IRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
IRAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2012 Pazartesi

DAVE C. STOFFEL’İN İBRETLİK HİKÂYESİ...


Tarih, 8 Aralık 2004, Irak’ta “rutin” saldırılardan bir yenisi düzenleniyor ve Dale C. Stoffel ve Joseph J. Wemple adlı iki Amerikalı öldürülüyor. Öldürülenler, Wye Oak ve CLI adlı şirketler adına Irak’ta “ihale kovalayan siviller”dir. Ama patron Stoffel ve yardımcısı Wemple’ın öldürülmesini diğer saldırılardan ayıran bir fark var. Direnişçiler, iki Amerikalıyı kurşuna dizdikten sonra, yanlarındaki dizüstü bilgisayarı alarak gitmişlerdir... Aylar sonra, internette “Rafidan” imzalı bir direniş bildirisi boy gösterir. “Rafidan” grubu, kendisini “Mücahitler Merkez Komutanlığı Siyasi Komitesi” olarak tanıtmaktadır. Bildiride, Stoffel ve Wemple’dan alınan bilgisayarda yer alan çok sayıda gizli yazışma ve belge ifşa edilmektedir!.. Rafidan grubu, bugüne dek yayınladığı 9 bildiriyle, Stoffel, CIA ve Irak “Geçici Hükümeti” arasındaki gizli pazarlıkları gözler önüne serdi. Ağdalı bir dille yazılmış bu bildirilerin devamı gelir mi bilinmez, ancak belgeler hem Stoffel’in hiç de sıradan bir Amerikalı olmadığını gösteriyor, hem de dönemin güdümlü Bağdat hükümeti ile Amerikalılar arasındaki kirli pazarlıkları, en ince ayrıntısına dek kanıtlıyor.

Bildiri No.1: Stoffel’in öldürülmesi üstlenilir ve açıklanacak belgeler “müjdelenir”.

Bildiri No.2: Dale Stoffel’in özgeçmişi açıklanır. Bu belgede, 1961 doğumlu Stoffel’in “mesleki kariyeri” boyunca ABD donanma istihbaratında, silah şirketi Raytheon’da, çeşitli şirketlerde istihbarat sistemlerinin geliştirilmesi alanında çalıştığı, 1995’te Wye Oak şirketini, 2003’te ise CLI şirketini kurduğu belirtilmektedir.

Bildiri No.3: Rafidan, elindeki en önemli belgelerden birini açıklar. 16 Ağustos 2004 tarihli bu talimatın altında, dönemin Irak Savunma Bakanı Hazım el Şalan’ın imzası bulunmaktadır. Talimattaki bilgilere göre Stoffel ve adamları, Irak işgalinin ardından tahsis edilen 10 helikopterle bir yıl boyunca Irak’ı gezmiş, askeri ve sivil tesislerin, fabrikaların, havaalanlarının fotoğraflarını çekmiş, dağıtılan Irak ordusuna dair bütün belgelere el koymuştur. Ayrıca, ordu depolarında ve kışlalardaki bütün silahların fotoğrafları çekilmiş, dökümleri yapılmıştır. Ardından; İyad Allavi ve Ahmet Çelebi’nin de üyesi olduğu bir özel komisyon kurulmuştur. Komisyonun görünürdeki amacı, “Irak Ulusal Muhafızları”nı oluşturmaktır. Ama asıl amaç, çok farklıdır...

Bildiri No.4: 16 Ağustos 2004 tarihli talimnamenin diğer ayrıntıları açıklanır. Buna göre Bağdat hükümeti, Wye Oak şirketine, Irak ordusunun bütün silahlarını “nakletme, onarma veya dünyanın herhangi bir ülkesinde, herhangi bir şirkete satma” yetkisi vermektedir. Bu satış karşılığında hükümete hiçbir ödeme yapılmayacaktır. Aksine, bu satışlardan elde edilecek gelirin yüzde 10’u, Stoffel’in şirketine verilecektir. İşin püf noktası, silahların satış fiyatlarını belirleyecek tek kişinin Stoffel olmasıdır! Kısacası Irak ordusunun bütün silahlarını bu kişiye “bedelsiz” vermekte, üstüne bir de “komisyon” ödemektedir!

