ALEVİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALEVİLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2011 Perşembe

C.H.P'NİN ALDIĞI OYLARIN TAMAMEN ALEVİLERDEN GELDİĞİNİ İLERİ SUNAN ARKADAŞLARA KÜÇÜK BİR VERİ

Excel'de aşağıdaki basit hesap tablosunu oluşturun.Üst bant verileri sabit 12 Haziran 2011 seçim sonuçları.Alt bandı Alevi nüfusu değiştirebilecek şekilde doğru oran denklemleriyle sürdürün.Çıkan sonuçlardan bir kaçını ben aşağıdaki tabloya koydum.
(Programı yapamayan arkadaşlar e-postama mesaj atsın göndereyim. kalem.35@hotmail.com)



CHP’nin aldığı oyları tamamen alevi oylarına bağlayan arkadaşlar CHP'ye korkunç (hatta AKP'den bile fazla) zarar veriyor ve CHP'yi marjinal bir parti durumuna dönüştürüyor. Galiba birileri bunun böyle olacağını biliyordu ve amaçlarına ulaşmak üzereler. Yeni-CHP'de savunulan tek şey Kılıçtaroğlu'nun Alevi oluşu olmamalıdır. Bu siyaset değildir ve CHP gibi köklü bir partiyi marjinalleştirip baraj altına düşecek kadar tehlikelidir.

Kılıçtaroğlu'nun alevi kimliği siyasi İslamcılar tarafında İstanbul Belediye Başkanlığında ve bu (12 Haziran 2011) seçimlerde kullanılmışken CHP tabanının gönüllü olarak bu tuzağa düşmesine anlam veremiyorum. Kılıçtaroğlu’nun Alevi, Sünni ya da başka bir mezhepten olması hiç önemli değildir, önemli yapılırsa bundan tek kazançlı çıkacak olan siyasallaşmış İslam olacaktır.

Yolun başındayken bu hatadan dönülmelidir. Öz eleştiri kültüründen korkmayınız;fakat din/mezhep/ırk ayrımcılığını CHP'nin içine sokmaktan korkunuz.
Yoksa AKP'nin istediği iki partili rejimi Türkiye CHP'siz yaşar.
Bu yorumumdan dolayı bana Baykalcı yakıştırması yapılmadan önce  şunu da belirteyim:
Ben Baykal'ı Ricky Martin'in müziği ile dumanlar arasından çıktığı kurultayından sonra sildim. Halkın ve emeğin partisine böyle burjuvazi tavrını yakıştıramadım.
Ama bu gidişle Baykal'ı mumla arayacağız.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Nisan 2011 Pazartesi

