"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY
TALAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TALAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Nisan 2012 Cumartesi
9 Eylül 2011 Cuma
EMPERYALİZME HİZMET EDENLER CUMHURİYET REJİMİNİN BAĞIMSIZ KURUMLARININ HEPSİNİ ELE GEÇİRMEK İSTİYOR.ÇÜNKÜ KURTULUŞLARININ BAĞIMSIZ BİR TEK KURUM DAHİ KALMAYINCA GERÇEKLEŞECEĞİNE İNANIYORLAR.HER KURUMUN AYNI ZİHNİYETİN ELİNDE OLMASI DURUMUNDA ELEŞTİREN KALMAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORLAR.BU DUYGU VE DÜŞÜNCE ONLARI SALDIRGANLAŞTIRIYOR VE KONUSU SİYASET OLMAYAN KURUMLARDA YANDAŞLARLA DOLDURULMAYA ÇALIŞILIYOR.BUNU DA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERLE KAŞLA GÖZ ARASINDA; NE MUHALEFETE ;NEDE KONUNUN UZMANI İLGİLİLERE SORMADAN YAPIYORLAR.AŞAĞIDA İNGİLİZ BİLİM DERGİSİNDEN (NATURE) TÜRKİYE'DEKİ BİR AKP REZİLLİĞİNİ DAHA GÖRECEĞİZ.
DAHA ÖNCE AYAKTA KALAN BİR KAÇ BAĞIMSIZ GAZETEDE (istisna ben Aydınlıkta okudum) HABER OLDU MU DERSİNİZ?
BİLİMİN BAĞIMSIZLIĞINA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERLE DARBE VURULURKEN EMPERYALİSTİN MERKEZİNDEKİ BAĞIMSIZ DERGİDEN SES GELİYOR FAKAT ALLANIP PULLANIP TV EKRANLARINI SÜSLEYEN TÜRK (Olduğunu iddia eden) MEDYASINDAN SES YOK.
Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Nature, AKP'nin TÜBA
ve TÜBİTAK "Operasyonu’nu eleştirdi ve "Türk
hükümeti akademik özerkliği aşındırıyor" diye yazdı
İngiltere merkezli Nature dergisinde bu konu başyazıda ele alındı.
Hükümetinin Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Bilimler Akademisi'ne üye atama yetkisi almasını eleştiren yazıda tüm dünyadaki bilim insanları "Türk hükümetinin akademik özerkliği aşındırma çabalarını" protesto etmeye çağrıldı.
Nature, "TÜBA, dünya sahnesinde küçük görünebilir. Ancak, akademi, dünya politikasında önemli yer tutan bir ülkede yaşanan genel antidemokratik dönüşümün simgesidir. Bu ele geçirmeye meydan okunmalı" diye yazdı.
Ünlü bilim dergisinin "Tam bir Türk darbesi" adlı başyazısı özetle şöyle:
"TÜRK HÜKÜMETİ OLAĞANDIŞI BİR BİLİMSEL DARBE GERÇEKLEŞTİRDİ. TÜRKİYE'NİN İKİ ANA BİLİM KURUMU ÜZERİNDE KENDİSİNE DAHA SIKI KONTROL SAĞLADI. TÜBA'NIN YÖNETİMİ O KADAR DEĞİŞTİRİLDİ Kİ ARTIK BİR AKADEMİ OLARAK BİLE GÖRÜLMEYEBİLİR.
BU HAREKET, TÜRK BİLİM İNSANLARINI ŞAŞKINA UĞRATTI. BU, TÜRK TOPLUMU İÇİN DE BİR ALARM ZİLİ OLMALI.
TÜBİTAK, HÂLİHAZIRDA HÜKÜMETE YAKINDI. ŞİMDİ BU İLİŞKİ GÜÇLENDİRİLDİ VE KURUMSALLAŞTIRILDI. ENSTİTÜLERİN ULUSAL AKADEMİLERE BAĞLANDIĞI SOVYET MODELİ GÖZDEN DÜŞTÜ. HÜKÜMET TÜBA'NIN ÜYELERİNE KARIŞMAK İLE BÜYÜK BİR HATA YAPTI. HER DEMOKRATİK ÜLKENİN BAĞIMSIZ BİLİMSEL TAVSİYE SAĞLAMASI İÇİN BAĞIMSIZ AKADEMİLERE İHTİYACI VAR. ANCAK BU HÜKÜMET UZMANLARIN ÖĞÜTLERİNE HİÇ SAYGI GÖSTERMİYOR. BU KARARININ AKILLICA OLUP OLMADIĞINA DAİR BİLİM TOPLUMUNA, HATTA MUHALEFETE BİLE DANIŞMADI."
