DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ ÖRGÜTLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ ÖRGÜTLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2009 Cumartesi


Trilateral Komisyon Trilateral Komisyon (Trilateral Commission, TC) ABD'de yesertilen Yeni Dünya Düzenini tüm dünyaya yani Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonyaya daha iyi yayabilmek için olusturulmus ve 1973'te David Rockefeller, Henry Kissenger ve Zbigniew Brzezinski tarafindan kurulmus gizli bir örgüttür (Sklar 1980; Robertson 1991; Ross 2000; Marrs 2000). Brzezinski 1973-1976 arasinda baskanligini yapmistir. CRF'nin Atlantik ötesi ülkelerde CIA tarafindan örgütledigi bir kurulus oldugu bilinmektedir. Adresi: 345 Street, East 46th Street, Suite 711, New York, NY 10017 dir.
1994'teki bir TC bildirisine göre Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya'dan 325 kilit noktadaki isim TC'ye üyedir. Sistem CFR'da oldugu gibi islemektedir. Ama bu ABD'nin ve globalizasyonun tüm dünyaya yayilmasi için Amerikan-Nazizminin yeni bir oyunu sahneye koymasindan ibarettir. Buradaki hedef yine ekonomik sinirlarin kaldirilmasi ve politik, ekonomik, askeri, politik ciddi noktalardaki kisilerin kontrol altina alinmasidir. CFR anayasasindaki ilkeler TC'da da geçerlidir.
Her ne kadar adresi yeri, üyeleri belli ise de Trilateral Komisyonun yaptigi aktivitelerin ardinda gizli amaçlar, ABD'li istihbarat örgütleri ve NATO'nun gizli özel savas örgütleri vardir. ABD baskanlarinin ve Avrupa, Amerika ve Japonya'daki yönetici kadrolarin çogu TC üyesidir. Tüm dünyada TC, Bilderberg ve CFR birbirinin içine girmislerdir ve her üçünün de üyesi olan 50 kisi vardir (daha önce sunuldu). Örnegin Bill Clinton, Brent Scowcroft (Ulusal Güvenlik Konseyi), John Mark Deutsch (CIA direktörü), Robert Strange McNamara (Savunma Bakanligi Sekreteri), Henry Kissenger, Walter Fritz Mondale ( Japonya Büyükelçisi), Benjamin Nye (Hazine sekreteri) gibi dokunulmazligi olan isimler her üç teskilatin da üyesidirler.
Burada temel olarak anlatilmak istenen 19. yüzyilda bazi gizli cemiyetler, zengin aileler tarafindan yaratilan bir ideolojinin nasil önce ABD'de CFR olarak kök salip, sonra nasil Bilderberg ve Trilateral komisyon sayesinde her ülkenin iç yapisini ve politikasini, endüstrisini, medyasini ve sosyal yapisini kontrol ettigidir. Amerikan derin Devleti ve Dünya Gizli Hükümetine karsi tüm Amerikalilar ve Avrupalilar bilinçsizdirler, çünkü 45 yil boyunca totaliter bir komünizm gelecek korkusu ile uyutulmuslardir. Sonuç ve Türkiye bu gizli örgütlerin neresinde?
Türkiye'de de bu gizli örgütlerin çok büyük etkinligi vardir ve 1948'lerden sonra Türkiye'yi hiç bir zaman bu ülkeyi kuran Kemalist ulusalci ve vatansever ideoloji yönetmemistir, Türkiye 1948'den sonra bize Bati tarafindan biçilen Türk-Islam Sentezci ve ülkeyi emperyalizme köle haline getiren bir ideoloji tarafindan yönetilmistir. Bu yönetim bahsedilen CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyon tarafindan da sekillenmistir. Ne yazik ki gerek Türkiyeyi yöneten, gerekse Türk istihbarat örgütlerinin içinde olan bazi Bilderberg ve Trilateral Komisyon üyeleri vardir. Bu örgütlerin Türkiye için verdigi kararin Sevr kosullarinin uygulanmasi oldugunu görmemek için ise kör olmak gerekir..

