RUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2012 Çarşamba

3 Temmuz 2012 Salı

SİYON YILANI KIBRIS'A GELDİ.UYAN TÜRK HALKI

Rumlar aklınca iyi yaptığını sanıyorlar fakat Türk Halkına olan kinleri gözlerini kör etmiş durumda.İsrail aslında Rumların işini bitirdiği gibi bizim başımıza bela olacak.Ama  önce BOP eşbaşkanlarından kurtulmak ve MİLLİ bir hükümet kurmamız gerekli.Çok geç olmadan.
Piyon yine kürt ayrılıkçı faşistleri.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

29 Aralık 2011 Perşembe

AKDENİZ'DE RUM VE TÜRKİYE'NİN HARİTALARI RESMİLEŞTİ GELECEK YIL GÜNEYDE DOĞALGAZ GERGİNLİĞİ VAR!


Kıbrıs Rum kesimi ile TPAO'nun Akdeniz'de doğalgaz ve petrol arayacaklarını ilan ettikleri bölgelerin çoğu çakışıyor. Her iki tarafın da aynı bölgede arama ve sondaj çalışmaları yapması yeni bir krizin kapısını aralayacak. Olayın seyrini Rumların 12. bölgede yaptığı arama sonuçları belirleyecek
 Rumların Akdeniz'de tek taraflı olarak başlattığı doğalgaz sondaj çalışmalarında gerginlik daha da artacak gibi.

12. bölgede arama çalışmalarını sürdüren Rum kesiminin birkaç gün içinde açıklama yapması bekleniyor. Türkiye ve Rum kesiminin arama yapmak için belirlediği haritalarda çakışan bölgelerin sayısı da dikkat çekiyor. Her iki tarafın da hak iddia ettiği alanların birinde çalışma başlatılması durumunda uluslararası kriz çıkacak. Her ne kadar Rum Kesimi, 'Bulunan her yeraltı kaynağı iki halkın da zenginliği' dese de Rum bakanlar Türkiye'yi 'kabadayılık' yapmakla suçluyor. Rum kesiminin Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölgeler oluşturup aramaya başlamasının ardından Türkiye'de harekete geçti.
TPAO ile KKTC Enerji Bakanlığı arasında imzalanan 'Petrol Sahası Hİzmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi'yle resmi adımlar atıldı. TPAO, arama ve sondaj yapacağı alanları 7 bölgeye ayırdı. Bu bölgelere de A'dan G'ye kadar simgeler verildi. TPAO'nın ruhsat aldığı bölgelerle Rum kesiminin gösterdiği ve 13 parsele ayırdığı bölgelerin birçoğunun çakıştığı ortaya çıktı. TPAO'nun belirlediği harita Rum kesimi basınında 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarından kuşku duymasına yol açtığı' da belirtildi.

NOBLE'IN 'BULGU' AÇIKLAMASI YİNE ERTELENDİ
GÖZLER, Kıbrıs Rum kesiminin atacağı adımda. Çünkü Rumlar, bir süre önce arama yaptıkları 12. bölgede doğalgaz bulduklarını açıklamıştı. Arama çalışmalarını yürüten Noble Energy'nin ayrıntılı açıklama yapacağı 15 Aralık tarihi ötelendi. Rum Alithia gazetesinde yer alan 'Noble şirketinin açıklamasında küçük erteleme' başlıklı habere göre şirketin araştırma sondajları sırasında bazı teknik sorunlar yaşadığı bu nedenle açıklamanın 25 Aralık'ta yapılacağı duyuruldu. Ancak bugüne kadar herhangi bir açıklama yapılmadı. Herkesin merakla beklediği açıklamanın yıl bitmeden yapılacağı tahmin ediliyor.

TPAO: Sorun çıkarsa siyasiler devreye girer
TÜRKİYE'nin hangi bölgelerde arama yapacağının temelleri Başbakan Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun New York'ta imzaladığı anlaşmayla atıldı. TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal 'Bu anlaşma ve uluslararası diğer anlaşmalarla belirlenmiş sınırlara bağlı kalarak bu haritayı oluşturduk. Her iki haritada çakışan bölgeler var. Bu bölgelerde petrol ya da doğalgaz bulunup sondajın başlaması durumunda ne yapılacağını hükümetler kararlaştırır, ben bilemem' dedi.

Rumlar zeytin dalı uzatmaya çalışıyor
TARTIŞMANIN yeniden alevlenmesi beklenirken, geçtiğimiz günlerde Rum tarafından ilginç bir açıklama geldi. Rum kesiminin sözcüsü Stefanos Stefanu, bulunacak doğalgazın Kıbrıs sorununda bir çözüm olsun ya da olmasın, tüm Kıbrıslılar ile paylaşılacağını söyledi. Sözcü, doğalgazın Avrupa'ya Türkiye üzerinden taşınması için projeler hazırladıklarını da açıklamıştı. Ancak Rum basını bu açıklamaların doğru olmadığını, hükümet sözcüsünün böyle bir beyanat vermediği yönünde haberler yaptı.
 
Kaynak: Esin GEDİK/ Akşam Gazetesi
 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Eylül 2011 Perşembe

DOĞU AKDENİZ CADI KAZANI

Aydınlık 8/9/2011
Gazete küpürünün üzerine çift tıklayarak okunacak boyuta getiriniz
Dr. NOYAN UMRUK’ KISA ÖZGEÇMİŞİ
 (Emekli) TUĞGENERAL
 (Emekli)M.S.B. MALİYE D. BŞK.
 (Eemekli)KARA HARB OKULU ÖĞR. ÜYESİ
 1948 yılında İzmir-Alsancak’ da doğdu. 1960 yılında Selimiye Askeri Orta Okuluna girdi 1962 yılında Selimiye Askeri Orta Okulundan, 1965 yılında Kuleli Askeri Lisesinden, 1967 yılında Kara HarpOkulundan(K.H,O.) istihkam subayı olarak mezun oldu.
1971 yılında başladığı Marmara Üniversitesi İktisat-Maliye bölümünü 1975 yılında bitirdi.
10 sene istihkam subayı olarak köprücü,inşaat ve savaş istihkam bölük komutanlıkları görevlerini müteakip, !977 yılında T.S.K. de yeni kurulmakta olan Maliye sınıfına seçildi.
Bu sınıfın kuruluş ve gelişmesinde önemli rol ve işlevler üslendi. Aynı dönemde K.H.O.da  “Ekonomi” ve “Sosyal Politika” dallarında öğretim üyeliğini sürdürdü.
Bu arada, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki lisansüstü öğrenim çalışmalarını-master programını 1981 yılında tamamladı.
1984-1986 yılları arasında İtalya’da  Yabancılar  Üniversitesi ve La Sapienza(Roma) Üniversitesinde “BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMENİN SOSYO-EKONOMİK SONUÇLARI” adlı bir uluslar arası çalışmagrubuna katıldı.
1988 yılında “Türkiyede işgücü maliyetlerinin  bilimsel teknolojik sürece ve ekonomik büyümeye etkisi” konulu doktora tezi ile doktor ünvanını aldı.
2nci Ordu Maliye-Bütçe Bşk.lığı,K.K.K.lığı Bütçe Ş. Md.lüğü,M.S.B.lığı Program İnceleme ve Muhasebe Ş. Md.lüğü görevlerini müteakip 1995-1998 yılları arasında K.K.K. Komptrölörlük Daire Bşk.lığı görevindebulundu.
1998 yılında generalliğe terfi ederek M.S.B. lığı Maliye Daire Bşk.lığı görevine atandı.
2003 yılında emekli olduktan sonra, 3 yıl süre ile Havelsan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan V. olarak görev yaptı.
Halen başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere muhtelif yayın organlarında sosyal politika ve ekonomi-politik içerikli makaleleri yayımlanmaktadır.
DOĞU AKDENİZ CADI KAZANI
Dr. Noyan UMRUK