16 Ağustos tarihli bu metin, dönemin Başbakanı İyad Allavi’nin 4 Ağustos’ta verdiği onayın ardından hazırlanıp imzalanmıştır. Belgenin orijinal metni Irak Savunma Bakanlığı ve ABD’de olup, Stoffel’in elinde bir kopya bulunmaktadır.

Stoffel, yaklaşık 1.5 ay önce, 25 Haziran 2004’te, Savunma Bakanı Şalan’a yazdığı mektupta, yapılacak anlaşmanın “çok gizli” tutulmasını rica etmekte, ayrıca Irak ordusunun elindeki bütün silah sistemlerinin toplam değerini “1 milyar dolar” olarak tahmin etmektedir. Kısacası kendisi, bu anlaşmadan 100 milyon dolar komisyon alacaktır.

Eski Irak ordusu komutanları olduğu tahmin edilen Rafidan direniş örgütü mensupları ise, Irak ordusunun elindeki silahların toplam değerinin en az 40 milyar dolar olduğunu belirterek, anlaşmayı “yüzyılın soygunu” olarak nitelendiriyorlar.

Savunma Bakanı Şalan, bu mesaja karşılık, 4 Ağustos 2004’te Stoffel’e yanıt verir ve Irak ordusunu tasfiye etme programının başına, Dr. Bruska Nuri Şavays’ın getirildiğini bildirir. Bildiri No.5: Rafidan örgütü, 16 Ağustos 2004 tarihli “çok gizli” anlaşmanın ayrıntılarını açıklamaya devam eder. Metne göre Stoffel, Irak silahlarını yağmalamaya Taci, Cooke Kampı, Normandy Kampı, Eşref Kampı, Hille Kampı ve Anaconda Kampı’nda başlayacaktır. Bu kamplar, Irak’ın her yerindeki eski orduya ait silahlar için bir tür “toplama merkezi” olacaktır. Ayrıca, Stoffel’e yapılacak yüzde 10’luk ödemelerin ABD bankalarına yatırılacağı belirtilmektedir.

Bildiri No.6: Irak Savunma Bakanlığı’ndan Stoffel’e gönderilen bir başka mektup açıklanır. Dr. Bruska Nuri Şavays imzalı bu mektuba göre Wye Oak şirketi, Irak ordusunun silahlarını yağmalama faaliyeti boyunca “yerli ya da yabancı her türlü yardımı almakta” özgürdür.

Bildiri No.7: Şavays imzalı bir başka belge, Stoffel’e “Irak askeri ekipmanını nakletmek için bütün polis noktalarından serbest geçiş” yetkisi tanımaktadır.

Bildiri No.8: Anlaşmayı tamamlamış olan Stoffel, 18 Ağustos 2004’te, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Carol Basden’e bir mektup yollar. Mektupta özetle şöyle denilmektedir “Wye Oak, Irak Savunma Bakanlığı ile imzaladığı anlaşma için onayınızı talep eder... Hurda olarak sınıflandırılıp satılacak Irak askeri ekipmanı, halen ABD ordusu ve koalisyon kuvvetlerinin elindedir... Bu ekipmanın ağırlıklı olarak Fransız, Rus ve Çin malı olduğu, ayrıca İran’dan ele geçirilmiş ABD ve İngiliz menşeili silahların da bulunduğu görülmektedir... Ekipmanın toplam değerinin 500 milyon doları aştığını tahmin ediyoruz... Bu sözleşmeden doğan herhangi bir ödeme yükümlülüğümüz yoktur...” Rafidan grubu, “hurda” olarak sınıflandırılacak olan bu silah sistemlerinin Ürdün, Kuveyt, İsrail, İran ve Ukrayna’ya satılacağını öne sürerek, ellerinde bu konuda da belgeler olduğunu öne sürüyor.

