16 Şubat 2010 Salı

KATAR'DA ABD ELÇİSİ KRİZİ
Erdoğan-Clinton görüşmesini kesmek isteyen ABD'nin Doha Büyükelçisi LeBaron'u, Türk büyükelçi Tanlay durdurdu. Birbirlerinin boğazını sıkan büyükelçileri görevliler ayırdı
Sabah Gazetesi'nde Yahya BOSTAN imzası ile yeralan habere göre, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Katar gezisine, ABD'nin Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron'un haddini aşan sözleri nedeniyle yaşanan tartışma damgasını vurdu.
Başbakan Erdoğan ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın 20 dakika planlanan görüşmesi 1 saat sürünce Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron içeri girerek Clinton'u uyarmak istedi. Bunun üzerine Türk görevlilerce uyarıldı. Ancak LeBaron, içeri girmekte ısrar edince devreye Erdoğan'ın dış politika danışmanı Büyükelçi Fuat Tanlay girdi. Tanlay, "Görüşme sürüyor, içeri giremezsiniz" uyarısında bulundu.

"ŞEYH DAHA ÖNEMLİ
"ABD'li Büyükelçi LeBaron ise, "Bu görüşme bitmeli. Katar Şeyhi ile görüşme daha önemli" deyince Büyükelçi Tanlay'ın sabrı taştı. Tanlay, LeBaron'a çok büyük tepki göstererek, "Bizim önemimizin ne olduğuna sen karar veremezsin. Ülkeme hakaret edemezsin. Bu senin haddine değil" dedi. İki diplomatın birbirinin boğazına sarıldığı, görevlilerin ayırmasının ardından ABD'li elçinin sinirden kapıları tekmelediği öğrenildi. Öte yandan Erdoğan-Clinton görüşmesinde Ermenistan konusunun da ele alındığı belirtildi. Erdoğan, Clinton'a Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin protokollere ilişkin aldığı kararın süreci yokuşa süren bir yorum olduğunu söyledi. Görüşmede, Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığı ifade edilerek "Ermenistan sorununu Kafkasya'da kapsamlı normalleşme sürecinin bir parçası olarak görüyoruz" denildi. Erdoğan, Clinton'a "Minsk Grubu çabalarını artırmalı" mesajı verdi. Clinton da Erdoğan'a "Ermenistan'la başlayan sürecin her şeye rağmen sürdürülmesinin yararlı olduğunu" söyledi. Başbakan Erdoğan'ın kalbine stent takılan eski ABD Başkanı Bill Clinton'a eşi aracılığıyla geçmiş olsun dileğini iletti.

KATAR'LA VİZE KALKIYOR
Başbakan Erdoğan, Four Seasons Otel'de yapılan Türk-Katar İş Forumu'nda ise Katar ile vizenin kaldırılacağı mesajını verdi. Son birkaç ay içerisinde Suriye, Lübnan, Libya, Arnavutluk, Tacikistan ve Ürdün ile vizeleri kaldırdıklarını anımsatan Erdoğan, "Şimdi resmi vizeleri inşallah Katar'la kaldırıyoruz. Bize en az Suriye kadar Ürdün, Lübnan kadar yakın olan Katar'la da benzer şekilde yeni bir dönemin kapılarını aralamak istiyoruz. Türkiye'nin kapıları, Katar'lı yatırımcılara, turistlere, iş adamlarına ardına kadar açık olacaktır" dedi.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

Tuğamiral'e Ergenekon sorgusu

Ergenekon soruşturması kapsamında İzmir'de Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar'ın ifadesi alınıyor.