ALMAYA İSTİHBARAT KURUMU: PKK HALEN AKTİF – ALEVİLER KONUNUN MERKEZİNDE
ALMAYA İSTİHBARAT KURUMU:
PKK halen aktif – Aleviler konunun merkezinde   dpa 22.06.2010   
Almanya İçişleri Bakanı Thomas des Maiziere (CDU) bugün Berlin'de Anayasa İstihbarat Kurumu 2009 yılı raporunu açıkladı. PKK terör örgütü tekrar Anayasa İstihbarat Kurumu'nun gündeminde. Ayrıca dini ve etnik ayrılıkları kullanmak isteyenler de gözlemlenmekte, özellikle Aleviler.   Şu an Almanya'da etkinliği yasaklanmış olan PKK terör örgütünün yaklaşık olarak 11.500 sempatizanı bulunmaktadır. Terör örgütü PKK, YEK-KOM (Kürt Kültür Dernekleri Federasyonu) derneği ve solcu dernekler aracılığıyla kamuoyunda  mümkün olduğunca çok siyasi amaçlarını yaymakta ve  Almanya'da bulunan 800.000 kürt kökenli vatandaş üzerinde liderlik rolünü pekiştirmek amacını gütmektedir. Bu gelişmeler İçişleri bakanı Maiziere tarafından istihbarat raporunda açıklandı.   Almanya'da her yıl düzenlenen Uluslararası Kürt Kültür Festivali terör örgütüne yeni üyeler kazandırmak amacına hizmet etmektedir. PKK terör örgütünü finanse etmek için kaynak bulma çalışmaları da başka bir odak noktası. Ayrıca bir çok PKK destekçisi bir çok dernek altında toplanmış bulunmakta. Bu derneklerin en aktif olanları KOMALEN CIWAN (Gençlik Birliği), AKKH (Avrupa'daki Kürt Kadın Hareketi) ve YXK (Kürdistan Öğrenci Birliği)'dir.  Ayrıca YRK (Kürdistan Gazeteciler Birliği), YMK (Kürdistan Öğretmenler Birliği), YEKMAL (Kürdistan Aileler Birliği) ile dini örgütler CIK (Kürdistan İslam Cemiyeti), FEDA (Demokratik Aleviler Federasyonu), KAB (Kürdistan Alevileri Birliği), FKE (Kürdistan Yezidler Federasyonu) ve YEK (Kürdistan Yezidleri) diğer dernekler olarak sayılabilir.   Burada çarpıcı olan bir diğer nokta ismi geçen bu derneklerin AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) ile yakın bir bağlarının olmasıdır. Uzun zamandır bir çok etkinlik ve festivalde bu dernekler ve AABF birlikte hareket etmektedirler. AABF, 23.12.2009 tarihinde ARD kanalında yayınlanan ''Tatort – Namus kimin icin?'' isimli diziden sonra Köln şehrinde büyük bir protesto yürüyüşü düzenlemiştir. Bu prostestoya FEDA (Alevi Demokratlar Federasyonu) Başkanı Hüseyin Bildik'in yanı sıra Turgut Öker ve Ali Ertan Toprak'ta katıldılar.   Ali Ertan Toprak yapmış olduğu siyasi taahhüt ile Almanya'da ılımlı bir dernek olarak bilinen ve kürtler için çalışmalar yapan KOMKAR'da yüksek bir mevkiye gelmiştir. Bunun yanında Ali Ertan Toprak, Anayasa İstihbarat Kurumu tarafından gözetim altında bulunan YEK-KOM, ATİK ve ADHF derneklerinin düzenlemiş oldukları bir çok etkinliğe katılmıştır. 2009 yılında ADHK ve ATİK dernek yöneticilerinin konuşmacı oldukları 9. Munzur Rhein-Main Kültür Festivali'ne Ali Ertan Toprak'ta konuşmacı olarak katılmıştır. Ayrıca yukarıda bahsi geçen derneklerin düzenlemiş oldukları bir çok etkinlikte, örneğin Rüsselsheim ve Hamburg'ta, Ali Ertan Toprak devamlı konuşmacı olarak katılmıştır.   