30 Temmuz 2011 Cumartesi

TARİH BUNU KAYDETTİ



GENEL KURMAY BAŞKANI VE KARA,DENİZ,HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLARI İSTİFA ETTİ.Y.A.Ş'A 2 GÜN VAR.

Ümraniye, Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi davalardan tutuklu TSK mensuplarının sayısı 423...
- 173’ü muvazzaf, 250’si emekli
- 121’i subay, 8’i astsubay
- 43’ü general ve amiral
- 43 isimden 17’si terfi sırasında

TSK’nın cezaevi istatistiği 
Ümraniye 1 ve 2 davaları ile Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi davalardan tutuklu yargılanan ve cezaevlerinde bulunan Silahlı Kuvvetler mensubu sayısı toplam 423. Bunların 173’ü muvazzaf, yani aktif görevde. 250’si ise emekli.173 muvazzafın dağılımı şöyle:
43 general ve amiral.
121 subay.
8 astsubay.
1 uzman çavuş.
250 emekli personelin dökümü ise şu şekilde:
76 general ve amiral.
163 subay.
10 astsubay.
1 uzman çavuş.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Temmuz 2011 Cuma

YENİÇAĞ BU YAZININ NERESİ SİZİ RAHATSIZ ETTİ?


ÇOK AYIP OLDU.HEMDE ÇOK.ÜSTELİK TAŞ GİBİ YAZI.

Sabahattin ÖNKİBAR F-tipi sansür sonucu Yeniçağ Gazetesi'nden istifa etti.
Sebahattin Önkibar'ın bugün kaleme aldığı "HZ MUHAMMETSİZ İSLAM OLUR MU?" başlıklı yazısı sadece taşra baskısında çıktı. Şehir baskısında çıkmayınca bu sansüre tepki gösteren Önkibar Ankara Temsilciliği ve Köşe Yazarlığı görevlerinden istifa etti.

İşte Sabahattin ÖNKİBAR'ın sansürlenen yazısı: 

HZ MUHAMMETSİZ İSLAM OLUR MU?

Başlığa bakıp bu nasıl soru demeyin sakın!
Hedeflenen yeni Müslümanlık Hazreti Muhammetsiz islamdır!
O nasıl mı olur?
Proje mimarlarına göre haşa onu aşmakla olurmuş!
Ambalajı da İbrahimi dinlerin kardeşliği ve bütünselliği imiş!
Henüz alt perdelerden ve belli mahfillerde seslendirilen modernize edilmiş yeni İslam dini projesinin ardında ise Paxamericananın Evanjelistleri ile Vatikan var.

İBRAHİMİ DİNLER VE DİYALOG !

İbrahimi dinler ambalajı basit anlatımla üç kitaplı dinin yani İslam,Musevilik ve Hıristiyanlığın bir potada eritilmesi ile orta vadede üçünden ortak bir din yaratmadır.
Bu yeni inanca göre üç din de hakdır ve bu dinlere mensup olanlar cennete gideceklerdir.
Kur’anı Kerim’i reddeden bu anlayış islamın Protestanlaştırılması ya da reforme edilmesinin ötesinde tamamen iğdiş edilmesidir .
Bu vahim projenin kapısını aralayan ilk teşebbüs de dinler arası diyalog yutturmasıdır.
Dinler arası diyalogun amacı böyle bir deformasyona iklim hazırlamaktı.
Malum soğuk savaş sürecinden sonra Emperyalizm Komünizmi düşman olmaktan çıkarmış yerine islamı oturtmuştur.
İslamla mücadelenin tekniklerinde ise deformasyon yani islamı kendi özü ya da temel çizgisinden çıkarmak öncelikli hedeftir.
Batılı büyük istihbarat örgütlerinin kontrolünde olan Haçlı intelijansiyası yeni süreçte tehlikenin aslında Müslümanlar olmadığı tersine İslam inancının kendisinin olduğu hükmüne varmış ve o yönde sonuç alacak metotları teklif etmişlerdir.