İzmir - Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla, Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar, İzmir Adliyesi'nde özel yetkili cumhuriyet savcılarına ifade veriyor.
Taraf gazetesinin 'Kod Adı Kafes' haberinde, Ergenekon'un Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içindeki uzantısı olduğu iddia edilen bir liste yayımlanmış, bu listede Tuğamiral İlğar'ın da adı geçmişti.,
İfade vermeye gidenlerin arasında Ege Ordusu Kurmay Başkanı Tümgeneral Ömer Paç'ın da bulunduğu iddia edilmişti, ancak bu haberin doğru olmadığı anlaşıldı.
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı gözaltına alındı

İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalarla gündeme gelen Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Ergenekon'a üye olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Cihaner'in makam odasında saatler süren arama yapıldı, çok sayıda belge ve cd'ye el konuldu. Başsavcı Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili olarak inceleme başlatan HSYK, yarın toplanma kararı aldı.

Erzincan- Özellikle İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalar ile gündeme gelen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısıİlhan Cihaner'in evinde ve makam odasında  Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı Osman Şanal'ın talimatıyla arama yapıldı. Yapılan aramalarda bilgisayarlarla birlikte çok sayıda belge ve cd'ye el konuldu. El konulan cd ve belgeler çuvallarla adliyeden çıkartıldı.
Ergenekon yapılanmasının Erzincan ayağına yönelik yapıldığı iddia edilen aramanın ardından Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner gözaltına alındı. Evindeki arama devam eden Cihaner Erzurum'a götürülüyor. 
Cihaner'in avukatı açıklama yaptı
Cihaner'in avukatı Hamit Sekman basın mensuplarına yaptığı açıklamada yapılan işlemlere itiraz edeceklerini söyledi. İddiaların asılsız olduğunu belirten Sekman,"Cihaner gerçeklerin açığa çıkacağına inanıyor" dedi.

Arama sabah 10.00'da başladı
Erzurum Özel Yetkili 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden karar aldıran Özel Yetkili SavcıOsman Şanal, sabah saat 10.00 sıralarında yanında 3 savcıyla Erzincan'a geldi. Şanal, Adliye binasına gitti ve Başsavcı Cihaer'in binanın dördüncü katında bulunan makamında arama başlattı. Bu aramanın ardından Cihaner'in kentin İnönü Mahallesi'ndeki adliye lojmanlarında bulunan evinde de arama yapıldı.
Başsavcı Şanal'ın talebi üzerine aramaya, Erzincan Emniyet Müdürlüğü'nden de polis ekibi katıldı. 

"Konuyu öncelikli olarak inceliyoruz"
 Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili konuyu ''öncelikli olarak incelediklerini'' söyledi.
HSYK'nın seçilmiş üyeleri olarak yarın yapacakları toplantıda konuyu değerlendireceklerini ifade eden Özbek, ''Birtakım değerlendirmeler yapıyoruz. Konuyu inceliyoruz. Herkesin üzerinde durduğu gibi biz de Kurul olarak konuyu öncelikle inceliyoruz'' diye konuştu.

İki savcı davalık 

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, yürüttüğü soruşturmaları elinden alan Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal hakkında dava açmıştı.
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

YARSAV'dan sert açıklama

YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evinde ve ofisinde arama yapılamasının yargıç güvencesine "aykırı" olduğunu ifade ederek, "Artık Türk toplumu, keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun bir toplumdur" dedi.

Ankara- Tarhan, YARSAV Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner'in işlediği iddia edilen bazı suçlar nedeniyle makamının aranması ve gözaltına alınmasına ilişkin açıklamada bulundu.
Yapılan işlemin, Anayasa, Hakimler ve Savcılar Yasası ve Ceza Yargılama Yasası'nda öngörülen yargıç güvencesine"açıkça aykırı" olduğunu söyleyen Tarhan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "en temel niteliği olan hukukun üstünlüğüne ve dolayısıyla yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesine" ağır bir müdahale yapıldığını dile getirdi.
"Bugünden itibaren artık Türkiye'de hiçbir yargıç, cumhuriyet savcısı, Yargıtay, Danıştay ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargıç üyeleri güvencede değildir" diyen Tarhan, Türk toplumunun, "keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun" bir toplum haline geldiğini öne sürdü.

