PETROL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PETROL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2012 Cumartesi

ATATÜRK’E EN BÜYÜK HAKARET; AÇIK OLAN MASON LOCALARIDIR.





ÜSTELİK; ULU ÖNEDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ÖLDÜRDÜKLERİNİ KENDİLERİ
DEŞİFRE ETMELERİNE RAĞMEN. 
KATİLLERİN YAPTIKLARI YANINA KALMIŞTIR. 
TARİHÇİLERİMİZ NEREDE? 
BUNDAN ÖNEMLİ OLAY MI VAR? 
TARİH YAPMAKTAN YAZMAYA ZAMAN BULAMAYAN HALK 
TÜRK HALKI 
BU UTANÇ HEPİMİZİN. 
Mason locaları ile iç içe çalışan İttihat Terakki Cemiyeti’nin Osmanlı
İmparatorluğu’nu nasıl uçurumun eşiğine sürüklediğini bilen
Atatürk, mason localarını kapatmak istiyordu. Kapatma görevini ise
dönemin Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya verdi. Şükrü Kaya
Atatürk’e uzun süre direnmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. 
Anadolu Ajansı 10 Ekim 1935 tarihinde gazetelerin merkezlerine şu
önemli haberi geçiyordu: 
 “TÜRKİYE MASON CEMİYETİ, MEMLEKETİMİZİN SOSYAL TEKAMÜLÜ VE GÜNDEN
GÜNE ARTAN MUAZZAM TERAKKİLERİNİ NAZARI İTİBARE ALARAK FAALİYETLERİNE
NİHAYET VERMEYİ VE BÜTÜN MALLARINI MEMLEKETİN SOSYAL VE KÜLTÜREL
KALKINMASINA ÇALIŞAN HALKEVLERİNE TEBERRÜÜ MUVAFFAK GÖRÜLMÜŞTÜR.” 
Bu habere kimse bir anlam verememişti. Çünkü Türkiye masonluğu
tarihinin en rahat dönemini yaşıyordu. TBMM Başkanı, İçişleri Bakanı,
Dışişleri Bakanı, Ankara Valisi, İstanbul Valisi üst düzey aktif
masondu. Devlet yönetiminin köşe başları masonlar tarafından
tutulmuştu. 
Türkiye Masonluğu ne olmuştu da 27 yıl aradan sonra kendini yok etme
kararı almıştı. 4 gün sonra gerçek ortaya çıkmıştı. Masonlar
kendilerini feshetmemiş, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK
tarafından mason locaları kapatılmıştı. 14 Ekim 1935 Tarihli
Cumhuriyet Gazetesi’nin“TÜRKİYE’DE MASON LOCALARI BİR EMİRLE
KAPATILDI” başlıklı haberinde olayın perde arkası şu şekilde
aktarılıyordu: 
 “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN VERİLEN BİR EMİR ÜZERİNE TÜRKİYE MASON
LOCALARININ FAALİYETLERİNE NİHAYET VERİLMİŞTİR. YÜKSEK MAKAMIN EMRİ
İLE TÜRKİYE MASONLUĞUNUN İSTANBUL, ANKARA, İZMİR, EDİRNE, MUĞLA,
GAZİANTEP VE ADANA’DA BULUNAN MÜTEADDİD LOCALARI KAPANMIŞ, BUNLARIN
EMLAKİ HÜKÜMETE İNTİKAL ETMİŞTİR.” 
Cumhuriyet Gazetesi’nin haberinde sözü edilen yüksek makam dönemin
Cumhurbaşkanı MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ten başkası değildi. İşin ilginç
yanı ise ATATÜRK’ün Mason localarını kapatma emrini, Müslümanlara
yaptığı zulümlerle tanınan Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya vermiş
olmasıydı. Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Atatürk’ü bu tarihi
kararından vazgeçirmeye çalışsa da başarılı olamamıştı. 
Şükrü Kaya, Türkiye Yüksek Şurası adına Doktor İsmail Hurşit, Türkiye
Büyük Locası Büyük Üstadı Muhittin Osman Omay ve bir grup masonu
İçişleri Bakanlığı’na çağırır ve Atatürk’ün kesin kararını bildirir:
“Mason Locaları kapatılıp çalışmalarına son verecekler ve
malvarlıklarını halkevlerine aktaracaklardır. 
ATATÜRK LOCALARI NEDEN KAPATTI? 
ATATÜRK,uzun yakın arkadaşlarıyla istişare ettiği mason localarının
kapatılmasıyla ilgili düşüncelerini ilk olarak 1935 yılında gündeme
getirdi. İttihat Terakki Cemaati içerisindeki masonların Türkiye’ye
verdikleri zarar herkes tarafından bilinmekteydi. İttihat Terakki’yi
yakından tanıyan Atatürk, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri locaları
kapatmayı düşünüyordu.. Dönemin Van Milletvekili İbrahim
Arvas,hatıralarında Atatürk’ün masonlara yaklaşımını şu şekilde ifade
ediyor: 
 “MUSTAFA KEMAL’İN SEVMEDİĞİ İKİ ZÜMRE VARDI. BİRİNCİSİ DÖNMELER
İKİNCİ İSE MASONLAR” 
Bir gün eski Adliye Vekil Mahmud Esat Bozkurt’u çağırdı.Kendisine
masonların taksimat, teşkilat, ahvalini bildirir bir kitap verdi. 
“BUNU GÜZELCE MUTALAA ET, BİR TAKRİRLE HALK PARTİSİ GRUP BAŞKANLIĞINA
VER, GRUPTA BUNLARA ŞİDDETLİ HÜCUM YAP VE GRUPÇA KAPANMASINA DALALET
ET. SENİN DE BU İŞTE BÜYÜK ŞEREF PAYIN OLACAKTIR.”dedi. 
Grup danışmanı Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi
ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Hülasası şöyleydi: 
“MASONLUK KÖKÜ DIŞARIDA BİR YAHUDİ TARİKATINDAN BAŞKA BİR ŞEY
DEĞİLDİR,MEMLEKETİMİZDE BUNUN NE İŞİ VARDIR? BUNU DA GRUP KARARIYLA
KAPATALIM…”
Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi: 
“ARKADAŞLAR YARINDAN İTİBAREN TÜRKİYE’DE MASONLUK KALMAMIŞTIR VE BÜTÜN
LOCALAR KAPANMIŞTIR…” 
salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar “kahrolsun Yahudi
uşakları” sesleri tavanları çınlatıyordu. Şükrü Kaya ve arkadaşları
sırra kadem basmışlardı. Grup dağıldıktan sonra Dr. Mim Kemal’i öne
katarak meclisteki masonlar toplu olarak Reis-i Cumhur’a gitmişlerdi.
Mim Kemal Reis-i Cumhur’a hitaben: 
“EFENDİMİZ BİZ ZATEN MAİYET-İ DEVLETİNDEYİZ FAKAT SİZ MEŞRİK-İ
AZAM’IMIZ OLURSANIZ, BİR PERVANE GİBİ ETRAFINIZDA DÖNÜP DOLAŞIRIZ”
demiş. 
 Reis-i Cumhur: 
“PEKİ BİR ŞEY SORACAĞIM, BANA CEVAP VERİNİZ DE SONRA… SİZ AVRUPA’DA
HANGİ LOCAYA BAĞLISINIZ VE MEKTUBUNUZUN İSMİ NEDİR?” 
“BİZ CENOVAYA TABİİZ VE REİSİMİZ BARCA MİŞON CENAPLARIDIR.” demiş. 
Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa onlara hitaben: 
“HAYDİ DEFOLUN BURADAN CEHENNEM OLUN GİDİN. YAHUDİ UŞAKLARI! 
BENİM MİLLETİM BANA KAHRAMAN SIFATI VERDİ BEN SİZİN GİBİ BİR ÇİFT
YAHUDİYE UŞAK MI OLACAĞIM? BU GECE SABAHA KADAR TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN
LOCALARI KAPATMADIĞINIZ TAKTİRDE, YARIN TEŞKİL EDECEĞİM, DİVAN’I HARB-
İ ÖRFİ’YE HEPİNİZİ VERİR VE ASTIRIRIM. HAYDİ DEFOLUN KARŞIMDAN.” 
diyerek onları kovdu, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla
vaziyeti İzmir,İstanbul ve Adana’ya bildiriler ve sabah olmadan
hepsini kapanma kararlarını getirip, henüz sofrasından kalkmayan Reis-
i Cumhur’a verdiler ve derin bir nefes aldılar. Reis-i Cumhur Mustafa
Kemal bu suretle bütün mason localarını kapattı.” (İbrahim Arvas,
tarihi hakikatler, s.71-72) 
YIL 1948; LOCALAR TEKRAR AÇILIYOR 
İSMET İNÖNÜ’NÜN ALDIĞI ANİ BİR KARARLA, 5 ŞUBAT 1948 YILINDA TÜRKİYE
MASON DERNEĞİ’NİN KURULMASI İLE ATATÜRK’ÜN EMRİ İLE KAPATILAN MASON
LOCALARI,İNÖNÜ’NÜN EMRİ VE CELAL BAYAR’IN DESTEĞİ İLE TEKRAR FAALİYETE
GİRMİŞTİR. MASONLAR AÇTIKLARI DAVALARDA, HALKEVLERİNE DEVREDİLEN TÜM
MAL VARLIKLARINI TEKRAR ELE GEÇİRDİLER. 
5Şubat 1948 tarihinde “Türkiye Mason Derneği” ismi ile İstanbul
Valiliği’ne yapılan başvuru kabul edildi ve masonlar, bu tarihten
sonra resmen faaliyete başladılar. Locaların 13 yıl aradan sonra
açılması,uyku döneminde olan masonlar tarafından sevinçle karşılandı.
Bu sevinçlerini kendi kontrollerindeki gazetelere tam sayfa ilanlar
vererek duyurdular. Atatürk tarafından kapatılan mason localarının
tekrar açılışını İbrahim Arvas anılarında şöyle anlatıyor: 
 “İSMET PAŞA’NIN REİS-İ CUMHURLUĞU SIRASINDA KANUN-U MAHSUS İLE
LOCALAR KAPANMADI DİYE MASONLARIN MÜRACAATI ÜZERİNE TEKRAR LOCALAR
AÇILIP FAALİYETE BAŞLADILAR. VE 1952′DE İSE ATATÜRKÇÜ GEÇİNEN VE
ONUNLA İFTİHAR EDEN CELAL BAYAR DA, AHMET GÜRKAN’IN TEKLİF ETTİĞİ
MASON LOCALARINI KANUNLA PEKİŞTİRDİ. TABİİ BU AMELİYEYİ MECLİS YAPTI
FAKAT BU MÜZAKERELERİN DEVAM ETTİĞİ ÜÇ CELSE ZARFINDA CELAL BAYAR REİS-
İ CUMHUR LOCASINA GELEREK KONUNUN MÜZAKERELERİNİ SONUNA KADAR TAKİP
ETMİŞTİR.” 
(İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.73) 
MASONLAR BUNUN İNTİKAMINI ALDIKLARINI KENDİLERİ AÇIKLIYOR: 
ATATÜRK’Ü MASONLAR ZEHİRLEYEREK ÖLDÜRDÜ 
 ALEV ÇUKURKAVAKLI nın 2004 yılında Ankara’da ANAYURT Gazetesinde
yayınlanan yazısı: 
Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattırdığı için
Yahudi Masonlar zehirledi.
Plan Kremlin’de yapıldı, Türkiye’de uygulandı... 
