ZAHİDE UÇAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ZAHİDE UÇAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2012 Çarşamba

FRANSA'YA BAŞARISINDAN DOLAYI B.O.P EŞBAŞKANI'NDAN ÖDÜL.


"Kızın dayısında bir Adana burması bilezik" der gibi değil mi?
Kızımız BOP;dayısı Tayyip Erdoğan.

ERDOĞAN’DAN FRANSA’YA ‘"SOYKIRIM’" ÖDÜLÜ!

Paris Ankara’ya kumpas kurarken Başbakan, Fransız şirketi EDF’nin yüzde 15’le ortak olduğu “Güney Akım”a onay verdi.
Ankara, Paris’e kızgın mı kızgınmış gibi mi yapıyor?
21. YüzyIl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, iktidara bu soruyu yöneltti ve Türkiye’nin kısa bir süre önce izin verdiği “Güney Akım” doğal gaz boru hattı projesindeki Fransız firması EDF’nin dev girişimden alacağı yüzde 15’lik paya dikkat çekti.
Fransa’dan Rusya’ya Güney Akım için teknolojik rüşvet!
Rus doğal gazını Avrupa’ya ulaştıracak proje için Fransız firması EDF, devlet desteği alarak çok mücadele etti. Öyle ki; Fransa, ABD’nin eleştirisine rağmen Rusya’ya helikopter gemisi sattı. Bu, bir NATO üyesinden Rusya’ya yapılan ilk gemi satışıydı.
Hem Azerbaycan’a hem de kendimize zarar veriyoruz!
Bütün bu süreçte çok boyutlu ve hem Türkiye’ye hem de Azerbaycan’a zarar veren bir durum var. Güney Akım izni, bizim için önemli olan ve İran, Azerbaycan, Irak gazını Avrupa’ya ulaştıracak NABUCCO projesine de çok büyük bir engel oluşturacak.
Bu kadar stratejik bir proje Fransa’ya niye hediye edildi?
GÜney Akım’ın perde arkasını böylece ortaya koyan Prof. Ümit Özdağ, iktidara bir soru daha yöneltiyor: Türkiye, Fransa için bu kadar ekonomik ve stratejik bir projeyi inkar yasasının hemen ertesinde Rusya ve Fransa’ya niye hediye etti?

Kızar gibi yaptığımız Fransa’yı ödüllendirdik
Fransa’nın da ortak olduğu Güney Akım Projesi’ne hükümetin geçtiğimiz günlerde imza attığını belirten Prof. Dr. Ümit Özdağ, AKP iktidarının inkar tasarısını yasalaştıran Paris yönetimini ödüllendirdiğini ifade etti.
Haber : Ceyhun Bozkurt
Fransa’nın Ermeni yalanlarını Ulusal Meclis’ten geçirmesinin hemen ardından bu ülkenin yüzde 15 payının olduğu Güney Mavi Akım projesine AKP iktidarının onay verdiği ortaya çıktı. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye’nin kısa bir süre önce yapımını kabul ettiği Güney Akım Projesinin içinde Fransız firması EDF’nin olmasını Paris’in ödüllendirilmesi olduğunu söyledi. Özdağ şöyle dedi: “Fransız Parlamentosu’ndan sonra Senatosu da Ermeni sözde soykırım iddialarını yalanlamayı para ve hapis cezasına çarptıran yasa tasarısını kabul ederek yasalaştırdı. Parlamento yasa tasarısını kabul ettikten sonra Ankara’dan Paris’e yönelik çok sert tepkiler yükselmişti. Büyükelçimizi geri çektik, Erdoğan, Kanuni’nin Fransız kralına mektubunu okudu. Anlaşılan çok kızmıştık. Bu arada Türkiye’de ve dünyada hayat devam etti. Başka dış gelişmeler de oldu. Bunlardan birisi de Rus doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya akmasını sağlayacak “Güney Akım Projesine” Türkiye’nin onay vermesiydi. Moskova, Türkiye’nin Güney Akım Projesine aniden onay vermesine o kadar sevinmişti ki, bunu yılbaşı hediyesi olarak yorumladığını resmi ağızlardan açıkladı. Peki, bu büyük projeyi Ruslar tek başlarına mı yapıyorlardı. Hayır. Rus Gazprom şirketi projenin % 50’sine, İtalyan ENİ, % 20’sine Alman Wintershal Holding % 15’ine ve Fransız EDF % 15’ine sahipti. EDF, Güney Akım Projesine girebilmek için Fransız devletinin desteğini alarak çok mücadele etmiştir. Fransa, bu projeye kabul edilebilmek için Rusya’ya ABD tarafından eleştirilen bir helikopter gemisi satışı dahi yapmayı kabul etti. Bu bir NATO ülkesinin Rusya’ya yaptığı ilk gemi satışı oldu. Kasım 2009’da Rusya ile iyi niyet belgesi imzalayan ve Haziran 2010’da Güney Akım’a resmen katılan Fransa amacına ulaştı.” Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Bu noktada sorulması gereken soru, Fransızlar açısından bu kadar büyük bir öneme sahip olan ekonomik ve stratejik bir projeyi Türkiye neden Fransız parlamentosunun Ermeni sözde soykırımı iddialarını reddetmeyi cezalandıran yasa tasarısının kabul edilmesinden hemen sonra adeta Ruslar ile birlikte Fransızlara hediye etti sorusudur” dedi. Özdağ şöyle devam etti:

Proje askıya alınmalı
“Üstelik Güney Akımı projesinin devreye girmesi bir başka doğalgaz projesi olan Nabucco’ya ağır darbe indiriyor. Nabucco Projesi, İran, Azerbaycan ve Irak doğalgazının Avrupa’ya taşınmasını öngörüyor. AB, mevcut gerilimden dolayı İran’ı şimdilik işin dışında tutuyor. Irak’ın altyapısı yeterli olmadığı için çok uzun süre Nabucco’nun dışında kalacağı varsayılıyor. Geriye kalan bir tek Azerbaycan. Tabii ki Türkmenistan doğalgazının da Hazar altından bu projeye bağlanması söz konusu. Ancak Türkiye’nin Güney Akımı kabul etmesi ile Nabucco’nun gerçekleşmesinin önüne çok büyük bir engel çıkacak. Diğer bir ifade ile Türkiye, Ermenistan açılımından sonra Azerbaycan’ı ikinci kez cezalandırıyor. Bundan faydalanan Rusya Bakü’ye bütün artık doğalgazını yüksek fiyattan satın alma ve bunu uzun vadeli olarak gerçekleştirme sözü verdi. Bütün bu süreçte çok boyutlu ve hem Türkiye’ye hem Azerbaycan’a zarar veren bir durum var. Hükümetin şimdi Fransa’ya verebileceği en ağır tepki Güney Akımı’ndan Fransız firmasının çıkarılmaması durumunda Güney Akımı projesini yavaşlatacağı, askıya alacağı şeklinde bir politika izleyerek, Fransız menfaatlerine gerçekten zarar verilebileceğini göstermek olmalıdır. Yoksa, Paris gerçekten kızgın olmadığımızı düşünecektir.”

Tesadüf olamaz
Türkiye’nin enerji ve strateji konusundaki en önemli isimlerinden olan Tuğçe Varol ise şöyle diyor: “Fransa ile Rusya arasında tarihi bir gemi anlaşması yapılmıştır. Benim o zamanki tahminim de Fransa’nın Almanya’nın Kuzey Akım taktiğine karşılık Güney Akım’a girebilmek için bu stratejiyle hareket ettiği yönündeydi. Belli ki uzun süren pazarlıklar neticesinde Fransızlar Ruslara yeni bir teknolojiye sahip gemi satıyorlar, Ruslar da onları boru hattı projesine alıyor. Boru hattı anlaşması ile gemi anlaşmasının birbirine bu kadar yakın tarihlerde olmasının tesadüf olamayacağını düşünüyorum.”
Ümit ÖZDAĞ
Aktik (artık link yok) bağlantı:
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=62474


FRANSA, ABD’NİN DUBLÖRÜDÜR!

