ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2014 Pazartesi

4 Temmuz 2012 Çarşamba

BU YAZIYI MUTLAKA OKUYUNUZ


GİZLENEN AMERİKA REZALETİ

Marshall Yardımı ve NATO görevleri nedeniyle Türkiye'de bulunan Amerikalılar, 1950-1970 yılları arasında Türk bayrağına ve Atatürk'e hakaret başta olmak üzere ırza geçmek, kaçakçılık, adam öldürmek, esrar satmak gibi sayısız suç işlemiş, ancak bu suçların hiç birisinden ceza almamışlar.

Kırmızı Çizgi Dergisi'nin Temmuz sayısında İlhami Yangın imzasıyla yayınlanan araştırmaya göre, Türkiye NATO'ya üye olduktan sonra ülkemizdeki Amerikalı asker ve uzman sayısı 30 bine ulaştı.

İkili anlaşmalar gereğince, Amerikalılar görev başındayken Türk polisi onlara müdahale edemiyordu.Bu ise Amerikalıların cesaretini arttırdı, güpegündüz adam vurdular, sokakta insanlara saldırdılar, bayrağımıza ve Atatürk'e hakaret ettiler. Ayrıca Amerikan asker ve uzmanlarının işledikleri suçların basın organlarında yayınlanmasına da yasak getirilmişti.

Amerika kıtasının asıl sakinlerinin medeni insanlar olduğu vurgulanan haberde, Avrupalıların bu kıtaya akın etmesi ile yeni bir dönem başladığı belirtilerek şöyle deniliyor:


Kristof Kolomb 1492 yılında Amerika'ya ayak bastığında, Türk savaş gemilerini atlatarak Hindistan'a ulaştığını zannedecek düzeyde coğrafya bilgisine sahipti.

1498'deki üçüncü seferinde bile Venezuella sahillerini halen Doğu Hindistan kıyıları, Paria Körfezi'ne dökülen dört nehri de Nil, Fırat, Dicle ve Ganj nehirleri sanıyordu.

1500'de Brezilya'ya ayak basmış olan Cabral'da Hindistan'a geldiğini sanmaktaydı.

Amerika'nın Hindistan olmayıp aslında yeni bir kıta olduğunu 1507'de kıtaya ayak basan Americo Vespuci anlamıştır.

Türklerin deniz ve karadaki önemli ticaret yollarının büyük bölümüne sahip olmaları Avrupalıları tamamen yeni kıtaya sevketti. Amerika'nın zenginlikleri Avrupalıların dilinden düşmüyordu.

Avrupa'da ne kadar Katil, hırsız, ırz düşmanı, maceraperest, kilisenin aforozundan kurtulmak isteyen dinsiz varsa kısa yoldan zengin olmak için Amerikaya akın ettiler.

Öyleki 1500-1550 yıllarında Avrupa altın stokunda 57 misli artma görülmüştür.

İspanya, Portekiz, İngiltere, Galler, İrlanda, Fransa, Hollanda gibi Avrupa ülkeleri Amerika'da koloniler oluşturdular.

Haiti Adası beyazlar tarafından keşfedildiğinde nüfusu 500 bin civarındaydı, 22 yıl sonra ise yapılan katliamlar neticesinde 13 bine inmişti.

Sadece Peru'da katledilen Kızılderililerin sayısını araştırmacılar bir milyon olarak vermektedir.

Tarihçilere göre eğer imha edilmeselerdi Kızılderililerin sayısı bugün 500 milyon civarında olacaktı.

Oysa bugün Amerika topraklarında yaşayan Kızılderililerin sayısı ancak binlerle ifade edilmektedir. İspanya'nın desteği ile Peru'yu işgal etmeye giden Pizzaro ve Almagro, İnka kralı tarafından dostlukla kabul edilmişti.

Bu jestine karşılık olarak kralı ateşte kızartmadan önce cennete gitmesi için vaftiz etiler.

Avrupalıların ateşli silahlarının üstünlüğü karşısında kıta sakinleri hiçbir karşılık veremiyorlardı. Amerika'da büyük bir katliam gerçekleştirip bütün topraklara el koyan Avrupalılar bu kez de silahsız savunmasız zencileri zorla köle olarak Amerika'ya götürmeye başladılar.


Barbaros "İstila edelim!"

Karadeniz'den sonra Akdeniz de bir Türk gölü haline gelince donanmalarımız Atlas, Hint ve Pasifik Okyanusu'na yelken açmış, Barbaros'un yeni keşfedilen Amerika'yı istila teklifi devşirme sadrazamlardan Damat İbrahim Paşa tarafından reddedilmişti.

Murat Reis 17. asrın ilk yarısında Manş'ı geçip kuzey Kutup dairesine girmiş, bunu Ali Biçin Reis'in İzlanda seferi izlemiş, ardından Buz Denizi aşılarak New Fouland Adası ve Kanada'nın St. Lawrance Labrador kıyılarına demir atılmıştır. Böylece Amerika kıtasına ulaşılmış hatta daha da güneye inilerek Virginia sahilleri topa tutulmuştu.

Amerikalılarla Türklerin ilk münasebetleri işte böyle gümbürtülü bir şekilde başladı.

1869 yılında Sultan Abdülaziz zamanında Amerika'dan Türkülerimize konu olan 600 bin Martini tüfek ile 114 bin Spingfield tüfeği alındı.

Bu silahlar Amerikan iç savaşından (1861-1865) arta kalan silahlardı. Savaş bittiği için Amerikalılar ellerinde kalan işe yaramaz silahlarını satmak için Türklerle anlaşmıştı.


Amerika ile ikinci münasebetimiz Birinci Cihan Harbi sonrasında oldu.

Amerikalı General James G. Harbourd emrinde 15 asker, 31 sivil 46 kişilik yüksek mütehassıs heyeti ile emrinde Amerika'nın Akdeniz'de üstlenmiş savaş sahnesindeki kuvvetli donanması, o günün değeri 750 bin dolar tahsisatı olduğu halde Türk topraklarına ayak bastı.

Amerikalı General'in görevi Türk topraklarında bir Ermeni devleti oluşturmaktı.

General Harbourd ve yanındaki heyet Doğu Anadolu'yu gezdi, bölge halkıyla görüştü.

20-22 Eylül 1919'da Sivas'da bulunan Mustafa Kemal Paşa'yla da bir görüşme yaptı. Bu görüşme Türk tarihindeki en önemli görüşmelerden birisidir.

Mustafa Kemal Paşa, Amerikalı meslektaşını Ermeni propagandasına kanmaması için uyardı. Bölgenin tamamen Türklerden müteşekkil olduğunu anlattı.

Görüşme sonrası ikna olan General bir rapor yazarak Anadolu'nun Ermeni propagandasına feda edilmesinin tarihi bir hata olacağını belirtti. Bölgenin tarih boyunca da Türk yerleşimi olduğunu söyleyen General Harbourd, Ermeni devleti kurulması fikrinden vazgeçilmesini istedi.


"Well Come Missouri"

Amerika ile üçüncü önemli münasebetimiz yine bir savaş sonunda oldu.

İkinci Dünya Savaşı'nın galiplerinden Sovyetler Birliği'nin diktatörü Stalin, Kars/Ardahan ve Boğazlarda üs kurma hakkı talep edince, Türkiye 1948'de Marshall yardımı almaya ve 1951 yılında NATO'ya girmeye mecbur kaldı.

Stalin'in üs isteğinden hemen sonrasında Türk-Amerikan diplomatik ilişkileri hızlanmaya başlamıştı.

Türkiye'yi, Sovyetlere kaptırmak istemeyen Amerika, Stalin'in üs talebinin hemen ardından aradığı fırsatı bulmakta gecikmedi.

Washington'da vefat eden Türkiye'nin Amerika Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesinin Türkiye'ye gönderilmesi gerekiyordu.

Amerika bunun için donanmasının en gözde zırhlısını Missouri'yi görevlendirdi. Japonya'nın teslim antlaşması da döneminin en büyük zırlısı olan bu gemide imzalanmıştı.

1 Nisan 1946 günü Missouri zırhlısı Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e girdi. Washington'da ölen Türkiye Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini Türkiye'ye getiriyordu.

Zırhlının süvari kaptanı Rascol H. Hillenkolt'un yanında Truman'ın özel temsilcisi Alexander Weddel vardı.

İstanbul'da ise konukları iyi ağırlamak için hummalı bir çalışma sürmekteydi.

PTT Missouri için seri bir hatıra pulu bastırmış, Tekel ise piyasaya Missouri adında bir sigara çıkartmıştı. Gazeteler bütün sayfalarını Missouri'nin ziyaretine ayırmıştı.

Gemi Dolmabahçeye yanaşacağı için Karaköyden Beşiktaş'a kadar bütün evler aynı renge boyandı.

Taksim alanında ampullerden kocaman bir Missouri maketi yapılmış, geceleri ışıl ışıl yanmaktaydı.

Ayrıca camilerin minarelerine İngilizce "Well Come Missouri" yazan mahyalar asıldı.

Tramvaylar, otobüsler, taksiler gelen emirle yıkanıp temizlendi. Gazetelerde taksiciler, dolmuşçular röportajlar veriyor, dost Amerikan askerlerine bedava hizmet edeceklerini, hiç birinden para almayacaklarını söylüyorlardı. Türkiye'deki bütün genelevler taranarak en güzel kadınlar İstanbul genelevine taşındı.

Ayrıca İstanbul genelevi en seçkin doktorların başkanlığında inceden inceye gözden geçirildi. Bütün kadınların temiz ve güzel elbiseler giyinmesi sağlandı. Missouri zırhlısı gidene kadar Türk erkeklerinin içeriye alınmaması emri verildi.

Esnaflar zabıtalar tarafından tek tek tembih edilerek para vermek istemeyen Amerikan askerlerinin zorlanmaması istendi.

Ayrıca Emniyet Müdürlüğü Amerikan askerlerine yardımcı olmaları ve ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda bütün polis ve bekçilere kurs verdi. Amerikan askerlerine kolaylık gösterilecek, kesinlikle kötü davranılmayacaktı.

İstanbul'un hem valisi hem de belediye başkanı olan Lütfü Kırdar, Taksim Belediye Salonu'nda Amerikan Başkanı'nın özel temsilcisi ve gemi komutanları onuruna büyük bir ziyafet düzenlemek için çalışmalar yapıyordu.

Ankara'dan gelen bir emirle konukların Dolmabahçe Sarayı'nda ağırlanması daha daha uygun görülerek hazırlıklar saraya kaydırıldı.

5 Nisan 1946 Cuma sabahı Missouri Zırhlısı Dolmabahçe önünde demirledi.

On binlerce İstanbullu ünlü zırhlıyı ve Amerikan askerlerini görebilmek için Dolmabahçe önüne gelmişti.

Elçi'nin cenazesi kimsenin umurunda olmamıştı. Bu nedenle, ne zaman nasıl çıkartılıp nereye götürüldüğünü kimse göremedi. Ortalık bayram yeri gibiydi. Bu arada Amerikan başkanının özel temsilcisi ve komutanlar zırhlıdan çıkarak onurlarına düzenlenen yemeğe gitti.

