NÜKLEER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NÜKLEER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2012 Çarşamba

NÜKLEER BAHANE,PETROL ŞAHANE


AB’DEN İRAN’A PETROL AMBARGOSU

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, nükleer programı nedeniyle İran’a petrol ambargosu uygulanmasında uzlaştı.
Karar, yeni petrol anlaşması görüşmelerinin kesilmesini, varolan anlaşmalara da 1 Temmuz’a kadar uyulmasını öngörüyor. Avrupa Birliği, şu anda petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini İran’dan karşılıyor. Aynı tarihlerde ABD’nin İran’ın petrol ticaretinin küresel finansmanını hedef alan yaptırımları devreye girecek.
“ABD-İRAN SAVAŞI 1 TEMMUZ’DA”
1 Temmuz tarihinden sonra İran Asya’ya bir miktar petrol ihraç edebilecek ama büyük oranda fiyat indirimine gitmek zorunda kalacak. Daha önceki yaptırımlardan farklı olarak petrol ambargosu İran vatandaşlarını doğrudan etkiliyor ve dolayısıyla rejime ciddi bir tehdit oluşturuyor.
AB’nin İran’a ambargo kararı, uluslararası uzmanlar tarafından ‘ABD-İran savaşının başlangıcı olacak’ diye yorumlandı. Amerikan uçak gemisinin Pazar günü Hürmüz Boğazı’ndan sorunsuz geçişiyle şimdilik sıcak çatışma tehlikesi atlatıldı ama petrol ambargosunun yürürlüğe gireceği tarih yaklaştıkça bölgedeki gerilimin tırmanacağı yapılan yorumlar arasında.
 Şalom-25 Ocak 2012

HİNDİSTAN VE ÇİN İRAN'A DOLAR YERİNE ALTIN ÖDEYECEK
FHA- Korsan İsrail istihbaratına yakınlığı ile bilinen Debkafile sitesi, Hindistan ve Çin'in İran'dan aldığı petrole karşılık dolar yerine altın ödeme kararı aldığını yazdı.
FHA- Konu ile ilgili bir yazı yayınlayan Debkafile, Hindistan'ın İran'ın bir numaralı petrol müşterisi olduğunu ve dolar yerine altın ödemeyi kabul ettiğini yazdı.
Debkafile, aldığı duyumlara göre Çin yönetiminin de aynı yöntemi izleyerek Amerika ve AB'nin petrol ambargosundan kurtulmaya çalıştığını belirtti.
Hindistan ve Çin İran'dan her gün bir milyon varil petrol satın alıyor, ki bu da İran'ın petrol ihracatının %40 kadarını oluşturuyor.
Debkafile, Yeni Delhi ve Pekin'in petrolün bedelini altınla ödemeleri durumunda yaptırımlardan kurtulacağını vurguladı.
Fars Haber Ajansı–25 Ocak 2012

ABD-İRAN EKONOMİK SAVAŞI
Pepe ESCOBAR
Ulusal Savunma Yetki Yasası’nda önemli bir değişiklik 2011’in son gününde -kimse dikkat etmezken- ABD Başkanı Barack Obama tarafından imzalandı. Bu değişiklikle, İran petrolü satın alan ve bunu İran merkez bankası aracılığı ile ödeyen herhangi bir ülke ya da şirkete ekonomik yaptırımlar uygulanması karara bağlanıyordu. Önümüzdeki yazdan itibaren, bunu yapmak isteyenlerin ABD ile iş yapmaları engellendi.
Bu değişiklik –tüm pratik amaçları ile ekonomik bir savaş açılması– sizlere, Benjamin “Bibi” Netanyahu başbakanlığındaki İsrail hükümetinin direkt emirleri ile Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) tarafından getiriliyor.
Orijinal İsrail stratejisi daha da abartılı idi ve İran’dan ithal edilmiş petrolün herhangi bir ülke ya da şirket tarafından ödenmesini engellemeye yönelik idi; Çin ve Hindistan muhtemelen istisnalar olmak üzere. Ancak bunun da ötesinde, Amerikan-İsrailliler bunun petrol fiyatlarının fırlaması sonucunu doğurmayacağına ikna etmeye çalışyorlardı.
Avrupa Birliği (AB) hükümetleri ise, İran’dan artık petrol alıp almamayı tartışırken, kendi zenginliklerini de vurmak konusunda eşi zor bir kapasite sergiliyorlar. Varoluşsal kaygıları şu: şimdi mi başlamayalım, yoksa birkaç ay daha mı beklemeyelim. Kaçınılmaz olarak, tıpkı ölüm ve vergiler gibi, sonuç petrol fiyatlarının yükselmesi oldu - başka ne olabilirdi zaten. İngiliz hampetrolü 114 dolar civarında seyrediyor, ve doğrultusu yukarıya doğru.

