AVRUPA BİRLİĞİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AVRUPA BİRLİĞİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2010 Pazar


17ARALIK 2004 BRÜKSEL AB’DELİ 24 BAKAN RECEP TAYİP ERDOĞAN’A MÜZAKERE TARİHİ VERDİ.

NASIL MI GERÇEKLERŞTİ?

12 MADDECİĞİ KABUL EDEREK:

1-Kıbrıs Rumlara bırakılacak.

2-Sözde Ermeni soykırımı tanınacak.

3-Güneydoğuda Kürt devleti kurulacak.

4-İstanbul’daki Fener Ortodoks Rum papazına ekümenik verilecek.

5-Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar başta olmak üzere AB’ye devredilecek.

6-Ilımlı İslam uygulanmasına geçilecek.

7-İran ve Rusya potansiyel düşman kabul edilecek.

8-Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkileri kısıtlanacak.

9-Müzakerelerin ucu açık bırakılacak.

10-Devlet bankalarının tamamı özelleştirilecek.

11-Avrupalı yatırımcının önündeki tüm engeller kaldırılacak.

12-Avrupalı işsizler Türkiye’ye gelip çalışabilecek.

Tony Blair ile Recep Tayip Erdoğan’ın özel görüşmesi neticesinde:

-KABUL EDİLDİ-

Bu maddeler Türk halkına nasıl mı yutturuldu?

BRÜKSEL’DE SADECE TİCARİ BİR ANLAŞMA YAPTIK DENİLDİ.

AKP’NİN İCRAATLARINI BU MADDELERDEN SONRA DAHA İYİ ANLAYABİLİRSİNİZ.
Osman Özbek'in konuşmasından alınmıştır.

12 Şubat 2010 Cuma

ÖPÜCÜKLÜ TÜRKİYE/KIBRIS RAPORU A.P'DE OYLANDI VE EZİCİ ÇOĞUNLUKLA GEÇTİ


SEN CİDDİYE ALMA.
NEYİ CİDDİYE ALDINIZ Kİ?



Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi’nde Türkiye rapor yazıcısı Ria Oomen Ruijten tarafından hazırlanan raporu Kıbrıs hakkında:

*Türk askerinin Kıbrıs’tan derhal çekilmeye başlamasın.
*Maraş Rumlara iade edilsin.
*Adanın Türk vatandaşları tarafından kolonize edilmesi sorununa bir an önce çare bulusun.
içeriyordu.

Bu ifadelerin daha önce komitede tartışılan karar taslağında yer alması Rum milletvekilleri tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Bir Rum milletvekilinin oylama sonucunda Türkiye rapor yazıcısı öpücüklerle kutlaması kameralara yansımıştı.
Akabinde Brüksel’de bulunan Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış ise bu maddelerin AP Genel Kurulu’na gelmeden önce değiştirilmesi beklentisinde olduklarını dile getirmiş ve Brüksel’de bir araya geldiği basın mensuplarına “Bu raporu çok da fazla ciddiye alma taraftarı değilim” demişti. 
Egemen Bağış’ın ciddiye almadığı rapor AP’de oylandı ve EZİCİ ÇOĞUNLUKLA KABUL EDİLDİ.

İlgili haber:




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Ocak 2010 Cuma

BENDE OLSAM BU HATUNU ÖPERİM 

AP TÜRKİYE EMİR VE TALİMATLARI


Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Hollandalı Hristiyan Demokrat Ria Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye karar taslağı, AP Dış İlişkiler Komitesinde 11 çekimser oya karşı 60 oyla kabul edildi.
Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve Sosyalistlerin birçok değişiklik önergesinde işbirliği yapmasıyla belgenin Kıbrıs paragrafı oldukça ağırlaştı.


Öte yandan, raporun kabul edilmesi sonrası AP Hıristiyan Demokrat Grubu üyesi eski Rum Dışişleri Bakanı Ioannis Kasoulides, Ria Oomen-Ruijten’in yanına geldi ve kendisini öperek tebrik etti. Rapordan Rum ve Yunan milletvekillerinin memnun oldukları gözlendi.



Karar taslağında kabul edilen değişiklik ve önergeler şöyle:


*Kıbrıs’taki müzakerelere katkı için Türkiye adadaki askerlerini "derhal çekmeye" başlamasın.

*KKTC’ye yerleşen Türk vatandaşları sorununu çözün ve kapalı Maraş bölgesini Rumlara açsın.

* "Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum halkının mal edinme ve eğitim haklarıyla ilgili sorunları çözsün, bu adaların iki kültürlü yapısını korusun.

* Türkiye’nin Ergenekon davasını "demokratik kurumlarının saygın işleyişine ve hukukun üstünlüğüne güveni artırmak için fırsat olarak kullanması gerektiği" vurgulanıyor.

*Yargı vakit geçirilmeden kapsamlı reforma tabi tutulsun.


*Yargı reformu stratejisi geciktirilmeden uygulansın.

*Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yeniden yapılandırılsın

*Yargının rolü, Kürt kökenli vatandaşların hakları, Alevi toplumunun hakları, ordunun rolü ve Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri gibi geleneksel olarak hassas kabul edilen konuların kamuoyunda genişçe tartışılmasından memnuniyet duyuyoruz.


*AKP hükümetini, bu tartışmaların başlamasındaki yapıcı rolü nedeniyle övgüye layık görüyoruz.
*Ordunun Türk siyasetine ve dış politikasına karışmayı sürdürmesinden endişe ediyoruz.

* Başlatılan açılımları memnuniyetle karşılıyoruz. 

* Medya ve ticari çıkarlar arasındaki sağlıksız bağlantı ışığında yeni bir basın kanunu kabul edilsin.


Bu rapordan sonra bende olsam öperim..


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Aralık 2009 Perşembe

5. MADDE : SULARIN DEVRİ




5. MADDE : SULARIN DEVRİ


Tarih:17 ARALIK 2004
BRÜKSEL AB’DELİ 24 BAKAN RECEP TAYİP ERDOĞAN’A MÜZAKERE TARİHİ VERDİ.

NASIL MI GERÇEKLEŞTİ?

TAYYİP ERDOĞAN AŞAĞIDAKİ 12 MADDEYİ KABUL EDEREK:

1-Kıbrıs Rumlara bırakılacak.


2-Sözde Ermeni soykırımı tanınacak.


3-Güneydoğuda Kürt devleti kurulacak.


4-İstanbul’daki Fener Ortodoks Rum papazına ekümenik verilecek.


5-Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar başta olmak üzere AB’ye devredilecek.


6-Ilımlı İslam uygulanmasına geçilecek.


7-İran ve Rusya potansiyel düşman kabul edilecek.


8-Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkileri kısıtlanacak.


9-Müzakerelerin ucu açık bırakılacak.


10-Devlet bankalarının tamamı özelleştirilecek.


11-Avrupalı yatırımcının önündeki tüm engeller kaldırılacak.


12-Avrupalı işsizler Türkiye’ye gelip çalışabilecek.


Tony Blair ile Recep Tayip Erdoğan’ın özel görüşmesi neticesinde:
—KABUL EDİLDİ-
Bu maddeler Türk halkına nasıl mı yutturuldu?


BRÜKSEL’DE SADECE TİCARİ BİR ANLAŞMA YAPTIK DENİLDİ.


Emekli Tümgeneral Osman ÖZBEK’in Tv  konuşmasından alındı.

AKP’NİN İCRAATLARINI BU MADDELERDEN SONRA DAHA İYİ ANLAYABİLİRSİNİZ.

Söyleyin bana yukarıdakilerden hangisinde adım atılmadı?
Şimdi gündeme 5. madde geldi.
Aslında 16–22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşen 5.Dünya Su Forumu tam da bunun içindi.

HABER:

FIRAT VE DİCLE AB DENETİMİNDE!

AKP, Fırat ve Dicle'yi AB denetimine veriyor!
Bu konuda komşular ve İsrail ile işbirliği yapılacak.

 (Van minıt ile göz boyayıp çaktırmadan işbirliği. Masonlar için pul ve kartpostal baskısı. Yahudi Ofer'e
yapılan kıyaklar. Petrol terminalinin Ceyhan'dan İsrail'e taşınarak İsrail'in ihya
edilmesi. Bütün bunlar "van minıt" yaygarasının altında saklanmaya çalışılıyor.
"Cambaza bak" misali) 

Türkiye, sınırı aşan sularda AB'ye uyumu kabul etti. Müzakerelerde 'Çevre'
başlığının açılması ve kapanması karşılığında Fırat ve Dicle havzasının AB ile ortak
yönetilmesi AKP tarafından kabul edildi.


AB daha önce bu konuya 2004 yılında yayımladığı
, 'Etki Raporu'nda yer vermiş, ancak
Ankara'dan tepki almıştı. Bu durum daha sonra gündeme getirilmemişti.”

ÇEVRE'NİN KAPANIŞ KRİTERİ
AKŞAM'ın Brüksel'deki AB kaynaklarından edindiği bilgilere göre, AB, 10–11 Aralık
tarihlerinde gerçekleştirilecek Hükümetler arası Konferans'ta Türkiye ile 'Çevre'
faslında fiili müzakereleri bu şartla başlatacak.
AB İÇİN ÖNEMİAB'nin 6 Ekim 2004 yılında yayımladığı ve Türkiye için müktesebat olan 'Etki
Raporu'nun sekizinci sayfasında, üyelik halinde Fırat ve Dicle nehirleri ile bunlar
üzerindeki barajların ve sulama planlarının idaresinin uluslararası yönetime
bırakılmasının ve bu konuda komşular ve İsrail ile işbirliği yapılmasının
Türkiye'den isteneceğine yer verilmişti.
Raporda şöyle denmişti:'Orta doğuda su önümüzdeki yıllarda giderek artan biçimde stratejik bir konu haline
gelecektir. Türkiye'nin AB'ye katılımı ile beraber su kaynakları ve altyapılarına
(Fırat ve Dicle nehir havzaları üzerindeki barajlar ve sulama sistemleri,
İsrail ve
ona komşu ülkeler arasında su alanında sınır ötesi işbirliği) ilişkin uluslararası
yönetimin AB için önemli bir mesele haline gelmesi beklenebilir. '


Mahmut GÜRER / BRÜKSEL 


ŞİMDİ NE OLACAK?