2 Eylül 2009 Çarşamba


Alperen Polat
Utah’daki kirli karargâhın Türkiye’deki tehlikeli faaliyetlerinin asıl menbaını ve hedefini anlayabilmek için, bu karargâhı yönlendiren asıl güce ve bu gücün bu piyonlara yüklediği misyonu açık bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.
Bu konuda Ahmet Eryılmaz’ın Turkish American Journal’daki derlemesinden istifade edeceğiz.
ABD’nin en etkili düşünce kuruluşu RAND CORPORATION 26 Mart 2007’de ‘Modernist Müslüman Ağlarının Tesisi’ (Building Moderate Muslım Networks) başlıklı 217 sayfalık yeni bir rapor yayınladı.
Raporu hazırlayan ekibin başındaki isim yabancı değil. Ekip başı ABD’nin Irak eski büyük elçisi Zalmay Khalilzad’ın yahudi asıllı eşi Cheryl Barnard. Bayan Barnard 2003 yılında da yine Rand Corporatıon adına “IIlımlı İslam” (Civil Democratic Islam) adlı 83 sayfalık bir rapor yayınlamıştı. Bu raporda Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Hadisler üzerinde şüpheler ve oynamalar meydana getirerek İslam’ı dejenere etmek için yeni yöntemler tavsiye edilmekteydi. Bu dejenerasyon sürecinde ABD yönetimine bazı “Müslüman liderleri” uygun şekilde kullanmayı tavsiye eden raporda, “kullanılması gerekena” sözde İslami liderlerden bazıları şunlardı: Eski Bosna Müftüsü Mustafa Ceric, UCLA’nın Islam Hukuku Profesörü Abou El Fadl, Türkiye’den Fetullah Gülen, “İslami anlaşmalar için öneriler” adlı kitabın yazarı Muhammed Shahrur ve Amerika İslam Yüksek Konseyi (ISCA) başkanı Şeyh Hişam Kabbani.
Amerika’nın yeni ismiyle Büyük Ortadoğu Projesi, yani İslam ülkelerini işgal projesi kapsamında Müslüman ülkeleri içten çökertmek için “ILIMLI İSLAM” adı altında yeni bir yapılanma teşkil ettiğini biliyorsunuzdur.
Sözü daha fazla uzatmadan Ahmet Eryılmaz’ın kaleminden Rand Corparation’un 26 Mart tarihli yeni raporuyla sizleri başbaşa bırakıyorum:
“Geleneksel ve dogmatic İslam anlayışı Müslümanlar arasında olduğu gibi Amerika ve Avrupa’da da hızla yayılmaktadır. İslam ülkelerinin çoğunda ılımlı ve modern İslam anlayışının aksine geleneksel İslamcıların etkisi hızla artmaktadır.
ABD’nin soğuk savaş döneminde Komünizm’e karşı savunduğu demokrasi propagandası ile elde ettiği tecrübeyi bu kez geleneksel İslam anlayışını benimseyen Müslümanlara karşı kullanılabilir. Şöyle ki Müslüman ülkelerde tatbik sahasına konulacak modernist ve ılımlı İslam düşüncesini savunan İslami gurup ve cemaatleri destekleme programını yürürlüğe koymalıdır. ABD hükümeti bir ‘yol haritası’ hazırlayarak çeşitli Müslüman ülkelerde faaliyet gösteren modernist ve ılımlı İslamcıların arasında bir haberleşme ve dayanışma ağı kurmalıdır. Bu şekilde geleneksel İslamcılara karşı mücadelede başarılı olunabilir.
Sözü edilen rapora göre ABD’nin Türkiye’de desteklemesi gereken kişi ve cemaatlerden sadece FETHULLAH GÜLEN ve tarikatının ismi geçmektedir (Sayfa 74). Rapora göre Gülen Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog çalışmaları başlatmış, iki kez Bartelemos ile görüşmüş, 1998’de Roma’da Papa’yı da ziyaret etmiş ve İsrail’in Haham başının ziyaretini de kabul etmiştir.”