Truman'ın özel temsilcisi Weddel, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yemekten sonra Milli Şef İsmet İnönü ile görüşmek üzere Ankara'ya hareket etti.

Bu arada binlerce Amerikan askeri İstanbul sokaklarına dökülmüştü.

En kısa zamanda hepsi körkütük sarhoş olmuş, İstanbul tarihinde hiç yaşanmamış garip bir durum çıkmıştı ortaya. Önde sarhoş Amerikan askerleri, onların arkasında onların her istediklerini yerine getirmek için didinen görevliler.

Barların, gece kulüplerinin önlerinde, yollarda " yes! Yes!" diye bağıran muhabbet tellalları.

Amerikan askerleri güpegündüz yollarda, tramvaylarda, kızlara sarkıntılık etmeye başladılar. Karşı koyan, kadın, kız, nişanlı, kardeş Amerikan askerlerinden dayak yemezse de, polisten azar işitiyordu.

Çok zaman geçmedi ki karakollar dolmaya başladı. Ancak karakolları dolduranlar sarkıntılık eden Amerikan askerleri değil, şikâyetçi olan İstanbullulardı.

Polisler her ne olursa olsun Amerikan askerlerinin karakola getirlmemesi için emir almışlardı.

Missouri Zırhlısı 9 Nisan 1946 günü İstanbul'dan ayrıldı. Ancak yapılan anlaşma uyarınca daha fazla sayıda Amerikan askeri, uzmanı ve personeli Türkiye'ye gelecekti. Bu sayı Türkiye'nin NATO'ya üye olmasıyla birlikte 30 bin kişiyi aşacaktı.


Türkiye Teksas'a döndü

Amerikalılar gelmeden kısa bir süre önce gazetelerde Amerika'yı öven Türklere Amerikalıları sevdirmeyi amaçlayan yayınlar yapılmaya başladı.

Gün geçmiyordu ki,

"Amerikalılar Türkiye'de petrol buldular" ,
"zengin olduk",
"zengin maden yataklarımızı gün ışığına çıkacak" ,
"petrol yataklarımız Suudi Arabistan'dan fazla" haberleri çıkmasın.

Ve Amerikalılar geldiler

7.09.1950. Ankara Yenişehir'de oturan Mr. Morris adındaki Amerikalı uzman kapısınının önünde bıraktığı motorsikletinin çamurluğuna dokunan 11 yaşındaki Turhan adındaki çocuğu evinin penceresinden av tüfeği ile vurdu .

Yaralı çocuk hastaneye kaldırıldı. Mr. Morris görevi başında olduğunu söylediğinden polisler dokunamadı. Amerikalı ceza almadı.

3.01 1953. Amerikan Kongresi üyelerinden Mr. Sonston, Kongrede yaptığı konuşmada Türkiye'deki Amerikalıların sekreter adı altında metres tuttuklarını söyledi.

20.11.1957. Samsun'da Şehir Gazinosu'nda Amerikalılar Atatürk'ün resmini yırttılar.

1957 yılında Ankara, İzmir ve İstanbul'da yalnız erkek çocukların çalıştırıldığı fuhuş evleri çoğaldığı tespit edildi.

30.09.1955. Samsun'da içki içen on kadar Amerikan askeri ara sokaklarda nara atarak gezerken kızlara sarkıntılıkyaptılar.

Kendilerini önlemeye çalışan ve efendi olmaya davet eden mahalle bekçisini dövdüler.

Olaya vatandaşlar da müdahil oldu.

Amerikalı askerler kendilerini önlemeye gelen jandarmalara da saldırıp bir jandarma eri ve bir bekçiyi ağır yaraladılar.

Çünkü karşılarındaki erler ve bekçiler aldıkları emir nedeniyle Amerikalı askerlere zor kullanmama konusunda uyarılmışlardı. Sonunda halk galeyana gelerek Amerikalı askerlerin hepsini dövdü.

28.06.1955. Bir Amerikalı Hilton Oteli asansöründe görevli kıza tecavüz etmeye kalkıştı. Kızın bağırması üzerine yetişenler kızı kurtardı.

18.03.1959. Bill adındaki bir Amerikalı 15 yaşındaki bir kıza tecavüz etti.

23.04.1959. Tuslog'da çalışan Amerikalılar gece kulubünde Türklere çatarak kavga çıkarttılar. Dışarı çıkartılan Amerikalılar burada da nara atarak etrafa küfredince toplanan halk tarafından yuhalandılar. Amerikalılar polis kordonu altında evlerine götürüldüler.

13.08. 1959. Amerikalı çavuşların yönettiği büyük bir kaçakçılık çetesi yakalandı.

İki Amerikalı general ve iki albaydan oluşan bir heyet Türkiye'ye geldi. Bu heyetten sonra bir başka heyet daha Türkiye'ye gelerek olayın basına yansımaması için uyarıda bulundular. Heyet hükümetten bu işi kapatmasını istedi. Mahkemeye yayın yasağı kondu. İki Amerikalı mahkeme esnasında tanıkların önünde Atatürk'e küfretti. Bütün bu olanlara ve tanıklara rağmen Amerikalılar delil yetersizliği gerekçe gösterilerek bütün suçlardan beraat ettiler.

14.09. 1959. Amerikalı bir çavuşun evini randevu evine çevirdiği tespit edildi 3 Amerikalı fuhuş yaparken yakalandı.

7.11.1959. tarihi itibarıyle Türkiye içerisinde serbestçe çalışan dört Amerikan mahkemesi vardı. Amerikalılar Türkiye'de300'den fazla suç işlemişlerdi.

15.04.1961. Amerikalı astsubay Calvin Hubert, yol dışındaki bir çimenlikte uyumakta olan bir erimizi cipiyle kasten çiğneyerek öldürdü. Gelen polislere görevli olduğunu söyleyerek serbest bırakıldı.

18.04.1961. Amerikalı bir subay biri on iki yaşında olan iki Türk çocuğunu özel arabası ile çiğneyerek öldürdü. Ceza almadı.

15.06.1961. Evinde fuhuş yaptıran bir Amerikalı karakola gelmeyi reddetmişse de polis kendisini karakola götürüldü. Amerikalı'nın küçük yaştaki kızları çalıştırdığı tespit edildi.

16.07.1961. Amerikalılar plajda halka ellerinde saldırmalarla hücum ettiler. Gelen polislere ise görevleri başında olduklarını söylediler. Ceza almadılar.

18.03.1962. Bir Amerikalı çavuş Gebze yolu üzerinde bir Türkü çiğneyerek öldürdü.

7.10.1962. Amerikalı kadın Binbaşı Miltret Butler bir Türk'ü çiğneyerek öldürdü.

21.10.1962. Adana İncirlik Üssü Sendika Başkanı Canan Bıçakçı bir açıklama yaparak üste çalışan Türk görevlilere Amerikalıların kötü davrandığını, sürekli hakaret bulunduklarını ve küfür ettiklerini söyledi.

22.10.1962. Amerikalı Çavuş John Menemen yolu üzerinde bir Türk'ü çiğneyerek ölümüne sebebiyet verdi.

11.08.1963. İzmir'de büyük seks partisi. Radar üssünde görev yapan Amerikalılar seks partisi düzenlediler. Camlar açık olduğu için halk ortalıkta dolaşan çırılçıplar kızlar görünce polise haber verdi.

Amerikalılar gelen polislere görev başında olduklarını söyleyince polis müdahale edemedi. 15 kadar küçük kıza tecavüz edildiği halde, Amerikalılara dokunulamadı.

6.05.1964. Tuslog'da görevli bir Amerikalı yüzbaşı ve çavuş Türk bayrağına hakaret etti.

11.05.1964. Bayrağımızı yırtan bir Amerikalı Wilburd Martin "Bütün Türkler .... Çocuğudur" diyerek hakaret etti.

13.06.1964. Bir Amerikalı asker Türk kadınına cebren tecavüz etti.

24.06.1964. Adana'da John adındaki bir Amerikalı çavuş mahalle bekçisini vurdu. Bekçi Resul ağır yaralı.

28.11.1964. Bir Amerikalı çavuş zorla bir kızın evine girmek istedi. Mahalle halkı kızın bağırması üzerine olaya engel oldu. Kız sinir krizleri geçirdi.

6.12.1964. Ankara Amerikalı çavuş Veysel adındaki Türk'ü arabasıyla ezdi.

20.04.1966. Ankara'da çavuş Glen bütün mahallenin gözü önünde bir bayanın kapısına dayandı ve kırmak istedi vatandaşlar olaya engel oldu.

16.05.1966. Büyükadada otuz Amerikan askeri içki içtikten sonra etrafa saldırdı, vatandaşları dövdü, sarhoş Amerikan askerlerine polis müdahale edemedi.

6.08.1966 Çavuş Keith Esentepe'de Mediha isimli bir kadını ezerek ölümüne sebebiyet verdi.

Aynı tarihte Diyarbakır'a 20 kilometre uzaktaki Pirinçlik hava alanında korumakla görevli Türk birliğinin başındaki subaya Amerikalı subay silah çekti.

Birliğin başındaki Türk teğmenin adı Yılmaz Baysan'dı. Amerikalılar teğmeni silah zoruyla hapsettiler. Türk birliğindeki diğer askerler silahlarını alarak komutanlarını kurtardılar.

16.61961. Amerikalı S.W Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü'nden sedef kakmalı takımları çalarken yakalandı. İfadesindeTürkiye'yi çok sevdiğini amacının hırsızlık değil Türkiye'den anı götürmek olduğunu söyledi.


(Komünist propagandasına malzeme olmasını engellemek amacıyla Amerikalıların Türkiye'de işledikleri suçlara büyük ölçüde sansür uygulanmış, sadece Amerikalıların isimleri değil mağdurların isimleri bile gizli tutulmuştur .)



İnönü: "Sökebilirsen sök!"

Amerikalı uzmanlar, askeri ve sivil devlet kademelerine dolmuşlardı. İsmet İnönü bu konuda şunları söylüyor:

"Daha bağımsız, şahsiyetli dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar etraflı çalışmalarını yapacaklar, tekliflerini hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu?

Hepsinin etrafında uzman denilen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Muvafak olamazlarsa işi sürüncemede bıraktırmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar.

Bir görev veriyorum. Neticesi bana gelmeden Washington'a gidiyor. Sonuç memurumdan önce sefirden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz bu devleti?

Bana şimdiye kadar bunlar tarafından hazırlanmış derdimize deva tek rapor göstermediler. Hepsi yasak savma kabilinden şeyler. Ne yapıyorsak kendi elemanlarımızla yapıyoruz. Peki, bu binlerce adam "avara kasnak" gibi dolaşmıyorlar ya? Elbette kendileri için önemli marifetleri var.

İstiklal Harbi'nden sonra sulh anlaşmasında esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa hudutlar fiili bir durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda hal ederdik. Bütün mücadele idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük tavizlerde bulunmaya hazırdılar.

