14 Kasım 2009 Cumartesi

YENİÇAĞ MI HEDEF?




YENİÇAĞ-OKTAR BABUNA-“ERGENEKON”-SEBAHATTİN ÖNKİBAR-SEKRETER
ÇOK ÖNEMLİ İŞLER (!)
Bugün sabah saatlerinde bana ulaşan bir bilgiyi kendim araştırdım. Bazı önemli sonuçlara da ulaştım. Konuyu ilgililerle paylaşması için dostuma aracılık yapmasını söyledim. Dostum sırasıyla Yeniçağ Genel Yayın Yönetmeni Hayri KÖKLÜ’ye, ondan cevap alamayınca da Yeniçağ İcra Kurulu Başkanı Ahmet YABULOĞLU’na ulaşmaya çalışmış. Her ikisine de, ulaşmak isteme gerekçesini “Yeniçağ Gazetesi’nin geleceği için önemli bir konu” olarak sekretere iletmiş. Sekreter her ikisinin de “çok meşgul olduğunu, cevaben arayacaklarını” söylemiş. Arkadaşım birinin 2 saat, diğerinin de 1 saat geri dönüş yapmalarını beklemiş. Ama ne arayan, ne de soran olmuş. Durumu bana bildirdi ve “Senin dediğin gibi Cem, Türkiye Cumhuriyeti Bankalar ve sekreterler devleti” dedi ve “Ne yapmamı istersin?” diye sordu. Ben de “Bir kez daha ara ve geri dönüş yapmalarına ve aramalarına gerek olmadığını söyleyiver dedim.” Dostum ve arkadaşım, dediğimi yaptıktan sonra beni aradı ve “16: 35 itibarı ile söylediklerini aynen aktardım ve bu saatten sonra da aramanıza gerek yok” dedim diyerek neticeyi iletti. 
OKTAR BABUNA VE ÇEKİCİ EŞİ
“ERGENEKON” adı verilen utanç ve yüzkarası süreç ile ilgilendiğimi çok iyi bilen bir dostum beni aradı ve; “Cem biliyor musun, Ergenekon adı verilen süreçte göz altına aldırılıp tutuklattırılan bazı kişiler, gözaltına alınmadan yaklaşık 7 ila 5 gün içinde Oktar BABUNA’nın çekici eşi ve yanında dolaştırdığı daha da çekici ve tango bir bayan tarafından bir vesile ile ziyaret edilmişler. Onlara kendileri ile irtibat kurmaları için bir de telefon numarası bırakmışlar. 7 gün içinde açık olan bu telefon hatları işyerlerine gidilen bu şahıslar gözaltına alındıktan sonra kapanıvermiş. Malum hatunların gözaltına aldırılmadan 5-7 gün öncesinde ziyaret ettikleri kişilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “göz bebeği” olan kişiler olması da çok ilgi çekici. Mesela isimleri….” Oktar BABUNA kimdir? Hemen herkes biliyor. Peki eşinin bu işlerdeki rolü nedir? O da bu olaylardan sonra az-çok ortada. Peki Oktar BABUNA ile kimin ciddi ilişkileri var? Adnan OKTAR’ın ya da diğer ismi ile Harun YAHYA’nın. Peki, Adnan OKTAR-Harun YAHYA şürekası gazete ilanlarını kime verirler? YENİÇAĞ GAZETESİ’ne. Oktar BABUNA’nın eşini ve yanındaki tango bayanı en iyi kim tanır? YENİÇAĞ Ankara Sorumlusu Sebahattin ÖNKİBAR. Sebahattin ÖNKİBAR kimdir? Herkesin bildiği yönleriyle kumarbaz ve ırz düşkünü biri… Hakkında “taciz” ve “Ahlaksız teklifleri” nedeniyle pek çok dava açılan, bu özellikleri nedeniyle çok tanınmış, muteber görünümlü bir kişi. Peki Sebahattin ÖNKİBAR’ı YENİÇAĞ’a pazarlayan kim? … Şimdilik bu kadar yeterlidir sanırım. Geri kalanlar daha sonra yazılacak… YENİÇAĞ’A SORULAR
*Gazete olarak “ERGENEKON” sürecinden ziyadesiyle yararlanmak için her şeyi yapıyorsunuz ama “ERGENEKON” sürecinin KATALİZÖRLERİ ile sıkı ilişkiler içindesiniz? Neden? *Adnan OKTAR ve müridi Oktar BABUNA ile ilişkileriniz hangi düzeydedir? Oktar BABUNA, Adnan OMTAR birlikteliğinin bu ilan ve reklamlarda önemi ve değeri sizlerin malumu mudur? *Ankara’da pisliklerini neredeyse sağır sultanın bile duyduğu ve size hakkında defalarca ihbar ve ikaz yazısı yazılmış Sebahattin ÖNKİBAR konusundaki ısrarınızın sebebi nedir? *Ne yapmaya çalışıyorsunuz? *Neye ve nereye hizmet ettiğinizden haberiniz var mı yoksa birileri sizi suiistimal mi ediyor? … Bu soruların ve bu takibin gerisi gelecektir. Kimse merak etmesin. “ERGENEKON” adlı alçak süreçte saflar gün geçtikçe netleşecek ve kimin gerçekte kiminle birlikte olduğu önünüze konulacaktır… Günahsız kahramanlara uzanan eller kırılacak, diller kesilecek ve zulmü destekleyenler afişe edilecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. VARNA-Bulgaristan

