ERGENEKON TERTİBİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ERGENEKON TERTİBİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2011 Cuma

21 Şubat 2011 Pazartesi

NEDEN HEDEF JANDARMA?
EMPERYALİST GEÇMİŞ HATASINI DÜZELTİLİYOR.
Not:resimlere tıklayarak büyütebilirsiniz

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Haziran 2010 Cumartesi



YANDAŞ-YANAŞMA MEDYA  VE ERGENEKON YALANLARI

Yandaş medya ve Ergenekon savcıları, Ergenekon tertibinde tahliyeler artıkça panik halinde yeni hikâyeler uydurma telaşına düştüler. Ama öyle bir panik halindeler ki yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar, kara mizah örnekleri sergiliyorlar. “Bu kadar da desteksiz sallanmaz” dedirten bir örneğini de dün yandaş-yanaşmalardan www..toplumsalhafiza.com sitesi yayınladı ve arkasında yandaş ve ayrılıkçı kürt medya sitelerine gazetelerine taşıdı.Aklı başında her vatandaşın bu saçmalıkları “yuh artık!bu kadar da desteksiz sallanmaz ki” diyeceği bir örneği sizlere sunuyoruz.Gülmeden sonuna kadar okuyun ve bu adamların ne kadar sıkıştıklarını ,zavallılıklarını görün.


“ERGENEKON’U UNUTULAN BİR ZARF ORTAYA ÇIKARDI”

Ergenekon Davası ile ilgili olarak konuşan bir jandarma haber elemanı, olayın kodlarının da basit bir unutkanlıktan ortaya çıktığını iddia etti. 

İddialara göre, Veli Küçük’ün bir karakol ziyaretinde yanında getirdiği ve unuttuğu bir zarf başbakanlığa götürüldü. Zarfı taşıyan haber elemanı S.K'nın bu olaydan sonra başına gelmeyen kalmadı. S.K en son ciğerlerini kaybetti.
 

İşte Ergenekon’un PKK bağlantılarının çözüm hikâyesi ve unutulan zarfın öyküsü.
Dönemin Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Veli Küçük'ün 1996'da Akçaabat İlçe Jandarma Komutanlığı'nı ziyaretinde unuttuğu kriptolu zarf birçok sırların ortaya çıkmasına neden oldu.
Ergenekon operasyonunun başlangıcı kabul edilen İstanbul Ümraniye'de el bombalarının bulunduğu evin ihbarı Trabzon'un Of ilçesinden yapılırken, Ergenekon'un en önemli isimlerinden biri olarak gösterilen Tuğgeneral Veli Küçük'ün de Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı döneminde yaptığı iddia edilen olumsuz çalışmalar, yine bir Trabzonlu tarafından soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'e anlatıldı.www.toplumsalhafiza.com
Trabzonlu Salih Kurt'nin jandarmaya haber elemanı olarak çalıştığı 1996-1997 yıllarında tanık olduğu sır ve sonrasında Başbakanlığa götürdüğü kriptolu mesaj adeta hayatını kararttı.
Nasıl oldu?

Ailesi ile birlikte Trabzon'da yaşayan 30 yaşındaki Kurt, her şeyin 1996-1997 yıllarında Düzköy Halk Eğitim Müdürlüğü'nde kurs öğretmenliği yaparken başladığını belirterek, "Daha 16-17 yaşındayken jandarmanın teklifi üzerine Trabzon İl Jandarma Alay Komutanlığı, İlçe Jandarma ve Bölük Komutanlıkları'nda ve karakollarda bilgisayar ve haber elemanı olarak görev aldım.
 

1996 yılı Mart ayında dönemin Giresun Jandarma Bölge Komutanı olan Tuğgeneral Veli Küçük'le Akçaabat İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı'nı teftişi sırasında ilk kez karşılaştım. Bilgisayar başında geçmiş yıllara ait sabıka kayıtlarını sisteme aktarırken yanındaki görevli komutanlara beni göstererek
 'Bu kim' diye sordu. Veli Küçük'e bilgisayarcı olduğum söylendi. Küçük, elini omzuma atarak 'Yaptığın işlemi anlat bakalım' diyerek elindeki ajanda ile birlikte genişçe bir zarfı masanın üzerine bırakarak bilgisayarın başına oturdu'' dedi.  com
''Yaklaşık 10 dakika olay yeri inceleme tutanaklarının bilgisayara nasıl aktardığımı izledi. Veli Küçük daha sonra masaya bıraktığı ajandasını alarak altındaki zarfı unutup birlikten ayrıldı'' diyen Kurt, ''Bölge Komutanı Veli Küçük'ün ardından zarfın unutulduğunu gören Jandarma'da görevli istihbarat subayları, benim de bulunduğum odada zarfı açıp açmama konusunda tereddütte kaldılar'' dedi.  
(Koca istihbarat subayları 16/17 yaşındaki bacak kadar elemanın yanında kriptolu zarfı açıyor)
''Bazı istihbarat subaylarının ısrarı üzerine açılan zarftaki bilgiler kripto ile yazıldığını görmesi üzerine istihbaratçı subaylar bilgiye ulaşmak istedi'' diye konuşan Kurt, ''Bu sırada bölgedeki birliklerin teftişini sürdürürken zarfın olmadığını fark ederek Akçaabat Jandarmayı aratan Veli Küçük, teftişi erken bırakarak Akçaabat İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı'na geri döndü. Kağıdı bölükteki kripto astsubayına getirerek okutmak isteyen istihbarat subayları Veli Küçük'ün geri döndüğünü öğrenince kağıda fotokopi çekerek zarfa yerleştirdikten sonra Veli Küçük ile birlikte gelen Akçaabat İlçe Jandarma Komutanı'na getirilerek Veli Küçük'e teslim edildi. Alırken önemle 'Bu zarf açıldı mı' diye soran Veli Küçük 'hayır Komutanım' cevabını alınca arabanın kapısını çekerek Giresun'a geri döndü" dedi. 

