DIŞ SİYASET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DIŞ SİYASET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2010 Cuma

MİLLETİ MAVİ MARMARA GEMİSİNDE ÖLDÜRTÜP GİZLİ GİZLİ GÖRÜŞTÜLER


YAHUDİLERE efelenirken ‘Mescid-i Aksa’da namaz kılacağız’ diyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, yelkenleri suya indirdi ve İsrail Sanayi Bakanı Binyamin Ben-Eliezer ile Brüksel’de gizli bir görüşme gerçekleştirdi.
Bu skandal buluşma, muhalefeti ayağa kaldırdı. CHP Milletvekili Onur Öymen, Gazze yolunda gerçekleştirilen kanlı gemi baskınını hatırlatıp “İsrail saldırısında insanlarımız öldü. Bu insanlar öldüğüyle mi kaldı?” diye sordu.
GÖRÜŞMEYİ “Saman altından su yürütüyorlar” şeklinde değerlendiren MHP Milletvekili Oktay Vural ise, “Esip gürlüyorlardı... Bu davranış, Türk milletinin onuruna vurulmuş darbedir. Son derece yanlış” dedi.
İsrailli Bakanla gizli toplantı gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail’e yönelik sert çıkışlarıyla uzun süre Türk medyasını meşgul etmişti. Davutoğlu, bu ülkeyle ilişkilerin düzelmesinin yolunun Gazze konusunda geri adım atmaktan geçtiğini kaydetmişti. Bakan Davutoğlu, İstanbul’daki Arap Zirvesi’nde, Arap liderlere ve işadamlarına “Yakında Mescid el-Aksa’da namaz kılacağız” şeklindeki sözleri de medyaya yansımıştı. Bu arada, Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eski danışmalarından ve en yakınındaki isimlerden olan Radikal yazarı Akif Beki’nin de tepkisini çekmişti. Beki, köşe yazısında, “Dışişleri Bakanı’nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi. El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikayesine çevirmek zorunda.Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını. Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor” demişti. Beki, şunları yazmıştı: “Son örnek, Türk-Arap İş Forumu’ndan.” Yakında Kudüs başkent olacak “ demiş. Ve hep birlikte gidip Mescid-i Aksa’da namaz kılacağımızı söylemiş. Arap dinleyicileri coşturmak için kafi. Doğrusu, beni de heyecanlandırıyor bu sözler. Ama çok sorunlu buluyorum. Sözün kendisinde değil sorun, söyleyenin kimliğinde! Ya o coşku ters dalgasını da üretirse... İkisi birlikte sel olup taşarsa...Ya, ’pan-İslamizm hortladı’ derlerse..” Son gelişmelerin ardından, Dışişleri Bakanı Davutoğlu yine ağır eleştiriler aldı. Yine siyaset dünyası ve basın yayın organları Davutoğlu’nun yanlış hareket ettiğini belirtiyor.
Görüşmeyi kimin talep ettiği muamma
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, önceki gün İsrail Sanayi Bakanı Binyamin Ben-Eliezer ile Brüksel’de gizli bir görüşme gerçekleştirdi. 2.5 saat süren bu toplantıya talebin kimden geldiği konusu kafaları karıştırdı. İsrail, görüşme talebinin Türkiye’den geldiğini öne sürdü. İsrail Başbakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun bu talebi geri çevirmek için herhangi bir sebep görmediği de ifade edildi. Başbakanlık açıklamasında, “Geçtiğimiz son birkaç hafta içerisinde Dışişleri Bakanlığı’nın da bilgisi dahilinde olmak üzere Türkiye ile temas kurulması yönünde bazı girişimler oldu” denildi. Bu açıklamanın ardından, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, gizli görüşmeyi doğruladı.
Dışişleri: İsrail istedi
Burak Özügergin, “Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve İsrail Ticaret Bakanı Ben Eliezer arasında görüşme yapıldığı doğrudur. Bu görüşmenin yapılması talebi İsrail tarafından geldi” dedi. Özügergin, görüşmede, “son zamanlarda özellikle Gazze’ye yardım taşıyan konvoya yapılan saldırıdan sonra Türk-İsrail ilişkilerinin vardığı nokta ve bu ilişkilerin önümüzdeki dönemdeki seyri konularının ele alındığını” kaydetti. Özügergin, “Beklentilerimiz nelerdir? Özür dilenmesi, tazminat ödenmesi, bir uluslararası bağımsız, tarafsız komisyon kurulması ve Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması taleplerimizi vurguladık” diye konuştu. Bu arada, Dışişleri Bakanı Davutoğlu da, görüşme talebinin İsrail’den geldiğini söyledi.
Obama’nın baskısıyla oldu
Haaretz gazetesi ise, “ABD Başkanı Barack Obama, gizli görüşmeleri yapması için İsrail ve Türkiye’ye baskı yaptı” iddiasında bulundu. Gazete haberinde, “Kudüs’teki üst düzey bir kaynağın” Beyaz Sarayı’nın toplantının yapılması için ısrar ettiği ve görüşmenin detaylarını Türkiye ve İsrail ile birlikte koordine ettiğini doğruladığı belirtildi.
Saman altından su yürütülüyor
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, düzenlediği basın toplantısında, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İsrail Ticaret Bakanı ile görüşmesini değerlendirdi. “Saman altından su yürütüldüğünü” kaydeden Vural, şunları söyledi: “Böyle bir şey olur mu? Bir taraftan büyükelçini çekeceksin, özür dilemeden göndermem diyeceksin, hiçbir adım atmayacak, ondan sonra da Dışişleri Bakanı görüşecek. Bu milletin onurunu korumasını bilin hiç olmazsa... Onurlu durmayı bilin. Çıkın mertçe görüştük diye söyleyin. Demek ki milleten saklamak istedikleri bir şeyler var. Böyle bir davranışı Türk milletinin onuruna vurulmuş bir darbe olarak görüyorum. Son derece yanlıştır. Hükümetin omurgasız olduğunu biliyorduk. Hele hele bu görüşme Türkiye’nin isteği üzerine gerçekleşmişse, hükümetin kamuoyonu tatmin edecek bir açıklama yapması ve Dışişleri Bakanının Türk milletinden özür dilemesi gerekir.”
Öldüğüyle mi kaldılar!
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İsrail Ticaret Bakanı Ben-Elizer arasında Brüksel’de gerçekleştirilen gizli görüşmeye Türk kamuoyundan da tepki geldi. CHP Bursa Milletvekili ve Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Başbakan’ın İsrail’e karşı somut önerilerine rağmen böyle bir görüşmenin üstelik Türk tarafının talepleriyle gerçekleştirilmesinin uluslar arası kamuoyunda olumsuz izlenimlere sebep olabileceğini belirtti. AKP iktidarının İsrail’den somut taleplerinin bulunduğunu hatırlatan Öymen şunları kaydetti: “Somut talepleriniz var. Uluslar arası tarafsız tahkikat komisyonu kurulmasını istiyorsunuz. Ayrıca Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması yönünde bir talebiniz var. Gemiye yapılan şiddetli müdahale nedeniyle sorumluların bulunması yönünde isteğinizi de uluslar arası kamuoyunda İsrail’e iletmiş bulunuyorsunuz. İsrail ise bunların hiç birine yanaşmıyor. Böyle bir ortamda görüşme çelişkinin ortaya konduğunun göstergesidir.” Öymen, “Tüm yaşananları unutarak bir diplomasi izlemek nasıl izah edilebilir? O olayda insanlarımız öldü. Bu insanlar öldüğüyle mi kaldı?” şeklinde konuştu. 
Taviz noktasına sürükleniyor
DSP İstanbul Milletvekili Hasan Macit de, İsrail yetkilileri ile yapılan gizli görüşmenin bir anlamda İsrail’in AKP’yi istediği noktaya getirdiği anlamına geldiğini belirtti. Macit, “Yapılan gizli görüşme diplomatik üsluba uygun düşmüyor. Bu noktada İsrail’in AKP iktidarını istediği noktaya getirdiği anlaşılmaktadır. Buna bir taviz gözüyle de elbette bakılabilir. AKP Türkiye’de ayrı konuşuyor, dışarı da ayrı konuşuyor. Bu ikili yanlış dış politikada AKP’yi taviz noktasına sürüklüyor” diye konuştu.
Gizli olması doğal
MİT mensubu Mahir Kaynak ise, “AKP’nin prestij arttırmak için İsrail ile girdiği çatışma politikasının ardından bu görüşmenin gizli yapılmasının doğal olduğunu düşünüyorum” dedi. Kaynak şunları kaydetti: “Bu çatışma politikası bölgeye bir mesaj niteliğindedir. AKP iktidarının prestij artırmak istediğini söyleyebiliriz. Diğer taraftan bölgede İran’ın liderliğini engellemek için bu çatışma politikası izleniyor. Bu kapsamda düşünüldüğü zaman İsrail ile yapılan görüşmenin gizli olmasını doğal olarak gözlemliyorum.”
Kayıkçı kavgası veriliyor
DSP Denizli milletvekili Hasan Erçelebi de, Ortadoğu’da dökülen kanda her geçen gün AKP’nin
sorumluluğunun arttığını belirterek, “ AKP İsrail’e karşı durmuyor. Bir kayıkçı kavgası veriliyor. Türkiye’nin dış politikasında AKP iktidarı hiç dik duramadı. Bu konuda hep geri adım atılmıştır. Kapalı kapılar ardında yapılan dış politika anlayışı Türkiye’yi her geçen gün
çıkmaza sürüklemektedir” dedi.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Haziran 2010 Çarşamba