Beni hampetrole zamanında ulaştırın
İran, petrol İhrac Eden Ülkeler Örgütü’nin (OPEC) en büyük ikinci üreticisi ve günde 2.5 milyon varil petrol ihraç ediyor. Bu petrolün 450 bin varili AB’ye gidiyor. AB, Çin’den sonra İran için ikinci en büyük pazar.
AB Enerji Komiseri Gunther Ottinger, AB’nin İran kaynaklı kısıntıyı Suudi Arabistan’a güvenerek kapatabileceğini telaffuz ediyor.
Herhangi bir kendine güvenen petrol analizcisi Suudi Arabistan’ın gerekli tüm ekstra kapasiteye sahip olmadığını bilir. Bundan da öte, ve daha önemlisi, Suudi Arabistan’ın pahalı petrolden çok para kazanmaya ihtiyacı var. Karşı devrimci Suudi Kraliyet Ailesi’nin olası Arap Baharı ihtimalini engellemek için gerekli rüşvetler nedeniyle bu fonlara ihtiyacı var.
Buna Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidini ekleyin, ki bu da dünyanın petrolünün altıda birinin ve OPEC’in ihracatının yüzde 70’inin pazara ulaşmasının engellenmesi demek; petrol tüccarlarının olabildiğince daha fazla hampetrolü kilitlemek için birbirlerinin üzerine düşmelerine şaşmamak gerek.
Varili 50 dolara veya 75 dolara ulaşılan petrolü unutun. Petrolün varili yakında 120 dolar olacak ve hatta yazın 150 dolar olacak, tıpkı krizdeki 2008’deki gibi. OPEC, zaten 2008’den beri en yüksek petrol miktarını pompalıyor.
Dolayısıyla İsrail’in yol kenarında tezgahladığı doğaçlama patlayıcı alet şimdi küresel ekonominin tüm kesimlerini hedefleyen çok patlamalı ekonomik intihar bombasına dönüştü.
Nitekim, İran parlamentosunun ulusal güvenlik başkanı ve dış politika komisyonu başkanı Alaeddin Brujerdi, Batı’nın bu petrol yaptırımları ile “stratejik hata” yapıyor olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Oyunun 2012’deki adı, derin küresel durgunluk.

Obama ilk zarı atıyor
İran’ın merkez bankasına yaptırımların “masa üstünde olmadığını” sızdırdı. Obama yönetimi bunun petrol fiyatlarının yükselmesi demek olduğunu ve küresel durgunluğa tek yönlü bir bilete onay vermek demek olduğunu tabii ki biliyordu. Üstelik İran rejimi, petrol ihracatından daha fazla para kazanacaktı.
Ancak yine de Bibi-AIPAC ikilisi, İsrailliler-öncelikli Mekke’ler olan ABD Senatosu ve Kongresi’nden geçirmekte hiç zorlanmadılar; ABD Hazine Bakanı Tim Geithner’in buna karşı olduğunu ifade etmesine rağmen.
İmzalanan değişiklik İsrail tarafından bağrış çağrış istenen “kötürüm edici yaptırımlara” denk gelmeyebilir. Tahran sıkışmayı hissedecek, ancak tolere edemeyeceği bir seviyede değil. Ancak ABD Kongresi’ndeki sorumsuz kişiler -ki Amerikalıların çoğunluğu tarafından nefret edildikleri kamuoyu anketlerinde görülüyor – İran’ın küresel pazara günlük 2.5 milyon varillik ihracatını İran’ın elinden, küresel ekonomi açısından şiddetli sonuçlar olmaksızın alabileceklerini düşünebilir.
Asya gittikçe daha fazla petrole ihtiyaç duyuyor ve İran’dan petrol almaya devam edecek. Bu da petrol fiyatlarını oynatacak.
O zaman neden Obama anlaşmayı imzaladı? Obama yönetimi için, şu an her şey seçim hesabı dahilinde. Cumhuriyetçi başkanlık sirkindeki uçuk tiplerin –Ron Paul dışında– hepsi seçildikleri an İran’a savaş açacaklar ve Amerikan seçmeninin önemli bir kısmı bunu satın alacak kadar dünyadan bihaber.
Kimse, Amerikan ve Avrupa ekonomilerinin 120 dolar etrafında seyreden petrol ile fört etmeye ihtiyacı olmadığını sonucunu verecek temel matematik hesapları yapmıyor.

Bana gücünü göster
Kendi kendisini yenilgiye uğratan, krizdeki NATO ülkeleri toplamı dışında da herkes ve komşuları, İsrail-Amerikan ekonomik savaş ilanının etrafından dolanacak.
- Rusya etrafından dolanacağını söyledi.
- Hindistan halihazırda İran petrolü için Türkiye’deki Halkbank’a ödeme yapıyor.
- İran Çin’e daha fazla petrol satmak için aktif olarak pazarlık yürütüyor. İran Çin’in Suudi Arabistan’dan sonra ikinci en büyük tedarikçisi. Çin ödemeyi avro olarak yapıyor ve yakın zamanda yuan olarak yapacak. Mart’tan itibaren yeni fiyatlandırma için anlaşma imzalamış olacaklar.
- Venezuela 2009’dan beri İran ile iki uluslu bir bankayı kontrol ediyor. İran’a Latin Amerika’daki işleri için ödeme bu şekilde yapılıyor.
- Geleneksel ABD müttefikleri bile dışında kalmak istiyor. Türkiye, örneğin, petrol ihtiyacının yüzde 30’unu İran’dan karşılıyor.
- Türkiye Petrol ithalatçısı Tüpraş’ın ABD yaptırımları dışında tutulmasını talep edecek.
- Güney Kore de aynı şekilde 2012’de günde 200 bin varil petrol almak için yaptırımın dışında tutulmak isteyecek. Bu 200 bin varil Güney Kore’nin ihtiyacının yüzde 10’una denk geliyor.
Çin, Hindistan, Güney Kore’nin hepsinin İran ile karmaşık iki yönlü ticari bağlantıları var (Çin-İran ticareti örneğin, yıllık 30 milyar dolar ve gittikçe artıyor). Bunların hiçbiri Washington/Tel Aviv istedi diye sönümlenmeyecek. Dolayısıyla gelişmekte olan dünyada İran petrolünü satın almak için yeni özel bankaların kurulacağı kolaylıkla öngörülebilir.
Washington’un İran ile ilişki içindeler diye Çinli bankalara yaptırım uygulamaya cesareti ve gücü yok.
Öte yandan, Tahran’ın cesareti ve gücü övülmeye değer. Cinayetlerin üstünün örtülmesinde insafsız kampanyalara; İran’lı bilim adamlarının kaçırılmalarına; Sistan-Belucistan bölgesindeki sınır ötesi saldırılara; alt yapısına virüsler ve başka yollarla gelen İsrail sabotajına, topraklarının ABD casus uçakları tarafından istila edilmesinden, İsrail’in durmak bilmeyen “korkut ve sindir” amaçlı tehditlerine; ABD’nin Suudi Arabistan’a 60 milyar dolarlık silah satışına rağmen İran geri basmıyor.
Tahran kendi füzelerini başarılı bir şekilde, Hürmüz Boğazı’nda test etti. Daha sonra Tahran durmak bilmez saldırgan Batı ateşine tepki verdiğinde, “provokasyon yapmakla” suçlanıyor.
Geçen Cuma, New York Times yayın kurulu Pentagon’un İran’a tehditlerine aşık olmuş ve “maksimum ekonomik baskının” çığırtkanlığını yapmıştı.
Ortalama İranlılar acı çekecek, tıpkı ortalama kriz vurgunu Avrupalıların da acı çekeceği gibi. ABD ekonomisi de acı çekecek. Ve ne zaman Batı’nın fazla histerikleştiğini hissetse, Tahran da petrol fiyatlarının tavana fırlaması hakkını elinde tutacak.
Tahran’daki rejim petrol satmaya devam edecek, uranyum zenginleştirmeye devam edecek ve düşmeyecek. Tıpkı Pakistan’da düğün törenine düşen Hellfire füzesi gibi Batı yaptırımları sefil bir şekilde başarısız olacak. Ancak bu da Batı’yı da içine alan hasarla birlikte olacak.
 Haber.Sol.org.tr
  