(Bu kadar önemli zarfın açıldığını Veli Küçük anlamıyor. İçindekiler kriptolu ama zarfın açılmasını önleyici bir paraf mühür yok demek.)
 com
İçerisinde PKK Terör Örgütü'nün Karadeniz bölgesindeki sızmaları ve terörist başı Abdullah Öcalan'a ait bilgilerin olduğunu öğrenen istihbarat subaylarının kendisinin yanında fotokopisini aldıkları Veli Küçük'e ait kriptolu belgeyi ilgili subaylarla birlikte okuduğunu belirten S.K, "İçerisinde inanılmaz bilgilere ulaşan istihbarat subayları, o dönem artmış olan bölgedeki PKK faaliyetlerinde Veli Küçük tarafından verilen koordinatlarla yaptıkları operasyonların boş çıkmasının nedenini ulaştıkları belgeyle delillendirdiler. 

Birkaç gün düşündükten sonra üstleriyle bir sonuca varamayacakları sonucuna varan istihbarat subayları tüm gelişmelere yakından tanık olan benimle görüştüler. Bana önce çok önemli ve tehlikeli bir konu olduğunu bu konuşmanın burada kalması gerektiğini ve de çok iyi düşünüp karar vermem gerektiğini hatırlatarak, "Biz seninle birlikte çalışıyor seni ve aileni iyi tanıyoruz. Sana bir zarf vereceğiz ve sen bu zarfı Başbakan'ın bizzat kendisine teslim edeceksin ve de bunun karşılığında o zamanın para değeriyle 30 milyarın üzerinde para ödülü verilecek. İhbarı kendimiz yapıp bu parayı bizde almak isteriz ancak bizim ast üst olayımız olduğu için, işin ucunda tuğgeneral olduğu için ve de resmi görevimizden ayrılıp gidemeyeceğimiz için bu görevi senin üstlenmeni, maddi durumu kötü olan ailene de bu vesileyle yardım etmeni istiyoruz' dediler. Yapacağı işin boyutunu düşünmeden 30 milyarın cazibesine kapılarak görevi kabul ettim" diye konuştu.

(Böyle her zarf getirene 30 milyar mı veriliyor?2 zarf getirseydi 60 milyar mı alacaktı? bu fiyat neye göre belirleniyor?)

Dönemin Başbakanı ile görüşemedi!
Salih Kurt, jandarma subayları tarafından alınan otobüs bileti ve 300 dolar ile birlikte elindeki zarfla Trabzon terminalinden Ankara'ya gönderildiğini belirterek, "Ankara'da subayların tarifi üzerine Başbakanlığa gittim. Dönemin Başbakanıyla görüşemeyeceğini anlayınca Başbakanlık Teftiş Denetleme Kurul Başkanı Osman Nuri Oduncu'ya ulaştım.Elimdeki zarfta Öcalan'a ait önemli bilgilerin olduğu bir belge olduğunu söyledim. Görüşmeyi kabul eden Oduncu ile yarım saatlik bir görüşmenin ardından Genel Kurmay Başkanlığı'ndan gelen üst düzey komutan ile birlikte Başbakanlık Teftiş Denetleme Kurulu'nda biri profesör 2 müfettişinde katılımıyla yeniden bir birlikte toplantı yapıldı. 

(Genel Kurmaydan üst düzey komutan ve 1 profesörde ve 2 müfettiş de bacak kadar,16 yaşında çocuğun yanında toplantı yapıyor. Kriptolu belgeyi okuyorlar.)
Kurt'un iddiasına göre, bu toplantıda kriptolu belge okunuldu. Erzurum ve Gümüşhane üzerinden Karadeniz'e sızmaların nedeninin Veli Küçük tarafından bilinçli yapıldığı gerçeğini ortaya koyan gerçek koordinatlarla Veli Küçük tarafından verilen koordinatların farklı olduğunun koordinat göstergeleri ve Öcalan'ın Suriye'deki yerinin açık koordinatlarının bilgisinin bulunduğu belgeyi okuyan heyet yaklaşık 2 saat görüşme yaptı.  
Başbakanlık Denetleme Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu, daha sonra bana 'Bu zarf hakkında başka bilgisi olan var mı?', 'Hiç tehdit aldın mı?' ve 'Koruma istiyor musun?' diye sorduktan sonra 'Bu zarf karşılığında bizden ne istiyorsun' diye sordu. Ben de 'ikramiye' istediğimi söyledim. 'Eğer Abdullah Öcalan Suriye'de ise ikramiyeni alacaksın' diyen Oduncu, 'Seni Başbakanlığın aracı ile otobüse bindirip Trabzon'a göndereceğiz ve gelişmelerden haberdar edeceğiz. Herhangi bir gelişme olursa sana vereceğim numaradan beni arayabilirsin. Bu arada Jandarma ile ilişkini kes ve bir daha jandarma birliklerinin içerisine girme, senin için tehlikeli olabilir. Ayrıca bu olaydan annene babana bile bahsetme. Kendi ve sevdiklerinin hayatını tehlikeye atarsın' uyarısında bulunarak beni Trabzon'a geri gönderdi. 1 gün sonra Jandarma'ya geri döndüğümde Veli Küçük'ün zarfını odasında unuttuğu komutanın sürgün edildiğini öğrendim" diye konuştu.

(Veli Küçük zarfın açıldığını anlamış ki bir gün sonra zarfın odasında unuttuğu komutanı sürgün etmiş. Ama 16 yaşında ki elaman 1 ay sonra kendi isteğiyle ayrılmış)