Nature, "Bu karar kabul edilirse TÜBA dünya bilim camiasından dışlanır" ifadesiyle de akademi üyelerinin endişelerinin yersiz olmadığını gösterdi, dünya bilim insanlarını TÜBA'ya destek vermeye çağırdı.
Eğer düzenleme bu haliyle kalırsa, bilim dünyası, bilimsel kriterlere uygun olmadığı için TÜBA'yı resmi olarak tanımadığını açıklayacak. TÜBA üyeleri ise toplu istifanın eşiğinde Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeyi bekliyor...
İngiltere merkezli Nature dergisinde bu konu başyazıda ele alındı.
Hükümetinin Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Bilimler Akademisi'ne üye atama yetkisi almasını eleştiren yazıda tüm dünyadaki bilim insanları "Türk hükümetinin akademik özerkliği aşındırma çabalarını" protesto etmeye çağrıldı.
Nature, "TÜBA, dünya sahnesinde küçük görünebilir. Ancak, akademi, dünya politikasında önemli yer tutan bir ülkede yaşanan genel antidemokratik dönüşümün simgesidir. Bu ele geçirmeye meydan okunmalı" diye yazdı.
Ünlü bilim dergisinin "Tam bir Türk darbesi" adlı başyazısı özetle şöyle:
"TÜRK HÜKÜMETİ OLAĞANDIŞI BİR BİLİMSEL DARBE GERÇEKLEŞTİRDİ. TÜRKİYE'NİN İKİ ANA BİLİM KURUMU ÜZERİNDE KENDİSİNE DAHA SIKI KONTROL SAĞLADI. TÜBA'NIN YÖNETİMİ O KADAR DEĞİŞTİRİLDİ Kİ ARTIK BİR AKADEMİ OLARAK BİLE GÖRÜLMEYEBİLİR.
BU HAREKET, TÜRK BİLİM İNSANLARINI ŞAŞKINA UĞRATTI. BU, TÜRK TOPLUMU İÇİN DE BİR ALARM ZİLİ OLMALI.
TÜBİTAK, HÂLİHAZIRDA HÜKÜMETE YAKINDI. ŞİMDİ BU İLİŞKİ GÜÇLENDİRİLDİ VE KURUMSALLAŞTIRILDI. ENSTİTÜLERİN ULUSAL AKADEMİLERE BAĞLANDIĞI SOVYET MODELİ GÖZDEN DÜŞTÜ. HÜKÜMET TÜBA'NIN ÜYELERİNE KARIŞMAK İLE BÜYÜK BİR HATA YAPTI. HER DEMOKRATİK ÜLKENİN BAĞIMSIZ BİLİMSEL TAVSİYE SAĞLAMASI İÇİN BAĞIMSIZ AKADEMİLERE İHTİYACI VAR. ANCAK BU HÜKÜMET UZMANLARIN ÖĞÜTLERİNE HİÇ SAYGI GÖSTERMİYOR. BU KARARININ AKILLICA OLUP OLMADIĞINA DAİR BİLİM TOPLUMUNA, HATTA MUHALEFETE BİLE DANIŞMADI."
Nature, "Bu karar kabul edilirse TÜBA dünya bilim camiasından dışlanır" ifadesiyle de akademi üyelerinin endişelerinin yersiz olmadığını gösterdi, dünya bilim insanlarını TÜBA'ya destek vermeye çağırdı.
Eğer düzenleme bu haliyle kalırsa, bilim dünyası, bilimsel kriterlere uygun olmadığı için TÜBA'yı resmi olarak tanımadığını açıklayacak. TÜBA üyeleri ise toplu istifanın eşiğinde Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeyi bekliyor...
A very
Turkish coup
Scientists around the world should protest
efforts by the government of Turkey to erode academic autonomy. And the wider
world should note the threat to democracy.
On the eve of a week-long holiday to celebrate
the end of the fasting period of Ramadan, the Turkish government executed an
extraordinary scientific coup. On 27 August, it issued a decree with immediate
effect, giving itself tighter control of Turkey's two main scientific
organizations: the funding agency TÜBİTAK
and the Turkish Academy of Sciences (TÜBA), the governance of which is now so
altered that it can no longer be considered an academy at all.
The move has startled and appalled Turkish
scientists. It should also sound an alarm bell throughout Turkish society. The
government of Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan
is also taking greater control of other sectors through a series of decrees
requiring no parliamentary debate. In the past few weeks, for example, it has
brought under direct government supervision ten previously independent
regulatory bodies, including some financial institutions and media regulators,
as well as the Natural and Cultural Assets Conservation Committee, which
determines environmentally protected zones.