İŞTE DEHŞET UYGULAMALAR

İşte Büyük Ortadoğu Projesi de aslında bu bakışın proje olarak somut yansımasıdır.
Üzülerek ifade etmeliyiz ki bu yeni projenin uygulama merkezi Türkiye’dir ve öyle olduğundan olsa gerek BOP’un Eşbaşkanı da malum Sayın Tayyip Erdoğan’dır.
Bizzat devlet ve hükümet tarafından desteklenen yeni ya da Hazreti Muhammetsiz İslam projesindeki faaliyetlere vereceğimiz birden çok somut örnek var.
Mesela ilkokul kitaplarımızda var olan Kelime Tevhid tarifinden Muhemmedun Resululahın çıkarılması en dehşet verici örnektir.
Sinsi bir şekilde yürütülen bu kampanyalarda ayrıca islamla Hıristıyanlık ve Museviliğin çok farklı olmadığı ,dolayısı ile iki ayrı dinden insanların nikah kıyabilecekleri bile şuuraltılara pompalanıyor.
Keza Papazların Camilerde ayin yapması ve de devlet büyüklerimizin cemaatı olmayan Kiliseleri besmele ile açması ve yine cemaatı olmayan onbinlerce Kilise Evinin ihya etmesi bir diğer garabet misalleridir.
Bu bağlamda verilebilecek en dehşet örnek ise ABD’nin Cuma hutbelerimize müdahale etmesi ve bundan sonuç almasıdır.

ABD SEFİRİNDEN HUTBBEYE MÜDAHALE

AKP iktidarı ile beraber 2005 yılında ABD sefiri Edelman hükümete ve Diyanet’e baskı yapıp Cuma Hutbesinde okunan “Yegane din islamdır” ayetini kaldırtmaya çalışmıştır ki maalesef büyük ölçüde başarılı da olmuştur.
Kuşkusuz Paxamericanın Evenjelistleri ve Vatikan’ın CIA desteği ile yürüttüğü bu rezil faaliyete Türk insanı manevi önderleri sayesinde her şeye rağmen direnmeye devam ediyor .
Bu bağlamda Türkiye’de kökü dışarıda olmayan yani milli olan pek çok dini camia çok güzel refleksler sergiliyor ki bunun bayraktarı tartışmasız olarak Prof.Dr.Haydar Baş Bey ve Arkadaşlarıdır.
Dürüstçe ifade edeyim bizim gibi işi gücü okumak ve yazmak olan biri bile Hazreti Muhammedsiz islam noktasındaki pek çok kahpe faaliyetin ayrıntılarını Prof Haydar .Baş Hoca sayesinde nüfuz edebilmiştir ki bu bile yürütülen çalışmanın sinsiliğini teyid ediyor.

İSLAM DİYE DİYE İSLAMA İHANET!

Bizi üzen şeylerden biri de adı Milli Görüş olan bir önemli Camianın tamamen olmasa da bu rüzgara büyük ölçüde kapılması yani Amerikan islamına boyun eğmesidir.
Öyle değilse soruyorum yakın geçmişte her Cuma çıkışı Emperyalizmi protesto eden o insanlar dün Irak’da bugün Libya’da Haçlılar Müslümanları avlarken bir kez olsun neden tepki koymadılar ve koymazlar?
Ve son not:
Türkiye’de Şanlı Muhammed Aleyhisselam,Ashabi ve Ehli Beytinin Kur’an ve Hadisi Şerif Müslümanlığına, kendine güya İslamcı diyenlerin iktidarında savaş açıldığını ve gerçek Müslümanlığın yerine Amerikan İslamının ikame edilmeye çalışıldığını tarih dehşet verici ve ibret alıcı büyük bir ironi olarak yazacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Sabahattin ÖNKİBAR, 28 Temmuz 2011


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Temmuz 2011 Cuma

YALANCI TARAF


AL SOK GÖZÜNE:

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Temmuz 2011 Perşembe

AÇIK AÇIK



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

BELEDİYEDEN WAN(?) CUMHURİYETİ




BELEDİYEDEN WAN(?) CUMHURİYETİ
Behiç Kılıç
05 Mart 2010

Ankara birbiriyle çatışırken PKK 'Wan cumhuriyetini!!' kurdu!
Güzelim Van ilimiz elden gitmiş bile!..
Geçen hafta, Vanlı kardeşlerim, üzüntü içerisinde bir kitapçık getirdiler...
Van belediyesinin, güya Van’ı tanıtan kitabı... Kitabın kapağında “WAN” yazıyor. PKK seçimden sonra, “Van’ı Wan yapacağız!!” diye meydan okumuştu... Kitap baştan aşağı Kürtçe. Şehri tanıtacak tek satır Türkçe kelime yok!!
Tekrar edeyim imalat Van Belediyesi’nin...