Yorum Benden

“Oktay Babuna’nın hatun(lar)unun Ergenekon’dan tutuklanan askerileri dolaştığı” çok ciddi bir haber. Askerler de hatunları hiç sevmez, zaten. Anlaşılan o ki TSK’yı damardan çözmüşler. Empati yapalım; askere değil; bu ülkede kime gönderseler hatun(lar)ını; iş yapar. HATUNUNU GÖNDEREN UTAN MI YORSA, KİMSE UTANMASIN. Ama Oktar zaten bu işlerde bir numara. Babuna/Oktar ilişkisi de biliniyor. Gelelim bu değirmenin suyu nereden geliyor? Sorusuna.
Oktar Ergenekon saçmalığına full destek veriyor. Nerede? Karadeniz bölgesi yerel kanallarda. İzliyorum. Bol din, bol Mesih, yerel ama konu mankeni güzel hatunlar pervane çevrede, vur evrime daya Ergenekon’u. Ha birde biraz bilimimsi bir şeyler, siyonizme şahane analiz. Programların formatı bu. Seksen tane izle aynı. Siyonizm’i en iyi hangi ülke tanır? Yâda şöyle sorayım: Siyonizm hangi ülkeden tazminatlar alarak biti kanlandı, canandı ve canlanmaya devam ediyor?(bu bir) Bu ayrıntıları geçelim sadede gelelim. Bu furyaya bu arada SİNAN ÇETİN’de katıldı. Sinan’ın hatun Almanmış ve çocuklarını Alman Kolejlerinde, Amerikan kolejlerinde okutuyormuş. Böyle dinci minci değilmiş yani. Tayyip’i çok seviyormuş. Dinci olduğu için değilmiş. Bunu anlatmaya çalışıyor. “Bana bakın, saçlarıma bakın, filmlerime, hatunuma bakın, çocuklarıma verdiğim eğitime bakın. Benden dinci minci olmaz” demek istiyor.  “Ben Tayyip’i dinci parti olduğu için sevmiyorum” demeye getiriyor. Geçen akşam TV8 de yalan atışı suratına yansımış bir tedirginlik içerisinde kendi söyledi. Ben onun yalancısıyım. Sinan’ın hatun Alman (bu iki)
Oktar Karadeniz kanallarında aktif (bu üç) Almanya’nın ordusu yok, cacık gibi ülke (bu dört) Ama CİA cia lığı Almanya’dan öğrendi (bu beş) Alman istihbaratı BND’nin Karadeniz’de yerel dilleri kışkırtmayı çalıştığını sağır sultan duydu (bu altı) Hatta Lazca alfabe uydurulduğu [aynı Fransa’nın Kürtçe uydurması gibi..(bu altı buçuk)] bazı hocaların okul çıkışı lazca adı altında kurs verdiği, bir Alman profesörün bölgede bir yıldan fazla kaldığı, yöre halkından dayak yediği ve hastirolup gittiği de biliniyor. Almanya serverli gruplarda kendini Karadenizli (Giresunlu) gösteren aslen kürt ….Özcan kardeşler BND kahvehanelerinden BND’yi yalayıp propaganda yapıyor,12 Eylül 1980 de doğanlar (tam Sinanvari) belgesel gibi tuhaf şeyler çekiyor.Tam damardan SITASI metodu. Ülkede talan var. ABD/Fransa/İngiltere sahnede ve deşifre oldu. Paşaların 1temmuz 2008 de kapıları kırılıp tutuklanırken ADL Ankara’daydı, aynı anda Talat Kıbrıs’ı Pazarlıyordu. Ama bir şey daha oldu. Aynı gün Rusya’da bir grup Ankara’ya gönderdi. Rusya’da talanın farkında. Eee kare tamamlanıyor. Almanya nerede? İşte burada. Karadeniz’de. Çok güzel yakalamış Cem Yaren. Bana da içimi dökme fırsatı oldu. Devam bu konu çok bilinmeyeni ortaya çıkarır. Yeniçağ okurum, severimde. Önkibar’a gelince: Oda Karadenizlidir. Karadeniz Tayyip’i çıkarsa da TC’nin en sağlam ve bilinçli kalesidir. Gül’ün Norşin açılımından sonra Tayyip’in Potamya açılımı da boşuna olmadı be arkadaşım..(bu da yedi olsun) BND destekli ayrılıkçı kürt kartı Karadeniz’e oynanıyor. Mesihçi Oktar ve Mesihçi bir kişi daha var. Benim bildiğim Hollanda Almanya ile sınır hatta kız almış vermiş ülke. Karadeniz’e nasıl girilir? Din ama milliyetçi. Tam Oktarvari, dinsi, bilimsi, mesihci. Almanya en zor kaleye el attı.
Önkibar’ın kumarına gelince ;kendi parası ister kumarda harca ister uçak yapar atar; beni bağlamaz.Irz düşmanlığı falanda boş;lakin "kuyruk sallamayan köpek…., sallamayanı ordunun içine bıraksan sağlam çıkar" gibi ata sözleri geliyor aklıma.Ama tam sayfa Oktar reklamlarını okuduğum gazetede arkadaşlar görmesin diye yırtıp attığımı hatırlıyorum. Bana Yeniçağ'a sızmış Oktar çıkarırsanız; tamam derim. Fakat;sıfırdan  yediye kadar olan maddeleri okurken düşünün bakalım; tanıdık bir şey gelecek mi?
Kalın sağlıcakla.
Levent kalem/Türkiye