Dayattık. Biz onların ne için ısrar ettiğini biliyorduk. Onlar bizim niçin inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler. Peygamber edası ile size dünyaları vaad ederler, imzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Ondan sonra sökebilirsen sök... Gitmezler. Ancak bu meselenin üstüne vakit geçirmeden eğilmek lazım. Yoksa ne bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döğersiniz. Fakat zannetmeyinki kolay bir iştir. Savuşturulan iki üç badire bunun yanında hiç kalır. Teşebbüs ettiğinizde başımıza neler geleceğini kestiremem."


İlhami Yangın - Kırmızı Çizgi


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

25 Ocak 2012 Çarşamba

NÜKLEER BAHANE,PETROL ŞAHANE


AB’DEN İRAN’A PETROL AMBARGOSU

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, nükleer programı nedeniyle İran’a petrol ambargosu uygulanmasında uzlaştı.
Karar, yeni petrol anlaşması görüşmelerinin kesilmesini, varolan anlaşmalara da 1 Temmuz’a kadar uyulmasını öngörüyor. Avrupa Birliği, şu anda petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini İran’dan karşılıyor. Aynı tarihlerde ABD’nin İran’ın petrol ticaretinin küresel finansmanını hedef alan yaptırımları devreye girecek.
“ABD-İRAN SAVAŞI 1 TEMMUZ’DA”
1 Temmuz tarihinden sonra İran Asya’ya bir miktar petrol ihraç edebilecek ama büyük oranda fiyat indirimine gitmek zorunda kalacak. Daha önceki yaptırımlardan farklı olarak petrol ambargosu İran vatandaşlarını doğrudan etkiliyor ve dolayısıyla rejime ciddi bir tehdit oluşturuyor.
AB’nin İran’a ambargo kararı, uluslararası uzmanlar tarafından ‘ABD-İran savaşının başlangıcı olacak’ diye yorumlandı. Amerikan uçak gemisinin Pazar günü Hürmüz Boğazı’ndan sorunsuz geçişiyle şimdilik sıcak çatışma tehlikesi atlatıldı ama petrol ambargosunun yürürlüğe gireceği tarih yaklaştıkça bölgedeki gerilimin tırmanacağı yapılan yorumlar arasında.
 Şalom-25 Ocak 2012

HİNDİSTAN VE ÇİN İRAN'A DOLAR YERİNE ALTIN ÖDEYECEK
FHA- Korsan İsrail istihbaratına yakınlığı ile bilinen Debkafile sitesi, Hindistan ve Çin'in İran'dan aldığı petrole karşılık dolar yerine altın ödeme kararı aldığını yazdı.
FHA- Konu ile ilgili bir yazı yayınlayan Debkafile, Hindistan'ın İran'ın bir numaralı petrol müşterisi olduğunu ve dolar yerine altın ödemeyi kabul ettiğini yazdı.
Debkafile, aldığı duyumlara göre Çin yönetiminin de aynı yöntemi izleyerek Amerika ve AB'nin petrol ambargosundan kurtulmaya çalıştığını belirtti.
Hindistan ve Çin İran'dan her gün bir milyon varil petrol satın alıyor, ki bu da İran'ın petrol ihracatının %40 kadarını oluşturuyor.
Debkafile, Yeni Delhi ve Pekin'in petrolün bedelini altınla ödemeleri durumunda yaptırımlardan kurtulacağını vurguladı.
Fars Haber Ajansı–25 Ocak 2012

ABD-İRAN EKONOMİK SAVAŞI
Pepe ESCOBAR
Ulusal Savunma Yetki Yasası’nda önemli bir değişiklik 2011’in son gününde -kimse dikkat etmezken- ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalandı. Bu değişiklikle, İran petrolü satın alan ve bunu İran merkez bankası aracılığı ile ödeyen herhangi bir ülke ya da şirkete ekonomik yaptırımlar uygulanması karara bağlanıyordu. Önümüzdeki yazdan itibaren, bunu yapmak isteyenlerin ABD ile iş yapmaları engellendi.
Bu değişiklik –tüm pratik amaçları ile ekonomik bir savaş açılması– sizlere, Benjamin “Bibi” Netanyahu başbakanlığındaki İsrail hükümetinin direkt emirleri ile Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) tarafından getiriliyor.
Orijinal İsrail stratejisi daha da abartılı idi ve İran’dan ithal edilmiş petrolün herhangi bir ülke ya da şirket tarafından ödenmesini engellemeye yönelik idi; Çin ve Hindistan muhtemelen istisnalar olmak üzere. Ancak bunun da ötesinde, Amerikan-İsrailliler bunun petrol fiyatlarının fırlaması sonucunu doğurmayacağına ikna etmeye çalışyorlardı.
Avrupa Birliği (AB) hükümetleri ise, İran’dan artık petrol alıp almamayı tartışırken, kendi zenginliklerini de vurmak konusunda eşi zor bir kapasite sergiliyorlar. Varoluşsal kaygıları şu: şimdi mi başlamayalım, yoksa birkaç ay daha mı beklemeyelim. Kaçınılmaz olarak, tıpkı ölüm ve vergiler gibi, sonuç petrol fiyatlarının yükselmesi oldu - başka ne olabilirdi zaten. İngiliz hampetrolü 114 dolar civarında seyrediyor, ve doğrultusu yukarıya doğru.

Beni hampetrole zamanında ulaştırın
İran, petrol İhrac Eden Ülkeler Örgütü’nin (OPEC) en büyük ikinci üreticisi ve günde 2.5 milyon varil petrol ihraç ediyor. Bu petrolün 450 bin varili AB’ye gidiyor. AB, Çin’den sonra İran için ikinci en büyük pazar.
AB Enerji Komiseri Gunther Ottinger, AB’nin İran kaynaklı kısıntıyı Suudi Arabistan’a güvenerek kapatabileceğini telaffuz ediyor.
Herhangi bir kendine güvenen petrol analizcisi Suudi Arabistan’ın gerekli tüm ekstra kapasiteye sahip olmadığını bilir. Bundan da öte, ve daha önemlisi, Suudi Arabistan’ın pahalı petrolden çok para kazanmaya ihtiyacı var. Karşı devrimci Suudi Kraliyet Ailesi’nin olası Arap Baharı ihtimalini engellemek için gerekli rüşvetler nedeniyle bu fonlara ihtiyacı var.
Buna Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidini ekleyin, ki bu da dünyanın petrolünün altıda birinin ve OPEC’in ihracatının yüzde 70’inin pazara ulaşmasının engellenmesi demek; petrol tüccarlarının olabildiğince daha fazla hampetrolü kilitlemek için birbirlerinin üzerine düşmelerine şaşmamak gerek.
Varili 50 dolara veya 75 dolara ulaşılan petrolü unutun. Petrolün varili yakında 120 dolar olacak ve hatta yazın 150 dolar olacak, tıpkı krizdeki 2008’deki gibi. OPEC, zaten 2008’den beri en yüksek petrol miktarını pompalıyor.
Dolayısıyla İsrail’in yol kenarında tezgahladığı doğaçlama patlayıcı alet şimdi küresel ekonominin tüm kesimlerini hedefleyen çok patlamalı ekonomik intihar bombasına dönüştü.
Nitekim, İran parlamentosunun ulusal güvenlik başkanı ve dış politika komisyonu başkanı Alaeddin Brujerdi, Batı’nın bu petrol yaptırımları ile “stratejik hata” yapıyor olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Oyunun 2012’deki adı, derin küresel durgunluk.

Obama ilk zarı atıyor
İran’ın merkez bankasına yaptırımların “masa üstünde olmadığını” sızdırdı. Obama yönetimi bunun petrol fiyatlarının yükselmesi demek olduğunu ve küresel durgunluğa tek yönlü bir bilete onay vermek demek olduğunu tabii ki biliyordu. Üstelik İran rejimi, petrol ihracatından daha fazla para kazanacaktı.
Ancak yine de Bibi-AIPAC ikilisi, İsrailliler-öncelikli Mekke’ler olan ABD Senatosu ve Kongresi’nden geçirmekte hiç zorlanmadılar; ABD Hazine Bakanı Tim Geithner’in buna karşı olduğunu ifade etmesine rağmen.
İmzalanan değişiklik İsrail tarafından bağrış çağrış istenen “kötürüm edici yaptırımlara” denk gelmeyebilir. Tahran sıkışmayı hissedecek, ancak tolere edemeyeceği bir seviyede değil. Ancak ABD Kongresi’ndeki sorumsuz kişiler -ki Amerikalıların çoğunluğu tarafından nefret edildikleri kamuoyu anketlerinde görülüyor – İran’ın küresel pazara günlük 2.5 milyon varillik ihracatını İran’ın elinden, küresel ekonomi açısından şiddetli sonuçlar olmaksızın alabileceklerini düşünebilir.
Asya gittikçe daha fazla petrole ihtiyaç duyuyor ve İran’dan petrol almaya devam edecek. Bu da petrol fiyatlarını oynatacak.
O zaman neden Obama anlaşmayı imzaladı? Obama yönetimi için, şu an her şey seçim hesabı dahilinde. Cumhuriyetçi başkanlık sirkindeki uçuk tiplerin –Ron Paul dışında– hepsi seçildikleri an İran’a savaş açacaklar ve Amerikan seçmeninin önemli bir kısmı bunu satın alacak kadar dünyadan bihaber.
Kimse, Amerikan ve Avrupa ekonomilerinin 120 dolar etrafında seyreden petrol ile fört etmeye ihtiyacı olmadığını sonucunu verecek temel matematik hesapları yapmıyor.