GAZZE’NİZ MÜBAREK OLSUN

Kırmızı
Turuncu
Sarı
Yeşil
Mavi
Mor
Gördüğümüz ışıktır ve görünen ışık diye adlandırılır. Kızıl ötesi ve mor ötesi adı verilen ışınları göremeyiz.
AKP’nin de en sevdiği renk kırmızı.
Ama biz AKP’yi kırmız ve hemen ardından mor olarak görmeye alıştık.
Ya kırmızı ya da mor. Arası kurtarmıyor. AKP sınırlarda oynamaya bayılıyor. Bir kızarıyor bir morarıyor.

“One münite” diyor kızarıyor, esiyor parlıyor, gürlüyor, oylarını patlatıyor.
Hemen ardından mayınlı araziyi İsrail’e 44 yıllığına hibe edebilmek adına mos mor oluyor.
“Komşularla sıfır sorun” politikası güden AKP Ermeni açılımı, Kuzey Irak’ta ki oluşumu resmen kabullenme, elçilik açma gibi açılımların mimarı. Teröristlere çadır mahkemesi kurup affediyor, teröristle sıfır sorun.
Ama Atatürkçü aydınlar, terörle mücadele eden askerler olunca, aleyhte bir karar veren mahkeme olunca, muhalefet olunca öyle bir kızarıyor ki alı moru karışıyor.
Ama AKP Baykal’ın çılgın kaset operasyonundan sonra ters köşe oldu ve Baykal’ın beklenmeyen istifası ve ardından Kılıçtaroğlu’nun CHP’nin başına gelmesi daha da kötüsü yandaş ve ya tırsık medyanın ışığı görüp ince ince destek vermesi ABD’den habersiz parmağını oynatamayan AKP’yi mos mor etti. “Bu kez logara süpürüldüm” sendromuna girdi.
AKP’nin tam omurgasından öyle bir kütürtü geldi ki bunu acilen tedavi etmesi, gündemi CHP’den AKP’ye kaydırması gerekiyordu.
AKP tabanına bu coşkuyu ancak İsrail katiline çatarak elde edebilirdi.
Yani Tayyip Erdoğan yine kırmızı olmalıydı.
Liboş/fetoş/kürdoş karması İhanet kardeşliği dernekler, sivil toplum örgütleri hemen olaya el attı.

