset) odasına çağırarak bir görüşme yapmış ve diziden rahatsızlıklarını dile getirmişti. 

Ayalon'un, Knesset'teki odasına kameraları ve basını da davet etmesi, Türk Büyükelçisinin itirazına yol açmış; büyükelçi, basın mensupları çıktıktan sonra görüşmenin yapılmasını istemişti. 

Biz yüksekte oturuyoruz 
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon ise kameralara İbranice



"Onun bizden daha aşağıda oturduğunun görülmesini istedik"




Haaretz gazetesi, “Rahatsız olduğu görülen büyükelçi alçak bir sedire oturtulmuştu. Karşısındaki üç ciddi suratlı İsrailli ise yüksek sandalyelerde oturuyorlardı. İşte Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın milli gururu kurtarma talimatları böyle yerine getirildi" yorumunu yaptı. 

Ayalon tepkilere ne dedi? 
Danny Ayalon İsrail radyosuna bu sabah yaptığı açıklamada, amacın Ehud Barak'ın ziyaretini engellemek olup olmadığı sorusuna ne evet, ne de hayır derken, "Dışişleri Bakanlığı'nın Barak'ın ziyaretine karşı olmadığını" belirtmekle yetindi. 

Ayalon, niyetlerinin küçük düşürmek olmadığını, sadece İsrail'in hiçbir devlet karşısında küçük düşürülemeyeceğini anlatmak olduğunu da ileri sürdü ve amaçlarının bir diplomatik mesaj yollamak olduğunu iddia etti. Ayalon, "İsrail, Türkiye ile çatışmak istemiyor. İlişkilere zarar vermek isteyen taraf da İsrail değil...Türkiye'nin de öyle davranacağını ümit ediyor" dedi. 

Lieberman'ın talimatı mı? 
Ayalon'un bu şekilde konuşması, İsrail medyasında en fazla tartışılan noktalardan biri haline geldi. Haaretz gazetesi, Ayalon ve iki yardımcısının oturduğu koltuğun Büyükelçininkine göre daha yüksekçe seçilmesinin, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın talimatı ile yapıldığını belirtti. 

Haaretz, İbranice nüshasında Lieberman'ın aslında Türkiye'deki İsrail büyükelçisini ülkeye çağırarak konuyla ilgili bilgi almak istediğini, ancak Başbakan Binyamin Netanyahu'nun buna karşı çıktığını da belirtti. 

Gazete, Lieberman'ın Türkiye'ye karşı katı diplomatik adımlar atmak istediğini ifade ederken, Netanyahu'nun Türk büyükelçisine sözlü bir kınama ile yetinilmesini istediğini de yazdı. Bunun üzerine Lieberman ve Ayalon'un bu sözlü kınamayı sonuna kadar götürmeye karar verdikleri ve büyükelçiyi Knesset'teki odasına çağırdıkları da ifade edildi. 

Gazeteye göre, Netanyahu da İsrail karşıtı unsurlar içerdiği gerekçesiyle, dizi dolayısıyla Lieberman gibi, İsrail’in Türkiye’ye karşı tepki göstermesi gerektiğine inanıyor. Ancak, haberde "Başbakan Netanyahu, işin böyle bir küçük düşürmeye vardırılacağını düşünmüyordu" denildi. 

Gazete ayrıca, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının, Lieberman'ın Savunma Bakanı Ehud Barak'ın yaklaşan Türkiye ziyareti öncesinde, ilişkilerin onarılması çabalarını baltalamak için tansiyonu germe arayışında olduğunu söylediklerini de yazdı. Aynı kaynaklar, Barak ziyareti öncesinde Lieberman'ın ortalığı kızıştırmak istediğini söyleyip, "Geçtiğimiz dönemdeki tüm bu faaliyetler, Lieberman'ın siyasi gündeminin bir parçasıydı" diye konuştular. 

Barak'ın, Dışişleri Bakanlığı'nın tüm karşı çıkışlarına rağmen, 17-18 Ocak tarihlerinde Türkiye'ye gitmesi bekleniyor. Geçen Ekim ayında da yine İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanı Binyamin Ben-Eliezer, iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmaması gerektiğini söyleyerek Türkiye'ye ziyarette bulunmuş, Lieberman bu ziyarete de karşı çıkmış ve bakanlığının bilgisi dahilinde olmadığını söylemişti. 

Alon Liel: Gülünç... 
İsrailli eski diplomatlardan, eski Türkiye Büyükelçisi Alon Liel ise Ordu radyosuna yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve diğer diplomatların tavrını "çok gülünç" bulduğunu dile getirdi. Liel, diplomasinin bilinen yolları varken, Lieberman'ın yeni yollar "icat ettiğini" söylerken, bundan sonra ne yapacakları sorusunu da yöneltti. 

Liel, Türkiye ile ilişkilerin bozulmasını istemeyen, bunun Mısır ve Ürdün ile ilişkileri de olumsuz etkileyeceğini düşünen İsrailli yetkililerin, ne düşündüklerini söylemek yerine tavırlarıyla bunu gösterme yoluna gittiklerini de anlattı. 

Liel, "Reaksiyonlarınız genellikle diplomatik kodlar ve düşüncelerinizle gösterilir; burada öyle bir şey yapılmadı, alçaltma yoluna gidildi... Büyükelçinin kanapesini alçak tuttular, bir defakine daha alçak bir yere oturtup, sonrasında dövecekler mi yani" dedi. 

Liel, "Türkiye ile ilişkilerde ciddi bir problem yaşanıyor. Türkiye'nin talepleri net ve açık. Filistinliler'le barış sürecinde bir yol katetilmediği sürece, bu hep böyle olacak. Eğer buna cevap veremiyorsanız, tavrınızı diplomatik yollarla gösterirsiniz. Bu şekilde değil" dedi. 

Whbee: Özür dilenmeli 
İsrail'deki Kadima Partisi Milletvekili Majalli Whbee de, Ayalon'un Türk elçiye ağır sözler sarf etmesini gereksiz olarak nitelendirerek, "Diplomat Ayalon, politikacı Ayalon'un yaptıklarını derhal telafi etmeli ve Türk Büyükelçi'den özür dilemelidir. Ayrıca partisinin gündemiyle, Dışişleri yetkilisi olarak gündemini birbirine karıştırmayacağına söz vermelidir" dedi. 

İsrail'i rahatsız eden bölümde, Mossad bir Türk çocuğunu kaçırarak İsrail Büyükelçiliği'ne götürüyor, bunun üzerine büyükelçiliğe düzenlenen baskında bir diplomat öldürülüyordu. 
(cnnturk.com)