RUSYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RUSYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2012 Cuma

REZALET


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

21 Kasım 2010 Pazar

POLONYA FÜZE KALKANI VE ARKASINDAN GERÇEKLEŞENLER



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Ekim 2010 Cuma

RUSYA'DAN 3 BALİSTİK DENEMESİ

Rus ordusunun, stratejik kuvvetlerinin tatbikatı sırasında, bir gün içinde başarıyla kıtalararası 3 adet füze denemesi yaptığı bildirildi.
Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, donanmanın Kuzey Filosu'ndaki Bryansk nükleer denizaltısının, Barents Denizi'nde Kamçatka Yarımadası deneme menziliyle Sineva füzesini fırlattığı kaydedildi.
Açıklamaya göre, Pasifik Filosu'ndaki Georgy Pobedonosets nükleer denizaltısından da Okhotsk Denizi'nde, kuzeybatıda Arkhangelsk bölgesi deneme menzilli RSM-50 tipi füze fırlatıldı.
Rus basın yayın organları, iki füzenin de yaklaşık 8 bin kilometre menzilli olduğunu belirtti.Ordu, ayrıca karada Pelesetks fırlatma rampasından Kamçatka deneme menzili hedefiyle yaklaşık 10 bin 500 kilometre menzile sahip Topol füzesi fırlattı.

1 Eylül 2010 Çarşamba

HATAY'DA BULUNAN CESET, RUS GENERALE AİTMİŞ

Not:Bu haber bana hiç inandırıcı gelmedi.Haberi okurken İsrail'in Rusya Suriye ilişkilerinden rahatsız olduğu gerçeğini gözardı etmeyiniz.

Hatay'da kıyıya vuran cesedin GRU’nun iki numarası General Yuri Ivanov olduğu ortaya çıktı.
Suriye’deki Rus üssünü ziyaret için bu ülkeye giden generalin Çeçen militanlar tarafından infaz edildiği iddia ediliyor.

Bir dönem tüm dünyaya korku salan Sovyet İstihbarat Teşkilatı KGB, Sovyetler’in dağılmasının ardından
dış istihbarat FSB ve askeri istihbarat teşkilatı GRU ile varlığını sürdürdü. Dünyanın dört bir yanında Rusya muhalifleri, Çeçen militanlar ve rejim karşıtlarına düzenlenecek suikastlar, kontra-istihbarat eylem planları hep GRU tarafından yapıldı. Özellikle 2000 yılından sonra Türkiye, Azerbaycan, Avusturya ve Katar’da öldürülen Çeçen liderler GRU komandoları tarafından infaz edildi. Bu infazlar için emri veren ise GRU’nun Çeçenistan operasyonlarının başındaki teşkilatın iki numaralı ismi General Yuri Ivanov’du.

Boynundaki haçtan tanıdılar
Vatan'ın haberine göre, 52 yaşındaki Ivanov, Ağustos ayının başında Rusya’nın Suriye’nin
Tartus kentinde 2011 yılında hizmete girecek olan askeri üssünde incelemelerde bulunmak üzere yanında korumalarıyla birlikte bu ülkeye gitti. Ardından Suriye istihbaratı yetkilileriyle görüşmek üzere Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın da ailesiyle birlikte tatil yaptığı Lazkiye kentine gitti. Ancak burada ortadan kayboldu. 10 gün boyunca kayıp olarak aranan Rus generalin cesedi, 16 Ağustos’ta Hatay’ın Çevlik Köyü’nde kıyıya vurdu ve Türk köylüler tarafından bulundu. Ceset o kadar deforme olmuştu ki kimlik tespiti yapmak imkânsızdı. Kimliğin belirlenmesini sağlayacak tek detay boynundaki haçlı kolyeydi. Dışişleri tarafından boynunda haç olduğu belirtilen bir şahsın cesedinin kıyıya vurduğu bilgisi komşu ülkelere bildirildi. Ruslar, bu cesedin kayıp generale ait olabileceği kuşkusuyla Hatay’a geldiklerinde kimlik tespiti gerçekleşti.

Yüzme ve dalışta uzmandı
Rus basınına göre Volga Nehri kıyısında doğan ve yüzme ve dalış konusunda uzman olan generalin boğulmuş olma ihtimali çok düşük. Komsomolska Pravda gazetesinin iddiasına göre Rus General infaz emrini verdiği Çeçenler tarafından kaçırılıp öldürülmüş olabilir. İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen Debka sitesine göre de Rus generalin korumalarının bilgisi olmadan tek başına denize girip boğulma ihtimali çok düşük. Yüzerken boğulmuş olsa bile korumalarının bu durumu fark edip cesedini mutlaka denizden çıkarmış olması gerekirdi. Korumaların deniz kenarında baygın halde bulunduğuna yönelik iddialar da Çeçen suikastı iddiasını güçlendiriyor.

Kommersant gazetesinin haberine göre Rus halkının sadece yüzde 22’si Rus generalin bir kaza sonucu öldüğüne inanıyor.

ESRARENGİZ ÖLÜM
Suriye’deki Lazkiye Plajı Ağustos’ta tatilcilerin uğrak yeri olduğu için bir boğulma vakasının gözlerden uzak gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığı iddia ediliyor.
EMRİYLE TÜRKİYE’DE 3 ÇEÇEN LİDERİ İNFAZ EDİLMİŞTİ
GRU tarafından dünya çapında Çeçen militanların lider kadrosuna yönelik düzenlenen suikast eylemleri 2000’li yılların başında hız kazandı. 2001-2009 yılları arasında 9 Çeçen militan elit GRU komandoları tarafından suikasta uğradı.
1- Magomed Kariyev: 22 Mayıs 2001 Azerbaycan
2- Hızır Talhadov: 11 Kasım 2002 Azerbaycan
3- Vaha İbrahimov: 7 Eylül 2003 Azerbaycan
4- Zelimhan Yandarbayev: 13 Şubat 2004 Katar
5- Gazi Edilsultanov: 6 Eylül 2008 Türkiye
6- İslam Canibekov: 9 Aralık 2008 Türkiye
7- Umar İsrailov: 13 Ocak 2009 Avusturya
8- Ali Osaev: 26 Ocak 2009 Türkiye

FSB’DEN 7 KAT FAZLA AJAN GRU’DA ÇALIŞIYOR
Rusya ordusuna bağlı olarak faaliyet gösteren GRU 1927 yılında dönemin Sovyet lideri
Joseph Stalin tarafından kuruldu. Amacı yurt dışına kaçan SSCB muhaliflerini ortadan kaldırmaktı. Örgüt Lev Troçki’yi 5 milyon dolara mal olan kovalamaca sonunda öldürmeyi başardı. 10 yıl önceki verilere göre GRU bünyesinde 25 bin ajan çalışıyor.