Bildiri No.9: Bu bildiriyle, 20 Haziran 2004 tarihli biraz eski bir belge dikkate sunuluyor. Belge; İyad Allavi, Dale Stoffel, Ahmet Çelebi ve Ahmet Ersevci arasındaki anlaşmadır. Burada, Iraklı temsilciler, Stoffel’i “askeri ekipman organizasyonu bakımından Irak Savunma Bakanlığı’nın tek temsilcisi” ilan etmektedirler. Ardından, “ganimet paylaşımı”na geçilir. Bu utanç belgesinden öğrendiğimize göre Ersevci, Stoffel aracılığıyla “Newco” adlı bir şirket kuracak ve ilgili her işlemden yüzde 10 pay alacaktır. Bu şirkete ayrıca, idari masraf olarak “kârın yüzde 50’si” verilecektir. Kârın yüzde 30’u Stoffel’in cebine gidecektir; geri kalan yüzde 20 ise İyad Allavi ve Ahmet Çelebi arasında paylaştırılacaktır.

Bağdat hükümetinin nasıl işlediğini gözler
önüne seren bu ifşaatlar, “şimdilik” sona eriyor. Rafidan’ın yeni bildiriler yayınlayıp yayınlamayacağını zaman gösterecek. Ancak eldeki belgeler; koca bir ülkenin insanları ve kaynaklarının rüşvet, yolsuzluk ve yağma çarkları arasında nasıl yok edildiğini görmek için yeterli. Bush’un Ortadoğu için öngördüğü “demokrasi”, işte bu gizli belgelerde saklı.

23 Kasım 2011 Çarşamba

AMERİKA VE IRKÇI İSRAİL REJİMİ TERÖR TİMLERİNİN IRAK'LI BİLGİNLERİ KATLETMELERİ


Amerika ile ırkçı İsrail rejiminin terör timleri Irak'ın işgal edilmesinden sonra, yüzlerce Iraklı araştırmacı ve bilgini suikast sonucu öldürdüler. Elsager araştırma merkezinin haberine göre, bu terör timlerinin kanlı eylemler sonucu Irak'ta 152 anabilim dalındaki çalışmalar durdurulmuştur. Univer City Goldberg fakültesinin bilimsel araştırmalar danışmanı Muhammed Errebii diyor ki; Amerika ve Siyonist rejimin terör timlerinin Iraklı bilginleri katletmelerinin nedeni Irak halkını ve bilginlerini dehşete düşürmek ve Iraklı bilginler ve akademisyenlerin Irak'ı terk etmelerini sağlamaktır. Londra'daki West Minster üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abbas ElHüseyni de yaptığı açıklamada, Irak'ın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini engellemektir. Brüksel yargı komitesinin üyesi Dr. İsmail Elcelili de Amerika ve Siyonist işgalcilerin Irak'ta kargaşa yaratmak için Iraklı bilginleri katlettiklerini söyledi. Iraklı yetkililere göre, Amerika ve müttefiki batılı devletlerin Irak'ı işgal ettikleri 2003 yılından beri terör timleri 500 Iraklı bilgin ve üniversite öğretim üyelerini öldürdüler. İngiliz gazeteci ve yazar Robert Fisk'e göre Irak'ta 15 yabancı casusluk ve istihbarat servisleri Irak bilgileri katletmek veya bu ülkeden kaçırmak için faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bush yönetimi döneminde Amerika dış işleri bakanlığının itiraflarına göre, soykırımcı İsrail rejiminin casusluk ve terör örgütü Mossad kendilerine teslim olmayan Iraklı nükleer bilim dalı bilginlerini katletmiş veya onları Amerika ile işgal edilen Filistin topraklarına nakledip, kendi tesislerinde çalışmaya zorlamış bulunuyor. Irak üniversiteleri öğretim üyeleri sendikasının da raporuna göre, Amerika ve Irkçı İsrail terör timlerinin yaptıkları saldırıların kurbanlarının yüzde 80'ı Iraklı bilgin ve üniversite hocalarından oluşmaktadır. Bağdat, basra, Musul ve Elmüstensere üniversitelerinin öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerinin yarısı işgalci güçlerin terör saldırıları sonucu öldürülmüşlerdir. Son on yılda amerika ve Irkçı İsrail rejiminin terör timlerince öldürülen bilginlerin en meşhur şahsiyetleri Bağdat üniversitesi rektörü, Dr. Muhammed Abdullah Erravi, Müstensere eğitim fakültesi dekanı, ırak Afrika ve Asya araştırmaları merkezi başkanı Dr. Sabah Mahmut Errebii , ırak kızıl haç başkanı ve hukuk fakültesi dekanı Dr. Aziz Ali, Musul Hukuk fakültesi dekanı Dr. Leyli Abdulcebbar, ırak fizik anabilim dalı bilginlerinden Dr Hüseyin yasin ve çok sayıda diğer Iraklı bilginlerdir. Iraklı bilginlerin 3/4ü bu terör timlerinden katledildiler. Böylece Irak'ta bilimsel çalışmalar ve eğitim ağır darbeler aldı.