ATİK (Avrupa Türkiyeli İsciler Konfederasyonu) 1986 yılında kurulan, 6 eyalette etkinlik gösteren ve Türkiye'den Almanya'ya göç etmiş komunist düşünceye sahip insanların üye oldukları dernekleri altında toplayan bir çatı dernektir. ATİK, çatısı altında bulunan derneklere hangi yönde hareket etmeleri gerektiğini belirten bir tür siyasi liderlik rolü üstlenmiştir. Kuzey Ren-Vestfalya Anayasa Koruma Devlet Dairesine göre ATİK, Türkiye'de aktif olan Maocu TKP/ML örgütünün yurtdışı örgütü olup ADHF ise MKP isimli örgütün siyasi bir koludur.   AABF genel başkanı Turgut Öker'in YEK-KOM ile birebir bağlantıları olduğu tespit edilmiştir. 2008 yılında Gelsenkirchen şehrinde  „Öcalan için Özgürlük – Özgür Kürdistan“ isimli festivale Turgut Öker konuşmacı olarak katılmıştır. Daha önceki yıllarda ise Turgut Öker Almanya içinde ve dışında gerçekleştirilen Munzur festivallerine konuşmacı olarak katılmıştır. Turgut Öker en son Rüsselsheimer Mainland'da düzenlenen ve  Almanya polisinin yasadışı semboller içeren pankart ve bayrakları toplamak istediği ve toplarken olaylar çıkan 2. Dersim Kültür festivaline katılmıştır. Aynı zaman zarfında Dersim Cemiyetleri Federasyonu tarafından Gladbeck şehrinde düzenlenen diğer bir festivalde de Turgut Öker'in yanı sıra  ADHK başkanı Malzum Ceylan'ın da ismi konuşmacılar listesinde tespit edilmiştir. Görünen o ki Avrupa Aleviler Federasyonu, söz konusu olan PKK, TİKKO, TKP/ML ya da MKP örgütlerinin ve bunlara bağlı görüntülü ve yazılı basın bölümleri ile ilişki içinde olmaktan çekinmemektedirler. Avrupalı siyasi irticacı kürtler tarafından kurulan PSK (Kürdistan Sosyalist Partisi)'nin yönettiği bir cok internet sayfasında bu derneklerin yöneticilerinin makaleleri yayınlanmaktadır. PSK, şiddete ve dolaylı olarak PKK'nın liderliğine karşı çıkmasından dolayı çıkan  çatışmalara rağmen 1993 yılında partinin başkanı Kemal Burkay ve Abdullan Öcalan  Kuzey Irak'ta barışı sağlamak için 9 maddelik bir plan hazırladılar.   Almanya'da YEK-KOM, KON-KURD Konfederasyonun emrinde olup Avrupa'da PKK'nın yasal bir organizasyonu olup Anayasa İstihbarat Kurumu tarafından gözetim altında tutulmaktadır.   Yukarıda bahsi geçen derneklerin ve örgütlerin etkinlikleri hakkında bilgiler coğunlukla Türkçe veya Kürtçe olup Almanca bilgi ne yazık ki yok denecek kadar azdır. Ayrıca yapılan etkinlikler hakkında bilgiler oldukça az olup, bu bilgi eksikliği kanunen derneklerde çalısmaları yasak olan şahısların yine de bu tür dernek ve örgütlerde calışmalarına imkan sağladığı tahmin edilmektedir. Bu tahmin, Konfederasyonların listesinden aniden kaybolan bu tür derneklerin, konfederasyonlar tarafından düzenlenen etkinliklerde aniden ortaya çıkmalarından anlaşılmaktadır.  Diğer bir delil ise düzenli olarak bu tür derneklerin internet sayfalarının ve domainlerinin bir süre açılıp kapatılmasından ayrıca Kürt ve Dersim isimleri altında gerçeklestirilen bir çok etkinlik için bu dernekler arasında işbirliğine girilip, finansal anlamda destek sağlanmasıdır. Bu girişim şimdiye kadar düzenlenen her etkinlikte uygulanmıştır.  