Şimdi ABD/AB/İsrail’den beslenen ve patronların çıkarları için AKP’ye yağdanlık görevini üstlenmiş, medyanın tamamına yakınını ele geçirmiş, eski dönek solcu; bu günün liboşu, ayrılıkçı kürdü, Fettullahçı 2. cumhuriyetçiler ve ülkenin bu kadar laçka, başıboş yönetildiğini, talanın kol gezdiğini gören (düne kadar kendilerini bu ülkenin vatandaşı hisseden, ülke çıkarları için çalışan azınlıklar) Yahudi’si, Ermeni’si, Rum’u televoleliğe soyunacaklar.
Kanal kanal gezip kareyi kuracaklar.
İçlerinden birini; sözüm ona aksini savunuyormuş gibi gösterip, televizyon ekranlarında madara edecekler.
Çünkü aksini savunuyor gösterilen kişide kendilerinden olacak.
Ve bu aksini savunuyor görülen kişiler asla “bunları neden söylemiyor?” diye ekran başında saçınızı, başınızı yolacağınız gerçekleri söylemeyecek.
Bu zibidilerin yumuşak yumuşak, kıvıra kıvıra konuşmalarını dinleyen, işinden gücünden yorgun argın gelmiş halk kendine şu soruyu soracak:
“ya bunlar koca koca profesörler, yalan mı söyleyecek? Ben bunlardan daha mı iyi bileceğim?”
İşte AKP’nin ABD/AB’den aldığı talimatları, yargıdan döneceğini bildiği halde gündeme getirmesinin sebep bu.
AKP; hakkında tek bir fikri olmayan konuları bu nedenle gündeme taşıyor.
Emirlere uyuyor.
Uyuyor çünkü satılmış, devşirilmiş televole profesörlerin medyada halkı buna hazırlayacağını biliyor.
Medya gücü ve “asla olmaz” dediğimiz olayların gerçekleşmesindeki aşamalar bunlar.
Levent KALEM



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Kasım 2009 Pazar

AB-TÜRKİYE’YE KARMA PARLEMENTOSUN KOMÜSYONU ÜYESİ YİNE GÖREVİNİ YAPTI: TÜRKİYE’YE KARDI.
RENATE SOMMER BUNU HEP YAPIYOR

Renate Sommer Alman Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU)'nden Avrupa Parlamentosu üyeliği (sağ kanat grubu Avrupa Halk Partisi içinde) yapan bir Alman siyasetçidir. Kuzey Ren Westfalya bölgesi parlamenteridir. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu üyesidir. Ayrıca AP Çevre, Sağlık ve Gıda parlamenterler komisyonunda yer almaktadır.
10 Eylül 1958, Bochum, Almanya doğumludur. Ziraat mühendisidir.

Daha önce şunları demişti:

2 Aralık 2006 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan
"Avrupa'nın Türkiye karşısında yumruğunu masaya vurması gerekir" 2006 başında Türkiye'nin kuş gribi tehlikesi ile mücadelesinin en yoğun noktada olduğu dönemde:
 "Türkiye'nin modern çağa henüz ulaşamadı"

Renate yine kızmış:

 “Ahmedinecad'a dostum diyen, katliamdan aranan El Beşir'i davet eden ve İsrail'i devlet terörü ile suçlayan biri ciddi olarak AB'ye aday olamaz”
AP İlerleme Raporu'nun komisyonda kabulü üzerine yazılı bir açıklama yaptı.
“En büyük problemli çocuk Türkiye'yedir. Dini azınlıklara ve basın özgürlüğüne yönelik baskılar AB'nin temel değerlerini yaralıyor. Türkiye hükümetinin liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemilerine yıllardır açmaması AB üyeliğinin ön şartlarını dahi zedeliyor. Bu konuda yaptırımlar gelip gelmemesi gündemde, bu da müzakere sürecini zayıflatıyor”



“İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'a dostum diyen, halk katliamından aranan Sudan Devlet Başkanı El Beşir'i ülkesindeki bir konferansa davet eden ve bir zamanlar partneri olan İsrail'i şimdi devlet terörü ile suçlayan birinin ciddi olarak AB'ye aday olması düşünülemez.”




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

31 Ekim 2009 Cumartesi


UYUYAN GÜZELLER; UYUYAN KÖPEKLER UYANDI BE ANAM
Bu akşam Ulusal Kanal’da Aydınlık Dergisinin bu sayısında 3. ses kaydının yayınlandığını duydum. Aydın Doğan’ın ipinin çekildiğinden bahsedicek muhtemelen. Henüz okumadım ama ilk fırsatta alıp okuyacağım. Talat-Erdoğan telefon konuşması ve Sayın DENKTAŞ’ı bitirme planları yayınlanmış fakat böyle önemli bir konuşmayı yandaş medya haber bile yapmamıştı. Fakat Ergenekon davasında milletin belden aşağı muhabbet kayıtlarını bile çarşaf şarşaf yayınladılar. Ama Kıbrıs’ın Kurucu Lideri Denktaş’ın bitirilmesi görüşmesi aynı basında hiç etki yaratmadı. Ve akabinde derhal İP büroları basıldı, başka kayıtlar arandı. Aklıma gelen şuydu: IP’nin bu ilk başarası değildi. Gerek kitapları, dergileriyle bir partiden çok ulusalcı bir medya görüntüsü çiziyor ve ABD ve Ab konularında bir partiden daha fazla halkını aydınlatıyordu. İnterneti tararken Karen Fogg’un e-postalarını deşifre eden kişi ile yapılan röportaja rastladım. Ben kafamdaki sorunun cevabını buldum. Buyurun okuyun ve nedenini sizde görün.

Saygılarımla.

Levent kalem

31/10/2009

Ama önce:

7000 E-POSTADAN SADECE BİR KAÇINI “UYUYAN KÖPEKLER” İÇİN BURAYA ALIYORUM:

(“Uyuyan köpek” biz oluyoruz dostlar.Böyle hitap ediyor bize şekerim Fogg.Yani Atatürkçü,Ulusalcı,Milliyetçilere.”Uyuyan güzelleride” liboş,fethoş,kürdoş,gö..toşlara diyor.Ben demiyorum.Ben uyuyan köpek olmayı tercih ederim)

Mehmet Ali Birand, Bayan Fogg `a yazıyor:

“Bizim şov`u 14`ünde yapalım Ve ML 15`inde Ankara `da. Eğer sen konuşmak istemezsen, o kabul ederse, ML ile ayarlayabilirim. .”

Bayan Fogg `dan Mehmet Ali Birand `a:

“Seni anlamıyorum şekerim. Landubru gelmiyor.

Sen her ikimizin de Türkiye `nin egosunu okşamak için bizim şeyimizi daha salı gününden yapmamızı istiyorsun...”

Mehmet Ali Birand `dan Bayan Karen Fogg `a:
“Sevgili Karen Verheugen `in şubatta kentte olacağını öğrendim. Evimde yüksek düzeyde, ya da en üst düzeyde gazetecilerle özel toplantıyı yeniden öneriyorum. Ne diyorsun? Sevgiler.”

Bayan Fogg `dan Mehmet Ali Birand `a:
“Sana ve (karısı) Cemre `ye mutlu yıllar. GV şubatta burada olacak. Kuşkusuz,

Planlandığı gibi medyadaki ağır toplarla Kıbrıs konusunda sizinle kalmasını isterim.”


Cengiz Çandar `dan Bayan Fogg `a:

“Senin bir önerini nasıl geri çevirebilirim?.. Sizin (derginizin) sayfalarınızdan geçmiş olanların oluşturduğu kuyrukta en sonda oluşum şaşırtıcı...”

Bayan Fogg `dan Cengiz Çandar `a:
“Sevgili Cengiz, bizim aylık haber bültenimizi biliyorsun.

Birinci sayfada katışıksız Türk görüşünün dışında bir şeyler yazan, her ay başka bir Türk köşe yazarının makalesi var. Nitekim Şahin Alpay , Lale S., Cüneyt C., Emine Y ., Ferai T., Mehmet Ali B ., Samy C., Semih İ., Zeynep G ., Mithat M., Mim Kemal bu yoldan geçtiler. Şimdi senin sıran. Nisanda bizim konuk köşe yazarımız olur musun? Ödeme mümkün. Bize makbuz gönder.”

Mesajlar ve karşılıklı yazışmalar bitmiyor. Karen Fogg , bu kez Sami Kohen , Ferai Tınç , Emine U., Şahin Alpay , Mehmet Altan , Cengiz Çandar , Mehmet Ali Birand ve Cüneyt Ülsever `e ortak mesaj atıyor:

“Herkese merhaba. Verheugen iptal ettiği için üzgünüm. Basın temasları için zamanı olmayacak. Ben İstanbul `da olacağım. İsterseniz pazar günü gayri resmi bir akşam yemeği için bir yerde buluşmaktan memnun olacağım. 7 30`da Kumkapı `da Kör Agop `a ne dersiniz?..”

Bayan Fogg bu kez Metin Münir `e yazıyor:
“ÇOK GİZLİ . Sana çok gizli olarak PP ile bir şey göndereceğim.

Seninle, ya da işaret edeceğin (önereceğin) biriyle konuşmak istiyorum. Yeni ihale yasası ve Kıbrıs hakkında.”

Şahin Alpay `dan Karen Fogg `a:
“Sevgili Karen , Yakında İstanbul `a geliyor musun? Bahçeşehir `deki (üniversitede) dekanım Eser Karakaş (çok saygı duyulan bir liberaldir, geçen yıl yaptığımız ziyarette kendisiyle kısaca görüşmüştünüz) bir akşam veya öğle yemeğinde seni ağırlamayı çok istiyor, seninle konuşmaya fena halde ihtiyacı olduğunu söylüyor...”