İneği satıp Ankara'ya gitti
Trabzon'a döndükten 1 ay sonra jandarmadan kendi isteğiyle ayrılarak ilişiğini kestiğini ifade eden Kurt; 
"İkramiye sevdasıyla üstlendiğim görevden 2 yıl sonra 1999 yılında Başbakanlık'tan gelen telefonla heyecanlandım. Köydeki ineğimizi satıp parasını yol parası ederek annem Asiye Kurt ile birlikte ikramiyeyi almak üzere Ankara Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu'nun yanına gittim. İkramiye parası verilmesine karar alınmasına rağmen prosedürlere takılan parayı alamadık. Bize işlemlerin bazı imza prosedürlerine takıldığı belirtilerek 'Hükümet değişikliği oldu. Bu nedenle imzalar askıda kaldı ve ödeneği çıkaramadık. Ödenek çıkınca biz seni tekrar arayacağız' diyerek Trabzon'a geri gönderdiler" dedi.w
ww.
(Kardeşim telefonla arayıp çağıracaklarına telefonda paranı veremiyoruz deseylermiş ya. İneğini de satmamış olurdun)
 com
Bu sırada ikramiyeyi beklerken askerlik döneminin geldiğini ve askere gittiğini kaydeden S.K, iddialarını şöyle sürdürdü: "2000 yılında acemi birliği İskenderun Hatay'dan İstanbul Tuzla Deniz Harp Okulu Komutanlığı'na gönderildim. 6 aylık askerken bir gece uyurken ağzım, gözüm, elim ve ayaklarım bağlanarak yataktan alındım ve dönemin Kocaeli Jandarma Bölge Komutanı Veli Küçük'ün karşısına çıkartıldım. Hayatım bu geceden sonra zindana döndü. Bana 'Komutan sana soru soracak, ne sorarsa doğru cevap vereceksin' şeklinde telkinde bulunuldu. Veli Küçük'ü görünce aklıma Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu'nun uyarıları geldi ve odadan sağ çıkamayacağımı düşünmeye başladım. 
Odaya girdiğim ve Veli Küçük'ü gördüğümde çok korktum. O ana kadar yaptığım işin ne kadar tehlikeli olduğunun bilincinde değildim. Veli Küçük'ü gördüğüm an her şeyin farkına vardım. Bana masasında yemek yemeğe devam ederken 'Akçaabat'tan Başbakanlığa getirdiğin zarfı sana kim verdi? Zarfı sen kime verdin?' diye sordu. Bende hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi 'Bilmiyorum, ne zarfı' dediğim anda yanımdaki hazır kıta askerleri dipçiklerle vurmaya başlayınca yere düştüm. Askerler yerdeyken üzerime basarak Veli Küçük Komutan'dan emir beklediler. Komutan tekrar sordu; 'Bir daha soruyorum. Daha sormayacağım. Zarfı kimden aldın, kime verdin. Bana isim ver' deyince ağlamaya başlayarak hıçkırıklarla 'Komutanım bilmiyorum' dediğim anda komutanlardan birisi kafamın üzerine basarak 'Komutanın karşısında ağlanmayacağını bilmiyor musun. Sus' diyerek belimdeki kemeri çıkararak sırtıma vurmaya başladılar. O anda Veli Küçük komutan koltuğundan kalkarak elindeki kalem büyüklüğündeki kesici bir aletle askerler tarafından açılan sırtımı kesmeye başladı. Bizzat kendisi sırtımı keserken bir yandan da 'Bir daha soruyorum. Doğru söyle' diyerek yemek yediği masadaki tuzluğu alarak sırtıma dökmeye başladı. 'ellerim arkadan kelepçeli, başıma ayağıyla yere basıyor, diğerleri bacaklarıma basıyorken sırtımdaki kesiklere tuz döken Veli Küçük komutana bilmediğimi söyleyip yalvardım ancak, işkenceye devam etti. Ben sustukça işkenceyi sürdüren Veli Küçük Komutan bu kez masanın üzerindeki puro paketinden bir tane alarak yaktı ve yanıma gelerek, 'Doğru söyle o… çocuğu, zarfı kimden aldın ve kime getirdin' diyerek puroyu sırtıma bastırdı. O anda bayıldım. Ayıldığımda yatakhanemdeydim." 
(Bizzat Veli Küçük sırtını kesiyor ve tuz basıyor. Birde inek getirip yalatsaydı. Bunlar bu halkı enayi sanıyor herhalde. Bu kadar desteksiz sallanmaz ki)

Sabah taburdaki yatakhanesinde gözlerini açan Salih Kurt, tabur komutanının kendisine verdiği revir yasağı nedeniyle ağzından kan gelmesine rağmen doktora gidemediğini söyleyerek,
 "6 gün yarı komada kanlar içinde yatakta yattım. 6. günün gecesinde yine aynı şekilde yataktan alınarak aynı yere Veli Küçük'ün karşısına getirilerek aynı işkenceyi tekrar yaşadım.  
Tekrar ayıldığımda yatakhanedeki arkadaşlarımın isyan ettiğini gördüm. Asker arkadaşlarım her şeyi göze alarak beni gizlice revire getirdiler. Revir doktoru yüzbaşısı tabur komutanından kesin emir aldığını belirterek beni tedavi etmedi ancak durumuma üzüldüğü için beni İstanbul Gata'ya kaçırarak göndereceğini söyledi ve o günün sabahı beni subay otobüsüyle kaçırarak İstanbul Gata Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesine gönderdi.
 

(Doktor tırsıyor tedavi edemiyor ama GATA’ya kaçırıyor. Yuh artık) 
GATA'daki doktorlar beni görünce şaşırarak 'sana ne oldu' diye sorarak acil müdahale ettiler. Olayı ilk anlattığım doktorlar yaşadıklarıma inanmayarak, 'Bunlar çok önemli iddialar. Bunları resmi kayıtlara geçemeyiz. Ancak bilinçaltı sorgulama yapılırsa doğruluğuna inanılarak resmileştirilebilir' diyerek beni psikiyatri servisine sevk ettiler. Psikiyatri sevisinde gördüğüm işkenceleri fotoğrafladılar ve benim yazılı onayımı alarak Gata Psikiyatri Servis Komutanı ve şuan aynı hastanede profesör olan Albay M.Ç. Başkanlığı'ndaki heyet tarafından damardan verdikleri ilaçla uyutularak bilinçaltı ifadem alındı. 
300 soru sorularak alınan ifademi daha sonra bana okuyarak daha önce anlattıklarımla birebir uyuştuğunu, resmileşen ifadeyle Veli Küçük hakkında şikayetçi olup olmayacağımı sordular. Daha sonra Veli Küçük'ü çağıramadıkları için beni revire çıkarmayan tabur Komutanım A. K.B.yi çağırıp ifadesini aldılar. Daha sonra benimle tekrar konuşan Servis Komutanı Albay M.Ç. 'şikayetçi olduğunda hayati tehliken var. Şikayetini geri alman gerekiyor. Burada seni koruyamayabiliriz' dedi. Daha sonra hastanede içeri girilmesi yasak olan odamın önüne üzerindeki formadan jandarma istihbarattan olduklarını anladığım 2 kişi girerek 'Salih Kurt kim. Ziyaretçisi var' diye seslendiler..com
Bende 'Benim' diyerek camın önüne gittiğimde bana hiçbir şey sormadan manalı bakarak geri dönüp gittiler. 1 ay hastanede kaldıktan sonra şikayetçi olmadan hastaneden taburcu olup birliğime döndüm. Birliğe döndüğüm gün Deniz Harp Okulu Komutanı'nın emir subayı komutanlık katına çağırarak elindeki işkence resimleriyle bana bir daha böyle olaylar yaşamayacağımın güvencesini vererek rehberlik bölümündeki psikologların gözetimi altında olacağım söylendi" dedi.
Korkudan yıllar boyunca sustu!