TÜBİTAK, the Scientific and Technological
Research Council of Turkey, was already close to the government. Now that
relationship has been reinforced and institutionalized. A triumvirate of
president, prime minister and science minister will appoint some members of TÜBİTAK's decision-making scientific board, and
nominate its president and two vice-presidents. The triumvirate lost no time,
and on 30 August it replaced the incumbent president with electrical engineer
Yücel Altunbaşak, rector of the TOBB University of
Economics and Technology in Ankara. The government will also have much more
influence over the choice of other board members.
“The
takeover must be challenged.”
At least TÜBİTAK
is a state agency. It matters much more that the government is taking over
TÜBA, which was founded in 1993 as an autonomous organization under the
patronage of the prime minister. It has nearly 82 full members (from a total
membership of 140) and has been doing all the things academies should do — including
offering scientific advice to the government, publishing reports, and giving
scholarships and awards. TÜBA has also been active in international
organizations of academies such as the InterAcademy Panel, ALLEA (the
organization of European academies) and the Association of Academies of
Sciences in Asia (AASA).
A June decree transferred TÜBA to the Ministry
of Science, Industry and Technology. The current decree raises the number of
full members to 150. One-third will be appointed by the government and
one-third by YÖK, the Higher Education Council, most of whose members are in
turn appointed by the government or president.
The current decree also says that TÜBA will be
involved in creating a series of basic-research institutes. What this means is
unclear, because no budget for institutes has been announced, and the
government has recently effectively closed down the only non-university
basic-research institute, the Feza Gürsey Institute (see Nature 477, 33; 2011).
If the intention to create basic-research institutes were sincere, it would be
a welcome counterbalance to this government's naive encouragement of only
applied research. But the academy would not be the right place for them. The
Soviet model of linking institutes to national academies has been discredited,
and post-Soviet countries quickly moved to separate the entities.
The government has made a big mistake in
interfering with TÜBA's membership. Every democratic country requires an
independent academy to provide independent scientific advice. But then this
government shows little respect for expert advice. It did not consult the
scientific community (or even its political opposition) on the wisdom of the
move — just as it didn't consult when it created a catastrophic law last year
(see Nature464, 478; 2010)
intended to regulate the use of genetically modified plants, but which
unintentionally crippled all molecular biology research. (Scientists continue
to work by ignoring the law.)
The academy is appealing to President Abdullah
Gül to reverse the decree. Academies all around the world should write to Gül
too. Many TÜBA members say that if this approach fails, they will resign as
soon as the government's first appointments are made. They would be right to do
so. At this point, international organizations of academies should formally
derecognize TÜBA on the grounds that it no longer meets the membership criteria
of self-governance and appointment solely on scientific merit.
Scientists around the globe need to respond to
this. Although the fate of one academy may seem small on the world stage, it is
symbolic of a general anti-democratic shift in a country that is pivotal in
world politics. The takeover must be challenged.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
25 Ocak 2010 Pazartesi
TEKEL’İN DÜNÜ VE BUGÜNÜ
Atatürkçü Emekli Devrim Tarihi öğretmeninden gündemi anlatan bu yazı bana okuyup değerlendirmem için gönderildi.
Değerlendirmek haddime değil ama şunu söyleye bilirim.
Eğitimimiz sulandırılmadan, insanlarımız devşirilmeden, ekonomimiz batırılmadan Atatürk devrimleri konusunda eğitim almış ve öğretmiş canım öğretmenimin bu yazısı gerçek Atatürkçülerin emekli olsa dahi gündeme ne derece hakim olduğunun delilidir.
Eline sağlık öğretmenim.
Levent kalem
Osmanlı, tütünü 1600-1605 yıllarında İngiliz ve Venedik gemicileri vasıtasyla tanımış, üretimini de ilk kez İzmir-Selçuk ilçemizde gerçekleştirmiştir. 1690 yılında ülkede Tütün kayıt altına alınmış, zamanla Avrupada aranır hale gelen Osmanlı tütünü 1696 da da İhraç edilmeye başlanmıştır. Önemli gelir kaynağı olan tütünün üretimi, ülke geneline yayılmış ve 1874 de “İNHİSAR=TEKEL İŞLETMESİ ” kurulmuştur.