BÜYÜK SIR: Yıl 1935... 
ATATÜRK, eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak,
Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler
içeren dosyayı verdi.
Ardından şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle, Halk
Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap
ve grupça kapanmasına delalet et, senin de bu işte şeref payın
olacaktır.” 
Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi
geçti: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve
günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak,
faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve
kültürel kalkınmasına çalışan halkevlerine teberrüü muvafık
görülmüştür.”
Ege’nin ve Balkanların tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı
Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan
komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1
Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi: 
“1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı
şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa
düşürmek sureti ile indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz
Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim
etti.” 
Katil(ler) ve işbirlikçileri KİMLERDİ? 
Yunanistan’da yayınlanan –Laiki Metopo(Halk Cephesi) Gazetesi'ndeki
dizi yazıda “DR. ABREVAYA VE FİSCHENGER CİDDEN BU İŞTE FEDAKARANE
ÇALIŞTILAR” denilmekte. 
Söz edilen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya, Marmaralı...
Abrevaya, İzmir doğumlu, Paris’te tahsil görmüş. Atatürk’ün ölümünden
sonra Niğde Milletvekilliği yapmış. 
Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarafından Paris’ten getirilmiş. 
8 Eylül 1938’den bir gün önce yaptığı muayeneye göre PROF.DR. ÖMER
NEŞET İRDELP ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra
ortaya çıkmış.
Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda,
diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmış…
Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi
vardı. 
‘Sarı Lider’i öldürme kararı alınıyor 
Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye
Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında
öğrendi.
Sıkıntılıydı, sinirliydi ve sinirine hakim olamayarak şunları söyledi; 
“O SARI LİDER ORTADAN SURET-İ KATİYETLE KALDIRILACAKTIR.
MEFKUREMİZE İMHA EDİCİ DARBE VURANLARIN AKIBETİ,
FECİ ŞARTLAR ALTINDA ÖLÜMDÜR!...”
Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager MUSTAFA HAKKI NALÇACI,
acilen Kremlin’e davet edildi.
Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti.
Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı
yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi. 
Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu
rahatlattı.
Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, yapacağı bu işi
daha da ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet
başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “Gerici
Mareşal Çakmak”ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı
frenledi.
***
Varna köklü Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki
masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı,nın Kremlinde
toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz,
Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma aygıtıyla izliyorlardı 
"Araştırmacı yazar Ogün Deli, Atatürk’ün ölümüyle ilgili olarak
yaptığı araştırmaları ve bunları destekleyen belgeleri topladığı
kitabında büyük önderin ölümünün herkesin bildiği gibi siroz’dan
olmadığını iddia ediyor.
Emekli Subaylar Derneği’nin (TESUD) 1999 yılında çıkarmış olduğu
‘Birlik’ dergisinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sağlık Dairesi eski
başkanlarından EMEKLİ DENİZ KIDEMLİ ALBAY AYTEKİN ERTUĞRUL’un,
Atatürk’ün ölüm nedeninin, ‘Alkolik Siroz’ değil, sıtma olduğunu
açıklamasının ardından o günlerde kamuoyunda ses getiren bu açıklama
kısa zamanda unutulup hafızalardan silinmişti. Aradan geçen yıllar
boyunca araştırmalar yapan Ogün Deli, ‘AGONİ’ isimli kitabıyla
kamuoyuna yeni bilgiler sunuyor. 
Ogün Deli, Atatürk’ün ölümünün 66 sene boyunca Türk halkından
sorumsuzca saklandığını vurguladığı kitabında, Atatürk’ün tedavisinde
kullanılan ilâçlarla, majistral olarak yapılan reçetelerin tarihsel ve
parasal değerlerini de belirterek büyük önderin tedavisinde
kullanılmak üzere sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesinden 43 kutu
kinin alındığını ortaya koyuyor. Yazar, kitabında belgelere yer
verdiğini, yorumu ise Türk halkına bıraktığını belirtiyor. 
ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEKİ SIR PERDESİ 
Büyük önderin tedavisinde kinin ile beraber Salygran (civalı
diüretikler)’ün de kullanıldığı belgelenen kitapta, bu ilâcın
kullanıldığı zamanlarda; kronik zehirlenmelere neden olabileceği
belgelerle ortaya konuluyor. OGÜN DELİ’nin kitabında yer verdiği 1
Ağustos 1948 tarihli Yunan ‘Halkın Sesi’ gazetesinde Bulgar
Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın Atatürk’ün
ölümü ile ilgili açıklaması ise şöyle: 
“MEFKÛREMİZİ İMHA EDİCİ DARBE VURANLARIN ÂKIBETİ, FECİ ŞARTLAR ALTINDA
ÖLÜMDÜR. TÜRKİYE’NİN MAĞRUR SARI DİKTATÖRÜ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 10
EKİM 1935 TARİHİNDE ANKARA’DA ÇANKAYA KÖŞKÜNDE DOKTOR MİM KEMAL ÖKE’YE
HİTABEN, ‘MASON CEMİYETİNİN FAALİYETİNİ İNKILÂPLARIMA MUARIZ GÖRDÜĞÜM
İÇİN KAPATILMASINI ELZEM GÖRDÜM. BU DAKİKADAN İTİBAREN BU CEMİYETİ
ÖLMÜŞ BİLİNİZ VE DİRİLTMEYE TEŞEBBÜS ETMEYİNİZ’ DEMİŞTİ. MUHTELİF
MEMLEKETLERDE, SİSTEMLİ VE METOTLU BİR TARZDA ÇALIŞAN, BİZE HER
SURETLE HİZMET EDEN 5’İNCİ KOLUMUZ MASONLARDIR. TÜRKİYE’DEKİ MASONLAR,
ATATÜRK’E KARŞI GAYET MÜŞFİK VE DOSTANE VAZİYET ALDIKLARI HÂLDE,
MAĞRUR DİKTATÖR YERSİZ VEHİME KAPILARAK YUKARIDA ZİKREDİLEN TARİHTE
MASON CEMİYETİNİ LAĞVETTİ. O ZANNETTİ Kİ; BÜTÜN MUHALİF VE
MUARIZLARINI TASFİYE VE BERTARAF ETTİĞİ GİBİ MASONLARI DA TASFİYEYE
TABİ TUTMAYA MUVAFFAK OLACAKTIR. FAKAT ASLA!”. 
KREMLİN KARAR ALIYOR 
Kitapta Avram Benaroyas’ın dehşet verici açıklamaları ise şöyle devam
ediyor: “TÜRKİYE’DEKİ MASON CEMİYETİNİN ATATÜRK TARAFINDAN KAPATILARAK
FAALİYETLERİNİN DURDURULDUĞUNU, MOSKOVA’DA TARİHÎ BİR YERDE YOLDAŞLAR
ARASINDA YAPILAN BİR TOPLANTIDA İŞİTTİĞİM ZAMAN, BEYNİMDEN OKLA
VURULMUŞ GİBİ SERSEMLEDİM. HEYECANDAN ŞAŞIRMIŞ BİR HÂLDE ORADAKİLERE
ŞAŞKINLIK İÇİNDE, BU NASIL OLUR? NEDEN KAPATILIRMIŞ! BUNA İMKÂN
YOKTUR! KAPATILDIĞI DA BİR GERÇEK HA! BU BÖYLE OLDUĞUNA GÖRE, O SARI
LİDER ORTADAN SURET-İ KATİYETLE KALDIRILACAKTIR DİYE HAYKIRIYORDUM.
ATATÜRK’ÜN MASON CEMİYETİNİ KAPATMASI BİZİ PEK DERİN BİR DÜŞÜNCEYE
SEVK ETMİŞTİ. İLK ANLARDA KEMAL ATATÜRK’Ü SİLÂHLA ORTADAN KALDIRMAYI
DÜŞÜNDÜK. ÇÜNKÜ, O, FELSEFEMİZİN TÜRKİYE’DE YERLEŞME İMKÂNLARINI
ORTADAN KALDIRMIŞTI. KENDİSİNİN DE ORTADAN KALDIRILMASI SON DERECE
ELZEMDİ. NİHAYET BİR GÜN KREMLİN KAT’İ KARARINI VERDİ. ONUN ÖLÜMÜ
ESRARENGİZ OLACAK VE KENDİNE GÖRE ESRAR ARZ EDECEKTİ.” 
“ATATÜRK, HAYATINI BİZE TESLİM ETTİ” 
Avram Benaroyas’ın açıklamalarında mason cemiyeti kapatıldıktan sonra
mason biraderlerin, cemiyet sanki hiç kapatılmamış ve Atatürk’le
aralarında hiçbir ihtilâf yokmuş gibi vaziyet aldıklarını ifade ettiği
açıklamasında, “İMKÂN BULDUKÇA, ONUN HER HAREKETİNİ ALKIŞLADILAR VE
ZAMANLA ONUN ETRAFINDA BİR ÇEMBER VÜCUDA GETİRDİLER Kİ, SARI LİDER
KENDİLİĞİNDEN BU ÇEMBERİN İÇİNE GİRİP BİZE HAYATINI TESLİM ETTİ.
DOKTORLARIMIZ ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜN ANİ OLUŞUNU TEHLİKELİ
GÖRDÜKLERİNDEN, 1937 YILI ORTALARINDA İSMİNİ AÇIKLAYAMAYACAĞIM BİR
DOKTOR, BAZI ŞÖHRETLERE DAYANARAK ATATÜRK’E İLK DARBEYİ SİNİR
ORGANLARINI ZAAFA DÜŞÜRMEK SURETİYLE İNDİRDİ. BÖYLELİKLE GÖSTERDİĞİ