Şimdi!.. Hatırlayalım, uyuşturucu kaçakçısı ailenin PKK ağzı ile konuşan, Meclis’teki elemanı ne demişti... Coğrafyamızın sınırlarını çizdik!.. Devlet Bakanı Cemil Çiçek de Sınıra dayandılar!.. diye vehameti ifade etmişti... Bakıyoruz, sınır mınır aşılmış, adeta “cumhuriyetlerini” ilan etmişler... Dahası, “Biz Van’ı kopardık!..” diye, “işgali” İstanbul’dan ilan ediyorlar!..

Şubat’ın ilk haftasında İstanbul’da TÜYAP adlı fuar organizasyonunda Türkiye’nin belediyeleri, sergi çalışmaları yaptılar... Van Belediyesi, işte bu sergide Van’ı “WAN’laştırdığını” ilan etti... Bu meydan okuma, devletin görevlilerinin gözü önünde gelişti, kimsenin de itirazı olmadı. Van ili, fuara katılıyor diye İstanbul’da yaşayan Vanlı kardeşlerimiz de bu fuara gittiler. Orada gördükleri manzara ile sıkıntıya düştüler. Van ili adeta PKK militanları ile temsil ediliyordu. İlin fuar alanındaki mekanına, tedirgin olmadan yaklaşmak mümkün değildi!.. Militanlar adeta, kimlik yoklaması, etnik ayırım yapıyorlar, kendi kafalarından olmayanları rahatsız ediyorlardı!..
İstanbul’da böyle de, “durum” Van’da daha vahim, anlatılanlara göre...
Türk kökenliler kenti terke zorlanıyor, zaten şu anda çoğu da göç etmiş durumda!..
Türk kökenli, hele hele Kürtçe bilmeyen esnaftan artık alış veriş ettirilmiyor!..
PKK’ya karşı duranlara hayat hakkı tanınmıyor, mülklerine inşaat izni alamıyor, kiraya veremiyorlar. PKK’nın isteği dışında mülkünde hareket sağlayan, kiraya veren vs.. insanlar saldırıya uğruyorlar...
Evlere, iş yerlerine Türk bayrağı asamıyorlar... Bayrak asan tehdit ediliyor, polise şikayetin karşılığında, “Sen de asma kardeşim, tatsızlık çıkmasın!..” cevabı alınıyor...

Van Belediye Başkanı Bekir Kaya, Apo’nun eski avukatlarından... Adaylığının “Kandil’den bastırıldığı” söyleniyor. Daha da ilginci, bu Bekir Kaya’nın babasının, yani ailesinin Korucu oldukları, devletin PKK’ya karşı silahlandırdığı ve maaş ödediği “seçilmişlerden” olduğu belirtiliyor...
Bekir Kaya, Van’ı “Wan” yaptığını ilan ettiği kitabı İstanbul’da “Gün Matbaacılık” diye bir matbaya bastırmış. Basılı eserler, “devlet-savcı denetimine” tabidir!.. Bu kitap kimseyi rahatsız etmemiş anlaşılan!..
Vanlı kardeşlerimin aktardıklarından birkaç satır vereyim : “Bu sonucu biz hazırladık. 80’li yılların başından beri Vanlılar Van’ı terk etti. Herkes malını mülkünü satıp bir yerlere göçtü. Hali vakti yerinde olmayan bir avuç insan kaldı. Her göçenin yerine Hakkari, Batman, Siirt’ten geldiler... ”
Ve şimdi Van’da yaşanan, dağdan gelenin bağdakini kovması meselesi. Böyle devam ederse Van’da 5-10 yıla kadar “Türk kalmaz” Ankara’nın değerli büyükleri!..

Bu gidişle, “kavga edeceğiniz ülke” bile kalmayacak haberola!..