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

1 Eylül 2011 Perşembe

29 Kasım 2010 Pazartesi

İRAN'DA NÜKLEER BİLİM ADAMI ÖLDÜRÜLDÜ

Tahran'da meydana geldiği duyurulan patlamalara bombalı saldırıların yol açtığı ve saldırılarda İranlı bir nükleer bilimcinin öldüğü, bir diğerinin ağır yaralandığı bildirildi.
Devlet televizyonunun haberine göre, nükleer bilimciler işyerlerine giderken otomobillerine motosikletli saldırganlarca bomba atıldı.
Saldırılardan birinde Tahran Üniversitesi nükleer mühendislik fakültesinden Mecid Şehriyari öldü, eşi yaralandı. İkinci saldırıda da nükleer fizikçi Feridun Abbasi ağır yaralandı

Arapça yayın yapan El Alem televizyonu, daha önce Tahran'da meydana gelen iki patlamada 1 kişinin öldüğünü, 3 kişinin yaralandığını duyurmuştu.
İran'da son yıllarda düzenlenen saldırılarda 2 nükleer bilimci öldürülmüştü. Tahran bu saldırıların,
Batı'nın İran'ın nükleer programını engelleme hedefindeki gizli çabalarının bir parçası olduğu suçlamasında bulunmuştu. 
 

13 Haziran 2010 Pazar

NÜKLEER SAVAŞ ÇIĞIRTKANLARININ GERÇEK YÜZLERİ

İran'a nükleer silah üretiyor diye vurmak amaçlayan ülkelerin gerçek yüzleri :


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

İRAN, TÜRKİYE VE BREZİLYA ARASINDA İMZALANAN ANLAŞMA METNİN İÇERİĞİ


Mehr haber ajansı muhabirinin bildirdiğine göre, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki 17 Mayıs 2010 tarihinde sağlanan 10 maddelik anlaşma metnin içeriğini açıkladı.
10 maddelik anlaşma metnin içeriği şöyle:

*Üç ülke nükleer silahların yayılmamasına vurgu yapmaktadırlar ve tüm üye ülkelerin yanı sıra İran İslam Cumhuriyeti’nin yakıt çarkı üzerinde araştırma ve ilerlemesine vurgu yapmaktadırlar.

*Yeni bir işbirliği ve teamüllerin başlanması için gayri tekabül, olumlu ve yapıcı bir ortamda bu üç ülke anlaşma metnindeki maddelerin icra edilmesine kayıtsız şartsız inanmışlardır.

*Yakıt takası barışçıl nükleer teknoloji alanlarda işbirliğin başlanması için önemli bir adım olarak nitelendirmektedir.

*Nükleer yakıt takası ileriye dönük olarak milletlerle işbirliği yapmak için başlangıç noktası oluşturacağı gibi olumlu işbirliği ve barışçıl nükleer işbirliğine dönüşmeli ve İran hukukuna hedef alan her çeşit tehdit dolu beyanatlar ve davranışlardan kaçınılmalı ve yerinde nükleer işbirliği ön görülmeli.

*1200 Kg az düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun İran’ın mülkiyeti altında kaydıyla İran ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun gözetimi altında Türkiye’de emanet olarak tutulacaktır.

*İran İslam Cumhuriyeti yukarıdaki konularla onayı olduğuna dair 7 gün süre zarfında Uluslararası Atom Enerjisi Kurum’a bildirecek ve Viyana grubu (Rusya, Fransa, ABD ve UAEK) olumlu yanıt verdiğinde Tahran reaktörü için 120 Kg nükleer uranyum temini için İran ve Viyana anlaşmasıyla ilgili olarak yazılı anlaşma yoluyla, açıklık getirecektir.