İHANETİN KÖKLERİ
OSMANLININ SIRTINDAN BIÇAKLANMASI

—ŞERİF PAŞA, Omsalının son döneminde II. Abdülhamit ve Meşrutiyet dönemlerinde 8 kez Sadrazamlık/Başbakanlık yapan Sait Paşa’nın oğludur.
Şerif Paşa, Osmanlı’ya bağlı Doğu Anadolu’yu içine alan Büyük Kürdistan projesini hazırladı. Ermeni lobisi ile birlikte 1919 yılında Paris’te batılı ülkeler devlet başkanlarına sundu.


—Osmanlı Arşivi’nde, Şerif Paşa’nın ihanet politikasına karşı Midyat yöresi halkının tepki göstermesi ile ilgili telgraf belgesi bulundu.




ŞERİF PAŞA İLE İLGİLİ KÜRDİSTAN TIMES’DA YAYINLANAN YAZI


Bu Dünyadan Bir Şerif Paşa Geçti! [1865-1951]


Şerif Paşa, Avrupa'da çalışma esnasında

21Nisan 2009 KurdistanTime

Güney Kürdistan’ın güçlü aşiretlerinden Baban Aşireti’nin Hendan kolundan, Osmanlı Şurayı Devlet başkanı Kürd Said Paşayê Hendanîzade’nin oğlu Şerif Paşa, 1865 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi’ni üstün dereceyle bitirdikten sonra Fransa’da Saint Cyr askeri akademisinde eğitim gördü. Mezun olduğu gibi Osmanlı sarayına babasının da etkisiyle yaver olarak atandı. 1890′da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunlarından Emine Hanım Kavala ile evlenen Şerif Paşa, sırasıyla Brüksel ve Paris’e askeri ateşe olarak gönderildi. Bu görevlerden sonra İstanbul’a döndü ve sultana karşı gelişen muhalefetin önde gelenlerinden biri oldu. Bunun üzerine 4 Mart 1898′de İsveç’e Stockholm Büyükelçiliği görevine atanarak İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve 1908′e kadar bu görevi sürdürdü. İsveç’teki özgür yaşam havasından etkilenerek Abdülhamid tarafından hiçe sayılan temel insan haklarını korumak için önceleri Kürt aydınlarının da kurucuları arasında olduğu İttihat ve Terakki ile bağlantılar geliştirdi. Bu durum üzerine Madrid sefaretine gönderilince devlet görevinden istifa ederek Paris’e gider ve Monte-Carlo’da, Mon Kief Şatosu’na yerleşir. Kimi kaynaklara göre bu bir mecburî ikamettir. Meşrutiyet ilanından sonra bir dönem İstanbul’da kalarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Pangaltı şube başkanlığını yaptı. Fakat sonradan İttihatçı devrimcilerin çok kültürlü ve çok dinli Osmanlı halklarını iyi yönetemediklerini ve ırkçı tutumlar sergilediklerini görünce cemiyetten desteğini çekerek istifa eder. İstifa dilekçesinde cemiyetin kendi ilkelerine ters düştüğünü, özgürlüklerin ırkçı tutumlarla hiçe sayıldığını dilere getirerek uyarılarda bulundu. İttihat ve Terakkiciler ona karşı imha politikası başlatınca da 1909′da Paris’e kaçmak zorunda kaldı. Paris’te İttihatçılara karşı güçleri bir araya getirmek için Osmanlı Islahat-ı Esasiye Fırkası’nı kurarak başkanlığını üstlendi. 