Behiç Kılıç


29 Ocak 2009, Perşembe

DTP’nin Van Belediye Başkan adayı Bekir Kaya, Van’da, teröristbaşı Abdullah Öcalan lehine atılan sloganlarla karşılanırken, üzerinde ’W’ ile yazılan ’DTP WAN’ pankartı asılmış seçim otobüsüyle kent turu attı.

Sahipsiz kalan vatanın batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
Mehmet Akif ERSOY


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Temmuz 2011 Çarşamba

HANET NE ZAMAN BAŞLADI?

27 Şubat 1946 tarihinde Devletimizin tepesi şu sivil-asker kişilerden oluşmaktaydı:
Cumhurbaşkanı: İsmet İnönü
Başbakan: Şükrü Saraçoğlu
Dışişleri Bakanı: Hasan Saka
Genelkurmay Başkanı: Mehmet Kâzım Orbay

27 Şubat 1946 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yapılmış olan 10 Milyon Dolarlık Kredi Anlaşması kabul edildi.[1]

ABD ile yapılan İkili Anlaşma ile Amerika Hükümeti, Türkiye Hükümetine on yıl vadeli 10 milyon dolar kredi açmaktaydı.
Bu kredinin kullanım koşulları şunlardı:
1.     Amerikan Hükümeti Türkiye’ye nakit para vermeyecektir. Nakit para yerine, 10 milyon dolar tutarında, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda kullanmış olduğu, savaş artığı silah, cephane, araç ve gereçler verilecektir.                                                                                
Türkiye, bu İkili Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden 30 gün sonra, ABD’ye ilk taksit olarak, 4,5 milyon dolar ödeyecektir.                                                                                          
 Türkiye, 10 milyon dolar karşılığı aldığı bu savaş artığı Amerikan malzemesinin büyük bir kısmından yararlanamamış, yararlanmak imkânı bulduğu küçük bir kısmı için de, Amerika’ya yedek parça karşılığı yaklaşık 4–5 milyon dolar döviz harcamak zorunda kalmıştır.
2.     Bu borçlanma için Türkiye Hükümeti, yılda yüzde 0.29 faiz ödeyecektir.
3.     Faiz dâhil olmak üzere yıllık taksitler, resmi kur üzerinden, ABD’nin Merkez Bankası’ndaki hesabına Türk lirası olarak yatırılacaktır.
4.     ABD, Merkez Bankası’ndaki hesabından istediği gibi harcamalarda bulunacak, Türkiye’deki Amerikan memurlarının ücretlerini yine bu hesaptan karşılayacaktır.                                               
5.     Yani ABD, kendi ülkesinden tek bir dolar dahi çıkarmadan, Türkiye’deki masraflarını Türk parasıyla ödeyecektir.
6.     Türkiye’nin ABD’den 10 milyon dolar karşılığı aldığı savaş artığı malzemenin mülkiyet hakkı Amerikalılarda kalmıştır.        
7.     İkili Anlaşmanın 5. Maddesine göre, Amerika Cumhurbaşkanı’nın isteği üzerine bu malzeme Amerika’ya geri verilecektir.                                                                                               
Bu demekti ki, Amerikan Hükümeti, Türkiye’ye sattığı malzemenin kendisine gerektiğini ya da veriliş amacının dışında kullanıldığı gerekçesiyle her an geri almak imkânına sahipti.                                                                                          
Yani, Türkiye hem 10 milyon dolar borçlanacak, hem de bu borç karşılığı ABD’den aldığı savaş artığı malzemenin mülkiyetine sahip olamayacaktı!
8.     10 milyon dolarlık borcun faizi dâhil olmak üzere yıllık taksitlerinin, resmi kur üzerinden Merkez Bankası’ndaki ABD hesabına yatırılan Türk parasıyla, Amerika Türk toprakları üzerinde istediği kadar gayrimenkul satın alabilecek ve bu gayrimenkullerin mülkiyeti Amerika’nın olacaktır.