18 ve 19 yüzyıl Osmanlı-Rus savaşları ekonomik sıkıntı yaratmış ve devlet ilk kez 1854 de dışardan borç almak zorunda kalmıştır. Alınan borçlar verimli yerlerde kulanılmadığı için mali kriz kaçınılmaz olmuş, 1879 yılında çıkarılan Rüsumu Sitte kararnamesi ile damga, alkollü içkiler, balık avı, tuz, tütünden alınan vergi gelirleri 10 yıl boyunca iç borç karşılığı olarak alacaklılara bırakılmıştır.
Osmanlı’ dan alacakları olan ülkeler bu fırsatı değerlendirerek , devreye girmede gecikmemişler, borçlu olduğumuz devletlerin temsilcilerinden oluşan Düyun-u Umumiye Yönetimi (Genel Borçlar=bugünki IMF) kurarak (1881), TEKEL in gelir ve giderlerine el koymuşlardır. Osmanlı tütünlerinin ve gelirlerinin idaresi Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa kökenli REJİ ŞİRKETİ ne verilmiştir.
Kuruluşundan itibaren ilk 3 yıl zarar ettiğini belirten Reji Şirketi, kaçakçılığı öne sürerek kolluk güçleri oluşturmuş, Kolcular tütün kaçakçılığını önlemek bahanesiyle halka türlü işkenceler yaparken Reji patronları da imalathanelerde çalışanlar üzerinde tam bir sömürü düzeni kurmuşlardır. Reji Şirketinin topraklarımızda görevini sürdürdüğü yıllar içersinde 60.000 insanımız yaşamını yitirmiştir.
Yapılan bu baskıların sonucunda 1906 yılında Cibali de 3000 kişi, 1908 de Kavala-Dramada 12.000 kişi ve Samsunda binlerce kişi Reji idaresini protesto mitingleri düzenlemişlerdir… Böylece Osmanlı, tarihinde ilk kez işçi grevine şahit olmuştur.
1923 Lozan Antlaşması ile Osmanlı Devletini yarı sömürge durumuna indirgeyen Duyun-u Umumiye Yönetiminin vergi gelirlerini idare etmesi sona erdirilmiş. Genç Cumhuriyet, Osmanlı borçlarını ödemeyi kabul etti. Türkiye Düyun-u Umumiye’ye olan Borcunun son taksitini 1954 yılında ödedi.
Cumhuriyetin kurulması ardından Reji Şirketi 1925 de satın alınarak tüm hak ve yetkileri devlete devredildi.1928 yılında tütün satışının devlete kazandırdığı net kazanç 22 milyon lira oldu. Oysa Reji Şirketinin 30 yıl boyunca Osmanlıya ödediği para sadece 1.5 milyar lira idi.
Tütün, alkollü içkiler, tuz, barut ve patlayıcı maddelerle ilgili “İNHİSAR=TEKEL” hizmetlerini yürütme görevi, 1932 yılında kurulan “ İnhisarlar Umum Müdürlüğü” ne verildi.
1925 de Reji Şirketi’ ne son verilmesi ve Devlet Tekeli’nin kurulmasından sonra bile Batılı Şirketler ve yerli işbirlikçileri tütünün ekimini ellerine geçirme ümit ve hayallerini hiç kaybetmediler : Çokuluslu Şirketler devlet tekeli ile korunan ülkelerin pazarlarına girmek için çeşitli yöntemler geliştirdiler. Öncelikle kaçakçılığı teşvik ederek tütün kullanıcılarını kendi ürünlerinin damak tadına alıştırdılar. Ardından sigara ithalinin serbest bırakılması amacıyla Ulus Devlet Hükümetlerine IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi Uluslar arası finans kuruluşları aracılığı ile baskı uyguladılar.
Bu metod, ülkemizde de başarılı oldu ve ilk olarak 1979 Süleyman Demirel Hükümetince yerli ve yabancı özel teşebbüse sigara üretimi ve dağıtımı izni verildi.
1983 yılında Bitlis Entegre Sanayi =AŞ-BEST kuruldu. Hissesininin çoğu, Rotmans Şirketine, azınlık hissesi de Bitlisteki girişimcilere ait olan bu kuruluşa, sigara ihraç etme yetkisi verildi.
1986 da Türk tütünü tekeli kaldırıldı. Yerli ve yabancı sermayenin TEKEL ile ortaklık kurarak tütün üretmelerinin önü açıldı. 1988 de yabancı tütün ithal yasağı kaldırıldı. % 85 HİSSESİ Amerika’ya ait olan Tekel 2000 ve Tekel 2001 sigaraları üretilerek , kapılar sonuna kadar Amerikan tütününe açılmış oldu.