Bayan Fogg , gazeteci Şahin Alpay `a biraz ``şifreli`` yazıyor:
“Mini paket, İstanbul `daki “uyuyan güzelleri” harekete geçmek için kışkırtabilecek kadar korkunç mu? Yoksa ayaklanma korkusu H. Özkan `ın bazı uslu AK, DSP ve ANAP `lılarla tezgahladığı bir parça kontrollu protestoyla TBMM `de 312. maddenin iyileştirilmesiyle devrimi başlatacak kadar büyük mü?”

İşte röportaj:

KAREN FOGG'UN E-MAİLLERİNİ ORTAYA ÇIKARAN HACKER İLE KONUŞTUK
Olay hafızalarda hala canlı. İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek, 7 Şubat 2002 günü düzenlediği basın toplantısında, Madam Fogg'un e-postalarını ele geçirdiklerini açıkladı. Peşpeşe düzenlediği toplantılarda ortaya çıkan tablo şuydu: Madam Fogg, ele geçirilen yedi bin küsur e-postanın muhteviyatından anlaşıldığına göre, temsilcilik görevinin hudutlarını çok aşmış; Türkiye'de fiilen bir beşinci kol hareketi örgütlemeye girişmiş; bu bağlamda gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve kimi bürokratlarla bir 'şebeke' teşkil etmiş. Büyük bütçelerle oluşturulan gruplar Brüksel'e bağlanmışlar.

Madam Fogg ülkeyi terk etmeye mecbur kaldı.

E-postaların muhteviyatı bir yana, kim tarafından ve nasıl ele geçirildiği de tartışılan konular arasındaydı. Rivayet muhtelifti. Mit, Jitem, Emniyet, Ordu veya genel olarak 'derin devlet' diyenler çoğunluktaydı. Dile getirilen bir diğer ihtimale göre, bu işin arkasında AB içinde Türkiye'nin üyeliğini istemeyenler bulunuyordu. Üçüncü ihtimal ise bunun bir bilgisayar korsanlığı (hacking) olayı olduğuydu. 'Perinçek'in Teknik Ekibi' diye dalgasını geçenler de vardı bu ihtimalle.

Karen Fogg'un e-postalarını ele geçiren ve İşçi Partisine ileten bilgisayar korsanıyla, Ahmet Mehmet’le konuştuk.

********

Kendinizi bir 'hacker' olarak tanımlar mısınız?

Fiilen öyleyim aslında. Ama, bir ‘hacker’ın teorik müktesebatına sahip olduğumu söyleyemem. Bilgisayar konusundaki bilgim, sıradan kullanıcının üzerinde...

-Karen Fogg’un bilgisayarına girip yazışmalarını ele geçirdiniz ve bunu , ‘uzman’lığınız olmadan yaptığınızı söylüyorsunuz? Nasıl oluyor bu?

İki imkânımı değerlendirdim, diyebilirim. Birincisi ‘cüret’. Bu çeşit bir iş her şeyden evvel cüret gerektiriyor. İkincisi ise bir iki ecnebi lisandan anlamak. Böylece hem internette bilgisayar güvenliğiyle ilgili gelişmeleri ve dokümanları takip edebiliyordum, hem de nüfuz ettiğim sistemde karşıma çıkan birkaç dilde yazılmış evrakın manasını sökebiliyordum.

-İnternette sörf yaparak ve biraz yabancı dil bilerek, insan bir Büyükelçiliğin bilgisayar sistemine sızabiliyor mu?
Haklısınız. Biraz tuhaf. Belki şu sizi tatmin eder. Türkiye’deki Avrupa Temsilciliğinin bilgisayar sistemi çok özel koruma duvarları arkasında değildi. Niye böyleydi derseniz; sadece aptallıktan değil, derim. Asıl neden pervasızlıktı bana göre. Temel bir tutum bu onlar için. Türkiye’de pek pervasızlar. Aptallık bunun bir sonucu.
-Çok kolaydı yani?
Tam öyle değil. İşin çocuk oyuncağı veya zahmetsiz olduğu anlamına gelmez bu. Bilakis. Ama şu da doğru: Evet, internette sörf yaparak ve biraz yabancı dil, tercihen İngilizce bilerek bu işleri kıvırabilirsiniz. Çünkü internet bir çöplük ama karıştırınca çok iyi şeyler de çıkabiliyor. Bu, modern çöplüklerin genel bir özelliği değil mi zaten?
-İnternet, çöplük...?
Burada bir farklılık var tabii, hak da yemeyelim. İnternet bir paylaşım ortamı. Kuvvetli bir otoriteden de şimdilik azade. Şimdilik, diyorum, çünkü bunun çaresine bakmayı düşünüyorlar muhakkak ki. Benim Karen Fogg hadisesinde kullandığım kodu –hatırladığım kadarıyla- bir Çinli yazmıştı, mesela. Çinli bunu “C” programlama dilinde yazdığı için ben onu kullanmadım da, PC’mde daha kolay çalıştırdığım “Perl” versiyonunu kullandım. Bunu C’den Perl’e çeviren de bir İranlıydı! Görüyorsunuz, bunlar muhalif ülkelerin vatandaşları hep. İnternet böyle bir yer işte.
-Evet, güzel bir dayanışma örneği gibi görünüyor. Ama Karen Fogg’a dönersek...? Nasıl başladı bu iş?
2001 yazı başıydı. Bir Nadire Mater olayı patlak vermişti, hatırlayacaksınız. Bu hanım AB fonlarından desteklenen bir kitap yayımlamıştı. Mehmedin Kitabı, diye. Türk ordusuna hakaretler yağdıran, bir küfür kitabıydı. Ben de kendimi milliyetçi olarak tanımlarım. Ne demek milliyetçi? Bunun ilkin bir hissiyat olduğunu söyleyeyim. Fikri çerçevesi de, bu çerçeveyi doldurduğunuz ayrıntılar da başka başka olabildiği için, tafsilata girmeyeyim.

AB temsilciliğiyle derdim böyle başladı. Bardağı taşıran damla bu oldu yahut. İlkin basit bir protesto mesajı yerleştirmek üzere internet sitelerine yöneldim. Bilenler bilir, sistemi incelerken siteyi kendi makinelerinde çalıştırdıklarını ve bütün ağlarının da internete açık olduğunu gördüm. Gerisi çorap söküğü gibi geldi.
-Bilgisayar sistemine girdiniz. Sonra ne oldu? Ne buldunuz?
Doğrusu bu konudaki ayrıntıları hatırlamam zor. İki sene geçti üzerinden. Şu kadarını söyleyeyim: Açık rastladığım her bilgisayar kontrolüm altındaydı. Karen Fogg’unki başta. Basitleştirerek anlatayım: Ortak bir kullanılan makine vardı. Herkese ait bir klasör bulunuyordu. İlk girdiğim de bu müşterek makine olmuştu. Burada yedek dosyalarını muhafaza ediyorlardı. Çok işe yaradı gerçekten. Bu makineyi ele geçirince, diğer bütün makinelerin de kapısı açıldı. Sistemdeki en yetkili makine buydu çünkü. Bu makineye ‘sistem’ (bilgisayardaki en yetkili merci denebilir buna) ayrıcalıklarıyla girince bütün diğer makinelerin hakimi oldum. Artık istediğim her türlü yazılımı yüklemeye, belli bir takvime göre etkinleştirmeye imkanım vardı.
-Karen Fogg’unki en önemlisiydi herhalde?
Evet. Onu günü gününe takip edebiliyordum. Pek çok şey buldum: raporlar, bilgi notları, iç yazışmalar. En ilginci de aslında bilgi işlem sorumlusunun makinesinden çıktı. Bütün sistemin mimarisi ve kullanıcı adı ile şifre listeleri! Çok gülmüştüm... Bilgisayarlarda muhafaza edilen her türlü evraka ulaştım. Fogg’un duygu yüklü bazı mektupları dahil!
-Ve tabii e-postalar?
Aslında e-postalara hemen nüfuz edemedim. Çok büyük dosya hacimleri söz konusuydu. Yüzlerce megabyatlık dosyalar! Dbx uzantılı dosyalar. Bunları indirmem gerekiyordu ama benim gibi telefon hattıyla internete bağlanan birisi için imkansız gibi bir şeydi bu! PC’im de fi tarihinden kalmış bir aletti ya, neyse.

Yani öyle teknoloji harikaları kullanarak yapmadınız bunları?

Yok canım, nerde..? Komiktir, işin en civcivli zamanında monitörüm bozuluverdi. Yeni bir monitör alacak para bile yok. Haftalarca internet kafelerden yürüttüm işi. Neyse. Bunlar acıklı tarafı işin... Bu büyük dosyaları indirmek için başka yollar bulmak gerekti. Detayına girmeden söyleyeyim. Geniş bant internet bağlantısı bularak indirdim bu dosyaları. Tersi olamazdı çünkü. Daha ufak dosyaları indirmek bile bütün bir gece sürebiliyordu... Elçilik e-posta sunucusunu da kendi ağında tutuyordu. Dolayısıyla, bütün çalışanların e-postalarını arşivlemem dahi olanaklıydı. Tek tek uğraşmaya gerek kalmadan yani. Bir kısmını aldım da ama tamamına imkan bulamadım.
-Bütün iş ne kadar sürdü. Sanki haftalarca uğraşmışsınız gibi anlatıyorsunuz?
Üstüne bastınız. Tam olarak ben bile hatırlamıyorum ama 6-7 ay sürdü bu. İlginç aylardı ama. O arada Fazilet Partisi kapatıldı, İlerleme Raporu yayımlandı, 11 Eylül geldi geçti.. Bütün bunların oradaki akislerini takip edebiliyordum. 11 Eylül en ilginciydi...