Bu İkili Anlaşmanın çok kısa özeti şudur:
Türkiye, peşin para ile ABD’den savaş artığı malzeme ve araç almış, aldıklarının mülkiyetine sahip olamamış, ABD bu anlaşmayla elde ettiği paralar ile Türkiye’de istediği gibi harcamalarda bulunmuş, mülkiyeti kendisine ait gayrimenkuller satın almış ve bunun adı da Amerikan Yardımı olmuştur!
“Amerikan Yardımı” deyimi hem sivil-asker yöneticiler hem de medya tarafından sürekli kullanılarak, işin iç yüzünü bilmeyen Türk halkının beyni Amerikan propagandası ile yıkanmıştır.

Değerli Dostlar,
Şimdi sizlere soruyorum:
ABD ile bu İkili Anlaşmayı imzalamış olan, adlarını başta verdiğim sivil-asker yöneticilerin vatanseverolduklarını söyleyebilir misiniz?
Eğer onların imzalamış olduğu İkili Anlaşma, vatana ve millete ihanetin belgesi değilse, söyler misiniz, ihanet nedir, ne zaman başlamıştır?

Yılmaz Dikbaş
27 Haziran 2011
dikbas@kalinka.com.tr
www.kalinka.com.tr
www.dikbas.tv
0532 233 31 52

[1] Resmi Gazete, No: 6303, 1946, “27 Şubat 1946 Tarih ve 4882 Sayılı Kanun”.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

4 Temmuz 2011 Pazartesi

YABANCILARA TAPU HAKKI!
Tapu Kanunu’nda yapılan değişiklikle yabancılara toprak satışının önündeki tüm engeller ortadan kalktı. Türkiye’de süreli işletme hakkına sahip yabancılar tapu alma hakkına da kavuştu.
 YABANCI ŞİRKETLERE TAPU HAKKI GELDİ
Anayasa Mahkemesi’nin onayladığı Tapu Kanunu’yla Türkiye’de süreli işletme hakkına sahip yabancılara tapu sahibi olma hakkı da verildi.
Tapu Kanunu’nda değişiklik öngören 5782 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanmasıyla birlikte yabancılara toprak satışının önündeki bütün engeller kalktı. Artık yabancı gerçek kişilerin yanı sıra yabancı ülkelerde kendi kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip yabancı şirketler de tapu sahibi olabilecek. Yabancı şirketler, bugüne kadar işletmesini aldıkları Tüpraş, Telekom, bankalar gibi şirketlerin, maden alanlarının, limanların, enerji tesislerinin, derelerin tapularını alabilecek. Bugüne kadar yabancı şirketler, 29 ya da 49 yıllığına Türkiye’nin yüzölçümünün yüzde 17’si kadar 150 bin kilometrekarelik maden alanın işletme hakkına sahip oldu.

SINIRSIZ SATIŞ
Daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iki kere iptal edilen kanun değişikliklerine göre yabancılara, bir ilin binde 5’i kadar toprak alma hakkı verilmek isteniyordu. Bu şimdi ilin imar planlı bölümünün yüzde 10’una çıkarılırken o ildeki her bir ilçe imar planlarının da yüzde 10’u olarak belirlendi.  Yabancı şahıs ve şirketlerin alacakları parsellerin 30 hektarı (300 dönüm) geçmemesi öngörülüyordu. 30 hektarı geçmesi halinde ise bunu Bakanlar Kurulu kararı ile yapmaları öngörülüyordu. Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanan yeni kanun, yabancı şirketler için bu sınırlamayı da ortadan kaldırdı.

LOZAN ORTADAN KALKTI
Emekli Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, 12 Mayıs 2011 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla “Yabancılara Taşınmaz Satışı” önündeki engellerin aşıldığını belirterek, “Bugüne kadar yabancılara 29 ya da 49 yıl gibi geçici sürelerle işletme hakkı devredilen dere, liman, su kaynağı, maden, Tekel gibi işletmelerin tamamının, bu karar yüzünden artık yabancılar tarafından tapusu alınabilecek. Bu, hem Lozan Antlaşması’nın ortadan kalkması, hem de ülkenin güvenliği ve geleceği açısından çok büyük bir tehlike anlamınadır. Ayrıca yabancı turizm firmaları orman alanlarını da sorgusuz sualsiz satın alabilecekler, özellikle orman köylülerinin ve kamuoyunun dikkatli olması kaçınılmazdır” uyarısı yaptı.