*Rus Askeri İstihbaratı GRU Rusya’nın en büyük casus teşkilatı... Ajan sayısı Rus Dış İstihbaratı FSB’den 7 kat daha fazla.

*Rus casus uyduları GRU’nun kontrolünde.

*Çeçenistan Dağıstan gibi bölgelerdeki sınır ötesi suikast operasyonları GRU’ya bağlı elit komando ajanlar tarafından gerçekleştiriyor.

*Türkiye’de infaz edilen Çeçen liderlerin de GRU ajanları tarafından öldürüldüğü sanılıyor.

‘Suriye’de güçlü bir Çeçen diasporası var’
Kafkas Vakfı Kurucular Kurulu Başkanı
Mehdi Nüzhet Çetinbaş: "Hatay’da cesedi bulunan Rus ajanının durumunu çok net bir konu değil. Olayın Suriye’de yaşanmış olması dikkatleri çekiyor. Bu durumda Suriye’nin önemi şu. Suriye’de çok güçlü bir Çeçen diasporası var. Ceylanpınar’ın karşısına düşen Kamışpınar bölgesinde Çeçenler oldukça yoğun. 100-150 bin civarında bir nüfus var. Suriye’deki Çerkezler çok teşkilatlı ve örgütlü, aynı zamanda da çok güçlü. Suriye’deki Çerkezler arasında Rusya çok eski zamandan beri irtibatlı. Komünizm zamanında bir tek Suriye Çerkezleri Rusya ile irtibat kurabiliyordu. Rusya buradan birçok Çeçen genci alarak Rusya’da komünist okullarında yetiştirdi ve tekrar Suriye’ye göndererek kullanmaya başladı. Komünist rejiminin yıkılmasından sonra ise Suriye Çeçenlerinde Rus aleyhtarı bir görüş oluştu. Suriye’deki Çeçenler arasında dini değerlerine sıkı sıkıya bağlı ve bu bağlılığın gerektirdiği şekilde Çeçenistan’ın mücadelesini destekleyen önemli isimler var. Bir isim telaffuz etmek mümkün değil ama bu Rus ajanın öldürülmesinde bu isimlerin rolü olmuş olabilir. Bir görüşme için çağırılıp tuzağa düşürülmüş olabilir. Son derece teşkilatlı Çerkez Derneği var. Son derece etkilidir, çok teşkilatlı ve örgütlüdür, o örgütlü yapının içerisinde birtakım sıkıntılar var.”

2 Temmuz 2010 Cuma

PKK KONTROLÜNDE DE KGB VE CIA ORTAK MI?

Rusya eski Başbakanı Yevgeni Primakov,  “Rusyasız Dünya”  adlı eserinin tanıtımı için TUSKON tarafından Türkiye’ye davet edildi.
Türkiye’nin ABD ile müttefiklik ilişkisinin bozulması durumunda kimi seçeceklerine ilişkin bir soru üzerine Primakov, 
“Soğuk savaş döneminde bir taraf kazanırken diğer tarafın mutlaka kaybettiği ’zero sum’ oyunu oynuyorduk. Bu oyundan vazgeçtik. Bizim için tek bir seçim vardır. Aynı anda hem Türkiye hem ABD”  dedi.
Oysa Rusya, Türkiye ve Ukrayna arasında kurulmakta olan Karadeniz Savunma İttifakı, ABD’yi bu bölgede devre dışı bırakıyor. Primakov, bu durumda gerçeği mi söylüyor yoksa gönlündekini mi?
Primakov eski bir KGB ajanıdır. Yahudi asıllıdır.
Yüce Katırcıoğlu’nun 2007 yılında bize yazdığı mektupta verdiği bilgilere göre 
“Yahudi lobisi, Yeltsin’in ardından Primakov’u Devlet Başkanı yapmak için çok uğraşmıştı. Ancak Rus devleti içinde çok iyi kadrolaşmış olan Siloviki’ler grubu buna geçit vermemişti.
Primakov etkili pozisyonlarda olduğu sürece Büyük İsrail amacı doğrultusunda çalıştı. Terör örgütünün başı Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi öncesinde Rusya’ya sığınması gündeme geldiğinde, Primakov önce ikircikli davranmıştı. Daha sonra Rus devlet aygıtının kesin tavrı üzerine Öcalan’ın Rusya’ya sığınması mümkün olmamıştır.
Primakov’un pek kullanmak istemediği asıl soyadı “
FİNKELSTEİN’dır.” 

*** 

Taha Kıvanç da Yevgeni Primakov ile ilgili bir yazısında  “Fransa’nın eski Ankara Büyükelçisi Eric Rouleau ile Yevgeni Primakov birbirlerini katır sırtında Kuzey Irak’ta dolaşarak bölgeyi öğrenmeye çalıştıkları 1960’lı yıllardan beri tanıyorlar.
Türkiye ile Yunanistan arasında savaşa yol açacak çapta ihtilâf konusu olan ve Girit’e yerleştirilmek istenen S-300 füzeleri de Primakov’un icadıydı.
William Safire, Primakov’un esas soyadının Finkelstein olduğunu yazmıştı”
  diyordu. 
Hürriyet’te
Ferai Tınç, 14 Eylül 1998 tarihli yazısında  “Gerçek adı Yevgeni Finkelstein olan Primakov 1960’larda Pravda muhabiri olarak gittiği Orta Doğu’da, Sovyet diplomasisinin önemli gizli operasyonlarında yer alan bir KGB ajanıydı”  ifadesini kullanmıştı.
* * *
Prof. Dr. Ümit Özdağ, son çıkan “Türk Ordusu PKK’yı Nasıl Yendi? Türkiye PKK’ya Nasıl Teslim Oluyor?” adlı kitabının 40’ıncı sayfasında şu bilgileri veriyor:   “Öcalan, Eylül 1979’da Suriye’de bulunmakta olan KGB görevlisi Yevgeni Primakov’un yardımı ile 250 kadar örgüt mensubunu gerilla savaşı konusunda eğitilmesi için Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kamplarına götürdü. O dönemde PKK militanları George Habbaş grubundan ayrılmış bir fraksiyon olan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin genel kumandanı Ahmet Cibril tarafından eğitilirken örgüt uzun süreli halk savaşı stratejisini benimsemeye başlamıştır.”  PKK’nın 30 yıllık stratejisinin, Sovyet döneminde KGB tarafından verildiği bilinmektedir. Özdağ’a göre PKK, Mao’nun uzun süreli halk savaşı modelini esas almakla birlikte, zaman zaman Vietkong’u da taklit etmişti.
Bize göre örgüt, daha sonra,
Barzani ve Talabani’nin MOSSAD’a göbekten bağımlılığı sayesinde CIA kontrolüne geçmiştir.  Bugün, PKK’nın elindeki C-4 ve A-4 patlayıcıların Irak’taki Amerikan ordu depolarından verildiği Türk polisi tarafından ortaya çıkarılmış durumdadır.  Primakov’un söylediği doğruysa, yani Rusya  “aynı anda hem ABD hem Türkiye” diyorsa, Türkiye’nin terörle meşgul edilmesi veya zaafa düşürülmesi de iki büyük gücün bu yeni oyununun bir parçası mıdır?
Arslan Bulut –yeniçağ/ 2Temmuz 2010