28 Kasım 2010 Pazar

ABD'NİN REZİLLİKLERİ AÇIKLANIYOR




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

24 Ocak 2010 Pazar

B PLÂNI
2003 Dergisinden aldığım bu yazı Irak’ın durumunu ve İsrail’in olayların içerisinde ne kadar olduğunu ve istihbaratların ülkelere nasıl girdiğini,ABD ve İsrail’in kader birliğini,İran’ın coğrafyamızdaki etkisini okurken Türkiye’nin içerisinde olduğu gündemi aklınızdan geçirin.

SEYMOUR M. HERSH
ABD Askerî Olarak Mağlup Edilemez Ama Siyasî Olarak Bitti
Savaş, Temmuz 2003’de, Başkan Bush Irak’ta zafer ilân ettikten iki ay sonra, bırakınız yavaşlamayı, oldukça kritik bir noktaya ulaştı. Savaşın en şevkli savunucularından olan İsrail mevcut idareyi; Amerikan önderliğindeki işgalin yaz sonundan itibaren artan bir direniş dalgası -bombalama ve suikast kampanyası- ile karşı karşıya kalabileceği yönünde, uyarmaya başladı. Irak’ta bulunan İsrail istihbarat kaynakları; direnişçilerin, İran-Irak arasındaki korunmayan sınırdan gönüllerince geçen İran istihbaratının ajanlarının ve diğer uluslardan savaşçıların desteğini aldıklarını rapor ediyordu. İsrailliler, söz konusu 1500 km’lik sınırı ne pahasına olursa olsun emniyete alması konusunda ABD’yi uyardılar.
Sınır açık kaldı. Ancak Washington Enstitüsü Yakın Doğu Politikaları Başkan Yardımcısı Patrick Clawson; “İktidar, İsrail’in İran istihbaratını kâle almıyor değildi. Geçen yaz sınırın kapatılması için adımlar atıldığından şüphe yok. Ancak tutumumuz, sınırı aşan sıradan İranlılarla Iraklılar’ın temas kurmalarının daha yararlı olacağı yönündeydi ve hac gibi amaçlarla her gün binlerce İranlı sınırı geçiyordu” diyor ve ekliyor; “Karşılaştığımız sorun şuydu: Acaba bu tutumun getirisi gerçekten götürüsünden fazla mıydı? Gerçekten Iraklılar’ı izole etmek istiyor muyduk? Bu soruya cevabımız, İranlılar ellerine silâh alıp bize ateş etmedikleri müddetçe ödenen bedele değer şeklinde tecelli etti.”Clawson; “İsrailliler bizle bu konuda oldukça keskin bir şekilde ihtilafa düştüler. Kaygılarını açık sözlülükle ortaya koydular; ‘İranlılar, Irak’ta sosyal ve hayır dernekleri kuracaklar ve bunları Amerikalılar’a silâhlı saldırı düzenleyecek insanları devşirmek için kullanacaklar.’” Artan şiddet bu kaygının doğru olduğunu ispatladı. Ağustos’un başında işgale karşı ayaklanma, Bağdat’ta kırk iki insanın öldüğü, Ürdün Büyükelçiliği’nin ve Birleşmiş Milletler Merkezi’nin bombalanması eylemleri ile patladı. Eski bir İsrail istihbarat subayı ise, “İsrail liderliğinde ABD’nin İran’la yüz yüze gelmekten kaçındığı yönünde kanaatinin oluştuğunu” söyledi ve Irak’taki vaziyetin kurtarılması konusunda ise, “Artık askerî olarak mâkul değil -ABD askerî olarak mağlup edilemez- ama siyasî olarak bitti.” dedi.
Ulusal Güvenlik Konsey’inde geçen seneye kadar görev ifa eden eski CIA analisti ve Saban Ortadoğu Politikaları Merkezi’nin yeni araştırmacısı Flynt Leverett ise, geçen sene yaptığı değerlendirmede şunları söyledi; “Bush’un, ‘Görev Tamamlandı’ şeklindeki Mayıs konuşmasının prematüre olduğu açıkça ortaya çıktıktan sonra, vaziyeti tersine çevirmek için bir şansı vardı, Bush takımı müttefiklere giderek (ve onların desteğini alarak) cephede daha fazla asker bulundurabilirdi, ama neoconlar burunlarının dikine giderek; ‘Biz bunu kendi yolumuzla hallediyoruz’ tavrını sürdürdüler”.Leverett açıklamalarını; “Başkan ancak iş işten geçtikten sonra, bir stratejik değişiklik yapmak veya tek taraflı kontrol konusunda dayatırsa, setleşmek ve gerçek direnişin kaynağını bulmak zorunda olduğunu anladı” şeklinde sürdürdü. Leverett’in söylediğine göre, Bush iktidarı bundan sonra, “Guantanamo modelini Irak’a uygulama” yâni sorgulama kurallarını bir kenara bırakma kararını verdi. Kararları direnişi durdurmakta başarısız oldu ve nihayetinde Ebu Garip hapishanesi skandalı ile neticelendi.