*Viyana grubun onayı ilan edilinceye kadar taraflar 6. Maddeyi uygulamak için kendilerini muvazzaf görülmektedir ve İran ise az zenginleştirilmiş 1200 Kg uranyumun (LEU) intikalyla onayını ilan edilmektedir ve Viyana grubu ise Tahran reaktörü için gerekli olan 120Kg miktarında  yakıtın teslimini taahhüt etmektedir.

*Bu anlaşmaya göre İran’ın isteği üzerinde takas gerçekleşmezse, Türkiye yakıtı İran’a geri verecektir.

*Ortak endişeler çerçevesinde Türkiye veya Brezilya’da olmak üzere İran ve 5+1’in müzakerelerine başlanması için Türkiye ve Brezilya olumlu yaklaşmaktadırlar.
Bu anlaşmada Türkiye ve Brezilya NPT antlaşması hukukuna sadık kalan İran’ın yapıcı yaklaşımından takdirlerini dile getirmekte, ayrıca bu iki ülke İran’dan da teşekkür etmektedirler.

11 Nisan 2010 Pazar

APOLLO SKANDALI

Bu çerçevede, çeşitli savunma, enerji ve medikal tesislerde bulunan tehlikeli nükleer malzemelerin durumları ve bunlarla ilgili alınabilecek güvenlik tedbirleri masaya yatırılacak. Haber ajanslarına verilen taslak bildiride Amerika'nın bu tür malzemelerin 4 yıl içinde güvenli hale getirilmesi yolunda bir teklif sunacağı da bildiriliyor.
Amerika bu teklifiyle başka ülkelerdeki nükleer malzemeleri kastederken kendi elindeki benzer malzemelerin güvenliklerinin tam anlamıyla sağlanmış olduğu varsayımından hareket ediyor.
Bu acaba böyle mi? Amerika'da çeşitli yerlerde bulunan tehlikeli nükleer malzemeler tam anlamıyla güvenilir haldeler mi? Bunların başkalarının eline geçme, çalınma ihtimalleri yok mu acaba? Amerika, bu ve benzer sorulara elbette 'Yok. Bizim malzemelerimiz sağlam bir şekilde kontrol altındadır' diye cevap verecektir. Oysa söz konusu zirve dolayısıyla bizim hatırladığımız bir olay Amerika'nın nükleer malzemelerinin de izah edilmeyen bir tarzda ortadan kaybolduğunu, muhtemelen çalınıp ülke dışına çıkarıldığını açıkça göstermektedir.
Bu olay yıllar önce meydana gelmiş ve birçok kişi tarafından 'Apollo Skandalı' olarak bilinen muhtemelen tarihin ilk nükleer hırsızlık olayıdır. 1965 yılında ortaya çıkan bu olay Nuclear Materials and Equipment Corporation (NUMEC) adlı özel şirkette anlaşılmaz bir şekilde kaybolan 100 kilogram civarındaki yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stoku ile ilgilidir.
NUMEC, Pennsylvania eyaletindeki Apollo şehrinde Amerikan donanması için nükleer yakıt çubukları üreten, daha sonra nükleer santrallerle ticari nükleer yakıt üretimine geçen ve bu konuda çok başarılı olan bir şirketti. Şirketin Başkanı Dr. Zalman Mordehay Shapiro adlı bir kimyacıydı. Sahasında yaptığı buluşlarla 15 kadar orijinal patentin sahibi olan Shapiro, dünyanın ve Amerika'nın ilk nükleer denizaltısı Nautilus'un nükleer reaktörünün geliştirilmesinde çok önemli rol oynamış, son derece parlak biriydi.
100 kilogram zenginleştirilmiş uranyum işte Shapiro'nın sahibi ve işletmecisi olduğu NUMEC'te kayıplara karıştı. Amerikalı nükleer yetkililer, CIA, FBI ve diğer devlet kurumları bu kaybolan uranyumun akıbetini araştırdılar, ancak herhangi bir suçlayıcı sonuca ulaşamadılar. Aynı şekilde skandal, Kongre'de çeşitli komisyonlarca birkaç defa araştırıldı, incelendi; ama yine bir sonuç alınamadı. Bu komisyonlarda yer alan İçişleri Komisyonu Başkanı Morris Udall, Apollo konusunu skandal olarak niteleyen, bu skandalı Watergate Skandalı ile aynı değerde gören bir duyarlı siyasetçiydi. Ancak o da 1977 yılındaki araştırmalarında bir yere varamadı. Esasen konuyu yakından bilenlere göre, Başkan Carter ve önceki başkanlar bile konuya el atmalarına rağmen herhangi bir sonuca ulaşamadılar ve skandal zaman içinde unutulup gitti, hatırlayan kalmadı. Daha sonra Enerji Bakanlığı'nın yaptığı araştırma ve denetimler sonucu NUMEC'ten kaybolan uranyumun bütün Amerikan ticari nükleer tesislerinde kaybolan miktardan fazla olduğu, toplam kaybın 269 kilogram olduğu ortaya çıktı. Bu uranyumun bir şekilde İsrail'e ulaştığı pek çok kimse tarafından iddia edildi; ama bu konuda kesin delillere bir türlü ulaşılamadı ve Zalman Shapiro kayıptan dolayı sadece Atom Enerjisi Kurumu'na 834.000 dolar tazminat ödemek zorunda kaldı, o kadar...
Bu arada bazı kaynaklarda zamanın CIA Başkan Yardımcısı Carl Duckett'in Amerikan Nükleer Düzenleme-Denetleme Komisyonu'nun birkaç üyesine verdiği brifing sırasında 'CIA'in İsrail'in ilk nükleer bombaları için gereken uranyumunun NUMEC'te kaybolan 100 kilogramlık uranyum olduğuna inandığını' söylediği yer aldı. 35 yıl önce meydana gelen Apollo Skandalı'nda ortaya çıkan 100 kilogram kayıp uranyum bununla sınırlı kaldı mı, bu skandal ilk ve son skandal mıydı, yoksa başkaları da meydana geldi de, bunların üstü mü örtüldü, bilemeyiz elbette. Birçok kimsenin bilmediği Apollo Skandalı işte böylesine manidar ve önemli bir skandaldı. Bugün ister istemez bunu hatırladık, hatırlattık.
Yarın Washington'da çok önemli bir Nükleer Güvenlik Zirvesi başlıyor. İki gün sürecek zirveye Başbakan Erdoğan dahil 47 ülke lideri katılıyor. Zirvede, teröristlerin ya da güvenilir olmayan ülkelerin eline geçmesi muhtemel olan çeşitli nükleer malzemelerin güvenliğinin nasıl ve ne şekilde sağlanacağı başta gelen gündem konusu olacak.
Fikret Erkan