Ülkemizde faaliyet gösteren çok uluslu sigara şirketleri, kendilerine sağlanan tüm olanaklara rağmen Pazar paylarını % 17 lerin üzerlerine bir türlü çıkaramayınca sıra, TEKEL’İN ÖZELLEŞTİRİLMESİNE ve pazarın şirketler arasında paylaşılmasına geldi.
Tekele bağlı Alkollü İçkiler Sanayi AŞ.nin özelleştirilmesi 2003 tarihinde gerçekleştirildi. Bu tarihte 9 aylık faaliyetlerinden elde edilen hasılat 600 milyon dolardı. Bu şirketin 292 milyon dolara satılması düşündürücüdür. Alkollü İçkiler San.AŞ, maalesef alıcılarına , hediye edilmiştir.
Tekelin Sigara Birimi, 2008 yılında özelleştirilmiş olup, ihalede en yüksek teklifi veren (1 milyar 720 milyon) American Tabocco (BAT) Firmasına satılmıştır.
Tekelin sigara bölümünün özelleştirilmesiyle 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken bugün bu sayı 12.000 ne gerilemiştir
Ürünleri itibariyle TEKEL, toplumun çok büyük bir kesimine hitap etmektedir. Türkiye’de şarapçılığın geliştirilmesi, tütün tarımının iyileştirilmesi, yeni sigara ve içki çeşitlerinin artırılması gibi tüketici yanında üretici kesimini de doğrudan ilgilendiren faaliyetleri Osmanlı’dan günümüze kadar süregelmiştir; tütünden kibrite, tuzdan meşrubata, şaraptan biraya, likörden rakıya-konyağa, ispirtodan kolonyaya, çakmaktan baruta kadar onlarca maddenin üretim, dağıtım ve satışını yaparak yaşamımızı etkileyen bu kurum Osmanlı’dan bugüne TEKEL adı altında faaliyetlerini sürdürmüştür.
Sipahi’den Yenice’ye, Gelincik’ten 27 Mayıs’a sigara kutularının kapak resimleri, etiketleri, şarap ve bira ilanları, paket kâğıtları, kâğıt kesme makineleri, reji döneminin İmbiğine dek yan sanayi kollarıyla da ülke insanına iş ve aş veren bu kurum, Batılı Emperyalist güçlerin daima ilgisini çekmiştir.
Sonuçta ülkemizde Üretim sektörü yabancıların hâkimiyetine geçmiştir. Finans kaynağı sağlayacak olan Bankalarımız da tamamen yabancılaşmış durumdadır. Milyarlarca dolarlık gelirler, onların halklarının refahını arttırmak için kendi ülkelerine akmaktadır.
TEKEL İŞÇİSİLERİ bugün kendi özlük haklarını korumak dışında, kar getiren kurumlarımızın özelleştirilerek yabancılara devredilmesinin önüne geçmek, kitlelerin işsiz kalmasını önlemek amacıyla eylem yapmaktadır…
Bu nedenle de özelleştirmeye karşı TÜRK-İŞ den genel grev kararı almalarını, halkın kendilerine destek vermesini beklemektedirler.
Cankız
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
4 Nisan 2009 Cumartesi
BOP TAMAM.GOP'A DEVAM
BOP:Yani meşhur Büyük Ortadoğu Projesi.
Haritalar şu bu derken çoktan BOP gerçekleşti.
Nasıl mı?

Bakın Irak nasıl özgürleştirildi:
1. resimde İsrail’in HAYFA LİMANI’na bağlanmış iki tane petrol boru hattı görülüyor.
ABD;Irak’ı özgürleştirdi ve bu hatlar çalışmaya başlıyor.
Üstteki damar:
MUSUL-HAYFA PETROL BORU HATTI (MHP)
Bu hat 55 yıldır kullanılmıyordu.
2003 yılında ABD onayı verdi ve İsrail onarım - kapasite arttırma işlemlerine başladı.
Üstelik Türk inşaat şirketleri de çalışıyor,para kazanıyor.
Ne mutlu bize.
İsrail;Musul ve Kerkük’ten günde 5milyon varil petrol çekebilecek.
Bir varilde 159 litre petrol var.
Buraya kadar güzel.
Fakat Irak günde 3Milyon varil petrol üretme kararı aldı.
Olsun 3milyon varil verir, bize ne bundan?diyebilirsiniz.
O zaman şu 2.resme bakın.
Bizim KYP:yani Kerkük-Yumurtalık boru tattı.Kapasitesi 1miyon varil.
Kuzey Irak’ta ABD var,çatışmaları,bombalamalar var.