TEDAVİ USULÜ, ATATÜRK’ÜN SİNİR ORGANLARINI FELCE UĞRATTI. ATATÜRK’TE
ZAMAN ZAMAN BURUN KANAMALARI, BAŞ DÖNMELERİ, İSTİFRALAR, KARŞISINDAKİ
ARKADAŞI TANIYAMAZLIKLAR KENDİNİ GÖSTERMEYE BAŞLADI. ONUN PEK ELİM BİR
VAZİYETTE OLDUĞUNU, BEŞİNCİ KOLLARIMIZIN AJANLARI, GİZLİDEN GİZLİYE
YAYMAĞA VE HASTALIĞIN ÖLDÜRÜCÜ OLDUĞUNU EFKÂRI UMUMİYEYE DUYURARAK
MİLLÎ HİSLERDE ZAAF HÂSIL ETMEYE ÇALIŞTILAR. ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI
EFKÂRI UMUMİYEDE ŞÜYÛ BULUNCA VAZİFEMİZİN BİRİNCİ FASLI MUVAFFAK OLDU” 
NALÇACI KREMLİN’DE 
Kitapta bundan sonraki aşamalara ise yine Yunan Halk cephesi
gazetesinden alınan Farmason Apostolos Grazos’un açıklamalarında yer
verilmiş. Apostopolos’un açıklamalarında, “FİLİSTİN SİYON KOLONİLERİNİ
MEYDANA GETİRMEK İÇİN, OSMANLI İMPARATORLUĞU’NU PARÇALADIK. BUNDAN
SONRA YAPILMASI ELZEM OLAN, İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ VAZİFELER
GELİYOR VE BUNLARI SERİ OLARAK TATBİK ETMEK İSTENİYORDU Kİ ; DOKTOR
ABRAVAYA VE FİSSENGER CİDDEN BU İŞTE FEDAKARÂNE ÇALIŞTILAR. BAZI
AVRUPALI TIP DAHİLERİ, SİROZ MÜTEHASSISLARI, SARI LİDERİN HASTALIĞI
İLE MEŞGUL OLMAK İSTEDİKLERİNİ BİLDİRMİŞLERSE DE; TÜRKİYE’DEKİ
MUKADDES ÜÇGENİMİZİN MEYDANA GETİRDİĞİ MUHKEM MEVKİ VE SELÂHİYETLERİNİ
CEMİYETİMİZE MUHALİF OLANLARA SARI LİDERİN TEDAVİSİNDE VAZİFE
VERMEMEKLE BİZE PEK ÂLÂ İSPAT ETTİLER. SARI LİDERİN ÖLÜMÜ BİR GÜN
MESELESİ HÂLİNE GELMİŞTİ. ONUN ÖLÜMÜNDEN HER SURETLE İSTİFADE
ETMELİYDİK. TÜRKİYE’NİN İKİNCİ MASON LİDERİ KİMYAGER MUSTAFA HAKKI
NALÇACI, BUNUN ÜZERİNE KREMLİN’E DAVET EDİLDİ. ÜSTAD MOSKOVA’YA
VARDIĞINDA YÜZÜ SARARMIŞ VE KORKAK, ÜRKEK BİR HÂLE BÜRÜNMÜŞTÜ. SOVYET
HARİCİYE KOMİSERLİĞİ, NALÇACI BİRADERİMİZE SAMİMİ ALÂKA GÖSTEREREK
KENDİSİNİ HOŞNUT ETMEK İÇİN BÜTÜN İMKÂNLARINI SEFERBER ETMİŞTİ”
deniliyor. 
GENEL KURMAY ÖĞRENİRSE 
Masonların Türkiye’nin ikinci mason lideri Mustafa Hakkı Nalçacı’yı
Kremlin’e davet etmesinin ardından Apostolos Grazos’un açıklamaları
kitapta şu şekilde devam ediyor: “MOSKOVA’YA ULAŞMASININ HEMEN
AKABİNDE, BÜYÜK VE ŞAHANE BİR YERDE İLK TOPLANTI YAPILDI. BEN,
LAURENTİ BERİA İLE YAN ODADA SES ALMA CİHAZIYLA İÇERİDE CEREYAN EDEN
MUHAVERE VE MÜZAKEREYİ TAKİP EDİYORUM. NALÇACI, TÜRKİYE’NİN SİYASÎ VE
ASKERÎ İCRAATINA VE KUVVETİNE DAİR ETRAFLI MALÛMAT TAŞIYAN, BİR
DOSYAYI TEVDİ ETTİ. BİRKAÇ GÜN SONRA ANLADIM Kİ, NALÇACI’NIN TEVDİ
ETTİĞİ BU DOSYADAN KREMLİN ÇOK MEMNUN KALMIŞTI. NALÇACI, ATATÜRK’ÜN
MASON DOKTORLAR TARAFINDAN YANLIŞ TEŞHİS VE TEDAVİ NETİCESİNDE
ÖLDÜRÜLDÜĞÜ, TÜRKİYE GENEL KURMAYI TARAFINDAN ÖĞRENİLİRSE, GAYET
MÜŞKÜL VAZİYETE DÜŞECEKLERİNİ VE EĞER BU ÂKIBETE MARUZ KALIRLARSA,
KREMLİN’İN ÇANKAYA NEZDİNDE SİYASÎ BİR TAZYİK YAPARAK SERBEST
BIRAKILMALARININ TEMİNİ HUSUSUNDA ISRAR EDİYORDU. YOLDAŞLAR, HER
VESİLE İLE TÜRKİYE’DEKİ MUKADDES ÜÇGENİMİZİ MÜDAFAA ETMENİN KENDİ
MENFAATİMİZ İCABI OLDUĞUNU İZAH ETTİKLERİNDE, NALÇACI BUNDAN MEMNUN
OLDUĞUNU ANLATMAYA ÇALIŞIYORDU. NALÇACI’NIN ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜ
MÜTEAKİP, NAZIM HİKMET’İN RİYASETİ ALTINDA BİR HÜKÛMETİN TEŞEKKÜLÜ,
GAYRİ İHTİYARÎ BAZI DEDİKODULARIN VE TEREDDÜTLÜ DÜŞÜNCELERİN ÇIKMASINA
YOL AÇACAĞI, ÖLÜMÜ TABİÎ SEBEPLERDEN OLMAYIP, KASIT OLDUĞU ÖĞRENİLİRSE
MÜRTECİ MAREŞAL ÇAKMAK’IN TABANCASINA HEDEF OLUNACAĞI İTİRAZIYLA
KARŞILAŞTI, DENİLMEKTEYDİ.” 
ORKUN’un notu: “Agoni” kitabındaki belgelerin ve iddiaların ciddî
boyutlar taşıdığı açıktır. Bu konuda, Türkiye’deki mason derneklerinin
sessiz kalması düşünülemez. İddialara karşı mason derneklerinin
yapması beklenen açıklama, konunun gereği gibi aydınlanmasına yardımcı
olacaktır." 
GÜNÜMÜZDE DURUM NEDİR? 
Devletin bir çok kurumuna sızmış olan masonlar ülkemizi
sömürmeye,altını oymaya devam ediyor.Bizlerse gözleri bağlı,körebe
oynar gibi sorunları çözmekle boğuşuyoruz.Ama çiban hala mikrop
yaymaya devam ediyor.Üstelik ekonomik yönden çok daha güçlü olarak. 
Aşağıdaki yazı için bakınız: http://www.netpano.com/makale/?makale=698 
 MASONLAR TÜRKİYE'DEKİ PETROLU KİME SAKLIYOR 
Hakan Yılmaz ÇEBİ nin araştırması 
Güneydoğu’da arama yapanlar arasında en büyük iki petrol şirketi
“MOBİL” ve “SHELL” di.Bakın bu ortaklıklar nelerdir. Shell Petrol
şirketi uluslararası sahada HOLLANDA-İNGİLİZ ortaklığı etiketi
kullanır. 
ROYAL-DUTEK SHELL'E bağlıdır. Sahibi MARKUS SAMUEL isimli bir
Yahudi'dir. 
Diğer petrol arayıcısı şirket "MOBİL" ise bilindiği gibi Yahudi
Trilyoner ROCKEFELLER'IN bir çok Petrol şirketinden biridir. 
Türkiye'de Petrol aramaya başlandığı 1956 yılından 1968 yılına kadar
MOBİL'in Türkiye'deki Genel Müdürü NECDET EGERAN'dı. 
Necdet Egeran 1954 'te yabancı şirketlerin Türkiye'de petrol aramasına
izin veren Petrol Kanunu'nun kabul edilmesinde en büyük çabayı sarf
edenlerden birisi. Aynı zamanda MTA'nın ve Petrol İşleri Genel
Müdürlüğü'nün kurucularından. 
Ek bilgi: 
1907 yılında Kıbrıs'ta doğan Necdet Egeran,Türkiye Masonluğunun belki
de en tartışmalı ismidir. 12 sene Mobil şirketinin genel müdürlüğünü
yapan Egeran, 1949 yılında Doğuş Locası'nda Masonluğa giriş yaptı.
1956 yılında Bağımsız Türkiye Büyük Locası'nın kurulmasında etkili
oldu. 1965 yılında Demirel'e sahte ''Mason değildir'' belgesi vererek
büyük bir tartışma başlatan Egeran, bu davranışından dolayı Türkiye
Masonluğunun ikiye bölünmesine neden oldu. 2 Mayıs 1965 tarihinde
Büyük Üstadlığa adaylığını koydu ve tartışmalı bir toplantının
ardından seçimi galip bitirdi. Hakim Büyük Amirliği tarafından
istifaya zorlanan Egeran ile yüzlerce Mason localarından istifa etti.
30 Ekim 1965 tarihinde Yüksek Şura, Necdet Egeran'ı Masonluktan ihraç
etti. 1982 yılında affedildi ve Sevenler Locası'ndan tekrar Masonluğa
dönüş yaptı. 2005 yılında Masonların gövde gösterisine dönüşen bir
cenaze töreni ile toprağa verildi.
Kaynak: İsa Tatlıcan, Türkiye'de Masonluğun Gizli Tarihi, s. 468 
 Daha sonra emekli olup 56'da Mobil'in başına geçer. Mobil'in petrol
bulduğu kuyuları beton dökerek toprak üzerine çıkmasını engellediği
söylentilerinin yaygın olduğu tarihte Mobil'in tek söz sahibi
idarecisiydi. 
  Dönemin ETİBANK GENEL MÜDÜRÜ BURHAN ULUTAN da o tarihlerde
çalkalanan rivayetleri doğruluyor.Kendisiyle görüşmemiz sırasında
yaptığı açıklamada Ulutan şunları söyledi: "1965'LERİN BAŞINDA MOBİL
OİL'İN BAŞINDA EGERAN İSİMLİ BİRİSİ VAR. BU ARADA PETROL BULUNAN
KUYULAR DA KAPATILMIŞ..." O dönem en gündemdeki şahıslarından Necdet
Egeran'ın başka büyük bir özelliği daha var. Bu özelliğini
TÜRKİYE'DEKİ MASONLARIN kendi aralarında yayınladıkları "ŞAKÜL GİBİ"
isimli mason dergisinden öğreniyoruz. ENVER NECDET EGERAN'IN KİMLİĞİ
24 Ekim tarihinde DOĞUŞ LOCASI'nde tekris edildi. (42 YAŞINDA).. Mayıs
1950'de KALFA, Ekim 1950'de ÜSTAD oldu.... Necdet Egeran bilgi
Locası'nın 25 kurucu üyesi arasındadır... 1955 yılında da ÜSTAD-I
MUHTEREM oldu... Egeran 1958'de Türkiye Büyük Locası'na GENEL SEKRETER
seçildi. ... Locası tarafından İskoçya Büyük Locasına Fahri Büyük 2.
Nazırı unvanı verildi... 1964 yılında 1. BÜYÜK LOCASI'nı temsilen New
York Büyük Locası'nın toplantısına davet edildi. .. Necdet Egeran 2
Mayıs 1965'te PEK SAYIN ÜSTAD seçildi. 58 yaşında 16. Masonik yılında
TÜRK MASONLUĞUNUN EN GENÇ BÜYÜK ÜSTADI OLDU..." (Şakül Gibi Dergisi)
Görüldüğü gibi Necdet Egeran Amerika'dan ısmarla gelen Cevat Eyüp
Taşman gibi yabancı petrol şirketlerin türlü entrikalar çevirdiği bir
dönemde Türkiye'nin en aktif olma masonu özelliğini de taşıyor. Aynı
tarihlerde petrol çıkan kuyuları betonlayan MOBİL'in Genel Müdürü
olması ÇOOOK İLGİNÇ RASLANTI olsa gerek. Türkiye'nin yıllardır petrol
yönünden dışarıya bağımlı kalması ve belki de Ortadoğu'nun sayılı