30 Aralık 2009 Çarşamba


 NÜKLEER ENERJİ
Petrol zengini ülkeler bile nükleer enerjiye yönelirken biz satın aldığımız gazı yakarak elektrik üretiyoruz.İran yıllık elektrik satışını %85 arttırırken biz günü kurtaran enerji politikalarıyla nereye gidebiliriz?
Dünyanın en pahalı elektiriği ile gelişemeyen sanayii ve dört kişiden birinin işsiz gezdiği, nüfusunun %50 sinin 25 yaş ve altı olduğu bir ülkede bu gidişle sosyal patlama kaçınılmazdır.
Nükleer santralin patlamasına-çatlamasına gerek kalmadan bu halk yakında bir birini yer.
Birileride çevreci kınalarını çıkarıp bir taraflarına yaksın.
Daha ne diyeyim.


GÜNEY KORE, EMİRLİKLER'DE 40 MİLYAR DOLARLIK NÜKLEER İHALE KAZANDI


Güney Koreli bir konsorsiyumun Birleşik Arap Emirlikleri'nde bir dizi nükleer reaktör inşa etmek için 40 milyar dolarlık ihale kazandığı bildirildi.

Endüstri kaynaklarından alınan bilgilere göre konsorsiyum, Arap Körfezi'ndeki ilk nükleer enerji tesisini yapacak. Bu ihalenin Ortadoğu'da şu ana kadar verilmiş en büyük enerji anlaşması olmasının yanı sıra dünyada verilmiş en yüksek değerli nükleer enerji anlaşmalardan biri olduğu da belirtildi.
Bir endüstri kaynağı, "İhaleyi kazandık. Kesin değerini bilmesek de rakamın 40 milyar dolar civarında olduğunu tahmin ediyorum." dedi. Konsorsiyuma Kore Elektrik Enerji Şirketi (KEPCO), Hyundait Mühendislik ve İnşaat, Samsung C&T Şirketi ve Doosan Ağır Sanayiler'in dahil olduğu ve Güney Koreli grubun diğer Fransız konsorsiyum ile Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'dan katılan şirket gruplarını yendiği öğrenildi.

Körfez bölgesindeki ilk nükleer tesiste çalışmaların 2012'de başlaması planlanıyor. Program dahilinde ilk aşamada üç ya da dört reaktör yapılması öngörülüyor. Enerjiye olan talebin de geçen sene 15 bin megavata ulaştığı ve 2020 itibariyle de bunun 40 bin megawatt'a çıkacağı tahmin ediliyor.


GÜNEY KORE BAŞKANI DESTEK GEZİSİNDE

Bunun yanı sıra Güney Kore devlet başkanı Lee Myung-bak'ın Cumartesi günü resmi bir ziyaret için Birleşik Arap Emirlikleri'ne geldiği ve bugün (Pazar) BAE devlet başkanı Halife Bin Zayid El Nahyan ile nükleer enerji anlaşmasını imzalamasının beklendiği öğrenildi.

Her iki ülkenin de 'barışçıl nükleer enerji' sahasında ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi ve yenilenebilir enerjiler ya da karbon salınımlarının azaltılmasında da işbirliğine gitmeyi hedeflediği kaydedildi.

BARIŞÇIL AMAÇLAR

Son yıllarda daha aktif konuşulmaya başlanan BAE, Suudi Arabistan ve Mısır'daki nükleer enerji programlarının bölgesel silahlanma yarışına dönme ihtimaline karşı bazı çevrelerin dikkatini çektiği ifade edildi.

Dünyanın üçüncü büyük petrol ihracatçısı BAE ise herhangi bir yanlış anlaşılmaya karşı üzerinde çalışılan nükleer programın sadece barışçıl amaçlar ve ülkede artan elektrik talebini karşılama amacıyla olduğunu vurguluyor.,



BAE'deki nükleer programı başkan Abu Dabi yürütüyor. Abu Dabi, ülkedeki ham petrol rezervlerinin büyük kısmına sahip olurken yakın zamanda borçlarını erteleyeceğini ilan eden ticari merkez Dubai'nin de yardımına koşmuştu.


BAKINIZ:


“Nükleer santral çevre düşmanıdır ve Radyasyon yayar” yalanının gerçeği nedir?



