ENTRİKA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENTRİKA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2011 Perşembe

İŞTE SINAVIN ŞİFRESİ: MOD MEDYAN


Abbas Güçlü / Milliyet


Ciddiye alıp incelediğinizde gerçekten de birebir doğru cevap anahtarı ile örtüşen şifreler de var. Ama daha da önemlisi internette günlerdir dolaşan "mod medyan" yazışmaları insanı şoke etmeye yetiyor da artıyor.
İddiaya göre -ki internette bu iddiayı kanıtlayan yüzlerce örnek bulabilirsiniz- mod medyan kavramı bazı yerlerde öğrencilere aşağıdaki şekilde anlatıldı:


"YGS'deki seçenekleri, büyükten küçüğe doğru sıralayın, üstteki seçenekle hangisi çıkışıyorsa, o mod medyandır."


Aslına bakılırsa mod ve medyan, istatiksel kavramlar. Sözlüklere girildiğinde uzun uzadıya anlatılıyor. Ama öğrencilere anlatımı bu şekildeymiş. Ve sınavdan bir iki gün önce bazı öğrenciler arasında "YGS'de mod medyan çıkacak haberiniz olsun" diye mail trafiği olmuş. Konudan haberdar olanlar mod medyan kavramının ne anlama geldiğini hemen anlamış.

Ama bu kavramı ilk kez duyanlar, sınava bir gün kala ders çalışmak olmaz, bırakın o soruyu da cevaplamayalım diye fazla kaale almamışlar.
Şimdi sanal ortamda dolaşan iddialara bakılırsa, bu konudan haberdar çok kişi olmuş. Ne kadarı doğru, ne kadarı abartı elbette bilmiyoruz. Ama ciddiye alınması gereken bir kavram olduğu kesin. Çünkü yine internet üzerindeki arama kayıtlarına bakıldığında, sınavdan bir iki gün önce bu kelimeleri arayanların sayısında özellikle bazı kentlerde patlama olmuş. Niyedir, nicedir onu biz bilemeyiz...


Cumhurbaşkanı'nın açıklaması
ÖSYM Başkanı Ali Demir'i önceki gün iki saate yakın dinledik. Hem de onlarca gazeteci. İkna olanı görmedim. Ekran başında canlı yayını izleyenler arasında da tereddütte olanlar çoğunluktaydı. Zaten gelen maillere ve dünkü gazete manşetlerine baktığınızda durum bu yönde.
İşte bu noktada asıl şaşırtıcı olan Sayın Gül'ün, ÖSYM Başkanı'nın anlattıklarını tatmin edici bulması!


Oysa ortada cevaplanması gereken onlarca soru var.


Sayın Gül, kendi emrindeki Devlet Denetleme Kurulu'nu ya da konunun uzmanı isimlerden oluşan bir bilirkişi heyeti oluşturup inceleme yaptırdıktan sonra bu açıklamayı yapsaydı, sanki çok daha doğru olurdu!..


Kitapçıklar açılmıyor

Sayın Cumhurbaşkanı'nın açıklamasında, YÖK Başkanı'nın kendisine "Bugün (dün) öğle itibarıyla herkesin sorusunu, kâğıdını, cevabını internete koyduklarını söyledi" dedi. Ama bu cümle ne kadar gerçeği yansıtıyor sırasıyla hep birlikte bakalım:



Madde 1: Dün öğle itibarıyla internete konuldu denilen soru kitapçıklarına bir türlü ulaşılamıyor. Hele hele tümüne ulaşmak hâlâ mümkün değil.
Madde 2: Sayın Cumhurbaşkanı ÖSYM Başkanı'ndan aldığı bilgiler doğrultusunda herkesin soru kitapçıklarının internete yüklendiğini söylüyor ama ÖSYM'nin dün akşam saat 19.00'da internet sitesinde aynen şu bilgi vardı:
"2011-YGS'ye giren adaylar kendisine ait soru kitapçığı koduna http://sonuc.osym.gov.tr/Sorgu.aspx?SonucID=1097 adresinden erişebilirler. Soru kitapçık numarası ve bina kodu bilgisiyle kendi kitapçılarını ftp://2011ygs-kitapcik.osym.gov.tr adresinden görüntüleyebilirler. Şu ana kadar ADANA - BURSA/GEMLİK illeri arasındaki sınav merkezlerinde sınava giren adayların soru kitapçıkları hazırlanmıştır. Diğer illerde sınava giren adayların kitapçıkları hazır olduğunda sisteme eklenecektir. Kitapçıklar tüm kamuoyuna açıktır.


Şu ana kadar 349.154 adayın soru kitapçıkları kamuoyuna açılmıştır.
Kamuoyuna duyurulur.


1. Güncelleme: 03.04.2011 Saat: 20:30
2. Güncelleme: 04.04.2011 Saat: 10:00
Son Güncelleme: 04.04.2011 Saat: 17:00"
Yani, dün akşam itibarı ile 1 milyon 700 bin adaydan, sadece 349 bin adayın bilgisi internete yüklenmiş, tamamı değil. Yani Cumhurbaşkanı'na tam doğru bilgi verilmemiş.
Madde 3: Kâğıdından kastettiği herhalde adaylara yönelik cevap kâğıdı ki, böyle bir uygulama söz konusu değil. Hem daha cevap kartları da okunmadı.
Madde 4: Cevap kâğıdı yani cevap kartı gibi o kitapçığın cevap anahtarı da internette görünmüyor.
Madde 5: Sayın Cumhurbaşkanı'nın ortada böylesine bir şefaflık varken tatmin olduğunu söylemesi ilginç ama tabii eğer o bilgilere ulaşılabiliyorsa... Ama ÖSYM'nin internet sitesine girip, bu bilgilere ulaşmak istediğinizde karşınıza bakın nasıl bir açıklama çıkıyor:


"Bu web sayfası kullanılamıyor.
ftp://2011ygs-kitapcik.osym.gov.tr/ adresindeki web sayfası, geçici olarak kullanılamıyor veya kalıcı olarak yeni bir web adresine taşınmış olabilir. "


Peki yönlendirilmiş bir web sayfası var mı? Hayır. Peki buna şeffaflık denilebilinir mi, bu sizi tatmin eder mi?...


Özetin özeti: Bu tartışma daha çookkkkkkkk su kaldırır...

***************
EK HABER: 9NİSAN2011 Arslan BULUT'un yazısından bir kesit:

Radikal’den Betül Kotan ise mesleğin haysiyetini korudu ve  “YGS sınavında bütün kitapçıklarda şifre var mı?”  sorusunun cevabını, sınav kitapçıklarını ÖSYM’ye giderek ve bizzat görerek tespit etti. 
Kotan, haberinde konuyu şöyle anlattı:
 “ÖSYM’ye gittik. Ziyaretimiz sırasında sınav kâğıtlarının bulunduğu depolarda kitapçıkları inceleyen ÖSYM Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Ensar Gül, ÖSYM Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Pekşen, ÖSYM’nin YGS sorumlusu Yeliz Çelen ve Danışman Cuma Orulluoğlu ile buluştuk. 
ÖSYM ekibi, depodan, Radikal için sınavda Matematik, Türkçe, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler testlerinde 40’ta 40 ve 40’ta 37 net çıkaran 1500 civarında adayın kitapçıklarının içinden rasgele, 100 kitapçık seçti ve incelememize izin verdi. 
Kitapçıkları bizimle birlikte inceleyen ÖSYM yetkilileri, incelenen kitapçıklarda şıkların dizilişinde belli bir kuralın olduğu (z5 medyan-5’li tekrar) tespitimize katıldılar ve bütün kitapçıklarda benzer bir kural olduğunu kabul ettiler.
ÖSYM yetkilileri, Türkiye’nin günlerdir ’şifre’ olarak değerlendirdiği durumu ’kalıp-şablon’ kavramıyla açıklarken, ’Biz aylarca çalışarak bir program hazırladık. Çok da başarılı bir program aslında. Ancak Meteksan’da kitapçıklar basılırken, maalesef insan hatası yüzünden programın bir kısmı eksik çalışmış ve sistem hep aynı kalıp üzerinden kitapçık basmış. Bunu biz de önceki gece fark ettik’itirafında bulundular.” 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Nisan 2011 Çarşamba

GERÇEKLEŞMEYEN NE KALDI
http://www.doguturkistan.net/arsiv/haber/2003/bir-etkili-yetkili-araniyor-5eylul2003.html
Ötüken, 5 Eylül 2003

Değerli arkadaslar,
Güvenilir kaynaklardan aldigim çok gizli bir belgenin içerigini açikliyorum.
Bu belgeyi içeren mesaj çesitli e-posta adreslerine dün gönderilmis bulunuyor..
Sözkonusu belge (hizmete özel-kozmik gizli kaseli) R-4590/6232N ve RL- 325657/898-09 no.lu iki adet ana dosyadan ibaret olup bu hafta gelecek olan Amerikali general James Jones ve heyeti ile Türk askeri heyeti arasindaki görüsmeler sonucunda imzalanacak olan mutabakatin esasini olusturmaktadir (sayet iddia edildigi gibi dogru ise)...