Ehud Barak’dan Cheney’e Nasihat:
“Yapılacak tek şey yaşanacak rezaletin büyüklüğünün seçilmesinden ibaret”Kasım başında Başkan Bush, Irak’taki CIA istasyonu şefinden -CIA jargonunda “Aardwolf” olarak adlandırılan ve özel bir cephe analizini içeren- Irak’taki güvenlik durumunun çökmenin eşiğine yaklaştığı uyarısını yapan amansız bir değerlendirme aldı. Knight-Ridder’ın tanımlaması ile söz konusu belgede; “Savaş sonrası ihdas edilen hiçbir siyasî kurum veya lider, ülkeyi yönetebilme kabiliyetini sergileyememiş, seçim düzenleyememiş veya bir anayasa taslağı oluşturamamıştır” denmektedir.
Rapordan birkaç gün sonra, şiddetten ve kendisine ulaşan yeni istihbarattan şaşkına dönmüş Bush iktidarı, sonunda kendi başına hareket etme politikasını değiştirmeye kalkışmış ve Birleşmiş Milletleri sürece dahil etmek üzere, 30 Haziran’ı bir geçici hükümete idareyi devretme tarihi olarak belirlemişti. Irak konularında çalışan bir Birleşmiş Milletler danışmanı, “2003 Kasım’ında yâni Başkanlık seçimlerinden tam bir yıl önce paniklediler ve kabahati BM ve Iraklılar ile paylaşmaya karar verdiler” diyor.
Savaşı destekleyen iktidarın eski bir görevlisi, geçen sonbaharda Irak’a cesaret kırıcı bir ziyarette bulundu. Daha sonra Tel-Aviv’i de ziyaret ettiğinde İsraillilerin de aynı şekilde şevklerinin kırıldığını gözlemledi. Onlara göre, uyarıları ve tavsiyeleri göz ardı edilmişti ve direnişe karşı yürütülen Amerikan savaşı batmaya devam ediyordu. “İsrail’in siyaset ve istihbarat dünyasının önde gelenleri ile saatlerce konuştum” diyen eski yetkiliye İsrailliler endişelerini, “Irak’ta işi düzeltemeyeceksiniz ve bizlerin de kendimizi en kötü senaryoya ve onunla nasıl başa çıkacağımıza hazırlamamız gerekmez mi?” şeklinde dillendirmişler.
Eski İsrail Başbakanı ve Bush iktidarının Irak’ı işgalini destekleyen Ehud Barak bu noktada işi ele alıyor ve bizzat Başkan Yardımcısı Dick Cheney’i, Amerika’nın savaşı kaybettiği yollu uyarıyor. Barak’a yakın bir Amerikalıya göre Cheney’e demiş ki, “İsrail bir işgali kazanmanın bir yolu olmadığını öğrendi.” Barak’ın Cheney’e dediğine göre; “Yapılacak tek şey, yaşanacak rezaletin büyüklüğünün seçilmesinden ibarettir.” Cheney, Barak’ın bu yorumuna cevap vermemiş. (Cheney’in ofisi bu konuda yorum yapmaktan çekinmiştir.)