“Andımızı kaldıralım” , “Ne mutlu Türküm diyene” demeyelim diyen Mazlum-der gibi Asrın yolsuzluk abidesi Deniz Feneri gibi örgütler bol dini söylemlerle Gazze’ye yardım düzenliyor.
Aylarca bunu hazırlıyor ve İsrail müdahalesi beklene beklene gidiliyor.
Ama İsrail bu kez dozajı ayarlayamıyor ve çok sert ve cinayetle sonuçlanan neticeler çıkıyor ortalığa.
Kırmızı ki ne kırmızı. Ortalık kanrevan.
AKP,İsrail’den bunu beklemiyordu.İsrail çok ayıp etti.
İsrail’in müdahalesinden sonra yapılacaklar hazırlanmıştı ve AKP’den hiç umulmayacak bir süratle BM’lere başvuruldu, yapılması gereken tüm girişimler yapıldı.
Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde “müzik notası mı vereceğiz?”  diyen başbakan bırakın notayı konçerto/senfoni/resital düzdü.
Ama CHP uçurtmasının rüzgarını keseyim derken seçime yakın beklediğim İsrail kapışması kozunu erken kullandı. Çünkü artık AKP’de çok başlılık hakim. Artık Padişahlarını kurtara bilmek adına AKP tabanında parayı bulmuş irili ufaklı her yapılanma kendince bir şeyler yapmayı deniyor.
Bütün bunlar ABD’nin sistemli planlamasından olayın çıktığı izlenimi veriyor.
Gazze’de ölen insanları AKP’nin çok önemsediğini düşünen arkadaşlara şu soruyu soruyorum.
Cevaplasınlar.
Irak’ta 1ABD askerine karşılık 1 Irak askeri yanında da 20 Irak’lı sivil ölürken neredeydiler?

1,5 Milyon Iraklı sivil öldüren ABD’ye sen ki mi şikâyet ediyorsun?
O kadar Müslümansın Afganistan’da işin ne?
ABD’nin nasıl hala müttefikisin?
Soruları arttırmak mümkün ama inanın değmez.
AKP’nin kırmızı sevdasına ve sıkışan iç politikasına bu kez can verdik.
Ama AKP’nin hesap edemediği ve bence İsrail’in sert müdahalesinin gerçek nedeni ise muhtemel İran saldırısının öncesinde Türkiye’ye yol haritası çizildi.
Sen Müslüman bir ülkesin ve İran’ın yanındasın.

Gazze falan hikâye arkadaşlar.
Türkiye artık muhtemel savaşın içerisinde vardır ve tarafı da İran’dır.
Rusya’nın, Çin’in tarafsız kaldığı savaşa kendimizi Gazze ile sokmuş bulunuyoruz.
Çünkü biz emperyalistin gözünde Osmanlı’yız ve uygulanamamış bir Sevr var. Mutlaka savaşın içerisinde olmalıyız.
Bu son gelişmelerden sonra İsrail’e tepki gösterip ulusal silah sanayimizi geliştireceğiz falan gibi düşünen arkadaşlar varsa onlara da sadece şunu söyleye bilirim:
Mümkün değil, çünkü o kadar zamanımız yok.
Gazanız mübarek olsun.
BOP tam hız devam ediyor.
Görüşmek umuduyla.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

16 Şubat 2010 Salı

KATAR'DA ABD ELÇİSİ KRİZİ
Erdoğan-Clinton görüşmesini kesmek isteyen ABD'nin Doha Büyükelçisi LeBaron'u, Türk büyükelçi Tanlay durdurdu. Birbirlerinin boğazını sıkan büyükelçileri görevliler ayırdı
Sabah Gazetesi'nde Yahya BOSTAN imzası ile yeralan habere göre, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Katar gezisine, ABD'nin Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron'un haddini aşan sözleri nedeniyle yaşanan tartışma damgasını vurdu.
Başbakan Erdoğan ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın 20 dakika planlanan görüşmesi 1 saat sürünce Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron içeri girerek Clinton'u uyarmak istedi. Bunun üzerine Türk görevlilerce uyarıldı. Ancak LeBaron, içeri girmekte ısrar edince devreye Erdoğan'ın dış politika danışmanı Büyükelçi Fuat Tanlay girdi. Tanlay, "Görüşme sürüyor, içeri giremezsiniz" uyarısında bulundu.

"ŞEYH DAHA ÖNEMLİ
"ABD'li Büyükelçi LeBaron ise, "Bu görüşme bitmeli. Katar Şeyhi ile görüşme daha önemli" deyince Büyükelçi Tanlay'ın sabrı taştı. Tanlay, LeBaron'a çok büyük tepki göstererek, "Bizim önemimizin ne olduğuna sen karar veremezsin. Ülkeme hakaret edemezsin. Bu senin haddine değil" dedi. İki diplomatın birbirinin boğazına sarıldığı, görevlilerin ayırmasının ardından ABD'li elçinin sinirden kapıları tekmelediği öğrenildi. Öte yandan Erdoğan-Clinton görüşmesinde Ermenistan konusunun da ele alındığı belirtildi. Erdoğan, Clinton'a Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin protokollere ilişkin aldığı kararın süreci yokuşa süren bir yorum olduğunu söyledi. Görüşmede, Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığı ifade edilerek "Ermenistan sorununu Kafkasya'da kapsamlı normalleşme sürecinin bir parçası olarak görüyoruz" denildi. Erdoğan, Clinton'a "Minsk Grubu çabalarını artırmalı" mesajı verdi. Clinton da Erdoğan'a "Ermenistan'la başlayan sürecin her şeye rağmen sürdürülmesinin yararlı olduğunu" söyledi. Başbakan Erdoğan'ın kalbine stent takılan eski ABD Başkanı Bill Clinton'a eşi aracılığıyla geçmiş olsun dileğini iletti.

KATAR'LA VİZE KALKIYOR
Başbakan Erdoğan, Four Seasons Otel'de yapılan Türk-Katar İş Forumu'nda ise Katar ile vizenin kaldırılacağı mesajını verdi. Son birkaç ay içerisinde Suriye, Lübnan, Libya, Arnavutluk, Tacikistan ve Ürdün ile vizeleri kaldırdıklarını anımsatan Erdoğan, "Şimdi resmi vizeleri inşallah Katar'la kaldırıyoruz. Bize en az Suriye kadar Ürdün, Lübnan kadar yakın olan Katar'la da benzer şekilde yeni bir dönemin kapılarını aralamak istiyoruz. Türkiye'nin kapıları, Katar'lı yatırımcılara, turistlere, iş adamlarına ardına kadar açık olacaktır" dedi.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Şubat 2010 Cuma

ÖPÜCÜKLÜ TÜRKİYE/KIBRIS RAPORU A.P'DE OYLANDI VE EZİCİ ÇOĞUNLUKLA GEÇTİ


SEN CİDDİYE ALMA.
NEYİ CİDDİYE ALDINIZ Kİ?



Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi’nde Türkiye rapor yazıcısı Ria Oomen Ruijten tarafından hazırlanan raporu Kıbrıs hakkında:

*Türk askerinin Kıbrıs’tan derhal çekilmeye başlamasın.
*Maraş Rumlara iade edilsin.
*Adanın Türk vatandaşları tarafından kolonize edilmesi sorununa bir an önce çare bulusun.
içeriyordu.

Bu ifadelerin daha önce komitede tartışılan karar taslağında yer alması Rum milletvekilleri tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Bir Rum milletvekilinin oylama sonucunda Türkiye rapor yazıcısı öpücüklerle kutlaması kameralara yansımıştı.
Akabinde Brüksel’de bulunan Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış ise bu maddelerin AP Genel Kurulu’na gelmeden önce değiştirilmesi beklentisinde olduklarını dile getirmiş ve Brüksel’de bir araya geldiği basın mensuplarına “Bu raporu çok da fazla ciddiye alma taraftarı değilim” demişti. 
Egemen Bağış’ın ciddiye almadığı rapor AP’de oylandı ve EZİCİ ÇOĞUNLUKLA KABUL EDİLDİ.

İlgili haber:




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ocak 2010 Pazartesi


SONUNDA BİR LİDER GERÇEKLERİ AÇIKLADI
DEPREMLERİ ABD YAPIYOR



17 Ağustos depreminde ortaya atılan “Depremin nedeni ABD’nin gizli silahı” iddiasına 11 yıl sonra bu kez Venezuela’dan destek geldi. Devlet Başkanı Chavez, Haiti depreminin arkasında ABD’nin olduğunu söyledi.

Gölcük depreminin ardından Türkiye’de de uzun süre kulaktan kulağa yayılan bir söylenti, üç hafta önce Haiti’yi vuran sarsıntının ardından yeniden gündeme geldi. Üstelik bu kez bu iddiayı ortaya atan bir devlet başkanı oldu.
 Daha önce 200 bin kişinin öldüğü, 7 büyüklüğündeki depremin ardından ABD’nin bölgeye gönderdiği askerlerle
“Haiti’yi işgal etmeye çalıştığını” öne süren Venezuela lideri Hugo Chavez, bu kez depreme ABD’nin gerçekleştirdiği bir silah denemesinin neden olduğunu söyledi. İlginç çıkışlarıyla tanınan Venezuela lideri, İspanyol ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD ordusunun yeryüzü hareketlerini etkileyecek kadar güçlü bir silahı Haiti yakınlarında denediğini bunun sonucunda böyle bir felaketin ortaya çıktığını iddia etti. Chavez, “Deprem, Amerika’nın deprem makinesini kullanmasıyla gerçekleşti. Amerika bu makineyi, Karayipler’de deniyor. Bu sadece bir tatbikat. Ancak asıl hedef başka. Bu silah İran’a karşı kullanılacak” ifadelerini kullandı.
Neden Tesla Makinesi mi?

17 AĞUSTOS 1999’daki Gölcük depreminden sonrasında depremin sorumlusu bazı komplo teorisyenleri tarafından “Tesla Makinası” olarak açıklanmıştı. ABD tarafından ünlü mucit Nikolas Tesla’nın 1900’lerde yapılan bir makineden geliştirilmiş olan makinenin, “elektro manyetik dalgalarla” yeraltındaki enerjiyi boşalttığı iddia edilmişti. İşte teoriler:
“ABD ordusu, ülkelerinde gerçekleşecek büyük bir depremi önlemek için, fay hatlarındaki enerjiyi küçük küçük depremlerle boşaltmaya çalışıyor. Bunu da ilk olarak 1999’da Türkiye’de denediler. Bu makina, aynı zamanda silah olarak da kullanılıyor.”
Tanrım bize yardım et! 

HAİTİ’DEKİ depremin üzerinden 13 gün geçmesine rağmen hâlâ yardımlar yerlerine ulaşamadı. Yardım dağıtımı güvenlik alanındaki yetersizlik nedeniyle güçlükle yürütülebiliyor. Dün BM askerleri, yardım dağıtımı sırasında yüzlerce kişinin saldırısına uğradı.
 

Askerler kalabalığı uyarı ateşi açarak ve göz yaşartıcı gaz kullanarak dağıtabildi. Başkentteki Notre Dame de l’Assomption Katedrali de pazar ayini sırasında en kalabalık gününü yaşadı. Katedrale akın eden 2 bin 500 Haitili, kendilerine yardım etmesi için Tanrı’ya dua etti.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

17 Ocak 2010 Pazar

UKRAYNA'DA SEÇİM VAR


Devlet başkanlığı için Moskova yandaşı Yanukoviç iddialı
Ukrayna'da bugün devlet başkanlığı seçiminin ilk turu yapılıyor.
Ülkede, Sovyetler sonrası liderlerin iktidar üzerinde egemenliğinin kırıldığı 2004 yılındaki "Turuncu Devrim"den beri ilk kez devlet başkanlığı seçimi yapılıyor.

Bugünkü seçimde, bir zamanlar Moskova yandaşı olarak bilinen eski başbakanlardan, şimdiki muhalefet lideri Viktor Yanukoviç önde görünüyor.
Ay başına kadar yapılan kamuoyu yoklamaları, zengin sanayicilerin desteklediği 59 yaşındaki Yanukoviç'i önde gösteriyordu. Yoklamalara göre, Yanukoviç'in ardından ise 49 yaşındaki Başbakan Yulia Timoşenko geliyor.

Geniş ekonomik ve siyasi reformların yapılacağı umudunu yükselten Turuncu Devrim'den 5 sene sonra, Ukrayna halkının büyük bölümü bu seçimden pek bir şey beklemiyor.

Yapılan son kamuoyu yoklaması, seçmenlerin çoğunun seçime hile karıştırılacağı görüşünde olduğunu ortaya koydu. Dürüst bir seçimin bile, yıllar süren siyasi çatışmalardan sonra ve derin ekonomik resesyondan geçen ülkede bir şeylerin daha iyi gitmesini sağlayacağı umudu pek bulunmuyor.
Seçime 18 aday katılırken, ilk turda sonuç alınması beklenmiyor. İkinci turda seçimin Yanukoviç ile Timoşenko arasında geçmesi bekleniyor.