Buradaki çok önemli ve Türkiyenin kaderini belirleyen ana maddeler özetle söyledir:
1 - ABD ve Türk tarafi, en geç 3 ay içinde resmen ilan edilecek olan "Federe Güney Kürtdevleti" (yani Kuzey Irak Kürdistani) konusunda ortak uzlasmaya varmislardir. Bu devletin baskanligi dönüsümlü olarak M. Barzani ve C. Talabani tarafindan icra edilecektir. Söz konusu devletin su an için "tam bagimsizlik" elde etmesi düsünülmemektedir. Ancak ileride söz konusu oldugu takdirde -Türkiye tarafindan herhangi bir itirazin yapilmamasi- konusunda ABD ve Türk heyetleri anlasmis bulunmaktadir.
2 - Türk askerinin Irak' in L-432B ve HN-034V olarak adlandirilan (adlandirma ABD tarafindan yapilmis olup neresi oldugu tam belli degil, fakat Kuzey Irak olmadigi kesin, çünkü asagidaki maddelerden bu anlasilmaktadir) bölgeye gönderilecegi kesinlesmis bulunmaktadir. Asker gönderilmesine Ekim ayinin ortalarinda baslanacak ve sevkiyat 1 ay kadar sürecektir. Ilk gönderilecek miktar 12.000 ila 16.000 asker olup, ABD ve Türkiye tarafindan belirlenecektir. Gönderilecek birliklere ait tüm masraflar, mühimmat vb. Türkiye tarafindan saglanacaktir. ABD sadece gerekli hallerde uydudan gözetleme destegi taahhüt etmektedir. Asker gönderilmesi yönünde hükümetçe hazirlanacak olan tezkerenin reddedilmemesi için bazi milletvekilleri "ikna" edilecekler ve tezkere garantiye alinacaktir. (Acaba ne tür ikna yöntemleri kullanilacak? O belli degil...) Irak' in 3 federatif bölgeye ayrilmasi, gerek ABD gerekse Türk askeri heyetleri tarafindan onanmistir. Buna göre Türk askerinin de ABD tarafindan istenilen bölgede göreve baslamasiyla ve Kürdistanin güney kanadinin güvenlik altina alinmasiyla kisa sürede dengelerin olusacagi düsünülmektedir. Kürdistan sinirlari içinde kalacak olan Musul, Kerkük gibi noktalardaki Türkmenlere Kürt vatandasligini kabul etmeleri veya Bagdat (yada güneyinde kalan diger bölgeler) gibi sehirlere göç etmeleri konusunda iki temel seçenek sunulacaktir. Göç etme karari alan Türkmenlerin giderlerinin, Türk tarafinin israri sonucunda ABD tarafindan karsilanmasina karar verilmistir. Göç eden Türkmenlerin güvenligi de yine konvoylara eslik edecek olan Türk askerlerince saglanabilecek olup, önerilen süreç 2 yili kapsamaktadir. ABD ve Türk yetkilileri gerekli hallerde Türk askerinin (ve donanimlarinin) arttirilmasi konusunda mutabiktirlar. Fakat görev bölgesi ABD' nin onayladigi yerlerin disina hiçbir sekilde çikmayacaktir.
3 - Gidecek olan Türk birliklerinin komutani Türk olacak, fakat bu komutan da dogrudan "koalisyon güçleri ortak komuta karargahi" ndan (yani ABD-Ingiliz) emir alacaktir. Görev sirasinda yaralanarak uzun süreli tedaviye ihtiyaç duyacak olan veya sakatlanma sonucu protez, vb. gibi araç-gereçlere ihtiyaç duyacak olan Türk askerlerinin tedavileri ve protezleri agirlik olarak ABD tarafindan temin edilecektir. Diger yaralanma ve ölüm vb. giderleri Türk tarafina ait olacaktir.
4 - ABD ve Türk taraflari, bundan böyle Kuzey Irak' taki Kürt devletinin her türlü güvenligini saglama konusunda mutabik kalmislardir. Buna göre Türk askeri birliklerinin esas görevlerinden biri Kürdistanin güneyden güvenligini saglamak olacaktir. ABD tarafi, bunlarin karsiliginda Türkiye'ye PKK-KADEK' in etkisizlestirilmesi sözünü vermektedir, ancak yine ABD tarafindan Türkiye' nin makul bir süreçte (muhtemel süre 3-5 yil olarak telaffuz ediliyor) federasyona geçmesi konusundaki "hassasiyeti" hatirlatilmis ve bundan böyle Türkiye Kürtlerinin federatif yapiya giden yollarinin tamamen açilmasi konusunda yeni bir uyari yapilmistir. Bu konuda ABD ve Türk heyetleri arasinda tam mutabakat saglanmis olup, "yerel yönetimler yasasi" nin bir an önce hazirliklarinin tamamlanmasi ve meclise sevk edilmesi kararlastirilmistir. Ayrica önümüzdeki yerel seçimlerde dogu ve güneydogu il ve ilçelerinde gösterilecek olan adaylarin Kürt ve olabildigince HADEP, DEHAP ve
PKK-KADEK kökenli olmalari konusunda her türlü hassasiyet gösterilecektir. Bu arada ABD, Türkiye' den MED-TV nin daha iyi izlenebilmesi için gereken özenin gösterilmesi talebinde bulunmus ve bu talep kabul edilmistir. Bunlarin disinda aralarinda Leyla Zana, Vb. nin de bulundugu eski HADEP milletvekilleri ile bazi PKK-KADEK yöneticileri için uygun bir zamanda af çikartilacak, siyasete biraktiklari yerden devam edebilmeleri için gereken seyler yapilacaktir.

5 - ABD ve Türk taraflari, gerekli görüldügü hallerde Barzani ve Talabani kuvvetleriyle isbirligi yapmayi, Irak direnis güçlerine karsi ortak askeri harekat düzenlemeyi ve hatta kurulmakta olan Kürdistan ordusunun belirli unsurlarini silahlandirmayi ve egitmeyi taahhüt etmektedirler. Su anda ABD, "Kürt ordusu" nun özellikle agir silahlar ve bu tür silahlarla ilgili eksikliklerini ve egitim noksanligini hizla telafi etmeye çalismaktadir. Bu amaçla T676-034 no. lu gizli raporda belirtildigi üzere Kürdistan ordusunda helikopter birlikleri (UH-1, puma, sikorsky ve puma' lardan olusacaktir), topçu taburlari ve en az iki tank tugayi planlanmistir. Yine ABD tarafindan Kürt kuvvetlerine "MLRS, stinger ve ATACMS" roketleri ve lançerleri verilecektir. Kürt unsurlarinin bu silahlara yönelik egitimine halihazirda baslanmis
olup, gerekli hallerde Türk askeri danismanlari da görev yapacaklardir. Bu arada ileride gündeme getirilmesi planlanan iki veya üç yeni tezkere ile sayilari 10.000 civarinda olacak olan ABD kara birliklerinin Türkiye' ye, özellikle dogu ve güneydogu bölgelerine konuslandirilmasi konusunda ortak görüs belirlenmistir. Bu amaçla 2 yeni ABD üssü ve uydu istasyonlari, yine ABD' nin uygun görecegi yerlerde açilacak ve hizmete girecektir (tahmini süreç 2 yil olarak belirlenmis bulunmaktadir). Tüm bu noktalara gerek sivil gerek asker, hiçbir Türk vatandasi girme hakkina sahip olmayacak, sadece ABD yetkililerinin izin verecegi Türk subaylari, verilecek izin kapsami içinde girme hakki elde edecektir.