Türkiye’de önemli mevkilerde bulunan insanlar, Fransa’nın Ermenilere soykırım yapılmadı diyene ceza vermek için çıkardığı kararın bir seçim yatırımı olduğunu iddia ediyor. Sarkozy, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ermenilerin ve Fransız milliyetçilerinin oylarını almak istiyormuş da bu sebeple böyle bir karar çıkarılmış.
Türkiye söz konusu olsaydı, iktidarların seçim yatırımı yapmak için dış politikayı kullandıklarını söyleyebilirdik. Mesela, “one minute tiyatrosu” ile seçimleri etkilemek gibi..
Gerçi Sarkozy’nin sorumlu bir devlet adamı olduğu iddia edilemez ama düşünce özgürlüğünü kısıtlayan bir kararın Fransa gibi vatandaşlık bilinci gelişmiş bir ülkede oy kaybettirmesi de mümkündür.
O halde Fransa neden böyle bir karar aldı?

***

Bu sorunun cevabını, Washington Post’ta yayınlanan Jackson Diehl’in yazısında bulmak mümkün. Diehl diyor ki “Obama’nın Türkiye ile ilişkileri idaresi, onun en iyi dış politika başarılarından biri.”
Bu tespite bir itiraz var mı? Bu konuda hemfikir isek devam edelim.
Obama, Büyük Orta Doğu projesi çerçevesinde Türkiye’yi istediği gibi çekip çeviriyor; Libya ve Suriye konusunda dediğini yaptırıyor mu?
Peki ABD için hayati derecede önemli bu projeler AKP iktidarı eliyle uygulanırken, Obama böyle bir imkânı kaybetmek ister mi? Mesela Ermenilerle ilgili böyle bir kararı ABD kongresi de çıkarabilirdi. Neden çıkarmıyor? Neden Fransa bu konuda ön alıyor?

***

Libya’ya saldırı söz konusu olunca Fransa yine ön almış, bombardımana başlamıştı. Peki bu bombardıman, ABD’nin bilgisi dışında mı yapıldı?
Bombardımana sonradan ABD uçakları da katıldı. Hatta Kaddafi’nin konvoyunu bombalayan ve böylece yakalanıp linç edilmesini sağlayan da ABD’nin insansız hava aracıydı.
Ermeni meselesinde de böyle oldu. Fransa, ABD’nin yapmak istediğini yaptı. Obama, Tayyip Erdoğan’ı, ABD ile ilişkileri yüzünden Türk kamuoyuna karşı güç durumda bırakırsa, AKP’nin kaybedeceğini görüyor. AKP kaybederse, Orta Doğu’daki Amerikan projelerini sürdüremeyeceğini de biliyor. Bu sebeple tehlikeli sahnelerde Sarkozy’yi kendi yerine dublör olarak kullanıyor.
Arslan BULUT
Açık linkler:http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=21450
**************************

TÜRKİYE ENERJİ KORİDORU POTANSİYELİNİ KULLANMAYA BAŞLADI
Mustafa Sönmez
Dünyanın petrol rezervlerinin yüzde 73’ü, doğal gaz rezervlerinin de yüzde 76’sı Türkiye’yi çevreleyen Rusya’da, Hazar’da, Orta Doğu’da… Bunları önemli ölçüde tüketen Avrupa ise hemen Batımızda. Bu, bizi ister istemez önemli bir enerji koridoru, boru hatlarının kesiştiği bir merkez, jeostratejik açıdan da önemli bir ülke gibi gösteriyor. Sırf bu konumu iyi kullandığımızda “bağımsız” bir dış politika şansımızın olacağına, hatta zenginleşeceğimize dair tezler var. Son 1 ay içinde AB’li ortaklarla Nabucco ve Rusya ile imzalanan Güney Akım anlaşmaları önem taşıyor.

“Nabucco” projesinin öngördüğü boru hattı sisteminin önemli bir kısmı Türkiye topraklarından geçecek. Bu hattan Avrupa’ya aktarılacak doğalgaz ise Ortadoğu ve Orta Asya kaynaklı olacak. Yani, “Nabucco”nun amacı, Rusya’yı “baypas etmek” , Avrupa’nın doğalgazda Rusya’ya bağımlılığını azaltmak...

Hükümet, Rus doğalgazını Karadeniz’in altından Balkanlar yoluyla Avrupa’ya taşıyacak olan “Güney Akım” projesine de imza attı .Sağlanan kolaylık, öngörülen boru hattının Karadeniz’in Türkiye kara sularından geçmesine imkân vermek şeklinde. Sonuçta, Nabucco’ya ortak olan Türkiye, bu kez Rusya’nın “Nabucco” projesine karşı ortaya çıkardığı “Güney Akım” projesinin hayata geçirilmesine de destek vermiş oldu...

Putin ile Tayyip Erdoğan, bu iki projenin rakip veya birbirinin alternatifi olmadığını söylediler. Özellikle Erdoğan, Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının giderek arttığını, her iki projenin de bu ihtiyacı karşılamaya yarayacağını ifade ederek attığı imzayı savunma ihtiyacı duydu.

Her iki proje için hem doğalgaz hem de finans kaynağı bulmak esas sorun. Ama, Rusya doğalgaz kaynağı bulmakta, rakiplerine göre daha avantajlı. Ancak umutlarını Nabucco’ya bağlayan ülkelerin ve enerji firmalarının bu yarıştan kolay kolay vazgeçmeyeceği açık. Dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine, onuncu doğalgaz rezervine sahip Irak , bu bahiste daha önem kazanıyor.
açık link:http://www.abh.com.tr/ebulten/detay11.html

ERDOĞAN KURTLAR SOFRASINDA
Yetiştikleri karanlık odalarda, merdiven altlarında kinle beslendiler. O karanlık odalarda iftira ile beslendiler.Beslendikçe daha çok zehirlendiler. Bir gün birileri bu kin ve nefreti kullanıma açtı.

Buyurun deyip, dümeni teslim ettiler. Dümeni teslim ederken de “önlerine bir fatura koydular.”

Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir diyerek başladılar işe. Baba baskısından kaçan cahil genç kızlar gibiydiler.

Yılların ezikliği ile her gölgeyi düşman bellerken, yılların açlığı ile de ülke varlıklarının tepesine çöktüler.

Kendilerini dümene oturtanlara sadakat göstererek efendilerinin çıkarını ülke çıkarının üzerinde tuttular.

Türkiye her yönden kuşatılırken, göbeğinden emperyalist devletlere bağlı medyayı kullanarak halkı uyuttular.

Mirasyedi bir evlat gibi ne var, ne yok acımasızca sattılar.

Üretim, helal kazanç yerine tefecilik tercih edildi. Faiz kıskacında tüketim ekonomisi ile sefa sürdüler.

Küresel elite sadakatle bağlı hayırlı evlatlar oldukları için ülkeye sokulan kaynağı belirsiz paralar suni bir rahatlık yarattı.

Efendi ile uşaklarının düşmanı ortaktı. Anadolu’ya geldiği gibi gidenler ile o yıllarda geldiği gibi gidenlere yataklık edenlerin torunları 100 yıl sonra yeniden buluşma fırsatı yakalamıştı.İşbirlikleri Damat Ferit’i bile kıskandırdı(!)..

ABD’li müttefikleri; “bizim çıkarlarımız doğrultusunda çok iş yaptılar” diye övgü yağdırıyordu.

Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail’i kurmak isteyenler, Türkiye’nin Asya ile bağını koparıp, Türk’ü nefessiz bırakarak boğmayı planlarken, evlatlıkları planın işlemesi için her şeyi yapıyordu.

AKP’nin dümene oturtulmasından sonra birçok ülkenin sözde soykırımı tanıması tesadüf değildir.

Gelin biraz beyin jimnastiği yapalım:

Türk Telekom sözde Ermeni soykırımını tanıyan tek Müslüman ülke Lübnanlı bir iş adamına hediye eder gibi satıldı. Hariri’nin Ermenistan’da soykırım anıtı önünde gözyaşları içinde saygı duruşunda durması Erdoğan için bir engel teşkil etmemişti.

Orhan Pamuk ve intihalci Elif Şafak Türk Milleti’ni soykırımcı ilan ettiğinde gösterilen tepkilere veryansın edip her ikisine sahip çıkan kimdi?
Abdullah Gül, R. Tayyip Erdoğan…

Halaçoğlu Türk Tarih Kurumu’nun başından ne zaman alındı?
Türkiye’de bulunan kripto Ermeniler’i bir bilim adamı olarak açıkladıktan sonra...
Belgeye dayalı bilgileri paylaşınca önce basının kripto Ermenileri ve küresel elite çalışan basının konsomatrisleri ayağa kalktı. Halaçoğlu azgın bir saldırı ile adeta linç edildi. Faşist ilan edildi. Sonra ne oldu?
Halaçoğlu görevden alındı. Halaçoğlu'nun görevden alınması kime kıyak oldu? "Alınma sözünün" İsviçre'de Ermenistan yetkilileri ile yapılan gizli görüşmede verildiği söylendi.

Sınırlarımızı tanımayan Ermenistan’a gidip gülücükler dağıtan kimdi?
Abdullah Gül!..

Ermenistan sınırını açmaya kalkıp, şartları kabul etmeyen bir avuç Ermeni karşısında aciz kalan kim?
AKP!!.

Azerbeycan bayraklarını Bursa’da stada sokmayarak Ermenistan’a yalakalık yapan kim?
AKP!!.
Azerbaycan nerede ise nefes alabileceğimiz tek pencere. Bu pencereyi kapatmak isteyen kim?
AB-D ve İsrail!!..

O zaman AKP kimin hesabına çalışmış oluyor?
Türkiye’nin aleyhine, AB-D ve İsrail’in çıkarına…

Türkiye’nin soykırım yapmadığını Rus arşivlerinden bulduğu belgeler ile ispatlayan Mehmet Perinçek nerede?
Silivri esir evinde bertaraf edildi.

İsviçre’nin sözde soykırım yalanını meclisinden geçirmesine karşılık İsviçre’de gösterdikleri tepki ile İsviçre yargısını sallayan Talat Paşa komitesi nerede?
Denktaş’ı ABD’nin talimatıyla bertaraf edip Ergenekon’dan tutuklamaya kalktılar. Denktaş gibi bir milli kahramanı aslında arkasından hançerleyerek ölmeden öldürdüler.

Perinçek’i Silivri’ye tıktılar.

PKK’nın Ermenistan’a yerleştiğini, Ermenistan’ın PKK’nın önde gelenlerine vatandaşlık verdiğini anlatan Kemal Kerinçsiz’i Silivri’de esir ettiler.

AKP İstanbul Milletvekili olmayan soykırım için “özür” diledi. Peki Erdoğan’ın gıkı çıktı mı? Çıkmadı.
Sükut ikrardan gelmez mi? Gelir.

Zamanında meclis başkanına bile işine gelmeyen konuşmayı yapan vekil için “ya bu adamı sustur, ya da ben susturayım” diyen Erdoğan bu vekile niye sessiz kalıyor?

AKP’nin küresel elitin Türkiye üzerindeki planlarında taşeron rolünü üstlendiği için olabilir mi?

Bu gelişimi takip edemeyenler, Fransa’nın Türkleri soykırımcı ilan etmesine AKP’nin hiçbir yaptırım uygulamayacağını anlayamaz.

Azarbaycan’a Ermeni bir sanatçıyı içeri almadı diye AKP nota vermişti, hatırlayan var mı?

Peki, Ermenistan Cumhurbaşkanı kendi gençlerine “biz Karabağ’ı aldık, siz de Ağrı’yı alacaksınız” dediklerinde ne yaptılar?
Cevap bile veremediler. Veya sükut ikrardan gelir misali, Ermenistan Cumhurbaşkanı’na hak verdiler(!)..
Oysa bir devletin başka bir devletten toprak talebi savaş sebebidir. Tabii o ülkeyi devlet adamları yönetirse bu kurallar işler. Taşeronlar dümende ise işlemez, işleyemez.

Hakkını yemeyelim, AKP Fransa’ya müthiş bir yaptırım uygulamış(!)..
 YENİÇAĞ, Güney Akım projesinin ‘devlet destekli’ ortağıFransız EDF firmasının yüzde 15 pay alacağını dün manşetinden duyurdu(!)..

Ortadoğu 3. Paylaşım savaşının tam merkezine oturtulurken, taraflar hızla yerlerini alıyor. Elimizde olansa, ülkenin kaderini ABD’ye bağlayan Erdoğan ile Kraliçe’nin manevi evladı Gül…

3. Paylaşım savaşında farklı cephelerde yer alan ülkelerin savaşı ülkemize taşınıyor. Ajan cenneti olan ülkemiz AKP sayesinde operasyon merkezi de olacaktır.

“35 köylüyü ABD predatörü vurdu (Aydınlık)” haberi yapıldığında İlker Başbuğ içeri alınarak olay örtüldü.
ABD verdiği bu bilgiyle, bir mesaj mı yolluyordu?

Predatörlerin Pakistan’da yaptığı katliamlar hükümete hatırlatılmış, İncirlik’te konuşlanmasına izin vermeyin denmişti ama Erdoğan iradesini çoktan ABD’ye bağladığı için hür olmayan iradesi ile yapabileceği bir şey yoktu.

Daha önce WikiLeaks belgeleri ile ufaktan İsviçre hesapları açıklanmış, “söyleriz ha” şantajı yapılmıştı.

Erdoğan küresel elitin elinde tutsaktır. Hırslarının tutsağıdır. Bir millete karşı işlediği suçların tutsağıdır. 3. Paylaşım savaşında kurtlar sofrasında şaşkın bir ördektir.

İnandıkları masal bitmiş, Türkiye’yi Hz. İbrahim’i ateşe atan Nemrut gibi ateşe atmaktan çekinmeyenlerin yaktığı ateş kendi paçalarından tutuşmaya başlamıştır.

Verilen sözler boyunlarında yağlı urgan, Silivri-Hasdal yargısı ayaklarında prangadır.

Ortadoğu’da liderliğe soyunurken, yalancı pehlivan durumuna düşmüşlerdir.

Ava giderken avlanmış, şantajla devlet yöneteyim derken şantaja boyun eğmek durumunda kalmışlardır.

Düşmanımın düşmanı(Atatürk ve kurduğu T.C.) dostumdur diye yola çıkanlar, aslında kendileri bertaraf olmuştur.

Banka hesaplarından başka sığınacak yeri olmayanlara, ABD’nin kullanıp kafese kapattığı piyonlar acaba ne ifade ediyor?