Adı az duyulmuş adaylardan, eski merkez bankası başkanı Sergey Tigipko, kendisini yeni bir yüz olarak tanımlayarak, son kamuoyu yoklamalarında ön sıralara yükseldi. Tigipko'nu Timoşenko yerine Yanukoviç'in ikinci turdaki rakibi bile olabileceği söyleniyor.
Hayal kırıklığı içindeki seçmenlere hitap eden bir diğer adaysa eski belediye başkanlarından Vasili Gumenyuk. Ancak Gumenyuk adını resmi olarak Vasili Protivsikh'e (Herkese karşı) çevirdi.

2004'deki seçimde yaygın şekilde hile yapıldığı suçlamaları Turuncu Devrim'in kitle gösterilerine yol açmıştı.

Kayıtlı 36,6 milyon seçmenin bulunduğu Ukrayna'da, seçimi izlemek için çok sayıda yabancı gözlemci de bulunuyor.

15 Ocak 2010 Cuma

 ALÇAK KOLTUK OPERASYONU






Bin türlü entrikayla getirdikleri AKP’yi kurtarmak için; Erdoğan’ın bile ufkunu şaşırtan girişimlerde bulunan İsrail’i anlamayan AKP yine Rusya’ya sığındı.
İsrail’i ve dünya kamuoyunu parmağında oynatan bir zümre var.
Erdoğan bunu biliyor.
Çünkü Erdoğan, “beynimin yarısı” dediği Zapsu ile birlikte ABD İstanbul Başkonsoluğuna yaptığı ziyaret sırasında, ABD’ye, “Başbakan yapılması” halinde “Sevr” planı ile “1 Mart Tezkeresi”ni TBMM’den geçireceği sözünü verdi.
Verdi ama Tezkereyi geçiremedi.
Topu askere attı ve Süleymaniye’de 11 askerin başına çuval geçirilmesine sebep oldu.
Neyse ki Tayyip Beyin beyninin yarısı Zapsu imdadına yetişti ve ABD’ye gidip “Bu adamı logara süpürmeyin, kullanın” dedi.
TBMM’de gündeme geldiği halde Tayyip Bey kızamadı; çünkü hazin sondan kendini bu yalvarışın kurtardığını biliyordu.
Ne kadar kurtarsa da logar artık yakındı ve kokusu geliyordu. Ve bu koku Tayyip Beyi fena halde rahatsız ediyordu, ediyor da.
ABD/AB ve özellikle coğrafyamızın bir numaralı emperyalisti İsrail’e AKP gibi Atatürk Türkiye’sini, “darülharb” yani savaş alanı ve her şeyin yapılması mubah gören bir iktidar başa kolay getirilmemişti.
Ama; emperyalistlerin kaçırdığı bir şey vardı.
Atatürk Cumhuriyetine beslenen yüz yıllık kinle tabanına da sahip olamayan AKP müthiş bir talana başladı. Deri mantolu, jepli ,şımarık,kendi burjuvasını yarattı. Tüm dış desteklere rağmen Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi bu şımarıkların talana dayanamadı ve çöktü. Kabaran tepkileri durdurmanın iki yolu vardı.
1.si sindirmek; faşizan baskılar uygulamaktı ve uygulandı, uygulanıyor.
Ergenekon şarlatanlığı, telefonların dinlemeleri gibi olaylar bunun için patlatıldı. Tamamen dış destekli kotarıldı.
2.si ise Türk halkının karın gurultusunu öfke naralarına dönüştürecek ve unutturacak adımlardı.
İşte bunun için ilk önce medya ele geçirildi. Ulusal medya dağıtıldı.
Damat, hısım-akraba, Fettullahçı, Kürtçü, entel-dantel,dönek solcu-liboş/ayrılıkçı Kürtçü ve tabiî ki fetullahcı dayanışmasına,emniyete ki fettrullahın çocuklarından sızdırılan,mossad ve cia destekli entrikalarıyla beslenen ama varlığı AKP’nin talanını saklamak olan bir medya yaratıldı.
Artık bunlar o kadar sırıttı ki; AKP’den fazla onu besleyen İsrail’i rahatsız etmeye başladı.
Siyonist-emperyal emellerini bu zamana kadar dünya çapındaki medya gücü, holokost ve karşılıksız basılan doların hâkimiyetiyle saklamayı başar İsrail;AKP’nin tepetaklak gidişinin önüne geçmek için kendini ileri sürdü.
Çünkü tüm bu yalan dolanlara rağmen coğrafyamızda özellikle de Türkiye’de; 2009 başında 22 gün süren Dökme Kurşun Partisinin yarattığı kin ve öfkeyi kullanmaya başladı.
AKP’yi ayakta tutabilmek için Kasımpaşa delikanlısının logardan çıkan ve burnuna gelen pis kokuların yarattığı gerginliğe arada bir “artık arkanda değiliz” diyerek patlatmaya ve kendisine bağırıp çağırmasına izin vermeye başladı.
Çünkü Dovos Fatihinin İsrail’e her bağırıp çağırması AKP’ye oy olarak döneceği düşünüldü.
İşe yaradı mı?
Yerel seçimler öncesi yaradı.
Fakat fısıltı gazetesi ve Anadolu’nun doğal lobici yapısıyla bu oyun sağır sultanın kulağına kadar geldi ve görüldü.
Her bağırıp çağırmadan sonra İsrail’e bir şeylerin bağışlandığı görüldü.
En son “kürt kozu” devreye; Kürt açılımı (olmadı) demokrasi açılımı diye sunuldu.
Jokerde yere düştü, yine olmadı.
Asker taciz edildi, demokrasiden çıkması sertleşmesi beklendi. TSK’nın en hassas noktalarına kadar girildi, en mukaddes kavramları alaya alındı, genelkurmaya ağza alınmayacak hakaretler edildi; ama TSK demokrasiden çıkmayarak saç baş yoldurdu.
İşte günümüz.
İsrail bir kez daha “özür dilemek için” bir girişimde daha bulundu.
“Alçak koltuk operasyonu”
İsrail’e özür dileten Fatih imajı çizilmek istendi.
Ama ne yazık ki logarın kokusundan burnunun direği kırılmış, ürkmüş Davos Fatih’i bunu anlayamadı ve can simidi Rusya’ya uçtu.
Nükleer santral ihalesini her seferinde kazanan ama bir türlü kabul edilmeyen, ettirilmeyen Rusya’ya “tamam, nükleer santralimizi siz yapın. Kasım 2010’da da başlayın” denildi. İsrail hazır özür mektubunu birkaç gün daha gündem yaratmak için tutmak isterdi ama bu gelişmeyle hemen yolladı.
Yani kısacası Davos fatihi İsrail’in kıyağını yine anlayamadı.
Çünkü logar çok kötü kokuyor.
Çok daha yakın.
Suç çok.  
Şakaya gelmez.
Maalesef  Davos’un Fatihi ve yandaşları tedirgin, düşünemiyor.
Özetle; Alçak koltuk Operasyonu bedavaya gitti.
İsrail’in haznesine “saçma bir girişim” olarak yazıldı.
İşler çok ilerledi ve artık böyle basit ayak oyunları Türk Halkının midesinden gelen sesleri bastıramıyor.
Yandaş medya bir tarafını yırtsa da fayda etmiyor.
Saygılar.
Levent Kalem