1913 yılına kadar varlığını sürdüren fırka sonradan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı.11 Haziran 1913′te İttihat ve Terakki hükümetinin sadrazamı (başbakan) Mahmud Şevket Paşa’nın makam otomobilinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi olayına karıştığı ve azmettirdiği için Şerif Paşa gıyaben yargılanarak idama mahkûm edildi. Fakat yurtdışında bulunduğu için hükümet güçleri bir şey yapamayınca İttihatçı suikastçılar tarafından Şerif Paşa’ya Ocak 1914′te bir suikast düzenlenir. Şerif Paşa yara almadan kurtulur ve damadı suikastçılardan birini öldürür. Üzerinden çıkan kimlik onun İttihat ve Terakki’nin Selanik şubesinden olduğunu gösterir.

Kürt Şerif Paşa, İttihatçılardan ayrıldıktan sonra 1908′de kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alarak Milli Kürt davasının farkına varılması gerektiğini ısrarla belirtir. Bu tarihten sonra Kürtlerle ilgili çalışmalarda aktif rol oynar. Aralık 1914′te Kürdistan’daki İngiliz Keşif Güçleri ile Bağımsız Kürdistan için anlaşma çabasına girer fakat bu istek İngilizler tarafından kabul görmez. 1918′in Haziran ayında Sir Percy Cox ile bağlantı kurarak İngilizlerin Kürtlere yönelik daha etkili ve yaratıcı bir politika izlemesini önerir. Bu öneriler arasında İngilizler ile Kürt halkı arasında karşılıklı bir dayanışma ile Kürdistan’ın kurulabileceği vardı. Şerif Paşa, Cox ile görüşmesinde İngilizlerin Kürtlerin gelecekteki durumuna dair niyetlerini belirten resmi bir belgenin önemini vurguluyordu fakat ilhak fikrine karşı sert çıkışlar yapıyor ama İngiliz himayesinde devlet kurulabileceğini belirtiyordu. Şerif Paşa böylece yaklaşan Dünya Barış Konferansı’nda Kürtlerin haklarını garanti altına almak istiyordu. Sir Arnold Wilson bu önerilerin aslında bir siyaset dehası olan Şerif Paşa’nın İngilizlerin manda rejiminin gelişini akıllıca bir sezgiyle öngörmesine bağlıyordu.



Nitekim 16 Ocak 1919′da Paris’teki Dünya Barış Konferansı’na Osmanlı delegesi olarak katılır fakat ilk oturumda Osmanlı delegasyonundan istifa ettiğini ve bu toplantıya Kürtlerin ve Kürdistan’ın temsilcisi sıfatıyla katıldığını deklere etti (Bazı kaynaklar onun direkt olarak Kürt delegesi olarak katıldığını söylerler). Konferansı Kürtler lehine etkilemek için bir dizi görüşmeler başlattı, konuşmalarında bütün dünya halkları gibi Kürtlerin de özgürlük ve bağımsızlık haklarının tanınmasını istedi.