Eminim bu rapordan sonra Utah merkezli kirli yapılanmanın Türkiye’deki faaliyetlerinin şifrelerini daha kolay çözeceksiniz...
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
Talmud'a göre,Yahudi olmayanı öldürmek de, organını çalmak da caiz!
Mısırlı Siyonizm karşıtı araştırmacı yazar "Hicazi", katil İsrail askerlerinin Filistinlilerin hayati organlarını çalmalarını çalma girişimlerini hatırlatarak "Siyonist Yahudilere göre, Filistinlilerin hayati organlarını çalan İsrailli askerler yanlış bir iş yapmamışlardır" dedi.
Mısırlı Araştırmacı yazar Muhammed Hicazi, muhabirimizle sohbetinde "Ben Yahudi olmayan biri olarak kendi açımdan, Yahudilik ve özellikle de Talmud kanunları ve oradaki garip dini ideolojilerinin ardındaki yanlış mantığı kolaylıkla kavrayabilirim" şeklinde konuştu. Muhammed Hicazi daha sonra bu konuya açıklık getirirken şöyle konuştu: "Talmud'a dayalı Yahudilik, şu varsayımlara dayanıyor: 1-Yahudiler, "Yahuve" dedikleri Tanrılarının tek çocuğu sayılıyorlar ve o Tanrı, diğer mahluklarını hiç sevmiyor. 2-Yahudi olmayan kimseler, 2. derecedeki varlıklardan sayılıyorlar. Dolaysıyla onların öldürülmeleri bile caizdir. 3-Bu dünyadaki hayattan sonra "Cennet" ve "Cehennem" diye bir şey yok. Bunun için Cehennem'den kaçmak için telaşlanmaya da gerek yok." Muhammed Hicazi daha sonra "İşte bu yüzden Yahudiler, ahlaki değerlerden yoksunlar ve hayatta kendi kişisel çıkarları için başkalarını gayri meşru bir şekilde kullanmak ve ahlak dışı yollarla olsa bile mal-mülk sahibi ele geçirmekten başka bir şey düşünmezler" ifadesini kullanırken ayrıca "Siyonist Yahudilere göre, gözaltına aldıkları veya kaçırdıkları Filistinlilerin kalp ve böbrek gibi hayatı organlarını çalan İsrailli askerlerin bu girişimi yanlış bir hareket değil" diye ilave etti. Mısırlı Siyonizm karşıtı bu araştırmacı yazar açıklamalarının devamında "İnsanlık camiasının 21. yüz yılda da yine dini bir kılıfa geçirilen katilce bir ideolojiye katlanmak zorunda kalması çok üzücü bir durum. Ne yazık dünya, kendini "Yahudi özellikli, Yahudi bir devlet" olarak gören bir İsrail'in cinayetlerine katlanmak mecburinde" diye vurguladı.
Tüm dünyadaki organ ticaretini araştıran Amerikalı yahudi asıllı uzman, Nancy Schepher siyonistlerin Filistinlilerin organları üzerinden yürüttükleri ticaretin yeni boyutlarını gözler önüne serdi.
Amerika'nın California eyaletinde öğretim üyeliği yapan yahudi asıllı Nancy Schepher Haufes'in dünya çapında yürütülen insan organı ticareti üzerinde yaptığı geniş araştırmanın sonucu, İsveç'in Aftonbladet gazetesinin siyonist askerlerin Filistinli esirlerin organlarını çaldığı ile ilgili haberi doğruladı.
Haufes'in araştırması, gazetede yazılanların gerçeğin küçük bir bölümü olduğunu da ortaya çıkardı.
Amerikalı öğretim üyesi konu ile ilgili yazdığı yazıda Amerika'nın New Jersey eyaletinde insan organı ticareti yapan siyonist hahamların konusunu, tutuklamalardan önce takip ettiğini ve bu konuda suçluların diğer bazı ülkelerde de faaliyet gösterdiklerini söyledi.
Haufes'in,Tel Aviv'de bir firmanın insan organları nakli ile ilgili tıbbi çalışmaları yürüttüğünü ve en başta her bir organ 120 bin dolardan satılırken şu anda bu fiyatın 270 bin dolara yükseldiğini kaydetti.