27 Nisan 2010 Salı

MACAR YAHUDİSİ SOROS’U SEÇİMLE YENMEKTE ÇÖZÜM DEĞİL


İŞTE BİR ÖRNEĞİ:
Ukrayna`da cumhurbaşkanlığı seçimlerini önde tamamlayan Bölgeler Partisi lideri Viktor Yanukoviç, Rusya`yı sevindiren iki haber vermişti.
NATO üyeliğini düşünmediklerini ifade eden Yanukoviç, 2017`de süresi dolacak Rus Karadeniz Filosu`nu Sivastopol askeri üssünden çıkarmayacakları sinyalini vermişti. Ukrayna Yüksek Seçim Kurulu`nun açıklamasına göre, Şubat 2010 da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu Yanukoviç yüzde 3,5 farkla önde tamamladı. Yanukoviç`in rakibi Turuncu Devrim lideri Başbakan Yulia Timoşenko sonuçları yargıya taşımıştı.


Ukrayna`nın NATO ile ilişkilerini değerlendiren Yanukoviç, “NATO Ukrayna`yı da içine alacak şekilde genişlemeyecekleri kararını verdi. ABD`nin talebine rağmen, birçok NATO ülkesi bu konuya sıcak bakmıyor.” ifadelerini kullandı. Yanukoviç Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev`in önerdiği `Yeni Avrupa Güvenlik Anlaşması`nı desteklediklerini ifade etmişti. Yanukoviç, NATO üyeliği gündeme geldiğinde bu konunun referanduma giderek çözüleceğini kaydetmişti.
İşte bu gün sözünü tuttu ve Sivastopol kentindeki Rus deniz üssünün 2017'den sonra 25 yıl daha Moskova'nın kullanımında kalmasını onayladı.Ama Soroscular ortalığı karıştırdı.


UKRAYNA PARLEMENTOSUNDA ARBEDE

Ukrayna Parlamentosu, Sivastopol kentindeki Rus deniz üssünün 2017'den sonra 25 yıl daha Moskova'nın kullanımında kalması ile ilgili anlaşmayı onayladı. Parlamentoda oylamayı engellemek isteyen muhalefet, parlamentonun içine gaz bombası atarken, dışarıda toplanan yaklaşık 7 bin kişilik grup da gösteri yaptı. 
Ukrayna Parlamentosu Rada'da 236 milletvekilinin desteğini alan yeni üs anlaşması onaylandı. Böylece Rusya Karadeniz Filosu için stratejik öneme sahip Sivastopol deniz üssünde uzun vadeli varlığını garantilemiş oldu. 
Bu arada Rusya parlamentosu alt kanadı Duma'da üsün süresiyle ilgili yapılan anlaşmanın onayına 410 milletvekili " evet" dedi. 
Rus basınına yansıyan bilgilere göre, muhalif gruplar parlamento içine girmeye çalışırken polis engeline takıldı. Protesto gösterisinin Ukrayna eski Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko taraftarları olduğu kaydediliyor.



Sabah saatlerinde iktidardaki Bölgeler Partisi milletvekilleri kürsüyü ablukaya aldı. Bunun üzerine muhalefete ait milletvekilleri meclis Başkanı Vladimir Litvin'e yumurta attı. Meclis Başkanı şemsiye ile korunmaya çalışırken, kimliği belirsiz kişiler salona arka arkaya dört gaz bombası attı. Birbiriyle yumruklaşan Ukrayna milletvekilleri, not kâğıtlarını birbirinin üzerine fırlattı. 
Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev 21 Nisan'da gerçekleştirdiği Ukrayna ziyaretinde tarihi iki anlaşma imzalamıştı. Doğalgaza yüzde 30 indirim veren Rusya, askeri üsler ilgili de 25 yıllık bir ek süre almayı başardı. Rusya Başbakanı VladimirPutin de dün akşam saatlerinde gerçekleştirdiği Ukrayna ziyaretinde üsle ilgili doğalgazda yapılan on yıl içinde toplam 40 milyar dolarlık bir indirim yaptıklarını, bunun üs için ödenen çok yüksek bir rakam olduğunu hatırlattı.

11 Nisan 2010 Pazar



POLONYA KALKANI DÜŞTÜ


2006 Nisan ayının başında İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu Büyük Peygamber-2 askeri tatbikatında düzenledi. Kısa bir süre önce ABD’nin İran kara sularına yakın bir yerde 6 ülke ile tatbikat yapması üzerine İran’da bu tatbikatı yapmıştı.

Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi, "Büyük Peygamber-2" isimli tatbikatın kara, hava ve deniz kuvvetlerinin katılımıyla Umman Denizi ve Basra Körfezi'nde başlatmış ve tatbikatın hedefinin, ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden güçlere karşı İran'ın gücünü ve savunma kapasitesini göstermek olduğunu ifade etmişti. Tatbikatın bölge ülkeleri için bir tehdit anlamı taşamadığını, dostluk ve barış mesajı içerdiğini de belirtmişti. Tatbikat 10 gün sürmüş ve İran Şahab-2 ve Şahab-3 füzelerini ve ayrıca Skad-B, Zülfikar-73, Fatih-110, Z-3 ve Zilzal füzelerinin de cihan âleme gösterdi. Yine İran ordusu, eylül ayının ilk günlerinde de ülke çapında "Zülfikar Vuruşu" adlı büyük bir tatbikat yapmış ve tatbikatta yeni silahlar denemişti.