Sahi; “Asiye nasıl kurtulur?”
Zahide Uçar
26. 01. 2012
Açık link: http://zahideucar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=103%3Aerdoan-kurtlar-sofrasnda&catid=1%3Ayeni-makaleler&Itemid=5

FRANSA’YA TEPKİMİZ NE OLACAK?
Fransız senatosu da Orta Çağ yasasını kabul etti. Milli Meclis’in tasarıyı kabulünden sonra çok büyük tepki gösteren Ankara bir sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizlik 60 Fransız senatörün yasayı Fransız Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirme umudu ile izah edilmeye çalışılıyor. Oysa, bunun çok boş bir umut olduğunu anlamak için Fransız siyaseti konusunda uzman olmaya gerek yok. Çünkü hem Sarkozy hem de muhalefet lideri Hollande gruplarına mensup senatörleri böyle bir adım atmamaları için baskı altında tutuyorlar. Aslında bu haber daha çok Türkiye’nin tepkisizliğini örtmek için bir gerekçe olarak mı kullanılıyor sorusunu sormak meşru bir soru.
Üstelik, 25 Ocak 2012 tarihli Yeniçağ gazetesinde açıkladığımız gibi 22 Aralık 2011’de Fransız meclisi Orta Çağ yasa tasarını kabul ettikten hemen sonra Ankara, 28 Aralık 2011’de Fransız şirketi EDF’nin % 15 pay ile ortak olduğu 15 milyar dolarlık Güney Akımı projesine onay vererek Fransa’yı ödüllendirdiği göz önünde tutulur ise acaba Türk kamuoyu oyalanıyor mu sorusu daha da güçlü bir şüphe haline gelmektedir.
Bütün bunların üstüne bir de AKP’nin kurucularından ve önde gelen milletvekillerinden olan AKP İstanbul Milletvekili İsmet Uçma 6 Ocak 2012’de T 24’e verdiği demeçte “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” der ve devam ile “Yaşanan olaya” soykırım “dışında bir tanım bulmak zorundayız. Zaten bu kavram, 1950’li yıllardan sonra gündeme gelmiş bir tabirdir. Dolayısıyla ben, Ermeni vatandaşlarımıza yönelik 1915’te yaşanan süreci” “soykırım” değil, “soy sürgün” “olarak tarif etmeyi daha uygun buluyorum” yargısında bulunur ve AKP Genel Merkezi, böyle kritik bir dönemde adeta Türkiye’yi arkasından vuran bu yaklaşımı sergileyen milletvekili için soruşturma açmaz ise insan “bu ne demek?” diye kendisine sormadan edemiyor.
(Konu dışı olmak ile birlikte İsmet Uçma’nın “soy sürgün” diye ürettiği kavramda tarihsel gerçeklerden olağanüstü kopuk, eksik ve yanlış bilgiye dayanan bir yaklaşımın sonucudur. Ermeni tehciri, 1) soya göre değil, bölgeye göre yapılmıştır.2) Soya göre değil, mezhebe göre yapılmıştır. Bundan dolayı soy sürgün kavramı çok yanlıştır. İkinci büyük hata, Uçma’nın Büyük Felaket kavramını kabul etmesi ve kullanmasıdır. Ermeniler için “Büyük Felaket”, soykırımın kendisidir.)
Fransa’ya karşı alınması kararlaştırılan 8 önlemi hatırlayalım. 1)Büyükelçi geri çekilecek. (Bu önlemden vazgeçildi. Büyükelçi Paris’te kalıyor.), 2) Siyasi, askeri ve ekonomik maliyetli faaliyetler, personel değişimi, eğitimi gibi bütün faaliyetler iptal edilecek, 3) Askeri tatbikatlar iptal edilecek, 4) Fransa ile her türlü siyasi istişare durdurulacak, 5) Fransız askeri uçakları Türk hava sahasından her geçişte ayrı izin alacaklar, 6) AB eşleştirme projelerinde Fransa’yla işbirliğine gidilmeyecek, 7) Askeri gemilerin liman ziyaretleri izin başvuruları reddedilecek. 8) 2012’de ekonomi bakanları arasında yapılacak “Türkiye-Fransa Ortak Ekonomi Toplantısı”na Türkiye katılmayacak. (Taraf, 25 Ocak 2012)
Bu önlemlerin hiç birisinin uygulansa bile Paris’in canını acıtmayacağı bellidir. Üstelik daha şimdiden birinci maddeden vazgeçildiği ve diğerleri için de “biraz bekleyelim” dendiği düşünülür ise acaba bu iş nereye gidecek diye sorulması gerekiyor. Öte yandan daha ilk günden itibaren Türkiye’nin Fransa’ya karşı etkili bir ekonomik önlem alamayacağının da altı çizilerek, Paris’in yapması gereken propaganda adeta Ankara ve İstanbul tarafından yapılıyor.
Zaten AKP Hükümeti ekonomiyi dış politikanın hiç parçası yapmamayı tercih ediyor. Örneğin, Mavi Marmara “Krizi” sonrasında adeta İsrail ile “savaşın eşiğine geldik”. Oysa 2011 senesi rakamları açıklanınca gördük ki, 2011 senesi içinde İsrail ile ticaretimiz % 29 oranında artmış. Demek ki, 21. Yüzyıl dergisinin Ocak 2011’de yayınlanan 25. sayısında yazdığımız makalenin başlığını “Ankara ile Tel Aviv Arasındaki Kriz Ne Kadar Gerçek?” diye koymamız ve krizi sorgulamamız doğru imiş. (Bu makaleyi www.21yyte.orgda bulabilirsiniz.) Demek ki sadece Fransa’yı değil, İsrail’i de ödüllendirmişiz.
Ümit ÖZDAĞ-26 Ocak 2012-Yeniçağ Gazetesi
Açık (“link” kullanmıyoruz) Bağlantı: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=21461

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

14 Kasım 2011 Pazartesi

6 GÜN KALA



KOZİNOĞLU’YLA BİRLİKTE GÖMÜLMEYEN SIRLAR
Kozinoğlu’yla birlikte gömülmeyen sırlar
Türkiye’nin yıllardır en çok merak ettiği ve kamuoyunun “Hayalet” lakabıyla tanıdığı MİT’çi Kaşif Kozinoğlu, geçtiğimiz Cumartesi akşamı tutuklu olduğu Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetti.
Kozinoğlu, yargılanacağı Odatv davasında 22 Kasım Salı günü ilk duruşmasına çıkacaktı. Duruşmasına 10 gün kala, henüz kesinleşmeyen bir nedenle hayatını kaybetti. MİT’çinin sır ölümüyle ilgili, bütün kamuoyunda olduğu gibi, Kozinoğlu’nun hem yakın çevresi hem de devre arkadaşlarının kafasında soru işaretleri gittikçe büyüyor. En büyük soru işareti ise Adalet Bakanlığı’nın ölüm sebebi olarak “ağır ve yoğun spor yapması” şeklindeki açıklamasının, Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları tarafından doğrulanmaması.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölüm haberi duyulur duyulmaz, herkesin ilk tepkisi “Sırlarıyla öldü” oldu. Gazeteler “MİT’in kara kutusuydu” manşetleri attı. Ancak Kozinoğlu, sırlarının bir bölümünü ölmeden önce kendi el yazısıyla kaleme aldı ve bu notları Aydınlık’la paylaştı. Aydınlık, “Kendi el yazısıyla Kozinoğlu’nun sırları” yazı dizisini bugün başlatıyor.
Gündem değiştirecek mektup...
Fethullah Gülen cemaatinin Türk Cumhuriyetlerindeki örgütlenmesi... Cemaat hiyerarşisi ve işleyişi... MİT-CIA-cemaat bağlantıları... Hakan Fidan ve MİT’te yeni dönem... Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan-Fethullah Gülen ilişkileri ve karşıtlıkları... Anayasa Mahkemesi ve AKP’ye kapatma davası... Mehmet Eymür ve Ergenekon tertibi... Eymür ve cemaat ilişkileri... Kaşif Kozinoğlu’ndan Türkiye gündemini sarsacak açıklama ve bilgileri el yazısından aynen kamuoyuyla paylaşıyoruz...
MİT'çi Kaşif Kozinoğlu, ABD'nin Gülen okullarını nasıl kullandığını anlatıyor:
Gülen okullarının müdürleri CIA'ya rapor veriyor
1. Özbekistan, Rusya Federasyonu ve en son Türkmenistan Fethullah Gülen okullarını hangi gerekçe ile kapatıyorlar? “İrticai faaliyetler” Görevlilerden bir kısmı da anılan ülkelerdeki bağımsız mahkemelerde yargılanıp hapis cezası alıyor. Diğer kısmı söz konusu ülkeden kovuluyor.
2. Rusya Federasyonu anılan okulları kapatırken bir tespit yapıyor. Basına yansımıştır anılan tespit: söz konusu okulların, “ABD adına istihbari faaliyet gerçekleştirdikleri ve anılan okulların ABD’li istihbaratçıların barınma yuvaları olduğu...”
3. Anılan okulların faaliyet göstermesi için çok büyük meblağlarda para gerekmektedir. Anılan para Türkiye’deki bazı işverenlerin bağışlarından elde edilen paranın çok üzerindedir. Bu paraları ABD vermektedir. (N. Veren* de benzeri şekilde ifade ediyor.)
4. ABD, bu okulları sadece istihbarat ve barınma bağlamında değerlendirmiyor. ABD'nin esas amacı, “Söz konusu okullar sayesinde, İRAN’ın Asya’daki Fundamentalist akımını engellemek ve dengelemek.”
5. Söz konusu okulların 1. düşmanı İRAN’dır. F. Gülen hareketi, ABD İRAN’ı sevmediği için İran’ı düşman bellemiştir.
Anılan ülkelerde belirttiğim şahıslar, özellikle okul müdürleri o ülkelere ilişkin raporlarını da, belli periyotlarda anılan ülkelerdeki CIA temsilcileri ile paylaşmaktadırlar. Ayrıca o şahıslar o ülkelerden bayanlarla evlenip, o ülkenin pasaportlarını da almaktadırlar...

*Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in eski Başmuavini ve 35 yıllık yol arkadaşı
Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nde Cumartesi günü henüz bilinmeyen bir nedenle hayatını kaybeden MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun ölmeden kısa süre önce Aydınlık'a ulaştırdığı mektubunun dün yayımladığımız ilk bölümü geniş yankı uyandırdı. Aydınlık, Kozinoğlu'nun kendisiyle birlikte mezara gömülmeyen sırlarını kamuoyunun önüne sermeye başlamışken, diğer gömülmeyen sırları ise örtülmeye çalışıldı. Kozinoğlu'nun Silivri Cezaevi'nde el yazısıyla hazırladığı 40 sayfalık savunmasına savcının el koyduğu öğrenildi. Cezaevi kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Kozinoğlu, mahkemeye sunmak üzere çok etkili bir savunma hazırladı. Savcı, Kozinoğlu'nun 40 sayfalık savunmasına koğuşuna giderek el koydu. Şimdi yazı dizisine başladığımız bu mektup daha da önem kazandı.
'Para kaynağı ABD'
Dün yayımladığımız bölümde Kozinoğlu, yurt dışında özellikle de Türk Cumhuriyetlerindeki Fethullah Gülen'e bağlı okulların ABD ve CIA ile bağlantılarını anlatıyordu. "Gülen okullarının müdürleri CIA'ya bulundukları ülkelere ilişkin rapor veriyor" diyen Kozinoğlu, söz konusu okulların para kaynağını da söyle ifade etmişti: "Anılan okulların faaliyet göstermesi için çok büyük meblağlarda para gerekmektedir. Gereken para Türkiye'deki bazı işverenlerin bağışlarından elde edilen paranın çok üzerindedir. Bu paraları ABD vermektedir."
Uzun yıllar MİT Asya Ülkeleri Daire Başkanvekilliği görevini yapan Kozinoğlu, mektubunun bugün yayımlayacağımız bölümünde ise Fethullah Gülen cemaatinin Türk Cumhuriyetlerinde bürokrasi ve büyükelçiliklerde nasıl örgütlendiğini, söz konusu ülkelerin Gülen cemaatine karşı nasıl mücadelede verdiğini anlatıyor. İşte Kozinoğlu'nun anlatımıyla Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki cemaat örgütlenmesinin şifreleri...
'Büyükelçilikler, THY ve TİKA cemaat ofisi gibi'
Kaşif Kozinoğlu, Türk Cumhuriyetlerinde büyükelçilikler, THY ve Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı'nın (TİKA) Gülen cemaatinin ofisleri gibi kullanıldığını anlatıyor
"Kırgızistan'da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında Fethullah Gülen'in 'Asya İmamı'dır. Kırgız Devleti ile irtibatlı olan esasen odur. Büyükelçiden hiçbir farkı yoktur. TC Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Anılan şahıs Kırgızistan'da, F. Gülen cemaatinin bilgisi dışında gizli bir şahsi servet de edinmiştir. Haremi vardır. Lüks içinde yaşamaktadır. Kırgızistan servisi tarafından angaje edilmiştir. Kırgız gizli servisi her adımını bilmektedir. Anılan Kırgız servisine de F. Gülen cemaatini anlatmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen'in okullarına muhtaç oldukları için şu an itibarıyla kapatamamaktadırlar. Orhan İnandı'dan elde ettikleri tüm bilgileri, Rus ve Çin servisine aktarmaktadırlar. Aslında Rusya ve Türkmenistan'daki okullar, Orhan İnandı'nın verdiği bilgiler sonrası kapatılmıştır.
'Türkiye parsel parsel satılıyor'
Ayrıca Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan'daki Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA), Türk Hava Yolları (THY), büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari, ekonomik, din ve kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen'ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen'ci olmadan iş yapmak, ticaret vb. hiçbir faaliyet yaptırılmamaktadır. TİKA-büyükelçilik-THY'nin açık olduğu (faaliyet yürüttüğü) yerlerde okullar ve işadamları bir ekip şeklinde çalışmaktadır. Tüm bu söylediğim gruplar, bu ülkelerde barınabilmek, ülkeden atılmamak için anılan ülkelerin gizli servislerine aynı zamanda verdikleri bilgilerle, Türkiye'yi de parsel parsel satmaktadırlar.
'ABD okullar kapanmasın diye uğraşıyor'
Türkmen Başı'nın ölümü sonrası Türkmenistan Cumhurbaşkanı olan Berdimuhammedov, öncelikle bakan yardımcılığına kadar yükselen, Türkmenistan sayesinde çok büyük paralar kazanan Ahmet Çalık'ı bitirmiş, gücünü elinden almış ve son olarak da F. Gülen'in okullarını kapatarak aslında çok büyük bir maddi damarı da kesmiştir. İşte Rusya Federasyonu'ndan sonra Türkmenistan'da da okulların kapatılması F. Gülen grubunu çıldırtmıştır. Şimdi kesinlikle sıra Azerbaycan ile Kazakistan'a gelecektir. Bu kapatma olayı fakir olmaları nedeniyle en son Afganistan vb. bölge ülkelerinde olur. Özbekistan'dan sonra Türkmenistan'da da bu okullar kapanmasın diye, ABD'nin çok uğraşısı olmuştur. Ancak RF (Rusya Federasyonu), Özbekistan ve Türkmenistan, anılan okulları ülke güvenlikleri ve Nurculuk faaliyeti yapmaları dolayısıyla kapatmaktadır.
'Nurculukla mücadele departmanı'
Asya'da en yoğun Kırgızistan'da yerleşik durumdadırlar. Özbekistan, F. Gülen faaliyetlerine hiçbir şekilde müsade etmemekte. Yakaladığında ülkeye iade etmiyor, yargılayıp hapse attırıyor. Ancak Özbekistan, her yönüyle bölgenin en önemli stratejik ülkesi olması bağlamında her yolu deneyerek bu ülkeye girmeye çalışmaktadır. Özbekler de bunları kısa sürede yakalamaktadır. Özbek İçişleri Bakanlığı'nda Nurculukla mücadele departmanı kurulmuştur (1994). Aynı yıl Özbekler Türkiye'de çeşitli okullarda okuyan tüm talebelerini geri çekmiş ve Özbekistan'daki okullarını kapatmıştır. Özbekistan'daki büyükelçilikte din müşaviri yoktur.
'Salih, Başbakanlık tarafından korunuyor'
Dışişleri Bakanlığı mensupları, her şeyi tüm çıplaklığıyla bilmelerine rağmen korkudan bu konuda merkezlerine kripto çekememektedir. Özbekistan lideri İslam Kerimov'un muhalifi Muhammed Salih, ABD ve F. Gülen organizesi ile Türk topraklarında barındırılmakta, başbakanlık tarafından korunmaktadır. Muhammed Salih'in kızı ile Emine Erdoğan'ın çok yakın bir arkadaşı evlenmiştir. M. Salih, ABD'nin terör örgütleri listesinde yer alan Özbekistan'a muhalif İslami Hareket adlı terör örgütü ile direkt olarak irtibatlıdır ve örgüte para yardımı yapmaktadır."


MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde sır ölümü nasıl aydınlanır bilemeyiz. Ancak Kozinoğlu’nun Aydınlık’a mektubu çok önemli konuları aydınlatacak. 3 gündür yayımladığımız Kozinoğlu’nun mektubundan bölümleri, bu konuda iz sürmek isteyenlerin dikkatine sunuyoruz. Son yıllarda MİT’te yaşanan tasfiye ve dönüşüm, Aydınlık okurlarının yabancı olduğu bir konu değil. Ancak yıllardır MİT’in ciğerinde yer almış, MİT Orta Asya Ülkeleri Daire Başkanvekili Kozinoğlu’nun anlatımları, MİT’in fotoğrafını daha da berraklaştırıyor. İşte Kozinoğlu’nun el yazısıyla MİT’te son durum ve Hakan Fidan…

MİT’çi Kozinoğlu anlatıyor: Tayin ve terfileri Gülen cemaati yapıyor

‘Emniyet’ten sonra sıra MİT’te’

“Hakan Fidan’ın MİT’e gelişi ile söz konusu okullarda (Fethullah Gülen okullarında) çalışan öğretmenlerden birçok isim MİT’e davet edilmiş ve MİT’te göreve başlamıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü gibi MİT de F. Gülen cemaatine mensup kişilerce ele geçirilmek üzeredir.

‘Gerektiğinde içki de içerler’

F. Gülen okullarında görev yapan personel, gerekirse eşinin başını açar. Çok az maaş aldıklarını ifade ederler. Lüks içinde yaşarlar. Gerektiğinde içki de içerler. F. Gülen’in okullarını kapatan ülkelerin “kapatma” nedenlerinin metinleri yayınlanırsa bu F. Gülen için ağır bir darbe olur.

‘Gülen tek başına Apo gibi’

Dünya genelinde 800′e yakın F. Gülen okulu vardır. F. Gülen tek başına Apo gibi! Yani kendisinden sonra bir ikinci şahsın olmasına izin vermeyen bir kişilik. F. Gülen neden ABD’ye gitti? Cemil Çiçek Adalet Bakanı iken ‘Türkiye’ye dönebilir’ demesine rağmen neden hâlâ Türkiye’ye dönmüyor? Dönecek mi? Dönecekse ne zaman dönecek?

‘ABD, dönmesine izin vermiyor’

F. Gülen, Türkiye’ye dönmeye korkuyor. Ayrıca ABD dönmesine izin vermiyor. ABD ne zaman verirse izni, o zaman döner. Nurettin Veren bulunup konuşturulmalı. Bu konu çok önemlidir! O adam çok şeyi belgeli anlatacaktır.

‘Atatürk düşmanı yetiştirilir’

Tüm F. Gülen okullarında görev yapan öğretmenler ışık evlerinde yetiştirilmiş gençlerdir. Sorulduğunda ‘askerlik görevlerini yaptıklarını’ söylerler. F. Gülen okullarının talebeleri özenle seçilir. O ülkedeki bürokrat, siyasetçi ve diğer ileri gelenlerin çocuklarıdır. Amaç o nesille, o ülkeyi ileride ele geçirmektir. N. Veren’in açıkladığı milyarlarca dolarlık mal varlığının kaynağı nedir? Bu para birçok ülkenin hazinesinde mevcut değildir. Okullarda görevli öğretmenler, bulundukları ülkenin şartlarına ayak uydurur. Her okulda Atatürk köşesi vardır. Bu, aslında takiyedir. Okullarda talebelere risaleler ezberlettirilir. Atatürk düşmanı olarak yetiştirilirler (dünyadaki bütün okullarda).

Fehmi Koru’nun kardeşi…

Dışişleri Bakanlığı da F. Gülen cemaati tarafından tamamen ele geçirilmiştir. Kurumları ele geçirirken önce personel departmanı’nı ele geçirirler. Örneğin F. Koru’nun (Fehmi Koru) kardeşi Naci Koru, Dışişleri Bakanlığı’nın personel işlerinden sorumlu müsteşar yardımcısıdır. Daha birkaç yıl öncesinde Şikago Başkonsolosu idi. Bunlar atlaya zıplaya ve hiçbir hiyerarşi dinlemeden gitmektedir. Dışişleri Bakanlığı, cemaatçi olmasa bile F. Gülen’in personelinden korkmaktadır. Yurt dışını ziyaret eden tüm siyasetçiler F. Gülen okullarına mutlaka uğrarlar. Onlardan hediye ve para zarfları alırlar.

Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA), tamamen F. Gülen’in kontrolündedir. Dışişleri Bakanlığı bazı konularda, büyükelçilikleri değil, anılan okulların (Gülen okulları) müdürlerini ve o ülkenin TİKA sorumlularını muhatap almaktadır. Korkmaları nedeniyle Dışişleri mensupları bu duruma seslerini çıkaramamaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü’nde (EGM) olduğu gibi, Dışişleri’nde de tayin ve terfileri F. Gülen cemaati yapmaktadır. Birkaç ay içerisinde MİT’te de yapmaya başlayacaktır.”
Aydınlık Gazetesi



ABD ADINA CELLAT OLMAK
Türkiye’nin kaderine bakın. Küresel katiller hatırına kendi insanlarını feda etmek… İnfaz kararı karanlık merkezlerce verilenleri “kanun(!)“ları kullanarak ölüme yollamak… Tıpkı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i yabancılara yaranmak için idam sehpasına yolladıkları gibi…
Dün Kemal Bey’i idama yollayan zihniyet, bugün başka isimlerle günümüz Kemal Beyleri’ni ölüme yolluyor. Kemal Bey aleyhine şahitlik yapan işbirlikçilerin torunları, basın yolu ile yalancı şahitlik yapmaya devam ediyor…
Atalarımız boşuna “göl yerinden su eksik olmaz” dememiş.
Kaşif Kozinoğlu Adalet(!) Bakanı’nın tutsak evinde kalp krizi(!) geçirip yaşama veda etti. Vatanına hizmet etmenin bedelini Kemal Bey gibi canıyla ödedi. Allah rahmet eylesin. AB-D’ye rağmen PKK ile mücadele eden kim varsa tek tek intikam alınıyor. Hatta bugünün değil, dünün de intikamı alınıyor. Kimden mi? Emperyalizmin değirmenine taş koyanlardan..
Dersim isyanını bastıranlardan, Şeyh Sait’e dersini hak ettiği gibi verenlerden… 