6 - ABD, Türkiye' nin gerek asker göndermeyi kabul etmesi, gerekse Kuzey Irak Kürdistani' nin kurulmasindaki engelleyici tutumundan vazgeçmis olmasi nedeniyle Türkiye' ye uzun vadeli krediler açmayi ve hibe/kredili satis yoluyla yeni silahlar vermeyi taahhüt etmektedir. Bu silahlar arasinda kobra helikopterleri, güdümlü tanksavar füzeleri ve bir miktar M-1 "abrams" tanki mevcuttur. Söz konusu tanklar iki yil içinde (miktari 100 adet civarinda telaffuz ediliyor) halen Irak' ta görev yapmakta olan "iron horse" (neyin nesi ise?) birliklerinden verilecektir. Bununla birlikte, ABD verilecek olan silahlarin hiç bir sekilde Türkiye Kürtleri' ne karsi kullanilmayacagi konusunda teminat almistir. Öte yandan açilacak olan kredinin bir kisminin bir "jest" olarak IMF sartina baglanmayacagi konusunda mutabakat söz konusudur. Ayrica Türk stajyer subaylarinin "ABD' deki egitim ve staj" kontenjanlarinin arttirilacagi konusunda ABD tarafi söz vermis bulunmaktadir. Buna ilaveten genç Türk subaylarinin ABD üs ve limanlarina yapacaklari gezilerin arttirilmasi konusunda ABD yeni kolayliklar saglayacaktir.
7 - Türk tarafi, kurulmakta olan "Güney Kürdistan" ile bundan böyle her türlü iyi iliskiler içinde olacagini, dostluk ve ticari iliskiler gelistirecegini taahhüt etmektedir.
Güney Kürdistan ile Türkiye' nin dogu ve güneydogusunu olusturan genis bir bölge içinde özellikleri ABD tarafindan belirlenecek olan bir "ortak ticari bölge" ve "serbest ticari" bölge anlayisi hakim kilinacak, bu bölgeye makul bir süreç içinde Ermenistan' in da dahil edilmesi saglanacaktir. 4 veya 5 yillik bir geçis dönemi içinde söz konusu bölge, Türkiye' nin federatif düzene geçmesinde baz olusturacak ve bu sürecin sonunda bölgeye özerklik verilecektir. Türk tarafi nüfusunun %28.54 ünün Kürtlerce olusturuldugunu artik kabul etmekte ve üniter yapinin bu gerçegin önünü kapatmaya yetmedigini, gerçekçi ve küresel bir çözümün artik sadece federatif yapida yer almakta oldugunu kabul etmektedir. ABD tarafi, Türk makamlarinin bu görüsü paylasmakta olmalarindan dolayi duydugu hosnutlugu kabul etmektedir ve tüm bunlarin ABD-Türkiye dostlugunu pekistirecek temel ögeler olarak gördügünü belirtmektedir.

8 - ABD tarafi ayrica, Kibris' ta çözüm için yegane yolun "Annan plani" oldugunu Türk tarafina bir kez daha bildirmis olup, kati tutumun gerçekçi olmadigi ve Denktas' in sert politikasinin yumusatilmasi gerektigi konusunda Türk tarafi ile uzlasmaya varilmistir. Konular Yunan makamlari ile yapilacak görüsmelerde yine ele alinacaktir. Ayrica Türk ordusunda asker mevcudu olarak % 28' lik (yaklasik) bir indirime gidilecek, ayrica tank, top ve gemi sayisinda indirime gidilecektir. Türk ordusu, gelecekteki misyonunu, ABD' nin uygun gördügü sekilde "bölgesel güç" olmayi terkederek, lokal bir savunma gücü konseptine indirgemeyi makul bulmakta ve gelecegin federasyon ordusuna geçisindeki asamalari ABD askeri yetkilileri ile görüsmeyi benimsemektedir. Ayrica Türk tarafi, ileride olusabilecek bölgesel
krizlerde, ABD ile ortak hareket etmeyi ve silah mevcudundaki eksigi, yine ABD' nin uygun görecegi "takviyelerle" kapatmayi kabul emektedir. Baska maddeler de var, fakat en önemlileri özetle bunlardan olusmaktadir. Bu son derece gizli dokümanlara ulasan ve ilk elde açiga çikaranlar kimdir bilmiyorum, fakat onlardan alip bizlere aktaranlarin (sahsen tanimamakla beraber) gayet üst düzeyde olduklarini ve resmi gizli belgelere ulasabilen kisiler olduklarini tahmin ediyorum.. Bu arada gelen bir diger gizli istihbarat bilgisine göre, birkaç gün önce Necef' te düzenlenen bombali saldirida sii lider Al Hakeim' in öldürülmesinde kullanilan bomba, ABD tarafindan saglanmis olup (250 Kg. SEMTEX ve 320 kg. TNT) bomba Barzani' ye bagli pesmergelerce konuldu. Bu saldirinin nedeni ve Kürtlerin bu ise neden bulastigi belli degil. Eger bu bilgiler dogru ise, ABD neden böyle bir ise kalkismis olabilir bunu henüz anlamak zor...


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Mart 2011 Pazartesi

İKLİM BAYRAKTAR OLAYINI ANLAMAK-ODATV'NİN VE CHP'NİN YANLIŞLARI- FATMA SİBEL YÜKSEK


Blogtan Not: Bence bu yazı son noktadır. Kendini birazcık basın-yayının içinde gören zat-ı muhteremler utanır da susar.Ama sanmam; mahalle ağzı dedikoduculuğu,spotların altında cilalanmış yüzleri,kırılmış,yayılmış konuşmalarıyla kendini medyatik sanan yanaşmalar olduğu sürece.