Bana gücünü göster
Kendi kendisini yenilgiye uğratan, krizdeki NATO ülkeleri toplamı dışında da herkes ve komşuları, İsrail-Amerikan ekonomik savaş ilanının etrafından dolanacak.
- Rusya etrafından dolanacağını söyledi.
- Hindistan halihazırda İran petrolü için Türkiye’deki Halkbank’a ödeme yapıyor.
- İran Çin’e daha fazla petrol satmak için aktif olarak pazarlık yürütüyor. İran Çin’in Suudi Arabistan’dan sonra ikinci en büyük tedarikçisi. Çin ödemeyi avro olarak yapıyor ve yakın zamanda yuan olarak yapacak. Mart’tan itibaren yeni fiyatlandırma için anlaşma imzalamış olacaklar.
- Venezuela 2009’dan beri İran ile iki uluslu bir bankayı kontrol ediyor. İran’a Latin Amerika’daki işleri için ödeme bu şekilde yapılıyor.
- Geleneksel ABD müttefikleri bile dışında kalmak istiyor. Türkiye, örneğin, petrol ihtiyacının yüzde 30’unu İran’dan karşılıyor.
- Türkiye Petrol ithalatçısı Tüpraş’ın ABD yaptırımları dışında tutulmasını talep edecek.
- Güney Kore de aynı şekilde 2012’de günde 200 bin varil petrol almak için yaptırımın dışında tutulmak isteyecek. Bu 200 bin varil Güney Kore’nin ihtiyacının yüzde 10’una denk geliyor.
Çin, Hindistan, Güney Kore’nin hepsinin İran ile karmaşık iki yönlü ticari bağlantıları var (Çin-İran ticareti örneğin, yıllık 30 milyar dolar ve gittikçe artıyor). Bunların hiçbiri Washington/Tel Aviv istedi diye sönümlenmeyecek. Dolayısıyla gelişmekte olan dünyada İran petrolünü satın almak için yeni özel bankaların kurulacağı kolaylıkla öngörülebilir.
Washington’un İran ile ilişki içindeler diye Çinli bankalara yaptırım uygulamaya cesareti ve gücü yok.
Öte yandan, Tahran’ın cesareti ve gücü övülmeye değer. Cinayetlerin üstünün örtülmesinde insafsız kampanyalara; İran’lı bilim adamlarının kaçırılmalarına; Sistan-Belucistan bölgesindeki sınır ötesi saldırılara; alt yapısına virüsler ve başka yollarla gelen İsrail sabotajına, topraklarının ABD casus uçakları tarafından istila edilmesinden, İsrail’in durmak bilmeyen “korkut ve sindir” amaçlı tehditlerine; ABD’nin Suudi Arabistan’a 60 milyar dolarlık silah satışına rağmen İran geri basmıyor.
Tahran kendi füzelerini başarılı bir şekilde, Hürmüz Boğazı’nda test etti. Daha sonra Tahran durmak bilmez saldırgan Batı ateşine tepki verdiğinde, “provokasyon yapmakla” suçlanıyor.
Geçen Cuma, New York Times yayın kurulu Pentagon’un İran’a tehditlerine aşık olmuş ve “maksimum ekonomik baskının” çığırtkanlığını yapmıştı.
Ortalama İranlılar acı çekecek, tıpkı ortalama kriz vurgunu Avrupalıların da acı çekeceği gibi. ABD ekonomisi de acı çekecek. Ve ne zaman Batı’nın fazla histerikleştiğini hissetse, Tahran da petrol fiyatlarının tavana fırlaması hakkını elinde tutacak.
Tahran’daki rejim petrol satmaya devam edecek, uranyum zenginleştirmeye devam edecek ve düşmeyecek. Tıpkı Pakistan’da düğün törenine düşen Hellfire füzesi gibi Batı yaptırımları sefil bir şekilde başarısız olacak. Ancak bu da Batı’yı da içine alan hasarla birlikte olacak.
 Haber.Sol.org.tr
  


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

23 Kasım 2011 Çarşamba

AMERİKA VE IRKÇI İSRAİL REJİMİ TERÖR TİMLERİNİN IRAK'LI BİLGİNLERİ KATLETMELERİ


Amerika ile ırkçı İsrail rejiminin terör timleri Irak'ın işgal edilmesinden sonra, yüzlerce Iraklı araştırmacı ve bilgini suikast sonucu öldürdüler. Elsager araştırma merkezinin haberine göre, bu terör timlerinin kanlı eylemler sonucu Irak'ta 152 anabilim dalındaki çalışmalar durdurulmuştur. Univer City Goldberg fakültesinin bilimsel araştırmalar danışmanı Muhammed Errebii diyor ki; Amerika ve Siyonist rejimin terör timlerinin Iraklı bilginleri katletmelerinin nedeni Irak halkını ve bilginlerini dehşete düşürmek ve Iraklı bilginler ve akademisyenlerin Irak'ı terk etmelerini sağlamaktır. Londra'daki West Minster üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abbas ElHüseyni de yaptığı açıklamada, Irak'ın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini engellemektir. Brüksel yargı komitesinin üyesi Dr. İsmail Elcelili de Amerika ve Siyonist işgalcilerin Irak'ta kargaşa yaratmak için Iraklı bilginleri katlettiklerini söyledi. Iraklı yetkililere göre, Amerika ve müttefiki batılı devletlerin Irak'ı işgal ettikleri 2003 yılından beri terör timleri 500 Iraklı bilgin ve üniversite öğretim üyelerini öldürdüler. İngiliz gazeteci ve yazar Robert Fisk'e göre Irak'ta 15 yabancı casusluk ve istihbarat servisleri Irak bilgileri katletmek veya bu ülkeden kaçırmak için faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bush yönetimi döneminde Amerika dış işleri bakanlığının itiraflarına göre, soykırımcı İsrail rejiminin casusluk ve terör örgütü Mossad kendilerine teslim olmayan Iraklı nükleer bilim dalı bilginlerini katletmiş veya onları Amerika ile işgal edilen Filistin topraklarına nakledip, kendi tesislerinde çalışmaya zorlamış bulunuyor. Irak üniversiteleri öğretim üyeleri sendikasının da raporuna göre, Amerika ve Irkçı İsrail terör timlerinin yaptıkları saldırıların kurbanlarının yüzde 80'ı Iraklı bilgin ve üniversite hocalarından oluşmaktadır. Bağdat, basra, Musul ve Elmüstensere üniversitelerinin öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerinin yarısı işgalci güçlerin terör saldırıları sonucu öldürülmüşlerdir. Son on yılda amerika ve Irkçı İsrail rejiminin terör timlerince öldürülen bilginlerin en meşhur şahsiyetleri Bağdat üniversitesi rektörü, Dr. Muhammed Abdullah Erravi, Müstensere eğitim fakültesi dekanı, ırak Afrika ve Asya araştırmaları merkezi başkanı Dr. Sabah Mahmut Errebii , ırak kızıl haç başkanı ve hukuk fakültesi dekanı Dr. Aziz Ali, Musul Hukuk fakültesi dekanı Dr. Leyli Abdulcebbar, ırak fizik anabilim dalı bilginlerinden Dr Hüseyin yasin ve çok sayıda diğer Iraklı bilginlerdir. Iraklı bilginlerin 3/4ü bu terör timlerinden katledildiler. Böylece Irak'ta bilimsel çalışmalar ve eğitim ağır darbeler aldı.

11 Kasım 2011 Cuma

‘KÜRESEL DİRENİŞ’İN SPONSORLARINA BAKIN! DURUMU ANLAYIN!

 ‘15 Ekim: ‘Küresel’ Direniş Günü’ymüş!
Amerika’da bir şeyler oluyor!
‘Anonymous’- internet aktivistleri, Zeitgeist’cılar, Adbusters dergisi,  Wiki sızıntıcılar, ‘Wall Street’i  işgal et!’ hareketi, Soros destekli STK örgütü  ACORN ve 2 milyon üyeli Hizmet sendikası SEIU sokaklarda… Birileri internetten fırlayıp   Brooklyn Köprüsünü kapatıyor, Chicago’da banka şubelerini çöpe boğuyor,  New York’ta bir parkta geceliyor……Yine birileri Batı dünyasındaki  ‘bahar’dan sözediyor..
Sadece New York’un yüzde 50 nüfusu evini barkını son krizde kaybetti… Dünya lideri Amerika’nın  halkı aç ve işsiz.. Öfke dorukta ..
2011 yılı boyunca Amerika’da  yüz elli bin kamu çalışanı  işini kaybetti. Yıl sonuna kadar  elli bin çalışanın daha işten çıkarılacağı açıklandı. Sadece bu sektörde,  1 milyon kişi etkilendi!  Amerikalılara kış geldi!
O zaman bu öfkenin tamponlanma  zamanı… Ayrıca bu kış,  halkı yok edecek  ve küresel sırtlanları daha da semirtecek yeni yasalar  gelecek!
Tüm bunlar olurken, ‘Denetimli bir muhalefet’ kızgın halka yeni bir nefes,  birazcık da  ‘umut’ verecek!  Halkın hayal denizinde yüzmeleri gerek.. Sonra en başta orta sınıf, ellerinde apple’ları, I padleri, kulaklarında Iphone’larıyla  en sert şekilde toprağa gömülecek!
Bizde de hem sosyal paylaşım sitelerinde hem de Cumhuriyet gibi ‘sol’ gazetelerde ‘Amerikan  baharı’ndan umutmuş gibi  söz eden  birileri var…
 O zaman şu ‘bahar’ın arkasına bakmalı…
15 Ekim ‘Küresel Direniş Günü’ymüş ya!   Logosunda ‘United for Global Change!’  yazıyor.  Yani  bunlar   ‘Küresel Değişim için Birleşenler!
Küresel Değişim’i isteyenler kimler? 
Tek dünyacı küresel çeteler!  
Ama  New York’ta Zuccotti parkına sosyal paylaşım ağlarında örgütlenip gelenler,  küresel çetelerin merkezi   Wall Street’i ‘işgal’ etme gayretindeler!    
Kafanız karışmıyor mu?
 New York parkında yüksekçe bir yerden kalabalığı galeyana getirenlere bakalım. O da ne?   Yugoslavya’yı   CIA uzmanları ve NED (National Endowment for Democracy) fonlarıyla parçalara ayıran  OTPOR/CANVAS gençlik  örgütünün liderleri…