“Nükleer santral çevre düşmanıdır ve Radyasyon yayar” yalanının gerçeği nedir?
Çevre konusundaki kriterleri ana enerji santralleri içinde en çok Nükleer Santraller sağlar. Bu durum için yapılan en önemli tablo aşağıdadır.
KONU
NÜKLEER
HİDROLİK
DOĞAL GAZ
KÖMÜR
TESİS ALANI
KÜÇÜK
BÜYÜK
KÜÇÜK
ORTA
YATIRIM MALİYETİ
YÜKSEK
YÜKSEK
ORTA
YÜKSEK
KURULUŞ SÜRESİ
ORTA
UZUN
KISA
ORTA
TESİS ÖMRÜ
50
40
40
35
KAMULAŞTIRMA
ÇOK AZ
ÇOK
ÇOK AZ
ORTA
ELEKTRİK MALİYET
DÜŞÜK
DÜŞÜK
YÜKSEK
ORTA
YAKIT MALİYETİ
KÜÇÜK
YOK
YÜKSEK
ORTA
GÜÇ YAPISI
YÜKSEK
ORTA
ORTA
ORTA
DIŞA BAĞIMLILIK
ÇOK AZ
YOK
ÇOK
KISMEN
BACA GAZI
YOK
YOK
ÇOK
ÇOK
CO2-Karbondioksit
YOK
YOK
ÇOK
ÇOK
NOx-Azotoksit
YOK
YOK
ORTA
ÇOK
SO2-Kükürtdioksit
YOK
YOK
YOK
ÇOK
KÜL
YOK
YOK
YOK
ÇOK
GÖÇ SORUNU
YOK
VAR
YOK
YOK





ORTALAMA
10
8
5
1
BACASIZ elektrik üreten TEK “ana” enerji kaynağı NÜKLEER ENERJİDİR.
Yukarıdaki tabloda sorulan sorulara verilen cevap ve renklerle uyumlu hale getirilmiştir. En çok yeşilin yani olumlu kriterin nükleer de olduğu açıktır. Buna rağmen sitemizde en çok eleştiri alan tablodur. Bu eleştirileri yapanlara; sizde benzerini yapın kendi doğrularınız ne ise yazın ve renklendirin, sitemizde adınızla birlikte yayınlayalım önerisine henüz olumlu yanıt veren olmadı. Nükleer enerjinin çevre dostu olduğu bu tablo dışında belgeleyen en acı gerçek “KÜRESEL ISINMA” olmuştur. Yıllardır termik enerji santrallerinin çevreyi katlettiği anlatmamıza izin vermeyenleri çaresiz bırakacak bir gerçek “TABİATIN İSYANI” ile ortaya dökülmüştür. İşte hangi teknolojinin tabiatı katlettiği ortadadır. Fosil yakıtların gerek ucuzluğu ve petrol şirketlerinin kasıtlı olarak nükleer karşıtlığını desteklemeleri neticesi konun uzmanları programlı bir şekilde medyadan uzak tutulmuş, karşı tarafa aşırı zaman tanınmış ve konu bilinçli bir bilgi kirliliği ile desteklenmiştir.
Şimdi bu kuruluş ve insanlara şunu soruyoruz. Konunun galibi sizlersiniz ancak tabiat isyan etti bir felaket ile karşı karşıyayız. Şimdi ne çözüm öneriyorsunuz denildiğinde cevaben: “Yenilenebilir enerji kaynaklarının” bu sorunu çözeceğini söyleyip insanlarımızı adeta ikinci bir tuzağa sokmaktadırlar. Bilimde netleşen bir durum mevcuttur; Alternatif (yenilenebilir) enerji kaynaklarının yerine ANA enerji kaynaklarını ikâme edemezsiniz. Bunu bilmezden gelip yılların yanlışlığı adeta başka bir yanlışla düzelteceğini sananlar “küresel ısınma felaketi” ile durumun vahametini anlamadılar ise bizim bilimsel olarak yapacağımız bir durum kalmamıştır.
Yıllardır çevre dostlarının bilerek–bilmeyerek yaptıkları hatalar ortada. Konu hepimizi kapsadığı ve sorumluluklarımızın ağır olmasından dolayı özellikle medyanın bu konu üzerine gitmesini arzu ederiz.
Nükleer Santral Radyasyon yayar yalanının gerçeği nedir?
Öncelikle Nükleer santrallerin “BACASIZ” olduğunu söyleyerek konuya girelim. Bu nedenden dolayı termik santraller gibi karbondioksit, azot oksit ve karbon monoksit gibi gazlar ve kül çıkartmaz. Aşağıdaki resimlerde görüldüğü gibi bir kubbe beton ile sistem koruma altındadır.
Nükleer yakıtlar çok sağlam bir kazan içinde olup bunun üzerine çeşitli koruma duvarları inşa edilmiştir. Son koruma ise dıştaki kabuk olup 1.5-2 metre kalınlığında bir çelik-beton karışımıdır. Yakıt çubuk atığı ise yıllık 25 ton boyutunda olup bir yemek masası hacmindedir. Çernobil benzeri kaza ABD’de 1979 yılında olmuştur. Ancak çevreye herhangi bir radyasyon sızmasını bu kabuk önlemiştir. Rus teknolojisinde böyle bir koruma mevcut olmadığından 100km çap içinde radyoaktif kirlilik sorunu ortaya çıkmıştır.


Kandu tipi kapalı bir nükleer santral
Doğalgaz, petrol ve kömür’den yanarken çıkan kilovat-saat başına karbondioksit miktarı. (1Pound=0.5Kg)

Enerji alanlarından yayılan CO2 miktarı (milyar ton olarak)
█ Çin █ A.B.D. █ Gelişmekte olan ülkeler. █ Diğer gelişmiş ülkeler.