petrol üreticisi ülkelerinden biri olma şansını kaybetmesi ile
TÜRKİYE'DEKİ MASONLUK , SİYONİZM davasına pek önemli katkılarda
bulunmuş ve neticide hipnozlu milletvekillerinin uyuduğu bir anda YENİ
PETROL YASASI meclisten geçmiştir. 
Yukarıda da görüldüğü gibi madenlerimiz yıllarca Siyonistlerin
"ÇİFTLİKLERİMİZ" dedikleri mason localarına kayıtlı "kişilere"
bırakılmış. Üstelik bunların pek çoğu TÜRKİYE'NİN AZAMİ DERECEDE MİLLİ
DUYARLILIK GÖSTERMESİ GEREKEN TÜRKİYE PETROLLERİ ANANONİM ORTAKLIĞI
çalışanları olması GAFLET ÜLKESİ olmamızı göstermiyor mu?MASONLARIN
KENDİ ARALARINDA KULLANDIĞI ÖZEL İŞARETLERDEN BİRİDİR! Retog
Şirketi'nin Hazırladığı Türkiye'deki Petrol Dosyası: ''En Zengin
Yataklar Türkiye Kürdistanı'nda'' Türkiye sınırdan içindeki petrole
ilişkin oyunların yoğunluğu çok zaman kamuoyunda "Türkiye'de petrol
var ama ortaya çıkarılmıyor" tartışmalarına yol açıyor. Yıllardan beri
bu konuda medya kuruluşlarında birçok haber dönem dönem yer alır. Ne
hikmetse bulunan petrol sahalarını hiçbir gazeteci veya medya kurumu
yerinde görmez, tesbit etmez veya edemez. Bu konuyu ciddiyetle ele
almış hiçbir haber programı veya gündem haber bulamazsınız. Şahsıma da
yapıldığı gibi, teşebbüs eden birçok gazeteciyi de işinden ederler.
Yapacağınız çalışmayı hem kursağınıza gömerler hem de yayınlayacak bir
yer bulamazsınız. Diğer taraftan Türk halkı bu iri gazete ve
televizyonlarda yayınlanan magazin programlarına ilgisini günbegün
gösterirken, niye kendilerine bu tarz konuların işlendiği programların
gösterilmediğini bir türlü sormaz!.. Neyse konumuza dönelim ve 27
Şubat 1992 tarihli Güneş Gazetesi'nin birinci sayfasında yayımlanan
hayli ilginç rapora bakalım. "En verimli yatakların 'Türkiye
Kürdistanı'nda olduğunu ileri sürdüler ''Amerikalı Ceyarlar
Güneydoğu'da" başlıklı haberde bakın hangi cümleler yer alıyor: 
"Güneydoğu Anadolu'yu ve Bitlis, Van, Adıyaman, Tunceli illerini
"Türkiye Kürdistanı" olarak değerlendiren bir ABD şirketi, ülkemizin
yeraltı zenginlikleri konusunda ilginç iddialarda bulundu. Amerikalı
petrol şirketi RETOG, Türkiye, Suriye, Irak sınır bölgesinin petrol ve
gaz rezervlerinin raporunu yayınladı. Rezerv açısından çok zengin
olduğu bildirilen bu bölge, raporda Kürdistan ( DİKKAT EDİNİZ lütfen
Yıl 1992- HYÇEBİ) olarak nitelendirildi. 
"14900 Landmark Blyd. 
Sütte 370 Dallas, Texas 75240 USA adresindeki Retog" şirketince
hazırlanıp satışa sunulan raporda, Türkiye'nin çok şaşırtıcı bir
coğrafî konumu olduğu kaydedildi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin,
Ortadoğu petrol bölgelerinin kuzeydeki uzantısı olduğu belirtilen
raporda, şu anki faal petrol sahalarının az miktarda petrol
rezervlerine sahip olduğu vurgulandı. Raporda öne sürülen görüşlerin
aşırı derece detaylı olması dikkat çekti. Dört ciltten oluşan rapor,
bölgedeki 517 petrol kuyusunun tüm kayıtlarını kapsıyor. Ayrıca
bölgenin tüm jeokimya ve termal özellikleri ve tarımsal etkinliklerini
gösteren haritalar da raporda bulunuyor. Raporda yalnızca Ortadoğu'nun
Güney bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu görüşünün aksine,
içinde Türkiye'nin Güneydoğu bölgesi topraklarının da bulunduğu kuzey
bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu belirtildi. Ayrıca bu
bölgede daha önce ayrıntılı bir araştırma yapılmadığı kaydedildi. 45
bin ABD doları fiyatla satışa çıkarılan raporda, Türkiye Kürdistanı
olarak adlandırılan yöredeki, işlenmeyen petrol sahalarının
rezervlerinin büyüklüğü övülüyor. Bakir bölge olarak adlandırılan
işlenmeyen sahaların Irak ve Türkiye'de işlenen petrol sahalarından
daha verimli olduğu iddia ediliyor. Retog şirketinin yeraltı ve petrol
araştırma fırsatları, Türkiye / Kürdistan adlı raporunda, 500 bin
ölçekli harita, kuyular, büyük petrol ve gaz sahalan, 52 ayrıntılı
kuyu jurnali, 517 kuyu bilgi kayıtlan, yerüstü coğrafî bilgiler,
Bouger yerçekimi bilgileri, Türkiye-Suriye ve Irak'ın sismik derinlik
haritaları ile bu ülkelerde çalışan petrol sahalarının ayrıntılı
haritaları bulunuyor. Raporda ayrıca Türkiye'nin siyasî yapısıyla
bunun komşu ülkelerle kıyaslamalar da detaylarıyla anlatılıyor." Yıl
1992: "Türkiye Kürdistan"ı Dillerde Retog şirketinin vermiş olduğu
bizim için azami öneme sahip bilgilerin yanında özellikle bu raporda
yer alan Türkiye Kürdistan’ı cümlesine dikkatlerinizi çekmek isterim.
İsrail Siyonizminin ABD'ye yaptırdığı Irak işgali sonucu bu niyet her
geçen gün gerçekleşmek üzere. Oysa 1990  yılında çıkan Masonluk ve
Kapitalizm adlı eserin ilk baskısında "özel bölümde" bu konuya dikkat
çekilmiş, "Yukarıda bahsettiğimiz gerek zengin petrol yatakları,
gerekse GAP projesi gibi dev bir projenin yer aldığı topraklarda
kurulacak bir Kürt devleti, İsrail için yutulacak lokma değildir.
Kurulması tasarlanan bu devletin zayıf, askerî güçten yoksun, ekonomik
açıdan himayeye muhtaç bir devlet olacağını tahmin etmek hiç de güç
değil. Plânın ikinci aşamasında, Ortadoğu'nun tek söz sahibi ülkesi
haline gelecek İsrail için, bu Kürt devletini kontrol ve himayesine
almak gayet kolay olacaktır. Kürdistan'ın İsrail'in bir eyaleti
olmasıyla gelişecek bu aşama, İsrail'in Güneydoğu Anadolu sınırlan
içine alıp vaat edilmiş topraklara kavuşmasıyla sona erecektir. Rapor,
şöyle devam ediyor; "Olay bu yönden değerlendirilince, Time
Dergisi'nde çizilen Kürdistan haritasının Güneydoğu Anadolu'nun
uzaydan çekilen petrol haritasıyla üst üste çakışmasının bir tesadüf
eseri olmadığı açıkça anlaşılır. Dergide yayınlanan Kürdistan
haritasının sınırları Gaziantep'ten başlıyor. Kuzey Irak'tan
Halepçe'ye kadar uzanıyor. Türkiye'nin zengin petrol yatakları
Diyarbakır, Adıyaman, Nusaybin ve Batman arasında tüm Güneydoğu
Anadolu Bölgesi'ni içine alan bir yay çiziyor." Diğer taraftan uzaydan
çekilen petrol yataklarının haritası üzerine Kürt sorununu bahane
ederek ABD'nin bölgeye yerleşmesi de çok dikkat çekici bir olay.
Körfez krizi ve şimdi de Irak savaşı derken bölgede "insanî yardım ve
güvenlik kampları" adı altında büyük bir oyun oynanıyor. 
İşte sevgili dostlar.Ben sadece derledim. 
Laik,Sosyal,Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti büyük
fedakarlıklarla,nice canlara mal olarak kazanıldı.Lakin;Atatürk’ün
çocukları bizler, acaba sahip çıkabiliyor muyuz? 
Herkesin şapkasını önüne koyup düşünme zamanı geldi. 
Anadolu Bedel ister. 
Bedelini ödeyememiş bir çok Beylikler,Devletler,İmparatorlukların
kalıntıları  üzerinde yaşıyoruz. 
Acaba biz bedelini ödüyor muyuz? 
Atatürk’ün şu sözünü hatırlatmak istiyorum: 
“Kahramanı kadar haini de bol bir milletiz” 
Sevgiyle kalın. 
10 Aralık 2008 
Levent kalem 
Not: 
Ayrıca araştırınız:Yapancıya toprak satışının % 0,5 ten %10
çıkarılışını,Vakıflar Kanununu,Suriye -Türkiye sınırındaki mayınlı
bölgenin temizlenmesi karşılığı 44 yıllığına o şirkete
verilmesini,Diyarbakır’da kurulan eyalet mahkemesinin kaynağını,Eti
Bankın özelleştirilmesi ile Bor madenlerimiz kullanım haklarını
kaybedeceğimizi,yeni petrol yasasının Irak petrol yasasından beter
olduğunu,tohum yasası ile tarımımızı birkaç global çeteye teslim
edişimizi şeker fabrikalarının nasıl ve neden satıldığını ve Ergenekon
davasının gerçek amacını,Ceyhan -Askelen Petrol Boru hattı
anlaşmalarının Türkiye’ye kaybettireceklerini,11Eylül saldırısının
gerçek yüzünü,Mumbai saldırısındaki versace tişörtlü çok iyi İngilizce
konuşan Kasap isimli 21 yaşındaki teröristi,ülkemize sık sık gelen
dünyaca ünlü Yahudi lobilerini,Bilderberg toplantılarını ve
Türkiye’den katılanların konuşmalarını,İran’ın köşeye sıkıştırılışını
vb. araştırınız. 
Bakınız karşınıza bu yazılanlarla ne kadar alakalı ipuçları çıkacak 
Levent Kalem