İvan Maroviç, Doğu Avrupa’ya, Kafkaslara, Orta Asya’ya turuncu darbeyi öğretti, Arap baharına yol verdi, sıra Amerika’ya mı geldi?!
Kapitalizmin merkezinde    ‘kapitalizme karşı mücadele’   ‘Emekten yana-sömürüye karşı elele!’  çığlıkları ortaya yayılıyor..  Meydanlarda Sırp aktivistler, feysbuk ikonları Amerikan halkını  küresel elite karşı savaşa çağırıyor! Aman ne inandırıcı…
Zaten İvan Maroviç durumu açıklıyor: ‘Devrimci bir eylemin planlamasında, hiçbirşey ‘kendiliğinden’ değildir!  İnsanlar sokaklara dökülüvermiş gibi görünebilir. Ama bu aylar hatta yıllar süren dikkatli bir hazırlığın sonucudur! Belli bir noktaya gelene kadar, grevleri ve büyük kitle  yürüyüşlerini örgütleyene kadar geçen süre çok sıkıcıdır.  Ama o noktaya vardığınızda  her şey birkaç hafta içinde  sona ulaşır!’ Revolution U, Foreign Policy, February 16, 2011)  
Çok önceden ve çok ince ince hazırlanmış bir operasyon olduğu   afişinden bile belli! ‘Occupy Wall Street !’ (Wall Street’i işgal edin!) in   afişinde polislerin kovaladığı kızgın bir boğanın üzerindeki zarif balerin, onların neyi nasıl planladığının göstergesi!
‘SOL’ un denetimi! 
Kurt Nimmo ve Prof. Michael Chaussodovsky  Globalresearch.com da sordular. ..
‘Küresel sermaye tarafından fonlanan Küresel direnişçiler’, nasıl oluyor da   dünyayı küresel şirketlerden kurtarma iddiasıyla ortalıktalar?!’ 
Evet nasıl!?
Meydanlara ilk çağrı The Adbusters  Dergisinden yapıldı.  .   Ortada   General Assembly of New York  (New York Meclisi)  adında bir düzenleyici örgüt vardı ama onların kim olduğu da meçhuldü..  Adbusters dergisi bir Medya vakfına bağlıydı..
Bu vakıf başka vakıflar tarafından  fonlanmaktaydı. Adbusters’a yüklü bağış  yapan vakıf  The Tides (Foundation) vakfıydı. ‘Sol’  ‘İlerici’ söylemlerle ortadaydı.
Tides vakfı,  George Soros’dan, 2008’de 4 milyar dolar almıştı.. Sonraki bağışların izine rastlanamamıştı.
 ‘Amerika  Öfke günü’  ya da   ‘Küresel Direniş!’ çağrılarının yeraldığı sitelerde  Ruckus Society  adlı bir vakıf daha vardı.  Ruckus Society web sayfasında,   Tides Vakfından fonlandığını açıklamıştı.
Direniş’i destekleyen  ACORN  (American Community Organization for Reform Now)ve SEIU (Service Employees International Union-AFL-CIO bağlantılı)  gibi sivil toplum ve sendikalar da  Warren Buffet ve George Soros fonları ile  bağlantılıydı ve  ‘küresel direniş!’ çığlıkları atıyorlardı!
Ünlü ‘sol’ belgeselci  Michael Moore   da,  yanlarındaydı..  Basında ‘Direniş’ hareketinin ‘kapitalizmin ölümü için olduğunu’ söylüyor,  konuşmasını  ‘muhalif sözlerle süslüyordu.  Ama  konuşmasında FED’den,  Soros gibi tefecilerden   hiç bahis yoktu…
SAĞ’ın kontrolü!
Küresel sermaye,  patlama noktasına gelmiş toplumun SOL kesiminin gazını  Soros vakıflarınca fonlanan , sendikalar, Sivil toplum örgütleri, medya organları yardımıyla alacaktı!   ‘Devrim ve değişim’ laflarıyla    ‘sol’ muhalefeti kontrolde tutarken, SAĞ  muhalefet de ihmal edilmeyecek, o cenaha da  Çay partisi (Tea Party) oturtulacaktı. 
Sahnelenen oyuna iyi bakın!   Patlamaya hazır ve her şeyini  küresel çetenin midesine yediren bir  toplumda sağ ve sol  taraf KONTROL ALTINDA!   Sadece kontrol altında olsa iyi… Dahası da var!
‘Wall Street’i İşgal et!! Hareketinin  web sitesinde, Soros’un takdir sözleriyle,  dünyanın en zengin 3. adamı Warren Buffet’ın ‘vergi reformu önerilerine yer veriliyor (!)
‘Zenginler için vergilerin arttırılmasını savunan’ Buffet’ın vergi yasası  önerisi, küresel direnişçilerin ağzında dolaşıyor!
 Halkın kendi bacağını kurşunlaması için ortaya OTPOR / CANVAS kuklaları sürülüyor..  Onlar da sloganları belirliyor… ‘Yüzde 99’u kurtarmak için yüzde 1’i verelim!’
Arkada Soros, Buffet, onların da arkasında Rockefeller Rothschild  Amerika’da kalan son kanı içmek için bekliyor…  Zenginlerin vergilerine bir şey olacağı yok. Onların parası   vergisiz cennetlerde gömülü..   ‘Vergiler yükselsin!’ diye bağıran orta sınıf,  kendi eliyle kendini yok edecek. Bağıra bağıra  kalan her şeyini küresel tefecilere verecek. Buffet ve Soros’ların cebinden kuruş vergi çıkmayacak ama  sokaklarda bağıranların iç çamaşırları bile gidecek!
Kurt Nimmo soruyor:  ‘ Wall Street’i işgal et!’ hareketi ‘Sol’ retoriği kullanırken,   hareketi fonlayan ‘Liberal’  vakıflar.! Aynı vakıflar ‘sağ’ muhalefeti de fonlamaktadırlar.  Küresel sermaye  gerçek muhalefeti güçsüzleştirip,  yok ederken,  kendini daha da zengin edecek adımları mı atıyor!?’’
Michael Chossudovsky bir yazısında alıntılamıştı: 1960’lı yıllarda Kennedy ve Johnson’un Ulusal Güvenlik danışmanı olan, Ford Vakfı başkanı Mc George Bundy soruya en genel şekliyle cevap veriyor: :
"[Ford] Vakfının yaptığı her şey Dünyayı kapitalizm için güvenli hale getirmek içindir..! Olumsuz etkilenenlerin rahatlatılmasına yardımcı olmak,  toplumsal gerilimleri azaltmak, KIZGIN OLANLAR İÇİN EMNİYET SÜBABI SAĞLAMAK ve hükümetin işleyişini kolaylaştırmak! Görevimiz budur!’
Yukarıdaki örnek çerçevesinde Türkiye’deki siyasi  muhalefeti dikkatle inceleyin.  Sivil toplum’un sendikaların, derneklerin yapısına ve sponsorlarına dikkatle bakın. ‘İlerici’ymiş  maskesi altında yayın yapanların, eylem örgütleyenlerin akçeleri nerden geliyor araştırın! 
Banu AVAR / 14 Ekim 2011 / banuavar@superonline.com

Wikileaks konusunda benim sözlerimi çürütmek için Akif Beki’den medet uman, ‘AB proje danışmanlarının dikkatine: ‘Sol muhalif’MİŞ gibi ortaya çıkanlar,  sahte ‘muhalefet’in en iyi örneklerini oluşturmaktalar.  Kendilerine teşekkür borçluyuz!. Türkiye’yi küresel sırtlanlara pazarlarken yukarda örneğini gördüğünüz  Soros ‘sol’culuğu  Türkiye bayiliğini layığıyla yapmaktalar. .
Wiki, Assange, Soros, Rothschild bağlantısını ve  Arap ülkelerinde  ‘halk hareketinin perde arkasını  yazdığımızda  pek rahatsız oldular!  Şimdi,   Batı ‘baharı’ ve sponsorlarını,  ders verdikleri Soros okullarında bakalım nasıl değerlendirecekler…

Banu AVAR
AYRICA BAKINIZ:

http://www.bibliotecapleyades.net/sociopolitica/sociopol_globalupraising26.htm
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1 Ağustos 2011 Pazartesi

TÜRKİYE'Yİ DÖNÜŞTÜRME PLANI



Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve 3 kuvvet komutanı Amerika ve AKP'nin dayatmalarına karşı istifa etti. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifası; "Türkiye'nin dönüm noktası" olarak değerlendiriliyor. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını Yüksek Askeri Şura öncesi istifa etmelerine neden olan planı Aydınlık gazetesi ortaya çıkardı. Aydınlık'a konuşan muvazzaf generaller; AKP'nin ABD merkezli ; "YAŞ ve Hükümet-TSK İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması" başlıklı planını anlattı. Plana göre, 1-
İşte o planın ayrıntıları...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının toplu şekilde istifa etmelerinin perde arkasını Aydınlık gazetesi ortaya  çıkardı.

Habere göre; son dönemde Türkiye'ye gelen Amerikalı yetkilerinin Türk Ordusuna baskı uyguladı. ABD merkezli bir Ordu planı AKP aracılığıyla TSK'ya dayatıldı. Planın adı da "YAŞ ve Hükümet-TSK İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması"...

5 maddelik planla Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli general sayısı 301'den 110'a çekilmek isteniyor.
ABD'NİN 2011 TSK PLANI:
GENERAL VE ÜST SUBAY SAYISI 2/3 ORANINDA AZALTILACAK


TSK ile ilgili kanun ve mevzuatlara göre sayıları 301 ile sınırlı olan general kadrosu, azaltılan asker sayısına paralel olarak 3/2 oranında azaltılacak. Bu sayı ile 110 general kadrosu kaldırılacak. Diğer subay ve astsubay sayıları da yeniden belirlenecek. Şu anda TSK bünyesinde 46 bin subay, 100 bin astsubay ve 70 bin uzman erbaş bulunuyor.



Planda, asker sayısının azaltılması da yer alıyor. 

ASKER SAYISI 250 BİNE İNECEK


Asker sayısı azaltılacak. İç güvenlik hizmetleri ile sınır koruma görevinin TSK'dan alınarak İçişleri Bakanlığı'na devredilecek ve profesyonel ordu çalışması da birlikte yürütülecek. TSK'nın 730 bin olan  askeri personel sayısı 250 bine indirilecek.

Ergenekon ve Balyoz teritplerine ilişkilendirilen subay ve generallerin emekli edilmesi ya da açığa alınması da planın maddelerinden biri.

17 GENERAL EMEKLİ EDİLECEK, 171 SUBAY AÇIĞA ALINACAK


Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Islak İmza gibi tertiplere adları karıştırılan 17 muvazzaf general ve amiral emekli edilecek. 171 subay ve  astsubay ise davalar sonuçlanıncaya kadar açığa alınacak. Açığa alınacak askerlerin maaşlarında 3/2 oranında azaltmaya gidecek.


Terfi bekleyen generaller emekli edilecek yerlerine ise atama yapılmayacak. 

İSTİSNAİ GENERAL KADROLARI BOŞALTILACAK

Önemli görevler ve temdit zorunluluğu nedeniyle ihdas edilen ve 40 civarındaki "istisnai" general kadroları boşaltılacak. Boşaltılan kadrolara atama yapılmayacak.


Genelkurmay Başkanlığı'nın pasifize edilmesinin önemli adımlarından biri  ise, "Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması" olacak...

GENELKURMAY MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI'NA BAĞLANACAK


Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması konusundaki ilk somut talep 2011 YAŞ toplantısında gündeme gelecek.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

27 Şubat 2011 Pazar

ABD ELÇİLİĞİ AKP SEÇİMİ KAZANSIN DİYE KOLLARINI SIVADI!
Seçim gününe 100 günden fazla zaman var ama ABD daha bugünden düğmeye bastı.
Nasıl mı?
ABD Ankara Elçiliğini harekete
geçirerek!
Sefaretin Siyasi İşler Müsteşarlığı birimi faaliyetler yapıyor.
Mesela neler mi?
TOBB yöneticileri ve iki ilimizin Ticaret-Sanayi Odası başkanları ile bir araya geldiler.
Keza AKP’ye sıcak olmaması ile bilinen çok önemli bir işadamı ile İstanbul’da buluştular.
Aynı şekilde merkez medya’dan bir patronla yemek yediler.
İşin komiği yapılan bu faaliyetleri örtmek için muhalefete mensup milletvekilleriyle de görüşülerek kamufle edilmeye çalışılması!
CHP’li Atila Kart görüşülen isimlerden biri.
Görüşmeye alınan işadamlarından birine (Bize bunları anlatan) AKP’nin bir dönem kalmasının gerekliliği bizzat müsteşar yardımcısı tarafından açıktan ifade edilmiş.
Üstelik bu bakış Başkan Obama öyle düşünüyor diye sunulmuş!
Diyeceksiniz ki bu görüşmelerin ne anlamı olabilir?
Bugünden muhalefetin para ve medya desteği kökünden kesiliyor ve AKP karşıtı bir rüzgarın esmesinin önüne
geçiliyor.
Evet Washington için AKP’nin bir dönem daha iktidarda kalması proje ve hedefleri bağlamında olmazsa olmazdır!
Mağrip’de yakılan isyan ateşi bütün Arap coğrafyasını sarsın ve İran’a ulaşsın isteyen ABD’nin bu süreçte AKP’yi rol-model olarak elinde tutması ve bölgeye sunması hedefleri bakımından vazgeçilemez bir gerekliliktir ki Tunus’lu Gannuşi bu örnek alma olayını açıktan ifade
etmiştir.
ABD İslam coğrafyası radikal olup İran’ın güdümüne girmesin diye ılımlı-uyumlu Müslüman toplumunu inşa etmek istiyor ki AKP elindeki modeldir.
Sakın, ama ABD elçisi basın özgürlüğü bağlamında AKP’yi eleştirdi demeyin daha önce de yazdık o bir tiyatroydu!
Türk toplumundaki Antiamerikancı eğilimleri iyi bilen ABD Sefareti ve AKP işbirliği yaparak yapay bir gerginlik inşa etmiş ve kayıkçı kavgasına
tutuşmuşlardır.
Görüldüğü gibi seçim sathı mailine tam girilmeden bile ABD kollarını
sıvamıştır.
CHP’li Atila Kart’ın beyanı ile 500 CIA görevlisinin faaliyet yaptığı Türkiye’de ABD, AKP sonuç alsın yani seçimi açık ara ile kazansın diye gerektiğinde bazı provokasyonlara bile bizzat müracaat edeceğini söylersek herhalde uçuk bir şey söylemiş olmayız!
Tablo budur ve muhalefet buna göre bir strateji geliştirip seçime hazırlanmalıdır!
Washington AKP’ye açıktan bu denli angaje olmuşken muhalefetin kartını olabildiğince açık oynama zorunluluğu
vardır!
Evet CHP de MHP de Anadolu’ya ABD’nin AKP’yi niçin ısrarla istediğini bugünden itibaren istisnasız her gün anlatmalı ve toplumu buna inandırmalıdır... Bu yapılmayıp, “Aman ABD süper güç karşımıza almayalım” gibi bir yola girilirse geçmişler ola yani seçim yapılmadan bitmiş olacaktır...
ÖNEMLİ NOT: Önceki akşam ATV’de Başbakan’a güya soru soran üç sözde gazeteciden mesleğim adına utandım. Hele kendini liberal ve özgürlükçü diye satan Mehmet Barlas’ın basın özgürlüğü bağlamında tek bir soru sormaması ona yakıştırılan pek çok şeyi hak ettiğini teyid etmiştir.