Doğu Akdeniz deyince işe Kıbrıs’tan başlamak gerekiyor. Çünkü hem stratejik önemi büyük devasa bir uçak gemisi, hem ciddi bir petrol-doğal gaz platformu olarak öncelikli ve temel bir ulusal sorun.*
Sorunu, yeniden iyice ısıtan Papadopulos oldu. Papadopulos, KKTC *ve Türkiye’nin sözlü uyarılarına kulağını tıkayarak yabancı şirketlerle petrol arama konusunda bağlantı kurdu. Bir şirket, Limasol açıklarında arama yapmaya başladı. Üç dört gün süren bu çalışma Türk donanmasının bölgede bir tur atmasından sonra ‘güvenlik endişesiyle’ durduruldu.
Hristofyas da gerginliği tırmandıracağını bile bile “milli politikalarını” ısrarla sürdürüyor. İsrail’le yapılan anlaşma, Hristofyas’ın bu tehlikeli oyununun son ve önemli aşaması.
Şimdi bir soru: Tüm bunlar olurken garantör ülkeler Türkiye ve İngiltere bu sürecin dışında mı kalacak? Kıbrıs’ta ABD’nin de kullandığı iki İngiliz Üssü var. Dikelya ve Ağrotur (Akrotiri).1960 Anayasasına ve Anlaşmalarına göre tam bir “Bağımsız Devlet” statüsünde bu İngiliz Üsleri. (CIA)’in yayınladığı “World Factbook 2005”e göre(1) Akrotiri tanınmış bir devlet. Bu devletin şimdi bir de “Kıta Sahanlığı” oluşturuldu.
1960 Anlaşmaları içinde var olmayan bu kıta sahanlığı, petrol yatakları fark edilince ortaya çıkıverdi. Akrotiri Devleti şimdi kendi toprakları ve kara suları içinde “Kıbrıs Aslanı” adını taşıyan bir tatbikata girişti, anavatanı İngiltere ile birlikte. Kraliyet Hava, Kara kuvvetleri ve donanmasının katıldığı bu çapta bir tatbikat hiç yapılmadı, daha önce. Böylece “Akrotiri Kara Suları” deyimi de ilk defa politik literatüre girmiş oldu.
Bunun bir  gerekçesi de var. 1960 Anlaşmalarının içeriğinde Akrotiri adlı İngiliz Egemen Üsleri’nin kara suları olduğuna ve Münhasır Ekonomik Bölgesi bulunduğuna dair her hangi bir not yok.  Ama bunu çağrıştıran bir bölüm var. İngiliz ya da Akrotiri devleti tatbikat yapmak için, 1960 Anlaşmasına göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nden izin almak zorunda değil. Bilgi vermesi yeterli.
“Bundan sonraki adımda İngilizler, Limasol’un batısında Akrotiri Egemen İngiliz Üssü’nün içinde yer aldığı Akrotiri yarımadasını öne sürerek, Akrotiri Devletinin kıta sahanlığı ve “Münhasır Ekonomik Bölge” hakkının bulunduğu iddialarını ortaya atacak ve sonunda kabak biz Kıbrıslı Türklerin başında patlayacak. ‘Münhasır Ekonomik Bölgenin’ varlığı konusunda Rumlarla İngilizler sıkı bir pazarlığa girişecekler ve adanın tümünde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin egemenliğinin geçerli olabilmesi için İngiltere hükümetinin Rumlara destek vermesi karşılığında Rumlar bu hakkı İngilizlere verecekler.”(2)
Zaten ne ABD, ne İngiltere bu yatakların işletilmesini Rumlara bırakırdı. Böylesi bir anlaşmayla Rumlar bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Çok yönlü senaryolarla karşı karşıyayız.
Kısaca, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı proaktif davranarak, Uzun zamandır, A.B.D., İngiltere, A.B. ile çok uluslu şirketler ve de O.doğu ülkeleriyle çıkar birlikteliği bazında aynı yörüngeye oturmaya çalışıyor.
Sonunda, ABD’nin Mobili ile anlaşan Kıbrıs Rum Kesimi kuruluş günü olan 1 Ekim 2011’de doğal gaz arama çalışmalarını başlatıyor. Sondaj çalışmasından olumlu sonuç alındığında başka çok uluslu şirketlerle de anlaşmalar yapılacak. Bu gelişmeler sonucu Kıbrıs Rum Kesiminin yıllık 10 milyon avro gelir sağlayacağı değerlendiriliyor.
Türkiye ise, Ege ve D.Akdeniz’deki en güçlü kozunu, uluslararası alandaki en güçlü markasını, TSK ve donanmasının, yıllar önce bu amaçla Marmaris-Aksaz’a konuşlanan yenilmez armadasının zafiyete uğratılması için elinden geleni ardına koymayan küresel çaba ve manipülasyonları ve de bunların işbirlikçilerinin marifetlerini yargıyı da alet ederek perçinliyor. Bakın durum nedir? Yüzlerce general(17si Amiral), subay ve astsubay tutsak. 20 temmuz 1975 tarihinde NATO’dan bağımsız bir milli güç olarak kurulan Ege Ordusunun kaldırılması bile tartışmaya açılıyor(3).
Ve nihayet ”Türk ordusunu darmadağın ettik… Hep birlikte, bu yüzyılın en başarılı ordularından birini, hezimete uğrattık… Oysa o ordu, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış yepyeni bir ülkenin gururuydu… Bu ülkenin hâlâ güçlü bir orduya ihtiyacı var… Ve en ihtiyacımız olduğu bir sırada, o asker elinde gazlı bezle yarasını sarmaya çalışıyor… Tarih bir gün bunu böyle yazacak…”(4) denilmek zorunda kalınıyor.
Dikkat ediyor musunuz? Her bağımsız ve egemen ülkenin yaptığı gibi ulusal çıkarlara odaklanmış bir dış politika yerine, ABD bile yüksek profil göstermekten çekinirken, bölge kabadayısı imajı yaratılarak, güvenlik ve ekonomik alanlarda(5)cepheler çoğaltılıyor. Libya ve Suriye’den sonra “One minute” şovu ile başlatılan, Marmara olayı ve BM raporu ile tırmandırılan İsrail. Küresel merkez denetiminde Doğu Akdeniz ısıtılıyor…
Nerede kaldı ulusal çıkarlar, sıfır sorunlu dış politika ve ne idüğü belirsiz demokratik açılımlı iç politika? Sonunda, inşallah “Bravo kapitano …” durumuna düşülmez. Fakat, işin şakası yok. Ülke, bir yandan içeride ve dışarıda kan kaybediyor; bir yandan çok ciddi badirelere gebe …
*Sevgili okurlar konunun geçmişine ilişkin geçen haftaki yazıyı gazetenin portalinde ya da www.turkcelil.com’da bulabilirler.
*KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı, saygıdeğer büyüğümüz R.Denktaş’a hepimiz adına acil şifalar diliyorum.
(3)Radikal G.,01.09.2011, Radikal gazetesinin haberine göre, Çelik,15 maddelik eylem planını açıklarken Ege ve 1nci orduların varlığını da  tartışmaya açtı.
(4) Ertuğrul Özkök; “Duygusal Ricat”, Hürriyet G., 26. 08.2011
(5)Utku Çakırözer; ‘Davutoğlu’nun Hatası, BM’ye O Raporu Yazdırmaktı’Cumhuriyet G., 04.09.2011
AYDINLIK G., 8.9.2