KAPALI - BATI TİPİ AÇIK - DOĞU TİPİ

2 Ekim 2009 Cuma


GERÇEK NEDEN, ‘NÜKLEER TESİSLER’ DEĞİL, İRAN’IN TOPRAK ALTI SERVETİ



Dünya’nın “enerji devi İran” AVRUPA AJANSI (AVA) Londra Petrolün yanında hızla arttan önemi nedeniyle Doğal Gaz kaynaklarına sahip olan ülkeler, Dünya’nın “statejik hassas noktalarını” oluşturuyor. Nükleer tehlike bahanesiyle ABD ve BM tarafından ambargo uygulamasına başlanan ve çevresi füze kalkanlarıyla kuşatılan İran, bu noktaların en önemlisi. Dünya’nın üçüncü en büyük petrol ve ikinci en büyük doğalgaz üreticisi olan İran, Avrupa ve Asya’ya uzanan binlerce millik gaz boru hatlarının vanalarını elinde tutuyor. İran kendisiyle birlikte Dünya’nın gaz kaynaklarının hemen tamamını kontrol eden Türkmenistan ile imzaladığı anlaşmadan sonra, İran-Pakistan arasında 1300 mil uzunluğundaki gaz boru hattı anlaşması yürürlüğe girdi. Önümüzdeki yıllarda Hindistan ve Çin’e uzatılması düşünülen İran-Pakistan boru hattı, ABD’nin dayatmalarına karşı İran’ın kazandığı bir ekonomik-diplomatik başarı olarak değerlendiriliyor. ABD’NİN BORU SAVAŞLARI Enerji nakil hatları alanındaki uzmanlar Asya’da süren boru hatları çatışmalarının önümüzdeki dönemde yükseleceğini belirtiyorlar. 14 yıldan beri süren İran-Pakistan boru hattı görüşmelerinin imzayla sonuçlanmasını önleyemeyen ABD, yakın Asya’nın diğer doğalgaz devi Türkmenistan’ı, gazını batıya değil doğuya satmaya ikna etme çabası içinde. Zira Türkmen gazı batı pazarlarına ulaşmak için ya Rusya’yı ya da İran topraklarını kullanmak zorunda. Avrupa ülkeleri Rus tehdidinden kurtulmak için İran yolunu tercih etselerde ABD , hem İran hem de Rusya topraklarının kullanılmasını istemiyor. Bu nedenle ABD, Türkmenistan gazını Asya ya TAPİ (Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-İndia) boru hattı inşasıyla pazarlama çabasında. İran ile boru hattı anlaşması imzalamasını önlemek için Pakistanı doğrudan tehdit politikası izleyen Bush yönetiminin politikası Obama döneminde değişiklikler geçirdi. Obama, ABD’li çok sayıda uzmanın İslamabad kapılarına kadar dayanan Taliban korkusuna bağladığı, yeni bir teklif yaparak İran ile gaz boru hattı anlaşmasını iptal etmesi ve TAPİ’yi kullanması karşılığında Pakistan’a, yıllık 1 Milyar dolarlık karşılıksız yardım teklifi yaptı. ABD benzeri bir teklifi de Hindistan’a yaparak bu ülkenin nükleer yapılaşmasına yardımcı olacak kolaylıklar tanıyabileceğini açıkladı. İRAN GAZI OLMADAN “NABUCCO” ÇALIŞAMAZ Türkiye bu yıl içinde imzalanan Nabucco adı verilen doğalgaz boru hattı ile ‘boruların efendisi” olacağı doğrultusunda mesajlar verdi. Ancak Nabucco konusunda uzmanların görüşü bu umutları doğrular nitelikte olmadı. Zira işleyebilmesi için yıllık 31 milyar metreküplük bir taşıma hacmine ulaşması gereken nabucco boru hattı şu anda sadece Irak’tan pompalanacak yılda 5-6 milyar metreküplük bir kapasiteye sahip. Azerbaycan üzerindeki baskılara karşın Nabucco ya gaz vermeyi kabul etmiyor. Azerbaycan’ın –Rusya’ya rağmen pek mümkün görülmüyor- gaz vermeyi kabul etmesi halinde bile pompalayacağı gaz miktarı 10 milyar metreküp civarında.. Bu nedenle Nabucco’nun rantabl hale gelmesi ve inşa edilmesinin gerçekleşmesi ancak İran gazı almasıyla mümkün. Kapasitesinin yarısından çoğunu İran’dan sağlamak zorunda olan 2000 millik bir boru hattı inşa etmeye kalkmak, abesle iştigal değilse, İran’da olması varsayılan bir rejim değişikliğine endeksli olmak zorunda görülüyor uzmanlarca. Nabucco üzerine araştırmalar yapan stratejist Gal Luft, “11 milyar dolarlık bir yatırım yapan AB şirketleri her hal ve durumda İran’a mecbur kalmayı, Rusya’ya muhtaç olmaya tercih ediyorlar. Ancak hattın güvenliği için ABD’yi hoşnut etmek zorunda olan Nabucco yatırımcıları, hiç bir belgede İran ismini kullanmıyorlar. Ahmedinecat ise, sonuç olarak Rusya’yı ya da İran’ı zengin etmek arasında seçim yapmak zorunda kalacak olan Avrupa’nın İran’ı tercih edeceğini biliyor” diye yazdı. Ancak bugünü inceleyen uluslararası uzmanlar, Nabucco boru hattının inşa edilmesinin 2014 yılında tamamlanacağını ve o zamana kadar “köprülerin altından çok sular geçeceğini” hesap etmiyorlar. Bu hesaplar daha çok Pentagon’daki askeri uzmanlar tarafından yürütülüyor. Bunun yanında İran, Avrupa pazarına ulaşmak için Batıya doğru bir başka doğalgaz boru hattı inşa etmeye de girişti. İran’ın Güney Pars gaz yataklarından Türkiye-Yunanistan-İtalya üzerinden 1100 mil uzunluğundaki ikinci bir girişimi daha var. İlgili devletler tarafından onaylanan ve yine Avrupa şirketleri tarafından finance edilecek olan bu gaz boru hattı yıllık 20.4 milyar metreküp gaz taşıma kapasitesine sahip olacak. OPERA GERÇEK OLUYOR? Bu doğalgaz boru hatlarının İran rejimi yıkılmadan gerçekleşmesi durumunda batıya ve doğuya açılan üç büyük hattın vanalarına sahip olacak olan İran’ın gerçekten ‘boruların efendisi’ olması ve Dünya’daki ekonomik güç dengesini değiştirmesi ciddi bir değerlendirme olarak görülüyor. ABD ve İsrail in, yarattığı ‘Nükleer İran’ tehdidi daha çok bu gerçeklerden kaynaklanıyor. Tarihin yarattığı bir ironi olarak Nabucco ismi 3000 yıllık bir aradan sonra ikinci kez İran ve İsrail ülkelerini karşı karşıya getirebilir. Verdi’nin ünlü operasının adı olan ‘Nabucco’ da , Pers hükümdarı Nabukadnezar Yahudileri bugünkü Golf bölgesinden kitleler halinde göçe zorlar. Bugün 2000 millik bir doğalgaz boru hattı olarak karşımıza çıkan bir çekişmenin de taraflarından biri İran diğeri de ‘Yahudi esirlerinin’3000 yıl gecikmeyle intikamını almak için Nabukadnezar’ın ülkesini bombalayacağını ilan eden İsrail devleti…