Sabahattin ÖNKİBAR

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Kasım 2010 Pazar

ABD'NİN REZİLLİKLERİ AÇIKLANIYOR




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

21 Eylül 2010 Salı

ARAPLAR SİLAHLANIYOR BİZ DÜZMECE YALAN DOLANLARLA KAHRAMANLARI İÇERİ ATIYORUZ



İngiliz Financial Times (FT) gazetesi, Körfez bölgesindeki Arap ülkelerinin, 123 milyar dolarlık silah alımıyla, tarihindeki en büyük silah tedariki hamlesini yaptığı yazdı.

Gazete bugünkü manşetinde yer verdiği, Rhoula Khalaf ve James Drummond imzalı haberde,
"Arap ülkelerinin, özellikle İran’ın nükleer amaçlarına karşı konumlarını güçlendirmek için bu alımlara yöneldiğini" kaydetti.

ABD’den sağlanacak bu alımlar için, örneğin Suudi Arabistan’ın 67,78 milyar dolarla ilk sırada yer aldığını belirten gazete, Riyad yönetiminin, ABD ile tarihinin en büyük silah alım anlaşmasını yapmaya hazırlandığını yazdı.
Ortadoğu ülkelerinin İran’ın nükleer programının yanı sıra, İsrail’in İran’a yönelik olası bir tek taraflı saldırısı sonrası, Tahran’ın kendilerine misilleme yapmasından da endişe duyduğunu belirten FT, Umman’ın 12,34 milyar, Kuveyt’in 7,11 milyar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin 35,64 milyar dolarlık silah anlaşmaları imzaladıklarını ya da imzalamak üzere olduklarını kaydetti.

FT, silah anlaşmalarının, jet, füze, radar gibi alımları içerdiğini ve dört yılı kapsayacak bu siparişlerin Amerikan silah sektörüne katkısının büyük olacağını bildirerek, en büyük payın
Boeing şirketine gideceğini belirtti. Habere göre, Suudi Arabistan 85 yeni F15 jeti, Umman 18 yeni F16 jeti ve Kuveyt 39 yeni F18 jeti alacak. 
Dört yılda, Suudi Arabistan, Umman, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerinin, Amerikan silah alımlarının yaklaşık 122,88 milyar doları bulacağını kaydeden gazete, silahlanma yarışının dışında görünen tek ülkenin ise Katar olduğunu yazdı. Gazete, Katar’ın, ülkesinde bulunan Amerikan askeri varlığına güvendiğini kaydetti.


http://www.ft.com/cms/s/0/ffd73210-c4ef-11df-9134-00144feab49a.html#
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
İRAN'DAN KARŞI ATAK... AŞTİYANİ'YE KARŞI LEWIS

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, idam cezasına çarptırılan Sakine Aştiyani için ayağa kalkan dünya medyasını ABD'de benzer suçtan idam edilecek Teresa Lewis konusunda sessiz kalmakla suçladı.

ABD'nin Virginia eyaletinde, eşini ve üvey oğlunu öldürtmekten suçlu bulunan Teresa Lewis adındaki 41 yaşındaki beyaz kadının perşembe günü idam edileceği bildirildi. 
Teresa'nın avukatı ve idam cezası karşıtları, ölüm cezasının adaletsiz bir uygulama olduğunu vurgularken, IQ seviyesi 72 gibi düşük bir rakam olan Teresa'nın, zihinsel hastalığın sınırında bulunduğu ve cinayet planlayacak kadar zekası olmadığını savunuyor. 

AHMEDİNEJAD'TAN TEPKİ 
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, dünyada medyanın, ABD'nin Virginia eyaletinde idam edilmeyi bekleyen Teresa Lewis'in durumu hakkında suskun kalmasını eleştirdi. 
İran resmi haber ajansı İrna'nın bildirdiğine göre, Ahmedinejad, pazartesi günü ABD'nin New York kentinde Müslüman cemaatinin ileri gelenlerini kabulünde, İran'da zina yaptığı gerekçesiyle idam cezasına çarptırılan Sakine Aştiyani'yi kullanarak İran'a karşı geniş bir kampanya yürüten dünya basınının, aynı hassasiyeti Teresa Lewis'e göstermediğine dikkati çekti. 
New York'ta BM Genel Kuruluna katılan Ahmedinejad, "Burada bir kadın (Teresa Lewis) idam edilecek ve kimse protesto etmiyor" dedi. 
Ahmedinejad, Sakine Aştiyani'nin de tıpkı Teresa Lewis gibi zina yapıp, sevgilisinin kocasını öldürmesine yardım ettiğini hatırlattı. 
ABD'deki adli kaynaklara göre, Teresa Lewis, cinayeti, eşinin ve asker olan 25 yaşındaki üvey oğlunun hayat sigortalarına konmak için planlamış. 
Teresa, adli makamlara, Ekim 2002'de eşiyle birlikte yaşadığı karavanın kapısını kasten açık bıraktığını, böylece yaşları 19 ve 22 olan suç ortaklarının karavana girip eşi ve oğluna ateş açıp onları öldürdükleri yönünde itirafta bulunmuştu. 
Teresa ve suç ortakları, çifte cinayeti suçunu kabul etmiş, suç ortakları ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, Teresa, cinayete teşvik edip, planladığı için hakim tarafından "yılanın başı" olarak nitelendirilmiş ve ölüm cezasına çarptırılmıştı. 
IQ'su ortalamanın üzerinde olan Teresa Lewis'in sevgilisi, 2003 yılında bir arkadaşına yolladığı mektupta, "kiralık katil olma isteğini ve çifte cinayeti tasarladığını" itiraf etmişti. Teresa'nın sevgilisi mektupta, "O (Teresa) tam istediğim gibi biriydi, yani para için evlenmiş ve kolayca baştan çıkarabileceğim fahişenin teki" diye yazdığı ortaya çıkmıştı. 
Teresa'nın sevgilisi, cezaevinde hayatına son vermişti.

4 Eylül 2010 Cumartesi

“AMERİKA İLE FİLİSTİN’DE SAVAŞIYORUZ”

Tarihçi Cezmi YURTSEVER’in aynı başlıklı yazısından alınmıştır.


Enver Paşa,  Amerika’nın desteği ile İngiltere ve Osmanlı orduları arasında gerçekleşen 3. Gazze savaşı’nın sona erdiği 8 Ekim 1917 tarihinde “Amerika ile savaşıyoruz” mesajının verildiği gizli istihbarat raporunu Dışişleri Bakanlığı’na bildirdi.  Osmanlı Arşivinde Başkumandanlık, şube-2/47420. numara 8280’de kayıtlı bulunan ve üzerinde çok gizli olduğunu yansıtan  Kızıl hilal damgalı mektup da yazılanlar:

     “Dışişleri Bakanlığına,  Filistin’de  Yahudi Hükümeti Kurulmasına Dair, Devletli Efendim Hazretleri, Amerika Birleşik Devletleri Reisi Wilson’un 17-9-1917 tarihli İsviçre gazetelerine gönderilen telgrafların içinde yazılı olanlara bakılırsa  işbaşındaki Rusya Hükümeti’ne hususi bir mektup yazıp Filistin’de bir Yahudi hükümeti tesisi kararlaştırılmış olup  amaçların gerçekleşmesi için çalışılacağı Rusya’nın dahi yardımda bulunması istendiği Bern Ateşe militerliğinden bildirilmiştir. Bu konuda bilgi sahibi olunması.”  
8 Kasım 1917.Osmanlı Ordular Başkumandan Vekili ENVER  

Enver Paşa’nın kızıl hilal damgalı gizli mektubunda yazılanları doğrulayan ve Osmanlı ile ABD’nin Filistin’de İsrail Devleti ile savaş halinde olduğunu açıklayan ayrıntılı rapor Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi Paşa tarafından 14 Kasım 1917 tarihinde “Mahremdir(Gizlidir)” başlığı altında Osmanlı Dışişleri Bakanlığına bildirildi. Bahsi geçen raporda  Enver Paşa’nın görüşlerini doğrulayan şu görüşlere yer verildi:

      “Filistin’in  bağımsız bir hükümet şekline dönüştürülerek idaresinin Musevilere verilmesi Amerika Reisicumhuru tarafından Siyonistlere söz verilmiştir. İngiltere Hükümetinin bu sözlere katıldığı Viyana’da gizlice toplanan Siyonist komitesinin Amerika ve İngiltere Siyonistlerinden gelen raporlardan öğrenildi.İngiltere Dışişleri Bakanı Balfur tarafından (Siyonizm Destekçisi) Lord Rotschild’e gönderilip hemen her memleketin basınına verilen 7 Kasım 1917 tarihli mektubun içinde yazılı olanlar adı geçen topraklarda (Filistin’de)  bir İsrail Hükümetinin kurulması İngiltere’nin kesin kararıdır.”
 17 Kasım 1917,  Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi   

          Osmanlı’ya bağlı Filistin topraklarında Amerika’nın lojistik destekleri ile gerçekleşen III. Gazze savaşı sonrasında  İngiliz ordusu 9 Aralık 1917 tarihinde Kudüs’e girdi.  Ve sadece III. Gazze Savaşında Osmanlı ordusu 25 bin civarında asker kaybetti. Sayıları 50 bine ulaşan Osmanlı askerlerinin Filistin’in muhtelif yerlerindeki toplu mezarlarının fotoğraflarını çekme ve Arşivleme görevi Kudüs’teki Amerikan Kolonisi gerçekleştirdi. Ve çekilen fotoğraflar ABD’nin Kongre Kütüphanesi Filistin tarihi fotoğraflar bölümünde dosyalandı.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1 Eylül 2010 Çarşamba