-Nasıl yani?

İlk şoku atlattıktan sonra Karen Fogg da 11 eylül şakalarına kaptırmıştı kendisini. Daha ikinci veya üçüncü gündü, o bildik e-posta esprileri gelmeye başladı ona da. Dün gibi aklımda olan bir tane var. Hani New York’un ortasına Aya Sofya’yı yerleştiren bir resim vardı... Avrupalılar eğleniyorlardı doğrusu.
-E-postaları ve diğer evrakları ele geçirdiniz. Bir yandan da okuyordunuz...
Yo, doğruyu söylemek gerekirse her şeyi okuma imkanım yoktu. Zamanım yoktu bir defa. Başka meşgalelerim de vardı haliyle. Bir de zaten bütün bunları elde etmek için harcadığım zaman çok fazlaydı. Elemek zorundaydım okurken. Hızla ve kabasından okuyordum.. Bazı şeylerin vahametini görmeye yetecek bir dikkatle aynı zamanda...
-Mesela?
Mesela bir Volkan Vural olayı vardı. Bu, basına tam yansımayan bir husustu... Neden böyle kaldı, bilemiyorum... Belki Aydınlık yayımlamıştır bunla ilgili bir şeyler.. Ama birkaç sayısını alabilmiştim sadece.. Neyse, olay şu. Ulusal Program denen vaat listesi hazırlanırken Vural ile Fogg sıkı diyalog halindeler. Malum, Vural AB’ye uyum işlerine bakan tepe bürokratımızdı o zaman. Fogg, kimi siyasi vaatlerin programda açık bir biçimde yer bulmamasından şikayet ediyor Vural’a. Vural’ın verdiği yanıt dehşete düşürdü beni: Merak etmeyin, diyordu, ben onları satır aralarına yerleştirdim.. Bizim siyasetçiler (hükümeti kastediyor tabii ki) böyle belgeleri dikkatli okumazlar, bunları görmeyip imzayı atacaklardır! Bir diğeri ise 2002 ilerleme raporu meselesiydi. Volkan Vural, rapor ilan edilmeden evvel almak ve basına sunulmadan önce biraz makyajlamak istiyordu. Karen Fogg’u memnun eden bir talep tabii. Mealen, aklımda kaldığı kadarıyla aktarıyorum tabii ama dehşet verici değil mi? Devletin en üst düzeyinde bulunan bir diplomatımız, bir ecnebi meslektaşına neler söylüyor! Kim kimin için çalışıyor belli değil. Takip etmedim ama sanıyorum Volkan Vural’ın yeri artık o kadar sağlam değil. Nerde? Siz biliyor musunuz?
-Bu niye gündeme gelmedi dersiniz?
Kim bilir? Belki de ben okuduklarımı yanlış tefsir ediyorumdur. Sonuçta diplomat filan değilim.
-Başka?
Bir başka örnek daha verebilirim... AB elemanları DPT’yle görüşmeler yürütüyorlar. Proje bazında fon verecekler. Malum, DPT o dönemde MHP’ye bağlı. Elçiliğin iç yazışmasında şunlar söyleniyordu: Destek verdiğimiz projelerin Güneydoğuda ve Van gibi doğu Anadolu şehirlerinde yoğunlaşması MHP’yi kuşkulandırıyor, orta Anadolu’da birkaç projeyi destekler görünmek lehimize olur!
-Peki bunlar İşçi Partisinin, Doğu Perinçek’in eline nasıl geçti?
Ben verdim. Ama ilk tercihim değildi aslında. Dedim ya, kendimi milliyetçi olarak tanımlarım. Her vatansever gibi memleketin içinden geçtiği durumdan bunalmış durumdaydım. Hala da öyle ya, neyse. Perinçek ilk tercihim değildi ama ona verdiğime pişman da değilim. Sağolsun, gayet güzel kullandı bunları.
-İlk tercih kimdi o zaman?
Polise, milli istihbarata, hatta genel kurmaya vermek geçti içimden. Ama bunu nasıl yapabileceğimi bilmiyordum. Nasıl karşılanacaktı? Kaldı ki bunlar içinde en çok güvendiğim de askerdi. Polis de, MİT de siyasetin daha fazla kontrolü gibi gelmiştir bana. Bu işleri bildiğimden değil tabii, sadece hissiyat bu. Siyaset düşmanı da değilimdir, yanlış anlaşılmasın ama halimiz de ortada değil mi? Hele o günlerde bu kurum da Mesut Yılmaz’ın ANAP’ına bağlı durumda. Malum, Mesut Yılmaz Avrupa Birliği davasının önde giden bir heveskarı, neferi konumda. Adının karışmadığı yolsuzluk, uğursuzluk da kalmamış biri. Kişisel olarak da hiç hazzetmediğim bir adam sonra. ANAP zaten başımıza bütün bu Küresel çorapları ören odak olmuş. Askere ise nasıl ulaşabilirim, hiçbir fikrim yok. Basın yayın organlarına verilebilir ama onun da riski büyük... Ama ‘tarihi’ bir fırsat var elimde. Kaçırmamam lazım. Kim kullanabilir bütün bu belgeleri diye düşünmeye başladım...

Ve?

Ve Büyük Birlik Partisi geldi aklıma. Muhsin Yazıcıoğlu şahsen bana itimat telkin eden biridir. Ne kadar basit düşünüyorum, değil mi? Bir e-posta yollayıp durumu izah ettim. Birkaç örnek de yolladım. Genel Başkan yardımcılarından birinden cevap geldi. Adını tam hatırlamıyorum ama Bilgehan veya Kutluhan gibi bir şeydi. İlgisini çekmişti yolladıklarım. Bana kim olduğumu soruyordu. Siz bir hacker mısınız? Diyordu. Doğrusu, buna bir anlam veremedim. Durumu kabaca izah eden bir e-posta daha attım. Bu defa daha büyük bir dosyayı nasıl alacaklarını da tarif ettim.

-Nasıl yani, onlar mı alacak dosyayı?

Evet. O günlerde dosyaları hazırlayıp AB temsilciliğinin internet sitesine yerleştiriyordum. Böylece dikkat çekmeden alınabiliyorlardı. Ayrıca, kapalı olma ihtimali yok denece kadar az olan makine oydu. BBP’den bir daha haber alamadım. Doğrusu hayal kırıklığına uğramıştım.
-Neden ilgilenmediler dersiniz?
Kimbilir. Belki onu da siz sorarsınız kendilerine. Ben de merak ediyorum çünkü...
-Sonra?
Sonra MHP’yi denedim. MHP içinde genel başkana kadar ulaşabilecek bir bağlantıyla önce basılı bazı evrakı ilettim. Ardından bir CD halinde e-postalar gitti. Hiçbir cevap alamadım oradan da...
-Bu arada takibi sürdürüyordunuz ama?
Günü gününe takip ediyordum Karen Fogg’u. Malzeme biriktikçe birikiyordu elimde. E-postaların sayısı 7-8 bine ulaşmıştı.
-Hiç kuşkulanmadılar mı dersiniz?
Çok pervasızdılar bence. Ama komik şeyler de olmuyor değildi hani. Dosyaların hacmi gitgide büyüdüğünden, indirmek zor oluyordu. Fogg’un makinesindeki e-postaları silmek zorunda kaldım. Riskliydi tabii. Uyanabilirlerdi. Kadın şoke oldu. Yazışmalardan gördüğüm kadarıyla bilgi işlemci de şaşırmıştı. Microsoft Türkiye’yi aramışlar. Onlar da, olur böyle aksilikler dert etmeyin mealinde bir şeyler demiş!
-Peki Perinçek’e nasıl ulaştınız?
Perinçek son bir teşebbüs olacaktı. Ümidim iyice kırılmıştı doğrusu. Elimdekilerin kıymetsizliğine hükmetmek üzereydim. Doğu bey hakkında benim de birçok kuşkum vardı doğrusu. Benim de diyorum, çünkü bilirsiniz Perinçek’in seveni azdır... Haksız da değiller belki. Çok tutarlı bir çizgisi yok sonuçta. Ama insanların değişebileceğine inanmak lazım. Kaldı ki, bütünüyle kuşkusuz kim var ki! Hem sonra, güvendiklerimden bir cevap bile alamamışım. Perinçek’i de takip ediyorum bir müddettir. Bir de Hasan Yalçın var tabii, rahmetli. 11 eylül sonrası performansları harika. Samimi veya değil, onu kimse bilemez. Neyse, Perinçek’e birkaç örnek yolladım. Hemen cevap geldi. Çok önemli şeyler var elinizde, bunların devamı var mı, diye bizzat yazdı. Tamam dedim, işte aradığım adam!
-Sonra?
Sonra birkaç örnek daha yolladım e-postayla. Devamını vermeyi de vaat ettim. Bir CD’ye kayıt yapmanın yollarını arıyorum. Bu da kolay bir iş değil çünkü. Bahçeliye yollarken göbeğim çatlamış zaten. Ben bunları düşünüp dururken, 7 Şubat günü ne göreyim: Doğu Perinçek basın toplantısı yapıyor! Doğrusu bu defa biraz korktum.
-Niye korktunuz?
Çünkü Elçiliğin makinelerinde henüz temizlik yapmamışım. İzlerimi bütünüyle yok etmem lazım. Bu bir. İkincisi daha da önemli belki. Elçilik bir süredir hazırlık yapıyor. Brüksel’e doğrudan bağlanacaklar. Benim de bu konuda umutlarım ve korkularım var. Korkum, sistemi baştan aşağı elden geçirip durumu fark etmeleri. Umudumsa, sisteme dokunmadan Brüksel’e bağlanmaları. Çünkü bu Brüksel’e de sızma imkanı demek! Basın toplantısı her şeyi bitirdi tabii.. Hızlı bir biçimde ne kadar olabilirse o kadar temizlik yapmakla kaldım.
-Bu arada fırsat kaçtı yani?