GATA Haydarpaşa'da yalnızca dış müdahale yapıldığı için ciğerlerinin durumunu öğrenemediğini de vurgulayan Kurt,
 "Zaman zaman ağzımdan kan gelmeye başlamıştı. Ancak revir yasağım olduğu için taburda doktora gözükemiyordum. En sonunda psikoloğum sayesinde tekrar Kasımpaşa Deniz Hastanesi'ne sevk edildiğimde ciğerlerimin patladığı söylenerek 45 gün hava değişimiyle Trabzon'a gönderildim'' dedi. 

Trabzon'a geldiği ilk günlerde ağzından kan durmamacasına akmaya başlayınca acil olarak Ankara GATA Göğüs Cerrahi Yoğun Bakım Servisi'ne kaldırıldığını anlatan S.K,
 ''1 hafta yoğun bakımda kaldıktan sonra aynı hastanede 57 gün tedavi gördüm. Hastanede başıma gelen bir hadiseden dolayı şikayetçi olmam üzerine akli dengemin yerinde olduğuna dair profesörlerin bulunduğu bir heyetten rapor aldım. 1 ay önce terhis olmama rağmen taburcu edilmedim ve şikayetimi geri çekmek şartıyla 57 gün üzerine hastaneden taburcu olabildim. Askerliğim hastanede bittiği için aynı kabusları tekrar yaşamamak adına ve yaşadığım korkulardan dolayı yıllarca susmak zorunda kaldım" şeklinde konuştu.

2008'de Adalet Bakanlığı'ndan gelen telefon

Salih Kurt, tüm bu yaşadıklarından sonra yıllarca susmak zorunda kaldığını hatırlatarak
 2008 yılında Adalet Bakanlığı'ndan gelen telefonla geçmişiyle yeniden yüzleşmeye başladığını ifade ediyor. S.K, "Adalet Bakanlığı Sekreteri tarafından aranarak askerde yaşadığın işkence ile ilgili Akçaabat'a gelecek olan 2 kişiyle birlikte Ankara'ya gelmem gerektiği söylendi. 2002'de terhis olduktan sonra hakkımı arayamadığım kabus günlerime çağırıldığım Ankara'da, Teftiş Denetleme Kurul Başkanlığı'nda, Başbakanlık'ta MİT elemanları tarafından ifadem alındı. 

Ardından Başbakanlık tarafından alınan biletle birlikte İstanbul'a Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'e gönderildim. Alınan randevu saatinde Beşiktaş Adliyesi'ne giderek Zekeriya Öz'ün 3. kattaki odasına gittim. 'Başbakanlık ve Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından gönderildim adım S.K diyerek olayları ayrıntılarıyla kendisine anlattım. Öz'ün ayrıca sorarak üzerinde durduğu Veli Küçük ile ilgili bölümler zarf ve işkenceyle ilgili ayrıntılı bilgiler alarak işkence fotoğraflarının bulunduğu İstanbul GATA Haydarpaşa Hastanesi'nin 2000 yılı evraklarının bulunduğu 23 klasör, 1085 protokol ve 2001 yılı evrakları 30 klasör no ile 1259 protokol numarasında bulunan arşivinden istenmesi için müzekkere yazdı. w
Sabah saatlerinde başlayarak akşama kadar ifade verdim. İfademin bitiminde suçluların cezasını çekeceğini, mahkeme safhasında ifade için duruşmaya çağırılacağımı söyleyerek beni güvenliğim için farklı kapılardan çıkartıp istihbarat elemanlarıyla otobüse bindirerek Trabzon'a gönderdiler."
Tüm bu yaşananlardan sonra sağlığını kaybettiğini, psikolojisinin bozulduğunu, aile düzeninin kalmadığını vurgulayan Kurt, yaptığı hizmetlerin karşılığını alamadığını ifade ederek, Başbakan Erdoğan'ın kendisine ve ailesine sahip çıkmasını istedi.
Baba Kurt ise askerde oğlunun başına gelenlerden sonra İstanbul'daki hastaneye gittiğini ancak oğluyla kendisini görüştürmediklerini söyleyerek, "Komutana rica ettim, ancak yine beni oğlumla görüştürmediler. Kendilerine çocuğumu alıp, tedavi ettireyim dedim hiç bir sonuç alamadım. Bir baba olarak oğlumun başına gelenlerden dolayı büyük üzüntü duydum. Yetkililerin bize sahip çıkmasını istiyorum" dedi. .com
Anne Kurt da "Oğlumu perişan ettiler. Sağlığını yitirdi. Ahırdaki ineğimizi satarak peşine harcadık. Perişanlığımız bir yana oğlum çok mağdur oldu. Sağlığını kaybetti. İşi yok, bari bu kadar hizmetinden sonra parasını verseler" diye konuştu.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1 Haziran 2010 Salı




ERGENEKON'DA YENİ DALGA: SEYFİ OKTAY GÖZALTINDA!


İstanbul'da devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında bu sabah saatlerinde evi aranan Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay gözaltına alındı.
İstanbul Başsavcılığı'nın talebi doğrultusunda İstanbul ve Ankara'da 15 ayrı noktada arama yapan Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, Adalet eski Bakan Oktay'ı gözaltına aldı.
Seyfi Oktay, Demirel ve Çiller Başbakanlığında kurulan hükümetlerde adalet bakanlığı yapmıştı. Eski SHP'li Oktay, Aleviler arasında da tanınmış bir isim. Oktay'ın zamanında Adalet Bakanlığı'na alınan personel sık sık islamcı basının hededefi olmuştu.
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz ve emekli Albay Cafer Balçık'ın evinde de arama yapıldığı öğrenildi.
Operasyonlarda çok sayıda kişinin de gözaltına alınacağı belirtiliyor


******


Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinde sabah saatlerinde gözaltına alınan Oktay'ın, Keçiören ve Beysukent'teki evleri ile Gaziosmanpaşa'daki bürosunda arama yapıldı.