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

30 Mart 2009 Pazartesi

Türkiye’yi bekleyen büyük tehlike
Türkiye’yi bekleyen büyük tehlike
Uluslararası İklim Değişikliği Paneli'nin Türkiye senaryosunda, yıllık ortalama sıcaklığın ileriki yıllarda 2,5-4 derece artacağı, Ege ve Doğu Anadolu'da artışın 4 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor.
30 Mart 2009 Pazartesi

ANKARA – Türkiye’de de iklim değişikliği kendini hissettirecek ve güney bölgelerimiz ciddi kuraklık yaşayacak Türkiye’de yıllık ortalama sıcaklığın ileriki yıllarda 2,5-4 derece artacağı, Ege ve Doğu Anadolu'da artışın 4 dereceyi bulacağı tahmin ediliyor. Senaryoya göre Türkiye’nin güneyinin ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşı kalacak, kuzey bölgelerde ise sel riski artacak.

Afet İşleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı 'Afet Bilgileri Envanteri'nde iklim değişikliğinin etkilerine de yer verildi. Çalışmada, fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, hızlı nüfus artışı, enerji üretimi, ormansızlaşma gibi etkiler sonucunda atmosfere salınan gazların sera etkisi yarattığı belirtilerek, bunun dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına ve küresel ısınmaya yol açtığı kaydedildi.

Küresel ısınmanın kaçınılmaz etkisinin iklim değişikliği olduğu ifade edilen çalışmada, 'iklimdeki önemli değişimler ve bunun etkileri şimdiden küresel ölçekte görülmeye başlanmış olup, bu etkilerin gelecekte daha da belirgin hale gelmesi beklenmektedir' denildi.

NÜFUS VE ÇARPIK KENTLEŞME

Çalışmaya göre, Uluslararası İklim Değişikliği Paneli'nin 3. tahmin raporunda, iklim değişikliğinden etkilenmeyecek ülke ve bölge bulunmadığı belirtildi. Son yıllarda özellikle ani meteorolojik değişikliklere bağlı gelişen ve yerleşim birimlerini tehdit eden şiddetli yağış, hortum, çamur-moloz akması gibi afetlerde artış gözlendi.

Türkiye'de de artan nüfus, çarpık şehirleşme ve yanlış arazi kullanımı, söz konusu afetlerdeki artışı tetikliyor.

IPCC'nin Türkiye senaryosuna göre, Türkiye'de yıllık ortalama sıcaklıklar ileriki yıllarda, ortalama 2,5-4 derece arasında artacak, Ege ve Doğu Anadolu'daki artış 4 dereceyi bulacak. Türkiye'nin güneyi ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olacak. Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu'yu kapsayan bölgelerde kış yağışları yüzde 20-50 arası azalacak. Kuzey bölgelerde ise sel riski artacak.

Senaryodaki bu tablo dikkate alındığında, Türkiye'nin iklim değişikliğinin olumsuz veya tehlikeli etkileri açısından risk grubu ülkeler arasında yer aldığı belirtilen çalışmada, şu görüşlere yer verildi:

'Dünya genelindeki doğal afetler ele alınınca, 31 çeşit doğal afetin çoğunu hidrometeorolojik afetlerin oluşturduğu görülmektedir. Doğal afetlerin çeşitleri ve önem sıraları ülkeden ülkeye de değişmektedir. Örneğin, Akdeniz Bölgesinde doğal afetler kuraklık, seller, orman yangınları, heyelan, dolu fırtınaları, çığlar, donlardır.

Ülkemizde ise en sık görülen meteorolojik karakterli doğal afetler ise dolu, su baskını, don, orman yangınları, kuraklık, şiddetli yağış, şiddetli rüzgar, yıldırım, çığ, kar ve fırtınadır.'

ÖNERİLER

Afet işleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı 'Afet Bilgileri Envanteri'nde iklim değişikliğinin etkilerine yönelik de önerilere yer verildi.