Kıbrıs’ta iki tane İngiliz Üssü bulunuyor. Dikelya ve Ağrotur (Akrotiri).1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına ve Anlaşmalarına göre tam bir “Bağımsız Devlet” statüsünde bu İngiliz Üsleri.

 Amerika Birleşik devletleri Merkezi Haber Alma Örgütü’nün (CIA) yayınladığı “World Factbook 2005’e göre Akrotiri adlı İngiliz üssü tanınmış bir devlet ve adı da AKROTIRI.

https://www.cia.gov/library/publications/the-world-fact-book/index.html internet adresinden bu bilgileri alabilirsiniz.

Devlet Başkanı 16 Ağustos 1960 tarihinden beridir İngiliz Kraliçesi Elizabeth II. Hükümetin başı ise 26 Nisan 2006 tarihinden beri General Richard Lacey. Bu devletin garantörü İngiltere ve hudutları içinde de İngiliz Ordusu bulunmakta.

Orta Doğu ülkelerine yapılan her hava saldırısında bu üsler hem Amerikalılar hem de İngilizler tarafından kullanılmakta.

Tabii bu devletin şimdi birde “Kıta Sahanlığı” oluştu aniden.
1960 Anlaşmaları içinde var olmayan İngiliz Üslerinin kıta sahanlığı, Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon yatakları bulununca varlığı ortaya çıktı.
Hidro karbon yataklarının varlığından sonra İngiltere devletinin adaya bakışı da değişti.


Akrotiri Devleti şimdi kendi toprakları ve kara suları içinde “Kıbrıs Aslanı” adını taşıyan bir tatbikat yapmak hazırlığında, tabii anavatanı İngiltere ile birlikte.
Bu tatbikatın amacı “İngiliz Gücünün Akdeniz’de Gösterilmesi” olduğu kesin. Bu güne değin her tür uçak ile İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerinin, Kara kuvvetleri ve aralarında sadece kendi başına 15 adet helikopter taşıyan bir helikopter gemisinin de bulunduğu 7 deniz birliğinden oluşan İngiliz Kraliyet donanmasının katıldığı bu çapta bir tatbikat hiç yapılmadı.

Bu tatbikat sırasında Akrotiri devleti kara suları içinde ve Kıbrıs adası açıklarında gerçek mermilerle atışlar yapılacak, hava savunma tatbikatı gerçekleştirilecek ve aynı zamanda da İngiliz Kraliyet deniz piyadeleri tugayı amfibik faaliyetlerde bulunacak.

Kıbrıs Aslanı adlı tatbikat ilk başta Sardunya Adası’nda gerçekleştirilecekti ama son anda Akrotiri kara sularında yapılmasına karar verildi. Böylece “Akrotiri Kara Suları” değimi de ilk defa politik literatüre girmiş oldu.

Bunun da bir tek gerekçesi var. 1960 Anlaşmalarının içeriğinde Akrotiri adlı İngiliz Egemen Üsleri’nin kara suları olduğuna ve Münhasır Ekonomik Bölgesi bulunduğuna dair her hangi bir not yok.

Ama bunu çağrıştıran bir bölüm var. İngiliz devleti veya Akrotiri Egemen Üsler Bölgesi yönetimi tatbikat yapmak istediğinde, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmasına göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nden izin almak zorunda değil. Bilgi vermesi yeterli.
Nisan ayı başında komando birlikleri ile üç savaş gemisi tatbikata katılmak için Akrotiri’ye gelmişti. Bunlara içinde bir adet helikopter gemisi ile 4 başka geminin bulunduğu ikinci bir grup gemi daha eklenecek. Diğer gemiler ve birlikler de bölgeye bir plan çerçevesinde intikal etmek üzereler.

Doğu Akdeniz’de askeri tatbikatlar yapılması, bölgede hidrokarbon araştırmalarının başlamasında itibaren İngilizlerin planlamalarında yer almaya başladı. Kıbrıs Aslanı adlı tatbikat, büyük bir olasılıkla Mayıs ayı bitmeden gerçekleştirilecek.

Bundan sonraki adımda İngilizler, Limasol’un batısında Akrotiri Egemen İngiliz Üssü’nün içinde yer aldığı Akrotiri yarım adasını öne sürerek, Akrotiri Devletinin kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge hakkının bulunduğu iddialarını ortaya atacak ve sonunda kabak biz Kıbrıslı Türklerin başında patlayacak.


Münhasır Ekonomik Bölgenin varlığı konusunda Rumlarla İngilizler sıkı bir pazarlığa girişecekler ve adanın tümünde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin egemenliğinin geçerli olabilmesi için İngiltere hükümetinin Rumlara her türü desteği vereceği karşılığında Rumlar bu hakkı İngilizlere verecekler ve yanlarına da İngiltere gibi bir devleti almış olacaklar.


Zaten Rumlar isteseler de istemeseler de, ne ABD ne İngiltere ne de İsrail, bu yatakların çalıştırılmasını Rumlara bırakmazdı. Böylesi bir anlaşmayla Rumlar bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar.