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Aralık 2009 Perşembe


İsviçre: MİNARELERE HAYIR DEDİ.
ŞAŞIRMAYIN.
NEDEN





Yeniçağ-Arslan BULUT’un yazısından özet.
Suat İlhan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini incelerken şu tarihi tespiti açıklıyor: “Atatürk devriminden yani 1920’den önce, bugün Batı dediğimiz medeniyetin elindeki topraklar, 25,5 milyon mil kare idi. 1993’te bu rakam 12,7 milyon mil kareye, yani yarısına düşmüştür.
İslam dünyası ise 1920’de 1. 8 milyon mil kare üzerinde egemenlik sahibiydi. 1993’te İslam dünyasının sahip olduğu topraklar 11 milyon mil kareye yükselmiştir.”
 
İslam dünyasını ayağa kaldıran güç, Atatürk modelidir! Avrupalılar ve Amerikalıların İslam ile birlikte Atatürk’e saldırmalarının ana sebebi budur!

Aslında İslam’ın Hıristiyan âlemine bakışı da bellidir.

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kuran’ın bakışını hatırlatıyor: 

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse/onları işlerinin başına getirirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.”  (Mâide, 51)
“Bu pencereden baktığımızda, örneğin, Türkiye’nin AB tutkusu, önümüze sarsıcı tespitler çıkarmaktadır.
AB ve ABD gibi; zulüm, riya, sömürü toplumlarını, onların içine girip üyesi olmak (Kur’an’ın deyimiyle, içlerine dalmak) suretiyle iş ve emanetlerin başına getirmek, Müslüman kitlelerin egemenliğini onların eline vermek, Kur’an’ın değişik bağlamlarda dikkat çektiği büyük felaketlerden biridir.
İslam tarihinde bu felakete devlet adamı olarak ilk dikkat çeken önder Mustafa Kemal Atatürk oldu. Avrupalılar ve Avrupa hakkında değişik bağlamlarda defalarca tekrarladığı söz şudur:
‘Avrupalıların namusuna güvenemeyiz.’
Avrupa’ya teslimiyetin sonucu İslam’dan kopmak olacaktır. Bakara 120. ayet bu noktanın altını çiziyor:
’Sen onların öz milletlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmaz. De ki, -Allah’ın kılavuzluğu, erdirici kılavuzluğun ta kendisidir.’- İlimden sana ulaşan nasipten sonra bunların boş ve iğreti arzularına uyarsan, Allah katından ne bir dostun/destekçin olur ne de bir yardımcın.’ ”

Daha ne bir şey söylemeye gerek var mı?

11 Kasım 2009 Çarşamba

İSRAİL’LE SORUN YAŞIYORMUŞUZ.

BUNA ÇOCUKLAR GÜLER




TÜRKIYE’NIN TEL AVIV YENI BÜYÜKELÇISI

AHMET OĞUZ ÇELIKKOL:

“ANKARA ORTADOĞU’DA BARIŞ İSTİYOR”


Türkiye’nin Tel Aviv yeni Büyükelçisi Ahmet Oğuz Çelikkol’un Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle düzenlediği resepsiyona İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanı Binyamin Ben-Eliezer ile Devlet Bakanı Avişay Braverman hazır bulundu.

BU YIL ŞİMON PERES KATILMADI

Yeni Büyükelçi Çelikkol’un düzenlediği Cumhuriyet Resepsiyonu’na geçen yıl olduğu gibi devletin daha üst düzey isimlerinin katılmamış olması, iki ülke arasındaki gerginliğin sonucu olarak değerlendirildi. Davete, iki İsrailli bakanın yanı sıra İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yosi Gal, Savunma Bakanlığı Müsteşarı Amos Gilad, bazı komutanlarla İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’nin üye ve temsilcileri katıldı.

“AMACIM MEDYAYI YAKINLAŞTIRMAK”

Resepsiyon öncesinde Bar-İlan Üniversitesi’nde konuşma yapan Büyükelçi Çelikkol, “Buraya yeni geldim, görevde daha yeniyim ama bölge politikası, Türkiye-İsrail ilişkileri bildiğim konular” derken, özellikle iki ülke arasındaki medya ve üniversitelerin yakın temas içinde olabilmesi için çalışacağını çünkü bu yolla iki toplumun birbirlerini daha iyi anlayabileceklerine inandığını dile getirdi.

Çelikkol, basına verdiği bir demeçte Ankara’nın Ortadoğu’da barış istediğini ve İsrail ile komşuları arasında bir köprü olmayı arzuladıklarını belirtti. 04 Kasım 2009

22 Eylül 2009 Salı


BAŞBAKAN ERDOĞAN, FOXMAN'I KABUL ETTİ
ABD’ye G20 toplantısına giden R.T.Erdoğan ilk görüşmesini Yahudi lobisi ADL başkanı Foxman ile yaptı.
Eski dostlar kavuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ADL Direktörü Abraham H. Foxman ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Başbakanlık Merkez Bina'da basına kapalı gerçekleşen görüşme, yaklaşık 1 saat sürdü.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Eylül 2009 Çarşamba