Bu olaydan anlaşılıyor ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun "dosya merakı" kendisi için bir zaaf haline gelmeye başlamış. "Elimde dosya var", "görüntü var", "kayıt var" diyen kapıdan destursuz girebiliyor.
Hâsılı, işin içinde haddini bilmez bir muhterisin şımartılması var, daha kendi kapısının önünü süpüremezken muhalefe partisine "medya stratejisi" sunmaya kalkışma var. Sarışın hatun görünce yamulan Türk erkeği var, yamulan Türk erkeğini görünce büyük yerlere geleceğini zanneden sarışın var, cin olmadan adam çarpmaya kalkışma var, basiretsizlik var, kötü yönetim var, "sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım" var.
Peki ne yok?
İklim Bayraktar olayının ne CHP ve muhalif kesimlerin öne sürdüğü gibi bir "Cemaat-AKP komplosu", ne de iktidar çevrelerinin empoze etmeye çalıştığı gibi "Ergenekon kumpası" olduğuna inanmıyorum. Her iki taraf da ezberlerden hareket ediyor ve seçim öncesi herkes bu olaydan kendince bir biçimde post çıkarmaya çalışıyor.
Karşımızdaki olay keşke "organize bir komplo" olsaydı. En azından doğru ipuçları yakalamaya çalışır ve bu vesileyle zekâlarımız belki biraz daha gelişirdi. Bu ülkede ne yazık ki olaylar, büyük filmlere, romanlara konu olacak boyutta yaşanmıyor. Çapsız insanlar, ucuz senaryolar, dedikodu, cahillik, belden aşağı vuruşlar ortasında hepimiz her geçen gün biraz daha kirleniyoruz.
İklim Bayraktar olayı, iktidarından muhalefetine, ordusundan medyasına bütün kurumların nasıl çürüdüğünün, kaliteli insanların nasıl tasfiye edildiğinin ve ortalığın nasıl beş para etmez şahıslara kaldığının resmidir.
38 yaşına kadar gazetecilikte dikiş tutturamamış, on beş yaşında çocuk annesi bir kadın, afili bir CV yazıp sanki gazetecilikte iş böyle aranırmış gibi Ankara'da o gazete senin, bu televizyon ben dolaşıp duruyor. İletişim Fakültesi'ni yeni bitirmiş bir genç, CV yazarak stajyerlik talebinde bulunabilir ama 38 yaşına kadar gazetecilikte kendisini gösterememiş birinin CV ile anlatacak neyi olabilir ki? Ankara'da bütün gazeteciler uzaktan veya yakından birbirini tanır, herkesin yaptığı işler ,yazdığı haberler bilinir. Diyelim bir kuruma CHP muhabiri mi alınacak; bu işi yapan gazeteciler zaten bellidir, hepsi yılların muhabiridir. Ya mevcut kurumlarda çalışanlardan biri transfer edilir, ya da o anda işsiz olanlardan biri seçilir.
Siyasi parti muhabirliği öyle kolay bir iş değildir. Bir kere Meclis ayağını izleyemezseniz alanınıza hakim olamazsınız. Sadece Genel Merkez'den gazetecilik yapılamaz. Meclis'i izleyebilmek için ise katı kurallar mevcuttur. En az 5 yıldır basın kartı taşıyor olmanız gerekir, o da yetmez çalıştığınız kurumun sizin için parlamento muhabiri kartı çıkarttırması gerekir. Kurumun ve gazetecinin beyanına da bakılmaz, mesleki kıdem durumu Basın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nden düzenli olarak sorgulanır. Aynı şartlar Başbakanlık, Genelkurmay, Yargı muhabirleri için de gereklidir. Ankara'da gazetecilik en alt basamaktan başlayan bir kıdem ve ihtisas anlayışına dayalı olduğu için öyle istediğiniz zaman ortaya çıkıp "Ben CHP muhabiriyim", "Ben Başbakanlık muhabiriyim" diyemezsiniz.
CHP'yi Ankara'da yıllardır izleyen Türey Köse (Cumhuriyet), Sema Bingöl Ecer (CNN-Türk), Sibel Erdem (NTV), Okan Konuralp (Hürriyet), Zihni Erdem (Radikal),Abdürrezak Oral (Akşam), Hale Gönültaş (Vatan), Hülya Karabağlı (Sabah), Süleyman Kurt (Zaman) gibi muhabirler vardır.
Hepsi de mesleklerini etik kurallara uygun biçimde yıllardır sürdüren gazetecilerdir. Düşünün, bu deneyimli muhabirlerin hiç birisi CHP'de kafasına göre at koşturamıyor- koşturmuyor ama kim olduğu belirsiz, basın kartı bile olmayan bir şahıs, son derece lâubali ve cıvık bir tarz içinde o kat senin,bu oda benim gezip duruyor. Hem eski Genel Başkan Deniz Baykal ile, hem de Kemal Kılıçdaroğlu ile odalarında görüşüp abuk subuk konular açıyor, gazetecilik sınırlarını tamamen ortadan kaldırıp bayağılığın dibine vuruyor.
Gazetecilik hareketli, gözönünde olunan, kişinin sosyal etkisini güçlendiren bir meslektir. Dolayısıyla, taliplisi çoktur, aklı hırsının yüz fersah gerisinde bazı tipler bu mesleğe sık sık musallat olurlar. Gazeteciliği böyle tiplerden koruyacak olan öncelikle kurumların başındaki yöneticilerdir. Tecrübeli gazete ve televizyon yöneticileri her "gazeteciyim" diyene kapıları açmazlar. Eğer gençse potansiyeline bakarlar ve staj imkânı tanırlar, İklim hanım gibi yaşı geçkin olanların da daha önce nerelerde çalıştığına, hangi haberleri yaptığına, basın kartı olup olmadığına, varsa kaç yıldır taşıdığına vs. bakılır.
Odatv'de yayımlanan "yarı resmi açıklamadan" anlaşıldığına göre bu hanım , bütün gazeteleri dolaşırken bir CV de ANKA Ajansı'na bırakmış. Ben bilmiyordum ama aynı zamanda Odatv'nin Ankara Temsilcisi olan Mümtaz İdil, anlaşılan şu anda o ajansın yöneticilerinden birisi. Mümtaz İdil, CV'ye bakmış ve "Seni ANKA'da değil ama istersen Odatv'de çalıştırabiliriz" demiş.
Mümtaz İdil'e Allah acil şifalar versin, kendisi Ankara'da sevilip sayılan bir entellektüeldir. "Entellektüeldir" diyoruz çünkü aslında gazeteci değil edebiyat eleştirmenidir. Özellikle Rusça klasik eserler üzerine yazılmış değerli makaleleri mevcuttur. Ankara'da, İstanbul'da olduğu gibi "edebiyat eleştirmenliği" diye bir meslekten ekmek yemek pek mümkün olmadığı için bu alanlarda uzmanlaşmış insanlar da gazetecilik potası içinde eritilirler.
Basında yöneticilik tecrübesi olmayan İdil, sadece cafcaflı yazılmış bir CV'ye bakarak karar verirken eminiz CHP'nin ve Odatv'nin başına gelecekleri düşünemezdi. Keşke, Anka Ajansı'nın deneyimli Genel Müdürü Veli Özdemir'in fikrini sorsaydı.
Çalışılacak yerin bir internet sitesi olması, maaş falan verilmeyecek olması gibi durumlar da kararı kolaylaştırmış olabilir. Velhasıl İklim Bayraktar, Odatv'ye bu şekilde dalış yaptıktan sonra 5 ay gibi çok kısa bir sürede sitenin kendi deyimiyle "uçuşa geçmiş". Laubalilikte, densizlikte sınır tanımaz bir noktaya gelmiş. Bazı kadınlarda "Tacize uğradım, kadın olduğum için engelleniyorum" şeklinde bu işin gerçek mağdurlarının gözden kaçmasına neden olan klişe bir davranış vardır. Böyle bir sansasyon üzerinden meslek kollarında "kadın sorunu" yaratarak var olmaya çalışırlar.
Basında taciz yok mudur? Kuşkusuz vardır, ancak 38 yaşına gelmiş bir kadın bununla nasıl başedeceğini bilir. Ne insanları haksız töhmet alında bırkmadan, ne de kendisini rezil etmeden sorunu uzaklaştırır. Böyle aklı başında bir insana tacizde bulunmaya kimse de cüret edemez zaten.
Ama bu hanım her nasılsa, gittiği her yerde sürekli taciz ediliyor. Anlaşılan bunu da "güzel ve başarı potansiyeli yüksek" bir kadın olmasına bağlıyor. Tarzının kendisini ne kadar itici ve çirkin gösterdiğini bilmeden konuşuyor da konuşuyor. www.gazetecier.com'dan Hacer Alkan'ın da yazdığı gibi sanki Türk basını hayatında ilk kez güzel kadın görüyor!. Zannedersiniz ki millet girmiş sıraya, "İklim Bayraktar gelse de taciz etsek" diye birbirini eziyor...Burası Pakistan mı kardeşim?
Kendini bilmezlik, cahillik, meslek kültüründen yoksunluk had safhada. Bütün bu kepazeliğin üstüne bir de Fatih Altaylı'nın programına çıkıp "Ben aslına buraya 8 Mart vesilesiyle basını, medyada kadın sorunun konuşmaya geldim" diyor. Sen kimsin? Medyada kadın sorunun konuşmak sana mı kalmış?
Bunu söylerken de "Yemek" diye bir dergiyi çıkarıp gösteriyor. Daha önce bu dergide çalışmış...Güler misin, ağlar mısın...
Peki bu insan, kendisine "gazeteciyim" diyerek bu kadar pespaye bir biçimde ortalıkta dolaşırken Odatv'nin yetkilileri ne yapıyor?
Onlar büyük işlerle uğraşıyorlar.. "Büyük balıklar" kovalıyorlar... CHP'nin elindeki televizyon kanalını kelepire kapatıp sözüm ona "muhalif medya" yaratacaklar!
Soner Yalçın'ın yanında gezdirdiği "beyin takımına" bakar mısınız:
Hakan Aygün, Murat Ongun, Oray Eğin...
Oray Eğin, New York'un lüks barlarından çıkacak da "muhalif medya" diye kıvranan halkımızın yarasına merhem çalacak öyle mi?
Hakan Aygün'ün magazincilikten, ağzını yaya yaya haber sunmaktan, Ufuk Güldemir'den öğrenilmiş megalomanlıktan, abartıdan, şımarıklıktan başka nesi var?
Murat Ongun kimdir? Ülke paramparça edilirken, Cumhuriyet'in bütün mirası ayaklar altına alınırken "gazeteci" olarak hangi tavrı almış, hangi bedeli ödemiş de Odatv'den medet umacak hale gelmiş iyiniyetli, yurtsever kitle adına kapalı kapılar ardında pazarlık masalarına oturuyor?
Bu arada yazık edilen Odatv'nin fedâkar okuyucuları, yorumcularıdır. Orada "milli" bir nabız atıyor, bir feryat yükseliyor, ülkenin gün be gün elden gittiğini gören halk tabanı sarılacak yer arıyor. İsyanlar, kaygılar yorumlara dökülüyor ama gelin görün ki sadece istatistik değer olarak ve "şu kadar tekil kişi girişimiz var" adına pazarlık masalarına sürülmekten başka bir işe yaramıyorlar.
Odatv'nin dinamik yorumcularına baktığımızda, amigoluk yapan bir kaç kişi dışında çoğunun olup bitenleri doğru okuyan, bilinçli insanlar olduğunu görüyoruz. Gördükleri bütün yanlışlara rağmen, sırf böyle bir potansiyel hebâ olup gitmesin diye Odatv'yi desteklemekten vazgeçmiyorlar..
Ya bu arkadaşlar ne yapıyor? Onlar büyük oynuyor, büyük planlar yapıp büyük stratejiler üretiyorlar... Yalçın Küçük'ün Akşam gazetesine anlattığına göre "Teşvikiye'nin lüks lokantalarında buluşuyorlar. Aralarına kimi zaman Saba Tümer de şen kahkahalarıyla katılıyor"...
Elitleştikçe elitleşiyorlar, koptukça kopuyorlar. Toplumun feryadı arşa çıkıyor, Odatv'nin haberleri, ücretsiz çalışan amatör editörlere teslim ediliyor, hüküm-hükümet İklim Bayraktar gibi ne olduğu belirsiz insanların eline geçiyor. Kadın meydanı o kadar boş buluyor ki 88 yıllık partinin Genel Başkanı'na çat kapı çıkıp "Bana kayıt cihazı ver, belden aşağı görüntü çekeceğim" diyebiliyor...
Bu arada, ayyuka çıkan kepazelikler, ucundan kıyısından Soner Yalçın'ın kulağına gidiyor. O da telefonlarının dinlendiğini bile bile kadını arayıp "Nedir şu taciz olayı bi anlat bakiim" diyor. Kadın ballandıra ballandıra bir daha anlatıyor. Soner Yalçın daha sonra, "Doğan Yurdakul'la oturuyorduk, yanımıza geldi olayı anlattı. Hatta kendi aramızda espri yaptık" diyor. Esprisi yapılacak konu mudur bu? Senin kurumunun kimliğini kullanarak ortalıkta dolaşan bir kadın 50 yıllık siyasetçi hakkında olmadık iddialarda bulunuyor, duruma hemen el koysana. Bu kadın kimdir ki eşitinmiş gibi muhatap oluyorsun?
Düşünün, Ceyhun Bozkurt gibi başarılı bir muhabirin, Müyesser Yıldız gibi birikimli bir gazetecinin, Kıymet Nadir Bindebir gibi keyifli bir kalemin, Banu Avar gibi bir itibar abidesinin barınamadığı Odatv'de, İklim Bayraktar gibi bir çapsız cirit atıyor. Altı ayda siyasilerle ve kurum yöneticileri ile "sen" diye konuşacak noktaya geliyor. Uyduruk uyduruk yazıları "İklim Bayraktar yazıyor" anonsu ile ve de artistik pozlar eşliğinde çarşaf gibi sergileniyor.
Odatv yolgeçen hanına dönmüş, bırakalım İklim Bayraktar'ı Rafael Sadi bile orada kendisine bir köşe kapıp yazılar yazmaya, açık açık İsrail politikalarının propagandasını yapmaya başlıyor, yayınlanan haberleri yönlendiriyor. Rafael Sadi kimdir? Gazeteci görünümlü bir İsrail devleti görevlisi...
Ya CHP'nin haline ne demeli?
"Ben Odatv'den geliyorum" diyen birine sırf bacakları uzun ve saçları sarı diye bütün kapılar açılıyor. 25 yıllık parti muhabirlerinin girmediği kapılara girip çıkmaya başlıyor. Baki Özilhan gibi eski bir kurtla bilgisayarının başına oturup mail atacak kadar yakınlaşabiliyor. Muharrem İnce gibi kendisinden siyasi tecrübe ve feraset beklenecek bir parti yöneticisi bile bu kadına bir AKP'linin "uygunsuz halleri" konusunda haber yaptırmaya kalkışıyor. Evine kadar gidip otomobiliyle alıyor. Sonra ikisi de ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, haberi yapamadıkları gibi kamuoyu nezdinde kendileri perişan oluyorlar...
Kemal Kılıçdaroğlu'nun durumu derseniz iyice utanç verici. Ne idüğü belirsiz bir internet muhabiri ile muhatap olup, onun anlattığı seviyesiz şeyleri dinleyebiliyor. Konu ister Deniz Baykal, ister "üst düzey bir AKP'li" olsun, Kılıçdaroğlu bir parti başkanı olarak ağırlığını bilip bu kadınla muhatap olmamalıydı. "AKP'li hakkında malzeme getireceğim" dese bile ilgilenmemeli, ensesinden tuttuğu gibi dışarı atmalıydı. Sonra da "Bu kadın bir daha bu partiden içeri girmeyecek" diye talimat verip parti içinde o kadar rahat hareket edebilmesine fırsat verenlerden hesap sormalıydı. Böyle bir kadınla, hem de böyle çirkin konularda muhatap olarak CHP'yi, iktidar partisini zor duruma sokmak için olmadık insanlarla belden aşağı konularda işbirliği yapan bir parti konumuna düşürdü.
Ayrıca bu olaydan anlaşılıyor ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun "dosya merakı" kendisi için bir zaaf haline gelmeye başlamış. "Elimde dosya var", "görüntü var", "kayıt var" diyen kapıdan destursuz girebiliyor. Böyle giderse, CHP liderini çakma bir dosyayla tuzağa düşürürler. "Büyük balık" yakalayacağım derken, elinde oltanın ipiyle kalıverir..
Bu olaydan şunu da anlıyoruz ki CHP ile Odatv arasındaki ilişkiler fazla girift hale gelmiş, mesafeler ortadan kalkmış. CHP, Odatv'yi istediği haberi pompalayabileceği bir mecra olarak görmeye başlarken, Odatv de "fırsat bu fırsat" deyip CHP'nin etinden, sütünden yararlanmaya kalkışmış. Eldeki televizyonu ucuza kapatıp voltranı oluşturmaya çalışmışlar...
Hâsılı, işin içinde haddini bilmez bir muhterisin şımartılması var, daha kendi kapısının önünü süpüremezken muhalefe partisine "medya stratejisi" sunmaya kalkışma var. Sarışın hatun görünce yamulan Türk erkeği var, yamulan Türk erkeğini görünce büyük yerlere geleceğini zanneden sarışın var, cin olmadan adam çarpmaya kalkışma var, basiretsizlik var, kötü yönetim var, "sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım" var.
Peki ne yok?
Akıl yok, izan yok, karakter yok, kamuoyuna karşı sorumluluk yok..
CHP, ses yalıtımlı odalarda toplantı yapıp "İşin içinde uluslararası boyutlar var" diye iri laflar edeceğine kendi içinde bulunduğu duruma bir baksın.
Odatv de öyle...
Son sözüm:
Örtün ki ölem...
Fatma Sibel Yüksel
Açık link: http://www.acikistihbarat.com/Yazilar.asp?yazi=930