ABD’nin Atlantik ötesinden kalkıp İran’ın dibinde yaptığı tatbikat savaş tehdidi değilmiş gibi;
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, yaptığı açıklamada, "savaş tehdidi' gibi görünen bu tarz bir hareketin, böyle bir zamanda böyle bir rejimle bölgede bir istikrar kaynağı olmadığını gösterdiğini" söylemişti.
ABD yüzsüzlüğü ve “kabadayılığımı tanıyacaksın” tarzı bir söylemdi bu. 
Neden bunları hatırlattık?
İran kıtalar arası füze teknolojisini geliştirdi.Var yani.
Hatta Kuzey Kore ile Semnan eyaletinde füze rampaları inşa ettiği yazıldı çizildi. Yıllardı dünyanın kabadayısına taviz vermeyen bir ülkenin yapması gerekende zaten bu olması gerekir.
Gelelim kıtalar arası füzelere.
Şahap-3 füzelerinin menzili şuan 2000 km olarak biliniyor.
Fırlatılan bir füzenin imha edilmesinde 3 aşama var.
1.aşama 1-5dk arasında geçen zaman. Bu zaman diliminde füze hantal ve rotasına yerleşmeye çalışıyor.1. aşama füzenin vurulması için en elverişli zaman. Füze yerçekimine karşı direniyor ve yükselmeye çalışıyor. Hızının en düşük olduğu aşama. Üstelik bu aşamada vurulması, saçılan parçalarla atana zarar verdiği için en karlı olan savunma tekniği.
2.aşama 20-25 dakika sürüyor ve uzay boşluğunda gerçekleşiyor. Füze hızını kazanmış, tam sürat hedefine doğru ilerliyor. Bu aşamada vurmak ancak uzaya konuşlandırılmış yüksek teknolojik uyarı uyduları ve karadan atılacak uzun menzilli füzelerle mümkün. Daha zor bir aşama.
3.Aşama ise füzenin maksimum hızla hedefe düşme aşaması. Vurdun vurdun; vurmadın yersin füzeyi kafana. Ne varsa sallayacaksın yani. Meşhur Patriotlar bu işler için.
Yaklaşık 10 saattir füzeler üzerine araştırmalar yapıyorum. Çok teknik konular var.Branşım yatkın olduğundan anlayabiliyorum.Ama herkesin anlayacağı dilde anlatmak  ve yazımı teknik terimlere boğmak istemedim.
Özetle fırlatılmış bir füzeyi vurmanın hem kolay,hem de karlı olduğu aşama fırlatıldıktan 1 ila 5 dakika arası.
Şimdi bir soru:
ABD neden Polonya ve Çek Cumhuriyetlerine İran’dan korunacağız diye “korunma kalkanı” adlı bir proje ileri sürdü ve bunda ısrar etti?
Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne kurulacak füze rampaları İran’ın atacağı varsayılan füzeleri hangi aşamada vurur?
2. Aşama da.
Eğer İran Polonya’ya yada Çek Cumhuriyeti'ne füzeyi atarsa 3. aşamada.
Yani vurulması zor olan son iki aşamada.
İşte bunu Rusya yemedi.
Ve yemediğini de açıkça söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin Doğu Avrupa yerine, Azerbaycan veya Güney Rusya’daki radar üslerinden istifade düşüncesinin de gündeme gelebileceğini açıkladı.Önleyicilerin Güneydoğu Avrupa veya Türkiye’ye konuşlandırılmasını teklif etti.
Yani “madem İran’ın atacağı füzelerden korunmak istiyorsun 1. aşamada git vur” dedi. ABD sinsi oyunundan vazgeçmek durumunda kaldı. Çünkü bu rampalar İran için değil;İran’a yapılacak bir saldırıda Rusya’nın coşmasını engellemek için Rusya’ya karşı konuşlandırılacaktı.
Neyse.

Konuşlandırılacak ülkelerin en başlında adı geçen ve Rusya’nın hedefi duru gelen ülke ise Polonya oldu. Bu süreçte Polonya ciddi anlamda Rusya’nın tehdidine maruz kaldı.
Bu gün Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski'nin uçağı Rusya'nın Smolensk havalimanına yaklaşırken düştü. Kazada Kaczynski, eşi, Genelkurmay Başkanı ve Merkez Bankası başkanı da dahil 96 kişi yaşamını yitirdi. Polonya altüst oldu ve 2ay sonra seçimlere gitme kararı aldı. Lech Kaczynski’ye bakıldığında ise Almanya ve komünizm karşıtı kişiliği ön plana çıkıyor. Komünizm karşıtlığı ABD yandaşlığıyla eş anlamlı. Kominizim çökerken 70 yıllarda “dayanışma” adlı yasadışı örgüte katılıyor ve parlıyor.80 lerin ikinci yarısında Polonya’yı komünizmden demokrasiye geçiş aşamasında başkan Leh Walesa'nın danışmanlığını  yapıyor.
Yani Polonya’yı Rusya’dan koparıp ABD’ye yaklaştıran kişilerin başında geliyor.
Şimdi böyle olunca bu kaza kafaları karıştırıyor.
3 farklı görüş aklıma geliyor:
Ama tabiî ki bunları yazmayacağım. Biraz daha somutlaşmasını beklemek çok daha gerçekçi yorum yapmamızı sağlayacaktır.
Ama Kırgızistan’ın ABD’den kopması, Ukrayna seçimlerinden Rusya yanlısı sonuç çıkması ve bu uçak kazazı.
Sanki ABD durmadan kan kaybediyor gibi.
Ne dersiniz?
Görüşmek üzere.
11.4.2010
Levent kalem