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

31 Mart 2012 Cumartesi

27 Şubat 2012 Pazartesi

İRAN -PETROL






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

25 Ocak 2012 Çarşamba

NÜKLEER BAHANE,PETROL ŞAHANE


AB’DEN İRAN’A PETROL AMBARGOSU

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, nükleer programı nedeniyle İran’a petrol ambargosu uygulanmasında uzlaştı.
Karar, yeni petrol anlaşması görüşmelerinin kesilmesini, varolan anlaşmalara da 1 Temmuz’a kadar uyulmasını öngörüyor. Avrupa Birliği, şu anda petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini İran’dan karşılıyor. Aynı tarihlerde ABD’nin İran’ın petrol ticaretinin küresel finansmanını hedef alan yaptırımları devreye girecek.
“ABD-İRAN SAVAŞI 1 TEMMUZ’DA”
1 Temmuz tarihinden sonra İran Asya’ya bir miktar petrol ihraç edebilecek ama büyük oranda fiyat indirimine gitmek zorunda kalacak. Daha önceki yaptırımlardan farklı olarak petrol ambargosu İran vatandaşlarını doğrudan etkiliyor ve dolayısıyla rejime ciddi bir tehdit oluşturuyor.
AB’nin İran’a ambargo kararı, uluslararası uzmanlar tarafından ‘ABD-İran savaşının başlangıcı olacak’ diye yorumlandı. Amerikan uçak gemisinin Pazar günü Hürmüz Boğazı’ndan sorunsuz geçişiyle şimdilik sıcak çatışma tehlikesi atlatıldı ama petrol ambargosunun yürürlüğe gireceği tarih yaklaştıkça bölgedeki gerilimin tırmanacağı yapılan yorumlar arasında.
 Şalom-25 Ocak 2012

HİNDİSTAN VE ÇİN İRAN'A DOLAR YERİNE ALTIN ÖDEYECEK
FHA- Korsan İsrail istihbaratına yakınlığı ile bilinen Debkafile sitesi, Hindistan ve Çin'in İran'dan aldığı petrole karşılık dolar yerine altın ödeme kararı aldığını yazdı.
FHA- Konu ile ilgili bir yazı yayınlayan Debkafile, Hindistan'ın İran'ın bir numaralı petrol müşterisi olduğunu ve dolar yerine altın ödemeyi kabul ettiğini yazdı.
Debkafile, aldığı duyumlara göre Çin yönetiminin de aynı yöntemi izleyerek Amerika ve AB'nin petrol ambargosundan kurtulmaya çalıştığını belirtti.
Hindistan ve Çin İran'dan her gün bir milyon varil petrol satın alıyor, ki bu da İran'ın petrol ihracatının %40 kadarını oluşturuyor.
Debkafile, Yeni Delhi ve Pekin'in petrolün bedelini altınla ödemeleri durumunda yaptırımlardan kurtulacağını vurguladı.
Fars Haber Ajansı–25 Ocak 2012

ABD-İRAN EKONOMİK SAVAŞI
Pepe ESCOBAR
Ulusal Savunma Yetki Yasası’nda önemli bir değişiklik 2011’in son gününde -kimse dikkat etmezken- ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalandı. Bu değişiklikle, İran petrolü satın alan ve bunu İran merkez bankası aracılığı ile ödeyen herhangi bir ülke ya da şirkete ekonomik yaptırımlar uygulanması karara bağlanıyordu. Önümüzdeki yazdan itibaren, bunu yapmak isteyenlerin ABD ile iş yapmaları engellendi.
Bu değişiklik –tüm pratik amaçları ile ekonomik bir savaş açılması– sizlere, Benjamin “Bibi” Netanyahu başbakanlığındaki İsrail hükümetinin direkt emirleri ile Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) tarafından getiriliyor.
Orijinal İsrail stratejisi daha da abartılı idi ve İran’dan ithal edilmiş petrolün herhangi bir ülke ya da şirket tarafından ödenmesini engellemeye yönelik idi; Çin ve Hindistan muhtemelen istisnalar olmak üzere. Ancak bunun da ötesinde, Amerikan-İsrailliler bunun petrol fiyatlarının fırlaması sonucunu doğurmayacağına ikna etmeye çalışyorlardı.
Avrupa Birliği (AB) hükümetleri ise, İran’dan artık petrol alıp almamayı tartışırken, kendi zenginliklerini de vurmak konusunda eşi zor bir kapasite sergiliyorlar. Varoluşsal kaygıları şu: şimdi mi başlamayalım, yoksa birkaç ay daha mı beklemeyelim. Kaçınılmaz olarak, tıpkı ölüm ve vergiler gibi, sonuç petrol fiyatlarının yükselmesi oldu - başka ne olabilirdi zaten. İngiliz hampetrolü 114 dolar civarında seyrediyor, ve doğrultusu yukarıya doğru.