Oktay daha sonra polis ekiplerince, sağlık kontrolü için Keçiören'deki Adli Tıp Kurumuna götürüldü.  

Sağlık kontrolünün ardından Oktay'ın, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesine sevkine karar verildi.

Oktay'ın tansiyonunun düşürülemediği için Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesinde yatarak tedavisi yönünde karar verildiği öğrenildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürülen soruşturma kapsamında, Antalya Belek'teki yazlığında gözaltına alınan İP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz İstanbul'a getirilirdi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri ekiplerince, çeşitli semtlerde gerçekleştirilen operasyonlarla gözaltına alınan 3 avukatın, yapılan sağlık muayenelerinin ardından sorgularına başlandığı öğrenildi.

Bu kişilerinin üzerlerinde ve bulundukları ev ile iş yerlerinde yapılan aramalarda, ele geçirilen çok sayıda evrak ve dokümanlar ile bilgisayarlar da inceleme altına alındı.

Soruşturma kapsamında Atletizm Federasyonu Asbaşkanı Hüseyin Yıldırım da gözaltına alındı.

Sağlık kontrolünden geçirilen Yıldırım, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürüldü. 

Bu arada, soruşturma kapsamında çeşitli illerde toplam 7 kişiningözaltına alındığı bildirildi.

Soruşturma kapsamında Ankara Barosu avukatlarından Sefa Altıoğlu'nun evi ve bürosu arandı. Edinilen bilgiye göre, Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Altıoğlu'nun Batıkent'teki evi ile Çankaya'daki bürosunda Cumhuriyet Savcısı nezaretinde arama yaptı.

Arama yapıldığı sırada Altıoğlu'nun bürosu ile evinde bulunmadığı bildirildi.

Öte yandan, soruşturma kapsamında Ankara'daki evinde arama yapılan 
emekli Jandarma Albay C.B'nin de arandığı kaydedildi.

"
Ergenekon" soruşturması kapsamında yargılama sürecini etkilemeye yönelik faaliyetleri olduğu iddia edilen bazı kişilere yönelik İstanbul, Ankara ve Antalya'da başta olmak üzere çeşitli illerde belirlenen adreslerde polis tarafından yapılan arama çalışmalarının sürdürüldüğü kaydedildi.

Deniz Baykal ve 
CHP'liler Oktay'ın evinde
Sabah saatlerinde Seyfi Oktay'ın Keçiören'deki evinde arama yapan polis ekipleri, Oktay ile birlikte Beysukent Angora evlerindeki konuta geçti. Buradaki arama da yaklaşık 3 saat sürdü.

Bu sırada Deniz Baykal ve bazı 
CHP'li milletvekilleri de Oktay'ı evine gelerek, 45 dakika kaldı.

Baykal ve beraberindekiler evden ayrılırken, polis ekipleri de Oktay'ı evden çıkararak, sivil ekip otosuna bindirdiler. Bu sırada Oktay'ın Baykal ve beraberindekilerle tokalaştığı görüldü.

Oktay'ın evden ayrılışı sırasında evinin önünde bekleyen yakınları ve bazı vatandaşlar, hükümet aleyhine slogan attı.

Deniz Baykal, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Ülkemiz bir süreden beri bir hukuk, akıl, gönül ve vicdan tutulması yaşıyor. Umarım kısa sürer" değerlendirmesinde bulundu.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız ile bazı Alevi sivil toplum kuruluşları temsilcileri de Oktay'ı ziyaret etti.

Balkız, ziyaretin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, geçen sürede kafalarının karıştığını belirterek, bir taraftan bir şebekenin üzerine gidildiğini, diğer taraftan gazetecilerin, akademisyenlerin de o karanlık kişilerin arasında addedildiğini söyledi.

Oktay'ın "hukuku ve suçun ne olduğunu" iyi bildiğini belirten Balkız, "Oktay, bizim dedemiz ve inanç önderimizdir. Biz Seyfi Oktay'ın buradan Pir Sultanlar gibi ayrılacağından ve Pir Sultanlar gibi döneceğinden eminiz" diye konuştu.

Polis ekipleri, Oktay ile beraber arama yapmak üzere Gaziosmanpaşa'daki bürosuna geldiler.

Oktay'ın yakınlarının da takip ettiği aramalar yaklaşık 2 saat sürdü. Gün boyu devam eden aramalarda bir bilgisayar kasası ile bazı dokümanlara incelenmek üzere el konulduğu öğrenildi.

Bu arada, 
CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, evinde arama yapılan eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ı ziyaret etti.
CHP Genel Başkanı Koç ve beraberindeki milletvekilleri dışarda bekleyen vatandaşların alkışları arasında Oktay'ın evinden ayrıldı.
SEYFİ OKTAY KİMDİR?
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan o isimler arasında eski bir Adalet Bakanı Seyfi Oktay da var. Oktay "yargılama sürecini etkilemekle" suçlanıyor. 

Mehmet Seyfi Oktay. Eski Adalet Bakanı.

1934 yılında Malatya'da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Serbest avukatlık yaptı.

1991-1993 yılları arasında Demirel hükümetinin Adalet Bakanı'ydı.

93-95 yılları arasında süren DYP-SHP koalisyon hükümetinin de yine Adalet Bakanlığı'nı yaptı.

Oktay'ın adı 2008 yılında 45. Hacı Bektaş Veli anma törenlerinde yaşanan gerginlikle de hatırlanıyor. O törenlerde Hacı Bektaş Veli Barış Ödülü alan Seyfi Oktay, konuşma yapmak için kürsüye çıktı.

Ancak, töreni organize edenler eski bakanın konuşmasını kısa kesince olanlar oldu. Seyfi Oktay, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ikna çabalarına rağmen tören alanını terketti.

Seyfi Oktay'ın adı Taraf gazetesinin ortaya attığı Balyoz Darbe Planı iddialarıyla da gündeme geldi.