Verfassungsschutz: PKK weiterhin aktiv – Alewiten im Blickpunkt   dpa 22.6.2010 Bundesinnenminister Thomas des Maizière (CDU) hat heute in Berlin den Verfassungsschutzbericht 2009 vorgestellt. Die PKK steht erneut im Visier der Verfassungsschützer. Zu beobachten ist aber auch die Bemühung, die religiös-ethnischen Potentiale auszuschöpfen, darunter die Alewiten. Die mit einem Betätigungsverbot belegte „Arbeiterpartei Kurdistans“ (PKK) verfügt hierzulande weiterhin über eine konstante Kernanhängerschaft von etwa 11.500 Personen. Die Organisation versuche insbesondere durch verstärkte Öffentlichkeitsarbeit – durch die YEK-KOM – Föderation der Kurdischen Kulturvereine e.V. sowie die Einbeziehung der LINKEN –, ihre politischen Positionen zu verbreiten und die von ihr beanspruchte Führungsrolle unter den 800.000 in Deutschland lebenden ethnischen Kurden zu festigen und auszubauen. Das teilte Bundesinnenminister des Maizière bei der Vorstellung des neuen Verfassungsschutzsberichts mit. Großveranstaltungen, wie beispielsweise das regelmäßig in Deutschland stattfindende „Internationale Kurdische Kulturfestival“, dienen auch dem Ziel, neue Anhänger zu werben. Die Beschaffung von Geldern zur Finanzierung der PKK ist ein weiterer Arbeitsschwerpunkt der Organisation in Westeuropa. Zahlreiche Anhänger der PKK sind darüber hinaus in so genannten Massenorganisationen organisiert, die jeweils bestimmte Berufs- und Interessensgruppen repräsentieren. Hervorzuheben sind die Jugendorganisation „KOMALEN CIWAN“ (sinngemäß „Gemeinschaft der Jugendlichen“), die „Kurdische Frauenbewegung in Europa“ (AKKH) und die Studentenorganisation „Union der StudentInnen aus Kurdistan“ (YXK), die besonders aktiv sind. Ebenfalls zu nennen sind die „Union der Journalisten Kurdistans“ (YRK), „Union der kurdischen Lehrer“ (YMK), „Union der Juristen Kurdistans“ (YHK), „Union der Schriftsteller Kurdistans“ (YNK), „Union kurdischer Familien“ (YEKMAL) sowie die Religionsgemeinschaften „Islamische Gemeinde Kurdistans“ (CIK), „Föderation der demokratischen Aleviten“ (FEDA), „Union der Aleviten aus Kurdistan“ (KAB), „Föderation der Yeziden Kurdistans“ (FKE) und „Union der Yeziden aus Kurdistan“ (YEK). Auffallend hier auch, dass unter den genannten Organisationen auch eine Nähe zur AABF (Föderation der Aleviten Gemeinden in Deutschland e.V.) festzustellen ist. Dabei besteht seit langem ein reger Kontakt zwischen den Organisationen und den AABF-Vorsitzenden, u.a. in Kundgebungen und Festivals. Nach dem umstrittenen ARD-”Tatort” mit dem Titel “Wem Ehre gebührt” vom 23. Dezember 2009, hatte die Alevitische Gemeinde Deutschland (AABF) zu einer Demonstration in Köln aufgerufen. Eingefunden hat sich zu der Demonstration wohl auch Hüseyin Bildik, Vorsitzender der FEDA (Föderation der demokratischen Aleviten) zusammen mit Turgut Öker und Ali Ertan Toprak. Mit politischem Engagement etablierte sich Ali Ertan Toprak u.a. in der KOMKAR e.V., die seit Jahren als gemäßigter Verein, für Kurden in Deutschland arbeitet. Daneben nahm Toprak, der in der AABF der stellvertretender Vorsitzender ist, an einigen Festivals Teil, die von der vom Verfassungsschutz beobachteten YEK-KOM, ATIK oder ADHF organisiert wurden. Im Jahre 2009 nahm Ali E. Toprak beim 9. Munzur Rhein-Main Kulturfest in Mainz als Redner teil, bei denen u.a. ADHK- sowie ATIK-Vorsitzende ebenfalls Reden abhielten. Auch in einigen anderen Vorträgen nahm Toprak teil, die von den besagten Organisationen anberaumt oder unterstützt wurden, darunter in Rüsselsheim und in Hamburg.     