İşin ilginç yanı bu üslerin var oluş anlaşmasında biz Kıbrıslı Türklerin de imzası var. Münhasır Ekonomik Bölge hakkında da olmalı.
Prof. Dr. Ata ATUN


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Eylül 2011 Cumartesi

İSRAİL'E KAFA TUTMA YALANI VE GİZLENEN GERÇEKLER

SANIRIM YAZARAK ANLATMAYA GEREK KALMADI.



FÜZE KALKANI SADECE TÜRKİYE'YE KURULMUYOR.
YAPILAN AÇIKLAMALARDA
DOĞU VEYA GÜNEYDOĞU ANADOLU GEÇTİ.




MENZİL HESAPLARI GOOGLE EARTH'TAN ÖLÇÜLEREK ALINDI.ÇİZİM KABATASLAK OLSA DA MESAFELERİ GÖRMEK AÇISINDAN ÖNEMLİ.
BAKINIZ KIRMIZI TARALI BÖLGE İRAN FÜZELERİNİN VURABİLDİĞİ 2500 Km LİK ALAN.
DİĞER GENİŞ YAY X-BANT RADARLARIN 4000Km MENZİLİ.
İKİ YAYA ARASI TARALI BÖLGE RADARLARIN VURULMA TEHLİKESİ OLMADAN GÖREV YAPABİLECEĞİ ALANI GÖSTERİYOR.
AVRUPA'NIN NATO'DA ÜYE BİRÇOK ÜLKESİ BU ALANA GİRİYOR.
AMA HAYIR 
İLLA RADARLARI İRAN'IN VURUŞ ALANI TÜRKİYE'YE KURULACAK.
NEDEN?
NEDEN Mİ?
BU RADARLAR İRAN TARAFINDAN VURULSUN DİYE KURULUYOR.
BÖYLECE BİZ İRAN'LA SAVAŞIRKEN BİRİLERİ VİSKİLERİNİ YUDUMLARKEN B.O.P HARİTALARINI ÇİZECEKLER.
İRAN'IN VURMASI DA GAYET NORMAL.
BİR SALDIRIDA KENDİNİ GÖZLEYEN GÖZLERİ KÖR ETMEK İSTEYECEKTİR.
BUDA TÜRKİYE İLE SAVAŞA GİRMESİ DEMEK.
TÜRKİYE'NİN KADERİ TAMAMEN İSRAİL'İN ELLERİNE TERK EDİLDİ.
"ONE MUNİTE" DEĞİL Mİ?
BU NASIL İSRAİL'E KAFA TUTMAK BÖYLE?











"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

30 Ağustos 2011 Salı

AKDENİZ'İN UÇAK GEMİSİ;KIBRIS ÜSTÜNDE İSRAİL PARMAĞI

İsrail'den destek alan Yunanistan ekonomisini Türkiye üzerinden düzeltme yolunu seçti.Biz ise yalan dolanlarla Deniz Kuvvetleri Komutanları damlara tıkıyoruz.
Kıbrıs gidiyor haberiniz ola.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

"LANET OLASI 36 BEYANNAMESİ" VE "ÇILGIN KONSTANTİNOPOLİS"

YAHUDİ,ERMENİ VE RUMLAR.KISACASI KURTULUŞ SAVAŞINA KATILMAMIŞ TÜM AZINLIKLAR  ATATÜRK'ÜN 36 BEYANNAMESİ İÇİN BU TABİRİ KULLANIRLAR.
NEYSE Kİ AKP VAR VE AZINLIKLARA BİR BAYRAM HEDİYESİ VERDİ.


 
 
 
 
 

BİZANSIN SINIRI KANAL İSTANBUL
YENİÇAĞ 30.11.2011
“Azınlık vakıflarına taşınmazların iade edilmesiyle özerk bir bölge oluşturularak yeni Bizans’ın kurulması sağlanacak. AKP’nin Kanalİstanbul projesi de bunun parçası”

‘Ekümeniklik’ alanı mı?
Bu müthiş iddia, CHP’li eski milletvekili ve avukat Şahin Mengü’ye ait... Vatikan tipi bir yeni Bizans oluşturulduğunu öne süren Mengü, bir KHK ile azınlığı zengin edecek AKP’ye çattı.

Lozan’ın rövanşı gibi!
BaŞbakan Erdoğan’ın 75 yıl önce Lozan Antlaşması’na dayanılarak el konulan malların iade edileceğini açıklamasına tepki gösteren Mengü, “Özerk Kürdistan’ı Bizans mı izleyecek” dedi.

Yunanistan’ı örnek alın
Mengü, Batı Trakya’daki Türk kökenli vatandaşlara böyle tavizler verilmediğine dikkat çekti: Yunanistan, bütün Türk vakıf mallarına el koydu. AKP, bu şımarıklıktan geri dönmeli. ‰ 9’da

Barto’ya özel ilgi gösterdi
Türkiye’de azınlıkların verdiği bir iftara katılan ilk başbakan olan Erdoğan, Fener Rum Papazı Bartholomeos ile Arkeoloji Müzesi’nin bahçesindeki davette yan yana oturdu. Hükümetin iade kararı aldığı değeri 1 milyar doları aşan 2 bin 419 taşınmazın 1000’den fazlası Rumlara ait...

Azınlık beyanları temelden yoksun!
Hukukun Egemenliği Derneği: Azınlık vakıflarının 1936’daki beyanlarının hiçbir temeli yok, iade çok hatalı bir karar...

Yabancılar, toprak ve mülke doymadı
89 ayrı ülkenin 120 bin vatandaşı, Türkiye’nin 76 ilinde 111 bini aşkın taşınmaz aldı. Toplam alan 81 milyon m2’yi buldu.

Yeni Bizans’ın sınırı Kanalİstanbul olacak
Azınlıklara taşınmazların iade edilmesinin önünü açan AKP’nin Kanalİstanbul projesiyle de Bizans özerk bölgesini kurduracağı belirtiliyor.
Haber :  Halime Öztürk
Hükümetin, azınlıklara ait vakıf arazilerinin geri verilmesi için  Kanun Hükmünde Kararname çıkarması, kamuoyunda tepkilere neden oluyor. Konunun Kanalİstanbul Projesiyle ilgili olduğunu belirten uzmanlar, bu çerçeveden bakıldığında nihayi sonucun Bizans bölgesi olduğunu belirtiyorlar. CHP eski Milletvekili ve Avukat Şahin Mengü de Başbakan  Tayyip Erdoğan’ın Lozan Antlaşması’na dayanılarak el konulan azınlık vakıflarına ait malların iade edileceği yönündeki sözlerine sert tepki gösterdi. Mengü, “Kafalarının arkasında ekümeniklik gibi bir yer yaratmak olabilir. Bölgedeki araziler azınlık vakıflarına devredilirse ortaya Vatikan benzeri bir yapı çıkar. Özerk Kürdistan’dan sonra bir de Bizans’ın kurulması söz konusu olabilir. İstanbul’da yapılacak olan Kanal Projesi’yle bir hudut mu çiziliyor. Özerk Kürdistan’ın yanında batıya şirin gözükmek için Vatikan gibi özerk bir bölge mi yaratılıyor?” dedi.