İddiaya göre AK Parti hükümetinin devrilmesinin ardından planlanan darbe kabinesinde onun da ismi vardı. Eski bakan Seyfi Oktay, şimdi 
Ergenekon soruşturmasıyla gündemde.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Nisan 2010 Pazar

ENGİN ALAN'A SORULDU

RESİMDEKİLERİ YAPTIN


ETKİN PİŞMANLIKTAN FAYDALANMAK İSTER MİSİNİZ?


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."


9 Nisan 2010 Cuma

TUTUKLANIP SALINDIĞINDA TIRSIP SUSANLARA İBRET OLSUN
KONUŞ KOMUTANIM.
REZİLLERİN FOYASINI ÇIKAR ORTAYA

BALYOZ NASIL TEZGÂHLANDI?
Balyoz Planı(!) konusunda iğrenç iddialar tefrika edilmeye başlandığı andan itibaren, ülkemizi karanlığa ve kargaşaya sürüklemek, "iktidarın bildiğini okurken" ortaya çıkan ve çıkacak engelleri yok etmek isteyenlerin, modern bilgisayar teknolojisinin imkânlarından yararlanarak "kopyalama ve yapıştırma" metodu ile bir plan üretmiş olduğunu ifade etmiştim.
Nitekim,
iğrenç tezgah Plan'ın 02 Aralık 2002 tarihini taşımasına rağmen, 2005-2007 döneminde yazılan yazılardan nasıl kopyalandığını ve aynı dönemde meydana gelen gelişmelerden nasıl ilham alınarak yazıldığına dair örnekleri, sayın avukatlarımın ve sevgili çocuklarımın katkıları ile ortaya koymaya çalıştık. Geçen zaman içinde yaptığımız yeni tespitlerle, örneklere ilaveler yapmanın şimdilik anlamı yok sanırım. Ancak şu hususu özellikle belirtmek isterim ki, savcılığın sözde bilirkişi raporu ile kitaplaştırılan çirkin iddialar üzerindeki "resmi kısıtlama kararı" kalktıktan sonra, ortada balyozun hiçbir dayanağı kalmayacak; bundan kuşku duyulmasın.
Bu yazıda ortaya koymak istediğim husus; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bulunan "kozmik büroların" adeta yolgeçen hanına benzediğine ilişkin kamuoyunda oluşan yanlış kanaatin düzeltilmesi ve Balyoz imalatçılarına bu bürolardan bilgi, belge sızıntısının nasıl gerçekleştiğine ilişkin ipuçlarını sergilemektir. Anlatacaklarım Plan Semineri ses kayıtları ile üzerinde sonradan rötuşlar yapılmış belgeler içindir. Sonradan üretilmiş Balyoz darbe planı kesinlikle Birinci Ordu'dan çıkmamıştır.
Açıklayacağım konuları elbette benden daha iyi bilenler vardır. Türk Ulusu'nu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni derinden sarsan, yaralayan Balyoz davasının ulaştığı boyutta hala "adalete saygı bahanesine" sığınarak ya da "kasaptaki ete soğan doğramama" ilkesiyle susanlar, susmaya devam ettikçe, iş başa düştü demektir. Umarım yaptığım açıklamalarda, verdiğim bilgilerde yanlışlık ve eksiklik bulanlar, hiç olmazsa bu konularda "Devlet Adamı" olarak kendi doğrularını açıklarlar.  Öncelikle yandaş medyanın uydurduğu gibi, bavul dolusu kozmik belgelerin, 2002-2003 döneminde Birinci Ordu Karargahında görev yapmış vatansever(!) bir subayın, çalıştığı dönemde kozmik bürodan evrak aşırarak, bunları yedi yıl bir yerlerde sakladıktan sonra, bir büyüğümüzün ifade ettiği gibi, "tarihin yazıldığı değil, tarihin yapıldığı" bir zamana denk düşürerek, yandaş medyaya sunmuş olmasının neden inandırıcı olmadığını birkaç cümle ile özetlemeye çalışalım:
"Birinci Ordu Karargâhı'nda Ordu'nun kozmik bürosundan çok güvenilir ve yetkili bir "köstebeğin" bir veya birkaç evrakı dışarıya çıkarabileceği varsayımı, akla ve mantığa uygun gelebilir. Ancak bir bavul dolusu evrak çıkarması olanaksızdır.
"Kaldı ki, bu "bavulun" içerisinde Birinci Ordu Karargâhı kozmik bürosunda bulunmayan, bulunmasına da olanak olmayan, (Ordu'nun kendi organik kuruluşunda olmayan) Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı unsurlarınca hazırlandığı ileri sürülen uydurma planlar da çıkmış durumda. Anlaşılan karacı subayımız(!) Birinci Ordu Karargâhı Kozmik Bürosundan çıktıktan sonra, Gölcük, Ankara, belki de Eskişehir'e kadar da uzanıvermiş ve kendisine kozmik bürolarda "özel ikramlarda" bulunulmuş!
"Savcılarımıza, evrakların "F Tipi Sahte Evrak ve Senaryo Üretim Merkezinden" yandaş medya aracılığı ile değil, çok daha önceden ve doğrudan iletildiğine ilişkin ciddi kuşkular da bulunmaktadır. Savcılarımızın bir kısım sanıklar için hazırladığı ifade tutanaklarının altında görev yeri olarak halen bulundukları makamlar değil, 2006-2008 döneminde bulundukları makam ve yerlerin isimleri yazılmıştır. Bundan doğal olarak çıkarılacak sonuç; ilgili ve yetkililerin inceleme ve soruşturmalarının 2006 tarihine kadar uzandığıdır. Bu, aynı zamanda, özel yetkili savcılarımızın önlerine konan belgelerin bir kopyasının istenen "zamanda" kamuoyu yaratmak ve belirli kurumları etkilemek için yandaş medyaya sunulduğunu da göstermektedir. Beni sorgulayan Sayın Bilal Bayraktar, özel yetkilerle donatıldığı mevcut görevlendirmeden 2009 yılının adli tatilinin başladığı gün haberdar edildiğini ve tatile çıkamadığını ifade etmiştir. Bildiğim kadarı ile Sayın Bayraktar o günden bugüne kadar geçen sürede, sadece Balyoz ile hemhal olmaktadır. Anlaşılan, kendinden önceki savcılar ellerindeki belgelerden bir şeyler üretmekte yetersiz kalmışlar.