Cumhuriyet savcıları ile yargı diz çöktürülmeye çalışılıyor

Anayasada yargıç ve savcılar, başbakan ve bakanlar hakkında özel soruşturma yöntemlerine yer verildiğini anımsatan Tarhan, Anayasa'nın doğrudan uygulanır söz konusu hükümlerinin yasalarla askıya alınamayacağını kaydetti. Tarhan şöyle konuştu:
"Çünkü Ceza Yargılama Yasasının 250/3 maddesinde özel yetkili mahkemelerin görev alanı düzenlenirken, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı yargıçlar hariç bırakılmıştır. Bu hüküm ve Anayasa hükümleri görmezden gelinerek bu soruşturmayla yargı üzerinde ciddi baskılar yaratıldığı ve laik, demokratik hukuk devletini yasalar çerçevesinde korumaya kalkışan yargıçlar, cumhuriyet savcıları ile yargının diz çöktürülmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ceza Yargılaması Yasası'nın 250/3 maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nin yargılayacağı kişilerden olan Başbakan'ı bu yöntemle gözaltına almak abesle iştigal ise, ancak Yargıtay tarafından yargılanacak bir Cumhuriyet Başsavcısının soruşturma yetkisi olmayan kişilerce aranarak gözaltına alınması ağır bir hukuk ihlalidir"

Tüm yargıç ve savcıların gereken yanıtı, en sert biçimde vereceklerine inanıyoruz"

Söz konusu uygulamayla, "ayarlanamayan yargıçlar ve savcılar ayarlanmaya ve hizaya getirilmeye çalışıldığını" öne süren Tarhan, "Yasadışı bölücü örgüt mensuplarının iki saat içinde serbest bırakılması için yargıç ve Cumhuriyet savcısı ayarlayanlar, Adalet Bakanlığı'nın emriyle açıkça hukuka aykırı bu uygulamayı başlatmıştır. Yüksek yargıçlar HSYK üyeleri de dahil olmak üzere tüm yargıç ve cumhuriyet savcıları bu uygulamayla her an karşı karşıya kalabileceklerdir. Bu tehdide yüksek yargıçların HSYK üyelerinin tüm yargıç ve savcıların boyun eğmeyerek gereken yanıtı, en sert biçimde vereceklerine inanıyoruz" dedi.

"Adalet Bakanı'nı istifa etmeye çağırıyoruz"

Tarhan, "Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i, yargıç ve savcıları, savcılar eliyle Anayasa'ya aykırı soruşturma ve gözaltına almaya çalışmakla" suçladı ve şöyle devam etti:
"Hiç kuşku yoktur ki yapılan, siyasi iktidarın yüksek yargıyı da kapsamına alabilecek nitelikte yargıyı yıldırma ve ele geçirme girişimidir. Hukuk dışı bu uygulamaya yol açan ve gerçekleştiren tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuyor, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, HSYK ve Adalet bakanını bu kişiler hakkında soruşturma açmak üzere göreve ve Adalet Bakanını siyasi sorumluluğunu üstlenerek, istifa etmeye çağırıyoruz."
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
İHANET KARDEŞLİĞİ TSK’YA SALDIRA DURSUN SESSİZ BİR DESTAN YAZILIYOR



ABD’nin devlet bankası sanılan ama birkaç siyonistin elinde olan FEDERAL RESERVE BANK’ta basılan karşılıksız dolarlarla beslenen ismi bile yalan olan Macar Yahudi’si George SOROS’un desteklediği dönme solcu/liboş, yeşil ihanet/Fetutullah, AYILIKÇI Kürt medyası kısaca İHANET KARDEŞLİĞİ TSK’ya saldırıyor.
İçlerinde en salakları AYRILIKÇI Kürtler.