10 Nisan 2010 Cumartesi

ABD MANAS’I KAYBETTİ
Kırgızistan’da 2005 Lale ihtifalinden sonra yaşanan ABD yanlısı Lale devri kanlı bir şekilde sona erdi. Haberler tüm detaylarıyla aktarılıyor. Ben olaya başka bir açıdan bakmak istiyorum.
Petrolü, doğal gazı olmayan bu fakir ülkeyi bu kadar paylaşılmaz kılan ne?
Bu sorunun cevabı bulunması gerekiyor.
Daha doğrusu bu ülkeyi ABD için vazgeçilmez olması neyin hazırlığı?
ABD neye hazırlanıyor?
Rusya neyi engellemeye çalışıyor?
İşte bu noktada ABD Manas hava üssü direk göze batıyor.
ABD’nin Afganistan’ı bombalamakta kullandığı Manas hava üssü neden bu kadar önemli?
Rusya açıkça Manas hava üssünü kapatın dedi. Tarım harici geliri olmayan bu ülkeye ekonomik destek vereceğini de açıkladı.
Manas hava üssü Afganistan bataklığındaki ABD’nin en büyük kalesi. Dolayısıyla Kırgızistan.
ABD yeni hükümeti tanımadı ve devrik liderin arkasında olduğunu açıkça dile getirdi.
İşte bu noktada Asya haritasını önümüze koyup stratejik noktaları işaretledikten sonra tüm gelişmeleri düşünmek gerek.
Hedef sadece Afganistan’ın işgali mi?
Yoksa Afganistan gerçek hedef için bir araç mı?
ABD; Ukrayna, Rusya, Gürcistan, Kıbrıs, Türkiye, Kırgızistan ile Asya’ya girdi. Kimisinde darbe ile kimisinde yandaş iktidarlarla bunu başardı ve direnen ülkeler Irak ve Afganistan’a savaş açtı.
Fakat Irak ve Afganistan bataklığı ciddi ekonomik, moral ve zaman kaybına sebep oldu. Bu zaman kaybı Rusya’nın Başına eski bir KGB elemanı Putin’in gelmesi, İran’ın artan petrol fiyatlarından ciddi karlı çıkması ve Çin’in bütün bu gelişmelerden uzak hızlı gelişmesi ABD’nin işini ciddi anlamda zorlaştırdı. Artık İran bir kaya gibi Asya istilasının önünde dikilmekte. Çin; ABD tarafından durmadan tehdit edilen İran’a yatırımlarını sürdürüyor.İran’ı Irak macerasından sonra rahat geçemeyeceğini bilen ABD arkadan dolanıp Afganistan üzerinden istilayı sürdürmek istedi;fakat orada da ciddi sorunlarla karşılaştı.
2005 Lale ihtilali ile başa gelen ABD yanlısı Kırgız hükümeti bile 2009’da Manas ABD hava üssünün fiyatlarının az  olduğu bahanesiyle üssün kapanmasını istemişti. Bu tamamen bahaneydi ve bu coğrafyaya ABD’nin girmesini istemeyen Rusya ve Çin’in ekonomisi tamamen tarıma dayalı Kırgızistan’a sessiz bir müdahalesiydi. Çin, Rusya, Afganistan arasına sıkışmış bir ülkenin ABD yanlısı kalması mümkün değildi ve kalamadı. Çin ve Rusya ABD’nin Afganistan’da hezimete uğrayacağını biliyor. Bu nedenle sessizliğini koruyor. Fakat ABD’nin işlerinin daha da zorlaşması için en stratejik üssünü devre dışı bırakmak istiyor.

Ama hedef Afganistan değil.
Afganistan sadece resmin görünen rengi.
Eğer hedef Afganistan olsaydı Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan istila için çok daha elverişli ülkeler olurdu ve Kırgızların Manas üssü o kadar değerli olmazdı. Fakat hedef Afganistan ile sınırlı değil.
Hedef daha Kuzeylerde.
Ama ABD bölgeye yerleşemiyor.
Çin ve Rusya’da hiç kendini riske sokmadan küçük hamlelerle ABD’nin elini kolunu bağlıyor. Hem ABD’nin savaşta kalıp ekonomik olarak yıpranmasını seyrediyor hem de başarılı olma ihtimalini en aza indirgemeye çalışıyor.
Kısacası hedefi batıdan İran, güneyden Çin ve Afganistan, kuzeyden Rusya koruyor ve ABD’nin bölgeye çöreklenmesini engelliyor.
Oldu ki Afganistan geçildi; işte o zaman ABD tarihinin en büyük yenilgisiyle coğrafyadan çıkacak ve dünyanın kabadayısı imajı sonsuza dek bitecektir.
Afganistan’dan güçlü bir şekilde çıkmasına bölgenin orta üstü, baş altı güçleri izin vermeyecektir ve Kırgızistan örneği bunu bir kez daha göstermiştir.
Manas hava üssünün ABD’de kalması için ABD’nin ayak işlerini yapan TC hükümeti ve en üstü Reis-i Cumhuru Abdullah Gül devreye girmiş ve Manas Hava üssü ABD’de kalmıştı. Yani ABD’nin talep ve vaatlerini Kırgızlara ileten ulaklık görevi yapmıştı. Ama tüm vaatler Çin ve Rusya arasına sıkışmış Kırgızistan’ın ekonomik çöküntüsünü engelleyemedi.
ABD’nin elinde Asya’da Türkiye, Kıbrıs, Gürcistan, Ermenistan kaldı. Asya batıyı ve uzak batıyı ekonomik olarak yıpratarak gelişmeye devam ediyor.
Yeni yüzyılda dünyanın kalbi Asya’da atacak. Ama ne yazık ki biz vahşi batının uşaklığına devam ediyoruz.
Görüşmek üzere.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