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Haziran 2010 Çarşamba

GAZZE’NİZ MÜBAREK OLSUN

Kırmızı
Turuncu
Sarı
Yeşil
Mavi
Mor
Gördüğümüz ışıktır ve görünen ışık diye adlandırılır. Kızıl ötesi ve mor ötesi adı verilen ışınları göremeyiz.
AKP’nin de en sevdiği renk kırmızı.
Ama biz AKP’yi kırmız ve hemen ardından mor olarak görmeye alıştık.
Ya kırmızı ya da mor. Arası kurtarmıyor. AKP sınırlarda oynamaya bayılıyor. Bir kızarıyor bir morarıyor.

“One münite” diyor kızarıyor, esiyor parlıyor, gürlüyor, oylarını patlatıyor.
Hemen ardından mayınlı araziyi İsrail’e 44 yıllığına hibe edebilmek adına mos mor oluyor.
“Komşularla sıfır sorun” politikası güden AKP Ermeni açılımı, Kuzey Irak’ta ki oluşumu resmen kabullenme, elçilik açma gibi açılımların mimarı. Teröristlere çadır mahkemesi kurup affediyor, teröristle sıfır sorun.
Ama Atatürkçü aydınlar, terörle mücadele eden askerler olunca, aleyhte bir karar veren mahkeme olunca, muhalefet olunca öyle bir kızarıyor ki alı moru karışıyor.
Ama AKP Baykal’ın çılgın kaset operasyonundan sonra ters köşe oldu ve Baykal’ın beklenmeyen istifası ve ardından Kılıçtaroğlu’nun CHP’nin başına gelmesi daha da kötüsü yandaş ve ya tırsık medyanın ışığı görüp ince ince destek vermesi ABD’den habersiz parmağını oynatamayan AKP’yi mos mor etti. “Bu kez logara süpürüldüm” sendromuna girdi.
AKP’nin tam omurgasından öyle bir kütürtü geldi ki bunu acilen tedavi etmesi, gündemi CHP’den AKP’ye kaydırması gerekiyordu.
AKP tabanına bu coşkuyu ancak İsrail katiline çatarak elde edebilirdi.
Yani Tayyip Erdoğan yine kırmızı olmalıydı.
Liboş/fetoş/kürdoş karması İhanet kardeşliği dernekler, sivil toplum örgütleri hemen olaya el attı.

“Andımızı kaldıralım” , “Ne mutlu Türküm diyene” demeyelim diyen Mazlum-der gibi Asrın yolsuzluk abidesi Deniz Feneri gibi örgütler bol dini söylemlerle Gazze’ye yardım düzenliyor.
Aylarca bunu hazırlıyor ve İsrail müdahalesi beklene beklene gidiliyor.
Ama İsrail bu kez dozajı ayarlayamıyor ve çok sert ve cinayetle sonuçlanan neticeler çıkıyor ortalığa.
Kırmızı ki ne kırmızı. Ortalık kanrevan.
AKP,İsrail’den bunu beklemiyordu.İsrail çok ayıp etti.
İsrail’in müdahalesinden sonra yapılacaklar hazırlanmıştı ve AKP’den hiç umulmayacak bir süratle BM’lere başvuruldu, yapılması gereken tüm girişimler yapıldı.
Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde “müzik notası mı vereceğiz?”  diyen başbakan bırakın notayı konçerto/senfoni/resital düzdü.
Ama CHP uçurtmasının rüzgarını keseyim derken seçime yakın beklediğim İsrail kapışması kozunu erken kullandı. Çünkü artık AKP’de çok başlılık hakim. Artık Padişahlarını kurtara bilmek adına AKP tabanında parayı bulmuş irili ufaklı her yapılanma kendince bir şeyler yapmayı deniyor.
Bütün bunlar ABD’nin sistemli planlamasından olayın çıktığı izlenimi veriyor.
Gazze’de ölen insanları AKP’nin çok önemsediğini düşünen arkadaşlara şu soruyu soruyorum.
Cevaplasınlar.
Irak’ta 1ABD askerine karşılık 1 Irak askeri yanında da 20 Irak’lı sivil ölürken neredeydiler?