İsveç'in en çok satan gazetesi Aftonbladet, İsrail askerlerinin Filistinli gençleri organlarını çalmak amacıyla öldürdüğü iddiasını gündeme taşıyınca kızılca kıyamet kopmuştu.

Donald Boström'ün 'Çocuklarımızın organlarını yağmalıyorlar' başlıklı makalesi İsrail basınına yansıyınca hem İsrail hem İsveç makamları ateş püskürdü. Boström, Gazze ve Batı Şeria'da İsrail askerlerinin öldürdükleri gençlerin cesetlerini organları eksik teslim ettiğine dair Filistin iddialarına yer verdi.

Bostrom, bu olaylarla geçen ay New Jersey'de haham Levy İzak Rosenbaum'un İsrail'de çalınan bir böbreği Amerikalı bir hastaya 160 bin dolara sattığı için tutuklanması arasında bağ kurdu.
Yazar, İsrail hükümeti 1992'de organ bağışı kampanyası yaparken, ortadan kaybolup beş gün sonra gece vakti ölü ve kesilip biçilmiş halde geri getirilen Filistinliler olduğu iddiasını dile getirirken 19 yaşındaki Bilal Ahmed Ganim'in aynı yıl öldürülen 133 gençten biri olduğunu yazıp şöyle dedi: "Nablus'tan Halid'in akrabaları, Cenin'de Raid'in annesi ve Gazze'de Mahmud ile Nefes'in amcaları 'Oğullarımız kulanıldı' diyor. Nafes'in amcası soruyor: 'Neden gömmemiz gereken cesetleri beş gün tutuyorlar? Bedenlere ne yapılıyor? Ölüm nedeni belliyken niyee otopsi yapılıyor?"
Türkiye de 'bağışçı' ülke
2000'den beri İsraillilere nakledilen böbreklerin yarısının yasadışı olarak Türkiye, Doğu Avrupa yada Latin Amerika'dan getirildiğini kaydeden yazar, "İsrail yetkililer farkında ama birşey yapmıyor" dedi. Yazıyı Ortaçağ'da Hıristiyanların, Yahudilerin kanları için Hıristiyan çocukları öldürdükleri iddialarına benzeten İsrail hükümeti sert tepki verdi. Basın sözcüsü Daniel Seaman, "İğrenç anti-semitizm kampanyası" derken, İsrail İsveç'e protesto notası verdi. 'Anti-semitist' ithamını reddeden Bonström ise, sadece iddialara dikkat çekmek istediğini belirtmişti
Milli gazete
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Nisan 2009 Pazar



Emperyalistlerle, siyonistlerle düşe kalka bir şeyler öğrendi galiba Fethullahçı Gladio veya diğer adıyla yeşil ihanet.
Artık şifreli konuşmaya başladılar.Aynı siyonist örgütler gibi.
Oldu olacak:
Ümmet şövalyelerini de kurun.
Ardından İllahiminati örgütünü kurun.
Ardından Kurukafa ve sarıklar örgütünü kurun.
Ardından Beldirbeldirbak toplantıları düzenleyin.
Her sene ramazan ayının başında bir yerde çok gizli toplantılar düzenleyin.
Cengiz, Fehmi, M.Ali amcaları da davet edin.
Belki o zaman Cumhuriyeti ve ATATÜK sevgisini yıkarsınız.
“Çıkmaz aynın son perşembesine”

Bakın bunları neden yazdım.
Hayrullah Mahmut Özgür'ün tespitlerini okuyunca hak vereceksiniz.
KOD ADI: 1909 Hayrullah Mahmud Özgür
KOD ADI: 1909 / 31 MART VAK'ASI'NIN 100. YILDÖNÜMÜNDE, ERGENEKON'DA 12. DALGAYI YAPMAK YA DA ERGENEKON II. İDDİANAME NEDEN 1909 SAYFA?!