Şimdi soruyorum:
Iraklı olsanız 3 milyon varil ürettiğiniz petrolünüzün sadece 1milyonunu alabilecek bombalanan,riskli bir yoldan mı yollarsınız?
*Yoksa tamamını alan güvenli bir yoldan mı yollarsınız?
Cevabınızı duyar gibiyim.
BİZİM KYP İPTAL DEMEK BU.
1.resim alttaki damara bakın.
Bu damar aslında vardı.TAP,yani TRANS ARABİSTAN damarı.Bir ucu Galon Tepelerinden (hani o meşhur ,İsrail’in vazgeçemediği Galon Tepelerinden) aşarak yine Hayfa Limanına geliyor.Bir ucu da Lübnan’a açılıyor.(Lübnan- İsrail arasında ABD destekli neler oluyor biliyorsunuz.)
İşte bu damarda onarılıyor.Onarılmakla kalmıyor,buna kısacık bir ekleme yapılıyor.Özgürleşen Irak’ın güney kıyısından RHP ekleniyor.Yani RUMEYLA-HAYFA HATTI.(2. resimden daha rahat görebilirsiniz.1. resimdeki kırık gibi görünen uç)Böylece Suudilerin 2 milyon varili,güney özgür Irak’ın 1milyon varil petrolü İsrail’in denetimine giriyor.Böylece İsrail’in Hayfa limanına 1 günde 8 milyon varil petrol gelecek demek.Boru hatlarında önemli olan transit geçiş yerleri değildir.Yükleme ve depolardır.Hatta üreticiden de önemlidir bunlar.
Böylece ABD özgürleştirdiği Irak’ın güneyde-kuzeyde ürettiği tüm petrolünü güvenli bir şekilde İSRAİL’e aktarıyor.Daha ne yapsın.
IRAK’IN TÜM ÜRETİMİ İSRAİL KONTROLÜNE GEÇTİ DEMEK BU.
Şimdi 3. resme bakın.İsrail’in AKABE KÖRFEZİ’ne,oradan Kızıl Deniz’e açılan EYLAT LİMANI ve Akdeniz’in güneydoğu köşesi ASKELON LİMANINI birbirine birleştiren T.I.P yani TRANS İSRAİL PETROLBORUHATTINI İRAN yaptı.
İran bunu neden yaptı?
Petrolünü Akdeniz’e en kısa yoldan ulaştırmak ve Avrupa pazarlarına en az nakliye maliyetiyle petrol satmak için.
Peki şimdi ne durumda?
İsrail bu hattı tersine çevirdi ve Akdeniz’den-Kızıldeniz’e petrol geçirmek için kullanacak.Ayrıca resimde göstermediğim HAP var yani HAYFA-ASKELON BORU HATTI.Hayfa’ya günde gelen 8milyon varil özgürleştirilen Arapların petrolleri sadece Avrupa’ya satılmayacak.Gelişen sanayileriyle sünger gibi petrol çeken Hindistan başta Uzak doğu ülkelerine satılacak.
İRAN’IN BU ALANDA İSRAİL GİBİ BİR RAKİBİ ÇIKTI DEMEK BU.BİR GRAM PETROL ÜRETMEYEN AMA TÜM EKONOMİLERİ SİYASETLERİ ETKİLEYECEK ABD’NİN KORUMASINDAKİ İSRAİL.
İRAN SİZCE NÜKLEER SANTRAL YAPIP URANYUM ZENGİNLEŞTİRDİĞİ İÇİNMİ İSRAİL VE ABD’NİN DÜŞMANI OLDU?
Bu arada Hindistan’da gerçekleşen büyük terör olayını ve Hindistan-İsrail petrol alım anlaşmalarını,ayrıca BOP eş başkanımız ve sayın bakanımızın çok kısa süre önce Hindistan’a gidişlerine dikkatinizi çekmek isterim.Özellikle İngiliz ve Hint basını başta olmak üzere tüm dünya basınında bu terör olaylarından dolayı ne hikmetse Hindistan’ı değil de Batı komşusu Pakistan’ı sorumlu tutulması ilginç değil mi?
ARKADAŞLAR B.O.P OLDUK BİLE.
BÜYÜK ORTA DOĞU ŞEKİLLENDİRİLDİ.
DAHA NE OLACAK Kİ?
Gelelim GOP’a.Yani Genişletilmiş Ortadoğu Projesine.
<!--[endif]-->http://www.porttakal.com/haber-rus-petrolu-hindistan-a-ceyhan-uzerinden-akacak-181724.html
Yukarıdaki kaynaklardan herhangi birine bakarsınız.