1,5 Milyon Iraklı sivil öldüren ABD’ye sen ki mi şikâyet ediyorsun?
O kadar Müslümansın Afganistan’da işin ne?
ABD’nin nasıl hala müttefikisin?
Soruları arttırmak mümkün ama inanın değmez.
AKP’nin kırmızı sevdasına ve sıkışan iç politikasına bu kez can verdik.
Ama AKP’nin hesap edemediği ve bence İsrail’in sert müdahalesinin gerçek nedeni ise muhtemel İran saldırısının öncesinde Türkiye’ye yol haritası çizildi.
Sen Müslüman bir ülkesin ve İran’ın yanındasın.

Gazze falan hikâye arkadaşlar.
Türkiye artık muhtemel savaşın içerisinde vardır ve tarafı da İran’dır.
Rusya’nın, Çin’in tarafsız kaldığı savaşa kendimizi Gazze ile sokmuş bulunuyoruz.
Çünkü biz emperyalistin gözünde Osmanlı’yız ve uygulanamamış bir Sevr var. Mutlaka savaşın içerisinde olmalıyız.
Bu son gelişmelerden sonra İsrail’e tepki gösterip ulusal silah sanayimizi geliştireceğiz falan gibi düşünen arkadaşlar varsa onlara da sadece şunu söyleye bilirim:
Mümkün değil, çünkü o kadar zamanımız yok.
Gazanız mübarek olsun.
BOP tam hız devam ediyor.
Görüşmek umuduyla.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Mayıs 2010 Salı

HİÇ BİR OYUNDA “HAMLENİ GERİ AL” DİYE BİR HAMLE YOKTUR

Emperyalist oyun kuruyor.Biz ise oyuna oyunla cevap veremiyoruz:

Emperyalist/Siyonist ve yandaş ihanet şebekesinin motifleri taşıyan,hatta çok net görülen Baykal’a şantaj hamlesi görülmeli ve cevabı verilmelidir.
Baykal ne kadar eleştirilse de; son zamanlarda belirgin, aktif bir siyaset yaptığı; hatta batı kimlikli eski siyasetinden ulusalcı söyleme kaydığı,Ergenekon düzmecesinde “bu davanın avukatıyım” gibi net tavırlar sergilemesi tabiki birileri tarafından görüldü.
İhanet kardeşliğinin tüm medya gücüne rağmen sağ/sol düşmanlığının siyasi görüş ayrışığına dönüştüğü; halk bazında toplumu ulusal çizgide tutabilecek birkaç liderin en başında Baykal geliyordu.

Fakat satrançta veya herhangi bir oyunda bile karşı bir hamle yaptığı zaman “al bunu geri “ diyemeyiz.

Baykal’a yapılan şantajın ayrıntılarına girerek hiç boşuna zaman kaybetmeye gerek yoktur.
Halkımızdan çok derin yorum ve teknik analiz yapmasını beklemek çok fazla saf dillilik ve halkı hiç tanımamak olur.
Üstelik ekonomik dar boğazda kıvranan, sosyal patlama noktasına gelmiş, işsiz, beslenemeyen kısacası yarınından umutsuz halk sloganlarla yönlendirile bilir.
Öfkesi başka yönlere, hatta yalan dolanlara kaydırıla bilir. Üstelik bunun yalan olduğunu bilerek yapabilir. Bu aynen, babasının tuttuğu takımdan birkaç kişiyi dövmek gibidir.
Patronuna kızgındır, işinden memnun değildir vs. tesadüfte babasının takımı bu hafta rakiptir ve sürüye uymuştur. Eve gidince babasını karşısında yine el pençe divandır ama.
Baykal bu şantajı gördü ve istifa etti.
Şimdi kimse bu kasetin gerçek olduğunu tartışmıyor.
Herkes kaseti çekenlere odaklanmış ve öfke duymaya başlamışken o canım hamleyi geri almak niye.
Baykal’ın geri gelmesini en çok isteyen AKP dir. En güzel kozu olan öfke ve ajitasyonu Baykal’a kaptırdı.
Bu şantaj gündemde tutulmalı, hatta didik didik edilmeli ve ediliyor da.
En radikal Kürtçü/AKP medyatoşlar bile yarım ağız konuşurken geri getirme feryatlarına Deniz Baykal’ın kesinlikle olumsuz cevap vermelidir.
En azından bu süreçte bunu yapmalıdır.
Anayasa halk oylamasına bu şekilde gitmelidir.
Bu sinerci yakalanmışken, adamların hamlesi tam ters tepmişken Baykal’ın kesinlikle gaza gelmemesi gerekmektedir.
CHP kaçmıyor. Başkanlık kaçmıyor.
Anayasa oylamasına ve 2011 seçimlerine Baykal destekli bir başkanla ama şantaja uğramış, belden aşağı vurulmuş, kalleşlik yapılmış, başkanı onuruna sahip çıkmış bir CHP ile giderse AKP’yi duman edecektir.
Fakat Baykal’ın geri dönüşü her şeyi sıfırladığı gibi AKP’ye çok iyi bir koz verecektir.
Zaten medyalarında durmadan bunu işliyorlar. Halka “Baykal geri gelecek imajı” aşılanıyor ve isteniyor.
Halk Baykal diye bağırmalı ama Baykal başkan olmamalıdır.
Bu tarihi bir fırsattır ve değerlendirilmelidir.
Görüşmek umuduyla.
Levent kalem

NOT: Ben Baykal’ı iktidar olmuş CHP’nin başında görmek istiyorum. Muhalefetin başı değil.
  


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

10 Mayıs 2010 Pazartesi

 2011 DE TÜRKİYE’NİN PARÇALANACAĞINI İLERİ SÜREN RAPOR

Kimdir..?
Sefa Yürükel, 
Soykırım ve Terörizm Araştırmacısı
 
Sosyal Antropolog ve Etnograf
 
Lahey, Türklere Soykırımı Araştırma Vakfı (TGRF) Başkanı (Hollanda)
 
İskandınavya Türki Dil Konuşulan ve Komşu İlkeler Araştırmaları Enstitüsü Direktörü (Norveç)
Norveç Uluslararası İlşkiler Enstitüsü’nde Danimarka yurttaşı ve terörizm uzmanı bir Türk araştırmacı, Sefa Yürükel’in 2003 yılında bulup okuduğu gizli rapor Türkiye’nin bugünkü ortamına ışık tutuyor.
Rapor, bugün PKK’nın terörle ve medyada, üniversitelerde ve siyasal odaklarda yoğunlaşmış hainlerin yürüttükleri psikolojik savaşın arka planını da ele veriyor. Söz konusu raporun Norveç dışında başka bir ülkede hazırlanıp daha sonra Norveç’teki enstitüyle de paylaşılmış olduğu anlaşılıyor.
**

Terörizm uzmanı  Sefa Yürükel, 2003′te Norveç  Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde gizli bir raporu okuduğunu söylüyor.
Rapora göre, Türkiye’de bir iç savaş tezgâhlanıyor. Hatta rapor sanki bugünleri anlatıyor. 2003 yılının Şubat ayı sonu.
Norveç Uluslararası İlişkiler  Enstitüsü’nde terörizm uzmanı Prof. Dr. Toje Bjorge’nin  odası.  Aynı zamanda Danimarka vatandaşı, Norveç ‘te yaşayan Sefa M. Yürükel, daha önce araştırmacı olarak görev yaptığı  Enstitü’ye rutin ziyaretlerinden birinde.  Prof. Bjorge’nin  masasında 35 sayfalık bir rapor Yürükel’in dikkatini  çekiyor.  Raporun başlığı: “2011 Türkiye İç Savaşı”. Yürükel şoke oluyor.
**
Raporu eline aldığında 35 sayfayı dikkatle okuyor. Sanki daha o yıllarda bugünler tarif edilmiş! Ortada müthiş bir iç savaş senaryosu dolaşıyor! Bu esrarengiz raporun kimler  tarafından, nasıl ve ne zaman yazıldığı meçhul.  Çünkü raporun kopyasını alamıyor bile. Ama raporun tam anlamıyla bir gizli servis elinden çıktığı anlaşılıyor. ”Türkiye için iç savaş” senaryosunu yazdılar, şimdi de yönetiyorlar.
**