AMERİKA’NIN TURUVA ATLARI
AMERİKAN BURSUYLA EĞİTİM ALAN LİDERLER


TÜRKÇE ÇEVİRİSİ
Tanınmış Mezunlar
Orada ECA sponsorluğunda değişim programlarına katılan birçok seçkin kişiler vardır.Aşağıda şu anda devlet veya hükümet başkanı , şefi olarak kendi ülkelerinde hizmet vermekte olan mezunları vardır.
Afganistan Başkan Karzai Hamid
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1987
Avustralya Genel Valisi Quentin Alice Louise Bryce
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1978
Başbakan Julia Eileen Gillard
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2006
Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1964
Belçika Başbakan Leterme Yves
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2002
Belize Genel Vali Colville Norbert Genç
Fulbright Scholar Ziyaret Programı, 1991 ve 1992
Bhutan Başbakan Lyonpo Jigme Yoser Thinley
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1987
Şili Cumhurbaşkanı Sebastián Piñera
Fulbright Yabancı Öğrenci Programı, 1973 ve 1974
Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos
Fulbright Fletcher Ziyaret Fellow, 1981
Fildişi Sahilleri Cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1980 ve 1993
Hırvatistan Cumhurbaşkanı Ivo Josipović
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2002
Çek Cumhuriyeti Başbakan Petr Nečas
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1994 ve 1999
Danimarka Başbakan Lars Rasmussen Løkke
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1989
Dominika Cumhurbaşkanı Nicholas Orville Liverpool Joseph
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1985
Mısır Başbakan Ahmed M. Nazif
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1990
Finlandiya Başbakan Matti Vanhanen T.
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1993
Cumhurbaşkanı Tarja Halonen Kaarina
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1983
Fransa Başbakan François Fillon
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1984
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1985
GÜRCİSTAN Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1997 ve 1999
Vatandaş Değişimleri, 1996
Muskie, Edmund S. Yüksek Lisans Burs Programı, 1993
Almanya Başkan Christian Wulff
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2000
Gana Başkan John Evans Atta Mills
Fulbright Yabancı Öğrenci Programı, 1970
Hindistan Cumhurbaşkanı Pratibha Patil Devisingh
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1968
Başbakan Manmohan Singh
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1981
Japonya Başbakan Naoto Kan
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1980
Kenya Cumhurbaşkanı Mwai Kibaki
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1961 ve 1999
Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Seydiu
Eğitim Ortaklığı Programı, 2003
Litvanya Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaitė
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1994
Başbakan Kubilius Andrius
Vatandaş Değişimleri, 1994
Makedonya Başbakan Nikola Gruevski
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2000
Malta
Başbakan
Lawrence Gonzi
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1990
Mauritius Cumhurbaşkanı Jugnauth Anerood
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1981
Başbakan Navinchandra Ramgoolam
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1986
Meksika Cumhurbaşkanı Felipe De Jesús Calderón Hinojosa
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1992
Mozambik Cumhurbaşkanı Armando Emilio Guebuza
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1987
Namibya Başbakan Nahas Gideon Angula
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1996
Hollanda Başbakan Jan Peter Balkenende
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1985
Norveç Başbakan Stoltenberg Jens
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1988
Papua Yeni Gine Başbakan Michael Somare Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1970
Polonya Cumhurbaşkanı Komorowski Bronislaw
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2006
Başbakan Franciszek Tusk Donald
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1993
Portekiz
Cumhurbaşkanı
Anibal Cavaco Silva
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1978
Slovak Cumhuriyeti Başbakan Iveta Radičová
Fulbright Ziyaret Scholar Program, 1998
Sri Lanka Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapakse
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1989
St Kitts ve Nevis
Başbakan
Denzil Llewellyn Douglas
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1990
St Lucia Başbakan Stephenson King
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1985
İsveç  Başbakan Fredrik Reinfeldt
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2002
Tayvan Cumhurbaşkanı Ma Ying-jeou
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1971 ve 2003
Togo  Cumhurbaşkanı Faure Essozimna Gnassingbé Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 2001
Trinidad ve Tobago
Başbakan
Kamla Persad-Bissessar
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1998
Başkan George Maxwell Richards
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1986
TÜRKİYE Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1995
Uganda Başbakan Apolo R. Nsibambi
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1984
Zimbabve Başbakan Morgan Tsvangirai
Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı, 1989


ORJİNAL METİN
Prominent Alumni
There are many distinguished individuals who have participated in ECA-sponsored exchange programs. Listed below are alumni who are currently serving as either chief of state or head of government in their respective countries.

Afghanistan
President Hamid Karzai
International Visitor Leadership Program, 1987
Australia
Governor General Quentin Alice Louise Bryce
International Visitor Leadership Program, 1978
Prime Minister Julia Eileen Gillard
International Visitor Leadership Program, 2006
Austria
President Heinz Fischer
International Visitor Leadership Program, 1964
Belgium
Prime Minister Yves Leterme
International Visitor Leadership Program, 2002
Belize
Governor General Colville Norbert Young
Fulbright Visiting Scholar Program, 1991 and 1992
Bhutan
Prime Minister Lyonpo Jigme Yoser Thinley
International Visitor Leadership Program, 1987
Chile
President Sebastián Piñera
Fulbright Foreign Student Program, 1973 and 1974
Colombia
President Juan Manuel Santos
Fulbright Fletcher Visiting Fellow, 1981
Cote d'Ivoire
President Laurent Gbagbo
International Visitor Leadership Program, 1980 and 1993
Croatia
President Ivo Josipović
International Visitor Leadership Program, 2002
Czech Republic
Prime Minister Petr Nečas
International Visitor Leadership Program, 1994 and 1999
Denmark
Prime Minister Lars Løkke Rasmussen
International Visitor Leadership Program, 1989
Dominica
President Nicholas Joseph Orville Liverpool
International Visitor Leadership Program, 1985
Egypt
Prime Minister Ahmed M. Nazif
International Visitor Leadership Program, 1990
Finland
Prime Minister Matti T. Vanhanen
International Visitor Leadership Program, 1993
President Tarja Kaarina Halonen
International Visitor Leadership Program, 1983
France
Prime Minister François Fillon
International Visitor Leadership Program, 1984
President Nicolas Sarkozy
International Visitor Leadership Program, 1985
Georgia
President Mikheil Saakashvili
International Visitor Leadership Program, 1997 and 1999
Citizen Exchanges, 1996
Muskie, Edmund S. Graduate Fellowship Program, 1993
Germany
President Christian Wulff
International Visitor Leadership Program, 2000
Ghana
President John Evans Atta Mills
Fulbright Foreign Student Program, 1970
India
President Pratibha Devisingh Patil
International Visitor Leadership Program, 1968
Prime Minister Manmohan Singh
International Visitor Leadership Program, 1981
Japan
Prime Minister Naoto Kan
International Visitor Leadership Program, 1980
Kenya
President Mwai Kibaki
International Visitor Leadership Program, 1961 and 1999
Kosovo
President Fatmir Sejdiu
Educational Partnerships Program, 2003
Lithuania
President Dalia Grybauskaitė
International Visitor Leadership Program, 1994
Prime Minister Andrius Kubilius
Citizen Exchanges, 1994
Macedonia
Prime Minister Nikola Gruevski
International Visitor Leadership Program, 2000
Malta
Prime Minister Lawrence Gonzi
International Visitor Leadership Program, 1990
Mauritius
President Anerood Jugnauth
International Visitor Leadership Program, 1981
Prime Minister Navinchandra Ramgoolam
International Visitor Leadership Program, 1986
Mexico
President Felipe De Jesús Calderón Hinojosa
International Visitor Leadership Program, 1992
Mozambique
President Armando Emílio Guebuza
International Visitor Leadership Program, 1987
Namibia
Prime Minister Nahas Gideon Angula
International Visitor Leadership Program, 1996
The Netherlands
Prime Minister Jan Peter Balkenende
International Visitor Leadership Program, 1985
Norway
Prime Minister Jens Stoltenberg
International Visitor Leadership Program, 1988
Papua New Guinea
Prime Minister Michael Somare
International Visitor Leadership Program, 1970
Poland
President Bronisław Komorowski
International Visitor Leadership Program, 2006
Prime Minister Donald Franciszek Tusk
International Visitor Leadership Program, 1993
Portugal
President Aníbal Cavaco Silva
International Visitor Leadership Program, 1978
Slovak Republic
Prime Minister Iveta Radičová
Fulbright Visiting Scholar Program, 1998
Sri Lanka
President Mahinda Rajapakse
International Visitor Leadership Program, 1989
St. Kitts and Nevis
Prime Minister Denzil Llewellyn Douglas
International Visitor Leadership Program, 1990

St. Lucia
Prime Minister Stephenson King
International Visitor Leadership Program, 1985

Sweden
Prime Minister Fredrik Reinfeldt
International Visitor Leadership Program, 2002
Taiwan
President Ma Ying-Jeou
International Visitor Leadership Program, 1971 and 2003

Togo
President Faure Essozimna Gnassingbé
International Visitor Leadership Program, 2001
Trinidad and Tobago
Prime Minister Kamla Persad-Bissessar
International Visitor Leadership Program, 1998
President George Maxwell Richards
International Visitor Leadership Program, 1986
Turkey
President Abdullah Gül
International Visitor Leadership Program, 1995
Uganda
Prime Minister Apolo R. Nsibambi
International Visitor Leadership Program, 1984
Zimbabwe
Prime Minister Morgan Tsvangirai
International Visitor Leadership Program, 1989

 BU ÇALIŞMA ARSLAN BULUT'UN AŞAĞIDAKİ YAZISINDAN YOLAÇIKARAK HAZIRLANMIŞTIR

 ABD Dışişleri: GÜL'ü Biz Yetiştirdik

* ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Eğitim ve Kültürel İşler Bürosu’nun İnternet sitesinde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Amerikan Dışişleri Bakanlığı bursu ile yetiştirilmiş dünya liderleri arasında gösterildi!

* SİTEDE, “Sürdürülebilir ağ oluşturma” başlığı altında “Amerikan Dışişleri Bakanlığı, eski ve yeni mezunlarının, küresel toplumun oluşumu yolundaki çabaları için daimi destek sunuyor” deniliyor.

* ECA’nın dünya çapında mezun sayısının bir milyonun üzerinde olduğu, bunlar arasında Nobel ödülü olan 40 kişi ile eskiler de dahil 300’den fazla devlet ve hükümet başkanı bulunduğu açıklanıyor.

Bugün, köşe yazısı yerine, bir haber sunuyorum. Yorumu okura bırakıyorum: Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Eğitim ve Kültürel İşler Bürosu’nun İnternet sitesinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Amerikan Dışişleri Bakanlığı bursu ile yetiştirilmiş dünya liderleri arasında gösterildi!