Çünkü diğerleri ölmüyor ve öldürmüyor. Sadece konuşuyor.
Onlarsa kendi halkını bu kirli oyunda feda ediyor.
Macar Yahudi’si Geoge’nin “Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” sözü hatırlandığında gerçekleri görmek çok daha basit.
TSK Emperyalizmin ASYA çıkarlarında kullanılmak amacıyla ULUSAL kimliğinden uzaklaştırılmak ve NATO maskesi altında tamamen ABD’nin ve bağlantılı olarak İsrail ve  yine İngiltere’nin güdümünde kullanılmak isteniyor.
Bunu yapmanın tek yolu TSK’nın ULUSAL kimliğinden uzaklaştırılması, yıldırılması, halk desteğini yitirmesi ve moralsizleştirilmesi gerekiyor.
Bu nasıl yapılır?
Sonu gelmeyen terör olayları ile bu amaçlanıyor.
Pkk’nın görevi bu.
Emperyalist tarafından beslenen yönetim kadrosu; çok iyi bildikleri bu gerçeği sırf kendi arzuları uğruna Kürt ve Türk gençlerini feda ediyor. Desteğini aldığı emperyalistlere uşaklık ederken bunu utanmadan bağımsızlık savaşı olarak gösteriyor.
Bu yalanların anlaşılmaması için gerekli olan zemini ise Türkiye içerisinde yine emperyalist/yayılmacı ülkelerce desteklenen feodal ağalar ve siyasete sokulmuş ve mevkilendirilmiş dini cemaatler ile sebataist/dönme medya, iktidar tarafından ele geçirilmiş medya, emperyalist fonlarca beslenen medya, AB fonlarından fonlanan Sivil Toplum Örgütleri, mevki, kariyer ve yaşam standartlarını torpille yapıldıkları Prof. ön eklerini emperyalistlere borçlu olan ve var oluşu Atatürk Türkiye’sine düşmanlık olan Fetullahçı zümre üstleniyor. Pkk fakirlikten ve cehaletten sola benzer ama tam bir faşizan propagandayla; birazda insan egosunun (ne kadar yüzlerce yıllık kardeş bir tarih oluşturmuşta olsa)  zorlanması ile sözüm ona bağımsızlık, özgürlük söylemleriyle doludizgin emperyalist katillere hizmet ediyor. Kardeşkanı döküyor ve döktürüyor.
Pkk emperyalistlere kara propaganda imkânı verebilmek adına ölmek ve öldürmek için yani her halükarda kaybetmek için kuruldu. İçerisinde hiçbir sınıf mücadelesi olmayan tamamen çift yönlü katil bir (gerek kandırdığı gençlerin bir devletin Silahlı kuvvetlerine saldırması neticesindeki ölümler ve kendi ülkesinin askerinden ölümler) oluşum.
Ne uğruna?
Emperyaliste kara propaganda imkânı tanımak uğruna.