Talmud'a göre,Yahudi olmayanı öldürmek de, organını çalmak da caiz!
Mısırlı Siyonizm karşıtı araştırmacı yazar "Hicazi", katil İsrail askerlerinin Filistinlilerin hayati organlarını çalmalarını çalma girişimlerini hatırlatarak "Siyonist Yahudilere göre, Filistinlilerin hayati organlarını çalan İsrailli askerler yanlış bir iş yapmamışlardır" dedi.
Mısırlı Araştırmacı yazar Muhammed Hicazi, muhabirimizle sohbetinde "Ben Yahudi olmayan biri olarak kendi açımdan, Yahudilik ve özellikle de Talmud kanunları ve oradaki garip dini ideolojilerinin ardındaki yanlış mantığı kolaylıkla kavrayabilirim" şeklinde konuştu. Muhammed Hicazi daha sonra bu konuya açıklık getirirken şöyle konuştu: "Talmud'a dayalı Yahudilik, şu varsayımlara dayanıyor: 1-Yahudiler, "Yahuve" dedikleri Tanrılarının tek çocuğu sayılıyorlar ve o Tanrı, diğer mahluklarını hiç sevmiyor. 2-Yahudi olmayan kimseler, 2. derecedeki varlıklardan sayılıyorlar. Dolaysıyla onların öldürülmeleri bile caizdir. 3-Bu dünyadaki hayattan sonra "Cennet" ve "Cehennem" diye bir şey yok. Bunun için Cehennem'den kaçmak için telaşlanmaya da gerek yok." Muhammed Hicazi daha sonra "İşte bu yüzden Yahudiler, ahlaki değerlerden yoksunlar ve hayatta kendi kişisel çıkarları için başkalarını gayri meşru bir şekilde kullanmak ve ahlak dışı yollarla olsa bile mal-mülk sahibi ele geçirmekten başka bir şey düşünmezler" ifadesini kullanırken ayrıca "Siyonist Yahudilere göre, gözaltına aldıkları veya kaçırdıkları Filistinlilerin kalp ve böbrek gibi hayatı organlarını çalan İsrailli askerlerin bu girişimi yanlış bir hareket değil" diye ilave etti. Mısırlı Siyonizm karşıtı bu araştırmacı yazar açıklamalarının devamında "İnsanlık camiasının 21. yüz yılda da yine dini bir kılıfa geçirilen katilce bir ideolojiye katlanmak zorunda kalması çok üzücü bir durum. Ne yazık dünya, kendini "Yahudi özellikli, Yahudi bir devlet" olarak gören bir İsrail'in cinayetlerine katlanmak mecburinde" diye vurguladı.
Tüm dünyadaki organ ticaretini araştıran Amerikalı yahudi asıllı uzman, Nancy Schepher siyonistlerin Filistinlilerin organları üzerinden yürüttükleri ticaretin yeni boyutlarını gözler önüne serdi.
Amerika'nın California eyaletinde öğretim üyeliği yapan yahudi asıllı Nancy Schepher Haufes'in dünya çapında yürütülen insan organı ticareti üzerinde yaptığı geniş araştırmanın sonucu, İsveç'in Aftonbladet gazetesinin siyonist askerlerin Filistinli esirlerin organlarını çaldığı ile ilgili haberi doğruladı.
Haufes'in araştırması, gazetede yazılanların gerçeğin küçük bir bölümü olduğunu da ortaya çıkardı.
Amerikalı öğretim üyesi konu ile ilgili yazdığı yazıda Amerika'nın New Jersey eyaletinde insan organı ticareti yapan siyonist hahamların konusunu, tutuklamalardan önce takip ettiğini ve bu konuda suçluların diğer bazı ülkelerde de faaliyet gösterdiklerini söyledi.
Haufes'in,Tel Aviv'de bir firmanın insan organları nakli ile ilgili tıbbi çalışmaları yürüttüğünü ve en başta her bir organ 120 bin dolardan satılırken şu anda bu fiyatın 270 bin dolara yükseldiğini kaydetti.

İsveç'in en çok satan gazetesi Aftonbladet, İsrail askerlerinin Filistinli gençleri organlarını çalmak amacıyla öldürdüğü iddiasını gündeme taşıyınca kızılca kıyamet kopmuştu.

Donald Boström'ün 'Çocuklarımızın organlarını yağmalıyorlar' başlıklı makalesi İsrail basınına yansıyınca hem İsrail hem İsveç makamları ateş püskürdü. Boström, Gazze ve Batı Şeria'da İsrail askerlerinin öldürdükleri gençlerin cesetlerini organları eksik teslim ettiğine dair Filistin iddialarına yer verdi.

Bostrom, bu olaylarla geçen ay New Jersey'de haham Levy İzak Rosenbaum'un İsrail'de çalınan bir böbreği Amerikalı bir hastaya 160 bin dolara sattığı için tutuklanması arasında bağ kurdu.
Yazar, İsrail hükümeti 1992'de organ bağışı kampanyası yaparken, ortadan kaybolup beş gün sonra gece vakti ölü ve kesilip biçilmiş halde geri getirilen Filistinliler olduğu iddiasını dile getirirken 19 yaşındaki Bilal Ahmed Ganim'in aynı yıl öldürülen 133 gençten biri olduğunu yazıp şöyle dedi: "Nablus'tan Halid'in akrabaları, Cenin'de Raid'in annesi ve Gazze'de Mahmud ile Nefes'in amcaları 'Oğullarımız kulanıldı' diyor. Nafes'in amcası soruyor: 'Neden gömmemiz gereken cesetleri beş gün tutuyorlar? Bedenlere ne yapılıyor? Ölüm nedeni belliyken niyee otopsi yapılıyor?"
Türkiye de 'bağışçı' ülke
2000'den beri İsraillilere nakledilen böbreklerin yarısının yasadışı olarak Türkiye, Doğu Avrupa yada Latin Amerika'dan getirildiğini kaydeden yazar, "İsrail yetkililer farkında ama birşey yapmıyor" dedi. Yazıyı Ortaçağ'da Hıristiyanların, Yahudilerin kanları için Hıristiyan çocukları öldürdükleri iddialarına benzeten İsrail hükümeti sert tepki verdi. Basın sözcüsü Daniel Seaman, "İğrenç anti-semitizm kampanyası" derken, İsrail İsveç'e protesto notası verdi. 'Anti-semitist' ithamını reddeden Bonström ise, sadece iddialara dikkat çekmek istediğini belirtmişti
Milli gazete
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Nisan 2009 Pazar


Gelin empati (duygudaşlık) yapalım:

Kendinizi Azerbaycanlı Türk kardeşlerimizin yerine koyunuz. “Tek millet, iki devlet” dediğiniz, “kardeş” dediğiniz bir ülke size daha 1992 de soykırım yapan ve topraklarınızın bir bölümünü işgal eden bir ülke ile sıcak ilişkiler kursun, sizi görmemezlikten gelsin.