Die Avrupa Türkiyeli Işçiler Konfederasyonu (ATIK) (Konföderation der Arbeiter aus der Türkei in Europa) ist ein kommunistisch ausgerichteter Dachverband von auf nationaler Ebene bestehenden Vereinigungen („Föderationen“) von aus der Türkei stammender Migranten in Europa, die im Dezember 1986 gegründet wurde und derzeit nach eigenen Angaben Sektionen in 6 Staaten unterhält. Die ATIK “gibt den Föderationen die Richtung an“, tritt also ihren Sektionen gegenüber als politische Führungsebene auf. Laut dem Landesamt für Verfassungsschutz Nordrhein-Westfalen ist die ATIK eine Auslandsorganisation der maoistischen TKP/ML und die ADHF (Konföderation für Demokratische Rechte in Europa) ein politischer Flügel der MKP. Der Vorsitzende der AABF Turgut Öker selbst unterhält scheinbar auch Kontakte zur YEK-KOM. 2008 soll Turgut Öker am Festival als Redner teilgenommen haben, das unter dem Motto „Freiheit für Abdullah Öcalan – Frieden in Kurdistan“ in Gelsenkirchen stattfand. Aber auch in den vergangenen Jahren zuvor, nahm Öker u.a. an den Munzur-Festivals im In- wie Ausland als Redner teil. Aktuell beteiligte sich Öker wohl auch am 2. Dersim Kulturfestival im Rüsselsheimer Mainvorland, bei dem es zu Ausschreitungen kam, als verbotene Symbole von der Polizei beschlagnahmt werden sollten. Zeitgleich fand auch in Gladbeck ein zweiter Festival statt, das von der Föderation der Dersim Gemeinden in Europa organisiert wurde. Auch hier wurde Turgut Öker zusammen mit Mazlum Ceylan (ADHK-Vorsitzender) als Redner aufgelistet. Es scheint auch innerhalb der Europäischen Föderation der Alewiten keine Berührungsängste zu mutmaßlichen Ablegern der PKK, TIKKO, TKP/ML oder MKP sowie ihrer TV- und Internetmedien zu geben. So sind zahlreiche Artikel von hochrangigen in Europa ansässigen Mitgliedern in kurdischen Internetseiten zu lesen, u.a. in der PSK, eine von Kurden im europäischen Exil gegründete Partei (Sozialistische Partei Kurdistans). Die PSK lehnt zwar Gewalt ab und sprach auch indirekt die Führungsrolle der PKK ab, weshalb es auch zu Auseinandersetzungen kam; trotz alle dem legten 1993 ihr damaliger Vorsitzender Kemal Burkay und Abdullah Öcalan einen gemeinsamen Neun-Punkte-Plan für einen Frieden in Nordirak vor. In Deutschland ist die Mitgliedsföderation YEK-KOM (Yekitîya Komalên Kurd li Elmanya), der Konföderation der Kurdischen Vereine in Europa (kurdisch: Konfederasyona Komelên Kurd Li Avrupa) (KON-KURD) unterstellt und gilt als die legale Organisationsstruktur der Untergrundorganisation PKK in Europa, weshalb sie ebenfalls vom Verfassungsschutz beobachtet wird. Alles in allem ist das Geflecht zwischen den zuvor genannten und im Verfassungsschutz aufgeführten Vereinen und Föderationen nahezu auf Namen beschränkt, zumal die Öffentlichkeitsarbeit innerhalb dieser Gemeinschaften in türkischer bzw. kurdischer Sprache nur spärlich wiedergegeben werden. In deutscher Sprache herrscht dagegen ein hoher Mangel an Informationen. Zum einem scheint man eine Scheu vor der Selbstdarstellung zu haben, weshalb von Vorständen und Mitgliedern dieser Vereinigungen nur spärliche Informationen vorliegen. Zum anderen sind über die Organisatoren von Veranstaltungen, Festivals und Kundgebungen nur wenig bis keine Informationen zu finden. Das könnte ein Hinweis darauf sein, das man Mitgliedern die von Vereinsverboten betroffen sind, dennoch eine Arbeit in einem anderen oder neuen Verein ermöglicht, ohne dabei die Identität unbedingt preis zu geben. Mal sind es Vereinigungen die nicht einzeln beim Namen genannt werden, Personen die im Umfeld der Organisationen tätig sind, oder aber gänzlich im unklaren bleiben. Das wird u.a. dadurch deutlich, das vormals für Initiativen und Konföderationen ausgewiesene Vereine und Verbände plötzlich aus den Listen verschwinden bzw. einzelne wieder gelöscht werden oder aber nie auftauchen, jedoch in den Veranstaltungen auftreten. Entsprechend werden auch kontinuierlich Internetseiten gewechselt, Domains aufgeschaltet und wieder abgeschaltet. Auffällig ist, das unter dem Begriff “Kurden” und “Dersim” für sehr viele Festivals und Veranstaltungen mit vereinsübergreifenden Mitteln geworben wird. Das traf bisher bei allen Festivals zu.   