21 Ekim 2009 Çarşamba

Kudrin: İkinci bir kriz dalgası beklemiyorum
Rusya ile Sırbistan, 'Güney Akım' konusunda anlaşma imzaladı
Rusya Federasyonu ile Sırbistan, RF Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev’in salı günü gerçekleşen Belgrad ziyareti sırasında önemli anlaşmalara imza atıldı. RF Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev ile Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç, görüşmelerinin ardından, “Güney Akım” boru hattı projesi ve ortak yeraltı gaz deposu yapımı gibi konuların da içinde bulunduğu çeşitli alanlarda işbirliği yapmak üzere anlaşmaya vardılar.
“Güney Akım” boru hattı projesi konusunda “Gazprom” ile Sırbistan devlet firması “Serbiyagaz” bir anlaşma imzaladı. Bununla birlikte iki firma, ortak bir yeraltı gaz deposu kurma konusunda da anlaşmaya vardılar. Kapasitesinin 450 milyon metreküp olması tasarlanan gaz deposunun yüzde 51 hissesinin “Grazprom”a, geri kalan yüzde 49 hissenin ise “Serbiyagaz”a ait olması kararlaştırıldı.
Bu anlaşmaya göre, tarafların, “Güney Akım”ın Sırbistan’dan geçecek bölümünün projelendirme, yapım ve işletme işleri ile ilgilenecek Rusya-Sırbistan ortak firması “South Stream Serbia”yı 30 gün içinde temellendirmeleri bekleniyor. Bu firmada da “Gazprom”un yüzde 51, “Serbiyagaz”ın yüzde 49 hissesi var.
Dmitriy Medvedev ile Boris Tadiç’in, Belgrad görüşmelerinin en önemli gündem maddelerinden biri olarak değerlendirilen Rusya’nın Sırbistan’a 1 milyar avro kredi vermesi konusunda da anlaşmaya vardılar.
Bunların yanısıra, Dmitriy Medvedev ile Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç görüşmeleri sırasında Rusya ile Sırbistan’ın, doğal afet, olağanüstü durumlar ve bu gibi durumların sonuçlarını ortadan kaldırılması gibi konularda işbirliği yapması üzerine anlaşmaya varıldı. Bununla birlikte, iki ülkenin içişleri bakanlıklarının işbirliği kurulması ve 2011-2012 yıllarında kültür, eğitim, spor ve gençlik politikası konularında ortak çalışmalar yürütme konusunda karara varıldı.
RF Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev’in Belgrad ziyareti, bir RF devlet başkanının ilk resmî Sırbistan ziyaret olması açısından iki ülkenin ilişkileri için tarihi bir önem taşıyor.
(Haber: Rusya.ru)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Ünlü Rus güvenlik uzmanı Anatoly Tsyganok’un Kürt sitesine yaptığı röportajı.Konuşmada;
Nabucko
* Obama’nın Rusya ziyaretini genel anlamıyla nasıl değerlendiriyorsunuz? - Pozitif değerlendiriyorum, neden? Çünkü en sonunda Rusya ile ABD ilişkileri yeni bir çerçeveye oturtulmaya çalışılıyor. Bu gelişme, iyileşme başta Rusya ile NATO arasında oluyor. Hatta Rusya NATO’ya topraklarını açıyor. Örneğin Rusya hava sahasını -farklı bir yaklaşım sergilememe şartıyla- açtı. Yine terörizm konusunda ABD’nin görüşlerini paylaşıyoruz. * Nükleer silahların azaltılmasına ilişkin belli bir tartışma yapıldı bu konu nasıl bir seyir izleyecek ne tür sonuçlar ortaya çıkabilir? - Ben Obama ve Medvedev arasında yapılan anlaşmaya uygun olarak 6 ayda sonuç alacağını sanmıyorum. Önceki anlaşma 3 yılda hazırlanıp sonuca ulaşabildi. Belki Aralık’a kadar ulaşmaz, ama yeniden eski anlaşmanın sürmesi konusunda yeni imzalar atılabilir. Ayrıca bu anlaşmaya bu iki ülkenin dışındaki nükleer sahibi ülkelerde bu anlaşmaya katılmalı. Bugün birçok ülke nükleer silahının olduğunu bile kabullenmiyor. Örneğin İsrail bunlardan biridir. Yine Hindistan ve Pakistan’da silah sahibiler, dolayısıyla onlarda bu anlaşmaya katıldılar. Bence bütün ülkeler silah indiriminde yer almalı. * ABD’nin Gürcistan ile Kafkasya da yapacağı tatbikatı nereye koyuyorsunuz? - ABD bu tatbikatı geçmişte yapsaydı Irak’a baskı için yada İran’a müdahale için olduğu şeklinde değerlendirebilirdik, ama şimdi böyle şeylerle izah edemeyiz. ABD Gürcistan ordusunu eğitmesine rağmen Gürcistan ordusu saldırı, savunma ve tüm cephelerde kaybetti. Bu da ABD’nin Gürcistan’ı eğiten komutan ve eğitmenlerin Rusya’dan daha geri durumda olduğunu gösteriyor. Ayrıca yakın zamanda Gürcistan’ın NATO’ya alınacağına inanmıyorum. Yine hiçbir Batılı ülke Saakaşvili’yi davet etmedi. Bu da gösteriyor ki Gürcistan uluslararası desteğini kaybediyor. Yine yakın zamanda eski Avrupa’nın bu ülkenin NATO’ya girişine izin vereceğini sanmıyorum. * Peki Karabağ sorunda çözüm mümkün mü? - Karabağ Kafkasya’daki diğer sorunlarla birlikte çok öne çıktı. Sorun sadece Karabağ’da değil, Stepanekert bölgesi yönetiminin katılımı gerçekleşebilir. Sorun sadece devlet başkanları da değil, Sarkisyan Karabağ’ı Azerbaycan’a verirse Ermenistan’daki tüm otoritesini kaybeder. Yine Aliyev Karabağ’dan vazgeçerse siyasi olarak biter. Sorun daha geniş ele alınmalı, sadece Rusya ve ABD’yle de ilgili değil. İnanıyorum ki, Karabağ ve Ermenistan iki cumhuriyet olacaksa Stepaneken önce ayrı bir devlet olacak, ondan sonra Ermenistan ile birleşecek. Çünkü göçmenler sorunu var, hem Ermeni ve hem de Azeri göçmenler sorunu var. Avrupa unutmamalı ki, ikinci dünya savaşında birçok göçmen var onları gönderemediler. Onlar orda kaldılar. Çünkü yerlerinde onlara koşullar hazırlamak onları geri göndermekten daha kolay. Hele hele yeni bir çatışma ve savaşın başlamasının garantisi yok. Hatta