Nasıl canınız yandı mı?

Buda yetmezmiş gibi Kardeş ülkenin dış işleri bakanı, sizin dış işleri bakan yardımcınızın görüşme talebine KAPIYI GÖSTERSİN.

Bakın ben size söyleyeyim.

Ben olsam; kardeş falan demem tüm ilişkilerimi keserim.

Ama Türk Halkının suçu ne?

Ermeni sınır kapısı açılmasın diye çırpınan Türk Halkının %92 sinin suçu ne?

Babacan’ın basiretsizliğinin günahını biz niye çekelim.

Yerel seçimlerde bile %39 oy almış foyası ortaya çıkmış, kendini Ümraniye davası, yandaş medya yalan dolanlarıyla, AB, ABD ve Siyonistlere teslim etmiş, ekonomisi çökeltirmiş, terörü siyasallaştırmış, kurucu unsurlarını azınlık durumuna düşürmüş, Cumhuriyetin değerlerine saldırmış, askere dil uzatmış, yargıyı siyasallaştırmış, “Laiklik karşıtı unsurların merkezi" olduğu yargı kararıyla kesinleşmiş, tüm stratejik kurumlarını satmış, müstemleke (sömürge) yasaları çıkarmış bir iktidarın günahını biz niye çekelim.

Azerbaycanlı Türk kardeşim; bu halk sizin yanınızda.

Bunu sakın unutma.



REZALET!
Babacan, Erivan’da kendisiyle konuşmaya çalışan Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı kovdu
Lütfedip dinlemedi!
AKP’nin Azerbaycan’a bakışını apaçık ortaya koyan skandal, Ermeni ve Azeri basınına da yansıdı ve şöyle gelişti: Babacan, Sarkisyan’la görüşmek için beklerken yanına gelen Azeri yetkili bir şeyler söylemeye başladı.
Bir de kapıyı gösterdi! Ermenİler, konuşmayı önlemek için müdahale etti. Azeri yetkilinin uyarılara aldırmaması üzerine bu kez Babacan kendisine dert anlatmaya çalışan bakan yardımcısına sert bir şekilde hitap ederek, kapıyı gösterdi.
Erivan’da utandıran skandal! Ermeni ve Azerbaycan basını, Ali Babacan’ın Erivan’daki KEİ toplantısında kendisiyle konuşmaya çalışan Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı kovduğunu iddia etti
Erivan’da Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ve mevkidaşı Nalbandyan ile görüşmeler yapmıştı.
Geçtiğimiz 16 Nisan’da Erivan’da yapılan Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) toplantısında inanılmaz bir skandal yaşandığı iddia edildi. Toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısını kovduğu öne sürüldü. İddiayı Ermeni Dışişlerine dayanarak gündeme getiren Ermeni “Panarama.am” internet sitesi ve Azeri “Yeni Müsavat” gazetesine göre skandal şöyle gelişti: Sert bir dille konuştu “KEİ toplantısından sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan tarafından kabul edilen konuk dışişleri bakanları görüşmeden sonra dışarı çıktı. Bakanlar ayrılırken, Babacan, Ermeni Cumhurbaşkanı’nın makam odası önünde Sarkisyan’la ikili görüşme için beklemeye devam etti. Bu sırada Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahmud Memmedguliyev, Babacan’a yaklaşarak kulağına bir şeyler fısıldamaya başladı. Bunun üzerine Ermeni protokol görevlileri iki konuktan ayrılmaları yönünde talepte bulundu. Ancak Azeri bakan yardımcısı ikazlara aldırmayıp konuşmaya devam edince Ali Babacan, kendisine sert bir şekilde hitap ederek dışarı çıkması için kapıyı gösterdi. Beklemediği karşılık üzerine şaşkın duruma düşen ve morali bozulan Azerbaycanlı bakan yardımcısı sinirli bir şekilde oradan ayrılarak çıkış kapısı yerine tuvalet kapısından içeri girdi. İddiaya göre Azeri bakan yardımcısının komik duruma düşmesi karşısında, Ali Babacan, olayı seyreden Ermeni yetkililerle birlikte gülüştü. Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın koruma görevlileri daha sonra Memmedguliyev’e yakınlaşarak çıkış kapısını gösterdiler.” Müsavat gazetesi, diplomatik skandalı ziyareti izleyen bir Türk gazeteciye de doğrulattıklarını ve Türk Dışişleri’nin de olayın yazılmaması için gazetecilerden ricada bulunduğunu ileri sürdü. Konuya ilişkin açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı ise “Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısıyla arasında tatsızlık olduğu” yolundaki haberlerin ciddiye alınmaması gerektiğini bildirdi.
Azerbaycan Babacan’a çok kızgın DIŞİŞlerİ Bakanı Ali Babacan’ın AKP iktidarının Ermeniyle yakınlaşma çabalarında oynadığı etkin rol ve Erivan’da ‘kapalı kapılar ardında’ yaptığı görüşmeler, Azerbaycan’da büyük öfke ve tepki yarattı.
Babacan’ın temasları olumlu havayı bozdu Türkiye’nin attığı adımlar Bakü’de yakından takip ediliyor. Dışişleri Ali Babacan’ın Ermenistan’ın başkenti Erivan’a yaptığı ziyaret, Başbakan Erdoğan’ın “Karabağ çözülmeden sınır açılmaz” söyleminin ardından Azerbaycan’da yaşanan huzuru ortadan kaldırdı. Bakan Babacan’ın ’kapalı kapılar ardında’ yaptığı görüşmelerde neler konuşulduğu merak konusu oldu. Bakü’deki siyasi çevreler, AKP hükümetinin Azerbaycan kamuoyundan bir şeyler sakladığı görüşünde. Bakü’deki diplomatik kaynaklar ise, Bakan Babacan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı toplantısına katılmak amacıyla gittiği Ermenistan’da, “Rusya’dan yardım” talep ettiğini öne sürdü. Türkiye’nin, Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme sürecinde Erivan’a sürekli destek veren Rusya’dan “arabuluculuk” istediği tahmin ediliyor. Bu arada Türkiye’deki diplomasi trafiği de yakından izleniyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’a Erivan ziyaretinde eşlik eden Ertuğrul Apakan’ın Ankara’da döndükten sonra ABD Büyükelçisi James Jeffrey ile baş başa yaptığı görüşmede neler konuşulduğu merak konusu.