-Raporu ne zaman gördünüz?
-Bu raporu 2003 yılının Şubat ayı sonunda Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde gördüm.  2 defa okudum.
-Sizin elinize nasıl geçti?
-Ben daha önce Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalıştım.  Doğal olarak arada bir uğruyorum oraya.
-Peki orada nerede okudunuz bu raporu? Kimdeydi rapor?
-Orada terörizm konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Toje Bjorge’nin odasında okudum. 35 sayfalık bir rapordu.
-Kapağında ne yazıyordu raporun?
-”2011/Türkiye İç Savaş” başlığını taşıyordu.  Amerikan İngilizcesi  ile yazılmış olup, akademik-istihbaratçı bir kimse tarafından yazıldığı belli oluyordu.  Ben rutin akademik araştırmacı olduğum için her akademisyen araştırmacı gibi bunu rahatlıkla anlayabilirim.   Daha sonra aklımda kalanları not ettim.
-Bir isim yazıyor muydu?
-Hiçbir isim yazmıyordu.
-Gizli servis tarafından yazılmış bir rapor olabilir mi?
-Her tarafına baktım raporun bulamadım açıkçası bir isim, ibare.  Yalnız şu var çok ciddi bir araştırma yapıldığı ve  araştırmanın da çok iyi biçimde teorikleştirildiğini  gördüm.  Bunu normal bir akademisyenin yazmadığı belliydi. Türkiye’de de eli kolu olan kimselerin yazdığını anladım. Belki bir ekip araştırmayı yaptı ama tek elden yazıldığı anlaşılıyordu.
-Sözünü ettiğiniz profesör size bu raporu ne diye verdi?
-Bana “Bu aralar ne araştırması yapıyorsun? ” diye sordu.
Ben normalde soykırım üzerine çalışırım.  Profesöre, “terörizmle uğraşıyorum” dedim. Biraz fikir alışverisinde bulunduk.
Masasında bazı notlar,  yazılar vardı.
-”Bakabilir miyim?”dedim.-
-”İstediğini okuyabilirsin” dedi.
Onların arasından çıktı bu rapor. Bazılarını kopya etmeme müsaade etti. Ama o raporu vermedi. Şu anlama geliyor bu:
Rapor sadece belli yerlerde dolaşıyor. Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Norveç devletinindir.  Resmi bir kimliği vardır.
Buradan diplomatlar çıkartılır. Bütün Norveç’in diplomatları üst düzey yöneticileri bu merkezden elenir. Çok önemli bir yerdir.
-Prof.Toje Bjorge önemli bir isim mi?
-Norveç açısından önemlidir. Fakat ona bu raporu direkt vermemiş  olabilirler.
-Uzmanlık alanı nedir onun?
-Terörizm ve ırkçılık…
-Neden 2011 yılı planlanıyor sizce?
-AB’nin dayattığı kurallar meselesi var. Irak’a müdahale belki daha önceden planlanmıştı, bu zaten doğru, bölgede büyük bir değişiklik yaratılacağı, mesela Büyük Ortadoğu Projesi kapsamı var, bölgede haritanın değişmesi söz konusu.  Buna Türkiye de dahil bütün bu dayatmalarıyla Türkiye’nin buna 2011 yılına kadar dayanabileceğini, ondan sonra da taviz vererek gücünü yitireceğini planlıyorlar.
Bugünlerde yaşanan gerginlik ve çatışma ortamının yoğunlaştırılması planı var.  Batılılar tarafından öngörülen senaryo şu anlama geliyor:
Batılılar bu işin senaryosunu hazırlamakla kalmamışlar, aynı zamanda Kuzey Irak’ta ve Batı Avrupa’daki PKK büroları müsamaha görüyor. Burada bir koruma var ve onları da terörist olarak görmüyor.
-Peki bu raporun hazırlanma tarihi hakkında bir bilginiz var mı?
-Ben 2003 yılında okudum çok önce de hazırlanmış olabilir rapor.  Çok önce hazırlanıp bugünleri gösteren bir senaryodur bu rapor.
-Bu rapor Türkiye’de bir iç savaş çıkarmak maksadıyla mı yazılmış peki?
-Hayır, ama rapor Türkiye’de bir iç savaş tezgahlandığının tescili özelliği taşıyor. Batılılar genellikle böyle senaryolar hazırlarlar, ondan sonra da arkasına güç koyup harekete geçirirler. Irak’ ta olduğu gibi. Bu raporu yazanlar PKK’yı harekete geçiren güçler demek abartılı olmaz.  Aynı güçlerdir yani.
-Adres nereye çıkıyor?
-Batılı ülkelerdir. Esas hedef sadece Türkiye değil, İran ve  Asya’dır.  Direkt CIA’dır diyemem ama bu rapor ABD’ye çok uyuyor. Batının kendi arasında bu konuda bir uzlaşı var anlaşılan. Bu çok net görülüyor.
-Türkiye’de iç savaş çıkartılarak ne amaçlanıyor?
-Türkiye Batı’ya göre çok büyük bir ülke. AB yetkililerinin demeçlerinde de var bu. Türkiye’yi küçültmek istiyorlar.  ABD’ ye direnemeyecek bir Türkiye olmalı ve haritası değiştirilmeli. Amaç bu. Kürdistan kurularak Türk devletinin zayıflatılması ve boyun eğdirilmesi amaçlanıyor.  Bu da kendilerinin hassas olarak tanımladıkları, karışık bölgelerdeki etnik çatışmalar çıkartılarak yapılacak.  Çünkü bu dünyanın en tehlikeli işidir.
Raporda şu da geçiyor: Türkiye’ de herkes kendi etnik kökenine göre yolunu seçebilir.
Mesela ordu ve polis içindeki Kürtler de Türkler de yolunu seçebilir deniliyor, büyük bir çatışmada. Bu Yugoslavya’da olmuştur.
O bakımdan Türk devletinin böyle bir çatışmayı önleyemeyeceği vurgulanıyor. Geçmişte hazırlanan bu rapordaki senaryo bugün Türkiye’de uygulananın aynısı. Bu kadar net senaryo yazılamaz. Bunun anlamı: Bu senaryoyu hazırlayanlar bunu uygulayanlardır.
**
“Türkiye’nin eski hudutları kalmayabilir, haritası değişebilir”

Norveç  Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde Sefa Yürükel’in okuduğu raporda 5 bölüm bulunuyor.Her bölümde teorik yaklaşımlar ve senaryolar, iyi rafine edilmiş istihbarat bilgileri yeralıyor. Sefa Yürükel , “Bizzat yerel işbirlikçiler veya casuslar tarafından verilen bilgilere atıf yapılıyordu” yorumunu yapıyor.
**
1.Bölüm: Türkiye’nin jeopolitiği ve uluslararası siyasi coğrafyasına yer veriliyor. Yürükel, “Burada daha çok teorik yaklaşımlar vardı. Bu Türkiye’nin daha çok dışarıya dönük yönünü açıklıyordu” diyor.
**
2.Bölüm: Türkiye’nin siyasi, sosyal,  tarihi, dini, mezhepsel, etnik ve kültürel yapısı üzerine özet halinde ampirik datalarla güçlendirilen rakamların yer aldığı bir bölüm. Bu bölümde özellikle Kürtler-Türkler demografisi ifadeleri altları çizilerek yer alıyor. Yürükel, raporun bu bölümünde yer alanları  şöyle anlatıyor:
Şehir şehir hatta bazı kasabalar (Kızıltepe, Pazarcık,..vs) gibi yerlerin adı geçiyor ve demografisine örnek olarak yer veriliyordu. Burada esas değinilen karışık oturulan bölgeler biçimindeydi.  Yani Türkiye’nin çatışmaya dönük raporu yazan tarafından etnik demografisi çıkarılmıştı.
Buradaki verilerden de hissedildiği gibi Türkiye içerisinden birileri (işbirlikçiler, casuslar, …vs.) bu raporun yazılması amacıyla çatışma hedefine yönelik olarak çok rafine sayılabilecek hassas ve ayrıntılı bilgi vermiş ve toplamıştı.
**
3.Bölüm: Rapor’da “hassas bölgeler” diye bir tabir geçiyor. “Türk ve Kürt” etnik kökenden insanların, iç içe ya da “sınır bölgeleri” olarak rapor da ifade edilen Malatya, Erzurum, Maraş, Gaziantep’ in bulunduğu yerlerin gelir dağılımı, siyasi yapısı, ayrılıkçılığa veya devlete karşı çıkışı ya da devlet safında ayrılıkçılığa karşı çıkışa meyilleri ve güç oranında değişken olabilecek durumlar hipotetik olarak ele alınıyor.
**
4.Bölüm: Devletin ve PKK’nın Güneydoğu Anadolu’daki halk içerisinde etkisi ve bölgedeki stratejik konumu ele alınıyor. Yürükel bu bölümle ilgili de şunları kaydediyor:

-”Raporda sanki burada ikili bir iktidar söz konusu havası veriyordu. PKK’nın harekete geçebileceği NGO ve siyasi bağlantılı güçlerin hassas bölgelerde kontrollü bir çatışmayı yaratıp yaratmayacağı veya kaosa yol açıp açmayacağı konusunda sorular soruluyordu.
**
Aynı zamanda devletin bu bölgelerde önemli ölçüde zayıf olduğu sadece askeri ve polis gücü ve aşiret gücü olarak varlığını sürdürdüğü fazla bir kitle tabanına  sahip olmadığına vurgu yapılıyordu. Yani rapor PKK’yı etnik çatışmaları istediği anda çıkartıp istediği anda da durdurabilecek ve tek   muhatap olabilecek bir güç olarak ele alıyordu.”
**
Bu bölümde ayrıca hassas bölgeler dışında metropol ve turizm  bölgelerinde de önemli ölçüde karışık demografik yapının varlığı üzerinde duruluyor ve burada “ayrılıkçı milliyetçiliğin ve ona bağlı toplumun” değişken ve çarpışabilecek ideolojik ve siyasi tutumları fiz iki bir çatışma
ortamı hazırlayabileceği üzerinde duruluyor. Süreç 1987 olarak başlatılıyor ve 2011 yılına kadar  burada düşük ya da yüksek yoğunlukta çatışmaya varabilecek bir hareketlenme olacağının altı çiziliyor. Yürükel bir noktanın daha  altını çiziyor:
“Burada benim dikkatimi çeken bir şey çok kesin ifadeler  kullanılması idi. Sanki raporu yazan çatışmanın yani iç savaşın olacağından eminmiş  gibiydi.”
**
5.Bölüm: Türkiye’nin iç savaşa doğru sürüklendiği ve sonuçları  üzerinde duruluyor.BM, AB, NATO, Batılı ve bölge devletlerinin tutumları üzerinde değerlendirmeler yapılıyor. Yürükel’in notu şöyle:
“Burada, Batı’nın çok kan akıtılan bölgelere askeri, siyasi ve insani müdahele edebilme olasılığı üzerinde duruyordu. İç savaş terimi kullanılıyor ve bölgede bu iç savaşın yayılma ihtimali dolaylı yardım veya doğrudan katılma şekliyle göz önünde bulunduruluyordu. Sonuçları üzerinde duruluyordu. Bu bölümde raporun toparlanması yapılıyor ve Türkiye’nin esas mevcut yapısının Türkiye’deki Kürt ve Türk demografisi şeklinde ele alınmasının icap ettiğini, 2011′e kadar doğabilecek fiziki çatışma ortamının ve g etiri götürüsünün bölge ve uluslar arası boyutunun üzerinde durularak,  Türkiye’nin artık eski hudutlarının kalmayabileceği ve haritanın değişebileceği  ve Batı’nın buna karşı çıkmasının söz konusu olmadığı ifadeleri kullanılıyordu.



Yayınlandığı yerler: Eylül 2005 Tempo ve Haftalık Dergileri
Önemli NOT:
Herkese bu dergilerin birer kopyasını bulmalarını ve scan yaparak tüm internet ağlarına göndermelerini  tavsiye ederim. Çünkü  orada konu ile ilgili bazı ekspertlerin yorumları da vardı. Bu e-maili bilgi akışı için tüm ağlara ulaştırmanızı rica ediyorum.

 Saygılarımla
 Sefa M. Yurukel,
 Antropog & Etnograf
 Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı
 Lahey Türklere Soykırımları Araştırmalar Vakfı Başkanı (TGRF)





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

18 Nisan 2010 Pazar

ÖZEL YAŞAMI İLGİLENDİREN VE DAVA KONUSUYLA HİÇ ALAKASI OLMAYAN IVIR ZIVIRIN  KLASÖRLER DOLDURDUĞU VE HALA NE SUÇLA SUÇLANDIKLARINI BİLMEYEN BİR SÜRÜ AYNININ İÇERİ YATTIĞI BİR ORTAMDA; ADI SANI BELLİ BİR BAYAN HAYKIRIYOR.
ENTRİKALAR PAÇAVRASI TARAF VE İHANET KARDEŞLİĞİ BASINDA TIK YOK.

Sunahanım Güven Hanım:



“Eşim 2004’te ordudan ayrılırken Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile ilgili siyah bir bavul içerisinde gizli belge almıştı yanına... Bu belgeleri birilerine verip karşılığında da her ay düzenli olarak onlardan 20 bin dolar alıyordu. 2 Mayıs 2008’de İlker, biri özel bir hastanenin sahibi olan iki kişi ile Bağdat Caddesi-Divan Pub’ta buluştu. Bu buluşmada ben de vardım. İlker onlara yine belge verdi, onlar da bunun karşılığında 20 bin dolar verdi. İlker, bu ikiliyle daha önce de Kartal’da özel bir hastanede ve Küçükbakkalköy’deki bir inşaat şirketinde defalarca görüştü. Bunun kayıtları vardır. Ergenekon’da ortaya çıkan belgelerin bazıları sanırım bunlardı.”

“Eşim 2004’te emekliye ayrıldı. 2006’da Güllük’teki Gültan Yapı Kooperatifi’nin başkanı oldu. Bunun için Sanayi Bakanlığı’na el yazısıyla verdiği mal bildiriminde 800 bin dolar nakit parası olduğunu beyan etti. Ayrıca evli olduğumuz dönemde, evde 6-7 çanta içinde 5 milyon dolar vardı. Bu para nereden geldi, nasıl geldi bilmiyorum ama vardı.”

Eşi emekli Amiral İlker Güven’i “köstebek” olmakla suçlayan Sunahanım Güven, iddialarını dün de sürdürdü. Bu kez NTV’ye konuşan Sunahanım Güven, eşinin cumhurbaşkanlığı için bir dönem hazırlandığını, hatta bu konuda Kuran-ı Kerim’in üzerine el basarak bazı kişilere yemin ettiğini söyledi. Eşinin tarikat bağlantılı görüştüğü kişilerin yılda birkaç kez ABD’ye gittiklerini ve “beyfendi” diye tabir ettikleri kişiyle görüştüklerini, hatta eşini de ABD’ye götürmek istediklerini öne süren Güven, “Kocam 5 vakit namaz kılar, Cuma namazlarına giderdi. Zikir ayinlerine katılırdı” dedi. 

“Eşim İlker Güven, gizli belge verip 40 bin dolar aldı. 20 bin doları kendisine, 20 bin doları da, Oramiral Muzaffer Metin Ataç’a -yurtdışında master yapan oğlu için- iletilmek üzere verildi. Ama bu para Ataç’a iletildi mi, iletilmedi mi bilmiyorum”

“Tüm söylediklerim, şikayetim ve ilgili gizli belgeler Genelkurmay’da mevcuttur. Ama yeniden çağırırlarsa memnuniyetle gidip tüm bildiklerimi bütün detaylarıyla anlatmaya hazırım ”



Diyor.
Ama tık yok.
Bunların haber değeri yok mu?
Sizi bilmem ama bende bu sözlerin ayrıntıları intikam almak isteyen ama doğruları haykıran bayan intibası oluştu.
İntikam var gibi, ama sözlerin ayrıntıları da doğru gibi.
Üstelik yandaş basının duyarsızlığı bir kat daha şüphelerimi arttırıyor.

Sunahanım Güven Kim mi?
Emekli Tümamiral İlker Güven’in boşandığı eşi.

İlker Güven 1993 yılında tuğamiral oldu. 1997-99 arasındaki üç Askeri Şura Toplantısı’nda (YAŞ) görev süresi 3 defa uzatıldı. Rusya’da Askeri Ataşe olarak çalıştı. 2000 yılında tümamiral oldu. İstanbul Boğazlar Komutanı olarak görev yaptığı dönemde, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil’in adının karıştığı ihale yolsuzluğu soruşturmasında adı geçti. 2004 yılında bu soruşturma nedeniyle Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) zorunlu olarak emekli edildi.

Bu arada:

Eşi Sunahanım Güven'in TSK'ya ait gizli belgeleri satmakla suçladığı Emekli Tümamiral İlker Güven, Salı günü düzenleyeceği basın toplantısıyla hakkındaki iddialara yanıt vereceğini açıkladı.
Emekli Tümamiral İlker Güven, boşanma davası halen süren eşi Sunahanım Güven'in iddialarına basın toplantısıyla yanıt vereceğini açıkladı. Yazılı açıklama yapan İlker Güven, iftira kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu savundu.
Güven, "Ancak aile bireylerim, dost arkadaş çevrem, mensubu olmaktan onur duyduğum Türk Silahlı Kuvvetleri ve silah arkadaşlarıma yönelik hakaret ve iftiralara yanıt vermek, yargı yolunda hak aramak dışında kamuoyunu bilgilendirmek benim için zorunlu bir görev haline geldi" dedi. Güven açıklamasında, 20 Nisan Salı günü saat 13.00'de Ankara Sürmeli Oteli'nde basın toplantısı yapacağını duyurdu. S
unahanım Güven, evli olduğu dönemde evlerinde bavullar içinde 5 milyon dolar paraları olduğunu ileri sürmüştü. “Köstebek” diye suçladığı İlker Güven'in gizli belgeleri sızdırdığını iddia eden Sunahanım Güven, bu belgelerin fotokopilerinin de kendisinde olduğunu öne sürmüştü.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."