Mustafa Muğlalı’nın adının kışladan kaldırılması ise, iki büklüm olmuş Genel Kurmay Başkanı’nın resmiyle bir bütünlük arz ediyor.
Erdoğan’ın Dersim katliamı diyerek Türk Devleti’ni sanık sandalyesine oturtması, Seyit Rıza’yı haklı görmesiyle açıklanabilir. Haklı gördüğü Seyit Rıza Kimdir bir bakalım:
“Akıl hocaları Ermeni-Kürt Derneği kurucusu ve Kürtçülük adına her türlü hainliği yapmaktan çekinmeyen Baytar Nuri Dersimi ve Kürt Teali Cemiyetinin bölgedeki uzantılarından Koçgirili Alişir`de kışkırtma ve isyana teşvik gibi görevlerini ifada ön sıradaki yerlerini koruyorlardı.
75 yaşında ki Seyit Rıza, kendisini neredeyse bir Kürt ( oysa Kürt gözüken bu hain seyidim diyerek soyunun Arap olduğunu da kabul etmiş gerçekte ise Türk olduğu bilinmektedir (Alevilerin Etnik Kimliği, Cemal Şener, Etik Yayınları,2002, s.105)) padişahı gibi görmüş, gücüne güvenerek ayaklanmış ancak devlet güçleri baskın çıkmış ve bozguna uğramıştı.
Baytar Nuri`nin önerisiyle İngilizlere mektup yazarak destek aramaya kalkışmıştı. 
İşte o mektuptan ibret verici birkaç satır: ‘Yıllardan beridir, Türk Hükümeti Kürt Halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilini gazete ve dergilerde yasaklayarak, anadilde konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan`ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu`nun çorak topraklarına zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek, bu halka zulmetmektedir.’
Mektup, yalvarmayla (… üç milyon Kürt benim sesimde Ekselanslarına sesleniyor…) sürüyor. Altında Dersim Generali Seyit Rıza imzalı (30 Temmuz 1937) (Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, S.310)” (Murat Köylü)
“Büyük Kürdistan Hayali” içinde olanlar mütarekenin 7. maddesinden de destek alarak ve mütarekenin imzalanmasından iki ay sonra İngilizlerin desteği ile 30 Aralık 1918 `de alel acele “Kürt Teali Cemiyeti`ni” kurdular.
Kurucuları, daha önce isyan eden çıbanbaşlarının tamamından oluşuyordu. Şeyh Ubeydullah ve hain evlatları, Bedirhan aşiretinin döküntüleri, Babanzade aşireti ve dikkati çeken aşırı bir Kürt Milliyetçisi olan Saidi Kürdi ( Saidi Nursi). 
Ne istiyorlardı; ‘Kürt nüfusunun daha yoğun olduğu bölgelerde İslam Halifeliğine ve Osmanlı Saltananatına bağlı kalmaları kaydıyla özerk bir yönetim şekli’…
Peki bu gün, adına Demokratik Toplum Kongresi denen, sivil toplum kuruluşlarını tek çatı altında toplayan PKK ile doğrudan ilişkili olan ve eşbaşkanları Ahmet Türk ( Kendisi Kanco Aşiretinin Başıdır) ve Aysel Tuğluk’tur ( Kendisi Abdullah Öcalan`ın Avukatıdır) oluşum ne istiyor?
Öcalan’ın tek muhatap olarak kabul edilmemesinin ‘Kürt halkının siyasal iradesine saldırı sayıldığı’ vurgulanarak, Kürt halkı topyekûn direnişe davet ediliyor. (Kaynak:Murat Köylü-Haberokur.com)”
İşte Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rızası.. Devleti tanımayan ve dış güçlere sığınan bir hain. Tunceli’de katledilen Türk Subayları konu bile edilmiyor. Yani demek isteniyor ki:“Onlar devleti tanımamakta haklı, Türk subay ve askerlerini öldürmekte haklı. Kendini savunan asker ise katil(!)…”

Saidi Nursi’ye tapanlar Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün yanında yer alan ve Anadolu’yu Kuvva-i Milliye’ye katılmaya ikna eden Libyalı Şeyh Sunusi’yi hiç ağızlarına almazlar, neden?.. Gene Kurtuluş Savaşına destek veren Diyap Ağa’yı ağızlarına almazlar ama hain Seyit Rıza ağızlarından düşmez(!).. Neden?.. Büyük dedeleri de Seyit Rıza gibilerin safında yer aldığı için olabilir mi acaba?
Dünü bilmeyen dünün hesabının bugün görüldüğünü de anlayamaz.
Atatürk’ün “fitne yuvası” dediği Patrikhane baştacı ama Kurtuluş Savaşı madalyasına sahip Papa Eftim’in torunu 4 yıldır Silivri zindanında tutsak. ULU Önder’in “Fesat ve ihanet yuvası” dediği Fener Kilisesi’nin Papazı 6. Konstantin, 1925’teki mübadele sırasında Sirkeci’den trene bindirilerek Yunanistan’a gönderildi. O papazın kemikleri AKP izniyle 86 yıl sonra İstanbul’a getirildi ama Mustafa Muğlalı Paşa’nın adı ömrünü verdiği ordusunun kışlasında kalamadı. Yazık!!.
PKK ile mücadele eden askerleri Hasdal-Silivri hattına hapsederek Şeyh Sait ve Seyit Rıza misyonu karşımıza yeniden dikiliyor.

Şeyh Sait ve Seyit Rıza nasıl İngilizler’e sığındı ise, onları savunan, olmayan şereflerini iade etmeye kalkanlar da “Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir” diyerek aynı merkezlere sığınıyor.
Dünün ihanet ittifakı bugün aynı ittifak içinde, görmüyor musunuz?
Cumhuriyeti kuran irade kin ve nefret olmasın, kaynaşma sağlansın diye ihanet eden isimleri sadece arşivlerinde kayıtlı tuttu, yeni nesillere öğretmedi. Artık zamanıdır. Bu arşivler millete açıklansın ki, Ergün Poyrazlar açıklamak zorunda kalıp diyet ödemesin. Hep diyorlar ya; “geçmişimizle barışalım” diye.
Artık biraz da kendileri şu geçmişleri ile barışşınlar da biz de görelim…
Erdoğan 4 Kasım 2002 tarihinde, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e özel kurye ile gönderdiği mektubu nasıl bitiriyordu:

“Samimiyetle sizin olan
, Recep Tayyip Erdoğan,
Genel Başkan” (1)*
“Sizin olan Recep Tayyip Erdoğan”(!)…
Tıpkı Vahdettin‘in mektubunda yazdığı gibi…
Bu psikolojinin özü nedir biliyor musunuz? Seyit Rıza, Şeyh Sait, Saidi Nursi ve Vahdettin gibileri aklıyarak aslında vicdanlarda kendini aklamaktır. Aynı yolu izleyenler, aynı figürlerden nefret edenler önce aynı yolu izledikleri kişileri meşrulaştırmalı ki, kendileri de o yoldan meşrulaşabilsin.
Kurtuluş Savaşı’nda Yunan, İngiliz, Fransız yanında yer alıp Kuvva-i Milliye’ye karşı savaşan hainler kaybedip yargılandıklarında kinlerini çocuklarına aktardı. Binbir yalan ve nefreti soylarına ekerek sürdürdüler. Onlar benim “merdiven altı üretim” dediğim zehirli, yalan bir tarih üretti. Fısıltı şeklinde ve “aslında” diye başlayan yalanlar serisi... Tabii bu arada hazır zemin bulmuşken yabancı istihbaratlar da boş durmadı.
Emperyalizm kaybettiği savaşın intikamını kendi kuralınca alacaktı. Türkler sadece emperyalizmi yenmekle kalmamış, aynı zamanda mazlum milletlere de örnek olmuştu. Mafya usulu çalışan emperyalizm, baş kaldırandan intikam almalı ki, birdaha başka bir lider çıkıp “Milli Devlet” kurmaya kalkmasın.
Kaddafi ve Saddam’ın o kadar aşağılanarak öldürülmesi bu yüzdendir. Mafya haraç vermeyeni nasıl yol ortasında kurşunlarsa, nasıl karısının koynundan alıp kafasına sıkarsa, mafya devletler de aynı yolu izler. Onlara yardım ve yataklık eden yandaşlar ise şeytani güçlerin “fedaisinden” başka birşey değildir.
“Merdiven Altı Üretimi” zehirli tarih yalanları ile muhafazakar bir kesim zehirlendi. AKP ve Erdoğan’ın beslendiği tarih bilgisi işte bu merdiven altı üretim bilgilerinden ibarettir.
Günümüze geldiğimizde anlıyoruz ki, aslında Lawrence’lar daima içimizde imiş. Ve onlar satın alacak Şerif Hüseyin‘leri daima bulmuşlar.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü(!) ile başlayan yazımı neden yakın tarihe yolculuk yaptırarak devam ettirdim?
Çünkü dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz. Nokta!