Bu açıklamalardan sonra, Birinci Ordu Kozmik Bürosu'ndan evrakların ne zaman ve nasıl dışarıya çıktığını, kullanıldığını eldeki verilerin ışığında ortaya koymaya çalışalım.
Orgeneral rütbesinde iken Ankara'ya belirli makamlara ulaşan dedikodu ve iftira mektuplarının, bazı kimseler tarafından ciddiye alındığını, bazı çevrelerde de az biraz endişe yarattığını sonradan öğrendim. Bugün, savcıların ellerinde hiçbir kanıt olmamasına rağmen, benim ve diğerlerinin yargısız infaza maruz kalmasının nedenini sadece dedikodu ve imzasız ihbar mektuplarına dayandırmak elbette doğru olmayacaktır. Ancak bir dönemin rövanşını alma, dilediği yolda at koşturma sevdasında olanlar için bu mektuplara basiretten yoksun kişilerce yapılan işlemler, "ürkekler" için bulunmaz bir fırsat yaratmıştır.
Şimdi, 2002-2003 döneminde Ankara'da sirküle eden "mutasavver bir darbeye(!)" ilişkin dedikodu ve ihbar mektuplarına yapılan işlemlerin özet ve sonuçlarını açıklamaya çalışalım:
"    İhbar mektupları bir muhbir tarafından doğrudan ilgili makamlara gönderilebileceği gibi, bu amaçla Milli İstihbarat Teşkilatı ve kanalları da kullanılabilir. İhbar mektupları (imzasız olsa dahi) önemli görülüyorsa, üzerine konan özel bir şerh ile, birer sureti mutlaka Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderilir.
"    Mayıs 2003'ün son haftasında dönemin Genkur. Bşk., Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı ile birlikte Harp Akademilerinde oynanan bir harp oyununa iştirak etmişti. Tatbikat sonucunda bir konuşma yaptıktan sonra benimle yalnız konuşmak istediği nedeniyle, birlikte tahsis edilen özel bir odaya çekildik.
Bana sorduğu ilk soruyu çok iyi anımsıyorum. Sorusu, "Birinci Ordu içinde bazı emekli orgenerallerin ve bazı sivillerin de bulunduğu bir grup tarafından ihtilal hazırlıkları yapıldığı yolunda bilgiler geldiği ve bunun doğru olup olmadığı" şeklindeydi.
Sorusunun benim için çok aykırı olması nedeniyle, biraz nezaket sınırlarını da aşarak, kendisine çok net bir cevap verdim. Verdiğim cevabın sadece ilk cümlesini vermekle yetineceğim:
"Ben daima meşru sınırlar içerisinde bulundum ve bulunmaya da devam edeceğim." Bu sözlerin ardından kendisine bazı önerilerde bulundum. Söylediğim sözler, elbette bir devlet sırrı değil. Ancak, bu aşamada, bunların konumuzla bir ilgisi bulunmadığı için daha fazla detaya girmek istemiyorum.
"    Anladığım kadarı ile benim Birinci Ordu Komutanlığı'ndan ayrılmamdan sonra, Karargah içerisinde aşama aşama detaylı araştırmalar yapılarak, Kozmik Büro'ya ve Muhabere Bilgi Sistemler Başkanlığı'nın (MEBS) sistemlerine girilmiş, öncelikle 05-07 Mart tarihlerinde icra edilen Ordu Plan Semineri  kayıtları ve dokümanları, plan seminerinde jenerik bir senaryoya göre irdelediğimiz Egemen Planı dışarıya çıkartılarak, bir darbe izi taraması yapılmıştır. Döneme ilişkin Kozmik büro giriş ve çıkışlarına ilişkin kayıtların her nasılsa zayi edilmiş olması nedeniyle, bunu gerçekleştiren ekibin başını tahmin etmekle beraber, henüz bu konuda kesin bir kanaat oluşturmak mümkün değil.
Bütün bunları yazış nedenim, kozmik büroya esas girişin emir-komuta zinciri içerisinde yapıldığının, dışarıya çıkartılan doküman ve ses kayıtlarında bir darbe izinin bulunmamasının ardından dokümanların tekrar kozmik büroya sokulmadığının, imha edildiği söylenen belgelerin muhtemelen "iyi niyetle yukarılara" taşındığı varsayımının gerçekçi bir yaklaşım olduğunun ortaya konması içindir.
Balyoz Planları adı altında yapılan sahteciliğin kimler tarafından yapıldığının saptanması için ilgililerden aşağıdaki sorulara yanıt bekliyorum:
(1) Yukarıda belirttiğim gibi 2002-2003 döneminde Birinci Ordu'da bir darbe hazırlığı yapıldığına dair bir ihbar mektubu en üst makamlara gitti mi?
(2) Mayıs 2003'de Genel Kurmay Başkanı ile Birinci Ordu Komutanı arasında mutasavver bir darbeye (!) ilişkin bir konuşma geçti mi?
(3) Genel Kurmay Başkanlığı'nca Ağustos 2003'deki bir tarihten sonra Birinci Ordu'da ve diğer komutanlıklarda bu yönde idari bir tahkikat yapıldı mı? Bu amaçla kozmik odalara ve MEBS'e girildi mi?
(4) Eğer böyle bir tahkikat yapıldıysa;
(4a) Bu tahkikatın sonucu nedir?
(4b) Bu tahkikatı kim(ler) yürüttü?
(4c) Bu tahkikat sürecinde kozmik oda ve MEBS Başkanlığı'ndan Plan Seminerine ait belge ve ses kayıtları inceleme için çıkarıldı mı?
(4d) İncelenen ses kayıtları ve belgelerin akıbeti ne oldu?
Sözüm ona imha edildiği kabul edilen belgelerin, "hayır ehillerinin" ellerinde Balyoz planına dönüşmesi çok kolay olmuşsa da, acemice yapılan işlemler, balyozun er geç bu düzmeceyi kuranların ellerinde patlamasına neden olacaktır.

E.Org. Çetin Doğan




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1 Nisan 2010 Perşembe

ASKERLERİN TAHLİYESİ YANDAŞ BASINI ÇOK ÜZDÜ


Balyoz soruşturması kapsamında emekli Orgeneral Çetin Doğan, Tümamiral Semih Çetin ve emekli Korgeneral Engin Alan'ın da aralarında bulunduğu 19 kişi tahliye edildi. İkinci Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Albay Cengiz Köylü ise soruşturma kapsamında tutuklandı. Böylece soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 7 oldu.