İttihatçıların 1915 ve sonraki yıllarda gerçekleştirdikleri katliamlarla Kürtler ile karşı karşıya getirdikleri Ermeniler ile bazı ittifaklar kurdu ve İngilizlerin garantörlüğünde Kürdistan ve Ermenistan devletlerinin kurulması için girişimlerde bulundu. Ermeni temsilcisi Boghos Nubar Paşa ile bir mutabakata vararak diğer ülkelerle görüşmelerde iki halk arasında bir sorun olmadığını vurgulamaya, böylelikle Kürt karşıtı bir cephenin olmamasına çalıştı. Ne var ki, her ne kadar bu tutumu onun derin siyaset bilgisine dayanıyorduysa da Kürtler arasında İttihatçıların yaydığı propagandalar etkili oldu ve Şerif Paşa, Kürtlere ve İslam ümmetine ihanet etmekle suçlandı. Türk devleti, bu dönemde karşı bir atak geliştirerek eski şeyhülislam ve nazır İbrahim Efendi El-Haydarî başkanlığında bir Kürt sorunu çözüm komitesi oluşturdu. Bu komite Kürt Teali Cemiyeti ile doğrudan ilişki geliştirdi, bu gelişme sonrası Şerif Paşa’nın Ermenilerle yaptığı ittifak İstanbul’da Molla Saidê Kurdî (Nursi) önderliğindeki grup tarafından protesto edildi ve milliyetçi Kürt entelektüelleri arasında derin ayrılıklar oluştu. Şerif Paşa’yı Kürdistan’ı tanımamakla suçlayan bir Kürt grubu dahi türedi. Süleymaniyeli Kürt ailesinin oğlu Şerif Paşa, en son çocukluğunda Kürdistan’a gitmişti ve Barış Konferansı’nda sunduğu Kürdistan haritası Kürtlerin o gün anlayamadığı garipliklerle doluydu. Örneğin Kürt Dağı’ndan başlayarak Hatay’ın büyük bir kısmı, İskenderun, Mersin ve Adana, Kürdistan topraklarında görülüyordu. Kars ile Erzurum’un yarısı Ermenistan’a verilmiş ama karşılığında Karadeniz kıyılarından Artvin alınmıştı. Xaneqîn bölgesi olarak düşünülen Kürdistan’ın güney sınırı ise Basra Körfezi’ne kadar iniyordu. Hazar Denizi’ne ise Tahran yakınlarından ulaşılıyordu. Bunun önemini kavrayamayan Kürtler onu Kürdistan’ı bilmemekle suçlayınca Kürt Şerif Paşa çıkan huzursuzluklardan dolayı istifa etmek zorunda kaldı. Fakat 22 Mart 1919 tarihli ‘Kürt Halkının İstemleri Üzerine Memorandum’ adıyla yayımladığı broşürü, onun, Kürtler ve Kürdistan ile ilgili ne kadar kapsamlı düşüncelere sahip olduğunu ve ne derece öngörülü olduğunu tarihe kazıdı. Kürt Şerif Paşa’nın çabaları 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Barış Antlaşması’nda meyvelerini verdi. Birçok can sıkıcı koşula rağmen, Kürtlerin milli haklarının tanınması sağlandı ve Kürtleri ilgilendiren maddeler Kürt Şerif Paşa’nın istekleri doğrultusunda belirlenmişti…



Her şeye rağmen Şerif Paşa hayatı boyunca hazmedemediği bu başarısızlıktan sonra Paris’te yaşamaya devam etti. Bir dönem İtalya’ya yerleşti. Kürtlere olan kızgınlığı hiç geçmedi. 22 Mart 1951’de Catalanzaro’da yaşamını yitirdi. Ölümüne kadar istihbarat mensupları tarafından izlendi ve Kürt çevreleriyle yaptığı toplantılara saldırılar düzenlendi. Vasiyeti üzerine Mısır’da eşinin yanına gömüldü.

Şerif Paşa (Ortada) ve kızı

OSMANLI SADRAZAMI SAİT PAŞA’NIN HİKÂYESİ


Wikipedia



Mehmet Sait Paşa (1838, Erzurum - 1 Mart 1914, İstanbul), Osmanlı devlet ve siyaset adamı. II. Abdülhamit saltanatında yedi kez ve İkinci Meşrutiyet döneminde iki kez olmak üzere, toplam dokuz dönemde dokuz yıla yakın sadrazamlık yapmıştır. Çok kısa olan boyu nedeniyle bazen Küçük Sait Paşa olarak anılır.