Beni hampetrole zamanında ulaştırın
İran, petrol İhrac Eden Ülkeler Örgütü’nin (OPEC) en büyük ikinci üreticisi ve günde 2.5 milyon varil petrol ihraç ediyor. Bu petrolün 450 bin varili AB’ye gidiyor. AB, Çin’den sonra İran için ikinci en büyük pazar.
AB Enerji Komiseri Gunther Ottinger, AB’nin İran kaynaklı kısıntıyı Suudi Arabistan’a güvenerek kapatabileceğini telaffuz ediyor.
Herhangi bir kendine güvenen petrol analizcisi Suudi Arabistan’ın gerekli tüm ekstra kapasiteye sahip olmadığını bilir. Bundan da öte, ve daha önemlisi, Suudi Arabistan’ın pahalı petrolden çok para kazanmaya ihtiyacı var. Karşı devrimci Suudi Kraliyet Ailesi’nin olası Arap Baharı ihtimalini engellemek için gerekli rüşvetler nedeniyle bu fonlara ihtiyacı var.
Buna Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidini ekleyin, ki bu da dünyanın petrolünün altıda birinin ve OPEC’in ihracatının yüzde 70’inin pazara ulaşmasının engellenmesi demek; petrol tüccarlarının olabildiğince daha fazla hampetrolü kilitlemek için birbirlerinin üzerine düşmelerine şaşmamak gerek.
Varili 50 dolara veya 75 dolara ulaşılan petrolü unutun. Petrolün varili yakında 120 dolar olacak ve hatta yazın 150 dolar olacak, tıpkı krizdeki 2008’deki gibi. OPEC, zaten 2008’den beri en yüksek petrol miktarını pompalıyor.
Dolayısıyla İsrail’in yol kenarında tezgahladığı doğaçlama patlayıcı alet şimdi küresel ekonominin tüm kesimlerini hedefleyen çok patlamalı ekonomik intihar bombasına dönüştü.
Nitekim, İran parlamentosunun ulusal güvenlik başkanı ve dış politika komisyonu başkanı Alaeddin Brujerdi, Batı’nın bu petrol yaptırımları ile “stratejik hata” yapıyor olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Oyunun 2012’deki adı, derin küresel durgunluk.

Obama ilk zarı atıyor
İran’ın merkez bankasına yaptırımların “masa üstünde olmadığını” sızdırdı. Obama yönetimi bunun petrol fiyatlarının yükselmesi demek olduğunu ve küresel durgunluğa tek yönlü bir bilete onay vermek demek olduğunu tabii ki biliyordu. Üstelik İran rejimi, petrol ihracatından daha fazla para kazanacaktı.
Ancak yine de Bibi-AIPAC ikilisi, İsrailliler-öncelikli Mekke’ler olan ABD Senatosu ve Kongresi’nden geçirmekte hiç zorlanmadılar; ABD Hazine Bakanı Tim Geithner’in buna karşı olduğunu ifade etmesine rağmen.
İmzalanan değişiklik İsrail tarafından bağrış çağrış istenen “kötürüm edici yaptırımlara” denk gelmeyebilir. Tahran sıkışmayı hissedecek, ancak tolere edemeyeceği bir seviyede değil. Ancak ABD Kongresi’ndeki sorumsuz kişiler -ki Amerikalıların çoğunluğu tarafından nefret edildikleri kamuoyu anketlerinde görülüyor – İran’ın küresel pazara günlük 2.5 milyon varillik ihracatını İran’ın elinden, küresel ekonomi açısından şiddetli sonuçlar olmaksızın alabileceklerini düşünebilir.
Asya gittikçe daha fazla petrole ihtiyaç duyuyor ve İran’dan petrol almaya devam edecek. Bu da petrol fiyatlarını oynatacak.
O zaman neden Obama anlaşmayı imzaladı? Obama yönetimi için, şu an her şey seçim hesabı dahilinde. Cumhuriyetçi başkanlık sirkindeki uçuk tiplerin –Ron Paul dışında– hepsi seçildikleri an İran’a savaş açacaklar ve Amerikan seçmeninin önemli bir kısmı bunu satın alacak kadar dünyadan bihaber.
Kimse, Amerikan ve Avrupa ekonomilerinin 120 dolar etrafında seyreden petrol ile fört etmeye ihtiyacı olmadığını sonucunu verecek temel matematik hesapları yapmıyor.

Bana gücünü göster
Kendi kendisini yenilgiye uğratan, krizdeki NATO ülkeleri toplamı dışında da herkes ve komşuları, İsrail-Amerikan ekonomik savaş ilanının etrafından dolanacak.
- Rusya etrafından dolanacağını söyledi.
- Hindistan halihazırda İran petrolü için Türkiye’deki Halkbank’a ödeme yapıyor.
- İran Çin’e daha fazla petrol satmak için aktif olarak pazarlık yürütüyor. İran Çin’in Suudi Arabistan’dan sonra ikinci en büyük tedarikçisi. Çin ödemeyi avro olarak yapıyor ve yakın zamanda yuan olarak yapacak. Mart’tan itibaren yeni fiyatlandırma için anlaşma imzalamış olacaklar.
- Venezuela 2009’dan beri İran ile iki uluslu bir bankayı kontrol ediyor. İran’a Latin Amerika’daki işleri için ödeme bu şekilde yapılıyor.
- Geleneksel ABD müttefikleri bile dışında kalmak istiyor. Türkiye, örneğin, petrol ihtiyacının yüzde 30’unu İran’dan karşılıyor.
- Türkiye Petrol ithalatçısı Tüpraş’ın ABD yaptırımları dışında tutulmasını talep edecek.
- Güney Kore de aynı şekilde 2012’de günde 200 bin varil petrol almak için yaptırımın dışında tutulmak isteyecek. Bu 200 bin varil Güney Kore’nin ihtiyacının yüzde 10’una denk geliyor.
Çin, Hindistan, Güney Kore’nin hepsinin İran ile karmaşık iki yönlü ticari bağlantıları var (Çin-İran ticareti örneğin, yıllık 30 milyar dolar ve gittikçe artıyor). Bunların hiçbiri Washington/Tel Aviv istedi diye sönümlenmeyecek. Dolayısıyla gelişmekte olan dünyada İran petrolünü satın almak için yeni özel bankaların kurulacağı kolaylıkla öngörülebilir.
Washington’un İran ile ilişki içindeler diye Çinli bankalara yaptırım uygulamaya cesareti ve gücü yok.
Öte yandan, Tahran’ın cesareti ve gücü övülmeye değer. Cinayetlerin üstünün örtülmesinde insafsız kampanyalara; İran’lı bilim adamlarının kaçırılmalarına; Sistan-Belucistan bölgesindeki sınır ötesi saldırılara; alt yapısına virüsler ve başka yollarla gelen İsrail sabotajına, topraklarının ABD casus uçakları tarafından istila edilmesinden, İsrail’in durmak bilmeyen “korkut ve sindir” amaçlı tehditlerine; ABD’nin Suudi Arabistan’a 60 milyar dolarlık silah satışına rağmen İran geri basmıyor.
Tahran kendi füzelerini başarılı bir şekilde, Hürmüz Boğazı’nda test etti. Daha sonra Tahran durmak bilmez saldırgan Batı ateşine tepki verdiğinde, “provokasyon yapmakla” suçlanıyor.
Geçen Cuma, New York Times yayın kurulu Pentagon’un İran’a tehditlerine aşık olmuş ve “maksimum ekonomik baskının” çığırtkanlığını yapmıştı.
Ortalama İranlılar acı çekecek, tıpkı ortalama kriz vurgunu Avrupalıların da acı çekeceği gibi. ABD ekonomisi de acı çekecek. Ve ne zaman Batı’nın fazla histerikleştiğini hissetse, Tahran da petrol fiyatlarının tavana fırlaması hakkını elinde tutacak.
Tahran’daki rejim petrol satmaya devam edecek, uranyum zenginleştirmeye devam edecek ve düşmeyecek. Tıpkı Pakistan’da düğün törenine düşen Hellfire füzesi gibi Batı yaptırımları sefil bir şekilde başarısız olacak. Ancak bu da Batı’yı da içine alan hasarla birlikte olacak.
 Haber.Sol.org.tr
  