İsrail Ajanları İşbaşında
Avrupa, Ortadoğu ve ABD’de de gerçekleştirdiğim bir seri görüşmede yetkililer bana; “İsrail’in, geçen yılsonu itibariyle Bush iktidarının Irak’a demokrasi ve istikrar getiremeyeceği ve bu nedenle İsrail’in diğer opsiyonlara ihtiyaç duyduğu konusunda karara vardığını” söylediler. Bana söylendiğine göre, Başbakan Ariel Sharon’un hükümeti, yarı bağımsız Kürdistan bölgesinde kayda değer bir varlık oluşturarak, Irak’ın Kürtleri ile uzun süredir süregelen ilişkisini geliştirmek yoluyla savaşın İsrail’in stratejik pozisyonuna verdiği zararı minimize etmeyi kararlaştırdı. Yetkililer bana, Sharon’un ağır bir mali taahhüdü de içeren ve Irak’taki direniş büyümeye devam ettikçe daha fazla kaos ve şiddet yaratma potansiyeline sahip bu pervasız kararını açıkça anlattılar.
İsrail’in istihbari ve askerî ajanları hâlihazırda Kürdistan’da sessizce işbaşındalar ve Kürt komando birliklerine eğitim veriyorlar. İsrail açısından en önemlisi de İran ve Suriye’deki Kürt bölgelerinde örtülü operasyonlar yürütüyor olmaları. İsrail, özellikle savaşla bölgedeki pozisyonu güçlenen İran’dan tehdit algılamakta. Aralarında İsrail’in gizli dış istihbarat teşkilatı MOSSAD üyelerinin de bulunduğu İsrailli ajanlar, Kürdistan’da işadamı sûretinde ve kimi zaman İsrail pasaportu dahi taşımadan faaliyet yürütmekteler.
Yorum yapması istendiğinde İsrail’in Washington Büyükelçiliği sözcüsü Mark Regev, “Bu hikaye tamamen yanlış ve ilgili hükümetlerin haberdar oldukları da yanlıştır” dedi. Kürt yetkililer de, tıpkı ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü gibi, bu konuda yorum yapmaktan çekindiler.


 (devamı için) dergi abonelik istiyor

20 Eylül 2009 Pazar


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."