Sürekli rakibi Kâmil Paşa ile birlikte II. Abdülhamit istibdadının iki simge isminden biri iken, Meşrutiyet'ten sonra yine Kâmil Paşa ile birlikte, iki rakip siyasi zümreden birinin liderliğini üstlenmiştir. Son iki sadrazamlığında Sait Paşa'yı Meclis-i Mebusan'daki İttihat ve Terakki grubu desteklemiş ve son sadrazamlığı 1912'de İttihat ve Terakki'ye karşı verilen bir askeri muhtıra ile sona ermiştir.

Üstün siyasi zekâsı, entrikacılığı, kuşkuculuğu ve cimriliği ile ün kazanmıştır.

Sadrazamlıkları





























İktidara Yükselişi


Ailesi aslen Ankaralı olduğu halde memuriyet nedeniyle bulundukları Erzurum'da doğdu. İslami ilimler okumak için geldiği İstanbul'da bir süre sonra kalemiye sınıfına geçerek küçük memuriyetlere girdi. 26 yaşından sonra Fransızca öğrendi. Şura-yı Devlet'te memur iken 1869'da İdarei Umumiyei Vilayat Nizamnamesini [İller Genel Yönetimi Yönetmeliği] yazarak Âli Paşa'nın takdirini kazandı.[1] Maarif Nezareti Mektupçuluğunda bulundu. Mabeyn Baş Kâtipliği'ne atanması (1 Eylül 1876) kariyerinin dönüm noktası oldu. Daha önce önemli bir görevde bulunmadığı halde, yeni padişahın tahta geçtiği gün bugünkü Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne eş olan bu makama getirilmesi çeşitli yorumlara yol açtı. Said Bey'in, V. Murat'ın tahttan indirilmesi ve Abdülhamit'in saltanatı ile sonuçlanan olaylarda, tam niteliği bilinmeyen bir rol oynadığı rivayet edildi. Tanzimat'tan beri Babıali'de odaklanan siyasi iktidarın dizginlerini Yıldız'daki sarayına çekmeye başladı. Bu süreçte Sait Paşa sık sık eleştirildi. 4 Şubat 1878'de Ahmet Vefik Paşa'nın ısrarıyla saraydaki görevinden alındı, ancak Heyet-i Ayan (senato) başkanlığına atandı. Ali Suavi vakasından sonra etrafındaki herkesten kuşkulanan Abdülhamit'in emriyle Ankara valiliğine gönderildi. Ancak kısa bir süre sonra geri çağırılarak 18 Ekim 1879'da "başvekil" ünvanıyla sadrazamlığa atandı. Bu tarih, Abdülhamit'in ilk dönemindeki siyasi belirsizliklerin sona erdiği ve iktidarın mutlak olarak saraya geçtiği tarih olarak kabul edilebilir.
II. Abdülhamit'in cülusunda
Abdülhamit tahta geçer geçmez,


Abdülhamit Dönemindeki Sadrazamlıkları


Sait Paşa'nın ilk sadrazamlıklarının önemli olayları, Yıldız Mahkemesi'nde Mithat Paşa'nın yargılanarak idama mahkûm edilmesi (27 Haziran 1881), Muharrem Kararnamesi ile Osmanlı borçlarının konsolide edilmesi veDüyun-ı Umumiye İdaresi'nin kurulması (20 Aralık 1881), Mısır'in İngiliz denetimine girmesi (11 Temmuz 1882) ve Doğu Rumeli'nin Bulgaristan'a ilhakıdır (18 Eylül 1885). Bu son olaydan ötürü Sait Paşa azledildi ve uzun süre görevden uzaklaştırıldı. 1901'de tekrar sadrazam atandı. Kendi ifadesine göre "bu defa sadaret vazifesini, icra memurluğundan ibaret gördü." Sadrazamlığın "bostan korkuluğu derekesine" düşürülmesinden şikâyet etti. Rumeli'nde çıkan isyanın şiddetlenmesi üzerine 22 Temmuz 1908'de bir kez daha sadarete atandı. Ertesi gün Abdülhamit'in isteği doğrultusunda meşrutiyet'in yeniden ilanına aracılık etti. İki hafta sonra padişahın kabine listesine karışmasını gerekçe göstererek istifa etti.
8 Haziran 1895'te Ermeni meselesi'nin çıkması üzerine Batılı devletlerin talebiyle reformlar yapmak üzere tekrar göreve getirildi. Ancak 30 Eylül'de İstanbul'da Ermeniler tarafından düzenlenen bir gösterinin kanlı olaylara neden olması üzerine azledildi. Azlinden iki ay sonra padişah tarafından saraya çağrılınca, öldürüleceğinden çekinerek İngiltere sefaretine sığındı. Yazılı güvence verilmesi üzerine çıktı. 6 yıl kadar polis gözetimi altında zor bir hayat yaşadı.