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

8 Eylül 2011 Perşembe

DOĞU AKDENİZ CADI KAZANI

Aydınlık 8/9/2011
Gazete küpürünün üzerine çift tıklayarak okunacak boyuta getiriniz
Dr. NOYAN UMRUK’ KISA ÖZGEÇMİŞİ
 (Emekli) TUĞGENERAL
 (Emekli)M.S.B. MALİYE D. BŞK.
 (Eemekli)KARA HARB OKULU ÖĞR. ÜYESİ
 1948 yılında İzmir-Alsancak’ da doğdu. 1960 yılında Selimiye Askeri Orta Okuluna girdi 1962 yılında Selimiye Askeri Orta Okulundan, 1965 yılında Kuleli Askeri Lisesinden, 1967 yılında Kara HarpOkulundan(K.H,O.) istihkam subayı olarak mezun oldu.
1971 yılında başladığı Marmara Üniversitesi İktisat-Maliye bölümünü 1975 yılında bitirdi.
10 sene istihkam subayı olarak köprücü,inşaat ve savaş istihkam bölük komutanlıkları görevlerini müteakip, !977 yılında T.S.K. de yeni kurulmakta olan Maliye sınıfına seçildi.
Bu sınıfın kuruluş ve gelişmesinde önemli rol ve işlevler üslendi. Aynı dönemde K.H.O.da  “Ekonomi” ve “Sosyal Politika” dallarında öğretim üyeliğini sürdürdü.
Bu arada, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki lisansüstü öğrenim çalışmalarını-master programını 1981 yılında tamamladı.
1984-1986 yılları arasında İtalya’da  Yabancılar  Üniversitesi ve La Sapienza(Roma) Üniversitesinde “BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMENİN SOSYO-EKONOMİK SONUÇLARI” adlı bir uluslar arası çalışmagrubuna katıldı.
1988 yılında “Türkiyede işgücü maliyetlerinin  bilimsel teknolojik sürece ve ekonomik büyümeye etkisi” konulu doktora tezi ile doktor ünvanını aldı.
2nci Ordu Maliye-Bütçe Bşk.lığı,K.K.K.lığı Bütçe Ş. Md.lüğü,M.S.B.lığı Program İnceleme ve Muhasebe Ş. Md.lüğü görevlerini müteakip 1995-1998 yılları arasında K.K.K. Komptrölörlük Daire Bşk.lığı görevindebulundu.
1998 yılında generalliğe terfi ederek M.S.B. lığı Maliye Daire Bşk.lığı görevine atandı.
2003 yılında emekli olduktan sonra, 3 yıl süre ile Havelsan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan V. olarak görev yaptı.
Halen başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere muhtelif yayın organlarında sosyal politika ve ekonomi-politik içerikli makaleleri yayımlanmaktadır.
DOĞU AKDENİZ CADI KAZANI
Dr. Noyan UMRUK


Doğu Akdeniz deyince işe Kıbrıs’tan başlamak gerekiyor. Çünkü hem stratejik önemi büyük devasa bir uçak gemisi, hem ciddi bir petrol-doğal gaz platformu olarak öncelikli ve temel bir ulusal sorun.*
Sorunu, yeniden iyice ısıtan Papadopulos oldu. Papadopulos, KKTC *ve Türkiye’nin sözlü uyarılarına kulağını tıkayarak yabancı şirketlerle petrol arama konusunda bağlantı kurdu. Bir şirket, Limasol açıklarında arama yapmaya başladı. Üç dört gün süren bu çalışma Türk donanmasının bölgede bir tur atmasından sonra ‘güvenlik endişesiyle’ durduruldu.
Hristofyas da gerginliği tırmandıracağını bile bile “milli politikalarını” ısrarla sürdürüyor. İsrail’le yapılan anlaşma, Hristofyas’ın bu tehlikeli oyununun son ve önemli aşaması.
Şimdi bir soru: Tüm bunlar olurken garantör ülkeler Türkiye ve İngiltere bu sürecin dışında mı kalacak? Kıbrıs’ta ABD’nin de kullandığı iki İngiliz Üssü var. Dikelya ve Ağrotur (Akrotiri).1960 Anayasasına ve Anlaşmalarına göre tam bir “Bağımsız Devlet” statüsünde bu İngiliz Üsleri. (CIA)’in yayınladığı “World Factbook 2005”e göre(1) Akrotiri tanınmış bir devlet. Bu devletin şimdi bir de “Kıta Sahanlığı” oluşturuldu.
1960 Anlaşmaları içinde var olmayan bu kıta sahanlığı, petrol yatakları fark edilince ortaya çıkıverdi. Akrotiri Devleti şimdi kendi toprakları ve kara suları içinde “Kıbrıs Aslanı” adını taşıyan bir tatbikata girişti, anavatanı İngiltere ile birlikte. Kraliyet Hava, Kara kuvvetleri ve donanmasının katıldığı bu çapta bir tatbikat hiç yapılmadı, daha önce. Böylece “Akrotiri Kara Suları” deyimi de ilk defa politik literatüre girmiş oldu.
Bunun bir  gerekçesi de var. 1960 Anlaşmalarının içeriğinde Akrotiri adlı İngiliz Egemen Üsleri’nin kara suları olduğuna ve Münhasır Ekonomik Bölgesi bulunduğuna dair her hangi bir not yok.  Ama bunu çağrıştıran bir bölüm var. İngiliz ya da Akrotiri devleti tatbikat yapmak için, 1960 Anlaşmasına göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nden izin almak zorunda değil. Bilgi vermesi yeterli.
“Bundan sonraki adımda İngilizler, Limasol’un batısında Akrotiri Egemen İngiliz Üssü’nün içinde yer aldığı Akrotiri yarımadasını öne sürerek, Akrotiri Devletinin kıta sahanlığı ve “Münhasır Ekonomik Bölge” hakkının bulunduğu iddialarını ortaya atacak ve sonunda kabak biz Kıbrıslı Türklerin başında patlayacak. ‘Münhasır Ekonomik Bölgenin’ varlığı konusunda Rumlarla İngilizler sıkı bir pazarlığa girişecekler ve adanın tümünde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin egemenliğinin geçerli olabilmesi için İngiltere hükümetinin Rumlara destek vermesi karşılığında Rumlar bu hakkı İngilizlere verecekler.”(2)
Zaten ne ABD, ne İngiltere bu yatakların işletilmesini Rumlara bırakırdı. Böylesi bir anlaşmayla Rumlar bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Çok yönlü senaryolarla karşı karşıyayız.
Kısaca, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı proaktif davranarak, Uzun zamandır, A.B.D., İngiltere, A.B. ile çok uluslu şirketler ve de O.doğu ülkeleriyle çıkar birlikteliği bazında aynı yörüngeye oturmaya çalışıyor.
Sonunda, ABD’nin Mobili ile anlaşan Kıbrıs Rum Kesimi kuruluş günü olan 1 Ekim 2011’de doğal gaz arama çalışmalarını başlatıyor. Sondaj çalışmasından olumlu sonuç alındığında başka çok uluslu şirketlerle de anlaşmalar yapılacak. Bu gelişmeler sonucu Kıbrıs Rum Kesiminin yıllık 10 milyon avro gelir sağlayacağı değerlendiriliyor.
Türkiye ise, Ege ve D.Akdeniz’deki en güçlü kozunu, uluslararası alandaki en güçlü markasını, TSK ve donanmasının, yıllar önce bu amaçla Marmaris-Aksaz’a konuşlanan yenilmez armadasının zafiyete uğratılması için elinden geleni ardına koymayan küresel çaba ve manipülasyonları ve de bunların işbirlikçilerinin marifetlerini yargıyı da alet ederek perçinliyor. Bakın durum nedir? Yüzlerce general(17si Amiral), subay ve astsubay tutsak. 20 temmuz 1975 tarihinde NATO’dan bağımsız bir milli güç olarak kurulan Ege Ordusunun kaldırılması bile tartışmaya açılıyor(3).
Ve nihayet ”Türk ordusunu darmadağın ettik… Hep birlikte, bu yüzyılın en başarılı ordularından birini, hezimete uğrattık… Oysa o ordu, Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış yepyeni bir ülkenin gururuydu… Bu ülkenin hâlâ güçlü bir orduya ihtiyacı var… Ve en ihtiyacımız olduğu bir sırada, o asker elinde gazlı bezle yarasını sarmaya çalışıyor… Tarih bir gün bunu böyle yazacak…”(4) denilmek zorunda kalınıyor.
Dikkat ediyor musunuz? Her bağımsız ve egemen ülkenin yaptığı gibi ulusal çıkarlara odaklanmış bir dış politika yerine, ABD bile yüksek profil göstermekten çekinirken, bölge kabadayısı imajı yaratılarak, güvenlik ve ekonomik alanlarda(5)cepheler çoğaltılıyor. Libya ve Suriye’den sonra “One minute” şovu ile başlatılan, Marmara olayı ve BM raporu ile tırmandırılan İsrail. Küresel merkez denetiminde Doğu Akdeniz ısıtılıyor…
Nerede kaldı ulusal çıkarlar, sıfır sorunlu dış politika ve ne idüğü belirsiz demokratik açılımlı iç politika? Sonunda, inşallah “Bravo kapitano …” durumuna düşülmez. Fakat, işin şakası yok. Ülke, bir yandan içeride ve dışarıda kan kaybediyor; bir yandan çok ciddi badirelere gebe …
*Sevgili okurlar konunun geçmişine ilişkin geçen haftaki yazıyı gazetenin portalinde ya da www.turkcelil.com’da bulabilirler.
*KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı, saygıdeğer büyüğümüz R.Denktaş’a hepimiz adına acil şifalar diliyorum.
(3)Radikal G.,01.09.2011, Radikal gazetesinin haberine göre, Çelik,15 maddelik eylem planını açıklarken Ege ve 1nci orduların varlığını da  tartışmaya açtı.
(4) Ertuğrul Özkök; “Duygusal Ricat”, Hürriyet G., 26. 08.2011
(5)Utku Çakırözer; ‘Davutoğlu’nun Hatası, BM’ye O Raporu Yazdırmaktı’Cumhuriyet G., 04.09.2011
AYDINLIK G., 8.9.2



Kıbrıs’ta iki tane İngiliz Üssü bulunuyor. Dikelya ve Ağrotur (Akrotiri).1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına ve Anlaşmalarına göre tam bir “Bağımsız Devlet” statüsünde bu İngiliz Üsleri.