Şımarıklıktan vaz geçilsin
Yunanistan’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlara böyle tavizler verilmediğini hatırlatan Mengü, “Yunanistan, bütün Türk vakıf mallarına el koymuştur. Hatta Türkiye’nin kendi seçmesi gereken müftüyü bile seçmesine izin vermemiştir. Türkiye’de Bartholomeos ve onun işgal ettiği makam aslında bizim Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir devlet kuruluşudur. Yapılması gereken Türkiye’nin bu şımarıklıktan geri dönmesidir” diye konuştu. Mengü, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de çok ciddi bir muhalefet olmadığından rahat davranıyorlar. Ciddi bir muhalefet olduğu gün bu yaptıklarının hiçbirini yapamazlar. Bugün eğer Türkiye’de çok ciddi bir muhalefet varsa şimdiden bağırması lazım ’Ben iktidar olduğum zaman geri alacağım’diye. Ama maalesef böyle bir ses çıkmıyor.”

Ekümeniklik iddiası
Bu arada, Fener Rum Papazı’nın yasa dışı ekümeniklik iddiasının da Kanalİstanbul Projesi’yle uyuştuğu belirtiliyor. Konunu uzmanları, eğer proje gerçekleşirse Papaz Bartho, oluşturulacak Bizans bölgesinin başına geçecek.

Papazdan kararnameye teşekkür
Başbakan Erdoğan önceki güncemaat vakıfları tarafından İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde verilen iftara katıldı. Erdoğan, Fener Rum Papazı Arkeoloji Müzesi’nin bahçesindeki davette Bartholomeos ile yan yana oturdu. Papaz, Başbakan Erdoğan’a birkaç gün önce Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kendilerine arazi ve mal verilmesine teşekkür etti. Bilindiği gibi Hükümet azınlıklar konusunda bir adım daha atmıştı. KHK’ya göre, 1936 kayıtlarında yer aldığı halde tapusu bulunmayan gayrimenkuller azınlık vakıflarına iade edilecek. Üçüncü kişilerin kullandığı taşınmazların ise rayiç değer üzerinden bedeli ödenecek. Hükümetin azınlık vakıflarına iade etme kararı aldığı iki binden fazla taşınmazın değerinin 1 milyar doları aştığı belirtiliyor. Bunların 1000’den fazlası ise Rumlara ait.

AKP, azınlıklara daha fazla ilgi gösterdi
Türk hükümetinin, azınlıklara tüm mülklerinin iadesi kararı, dış basında adeta alkışlarla karşılandı! Bu yönde bir adım atılmasının AB’nin “temel talepleri” nden biri olduğunu vurgulayan New York Times gazetesi, “AKP, Türkiye’de azınlıklara daha sempati ve ilgi gösterdi” başlıoğını kullanırken, Financial Times, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) işlerinin kolaylaşacağı düşüncesini ifade etti. AB’nin, aday ülke Türkiye’ye, gayri Müslimlere ayrımcılık yapan ve mülk sahipliğini de kısıtlayan yasaları gevşetmesi veya kaldırması için “baskı” yaptığını kaydeden ABD gazeteleri, AİHM’nin, Türkiye aleyhinde tazminat kararlarını verdiğini vurguladı.
İngiliz Financial Times gazetesinde yayımlanan haberde ise Rum, Ermeni ve Musevi vakıflarına ait olan mülklerin hükümet kararnamesiyle iade edileceği, el konduktan sonra satılan mülkler için ise tazminat ödeneceği belirtiliyor.
BBC Türkçe tarafından yansıtılan haberde mülklerin iadesinin, Avrupa Birliği’nin temel taleplerinden biri olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde konuyla ilgili çok sayıda dava bulunduğu da vurgulandı. Gazete, Başbakan Erdoğan’ın “İslami kökenli hükümetinin” azınlıkların sorunlarını çözme sözü verdiğini anımsattı ve atılan adımın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verebileceği kararların önüne geçmeye yardımcı olacağı da görüşünü dile getirdi.

Yabancılar Türkiye’de gayrimenkul topluyor
AKP iktidarı döneminde yabancıların Türk topraklarını satın almak için başlattığı operasyonlar aralıksız sürüyor. İngilizler, Almanlar ve Yunanlar başta olmak üzere, Yeni Zelanda’dan Kenya’ya, El Salvador’dan Ruanda’ya kadar 89 ülkenin vatandaşı bugüne kadar Türkiye’nin 81 ilinin 76’sında 111 bin 194 adet taşınmaz edindi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yabancı İşler Daire Başkanlığının verilerine göre, Türkiye’de gayrimenkule yatırım yapan yabancı sayısı 119 bin 599 kişiye ulaştı. Bugüne kadar yabancıların Türkiye’den aldığı gayrimenkullerin taşınmaz alanı toplam 81 milyon 664 bin 98 metrekare. Verilere göre, halen 89 ülke vatandaşının Türkiye’nin çeşitli illerinde gayrimenkulü bulunuyor. Türkiye’de gayrimenkul sahibi yabancıların başında İngilizler ve Almanlar geliyor. Halen Türkiye’de 35 bin 249 İngiliz vatandaşının 24 bin 848 adet taşınmazı bulunuyor. Gayrimenkul sahibi kişi sayısı bakımından ikinci sırada yer alan Almanların ise Türkiye’de 27 bin 21 Almanın 35 bin 344 adet taşınması var. Ayrıca, 10 bin 750 Yunanın toplam 9 bin 888 adet, 6 bin 849 İrlandalının 5 bin 173 adet, 5 bin 710 Danimarkalı’nın 4 bin 697 adet, 5 bin 124 Norveçli’nin 3 bin 657 adet, 4 bin 563 Rus’un 4 bin 227 adet taşınmazı bulunuyor. Öte yandan, İstanbul, İzmir ve Bursa’da en fazla gayrimenkul yatırımını Türk asıllı Yunanların, Antalya’da Almanlar ve Hollandalıların, Hatay ve Gaziantep’te Suriyelerin, Ankara’da ise ABD’lilerin yaptığı belirlendi.