Bir bakıma. Ama bundan emin olmak mümkün değildir.

-E-postaların devamını nasıl verdiniz?
Yazışmaları e-postayla yapıyordum. Ahmet Mehmet takma adıyla yürüdü bunlar. Biliyorsunuz, Doğu bey ‘Karen Fogg’un e-postalları’ kitabının önsözünde bana bu adla teşekkür eder. BBP’ye de benzer bir isimle ama başka bir adresten yazmıştım. E-postalrın devamını İP’nin Kadıköy Şubesine, o günlerin yöneticisi Hasan Karanlık’a verdim. Onu da tanımam. İnternetten yaptığım bir tercihti bu. Adresi aldım, yetkilinin ismini öğrendim filan... Jet hızıyla verdim çıktım. Durum komikti biraz.

-Sonra?

Sonrasında ben de herkes gibi seyirciydim. Tarihe dokunmuştum. Şimdi merakla bekliyordum: kımıldayacak mı bakalım diye.

Necip Hablemitoğluna da bir belge yolladım

Tam zamanını hatırlamam şimdi mümkün değil, elimdeki evraka bakmam lazım ama, bir tartışma vardı gündemde. Alman Vakıfları meselesi. Rahmetli Necip Hablemitoğlu birkaç hafta üst üste Ceviz Kabuğuna çıkmış ve ifşaatta bulunmuştu. Fogg’un yazışmaları içinde Necip Beyin işine yarayacak bir mektuplaşma da vardı. Kendisine yolladım. Çok heyecanlandı. İçten bir teşekkürle mukabele etti. Onunla da böylece fazla derinleşemeyecek olan bir münasebet başlamış oldu. Rahmetliden dört beş e-posta daha alacaktım ancak. Son kitabı “Köstebeği” gönderdikleri arasında ben de vardım. E-postayla yollamıştı.

Hablemitoğlu’na gönderdiğim belge Metin Münir ile Karen Fogg arasındaki bir yazışmaydı. Metin Münir Hablemitoğlu’nun kitabını okumuş, baştan aşağı saçma bulmuş tabii. Fogg’a diyor ki, gördün mü kitabı, fikrin ne? Hablemitoğlu, bir Avrupa Birliği parlamentosu belgesine dayandırıyor her şeyi ama böyle bir belgenin mevcut olduğuna ihtimal verilemez herhalde, değil mi? Fogg’un cevabı ilginçti, Necip beyin ilgisini çekeceğini düşündüğüm de oydu zaten. Fogg diyordu ki, adam haklı, dediği gibi bir belge var. Avrupa parlamentosunun bu kararını içeren belgeyi bulunca sana da yollayayım. Ayrıca, diyor, Alman Yeşillerinin Türkiyedeki bu faaliyetleriyle ilgili söylentiler benim de kulağıma geldi. Altın meselesini kullanıp burada zemin kazanmaya çalışıyorlar. Fogg, birkaç gün sonra o belgeyi de yolladı gerçekten. Ben de hepsini Hablemitoğlu’na ilettim tabii.”

Tarihe Dokundum

Tarihe dokunmak diyorum, bunun benim için bir anlamı var. İngiliz filozfou Bertrand Russell’ı bilirsiniz belki... Kendisi İngiliz hükümetlerinde belirleyici olmuş ailelerden birine mensup bir aristokrattı. Ya babası yahut dedesi başbakanlık da yapmıştı galiba. O anlatır. Tarihi yapan insanların arasında büyüdüğü için, hep onu değiştirebileceği hissiyle yaşamış. Tarihin akışının değiştirilemezliği fikrine yabancı kalmış. Tarih dışımda değildi, diyor, onu değiştirmek günlük şeyler arasında gibiydi. Bizim ne kadar uzağımızda bir hissiyat, değil mi? Biz, sıradan insanların. Bunu kabullenmek zor geliyordu bana... Neyse, uzatmayayım, işte tarihi değiştirme değilse bile ona dokunma fırsatı elimdeydi. Nedir tarih? Bugün için söylersek, gazete manşetleri değil mi? Hiç olmazsa bir yönüyle, değil mi? İşte, adım sanım yoktu ama yaptığım bir şey gazete manşetlerine taşınmıştı... Yaptığım şey etrafında saflar tutulmuştu... Türkiye’nin istikametiyle ilgili bir tartışmanın -bir müddet için de olsa- odağı olmuştu... Ben de seyrediyordum...
-Devlet kim?
Derin devlet mi? Deriniyle yüzeyiyle devlet biziz, başkası değil ki! Batı liberalliğinin pompaladığı sivil-devlet, vatandaş-devlet çatışmasına bizim karnımız tok olmalıdır. Devlet, örgütlenmiş millettir. Öyle olmak zorundadır. Öyle değilse eğer, işgal altındayız demektir. Millet, devlet üzerindeki sahiplik iddiasından vazgeçemez, vazgeçmemelidir. Araya mesafe sokulmasına izin vermemelidir. Devlet adamıyla aramdaki fark bir rol dağılımından ibaret olmalıdır. Aynı gaye için çalışmak zorundayız. Demokratik göreciliğin/izafiyetçiliğin içerdiği nihilizm, değerlerin değersizleştirilmesi yani, sadece ve sadece dünya sisteminin efendilerine yarayan bir çözülme yaratıyor. Bunu ben AB temsilciliğinin faaliyetlerinde somut biçimde gördüğüm kanısındayım . Karen Fogg sivil toplum mühendisliğinde uzmanlaşmış. Genel bir strateji bu Batı için. Sivil toplum adı altında örgütlenir görünürken, dağılıyorsunuz aslında. Bu bir çözme harekatı. Milli bütünlüğü sarsıyorlar. Sonra da karşınıza geçip, siz zaten suni bir bütündünüz diyorlar, diyecekler de.-------
Bu söyleşi "Tayfun Salcı" tarafından yapılmıştır.
Birde bunu okursanız tam olacak:

SEZER'İN ANKARAYI KARIŞTIRAN VETOSUNUN SIRRI ÇÖZÜLDÜ. İŞTE 3 NEDEN...

Stockholm eski büyükelçisi Kuneralp'in Karen Fogg'la 'e-mail trafiği'ne karışması. Kararname önüne gelmeden, basında yer alma oldu-bittilerine karşı tepki. Ortadoğu'ya ilişkin görev alanının ikiye bölünüp, BOP'a hizmet etmesi kuşkusu.

CUMHURBAŞKANI

Ahmet Necdet Sezer'in, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Dışişleri Bakanlığı'nın önerdiği 5 müsteşar yardımcısını veto etmesinin üzerindeki sır perdesi dün de kalkmadı. Çankaya gündeme bomba gibi düşen gelişmeyle ilgili sessizliğini korurken kulislerde vetoyla ilgili 3 iddia dolaşmaya başladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, dünkü haftalık basın toplantısında Hürriyet'in haberini doğrularak, "Sayın Cumhurbaşkanımızın bakanlığımızın üst yönetim atamalarına ilişkin bir kararnameyi onaylamadığı doğrudur" dedi. Bilman, konunun idari bir mesele olduğunu, bu nedenle yorum yapmayacağını ifade ederken, Sezer'in vetosuyla ilgili başkent kulislerinde konuşulan iddialar şunlar:

1- OLDU BİTTİ TEPKİSİ

Sezer, Dışişleri ile ilgili kararnamelerin önüne gelmeden önce basında çıkmasını sürekli eleştirdi. En son, Dışişleri Müsteşarı Ertuğrul Apakan'la ilgili kararname önüne gelmeden basında yer alınca sitemini bizzat Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e iletti. Ancak müsteşar yardımcılığına atanacak isimler, daha kendisinden onay çıkmadan görevlerine başlayınca rahatsızlığı iyice arttı. Sezer'in vetoyla, "oldu-bitti" olarak gördüğü bu tür uygulamalara karşı artık tolerans göstermeyeceği mesajını verdiği iddia ediliyor.

2- İSMİ ÇİZİLENLER

Sezer, Dışişleri'nde Personel ve İdari İşlerden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı'na Suudi Arabistan'dan dönen Riyad eski Büyükelçisi Uğur Doğan'ın getirilmesine karşı çıktı. Adı, daha önce AB Komisyonu'nun eski Türkiye Temsilcisi Karen Fogg'la yaşanan ilginç "e-mail trafiğine" karışan Büyükelçi Selim Kuneralp'in de Ekonomik İşlerden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı'na getirilmesi Sezer'i rahatsız eden bir diğer atama oldu. İzmit'te linç edilen, Kurtuluş Savaşı karşıtı gazeteci Ali Kemal'in torunu olan Kuneralp, e-mail krizinden sonra Stockholm Büyükelçiliği'nden Seul Büyükelçiliği'ne atanmıştı.

3- BOP'A DESTEK YOK

Dışişleri'nde Ortadoğu'ya ilişkin görev alanının, "Asıl Ortadoğu" ve Orta Asya'yı da kapsayacak şekilde "Yan Ortadoğu" diye ikiye bölünüp görev dağılımlarının yapılmasına Sezer karşı çıktı. Sezer, bu uygulamayla Türkiye'nin ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne destek verdiği mesajı çıkmasından endişe etti.

DIŞİŞLERİ ŞAŞKIN

Dışişleri Bakanlığı'nda Çankaya Köşkü'nün vetoyu resmi olarak gerekçelendirmemesinin şaşkınlığı yaşanırken, Sezer'in ayrıca Dışişleri'nde Kafkaslar'dan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı'na atanan Ümit Yakın'ın da kararnamesini onaylamadığı ortaya çıktı. Yakın, Bakü Büyükelçiliği'ne atanan Hüseyin Avni Karslıoğlu'nun yerine bu göreve gelecekti. 28 Şubat'ta Resmi Gazete'de yayınlanan genel müdür yardımcılarına ilişkin kararnamede Yakın'ın ismi yer almadı.