“The Bureau of Educational and Cultural Affairs (ECA) of the U.S. Department of State” olarak adlandırılan sitede, kurumun, 1961’de Amerika Birleşik Devletleri halkı ve diğer ülkelerden insanlar arasında dostluk, karşılıklı anlayış ve barışçıl ilişkiler geliştirmek için kurulduğu bildiriliyor. Büronun ayrıca ırksal ve etnik azınlıkların temsil edilmesi için faaliyet gösterdiği de ifade ediliyor.

Siteyi siz de ziyaret ederek konuyla ilgili yayını inceleyebilirsiniz: Adres şöyle: http://exchanges.state.gov/alumni/prominent-alumni.html

ECA’nın dünya çapında mezun sayısının bir milyonun üzerinde olduğu, bunlar arasında Nobel ödülü olan 40 kişi ile eskiler de dahil 300’den fazla devlet ve hükümet başkanı bulunduğu açıklanıyor.

Sitede, “Sürdürülebilir ağ oluşturma” başlığı altında “Amerikan Dışişleri Bakanlığı, eski ve yeni mezunlarının, küresel toplumun oluşumu yolundaki çabalarının en üst düzeye çıkması için daimi destek sunuyor. Tüm dünyada kurulan ağ ile fikirlerini, projelerini ve deneyimlerini paylaşmalarına yardımcı oluyor. Ayrıca hedef odaklı yerel projelerin uygulanması için dernekler kuruyoruz” deniliyor.

Sitede, mezunlar ECA mezunu ya da Fullbright mezunu olarak tanıtılıyor.

Mezunlar arasında Abdullah Gül dışında Tony Blair, Hamid Karzai, Mohamed Yunus Ruth Simmons, Javier Solano, John Updike, Rita Dove, Werner Herzog ve Giscard d’Estaing de sayılıyor.

ECA fonları ile desteklenen girişimler

Amerikan Dışişleri Bakanlığı sitesinde ECA fonları ile, ECA mezunlarının aşağıdaki konularda geliştirdiği projelerin desteklendiği belirtiliyor.

* Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarına danışmanlık hizmetleri.
* Düşük gelirli çocuklar için İngilizce ve sivil eğitim programları.
* Gazeteciler için eğitim.
* İş kadınları için eğitim.
* Çok yönlü diyaloglar politikası için eğitim.
* Liderlik eğitim programları.
* Borsa için eğitim
* Öğretmen eğitim seminerleri.
* Vatandaş savunma grupları organizasyonu için eğitim
* Uyuşturucuyu önleme kampanyaları.

Mezunlardan bir örnek kişi olarak tanıtılan Macar Dr. Istvan Sertö-Radics için, “Macaristan’ın uzak bir Roman köyünde halk sağlığı alanında olağanüstü bir kamu hizmeti verdi, Hubert H. Humphrey Bursları programı ve Fulbright Scholar programı ile bir aile doktorundan kasaba belediye başkanına ve bir AB temsilcisine dönüştürülen kişi” diye söz ediliyor.

Doktorun, 2002 yılında ABD Fulbright Mississippi Üniversitesi’nde misafir öğrenci olarak ırksal gerilimleri giderme araştırması yaptıktan sonra ülkesine döndüğü ve Romanları Macar toplumuna entegre etmek için öğrendiklerini uyguladığı anlatılıyor.

Doktor, azınlık ve insan hakları savunucularına da örnek gösteriliyor.

ECA’nın önde gelen mezunları

ECA kurumunun önde gelen mezunları listesi ise şöyle:
“ECA’nın önde gelen mezunları arasında, Afrika, Doğu Asya, Pasifik, Avrupa, Yakın Doğu, Orta Asya’dan ve Batı ülkelerinden 57 devlet ve hükümet başkanı var.

AFRİKA
Çat: Yusuf Saleh Abbas, Başbakan
Cote d’Ivoire: Laurent Gbagbo, Başkan
Gana: John Atta Mills, Başkan
Kenya: Mwai Kibaki, Başkan
Mauritius: Anerood Jugnauth, Başkan
Mauritius: Navin Ramgoolam, Başbakan
Mozambik: Armando Emílio Guebuza, Başkan
Namibia: Nahas Gideon Angula, Başbakan
Togo: Faure Essozimna Gnassingbe, Başkan
Uganda: Apolo Nsibambi, Başbakan
Zimbabwe: Morgan Tsvangirai, Başbakan

DOĞU ASYA-PASİFİK
Avustralya: Quentin Alice Louise Bryce, Genel Vali
Japonya: Yukio Hatoyama, Başbakan
Papua Yeni Gine: Sir Michael Thomas Somare, Başbakan
Filipinler: Maria Gloria Macaraeg Macapagal-Arroyo, Başkan
Taiwan: Ma Ying-jeou, Başkan

AVRUPA
Avusturya: Heinz Fischer, Başkan
Belçika: Yves Leterme, Başbakan
Bosna-Hersek: Zeljko Kom’ai, Dönem Başkanı
Danimarka: Lars L’kke Rasmussen, Başbakan
Finlandiya: Tarja Halonen, Başkan
Finlandiya: Matti Taneli Vanhanen, Başbakan
Fransa: Nicolas Sarkozy, Başkan
Fransa: François Filon, Başbakan
Gürcistan: Mikheil Saakashvili, Başkan
Kosova: Fatmir Sejdiu, Başkan
Litvanya: Dalia Grybauskaite, Başkan
Litvanya: Andrius Kubilius, Başbakan
Makedonya: Nikola Gruevski, Başbakan
Malta: Lawrence Gonzi, Başbakan
Hollanda: Jan Peter Balkenende, Başbakan
Norveç: Jens Stoltenberg, Başbakan
Polonya: Donald Tusk, Başbakan
Portekiz: Anibal Cavaco Silva, Başkan
Slovakya: Robert Fico, Başbakan
İsveç: Fredrik Reinfeldt, Başbakan
Türkiye: Abdullah Gül, Başkan
İngiltere: Gordon Brown, Başbakan

YAKIN DOĞU
Mısır: Dr. Ahmed Nazif, Başbakan

GÜNEY VE ORTA ASYA
Afganistan: Hamid Karzai, Başkan
Butan: Lyonpo Jigme Yoser Thinley, Başbakan
Hindistan: Pratibha Patil, Başkan
Hindistan: Manmohan Singh, Başbakan
Kırgızistan: Kurmanbek Bakiyev, Başkan
Sri Lanka: Mahinda Rajapakse, Başkan
Sri Lanka: Ratnasiri Wickramanayake, Başbakan

BATI YARIMKÜRE
Belize: Colville Norbert Young,
Genel Vali
Kolombiya: Alvaro Uribe Velez, Başkan
Kostarika: Oscar Arias Sanchez, Başkan
Dominik: Nicholas Joseph Orville Liverpool, Başkan
Meksika: Felipe de Jesus Calderón Hinojosa, Başkan
St. Kitts/Nevis: Denzil Douglas, Başbakan
St. Lucia: Stephenson King, Başbakan
Surinam: Ronald Venetiaan, Başkan
Trinidad-Tobago: Patrick Manning, Başbakan
Trinidad- Tobago: George Maxwell Richards, Başkan
Uruguay: Tabare Vazquez, Başkan


Fullbright bursu ile 155 ülkede 294 bin kişi yetiştirildi

Amerikan Dışişleri Bakanlığı sitesinden verilen link üzerinden Fulbright bursları tanıtılırken 1946’dan beri 155 ülkede 294 binden fazla kişinin bu burs ile mezun olduğu belirtiliyor.

Fullbright mezunları arasında halen dünyaya yön veren kişilerin, devlet ve hükümet başkanlarının, BM Genel Sekreterliği, Amerikan Kongresi, NATO, Nobel Ödül Komitesi gibi kurumlarda çalışanlar, ayrıca sporcular arasında olimpiyatlarda altın madalya kazananlar bulunduğu bildiriliyor.

Fulbright’ın İslam Dünyası için 3-6 haftalık kısa programı bulunduğu; özellikle Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinde yerel örgütlenme, sivil örgütlenme, toplum gruplarının etkileşimi gibi konularda gençlere kurs verildiği belirtiliyor.

Fullbright Türkiye Komisyonu’nun bugünkü yönetiminde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından YÖK Başkanlığı’na atanan ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan da görev yaptı. AKP hükümetinin Devlet Bakanı Ali Babacan, ABD’de işletme yönetimi öğrenimi gördükten sonra Fulbright bursu ile yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Amerika’da kaldı ve mali danışman olarak çalıştı.

Fulbright Yönetim Kurulu’nun Onursal Başkanlığı’nı ise ABD Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson yapıyor.

2009 Yönetim Kurulu aşağıdaki Türk ve Amerikalı üyelerden oluşmaktadır:

James Jeffrey, (Onursal Başkan) Amerikan Büyükelçisi, Ankara
John Thomas Mc Carthy, (Başkan) İNG Bank Türkiye Müdürü, İstanbul
Dr. Sharon A. Wiener, Başkonsolos, İstanbul Konsolosluğu, İstanbul
Kaya Arıkoğlu, Mimar ve Şehir Tasarımcısı, Arıkoğlu Arkitekt Ltd. Şti, Adana
Dr. Craig Dicker, (Veznedar) Kültür Ataşesi, Amerikan Büyükelçiliği, Ankara
Doç. Dr. Fatma Taşkın, (Başkan Yardımcısı), Ekonomi Bölümü Başkanı, Bilkent Üniversitesi, Ankara
Prof. Dr. İhsan Dağı, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara
Namık Güner Erpul, Genel Müdür Yardımcısı, İkili Kültürel İlişkiler Genel Müdürlüğü, Dış İşleri Bakanlığı, Ankara
Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Genel Müdür, Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara

Fulbright Eğitim Komisyonu’nun Tarihçesi

Fulbright Eğitim Komisyonu, kendi İnternet sitesinde verilen bilgiye göre 1949’da ABD ve Türkiye arasında imzalanan ikili anlaşma sonucunda kurulmuştur.

Sitede aynen şöyle deniliyor:

*Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu Türk ve Amerikalı üniversite mezunlarını, akademisyenleri ve öğretmenleri seyahat ve diğer masraflarını kapsayan burslarla destekler ve ABD’de eğitim almak isteyen Türk öğrencilere danışmanlık hizmeti sunar.

Komisyon 1949’daki kuruluşundan beri, Türk ve Amerikan hükümetleri tarafından fonlanmıştır. Komisyon bu fonu artırmak için özel bağışlar da kabul etmektedir.

Türkiye Fulbright Programı kurulduğundan beri 4000’den fazla Türk ve Amerikalı öğrenci ile akademisyene burs imkânı sağlamıştır.

Fulbright mezunu Türk öğrenci ve öğretim üyeleri programlarını tamamlayıp kendi ülkelerine geri dönünce, kurumlarında önemli mevki sahibi olmuş, eğitim aldıkları ülke ile bağlarını da koparmayarak, Fulbright’ın amacını uygulamış ve gerçekleştirmiş olurlar.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı ancak ABD Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde Bakanlığın ECA bursu ile okuduğu bildiriliyor.


Arslan BULUT / YENİÇAĞ, 20 Aralık 2009


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."