Antalya revaçta

Türkiye’de mülk edinmek isteyen yabancılar için en gözde şehir Antalya. Bu şehirde 40 bin 90 yabancının toplam 31 bin 164 adet taşınmazı bulunuyor. Yabancılar için ikinci gözde şehir Muğla’da ise 20 bin 196 yabancı uyruklu kişinin toplam 14 bin 561 adet taşınmazı bulunuyor. Bunların yanı sıra Aydın’da 17 bin 629 yabancının 12 bin 803 adet, İstanbul’da 12 bin 442 yabancının toplam 12 bin 190 adet taşınmazı mevcut. Hatay, Mersin, Yalova, Balıkesir, Bursa ve Ankara da yabancıların ilgi gösterdiği şehirler arasında yer alıyor. Ağrı, Hakkari, Siirt, Bitlis ve Şırnak şehirlerinde ise yabancıların hiçbir gayrimenkulü bulunmuyor.

Atatürk’ün mirası daha mı değersiz?
Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Avukat Erdem Akyüz, Atatürk’ün millete emanet ettiği değerlere, azınlık vakıflarına verilen değer kadar itina gösterilmediğini ifade etti. Akyüz, “Azınlık Vakıflarına ait olduğu varsayılan arsa, arazi, bina gibi malların çoğunun iadesini öngören kararnamenin bulunduğu yasal metin de ilgi çekicidir. Bu yasal düzenleme ’Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnamede’yer almaktadır. Bu haliyle kararname daha önce örneğine sıkça rastlanan ’Torba Kanun’ benzeri, ’Çorba Kararname’ haline dönüşmüştür” şeklinde konuştu. İade edilecek malların, azınlık vakıflarının 1936 yılında verdikleri beyannamelere göre yapılacak olmasını da eleştiren Akyüz “Bu vakıflar, 1936 yılında verdikleri beyannamelere cemaatlarına ait olan, hatta sahipsiz malları da eklemişlerdir. Üstelik daha önce satışı yapılan malların, rayiç değerlerinin nakit olarak tekrar ödenecek olması, mükerrer ödeme ve haksız zenginleşmeye yol açacaktır. Diğer ülkeler Türk mallarına ilişkin bir iade kararı almamışken, tek yanlı bu tür bir uygulamanın yapılması, uluslararası hukukta ’mütekabiliyet prensibi’(Devletlerarası ilişkilerde maruz kalınan davranışa aynı şekilde karşılık verme) olarak kabul edilen uygulamaya da aykırıdır” diye konuştu
Akyüz şunları kaydetti: “Atatürk’ün kurduğu ve vefatından önce yaptığı vasiyetname ile bütün mal varlığını bıraktığı; Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, daha sonra yapılan kanun değişiklikleri ile bu konumlarını yitirmişlerdir. Bir bataklık olan ve kendi eliyle çiftlik haline getirilen Atatürk Orman Çiftliği, kısım kısım parsellenmiştir. Bu durumda, azınlık mallarına ve vakıflarına, Atatürk’ün Türk Milleti’ne bıraktığı mal ve vakıflardan daha fazla özen gösterildiğini düşünmemek mümkün değildir. Yeni yapılan bu yasal düzenlemelerin ve çıkarılan kararnamelerin, ileride iptal edilmesi kaçınılmazdır.”


VATAN SATIŞI HIZ KAZANDI!
Yeniçağ-1/9/2011

Yabancıya geçen toprağın yüzölçümü 81 milyon m2’ye ulaştı. Bazı illerde yasal limitler bile aşıldı!
AKP’nin açtığı yolda ilerleyen yabancılar, Türkiye’de müthiş bir hızla taşınmaz edinmeye devam ediyor. Resmi kayıtlara göre; 89 ayrı ülkeden 120 bin kişi, 76 ilimizde 111 binden fazla gayrimenkulün yeni sahibi oldu.
Antalya ve Hatay kapanın elinde!
Yabancıya toprak ve mülk satışının önünü açan AKP, tepkiler üzerine yasaya yüzdelik sınır koymuştu. Ancak son veriler, imarlı alanın yüzde 10’u olan bu limitin Antalya,
Hatay gibi illerde aşıldığını ortaya koydu.

Ülkemizin toprakları kapanın elinde kalıyor
Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’deki azınlık vakıflarının mallarını geri iadesini sağlayan Kanun Hükmünde Kararname çıkarmasının yankıları sürerken, yabancı ülke vatandaşlarının da yoğun şekilde arazi kapma yarışı içinde oldukları ortaya çıktı. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002’ye kadar 11 milyon 961 bin 595 metrekare toprak yabancılara satılırken, son 9 yılda ise 69 milyon 702 bin 503 metrekare toprak satışı gerçekleştirildi. Yine AKP dönemine kadar sadece 23 bin 44 yabancıya satış yapılırken, sonrasında ise 96 bin 2 yabancı gayrı menkul edindi. İngilizler, Almanlar ve Yunanlar başta olmak üzere, Yeni Zelanda’dan Kenya’ya kadar kadar 89 ülkenin vatandaşı bugüne kadar Türkiye’nin 81 ilinin 76’sında 111 bin 194 adet taşınmaz edindi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yabancı İşler Daire Başkanlığının verilerine göre, Türkiye’de gayrimenkule yatırım yapan yabancı sayısı 119 bin 599 kişiye ulaştı. Yabancıların aldığı gayrimenkullerin taşınmaz alanı toplamı da 81 milyon 664 bin 98 metrekare.

Ruandalı bile var
Halen 89 ülke vatandaşının Türkiye’nin çeşitli illerinde gayrimenkulü bulunuyor. Bu ülkeler şöyle sıralanıyor: Almanya, ABD, Andorra, Arjantin, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Bahreyn, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna-Hersek, Brezilya, Virgin Adaları, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, Çin, Danimarka, El Salvador, Estonya, Fas, Filipinler, Finlandiya, Fransa, G. Afrika, Gürcistan, Hırvatistan, Hindistan, Hollanda, Honduras, Irak, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Jamaika, Japonya, Kanada, Karadağ, Kazakistan, Kenya, Kırgizistan, KKTC, G. Kore, Kuveyt, Letonya, Libya, Liechtenstein, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malezya, Malta, Meksika, Mısır, Moldova, Nijer, Norfolk Adaları, Norveç, Özbekistan, Pakistan, Peru, Polonya, Portekiz, Romanya, Ruanda, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Karadağ, Singapur, Slovakya, Slovenya, Sri Lanka, S. Arabistan, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Venezuela, Yeni Zelanda, Yunanistan.

Antalya revaçta
Türkiye’de mülk edinmek isteyen yabancılar için en gözde şehir Antalya. Halen Antalya’da 40 bin 90 yabancının toplam 31 bin 164 adet taşınmazı bulunuyor. Yabancılar için ikinci gözde şehir Muğla’da ise 20 bin 196 yabancı uyruklu kişinin toplam 14 bin 561 adet taşınmazı bulunuyor.
Yabancılara gayri menkul satışları illerin yüzölüçümüne göre belli orana göre yapılırken, Antalya’da bu oranın aşıldığı ortaya çıktı. Bu durumun Hatay için de geçerli olduğu anlaşıldı. 15 Mayıs 2011 tarihine kadar yabancılara illerin 1000’de 5’i oranında satış yapılırken, AKP’nin yeni icraatıyla (!) bu oran yüzde 10’a çıkarıldı.