TEZCAN KRİZİ

Son büyükelçiler kararnamesi ile Londra Büyükelçiliği'ne atanan MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan'ın yerine kimin getirileceği konusunda da Çankaya Köşkü ile hükümet arasında çıkan uzlaşmazlık devam ediyor. Hükümet, bu görev için Varşova Büyükelçisi Ecvet Tezcan'ın ismini iletirken, Sezer'in, Tezcan'ın kayınpederi Prof. Ayhan Songar'ın İslami kesime yakınlığıyla bilinen Aydınlar Ocağı ile ilişkisi nedeniyle, Tezcan'ı istemediği ileri sürülmüştü.

e-postaları çok tartışıldı

AB Komisyonu Türkiye eski Temsilcisi Karen Fogg’a ait yaklaşık 7 bin e-posta mesajı, 2002 Şubatı’nda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından ele geçirilip kamuoyuna açıklandı. Perinçek, Fogg’un Türk gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve kimi bürokratlarla olan yazışmalarında, Türkiye aleyhtarı faaliyetler yürüttüğünü iddia etti. Yazışmaların Aydınlık Dergisi tarafından yayınlanması sonrası, mahkemeler yayın yasağı koydu. Bunları basan Aydınlık’ın sayısı toplatıldı. Uzun süre yazışmalara konu olan isimlerle gündemde kalan, AB fonlarının Fogg tarafından kimlere ya da hangi kurumlara kullandırtılacağı, Kıbrıs ve özelleştirme konularında ne tür bir lobi yapılacağı konusunda görüşlerin belirtildiği yazışmaların ortaya çıkarılmasından sonra, Fogg, 3 ay içinde Türkiye’deki 4 yıllık görev süresini doldurarak ayrıldı. Fogg, bir e-postada Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türk halkını tam anlamıyla temsil etmediğini iddia ederek, AB’nin KKTC’ye yapacağı yardımların miktarının ’alternatif basına’ sızdırılmasını da önermişti. O yazışmalardan Büyükelçi Selim Kuneralp’in, Fogg’a yolladığı ortaya çıkarılan mesaj ise gizlilik iması taşıdığından çok tartışıldı. Kuneralp, Fogg’a şunları yazmıştı: "Sevgili Karen, dünkü mesajımda yanlışlıkla büyükelçiliğin e-posta adresini kullanmışım. Hálá geçerli olan eski adresime yazmaya devam etmen gerek. Yoksa senin mesajlarını burada herkes okuyabilir."


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

21 Ekim 2009 Çarşamba

ARTIK HER ŞEY O KADAR NET Kİ


NOT: Bu ne şimdi?

Başbakan İsrail’e çatıyor, İsrail’in Filistin zulmünü eleştiriyor ama ABD Yahudi lobisi AJC başkanı Türkiye’yi tebrik ediyor. Hey millet “ 2. one minute” dir bu.Kürt açılımının arkasındaki İsrail parmağı saklanmak istiyor.Kimse kürt açılımının arkasındaki parmağını göstermek istemiyor.Fransa en büyük destekçilerinden ama gidiyor Ahmet Kaza adı altındaki kürt derneklerini basıyor.ABD karayılan’ın uyuşturucu kaçakçısı olduğunu bir anda anlıyor ve uyuşturucu kaçakçıları listesine alıyor.Ama;ABD’nin dolayısıyla emperyalizmin coğrafyamızdaki temsilcisi İsrail’dir.Tepkilerin İsrail’e yıkılması engellenmeli.Çünkü İsrail’in AKP ve hatta sonra kurulacak hükümetlerle kotaracağı çok iş var.AKP yapabileceğinin fazlasını yaptı.Ekonomiyi boyun eğecek boyutlara getirdi,dış borcu katladı.Borcun faizini bile ödeyecek fabrika,liman bırakmadı.Şimdi gelecek AB yanlısı hangi parti olursa olsun tüm taleplere boyun eğmek zorunda kalacak.Mecburen AB-ABD dolayısıyla Yahudi sermayesine mahkum olacak.Çıkış ASYA’dır.Doların hakimiyetinden çıkmadıkça ve AB norm/kriter (adına ne derseniz deyin) siyasi boyun eğmek zorunda kalacaktır.Bu süreç Tayyib’in cumhur başkanlığı için hazırlanıyor.Ülkeyi etnik ve ekonomik çöküşün eşiğine getirip bırakacaklar.Yeni gelen parti veya partiler çaresizlik içinde patlama sınırına gelmiş halka bunu anlatamayacaktır.En iyi yaptığı iş olan duygu sömürüsü ve yandaş medya ile oluşturduğu kendi sermayesiyle cumhur başkanlığı seçimine girecektir.Medyasız,çökmüş bir ekonomi ile yarınını göremeyen halk tüm suçu yeni hükümete yükleyecek ve Tayyip Erdoğan’ı köşke taşıyacaktır.İşte İsrail’e atıp tutanları siz o zaman görün.Hazırlık tamamlanıyor.Gelecek Azerbaycan köprüsü ve kardeşliği ile Asya’ya açılmaktır.Ermeni açılımı Ermenistan ve Türkiye için değil Asya köprüsünü bombalamak için yapılıyor.Azerbaycan zengin Asya’ya açılan kapımızdır.Aç Avrupa,obez ABD ve katil İsrail bunu çoktan gördü.Tarihte çok az çıkarları birleşen Rusya’da gördü.Azerbaycan Türkiye köprüsü yıkılırken Rusya’nın kucağına gidiyor.Bunun Türkiye ayağı AKP , ayrılıkçı Kürtler , devşirme liboşlar ve yeşil ihanet Fetullahtır.Uyan Türk halkı 750 milyon devlet olmuş Türk halkı ve sınırsız enerji kaynaklarıyla koca bir Asya’ya haçlılara boyun eğip sırtını dönme.Bu tarihte yapacağımız en büyük hata olur.


Haber:

AJC TÜRKİYE-ERMENİSTAN ARASINDAKİ TARİHİ UZLAŞMAYI KUTLADI


Amerikan Yahudi Komitesi (AJC), iki ülke arasında yıllardır süren düşmanlık ve güvensizliğe son vermeyi amaçlayan tarihi uzlaşma nedeniyle Türkiye ve Ermenistan’ı kutladı.

AJC’nin Başkanı David Harris, Ankara ve Erivan’da meclisin imzalanan anlaşmayı onaylaması ile Komite’nin uzun zamandan beri bağlantıda olduğu iki ülkenin ilişkilerinde yeni bir dönemin başlayacağını ifade etti. Harris, devamlı çatışma ve uyuşmazlık yerine, uzlaşma yolunu seçmelerindeki yürekliliklerinden dolayı Türkiye ile Ermenistan’ı gönülden kutladığını belirtti.
Harris, bu uzlaşmanın, daha geniş alandaki barış çabaları üzerinde olumlu etkileri olacağına inandığını söyledi. “Türkiye ve Ermenistan, aralarındaki acılı geçmişi bir tarafa bıraktı ve anlaşmazlık yaratan problemleri diyaloglarla çözmeye karar verdi. İki ülke, aralarında bu tarihi mutabakatı imzalayarak, bizlere, ne kadar zorlu olursa olsun hiçbir anlaşmazlığın sonsuza dek sürmesi gerekmediğini gösterdi” dedi.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Ekim 2009 Çarşamba

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Ekim 2009 Cumartesi


AKP IMF PROGRAMINI UYGULAMAYA BAŞLADI

AKP hükümeti IMF ile aylardır süren görüşmeler yapıyor. Henüz IMF ile imzalanmış bir anlaşma yok. Ancak hükümetin yürürlüğe koyduğu politikalar IMF programının uygulanmaya başlandığını gösteriyor. "Ümüğümüzü sıktırmayacağız",
"IMF 'ye ihticımız yok",
"önümüzdeki aylarda imzalanacak",
"görüşmeler devam ediyor","imzalanmayacak",
"imzalanırsa 36 aylık olacak"
Tartışmaları yapılırken, AKP IMF politikalarını uygulamaya başladı bile. IMF'nin tasarruf talepleri doğrultusunda düzenleme yapılan alanların başında sağlık sektörü geliyor. Yeni tedavi tebliği ile memurlar, Sosyal Güvenlik Kurumu'na bağlı sigortalılar ve yeşil kartlıların hastanelerdeki tedavi ücretine katılım payı artırıldı. AKP IMF PROGRAMINI UYGULAMAYA BAŞLADI <!--[if !supportLineBreakNewLine]--> <!--[endif]-->

-Sağlıkta katkı payı 8 lira'ya çıkarıldı -Özel hastanelerde katkı payı 15 lira oldu Yeni düzenleme ile, daha önce ücret alınmayan sağlık ocakları ve aile hekimliği muayenelerinden 2 lira katkı payı alınacak. İkinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kurumlarındaki katkı payı ise 2 liradan 8 liraya çıkarıldı. Özel hastanalerdeki iki liralık katkı payı da 15 liraya yükseltildi. Bir diğer düzenleme de eşdeğer ilaçta yapıldı. Şimdiye kadar en ucuz ilacın yüzde 22 fazlasına kadarının ödenmesine olanak sağlanıyordu. Yeni düzenlemeyle bu oran yüzde 15'e çekildi. Böylece aradaki yüzde 7'lik farkı vatandaş cebinden ödeyecek. AKP IMF PROGRAMINI UYGULAMAYA BAŞLADI -İlaçta devletin ödediği pay %15 düşürüldü Eczaneler, doktorlar ve avukatlara yönelik başlatılan vergi denetimi de yine IMF programının parçası. Bu üç meslek grubuna dahil olanlar hali hazırda vergi gelirlerinin yüzde 70'ni karşılayan kesime dahiller. Ancak başlatılan bu vergi denetimi ile kendi emekleri ile çalışan bu kesimlerden ekonomideki açığın kapanması için daha fazla katkı alınması amaçlanıyor. ESS Hükümetin toplu görüşmelerde memurlara yıllık sadece yüzde 8 zam önermesi de IMF programının maddelerinden birisi. Zira IMF programının temelini harcamaların kısılması oluşturuyor. Bunun önemli ayağı da ücret artışlarının düşük tutulması. AKP IMF PROGRAMINI UYGULAMAYA BAŞLADI -Memurlara yıllık %8 zam teklif edildi Ardı ardına yapılan akaryakıt zamları ve elektriğe bir yılda yapılan yüzde 50 zam da mali disiplin çerçevesinde gelirleri artırmak için başvurulan yolların başında geliyor. IMF'nin bütçe açığının kapatılmasını istediği, bu doğrultunda hükümetin 37 maddelik bir zam planı yaptığı da geçen aylar da ortaya çıkmıştı. AKP IMF PROGRAMINI UYGULAMAYA BAŞLADI -Elektriğe bir yılda %50 zam yapıldı AKP bu 37 maddelik paket içinde yer alan "akaryakıttaki ÖTV'nin artırılması, pasaport ve ehliyet başta olmak üzere değerli kağıt bedellerinin yüzde 50 artırılması, cep telefonların alınan ÖTV'nin asgari 40 TL olarak uygulanması, aile hekimliği uygulamasının 33 ille sınırlanmasını içeren düzenlemeleri de hayata geçirmiş bulunuyor.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Eylül 2009 Cumartesi