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

30 Mayıs 2010 Pazar

ALEVİ AÇILIMI

Ergenekon düzmecesinde Alevilerin avlandığı artık çok net ortaya çıktı.
Neden Alevilerde Suniler değil?
AKP sunilere daha mı yakın?
Hayır.
Akp için mezhebin önemi yok, hatta dinin de önemi yok. Sadece %5-7 radikal oyları Sünnilerden aldığını biliyor ve bunları kaçırmak istemiyor. Ama çok iyi bildiği ve ona bildirilen bir şeyler var. Alevilik sadece din olarak görülmemeli. Alevilik Atatürk felsefesinin Anadolu’da yaşayan dini motiflerde taşıyan ama gerçekte siyasi iz düşümüdür.
İşte bunun bilincinde olan yabancı istihbaratların güdümündeki F tipi yapılanmanın önündeki en büyük engeldir. Mossad ve Cia ülkemize F tipi yapılanma ile girdi. Çok güzel bir maske taktılar ve çok uzun süreli yatırım yaptılar. Adım adım kadrolandılar ve laikliğin 3 ayağından biri olan Cumhurbaşkanlığını ele geçirdiler. İkinci ayağını Anayasa Mahkemesinin başını Turgut Özal sayesinde ekonomist Haşim Kılıç’la ele geçirmişlerdi ama tamamen kadrolar ele geçirilemedi. Bunun en bariz örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açtığı  ''AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir''  temalı dava
6 üye kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy kullanırken, hazine yardımının kesilmesi hakkındaki oylamaya 11 üyenin 10'u kesilmesi yönünde oy kullanmıştı. Yani 11 üyeden 10’u ''AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir''  demişti. Demeyen kim di?
Özal’ın Haşim Kılıç’ı. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin başkanı.
Şimdi Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirerek ele geçirme çabasında.
Ve laikliğin üçüncü ayağı Ordu.
Ordunun içerisindeki aleviler ayıklanmaya başlandı. Deniz Yarbay Ali Tatar bunlardan biriydi ve suçlamaları kaldıramayıp intihar etti. 3’üncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in  alevi olmaları tesadüf sayıla bilir mi?
Bütün bunlar Mossad ve Cia ile Ilımlı İslam, Dinler arası diyalog masallarıyla yapılmak istenen tamamen Atatürk ve Laiklik çizgisinden çıkmış Asya kapısı Türkiye’nin şekillendirilmesi projesidir.
F Tipi yapılanma sadece Türkiye’de değil tüm Asya’da ki Müslüman özelliklerde Türklerin bulunduğu ülkelerde okullar aracılığıyla yapılandı. Fakat ilk fark eden Rusya oldu ve Rus gizli servisi FSB “ABD ve İngiltere adına ajanlık yaptığı, Türk cumhuriyetlerinde bazı darbe girişimlerine karıştığı, yine bu ülkelerde patlak veren bazı iç karışıklıklarda rol oynadığı” gerekçesiyle okulları kapattı.50 öğretmenini de sınır dışı etti. Ardından Azerbaycan, Kırgızistan geldi.
Oysa Türkiye’de F tipi yapılanma hiçbir engelle karşılaşmadan yapılanmasını sürdürdü, kadrolandı.
İşte bunların dini kullanarak Mossad,Cia’yı içimize sokma faaliyetlerinin karşısında dik duran Alevilerin hemen hemen tamamı ve iyi eğitimli Atatürkçü Suniler oldu.Ama eğitimi yeterli olmayan,ekonomik darboğazda tutulan,eğitim sistemi bilinçli olarak laçkalaştırılan Sünni kesim bu din maskesine bürünmüş ajanları fark edemedi.

İlk önce alevi açılımı diye denendi.
Aleviler mevki, mertebe, kariyer ile AKP’nin burjuvası yapılması denendi.
Bunun farkında olan birkaç kurnaz Alevi de AKP den milletvekili olmayı kabul etti.
Bu kişiler; Alevilerin haklı talepleri olan Diyanet İşlerinde Aleviliğinde temsil edilmesi sağlayarak Alevilerin gözünde kahraman olacak ama daha önemlisi AKP’nin talan nimetlerinden ferdi olarak faydalanacaklardı. Olmadı; olmazdı da. Asırlık Alevi düşmanlığından beslenen bu kara zihniyet AKP’nin gönüllü/radikal tabanı oluşturuyordu.
“Madımak’ta Buluşalım” pankartlarının Erzurum sokaklarında asıldığını daha dün gibi hatırlıyorum.
Madımak önünde kükreyenler şuanda AKP’nin radikal tabanı.
Görüşmek umuduyla.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Kasım 2009 Perşembe


EMPERYALİZMİN -B PLANI:
ALEVİLİK "IRKLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR"



40 yıllık hayatım boyunca gerek üniversite, gerek iş hayatımda, gerekse normal yaşantımda çok yakın alevi arkadaşlarım oldu. Her zaman Atatürk’ü en iyi anlayanların Aleviler olduğunu düşünmüşümdür. Anadolu’nun şekillenmesinde Alevilerin çok önemli bir yer tuttuğunu da iyi biliyorum. Alevilerin Osmanlı döneminde yaşadıkları sıkıntılarından Cumhuriyet dönemine sarkan saçma sapan yakıştırmalarla karalandığına da şahit oldum.

Bunlar önemli konular.

Alevilerin Türk olduğu da birçok uzman tarafından yazıldı çizildi. Hatta Kürt Alevi olmayacağı, kendini Kürt Alevi gibi göstermeye çalışanların Ermeni kökenli olduğu da yazıldı. Türk Tarih Kurumu eski başkanı (AKP tarafından şutlanan) Yusuf Halaçoğlu bunlardan sadece biridir. Doğrudur/yanlıştır bunu bilemem (Tarihçi değilim) ama bildiğim birçok Türk Alevi arkadaşımın olduğudur.