En fazla toprak İngilizlerin
Türkiye’de gayrimenkul sahibi yabancıların başında İngilizler ve Almanlar geliyor. Halen Türkiye’de 35 bin 249 İngiliz vatandaşının 24 bin 848 adet taşınmazı bulunuyor. Gayrimenkul sahibi kişi sayısı bakımından ikinci sırada yer alan Almanların ise Türkiye’de 27 bin 21 Almanın 35 bin 344 adet taşınması var. Ayrıca, 10 bin 750 Yunanın toplam 9 bin 888 adet, 6 bin 849 İrlandalının 5 bin 173 adet, 5 bin 710 Danimarkalı’nın 4 bin 697 adet, 5 bin 124 Norveçli’nin 3 bin 657 adet, 4 bin 563 Rus’un 4 bin 227 adet taşınmazı bulunuyor.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Ağustos 2010 Pazar

TRABZON'DA PONTUS BAYRAMI

RUM İHYASINI
AKP - BARTHO
VE İŞBİRLİKÇİLER
BİRLİKTE KOTARDI

“Ecdadın kemikleri sızlar” itirazlarına kulak tıkandı ayinde kasaya girecek dövizlerin hesabı yapıldı!..



Ayinle gövde gösterisiAKP’nin kilise açılımı, Trabzon’u böldü. Kentte milliyetçiler, vatanseverler “Ecdadın kemikleri sızlar” diyerek direndi ancak iktidar desteğini arkasına alanlar, gelecek dövizi düşünenler kazandı. Sümela Manastırı’nda bugün yapılacak ayini Fener papazı Bartholomeos yönetecek. 


 
Bu tarih, tesadüf değil

15 Ağustos; Pontus’un yıkıldığı, Fatih’in Trabzon’u fethettiği (1461) gün... Bugünü ayin için zorlayan Rum Pontusçular böylece isteklerine ulaşmış oldu.
2 gün önce biri MHP’li siyasetçi diğeri gazeteci 2 kişi ayine tepki gösterdiği için polis tarafından sorgulanmıştı.
 
Sümela'da ayin açılımı!

Trabzon’da Sümela Manastırı’nda büyük tepkilere rağmen bugün ayin düzenlenecek. 2 bin 500 Rumun katılması planlanan ayini, Fener Rum Kilisesi Papazı Bartholomeos yönetecek
 
Haber: Macit SOYDANAKP’nin kilise açılımı çerçevesinde bugün bir ilk gerçekleşecek. Trabzon’daki tarihi Sümela Manastırı’nda ayin yapılacak. Ayini Fener Rum Kilisesi Papazı Bartholomeos yönetecek. Trabzon Valisi Recep Kızılcık, Sümela Manastırı’nda yapılacak olan ayinle ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada, bugüne kadar yapılan müracaatlar çerçevesinde Yunanistan, Rusya, Gürcistan ve yurt içinden misafirlerin geleceğini kaydetti. Kızılcık, “Ayin için 2 bin ile 2 bin 500 kişinin gelmesini bekliyoruz” dedi. 2 gün önce, 2 kişi ayine tepki gösterdiği için polis tarafından sorgulanmıştı. Buna tepki gösteren, MHP Trabzon Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu ve beraberindeki partililer, ayini protesto etti. Sümela Manastırı’nın yakınındaki restoranların bulunduğu alanda partililerle bir araya gelen Yunusoğlu, yaptığı basın açıklamasında, manastırların İbadethane ya da ayin yapılan mekanlar değil, din adamı yetiştirilen mekanlar olduğunu söyledi.


Olay çıkarmışlardıGeçen yıl Meryem Ana Yortusu’nu bahane eden 1000 kadar Yunan ve Rus, Sümela Manastırı’nda olay çıkarmıştı. Yasa dışı olduğu halde müzede ayin düzenlemeye kalkan ’turist’ kılıklı alçak grup, kendilerini uyaran Trabzon Müzeler Müdürü Nilgün Yılmazer’e de saldırmıştı. Manastıra giren Selanik Valisi Panayotis Psomyadis ile Rus milletvekili İvan Savvidi, Meryem ve İsa’nın resmedildiği bakır işlemeli bir objeyi önlerine alarak, özel kıyafetli din adamı eşliğinde dua ve ilahi okumuşlardı. 


Gün özenle seçilmişTarihi Sümela Manastırı’nın bir günlüğüne ibadete açılacağı günün 15 Ağustos olarak belirlenmesi ise akıllarda soru işaretleri bıraktı. 15 Ağustos 1461’de Trabzon’daki Bizans varlığının devamı sayılan ’Trabzon Rum İmparatorluğu’ Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmişti. Yine 15 Ağustos tarihi, 1984 yılından itibaren PKK’nın kahpe eylemlerini gerçekleştirdiği gün olarak hafızalarda yerini aldı. Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçesini basan PKK’lılar, karakollara ve askeri lojmanlara saldırmış, 1 asker şehit edilmişti.
 
Yerel gazeteler 
destek veriyor
Sümela’da ayine bazı yerel gazeteler de destek veriyor. Kuzey Ekspres’te Hasan Kurt- imzalı yazıda şunlara yer verilmiş: “Sümela’nın ayine açılması kimin, kimlerin aklına geldi? Bu olay siyasi bir manevra mı? Sümela’nın ayine açılması talebi, dedeleri, ninelere bölgeden göçenlerin yıllar sonra Trabzon’a yaptıkları geziler esnasında gündeme geldi. Talepler basına yansıdı. İşin ekonomik yanı da düşünüldü ve ülkeyi yönetenler böyle bir karar verdi. Bana göre doğru bir karar!” 


Tehdit sanalmış!Karadeniz’den Günebakış gazetesinde ise Ali Öztürk, “1996 yılında Venizelos gemisiyle Trabzon’a gelen Fener Ortodoks Rum Patriğini kente sokmayan eylem grubunun içindeydik. Biz o dönemlerde Pontus tehtidi altında olduğumuza inanıyorduk. Ancak bugün Pontus tehditdininin sanal olduğuna ve derin devletin kendi bekası için oluşturduğu hayali bir dış tehdit olduğuna inanıyoruz” ifadelerini kullandı. 
 