Yazan şu:Rus ve Kazak Petrolü Ceyhan ve İsrail üzerinden Hindistan’a satılacak.Hani bizim BTC’miz vardı?Yani Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol boru hattımız.Sevinmiştik.
Bakın 4.resimde seviniyoruz.
Ama bu Azeri petrolüydü.Kazak-Rus petrolü diyorlar.Bu nereden çıktı?
Bu hat o kadar uzunki borular dolmuyor. Azerbaycan sitelerinde bu konuyla ilgili bir ata sözü dolaşıyor “yemeyenin malını yerler” Türkiye için diyorlar.Neden mi diyorlar?
Bakın neden?
BTC’nin günlük kapasitesi 1milyon varil.
<!--[endif]-->Azerbeycan`daki uluslararası AIOC konsorsiyumunun Azeri-Çıralı-Güneşli sahalarının üretimi günlük 360.000 varil.Tamamını verse yarısından fazlası boş kalır.Birde sen gidip 1992’de Hocali Soykırımı yapan;Kafkasları işgal eden Ermenistan’la futbol bahanesiyle el sıkışırsan alırsın petrolü.1)Bunun günde 100.000 varillik bölümü Azpetrol`ün Sangaçal terminalinden demiryolu ile Gürcistan`ın Karadeniz`deki Batum limanına gönderiliyor.
2)Günlük 146.000 varili Bakü-Supsa petrol boru hattına veriliyor.
3)82.000 varillik bir kısmı da, her gün Bakü-Novorosissysk petrol boru hattı ile yine Karadeniz`e çıkıyor.
Kalıyor geriye günlük 32.000 varil.
İşte bundan yemeyenin malını yerler diyorlar.
BTC dolmaz.
Türkiye’nin politikasızlığını anlayan Rusya Federasyonu devreye giriyor.
Ruslar kendi petrolünü ve Kazakların petrolünü devreye sokuyor.Böylece Rusya ilk kez sıcak denizlere açılmış olacak.İsrail’in oyununu görüyor ve kendide karlı çıkmaya çalışıyor.Türkiye Kerkük –Yumurtalık Hattını kaybetti,şimdide Baku-Tiflis-Ceyhan Hattını kaybediyor.Olsun yerine Kazak –Rus petrolü geliyor diyorsanız yanılıyorsunuz.
Neden mi?
“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Hindistan programı kapsamında Bangalore'de bulunan Güler, yaptığı açıklamada, Türk boğazlarından en fazla 130 bin tonluk gemilerin geçebildiğine işaret ederek, Ceyhan Limanı'na 400 bin tonluk gemilerin yaklaşabildiğini, bunun da Hindistan için büyük bir avantaj sağladığını söyledi.
Türk boğazlarından geçen bir geminin Kızıldeniz'e 39 günde ulaştığını belirten Güler, Ceyhan'dan Hindistan'a petrolün 16 günde taşındığını vurguladı. Güler, bunun da taşıma fiyatında Hindistan'a büyük avantajlar sağlayacağını belirti”
Buraya kadar çok güzel.Ne diyor sayın bakan?
Resimdekini diyor.Kazak-Rus-Azerbaycan-Kerkük petrolleri Ceyhan’a gelecek,orada harmanlanacak,400 bin tonluk gemilerle Süveyş Kanalı’ndan geçecek Hindistan’a gidecek.
Bu harika ve Türkiye’nin çıkarlarına çok uygun.Hem de boğazların yükünü azaltacak.
Ama bununla kalmıyor ve ekliyor:
"Ceyhan-Kızıldeniz Petrol Boru Hattı için Türkiye, İsrail ve Hindistan enerji bakanları bir ay içerisinde bir araya geleceğiz"
kaynak: http://www.denizhaber.com.tr/GUNCEL/16449/Enerji-Hilmi-Guler-Tayyip-Erdogan-gemi-Kizildeniz-DenizHaber.html
Bu ne;sayın bakan?
“Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler , İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Bünyamin Ben Eliezer 'i makamında kabul etti. İki bakan yaklaşık 1 buçuk saat süren görüşmede Akdeniz Boru Hattı 'nı ele aldı.
Güler, hattın üç yılda tamamlanacağını da söyledi.
İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Bünyamin Ben Eliezer de, son iki ay içinde Akdeniz Boru Hattı için Rusya ve Azerbaycan 'a geziler düzenlediğini belirtti. Ben Eliezer , 'Proje iyi bir aşamada ve kısa süre içinde iyi bir sonuca ulaşacaktır' dedi.