Sayın Hüseyin Gülerce,
Ergenekon 12. dalga operasyonu bağlamında, CNN Türk ekranında dile getirdiğiniz görüşlerinizi büyük şaşkınlıkla dinledim.
Yapılan operasyonu hukuka uygun bulduğunuzu dile getirdiniz!
Ucu açık soruşturma için hukuka uygun tanımlaması yapanlara tavsiyem, bir gün hukukun kendilerine de lazım olabileceği gerçeğini hiç akıllarından çıkarmamaları yönünde olacaktır.
Nokta!
..............
Sayın Gülerce,
Hakka, hukuka, yerleşik hiçbir uygulamaya uymayan soruşturma sürecine gelince, madem siz tahrik ettiniz, bende birkaç satırla gözden kaçırmaya çalıştığınız birkaç ayrıntıya dikkat çekeyim.
Bugüne kadar meslektaşlarım bu basit detaya dikkat çeker diye bekledim ama demek ki, ama demokrasi aşkı içinde ne mümkün?!
İşte bu anlamda birkaç nüanslı satır:
Bir:
Ergenekon 2. İddianame, 1909 sayfa!
Bu sizce, Atatürk Türkiyesi'ne mazinin derinliklerinden verilmeye çalışılmış bir mesaj değil mi?!
Bu tarih, bu sayfa numarası sizde bir dünden bugüne uzandığı hissi veren bir "rövanş duygusu" uyandırmıyor mu?!
İki:
Bugün 13 Nisan 2009!
Bugün 31 Mart (1909) Vak'ası'nın 100. yıldönümü!
Bugün, yani 31 Mart 2009'da, Ergenekon operasyonu'nda 12. dalga operasyon yapıldı!
Sizce bu kadar raslantı, kasta girmez mi?!
...............
Sayın Gülerce,
31 Mart Vakası, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan en önemli gerici ayaklanmalardan biridir.
Meşrutiyet yönetiminin muhafazası amacıyla Selanik’ten İstanbul’a getirtilen Avcı Taburu, şeriatçı Volkan Gazetesi başyazarı Derviş Vahdeti’nin de kışkırtmasıyla 30 Mart 1325’i (13 Nisan 1909) 31 Mart’a bağlayan gece 04.00’te ayaklanmıştır.
Tarih kitapları böyle yazıyor.
Bu ayaklanma sırasında, subaylar hapsedildi.
Sarıklı, cübbeli hocaların önderliğinde Taşkışla’daki askeri birliklerden ayrılan grup, "Şeriat isteriz" sloganıyla Ayasofya’daki Meclis-i Mebusan’a yürüdü. İkinci ordu subaylarının ibadet yapmalarını engellediğini iddia eden gericiler, orduya getirilen batılı eğitim sisteminin de kaldırılmasını talep ediyordu.
Adliye Nazırı Nazım Paşa katledildi. Padişah Abdülhamid, isyancıların talebi doğrultusunda, Sadrazam Hilmi Paşa’yı görevden aldı ve ayaklanmanın durdurulması koşuluyla af teklif etti.
İkinci kez isyan çıkması üzerine Rumeli’de oluşturulan Hareket Ordusu, İstanbul’a girdi.
Abdülhamid tahttan indirildi.
Kurulan Divan-ı Harp’de Derviş Vahdeti ve 56 isyan lideri ölüme mahkum edildi
.......................
Sayın Gülerce,
Sizin de anlayacağınız üzere, böylesi mübarek bir günde operasyon yapmış bulunuyorsunuz!
Nokta!
.........................
Sayın Gülerce,
Bugünkü Hürriyet'in "Seyahat" ekinde, Prof Dr Mikdat Kadıoğlu, İtalya'nın "kanlı nisan yağmurları"ndan bahsetmiş.
T.S. Eliot'un ayların en zalimi diye nitelediği Nisan'da, Yobazlar, Hareket Ordusu'nun üzerleri'nden geçmesi üzerine yarım kalan "31 Mart karşı devrimi"nin rövanşını almaya çalıyor, diyebilir miyiz?!
100 yıldır birmeyen bir kavganın, devamı, intikamı değil ise o halde bu kadar raslantı karşısında ne diyeceksiniz?!