Asya’nın el değmemiş zenginliklerine göz diken ABD, Siyonist ütopyası peşinde koşan İsrail, lüks yaşam varlıklarını sömürü üzerine kurmuş şımarık Avrupa Birliğini (Özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa) sıkıştıran küresel boyutlu olaylar var.
Çin’in devler arasına katılma enerjisi, Purin ile Soros yıkımını silkeleyen Rusya, adaya sığamayan Japonya, danışıklı petrol savaşında köşeyi dönen İran’ın atağı, sürpriz çocuk Hindistan dengeleri alt üst ediyor ve sürecin hızlanmasını zorunlu hale getiriyor.
İşte bu bağlamda İslam coğrafyasında kalan birkaç sömürüle bilecek/talan edile bilecek zenginliğin 700 000 km uzaktan değil hem İslam olan, hem NATO üyesi olan, hem güçlü olan hem de sömürülecek coğrafyanın yanı başında bir ülkenin ordusu gerekmekte.
Nasıl da TSK’yı bağırıyor bu cümleler.
İşte Macar Siyonist’i moruk bunu söylüyor.
“Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” diyerek.
Çok haklı.
Ama TSK ulusal kimliğinde ve emperyalistlerin uşağı olmamakta direniyor.
Bu direncin kırılması için neler gerekiyorsa yapılıyor.
Talat ve Erdoğan onun için iktidar yapıldı.
Fettullah onun için  137 dönüm içerisindeki 9 villaya hapsedildi.
Medyanın tamamına yakını ele geçirildi.
Bu güne kadar entel dantel,aşk meşk yazan yazarlar militanlaştırıldı.
Bu nedenle özelleştirme furyası ile stratejik kurumlar talan edildi
İşsizlik patlatıldı.
Halk ekonomik dar boğaza itilip apolitikleştirildi.
Kendi kurdurduğu NATO bağlamlı ve Komünizmle mücadele felsefesindeki gladiosunun suçları ulusalcıların (Gladio ile mücadele edenlerin) üzerine atıldı.
Tüm mozaik ortaya çıkmışken, varoluşu Atatürk Cumhuriyetine kin ve nefret olanlar öyle bir suça bulaştırıldılar ki geri dönüşleri mümkün olmaz hale geldi. Özellikle 2. AKP hükümeti geri dönülemez bir sürece girdi.
AKP’den ulusal kimliğine dönmesini beklemek kadar mantıksız bir şey olamaz.
Tüm bu süreç içerisinde her şeyin farkında olan TSK yapılan tüm küfürlere, karalamalara rağmen demokratik çizgisinden, onur intiharlarına, kamuoyu baskısına rağmen sapmadı. Aksine vur/kaç gibi kalleşçe bir mücadele veren, ABD ve İsrail ajanlarınca eğitilen ve lojistik psikolojik destek alan dünyanın en kanlı, en rezil örgütüne karşı stratejilerini geliştirdi, eğitimini yaptı, ulusal silah üretimini ilerletti.
Sivil ayakta ise; tüm ayrılık tohumlarına rağmen emekçi kesim sınıf mücadelesinde kaynaştı, ortak eylem kararı aldı ve emperyalizmin uşaklarına boyun eğmediğini gösterdi.
Özet olarak:
ATA’nın “Yurtta barış, dünyada barış”  ve “Savaş mecbur olmadıkça cinayettir” çizgisinden çıkmayan TSK ve Türk Halkı yeni yüzyıla başka bir kahramanlıkla, Demokrasi alanında dünyaya ders vererek girmek üzere.
Emperyalistler tüm kozlarını kullandı.
Tüm içimizdeki gizli yapılanmalarını aleni etti.
Tüm propagandalarını yaptı.
Tüm ekonomik talanını gerçekleştirdi.
Ama elinde sadece Türkiye’den kelepir elde ettiği fabrika, banka, liman yönetimi ve bol bol beslemek zorunda olduğu hain sürüsü var.
Gelişen yeni güçler karşısında karşılıksız basılan dolar hâkimiyetinin azalması ABD’yi işçi tasarrufuna iterse bizim hainlerimizin sonunun ne olacağını düşünüyorsunuz?
Hatırlatırım; Emperyalist ilk önce kendi yavrusunu yer.
Saygılar.
16/02/2010
Levent kalem

 NOT:Aşağıdaki haber pkk'nın dolayısıyla emperyalizmin en büyük kozunun içler acısı durumunu gözler önüne seriyor.

PKK’DAN İTİRAF:


PKK'nın askeri kanadı HPG'nin Tunceli Komutanı Ali Haydar Dersim, TSK'nın savaş tarzını değiştirdiğini ve kendilerine karşı yeni bir askeri harekât tarzı uyguladığını söyledi. Fırat Haber Ajansı'nın dünkü haberine göre Dersim şöyle konuştu:

"Eskiye göre hafif ve hızlı hareket eden güçler şeklinde ani keşfe ve istihbarata dayalı bir tarz. Alınan istihbarata göre bir alana yönelik hızlı bir biçimde operasyon gerçekleştiriyorlar. Arazide gezen küçük gruplar temasa girdikten sonra helikopterle indirmeler yapıyor ve bütün araziyi tutuyorlar. Hedefe yöneliyorlar, hedefe ulaşamadıklarında geri çekiliyorlar. Anında yakalanan görüntülerin etrafında indirme yapıp 'Kobra'larla vuruyorlar. Temasın yaşandığı yerlerde ise yakın temasa girmiyorlar. Ağır bir hava saldırısı, Kobra saldırısı, obüs vs oluyor. Çemberden çıkılabilecek yeri tahmin edip pusu atıyorlar."
Büyük operasyonların fark ve takip edilme olanağının olduğunu hatırlatan Dersim, "Şimdi bir operasyon ne zaman başladı ne zaman bitti belli değil. Bunu kamuoyu bilmiyor. Ancak savaşan taraflar biliyor. Aslında her zaman operasyon var ama sanki hiç operasyon da yok. Sonuçları bakımından böyle. Öylesine veriliyor ki diğer gelişmelerin arasında rutin kalıyor. Tabii sonuçlar küçük olunca gözden ırak tutuluyor, oysa hepsinin toplamından damlaya damlaya göl oluyor"
diye konuştu.

GELİŞMELER NEYE İŞARET EDİYOR

Dersim'in açıklamaları, ilk kez PKK tepe yöneticilerinden Duran Kalkan tarafından dile getirilen ve 24 Nisan 2009 tarihli "TSK'dan beklenmedik 'gerilla' taktiği, PKK'da tedirginlik" başlığını taşıyan Kuzey Irak Güncesi'nde aktarılan taktik değişikliğini ayrıntılandırıyor.
TSK'nın PKK'ya karşı mücadelesinde izlediği yeni harekât tarzının örgüt açısından yarattığı zorlukları yansıtan ve burada tamamı alıntılanmayan açıklamalarından,

A- TSK'nın
1- PKK birimlerinin milis ve taraftarları kanalıyla askeri birliklerin operasyona çıkmasından haberdar olmasının önüne geçecek şekilde hızlı ve gizli hareket ettiği
2- Profesyonel askerlerden oluşan birliklerinin operasyon öncesinde gizli ve hızlı hareket ederek, operasyon sonrasında da arazide kalmayarak "hedef" küçülttüğü
3- Bunun sonucu ve ateş gücü üstünlüğüyle personel kaybını asgariye indirdiği

B- PKK'nın
1- Operasyonları önceden fark edememesi nedeniyle pusu atma, mayınlama türünden önleyici ve zayiat verdirici önlemler alamadığı
2- Eskiden olduğu gibi arazide açık hedef teşkil eden hantal TSK birimlerine çevirme ve sızma taktikleriyle darbe indiremediği
3- Kuzey Irak'taki kamplarla ve genel olarak da bölgeler arasındaki "transfer" hatlarını etkili pusulamalar yüzünden eskisi kadar rahat kullanamadığı
4- Yerel halktan çeşitli unsurların kendi aleyhine olacak biçimde harekete geçirilmesini engellemek için tepki gösterdiğinde halkla karşı karşıya geldiği yani her durumda "zarar"lı çıktığı
5- Bütün bunların sonucu olarak ancak çetin coğrafyaya sahip yerlerde kendini güvende hissettiği anlaşılıyor.

Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilişinin 11. yıldönümü nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın gösterilerin yapıldığı 15 Şubat 2010 itibariyle PKK'nın tasfiyesiyle çakışan Kürt sorununun çözüm sürecinde Ankara'nın uzun yıllardan sonra örgüte karşı geliştirdiği askeri taktiğin etkili olduğu fark ediliyor.
Buna karşılık savaşın bölgeyle ve hatta "Kürtler arasında" sınırlı kalmasından rahatsız olan PKK'nın HPG komutanlarını Kuzey Irak'ta toplayarak yeni döneme uygun taktik geliştirme aşamasında olduğu hissediliyor.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."