İstiklal Mahkemeleri’ni sürekli kin ve nefret ekmek için kullanan “merdiven altı üretim”in sahipleri, kendileri için öyle nefret tohumları ektiler ki, öyle zulümlere ortak oldular ki, ektikleri nefret yedi sülalelerine yetip de artar bile.
Bu zulüm, bu ölümler onları mezarlarında bile takip edecek!..
Kuddisi Okkır, Kaşif Kozinoğlu… Onlar AB-D adına cellatlığa soyunanların öldürdüğü yeni Kemal Beyler’dir! Yurt dışından gelerek teslim olan Rahmetli Kozinoğlu kaçmayıp teslim oldu ama “kaçma(!)” ihtimaline karşılık esir edildi. Sonra mezara yolcu edildi.
Uçgun Geray böbrek hastası idi, tutuklanıp sorgulandı ve o süreç sonunda vefat etti.
Asuman Özdemir emekli bir bankacıydı. Evinde oturmak yerine vatan derdine düştü. Tutuklandı, PKK’lıların içine atıldı. İleri derece siroz hastası olduktan sonra bırakıldı. Eşi mahkeme yollarında yoruldu. Üzüntüye yorgun kalbi dayanamadı ve Asuman Özdemir bırakıldığında sevinemeden eşini kaybetti. Şimdi Asuman Hanım’ın hastalığı son safhada ve hasta bir oğlu var.
İsmail Yıldız ilk tutuklananlardan bir isim… Şimdi Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. 50 kiloya düştüğü söyleniyor. Avukatı yok. Ailesi ziyarete gelemiyor. Eşi başlarda bir defa gelmiş, yeni doğan çocuğunu görsün diye…
Mehmet Demirtaş… Gazcılık yapıyormuş… Sözde bulunduğu söylenen bombaların olduğu evde eskiden kiracı oturmak gibi bir şanssızlığı var.. İzlediğim davasında savunma yaparken; “-Tahliyemi istemiyorum, biliyorum ki kontenjan sınırlı. Bizim dükkan da ahlaksız tekliflere kapalı (gizli tanık ol bırakalım tekliflerini kast ediyor).” Diyordu.

Örtülü eşi ve kızı bir köşede davayı seyrediyordu. Sonra öğrendik ki, iki aileyi omuzlayan ağabey iflas etmiş ve intihar etmiş.
Anlayacağınız sadece Hasdal ve Silivri’dekiler esir değil. Onların bütün aileleri de esir.
Şener Eruygur nasıl olduysa merdivenlerden düştü(!)… O artık bir çocuk gibi bakıma muhtaç…
Bizans medyası tarafından linç edilen kahramanlık madalyası sahibi gazimizin intihara sürüklenişi… Askerlerimizin onur intiharı…
Yani, Derviş Mehmediler’in torunları Kubilay’ın başını kesmeye devam ediyor…
“Yaralı bırakmak olmaz” diyerek köklerine ne kadar sadık olduğunu gösteriyor.
Tolon ve Eruygur Paşa’yı içeri aldıklarında PKK’lı mahkumlarca yuhalandıklarını da unutmayalım.
Dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz! NOKTA!!.
Peki yabancı istihbarat maşaları ne durumda, bir de onlara bakalım:
Bebek katili, uyuşturucu kaçakcısı, 35 bin insanın ölümünden sorumlu vampir, tecavüzcü Apo ne durumda?
Odası Avrupa’dan gelen kağıtlarla döşendi. Davası bitmiş olmasına rağmen avukatları vasıtası ile örgütünü yönetti. Canı sıkılmasın diye yanına arkadaş yollandı. Doktoru daima hazır ve nazır(!)… Silivri-Hasdal hattında esir olanlar Erdoğan-Arınç-Gül ve “kulları” tarafından linç edilirken bebek katili Erdoğan’ın “Sayın” hitabıyla adam yerine kondu. Silivri-Hasdal esirleri Bizans medyası tarafında sürekli dövülürken, Apo ve PKK barış güvercini yapıldı.
Sahi, İmralı’dan asker neden çekilmek istenmişti? Yerlerine neden polis kondu? Narko terörist tecavüzcü ile görüşen devlet erkanı saklı kalsın diye mi acaba? Öyle ya, böyle bir katilden “Mandela” çıkarmak ne kadar gayret edilirse edilsin kolay değildir tabii(!)…
İnsanları “domuz bağı” ile bağlayıp canlı canlı gömenler serbest bırakıldı ama devletin verdiği görevden başka birşey yapmayan Kozinoğlu ölüme yollandı.

Domuz bağcılara hapiste “internet” keyfi sağlanmış ama Silivri sakini gazeteci ve vekiller elle yazmaya devam ediyor.
Ve Boğazlayan Kaymakamı Kemal Beyler aynı ellerce ölüme yollanmaya devam ediyor…
Dün İngiliz Mandası diyenler Malta Sürgünlerine nasıl payanda oldu ise, bugün ABD mandası diyenler CİA rehberliğinde Kozinoğulları’nı ölüme yolluyor…
Bu tabutlar AKP’yi ilelebet takip edecektir.
AKP 9 yıldır kin ekiyor, ölüm biçiyor.
Hiçbir zulüm ilelebet değildir!

Her Firavun’un saltanatını bitirecek bir Musa vardır. Her Nemrut’un saltanatını bitirecek bir İbrahim, her Ebucehil’in cehaletine son verecek bir Muhammet(s.a.) mutlaka yaratılmıştır. Çünkü Allah zalim değildir.
13 yaşındaki kızı cahiliye devrindeki gibi “yargı kararı ile” diri diri toprağa gömenlerin saltanatı mutlaka yıkılacaktır!..

Şeytan bazen fenerci olduğunu zanneder ama aslında fenercisi tarafından “esir” edildiğini enaniyeti dolayısı ile anlayamaz.
Zulüm ve nefret ekenler gün gelir zehir yemeye mecbur kalır.
2. Van depremindeki olaylar için Erdoğan “biz de yargıyı harekete geçireceğiz” diyor. Demokratik bir ülkede başbakanlar yargıyı harekete geçirmez. Yargı suç unsuru bir durum görürse kendisi harekete geçer.
Başbakanların harekete geçirdiği yargı ise Türkiye’de gördükleriniz gibi olur.
(1)*Bu mektup, 17 Ocak 2004 günlü Star Gazetesinde Hayrullah Mahmut’un köşesinde yayımlanmış, fakat bugüne kadar yalanlanmamıştır.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."