Bunlar bilinenler.

Şimdi kendi görüşlerime gelirsem:

AKP’nin alevi oylarına oynadığı zaten biliniyor. Bunu saklamıyorlar ve aleni bir şekilde söylüyorlar. “Aleviler AKP’ye asla destek vermez” diye düşünenlerdenseniz bunu mutlaka fark etmişsinizdir.

“Alevilik Tunceli’ye sıkıştırılmaya çalışılıyor. Tunceli yani Dersim. Dersim yani Kürt demeye çalışıyorlar.”

Kürt açılımını Ermeni ve Kıbrıs hatta Norşin ve Potamya ile çeşnileyen AKP’nin hedefi; “ne kadar bölünürsek o kadar iyi” gibi Emperyalistin değişmeyen temel kuralı “Böl ve yönet” kuralına hizmetten başka bir şey değil.

Aleviler üzerinde oynan bu oyun ilk değil.

“Emperyalist Anadolu’da Kürt kartını koz olarak kullanıyorsa Alevi kartını her zaman joker olarak kullanmıştır.”

Tarihin kilit noktalarında Aleviler emperyalistin hedefi olmuştur. Çok geç zamanlara gitmeye gerek yok.

Gazi Mahallesinde Cem evinin taranması ve Irak operasyonu arasındaki bağ böyle Ergenekon çetesi saçmalığınla falan açıklanamaz.

Sivas Madımak otelindeki bu rezil katliam tam bir projedir.

Ama gelişmiş iletişim ve hoşgörü kültürü geliştirmiş Aleviler;eğitim ve geleneksel lobicilikleriyle halkını çok çabuk aydınlatmış ve bu tuzaklara düşmesini engellemişlerdi.

Alevilerin Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine bağlılığını bilen emperyalist güçler ve bunların içimizdeki yağdanlıkları B planına geçtiler.

“Alevilerin Kürtleştirilmesi.”

“Alevilik inanç olmaktan çıkarılıp, ırksallaştırılmaya çalışılıyor.”

Mesele budur.

Aleviler CHP’ye destek vermişlerdir.

Ama şunu unutmayınız ki her zaman haklı olarak “şartlı bir destektir” bu. Yeri geldiğinde toplumu sarsan olayların dışında kalmayı tercih etmişlerdir. Bunun en belirgin örneği “Ergenekon Davası” gibi insanlık onuruna, haklarına tecavüz davasına seyirci kalmaları, “bekleyelim görelim” mantığıyla yaklaşmaları gösterile bilir. Hatta bana “bu kırıcı dönemde AKP’nin sıkışmasından küçük çıkarlar sağlama derdinde oldukları” izlenimi de veriyorlar.

Nedir bu basit çıkarlar?

“Cem evlerine parasal devlet desteği ve Diyanet İşlerinin yapısının değişmesi gibi demokratik haklarını AKP gibi şeriat tabanlı, II. Cumhuriyetçi ve Emperyalizmin ülkemize armağanı bir partiden talep ediyorlar.”

Bu temelde yanlış olan yaklaşım Alevilere, Alevi kültürünün doğasına aykırı ve en büyük saygısızlıktır.

Alevilerin bu süreçte AKP’nin sıkışmasından koparacakları küçük tavizler yerine; Ulusal, demokrat, Atatürk milliyetçisi, Antiemperyalist yapılarını daha ön plana çıkarmalı ve mücadelelerini bu şekilde sürdürmelilerdir. Ayrışmanın kaptan gemisi olmak yerine kaynaşmanın lideri olmalıdırlar. Anadolu’nun canlarına yakışan budur ve benim inancım Anadolu’da Alevisiz emperyalizmle mücadele olmaz.

Hz.Ali ve Atatürk’ün resimlerini birlikte duvara asan bir halkın AKP gibi emperyalistin dümen suyuna girmiş, emir eri olmuş bir partiden herhangi bir beklenti içerisine girmesi utanç vericidir.
Alevi arkadaşlar bu yazımı duyduğum saygıdan dolayı “öz eleştiri” olarak kabul etmelerini diliyorum.

Saygılarımla

Levent Kalem

19 Kasım 2009

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."