Meşrutiyet Dönemindeki Sadrazamlığı


Meşrutiyet'in ilanından sonra tekrar toplanan Ayan meclisinde Paşa tekrar başkanlık görevini üstlendi. 31 Mart (1909) olayından sonra, otuz yıldan beri karmaşık bir sadaket ve nefret ilişkisiyle bağlı olduğu II. Abdülhamit'in tahttan indirilip Selanik'e sürülmesinde baş rolü oynadı. Ezeli rakibi Kâmil Paşa'nın güç kazanmasını önlemek içinİttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yakınlaştı. 1911'de İtalyanların Trablusgarp'ı istilası üzerine çıkan kabine krizinde, Meclisteki İttihat ve Terakki grubunun desteğiyle bir kez daha sadrazamlık makamına geldi. Meşrutiyetin ilanı dolayısıyla oluşan umutların dağıldığı ve ülkenin hızla felakete sürüklendiği bir dönemde, İttihat ve Terakki'nin fiili egemenliği altında dokuzbuçuk ay imparatorluğu yönetti. 1912 Şubatında yapılan "sopalı seçim"de İttihat ve Terakki'nin zorbalık ve hile ile Meclis-i Mebusan'ı ele geçirmesine göz yumdu. Halaskâr Zabitan adlı bir askeri cuntanın İttihat ve Terakki tahakkümüne karşı verdiği muhtıra üzerine sadrazamlıktan son kez istifa etti. Birbuçuk yıl sonra vefat etti. Eyüp Camii girişine defnedildi.
16 Temmuz 1912'de,




MİDYAT HALKININ ŞERİF PAŞAYI PROTESTO BELGESİ

Osmanlı Arşivinde yer alan 1 Mart 1920 tarihli Şerif Paşa'yı ihanetle suçlayan Midyat halkının protesto belgesinde yazılı olanlar:

[Telgrafnâme]Mahreç:Midyat Tarih:Fî 1 Mart sene [13]36

DH. EUM. AYŞ, 33/74






Dersa‘âdet Sadâret‑i Uzmâya Evvel ve âhir arzeylediğimiz vecihle tâbi‘iyetle mübâhî bulunduğumuz Osmanlı Hükûmetine merbûtiyetimizin ile'l‑ebed ibkâsı için her türlü fedakarlığı iktihâm edeceğimizi bütün nev‘‑i beşere i‘lân ederken kendi kendine Kürdistan murahhaslığı süsünü veren hüviyet‑i mâhiyeti bizce meçhûl olan Şerif Paşa isminde bir şahıs Ermenilerle müştereken bir idâre te’sîsi için sulh konferansına teklîfâtda bulunduğunu işittik. Paşa‑yı mûmâ ileyhin hiçbir Kürd aşîret ve kabîlesinin ve belkide bir çobanın vekâletini hâ’iz olmadığı hasebiyle bu bâbdaki teşebbüsâtını nefretle red eyleriz.




Belediye Re’isi Hamdi


Müfettiş Şakir



Eşrâfdan
İsa


Eşrâfdan Ahmed



Eşrâfdan Yusuf



Eşrâfdan Davud



Eşrâfdan Reşîd



Müdâfa‘a‑i Milliye Hey’eti


Eşrâfdan Derviş



Esnâfdan Resul



Esnâfdan Şeyhmus



Tüccâr Abdüllatif



Tüccârdan Murad



Meb‘ûs Müntehib‑i Sânîsi Mehmed



Kezâ Osman



Mahlemi Aşîreti Re’isi Halil



Kezâ Mehmed



Kezâ Âbid



Kezâ Hasan



Dekşuri Re’isi Bedri


Gercüş Re’isi
İbrahim


Hübergi Reisi
Çelebi


Salhan Re’isi
Ramazan


Zürrâ‘dan Halef



Kezâ Ali



Kezâ Abdullah



Kezâ Mahmud



Kezâ Hüseyin
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."