Yok eğer bunların hepsi birer raslantı ise bilmenizi isterim ki, siz hala bebekleri leyleklerin getirdiğine inanan o malum azınlık içinde yaşıyor ve/veya nisanın ahmak ıslatan yağmurları altında ıslanıyorsunuz demektir.
Sözün özü, AKP iktidarında, Mussoli'nin İtalyası'nın kanlı yağmurları ile yüklü bulutların dolaştığı bir gökyüzü var!
Nokta!
..................
"Biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah katındadır!"
Enfal:28
Ezcümle, AKP ve AKP ile işbirliği içinde olan malum tayfa, ne bu dünyada ne de öte tarafta (ahiret) hesap verecilecek durumdal!
...................
Sayın Gülerce,
Bu anlamda bir soru:
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, İstanbul'da, Harp Akademileri'nde, medya ile buluşmasının arifesinde, 18 ili kapsayan büyük bir gözaltı dalgası ile gündemle oynamaya çalışmak, var olan hakikatleri ne derece göz ardı edebilir, perdeleyebilir ki?!
Filvaki, 1909'un rövanşı ile yanmak, başka rövanşlara da çağrışım yapar!
Nokta!
Hülasa, ya çok cahilsiniz, neyi neden yaptığınızın farkında değilsiniz ya da her şeyin farkındasınız, 100 yıllık bir hesabı görmeye çalışıyorsunuz, o "Zaman" o "Vakit" acırım size!
Ezcümle, Benjamin Disraeli der ki, "İnsanın bilgisiz olduğunu bilmesi, bilgiye atılmış ilk adımdır"!
Nokta!
.......................
Ve...
Son olarak...
Ankara'da, Anıtkabir'i gezerken, rehberimiz olan genç tarih öğrencisi hanım anlamıştı.
Çanakkale Savaşı'nın en sert geçtiği anlarda dahi centilmenlik hiç elden bırakılmamış!
Su, yaralıların taşınması için savaşa ara verilir, bu sırada iki taraf da birbirine hiç dokunmazmış!
Ben, size göre "öteki" olan ben, AKP iktidarında onca sıkıntı yaşamış olan ben, sizlerde bitmek tükenmek bilmeyen bu kin, nefrete bir anlam verebilmiş değilim?!
Çanakkale Savaşı'nda, atalarımızın göğüs göğüse çarpıştığı düşmanlarımızdan daha geri bir duygu ile ekranlardan saldırıyor olmanıza bir anlam verebilmiş değilim!
Bu anlamda bir soru:
Bunca korku, baskı operasyonuna rağmen, Türkiye'nin tamamı sizce Fetullahçı ve/veya AKP'li olabilir mi?!
AKP başarılı olabileceğine inanıyor ise neden Erdoğan, uzun menzilli uçak satın aldı?!
Gülen neden ABD'de yaşıyor, "Türkiye karışmasın" diye ise cevabınız, sizce bu Türkiye'nin karışmamış hali mi?!
Uzlaşmadan Çankaya Köşkü'ne bir oldu bitti ile çıkartılan Gül, sizce Türkiye'yi bu gerginlikten kurtarabilir mi?!
Daha doğru bir ifade ile gerginliğin kaynağı olan Gül, Türkiye'de safların çarpışmasını engelleyebilir mi?!
Engeleyebilir ise neden şimdiye kadar, AKP Hükümeti'nin gönderdiği her kararı onaylama ve de uzun menzilli uçak satın alma operasyonuna dahil olma dışında hiçbir şey yapmamış?!
Atalarımız, Derviş'in fikri ne ise zikri de odur, diye söylerken bir bildikleri olsa gerek değil mi?!
Hülasa, kıbleniz de yanlış, rotanız da yanlış, referanslarınız da yanlış!
Ezcümle, yanlışsınız, yanlış yoldasınız!
Sevgiler
13 Nisan 2009 ya da 31 Mart Vak'ası'nın 100. yıldönümü
Hayrullah Mahmud ÖZGÜR