Çocukken gazoz kapaklarını para yapar oyun oynardık.
Kendi yaşıtların arasında bir sorun yoktur. Elinde, bulduğun 5 tane gazoz kapağı sana gün boyu oyun oynata bilirdi.
Fakat grubun içerisine diğer mahallelerden gelen,bir tane yaşı büyük, irice bir çocuk girer ve sizde onunla oynamayı kabul ederseniz, işiniz bitti demektir. Gruptaki tüm gazoz kapaklarını toplar ve mahallesine götürürdü. Sizde tek bir gazoz kapağınız kalmamış vaziyette sokak sokak dolanır kapak arardınız.Çünkü elinizdeki tüm kapaklar mahalle değiştirmiştir ve hiç birinizde yoktur.
Neden?
Çünkü iriliğinin verdiği cesaret ve yaşının verdiği kurnazlıkla tüm kuralları kafasına göre koyar senin kazanmana hiçbir ihtimal kalmaz. İçinizden birilerini över, birilerini döver, siz arkadaşınızla dövüşürken o tüm kapakları hiç eder.
İşte Türkiye ekonomisi de tamamen bu. Yandaş (yada yancep te olur) medyanın şakşakçılığında gazoz kapaklarımızı hiç ediyorlar. Bakın diğer mahallenin iri ve yaşı büyük çocuğu kafasına göre yeni kurallar koymuş. ''çıkış stratejisi'', ''erken uyarı egzersizi'', A2,A3, B1'den, Ba3, "BB-/B","BB/B"..vb hepsi elinizdeki gazoz kapaklarını kapmak için. “uykulu gözlere ışığı usul usul vereceksin” diyor Yahudi.
Neden?
Uyandırmamak için.
Uyandığında Üsküdar’ı çoktan sollamış olmak için.
Alın size bunun tipik örnekleri:Okumazsanız bile başlıklara bakın lütfen. Her şey nasıl günlük gülistanlık değil mi.
TÜRKİYE'YE BİR ÖVGÜ DE IMF BAŞKANI'NDAN
Mood's ve S&P'den sorna IMF Başkanı Staruss-Khan da Türkiye ekonomisinin iyiye gittiğini belirterek övgüler dizdi.
Cumartesi, 19 Eylül 2009 -Dünya Bülteni / Haber Merkezi
Türkiye'nin son dönemlerde ekonomide gösterdiği performans IMF'nin de dikkatini ve övgüsünü kazandı. Uluslararası kredi derecelendirme kurumları Moody's ve S&P'den sonra IMF Başkanı Staruss-Khan da Türkiye ekonomisinin hızlı bir iyileşmeye doğru gittiğini kabul etti. Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn, 2009 yılının Türk ekonomisi için zorlu bir yıl olduğunu, ancak 2010 yılında hızlı bir iyileşme beklediklerini söyledi. Strauss-Kahn, Türkiye'nin de bütün gelişmekte olan ülkeler gibi küresel krizden etkilendiğine dikkati çekti. Türkiye'nin mali krizden uğradığı etkinin dolaylı yoldan olduğuna işaret eden Strauss-Kahn, mali ve ekonomik krizin küresel yavaşlamaya yol açtığını ve bu yavaşlamanın da dünyadaki diğer tüm ekonomilerde olduğu gibi Türkiye'ye de etkisinin görüldüğünü ifade etti. Strauss-Kahn, ''2009 yılı, Türk ekonomisi için zor bir yıl ama 2010'da hızlı bir iyileşme öngörüyoruz. Küresel ekonomide iyileşme sağlandığında, buna paralel olarak Türkiye'de de hızla iyileşme görülecek'' dedi. G-20'nin bir üyesi olarak Türkiye'nin, dünyadaki en büyük ekonomilerden biri olduğunu söyleyen Strauss-Kahn, ''Türkiye'nin gelişmekte olan bir ekonomi olduğu aşikar ama hızlı bir biçimde gelişmiş ve güçlü bir ekonomi olacak. Tabii ki bunun için atılması gereken adımlar var ve ben hükümetin bu konuda ne yapılması gerektiğini bildiğini düşünüyorum. Türk ekonomisinin geleceğine güvenim tam'' diye konuştu. IMF'nin, ihtiyaç duyan ülkelere yardım eden bir kuruluş olduğuna dikkati çeken Strauss-Kahn, şu anda Türk ekonomisinin yardıma ihtiyacı olduğu yönünde bir işaretin bulunmadığını da dile getirdi. Strauss-Kahn, ''Ancak tabii ki Türk hükümetinin hizmetinde olmayı sürdüreceğiz ve diğer tüm IMF üyesi ülkelerle olduğu gibi Türk hükümetiyle de görüşmeye devam edeceğiz'' ifadesini kullandı. ''İSTANBUL TOPLANTILARI ÖZEL ÖNEM TAŞIYOR'' Dominique Strauss-Kahn ayrıca, IMF binasında, bir grup Türk gazeteciye, İstanbul'da düzenlenecek IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantılarının gündemi ve küresel krizin durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Yıllık toplantıları, IMF açısından en önemli etkinlik olarak niteleyen ve bu toplantıların 3 yılda sadece bir kere Washington dışında yapıldığına işaret eden Strauss-Kahn, İstanbul'daki toplantının, ''tünelin ucu görünüyor'' olsa da küresel krizin halen sürdüğü bir döneme denk gelmesi açısından özel bir önem taşıdığını belirtti. Strauss-Kahn, İstanbul'daki toplantının ayrıca, IMF açısından iki sebeple özel bir öneminin bulunduğunu ifade ederek, bunlardan birincisinin Türkiye ile IMF arasında geçmişten gelen başarılı ilişkiler, ikincisinin de Türkiye'nin ABD hariç yıllık toplantıların ikinci kez düzenleneceği tek ülke olması olduğunu söyledi. Toplantının , Pittsburgh'da gelecek hafta düzenlenecek G-20 toplantısının hemen sonrasında gerçekleşecek olması bakımından da önem taşıdığını ifade eden Strauss-Kahn, bu durumun, G-20'de alınan kararların hayata geçirilmesine imkan tanıması açısından olumlu olduğunu kaydetti. G-20 ile IMF arasındaki bağların çok güçlü olduğunu belirten Strauss-Kahn, bu iki oluşumun arka arkaya düzenlediği toplantıların, ''(G-20;de) sadece devlet ya da hükümet başkanlarının aldığı önemli kararlarla yetinmeyip, mekanizmanın devamını sağladığını'' belirtti. ''İstanbul toplantısı işte bu yüzden çok önemli, çünkü Pittsburgh'da çok farklı konularda önemli kararların alınacağına inanıyorum'' diyen Strauss-Kahn, İstanbul toplantısının, Pittsburgh'da üzerinde karara varılan birçok konu için başlama noktası olacağını söyledi. ''TÜNELİN UCU GÖRÜNDÜ AMA HALA TÜNELDEYİZ'' IMF Başkanı Strauss-Kahn, küresel krizle ilgili yaptığı değerlendirmede de, küresel iyileşmenin 2010'un ilk yarısında görülmesinin beklendiğini, her yerde aynı anda bunun sağlanamayacağını, bazı ülkelerde iyileşmenin daha da erken olabileceğini kaydetti. Strauss-Kahn, mali krizi arkalarında bıraktıklarını ancak, ekonomik kriz için aynı şeyi söyleyemeyeceğini belirterek, ''Büyük ihtimalle bazı ülkeler için hala kötü aylar, kötü rakamlar ve büyüme oranları göreceğiz. İyileşme 2010;un ilk yarısından önce, belki de ilk yarı sonuna kadar elde edilemeyecek. Tünelin ucunu görüyoruz ama hala tüneldeyiz'' dedi. İşsizlik sorununun da hızlı şekilde çözülemeyeceğini dile getiren Strauss-Kahn, büyümenin yeniden başlamasıyla bunun etkisinin görülmesi arasında zaman farkı bulunduğunu, bu zaman farkının, ülkenin durumuna göre 8 ila 10 aya ya da 1 yıla kadar çıkabileceğini ifade ederek, ''Yani bazı ülkelerde büyüme yeniden sağlansa da, işsizliğin düştüğünü görmek için 8-10 ay daha beklemek zorundayız'' diye konuştu. Strauss-Kahn , ''çıkış stratejisi'' hazırlamaya ihtiyaç duyulduğunu, ancak bu stratejiyi yürürlüğe koymak için henüz erken olduğunu, bunun için ekonomik krizin kesin olarak arkada bırakıldığından emin olmayı beklemek gerektiğini kaydetti. İstanbul'daki toplantının krizle başa çıkmada yapılanlara ilişkin bir durum değerlendirmesi için olanak yaratacağını ifade eden Strauss-Kahn, bir yıl önce birçok kişinin tahmininin aksine büyük bunalımın yaşanmamış olmasında, ülkelerin mali ve finansal alanlarda sorumluluklarını yerine getirmesi ve IMF'nin tavsiyelerini dinlemesinin etkili olduğunu belirtti. Strauss-Kahn, ileride ne tür krizlerle karşı karşıya kalınabileceğini öngörebilmek için ''erken uyarı egzersizi'' üzerinde çalıştıklarını da kaydederek, gelecekte olası bir krizden kaçınabilmek için koordinasyon içinde olma ve bu yönde bir mekanizma geliştirmenin gerekliliğini