 Amerika Birleşik devletleri Merkezi Haber Alma Örgütü’nün (CIA) yayınladığı “World Factbook 2005’e göre Akrotiri adlı İngiliz üssü tanınmış bir devlet ve adı da AKROTIRI.

https://www.cia.gov/library/publications/the-world-fact-book/index.html internet adresinden bu bilgileri alabilirsiniz.

Devlet Başkanı 16 Ağustos 1960 tarihinden beridir İngiliz Kraliçesi Elizabeth II. Hükümetin başı ise 26 Nisan 2006 tarihinden beri General Richard Lacey. Bu devletin garantörü İngiltere ve hudutları içinde de İngiliz Ordusu bulunmakta.

Orta Doğu ülkelerine yapılan her hava saldırısında bu üsler hem Amerikalılar hem de İngilizler tarafından kullanılmakta.

Tabii bu devletin şimdi birde “Kıta Sahanlığı” oluştu aniden.
1960 Anlaşmaları içinde var olmayan İngiliz Üslerinin kıta sahanlığı, Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon yatakları bulununca varlığı ortaya çıktı.
Hidro karbon yataklarının varlığından sonra İngiltere devletinin adaya bakışı da değişti.


Akrotiri Devleti şimdi kendi toprakları ve kara suları içinde “Kıbrıs Aslanı” adını taşıyan bir tatbikat yapmak hazırlığında, tabii anavatanı İngiltere ile birlikte.
Bu tatbikatın amacı “İngiliz Gücünün Akdeniz’de Gösterilmesi” olduğu kesin. Bu güne değin her tür uçak ile İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerinin, Kara kuvvetleri ve aralarında sadece kendi başına 15 adet helikopter taşıyan bir helikopter gemisinin de bulunduğu 7 deniz birliğinden oluşan İngiliz Kraliyet donanmasının katıldığı bu çapta bir tatbikat hiç yapılmadı.

Bu tatbikat sırasında Akrotiri devleti kara suları içinde ve Kıbrıs adası açıklarında gerçek mermilerle atışlar yapılacak, hava savunma tatbikatı gerçekleştirilecek ve aynı zamanda da İngiliz Kraliyet deniz piyadeleri tugayı amfibik faaliyetlerde bulunacak.

Kıbrıs Aslanı adlı tatbikat ilk başta Sardunya Adası’nda gerçekleştirilecekti ama son anda Akrotiri kara sularında yapılmasına karar verildi. Böylece “Akrotiri Kara Suları” değimi de ilk defa politik literatüre girmiş oldu.

Bunun da bir tek gerekçesi var. 1960 Anlaşmalarının içeriğinde Akrotiri adlı İngiliz Egemen Üsleri’nin kara suları olduğuna ve Münhasır Ekonomik Bölgesi bulunduğuna dair her hangi bir not yok.

Ama bunu çağrıştıran bir bölüm var. İngiliz devleti veya Akrotiri Egemen Üsler Bölgesi yönetimi tatbikat yapmak istediğinde, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmasına göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nden izin almak zorunda değil. Bilgi vermesi yeterli.
Nisan ayı başında komando birlikleri ile üç savaş gemisi tatbikata katılmak için Akrotiri’ye gelmişti. Bunlara içinde bir adet helikopter gemisi ile 4 başka geminin bulunduğu ikinci bir grup gemi daha eklenecek. Diğer gemiler ve birlikler de bölgeye bir plan çerçevesinde intikal etmek üzereler.

Doğu Akdeniz’de askeri tatbikatlar yapılması, bölgede hidrokarbon araştırmalarının başlamasında itibaren İngilizlerin planlamalarında yer almaya başladı. Kıbrıs Aslanı adlı tatbikat, büyük bir olasılıkla Mayıs ayı bitmeden gerçekleştirilecek.

Bundan sonraki adımda İngilizler, Limasol’un batısında Akrotiri Egemen İngiliz Üssü’nün içinde yer aldığı Akrotiri yarım adasını öne sürerek, Akrotiri Devletinin kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge hakkının bulunduğu iddialarını ortaya atacak ve sonunda kabak biz Kıbrıslı Türklerin başında patlayacak.


Münhasır Ekonomik Bölgenin varlığı konusunda Rumlarla İngilizler sıkı bir pazarlığa girişecekler ve adanın tümünde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin egemenliğinin geçerli olabilmesi için İngiltere hükümetinin Rumlara her türü desteği vereceği karşılığında Rumlar bu hakkı İngilizlere verecekler ve yanlarına da İngiltere gibi bir devleti almış olacaklar.


Zaten Rumlar isteseler de istemeseler de, ne ABD ne İngiltere ne de İsrail, bu yatakların çalıştırılmasını Rumlara bırakmazdı. Böylesi bir anlaşmayla Rumlar bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar.

İşin ilginç yanı bu üslerin var oluş anlaşmasında biz Kıbrıslı Türklerin de imzası var. Münhasır Ekonomik Bölge hakkında da olmalı.
Prof. Dr. Ata ATUN


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

20 Nisan 2011 Çarşamba

İŞTE ARAŞTIRILMASI GEREKEN FAİLİ MEÇHUL
Bahiç Kılıç
Yıl 1973...
Yazar Raif Karadağ, devrin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile görüşmek üzere Ankara’ya gelmiştir..
53 yaşındaki yazar Karadağ’ın Türkiye’nin petrolleri başta olmak üzere, dünya petrol sahaları üzerine önemli çalışmaları vardır..
“Petrol Fırtınası, Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar, Şark Meselesi, Musul Raporu...”  adlı kitapları büyük ilgi toplamıştır.. Yazar bu kitaplarında emperyalizmin yağmaladığı petroldeki karanlık odakları tek tek deşifre etmektedir..
Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la randevusu da çok önemlidir.. Milli servet etrafında dönen emperyal oyunlar hakkında ulaştığı bilgiler değerlendirilecektir..
Son derece sağlıklı olan Karadağ, o gece otel odasında, ertesi günkü randevularına zinde gidebilmek için istirahate çekilir..
Ertesi gün uyanamaz!.. Vefat etmiştir.. Kalp krizi derler!.. Bu sağlıklı yazarın ölümü üzerine sis perdesi döşenir!..
O günden bugüne bu değerli yazarın ölümü üzerindeki sis perdesinin dağıtılması yerine, o sisin kalınlaşmasına adeta çaba gösterilmiştir!..

***

Karadağ’ın ölüm yıldönümü.. 38 yıl önce, eğer vefat etmeseydi Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la görüşecekti.. Gerçekleşemeyen görüşme, dünyadaki petrol rezervlerinin büyük bir bölümüne sahip olan Müslüman ülkelerden biri olan Türkiye’nin petrol yatakları üzerineydi.
“Petrol Fırtınası” adlı kitabında, çok uluslu petrol şirketlerinin ve artlarındaki hegemon ülkelerin marifetleri ele alınmıştı..
Ölümünde, bu kitabında ipuçlarını verdiği karanlık güçlerin ardındaki gizli servislerin parmağı olduğu kararlılıkla ileri sürülür..
“Petrol Fırtınası” kitabı küresel çeteleri aşırı rahatsız etmişti.. Kitabında, İngilizlerin desteğiyle Irak Kralı olan Şerif Hüseyin’in büyük oğlu Faysal’ın zehirlenerek öldürülmesi gibi konular vardı.. Irak petrolleriyle ilgili olarak İngiltere’de görüşmeler yaptıktan sonra İsviçre’ye giden Faysal, 7 Eylül 1933’te, kaldığı otelin odasında ölü bulunmuştu. Tıpkı Yazar Karadağ gibi...
Sözün özü; Yazar Raif Karadağ’ın 1973 yılında bir otel odasındaki esrarengiz vefatı, Türkiye’nin kıskaç altındaki petrol değerleri ile yakın ilişkili olarak yorumlanır.. Bu konudaki  “dokunulmazlık” (!) yani emperyalizmin baskısı, bu önemli ölüm olayının araştırılmasını hep engellemiştir..
Kaldı ki, petrol kokan faili meçhul konusu Raif Karadağ ile sınırlı değildir..
...
Mesela Muammer Aksoy.. Bu değerli hoca da suikast kurbanıydı.. Hoca, Türkiye’nin petrol rezervleri konusunda önemli çalışmalar yapıyordu..
Ne ilginçtir ki Aksoy, 31 Ocak 1990 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybediyor!..
Cudi Dağı’nda petrol arayan 6 Türk mühendisinin, 9 Eylül 1992 tarihinde PKK’lı teröristler tarafından öldürülmesi konusunu ifade ederken olaylarda PKK’nın derin bağlantılarını da hatırlayınız..
Altan Duransoy isimli genç beynimizin ABD’de çok önemli belgelere ulaştığı, bu belgelerde Türkiye’nin zengin rezervlerinin bulunduğu dile getirilmişti. Duransoy, ülkeye döndükten sonra, hem de “kafası kesilerek” korkunç bir şekilde öldürülmüştü!..
Raif Karadağ’ın ölümünü araştıracak bir babayiğit çıkar mı? Ne dersiniz?!



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."