Papazı baş köşeye oturttularFener papazı Bartho, Sümela’da bugün yapılacak ayini yönetmek üzere dün uçakla Trabzon’a geldi. Rum papaz, Trabzon’da Vali, Belediye Başkanı ve Müftü Yardımcısı’nın da katıldığı iftar yemeğinde baş köşeye oturtuldu. Havalimanında gazetecilere açıklama yapan Bartho, Sümela’da ayin izni veren AKP hükümetine övgüler yağdırarak şunları söyledi: “Bugünü, sayın hükümetimizin bize lütfettiği izne borcuyuz. Müteşekkiriz ve yalnız Karadenizli müminler için değil, bütün Ortadokslar ve Hristiyan alemi için yarının (bugün) Meryem Ana’nın göğe yükseliş günü olması hasebiyle kutsal bir gündür. Bugünü tarihi Sümela Manastırı’nda kutlayabilmemiz bir lütufdur. İlk önce yüce Allah’ın, sonra hükümetimizin bir lütfudur. Özellikle Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’a müteşekkiriz. Karadenizlilerin mert olduklarını,, misafirperver olduklarını biliyoruz, onun için her şeyin güzel geçeceğinden eminiz.” Rum papaz beraberindeki diğer ilgililerle birlikte havaalanından kente geldi.
İftar sofrasında bir papaz...
Bartho, bir restoranda düzenlenen ve Trabzon Valisi Recep Kızılcık, Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu ve İl Müftü Yardımcısı Zeki Aksoy’un da hazır bulunduğu iftar yemeğinde baş köşeye oturtuldu. İftar yemeğinde Rum Papaz, Müftü yardımcısı Zeki Aksoy’a Kur’an-ı Kerim hediye etti.
 
Atatürk
patrikhane için
ne demişti
Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ocak 1923’te patrikhane için ’fesat yuvası’ ifadesini kullanmıştı: Bir fesad ve hiyanet ocağı olan, memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlık yaratan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız.

Atatürk: Patrikhane fesat yuvasıdır

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ocak 1923’te Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ne Rum Patrikhanesi ile ilgili ’Fesat yuvası ifadesini kullanmıştı. Atatürk, “Bir fesad ve hiyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebeb olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız” demişti. Atatürk sözlerini şöyle sürdürmüştü:  “Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazisi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir.” 
 
Nurettin Paşa
Pontusçuları 
teşhis etmişti


“Rumlar bizi arkamızdan vurmak için teşkilatlar kurdu. İşin acı tarafı, insanlara kardeşlik yolu göstermeleri gereken papazların bu teşkilatların başında bulunması... ‘Edebi heyet’ kılıklı Pontus Cemiyeti, Rum gençlerinin ruhuna isyan edebiyatı yapıyor.”

Nurettin Paşa 
Pontusçuları anlatıyor!
Kurtuluş Savaşı sırasında 1. Ordu Komutanlığı yapan Sakallı Nurettin Paşa, ’Hatıralar, vesikalar, resimlerle Yakın Tarihimiz’adlı kitapta, Pontusçuların nasıl bir oyun oynadığını anlatmış. Cilt 2 sayfa 21’de yer alan hatıralarında Nurettin Paşa, “Vatanımızın en buhranlı günlerinde bütün bir millet, istilacı düşman kuvvetlerine karşı dişi tırnağı ile savaşırken, içimizden yetişen Rumlar bizi arkamızdan vurmak için teşkilatlar kurmuşlardır. İşin acı tarafı, insanlara dostluk, kardeşlik yolu göstermeleri gereken metropolitlerin, papazların, bu teşkilatların başında bulunmuş olmalarıdır” diyor. Sakallı Nuri Paşa hatıralarında şunlara yer veriyor: “Biz Türkleri aldatmak için evvela edebi bir heyet halinde ortaya çıkan Pontus Cemiyeti, gerçekte daha kurulduğu 1904 yılından beri önemli bir ihtilal merkezi idi. Gerçi edebiyat da yapmıyor değillerdi ama elimize geçen vesikalara göre yaptıkları edebiyat, Rum gençlerinin ruhlarına isyan ve ihtilal telkini edebiyetı idi. Cemiyetin -tabii son derece gizli tutulan- esas nizamnamesine göre yirmi yaşından itibaren her Rum, silah taşımaya layık görülüyor ve kendi ihtilal ordularının bir neferi sayılıyor, üstlerine yüklenen bu vazifeyi yapmaktan kaçınanlar, cemiyet azasından kurulmuş üç kişilik -tabii yine gizli- bir mahkeme tarafından muhakeme, hatta idam ettiriliyordu. Elimizdeki vesikalar pekala gösteriyor ki; bu teşkilat Samsun ve dolayları kıyılarından başlayarak ta içerilere Sivas, Akdağmadeni kazasının 21 köyüne kadar genişleyip yayılmış ve tarafımızdan da buralarda meydana çıkarılmıştır. Pontus kulübüne ait kendi mühürlü ve etiketlikağıtları, Yunanistan’ın ikiz kardeşi Pontus’un kurtuluş gününü sağlamak için, bu çevrelerdeki bütün Rumları silah başına, dışarıdakileri de her türlü yardıma davet ediyor” 


Din kisvesi altında kanlı faciaPontus çetelerini bastırma görevi ile Merkez Ordusu’nun başına getirilen Nurettin Paşa Metropolit Hrisantos’un faaliyetleri ile ilgili olarak. “En önemlisi ise; yurdumuzun içinde kurulmuş ve işleyen bütün bu düşmanca tahrik ve teşkilatı, insanlara dostluk ve barış tavsiye edip, kardeşçe yaşama yolları göstermeleri gereken din adamlarının, yani metropolitlerin, papazların idare etmekte olduklarıdır. Papazların, din kisvesi altında ne kanlı faciaların sebebi ve kışkırtıcısı olduklarını kanıtlayacak yüzlerce, binlerce belge ile elde etmiş bulunuyoruz” 


Türklerin yok edilmesini isterdimNurettin Paşa hatıralarında şunlara yer veriyor: “Mesela, Trabzon Metropoliti Hrisantos Efendi, Mütareke esnasında Anadolu’yu dolaşan Amerikan tahkikat heyeti reisi general Harbord ile Paris’te konuşmasına dair Pontusçulara çekmiş olduğu bir telgrafta, (Paris, 20 Ağustos 1919) Pontusçuların bir harekat için şevkle hazır oldukları teminatından bahsediyordu.  Metropolit Hrisantos, Pontus propaganda ve çete faaliyetlerini yönetiyordu. Bu dönemde  İznik Başpiskoposu Vassilios’un görüşleri ibret vericidir: ’Geride bir tek ferdi kalmamak üzere Türklerin tamamıyla yok olmasını ne kadar isterdim.’Patrikhane’nin kontrolünde olarak, Yunanlıların yakın bir zaman Anadolu’ya çıkacaklarını anlayan İzmir Metropoliti Hrisostomos, 14 Mayıs 1919’da kışkırtıcı bir konuşma yapmış, yerli Rumlar ellerinde silahlarla meydanlarda toplanmıştır.”

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."