dile getirdi. TÜRK HÜKÜMETİYLE BÜYÜK ÖLÇÜDE GÖRÜŞ BİRLİĞİ IMF Başkanı Strauss-Kahn, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın IMF ile anlaşmanın şart olmadığı yönündeki sözlerine ilişkin yorumunun sorulması üzerine, IMF'nin, yardımına ihtiyaç duyan ülkelere yardım etmekle görevli bir kuruluş olduğuna dikkati çekti. Bir ülke, bir sorunla başa çıkmada kendisini yeterli düzeyde görürse, bunun kendileri için sakıncasının olmadığını kaydeden Strauss-Kahn, ''Hükümetle görüşmelerimiz sürüyor. Bütçenin iyi yönde seyrettiğini öğrendim. Olup bitenlere ilişkin değerlendirmemiz, hükümetin değerlendirmesiyle çok yakın. Tabii ki ufak tefek farklılıklar olabilir, bu her ülkeyle oluyor. Dolayısıyla herhangi bir sorunun çözümü için hükümetle çalışmaya devam edeceğiz. Eğer Türkiye bir gün IMF'nin yardımına ihtiyaç duyarsa, bu yardımı sağlamaktan mutluluk duyarız'' diye konuştu. Strauss-Kahn, Türk hükümetiyle 2010 yılına ilişkin öngörülerde de büyük ölçüde görüş birliği içinde olduklarını söyledi. Strauss-Kahn, Türkiye ile IMF arasında, İstanbul'daki toplantılar sırasında bir anlaşmaya varılması olasılığına dair soru üzerine de, İstanbul'un IMF'nin bir toplantısına ev sahipliği yapacağını, ancak bunun IMF ile Türkiye arasında özel bir ilişki türü yaratmadığını kaydederek, IMF ile Türkiye arasındaki görüşmenin, IMF'nin İstanbul'da diğer herhangi bir ülkeyle yapacağı görüşmeden farklı olmayacağını belirtti. -"KÜRESEL SORUNLARA KARŞI KÜRESEL ÇÖZÜMLER ÜRETİLMELİ"- Bir soru üzerine , ''kriz karşısında ödenmesi gereken bir bedel olduğunu'', hiçbir ülkenin bir bedel ödemeden krizden yakasını sıyıramayacağını ifade eden Strauss-Kahn, küresel bir dünyada yaşadıklarına dikkati çekerek, krizin yerel çözümlerle atlatılamayacağını, küresel sorunlara karşı küresel çözümler üretmek gerektiğini vurguladı. Ülkelerin çok büyük bir çoğunluğunun, dünyanın geri kalanında neler olduğuna bakmayıp yerel çözümler üretme peşine düşmemesi ve küresel koordinasyon içinde olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Strauss-Kahn, ''Herkes artık sorunlarını sadece sınırlarını kapatarak ve sorunu kendi içine hapsederek değil, küresel ekonominin bir parçası olarak çözebileceğini anladı'' dedi. Bir başka soru üzerine Strauss-Kahn, krizin dar gelirli ülkelerde çok daha yıkıcı etkilerde bulunabildiğine işaret ederek, bu açıdan krizle mücadelede atılması gereken adımlara ilişkin gelişmiş ülkelerin sorumluluklarının bulunduğunu belirtti. ''Erken uyarı egzersizinin'', IMF;nin gelişmiş ülkeleri de takip etmesi anlamına geldiğini kaydeden Strauss-Kahn, IMF'nin sadece dar gelirli ülkeleri izlediğine dair geçmişte ''pek de adil olmayan'' eleştirilerle karşılaştıklarını anlatarak, ''Ancak, yine de kriz gösterdi ki, kaynaklarımızı, gelişmiş ülkelerde neler olduğuna dair yeteri kadar harcamamışız. Bu da bizim açımızdan bir ders oldu'' dedi.
MEĞER IMF'YE İHTİYACIMIZ YOKMUŞ
Moody's, hükümetin, geçmiş krizlerdeki gibi IMF ya da diğer kaynaklardan dış destek almasına gerek kalmadığını açıkladı.
Cumartesi, 19 Eylül 2009 -Dünya Bülteni Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Türkiye analisti Kristin Lindow, olumlu görünümün, Türk ekonomisinin kredi daralmasına ve bunun sonucunda oluşan küresel durgunluğa, ülkenin yabancı kaynaklı sermayeye bağımlılığı göz önünde bulundurulduğunda mümkün görünenden daha hazırlıklı olduğunu ifade ettiğini söyledi. Türkiye'nin ekonomik görünümünü 'olumluya' yükselten Moody's, hükümetin, geçmiş krizlerdeki gibi Uluslararası Para Fonu (IMF) ya da diğer resmi kaynaklardan dış destek almasına gerek kalmadığını da vurguladı. Moody's'e göre Türkiye'nin gayri safi milli hasılasında (GSMH) 2009 yılının ilk yarısında oluşan yüzde 10'luk daralma, 2001 finansal krizindekinden bile daha ciddiydi. Lindow, Türkiye'deki finansal piyasanın, yabancı sermaye akışı azlığı ve kredi şartlarını daralmasıyla başa çıkmasını bildiğini belirtiyor. Kristin Lindow, Hükümetin hem yerel hem de yabancı krediye kolaylıkla ulaşabilmesi ve zirveye vuran piyasa faiz oranlarının hızla düşmesi de bunun bir kanıtı olduğunu kaydediyor. Lindow'a göre ciddi borç altında bulunan özel sektör şirketleri, hükümet müdahalesi olmadan yabancı borçlarının vadesini uzatmada ve bu borçları ödemede başarılı oldu. Türkiye analisti Lindow, şöyle devam etti: 'Türkiye için kriz henüz bitmedi, etkileri ekonomide hala hissediliyor. Hükümetin borç karşılanabilirlik ölçümlerinde (örneğin hükümet faiz ödemelerinin gelirlere oranı) en azından üç yıllık bir ilerleme kaybedilmiş durumda. Ayrıca, ikinci çeyrekte GSMH'de açıklanan iyileşmenin azalmış olduğuna ilişkin işaretler var. Yine de kamu finansmanı, enflasyon ve finansal piyasa üzerinde, içinde bulunduğumuz ekonomik daralmanın yarattığı etkiler, büyümeye vurduğu darbelere rağmen, geçmişteki krizler kadar olumsuz değil.' Lindow ayrıca Uzun Dönemli Harcama Planında yapılan son güncelleme sayesinde 2009 yılında kamu finansmanında görülen bozulmanın harcama disiplini ve gelir güçlendirmeleriyle yavaş yavaş geriye dönmesi için belirli bir güvence sağlandığının da altını çiziyor. Kristin Lindow, 'ekonomik daralmanın derinliği ve gelecek yıllarda daha ılımlı bir küresel ekonomide daha yavaş büyüme gerçekleşeceği beklentileri göz önünde bulundurulduğunda, elverişli borç dinamiklerinin iyileşmesi, faiz oranlarının düşük tutulmasına ve yapısal finansal önlemlerin zaman içerisinde sıkılaştırılmasına bağlı olacak' şeklinde konuştu. Moody's'e göre finansal güvenilirliğin yeniden kazanılmasına yönelik kararlı önlemler ve enflasyonun düşük tutulması konusunda devam ettirilen ısrarlı tutum, son 10 yılın başlarında gösterilen ilerlemenin zarar görmesini engellemede çok önemli bir yer tutacak. Reyting kuruluşu, mali kuralı destekleyici bir yasanın geçirilmesi ve uygulanması borç karşılanabilirliğinin iyileştirilmesinde yararlı olabileceği tespitinde de bulundu. Moody's bugün ayrıca, Türkiye'nin B1 olan yabancı para biriminden banka mevduat tavanı görünümünü de, 'durağandan', 'olumluya' çevirdi. Ba1 olan yabancı para biriminden borç tavanı görünümü ve Lira cinsinden ülke tavanları (tahviller için A2, banka mevduatları için A3) ise 'durağan' olarak kaldı. Moody's, Türkiye'nin kredi notu üzerindeki son değişikliği 24 Mayıs 2006 tarihinde yapmış ve yabancı para biriminden borç ülke tavanını Ba3'te,n Ba1'e yükseltmişti. Bundan önce ise Moody's, Türkiye'nin borç kredi notunu 14 Aralık 2005'te B1'den, Ba3'e yükseltmişti.
S&P TÜRKİYE'NİN KREDİ NOTUNU YÜKSELTTİ
S&P Türkiye'nin kredi notunu negatiften durağanda çevirdi.
Cuma, 18 Eylül 2009 -Dünya Bülteni Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's (S and P), Türkiye'nin kredi notu görünümünü, "negatif"ten, "durağan"a yükseltti. Reyting Kuruluşu, kredi notu görünümünün değiştirilmesine gerekçe olarak, Türkiye'nin, azalan dış finansman riski çerçevesinde, ekonomik dayanıklılığının artmasını ve Orta Vadeli Program çerçevesinde de ekonomik politika belirsizliğinin azalmasını gösterdi. S and P, Türkiye’nin, döviz cinsinden "BB-/B" ve lira cinsinden "BB/B" olan kredi notlarını ise değiştirmeyerek aynen teyid etti.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."