Türkiye 'den İsrail 'e uzanacak olan boru hattından petrol, doğalgaz, elektrik, su ve fiberoptik geçecek. samsun -Ceyhan 'ın boru hattının devamı olacak hat, Hindistan 'dan Uzakdoğu 'ya uzanacak. İsrail , hattan geçecek petrol için Rusya ve Azerbaycan 'la anlaşmaya vardı.
Kaynak: Kanal B
Bununla ne olduğunu biliyor musunuz?
Adana Ceyhan’dan İsrail Askelon’a boru döşeniyor.Ceyhan’a gelen tüm petrol Askelon’a aktarılıyor.
CEYHAN boruların geçtiği sıradan bir yer oluyor demek.
Yol üzerindeki bir yer.
Ayrıca; Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin suları da İsrail’e yollanıyor yan yana borularla.
Neden?
Zaten Akdeniz’e boşa akıyormuş bu sular.
Size sayın bakanım M. Mete Göknel “Türkiye ve Akdeniz Boru Hattı” adlı raporunu okumanızı öneririm.
Burada: http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=2419&kat1=11&kat2=
Ben yinede her ihtimale karşı özetle yazayım.Yoğunsunuzdur.
Bizim suyumuz bize yetmiyor.Nüfusumuzun %50 de 0-25 arası genç ve çocuk.Yani talep azalmayacak artacak.
Birde şu tabloya iyi bakınız.
Biz temiz su tüketiminde dünya ortalamasının ne kadar altındayız.Adamlarla antlaşma yapınca kafamıza göre kesemeyiz sularını.Zaten kaç kez açık açık savaşların su yüzünden çıkacağını söylediler ve bu kesinlikle böyle olacak.
Birde fiber optik kablo geçecekmiş ve biz hasret kaldığımız İsrail’e bağlanacakmışız.İsrail’e kimler hasret , göbekten bağlı ve tamamen onların çıkarına çalışıyor ortada.
Ben İsrail’e bağlanmak falan istemiyorum.
Ben sularımı ve bana gelmiş petrolleri değerlendirmek istiyorum.
İsrail’e armağan etmek istemiyorum.
İSRAİL’İN; KAZAK-RUS-AZERBAYCAN PETROLLERİNİN DE DENETİMİNİ ELİNE GEÇİRMESİ DEMEK;İSRAİL’İN TÜM BU COĞRAFYANIN ENERJİ KAYNAKLARINI ELİNE GEÇİRMESİ DEMEKTİR.
İsrail’in hazırladığı haritalarda Aşkelon (New Rotterdam) yazıyorlar.
Araştırdım.Neden New Hamburg değil yada başka bir yerde Rotterdam?
Bakınız neden?
Rotterdam Hollanda'nın batı-güneyinde. Amsterdam'dan sonra nüfus olarak 2. büyük şehirdir, fakat Rotterdam'in yüzölçümü daha büyüktür. Rotterdam, Avrupa'nın en büyük limanını barındırır. Dünyanın dört bir yanından getirilen kargoların kıtaya kuzeyden giriş noktasıdır. İsmini Rotte ırmağından almaktadır. Nüfusun (1 ocak 2007'de: 584.046) yaklaşık yarısının Hollanda kökenli olmadığı bu şehirde, %7,8'lik (45.457) kayda değer bir Türk nüfusu da yaşamaktadır. Rotterdam'in ulusal slogan'i: Sterker door Strijd, yani: Mücadele ederek, daha Güclü olmakAvrupa kıtasına dünyadan giren tüm mallar buradan giriyor.Yine bile mütevazı davranmış İsrail isim seçerken.
Böyle bir gücün tek bir ülkenin elinde toplanması,hele birde İsrail’in elinde toplanması ne sonuçlar doğurur dersiniz.
Bilmiyorsanız o zaman ben size söyleyeyim.Hatta göstereyim.
Bu GOP demek.
Genişletilmiş Ortadoğu Projesi demek.
BİZE NE Mİ KALIR?
GOP’UN TAM ORTASI KALIR.
<!--[endif]-->İŞTE DUVARLARINA BU RESMİ ASARLAR.AMA BU KEZ GERÇEĞİNİ.
Kaynak:
*BOP Çerçevesinde Petrolün Yeniden Dağılımı-L.Tufan Erdoğan
*TÜRKSAM-Asya’da Petrol Boru Hattı Oyunu-Boru Hatları - 29 Eylül 2005 - Thomas Immanuel Steinberg- http://www.turksam.org/tr/a522.html
* M. Mete Göknel -http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=2419&kat1=11&kat2=
* ve yazının içindekiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