Tahliye edilenler arasında 11 muvazzaf, 8 emekli asker bulunuyor. 

"Balyoz Planı" iddiaları soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Tümamiral Semih Çetin ile emekli Korgeneral Engin Alan'ın tahliyesine karar verildi. 

Çetin ve Alan'ın avukatlarınca, tutukluluğun kaldırılması yönünde yapılan başvurular, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi Oktay Kuban tarafından değerlendirildi. 

Değerlendirme sonucu, soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Tümamiral Çetin ile emekli Korgeneral Alan'ın tahliye edilmesine karar verildi.

Soruşturma kapsamında daha önce tahliye edilmeleri yönünde karar verilen 16 emekli ve muvazzaf askerin ardından bugün de Tümgeneraller Bekir Memiş ve İhsan Balabanlı ile emekli Orgeneral Çetin Doğan ve emekli Tümgeneral İzzet Ocak'ın da aralarında bulunduğu 19 kişi tahliye edildi. 

"Balyoz Planı" iddiaları soruşturması kapsamında, emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol, emekli Albay Emin Küçükkılıç ve emekli Albay Ali İhsan Çuhadaroğlu ile muvazzaflar Albay Murat Özçelik, Yarbay Ertuğrul Uçar ve Astsubay İmdat Çolak'ın tutukluluk halleri devam ediyor. 

İkinci "
Ergenekon" davasının tutuklu sanığı Albay Cengiz Köylü'nün, "Balyoz Planı" iddiaları soruşturması kapsamında da tutuklanmasıyla bu soruşturmadaki tutuklu kişi sayısı 7 oldu. 
Tahliye gerekçeleri

Bu arada, bugün 19 şüpheliyle ilgili olarak İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi Oktay Kuban tarafından verilen tahliye kararının gerekçeleri şöyle: "Kuvvetli suç şüphesi olgusunun bulunmaması", "Tutuksuz yargılamanın yargının amacına engel oluşturmaması", "Yüklenen suçların hukuki vasfının değişmesi ihtimali", "Bir kısım şüphelilerin mahkemeye sevk edilmeden doğrudan serbest bırakılması", "Mahkemeye sevk edilen bir kısım şüphelilerin hakimlikçe serbest bırakılması ve avukatların itirazı üzerine tutukluların mahkeme heyetlerince serbest bırakılması". 

Öte yandan, tahliyeleri kararlaştırılanlardan Hasdal Cezaevinde olanlar, işlemlerinin tamamlanmasının ardından cezaevinden çıktı. 

Böylece soruşturma kapsamında tutuklu asker sayısı 7'ye düştü.
Tahliye olanlar: (Muvazzaf askerler)

Tümamiral Semih Çetin
Tuğgeneral Bekir Memiş
Tuğgeneral İhsan Balabanlı 
Albay Mustafa Önsel
Albay Abdullah Zafer Arısoy
Albay Recep yıldız
Albay Yüksel Gürcan
Albay Levent Çehreli
Yarbay Hanefi yıldırım
Yarbay Ali Rıza Sözen
Astsubay Musa Fariz
Emekli askerler

Emekli Orgeneral Çetin Doğan 
Emekli Korgeneral Engin Alan tahliye edildi.
Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak
Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli
Emekli Albay Ümit Özcan
Emekli Albay Suat Aytın
Emekli Albay Kubilay Aktaş
Emekli Albay Bülent Tunçay
Çetin Doğan: "Gecikmiş bir olay"

Balyoz soruşturmasında tahliye edilen emekli Orgeneral Çetin Doğan, Silivri Cezaevi'nden ayrıldı. 

Cezaevi çıkışı mutluluğu yüzünden okunan Doğan aracına binerken gazetecilerin tahliyesi yönündeki sorularını yanıtladı. 

Doğan, "Bana yazılan mektup ve çekilen telgraflarla Türk halkını arkamda, yanımda hissettim. Ordada bir görev yaptığıma inanıyorum. Adalet yerini bulacaktır ama gecikmiş olarak değil diyelim. İnşallah sonunda getiririz. Hep birlikte aydınlık günlere ulusça ulaşırız diliyorum" dedi.

Tahliye ile ilgili olarak da Doğan, "Gecikmiş bir olay demekten başka elimden birşey gelmiyor" diye konuştu.

Balyoz soruşturmasında tahliye edilen emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Celal Ülgen ise tahliye kararı hakkında bilgi verdi. 

Celal Ülgen, "İlk günden beri Balyoz'un sahte bir plan olduğunu söyledim. 'Gerçekle ilgisi yoktur' dedim. Sözüm doğru çıktı. Gerçi tahliye, beraat demek değildir. Yargı aşaması devam edecek. Bu aşamada bütün gerçekler ortaya çıkacak. Türkiye'ye karşı kurulan komplo da çökmek üzeredir. Çöküş devam edecektir. Türkiye, her türlü olumsuzluğa rağmen aydınlık günlere ulaşacaktır" diye konuştu.
Cengiz köylü tutuklandı

Bu arada İkinci 
Ergenekon davasının tutuklu sanığı Albay Cengiz Köylü'nün 'Balyoz Güvenlik Harekat Planı' soruşturması kapsamında ikinci kez ifadesi alındı. 

Cengiz Köylü savcılık sorgusunun ardından 'Cebir ve 
şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek' iddiasıyla tutuklanma talebi ile mahkemeye sevk edildi. 

Köylü, "Cebir ve 
şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçundan tutuklanması istemiyle sevk edildiği nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı.

'Balyoz Güvenlik Harekat Planı' soruşturması kapsamında tutuklu bulunduğu Hasdal Cezaevi'nden 23 Şubat'ta ifade vermek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na getirilen Köylü, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılmıştı.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde Cumhuriyet savcıları Mehmet Berk, Ali Haydar, Bilal Bayraktar ve Süleyman Pehlivan tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ilk tutuklama tarihi olan 23 Şubat 2010'dan itibaren mahkemeye sevk edilen 41 kişi tutuklanmıştı. 

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."