aldığımız bazı bilgilere göre çatışmalar da başlayabilir. Bence Avrupa geçmişini unutmalıdır. Bu göçmenlerin geri gönderilmesi çok zor çünkü çok fazlalar. * ABD Polonya ve Çek cumhuriyetine yerleştirmek istediği radar sistemini Rusya ile İran ilişkilerine karşı bir pazarlık olarak mı kullanıyor, yoksa İran’ da giderek daha radikal şekilde destekliyor görüntüsü mü veriyor? - İran S.O.S.’a katıldı. Eğer Rusya için Pekin, Kore bunlar kötü olsalardı İran bunlara katılmazdı. Rusya İran karşısındaki taahhütlerini yerine getirecek. Rusya bu örgütteki görevini yerine getirecek. Unutmayalım ki Rosoboronexport İran’a sattığı silahlarla ayakta duruyor. Bunların hepsine rağmen Rusya, İran’ın atom silahlarına sahip olmasının iyi olmayacağını biliyor. Ben Rusya istihbaratının İran’ın 10-12 yıla kadar ABD ve Avrupa’yı vuracak nükleer güce ulaşamayacağı tespitine inanıyorum. Benim görüşüme göre ABD’nin dünyanın yuvarlak olduğu anlayışı ile bizimkiler birbirine uymuyor. Yani Rusya o roketleri nasıl oluyor da Rusya üzerinden ABD’ye gönderecek. Ki roketler Türkiye üzerinden ABD Avrupa’ya gönderilebilir. İkincisi ABD bilinçli olarak Doğu Avrupa’ya füze savunma sistemiyle bilinçli olarak uğraştırmak istiyor. Bence ABD sonunda bunu anladı ve Obama’nın ilerde Polonya ve Çekya’ya füze yerleştirmeye izin vermeyeceğini düşünüyorum. Bunu zaman gösterecek ama yine Rusya ile ABD arasındaki ilişkilere bağlı olarak gelişecek. Örneğin Polonya 300 yıldır Rusya ile çelişkili. Yine unutmayalım ki, ilk başta Avrupa’nın güvenliği 2004’te kadar Rusya ile birlikte tatbikatlar yapıyordu. Ama sonra Polonya buna karşı çıktı. Polonya 2 milyar isteyerek hava savunma sistemini yenilenmesi için ABD ile pazarlıklar yaptı. Hali hazırda ABD orada sadece başlıkları olmayan eğitim füzeleri yerleştirmek -bunları da Patriot’suz- yani savunmasız bırakmak istiyor. Fakat Polonya kendisi için hava savunma sistemi istiyor. Ama bunda başarılı olmayacaklardır. * Nabucco projesini bazı analizciler jeopolitik bir proje olduğunu söylüyor siz nasıl değerlendiriyorsunuz? - Rusya gazının Nabucco’ya akmayacağını biliyoruz. Eğer Rusya Karadeniz’den Güney Akımı’nı geçirmek istiyorsa doğal olarak Nabucco’ya vereceği gazı olmayacaktır. İkincisi bu borulara kim gaz verecek anlaşılmış değil. Birkaç hafta önce İran Rusya’nın projelerine destek verebileceğini söyledi. Bunun için de İran’ın gazını Nabocco’ya verip vermeyeceği belli değil. Bu ülke daha çok Afganistan üzerinden Çin’e gaz vermek istiyor. Tabi İran Afganistan üzerinden gaz verirse, o zaman İran umutları da tam batar. Yada biz daha hızlı hareket edersek hattı çabuk tamamlama ve projemizi hayata geçiririz. Bunun için imkânlarımız var. Türkiye geçiş hattı olmak istiyordu böylece Ukrayna’yı bertaraf etti. Anladığım kadarıyla İran’da Rusya’nın Nabucco’ya gaz vermesini istemiyor. Azerbaycan’da eskisi gibi çok istekli değil, asıl olan İran’dır. Nitekim o da önümüzdeki 5 yıl boyunca ABD ile ilişkilerini düzeltip bu projeye gaz vermesi mümkün değil. Üçüncüsü Türkmenistan’dır onlar ikili oynuyor. Hala Türkmenistan gazını Rusya’ya mı, yoksa onlara mı verecek belli değil. Ama şimdi yaklaşımı müşterilerini kaybetmek istemiyor. Birçok gaz uzmanı bu ülkenin gazının çok az olduğunu zaten söylüyor, bunun için de Nabucco hiç başlayamayabilir de… * Nabucco’nun güvenliği için özel bir güvenlik birimi oluşturuyor. Türk basının da çıkan haberlere göre Nabucco’nun geçtiği yerlerde Avrupa’nın bu güvenlik birimi koruyacak. Buna göre Türkiye’den Hazar’a kadar Avrupa’nın bu güvenlik biriminin yerleştirilmesi anlamına geliyor, bu mümkün mü? - Evet, bu tür duyumlar var. Bildiğim kadarıyla 10- 15 yıl boyunca güvenlik şirketleri Kanada’da özel olarak hazırlanıyorlar. Bunlar uzun süre Irak ve Suudi Arabistan’da görev yapıyorlar. Bu güvenlik şirketleri orduların yerine getiremediği görevleri yerine getirmek için eğitiliyorlar. Eğer hatırlarsanız Irak’ta işgale karşı ilk rahatsızlıklar bu güvenlik birimlerinin yaptığı sarkıntılıklar ve kanunsuzluklara karşıydı. Buna inanıyorum ve bu çok gerçekçi böyle bir şey mümkündür. Eğer bu güvenlik birimleri bu hattı koruma görevi alırsa ve çatışma yaşanırsa o zaman ABD’nin müdahale etmesinin nedeni ortaya çıkar, çünkü bu şirketler ABD’nin şirketleridir. Ama bunu Rusya istemeyecektir. Bu göçlere neden olabilir, bunu Rusya istemeyecektir. Örneğin Kafkaslarda böyle risklerin ortaya çıkamaması için Rusya müdahale edebilir. Çünkü bu tür çatışmalar büyük göçlerin yaşanmasına yol açabilir. Kürdistan ve Gürcistan hattını düşünüyorlar ama bence bu hattı iyi düşünmemişler. Görüşüme göre bu 3-4 yıl daha gerçekleşme imkânı yok. Bu proje aynı zamanda bir manipülasyon da olabilir. Avrupa bu projeyi gerçekten çok daha kapsamlı bir oyunun bir parçası olarak kullanıyor olabilir, Yani Rusya’yı yeni çatışmaların içine çekmek içinde yapabilir. Örneğin hatlar konusunda Rusya ile Avrupa çok farklı değerlendirmelerde bulunuyor. Ukrayna seçimlerinde birincisi Yuşçenka ikincisi Timuşenka üçüncüsü Yenikoviç ve diğerleri o zaman belki de Rusya ile ittifakta biri seçilir ve Ukrayna ile Rusya arasındaki sorunlar çözülebilir. Belki de yeni bir Slovak devleti kurulabilir. RAHMİ YAĞMUR -ANF