YABANCILAR DAYATTI
Özkaya, yabancıların Yüksek Mahkeme kararlarını yok sayarak dayatmalarını sürdürdüğünü öne sürerek, “1-1.5 yıllık süreç içerisinde yabancı emlak ve inşaat şirketlerinin baskıları sonucunda 5782 Sayılı Yasa çıkarıldı. Bu yasa, il sınırının binde 5’ini değil, il imar planının yüzde 10’unu yabancılar satın alabilir diyordu. Yani iktidar binde 5’i, yüzde 10’a çıkardı. Özkaya, şöyle konuştu: “Yabancı tüzel kişiler ise hiçbir sınırlamaya tabi değil, sınırsızca istedikleri kadar yer alabiliyor. 5872 Sayılı Yasa’yla ilgili iptal başvurusu, 4 yıldır Anayasa Mahkemesi’nin sumeninin altında dururken, mahkemeyle ilgili yeni yasal düzenlemenin ardından ret kararı çıktı. Böylece yabancı gerçek kişiler bir ilin imar planının yüzde 10’una kadarını satın alabilecekler.

49 YIL YERİNE TAPU
İşte bu, Lozan’ın delinmesi, ortadan kalkması anlamını taşıyor. Bugüne kadar maden alanları 49 yıllığına, 99 yıllığına yabancı şirketlere veriliyordu. Bu yasa ile şirketler, maden alanlarının mülkiyetini, tapusunu alabilecek duruma gelmiş oldu. Limanların keza işletme hakkı veriliyordu, şimdi devralabilecekler. Bankaları, Tekel’i, Telekom’u, kısacası işletme hakkı vermiş olduğumuz bütün varlıklarımızın mülkiyetini ellerine almış olacaklar. Adaları önceleri Türkiye’deki alıcılar yabancılarla ya da kendi başlarına birleşerek satın alıyordu, şimdi yabancılara devredebilecekler.”

OFER’E TESİS VİZESİ
Kuşadası limanının genişletme çalışmalarının da başladığını belirten Orhan Özkaya, şu tespitlerde bulundu: “Kuşadası limanını alan Ofer firması limana ek tesisler yapmak için dolgu yapmayı sürdürecek. Kuşadası’nda AVM yapmak üzere genişletme çalışmaları hızla sürdürülecek. Bunlar 3996 sayılı yasa (Yap-İşlet-Devret), 5782 sayılı yasa, Maden Yasası ve Turizm Yasası, 5737 sayılı Vakıflar Yasası’yla mümkün hale geldi. Kuşadası’nda yapılacak AVM’ye, 6 bin esnafın kepenk kapatmasına neden olacak. Bu sadece Kuşadası’nda değil; Galataport’ta, Antalya, Mersin ve Trabzon limanlarında da olacak. İzmir limanını sattık. İstanbul’da satmadığımız liman kalmadı. Bütün bu limanların mülkiyetini de alabilecekler. 12 Mayıs 2011 tarihli bu karar, Türkiye’nin çok tehlikeli bir noktaya geldiğini gösteren bir karardır.”  

ORMAN DA YABANCIYA
5761 Sayılı Turizmi Teşvik Yasası ile ilgili olarak daha önce Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu yapıldığını hatırlatan Emekli Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya açıklamalarını şöyle tamamladı: “Bu başvuru, 14 Mayıs 2011 tarihinde reddedilmiş oldu. Bu yasa neyi getiriyor? Bu yasa ile önceki yasaya ek yasalar kapsamında, Türkiye ormanları, golf sahası yapmak amacıyla, turizm tesisleri, sağlık turizmi tesisleri, yabancı huzurevleri yapmak amacıyla yabancılara satılabilecek. Herhangi bir turistik yabancı şirket orman alanlarını talep ettiğinde, bu yasa kapsamında Türkiye ormanları onlara verilmiş olacak. Burasının orman olması fark etmeyecek. Tartışması bile yapılamayacak. Kurulacak komisyonlar buna tamamen yetkili olacaklar. Türkiye sahipsiz bir noktaya getirilmiş vaziyette.”

Yeniçağ- Salim Yavaşoğlu


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."