8 Ağustos 2009 Cumartesi

RUSYA'DAN CİDDİ UYARI-YENİ SİLAH
Rus bilim adamları, herhangi bir elektronik sistemi anında çökerten süper bir silah icat ettiklerini iddia ettiler.Rusya Devlet Başkanlığına bağlı Bilim ve Yüksek Teknoloji Konseyi üyesi akademisyen Vladimir Fortov, silahı tanıtırken, "Süper silah eşi değeri bulunmayan cihazdan oluşuyor ve dış görünüşü de fazla büyük değil." dedi.
Silah bir valiz büyüklüğünde bir cihazdan oluşuyor. Kapasitesi ise nükleer santralinin bir veya hidroelektrik santralinin iki reaktör enerjisi gücü kadar. Rus bilim adamı Fortov icat ettikleri süper silahın sadece düşmanın elektronik ortamını değil, aynı zamanda da kapsama alanında bulunan sivil vatandaşların da yararlandığı tüm elektronik sistemlerini çökertebileceğini üzüntüyle itiraf ediyor. Fortov, "Silah bir saniye içinde çalışıyor. Bu saniye dilimi de düşmanın tüm elektronik sisteminin çökmesi için yeterli. Yani radar, elektronik nişan alma araçları, navigasyon için kullanılan GPS sistemlerini, cep telefon cihazlarını devre dışı bırakıyor. Ayrıca uzaktan tanklar durdurabiliyor, jetlerin yönleri şaşırtılabiliyor, uzaktan kumandalı bombalar patlatılıyor." şeklinde konuştu.
Süreyya Seyyahoğlu / Washington
Perşembe günü Türkiye'de Başbakan Tayyip Erdoğan ile Rusya Başbakanı Vladimir Putin arasında imzalanan anlaşmalar Washington'da kaşların kalkmasına neden oldu. ABD'li yöneticiler resmi ağızlardan konuya mesafeli yaklaştıklarını ifade etseler de, Washington'ın temkinden de öte anlaşmalardan dolayı tedirgin olduğu ifade ediliyor. Washington'da özellikle 27 Nisan Muhtırası öncesi ve sonrasında Başbakan Erdoğan'la ilgili önemli iddialardan biri, Putinleşme sendromu ve Erdoğan'ın Türkiye'yi Rusya'ya yakınlaştıracağı şeklindeki iddialardı. Her ne kadar ABD Yönetimi bu tür iddiaları ciddiye almasa da, bunun bir alıcı kitlesi olduğu açıktı. 27 nisan sonrası düzenlenen ve Ergenekon iddianamesinde ayrıntıları ortaya çıkan "Cumhuriyet Eylemleri" ile parallel giden süreçte Washington'da Erdoğan'ın Putin'le yakın ilişkiler kurduğu iddia ediliyordu. Türkiye'nin özellikle enerji konusunda Rusya ile yaptığı anlaşmalar, Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu'nda ABD'ye yer açmayarak, platformu sadece Kafkasya'da toprağı olan ülkelere has kılması ve Rusya ile nükleer enerji konusunda gelişen işbirliği Washington'ı tedirgin ediyordu. Buna bir de Washington'daki Rus-düşmanı lobilerin faaliyetleri katılınca belli kesimlerde Türk-Rus yakınlaşması fikri oluştu. Ancak Ergenekon operasyonuyla Rusya ile irtibatlı olduğu iddia edilen ve ekseriyeti Erdoğan'a karşı isimlerin tutuklanması bu iddiayı biraz zayıflatmıştı. Şimdilerde yine Washington'da aynı iddialar müşteri bulmaya başladı. Türkiye'nin geçen yaz NATO gemilerine Montrö şartlarını dayatmasından rahatsız olan Pentagon'dan bazı kesimler, şimdilerde Putin-Erdoğan anlaşması konusundaki çekincelerini yeniden gündeme getirmeye hazırlanıyor. Güney Akım gibi Nabucco'ya zarar verebileceği iddia edilen anlaşmaların imzalanması bu kesime daha da fazla malzeme veriyor. Şimdilerde Türkiye'nin Güney Akım'a imkan veren bu anlaşmayı imzalayarak tarafını belli ettiğini iddia ediliyor. Hele bir de bunun üzerine nükleer santral anlaşmasındaki pürüzlerin giderileceğinin açıklanması Washington'daki bir kesimi iyice tedirgin etti. Bu kesim eski iddialarını tekrarlayarak saldırıya geçmeye hazırlanıyor. Yönetim ise bu konuda daha temkinli. Gürcistan konusunda Türkiye'nin eleştirilere rağmen yardım ettiğini hatırlayan yönetim, Ermenistan'la ilişkilerin normalleşmesinin Rusya şartına bağlı olduğunu görüyor. Bunu hafifletici sebep olarak gören yönetim, Güney Akım'a ise Rusya'nın Nabucco'ya zarar vermemesini sağlayacak bir teskin edici anlaşma gözüyle bakıyor ve Güney Akım'ı çok ciddiye almıyor. Bunda elbette Güney Akım projesinin maliyetinin Gazprom tarafında bile olsa kolay kolay karşılanamayacağına olan inanç var. Yine yönetimde Rusya ile ilişkileri "resetleme" konusunda adım atan ABD'nin, kendisi Rusya ile ilişkilerini düzeltirken, müttefiki Türkiye'den aksini istemesinin ABD'nin ahlaki duruşuna zarar vereceği ifade edilerek, konunun reelpolitik olarak okunması tavsiye ediliyor. Ancak yine de yönetimin de zaman zaman bu konuda tereddüte düştüğünü kabul etmek gerekir. Neticede Karadeniz'de ve Avrasya'da büyük bir oyun oynanıyor. Henüz taraflar tam olarak belirlenmiş değil. Türkiye de mümkün olduğunca partizan bir taraf olmadan, olay bazlı tavır almaya çalışıyor. Ancak tüm taraflar Türkiye'nin kendisinden yana tavır almasını istiyor. Nabucco projesi devam ettikçe, ABD'nin şimdilik tereddütlerini bir kenara bırakacağı tahmin edilebilir.