MOSSAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MOSSAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

COĞRAFYAMIZDA SULAR TEKRAR ISINIYOR (KISA KISA)

MEDYA ÜZERİNDEN HEDEF ÜLKEYE SALDIRMAK İÇİN KAMUOYU OLUŞTURUYORLAR.İNSANLARIN ÖNCE BEYİNLERİ YIKANMASI VE TEPKİSİZ MUMYALARA DÖNMESİ GEREKLİ.
AMA İLLA SIZMALAR OLUYOR.
İŞTE BİRİ. 



AB ÜLKELERİNİ “İRAN NÜKLEER BOMBA YAPACAK” DİYE KIŞKIRTIP İRAN'DAN PETROL ALIMINI ENGELLEMEK. İRAN’IN OYSA AB PAZARINDAKİ PAYI %18.
BU AMBARGODAN İRAN'DAN ÇOK AB EKONOMİSİ ZARAR YÖRÜR.
İSTENENDE ZATEN BU.
BUDA OLASI BİR İSRAİL/ABD'NİN İRAN'A SALDIRMASI DURUMUNDA AB ÜLKELERİNİ PAÇAYI KURTARMA TELAŞIYLA ABD'NİN YANINDA SAVAŞA HAZIR OLMASI DEMEK.ÇOK NET GÖRÜLÜYOR VE ÇOK AKILLICA.TABİKİ ABD İÇİN.AB BU TUZAĞA DÜŞTÜ MÜ?1TEMMUZ'DA GÖRECEĞİZ. 

İSRAİL DOĞU AKDENİZ'İ RUMLARLA EL ELE PETROL VE DOĞALGAZ ARARKEN BOP EŞBAŞKANI BİR İKİ BAĞIRIŞTAN SONRA DÖKÜNTÜ BİR  GEMİ GÖNDERDİ.
GEMİ NEMİ YAPTI?3/4 PALAMUT YAKALADI ARIZALANDI VE YATIYOR. 
İSRAİL DEĞİL TÜRKİYE SIVAŞTIRILACAK DA ONDAN. ABD DEMEK İSRAİL DEMEK ZATEN. BİR TAŞTA BİRKAÇ KUŞ VURMAK DERLER BUNA. 
KAMBERSİZ DÜĞÜN,ALMANSIZ SAVAŞ OLUR MU?
MOSSAD ÖLDÜRÜR.İNKAR EDER, KİMSE BİR ŞEY DİYEMEZ. DOKUNULMAZLIĞI VAR.
ÜLKELERİ "TERÖRİST ÜLKE-ŞER EKSENİ" DİYE SINIFLANDIRANLAR BUNLAR:


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

30 Ocak 2012 Pazartesi

DAVE C. STOFFEL’İN İBRETLİK HİKÂYESİ...


Tarih, 8 Aralık 2004, Irak’ta “rutin” saldırılardan bir yenisi düzenleniyor ve Dale C. Stoffel ve Joseph J. Wemple adlı iki Amerikalı öldürülüyor. Öldürülenler, Wye Oak ve CLI adlı şirketler adına Irak’ta “ihale kovalayan siviller”dir. Ama patron Stoffel ve yardımcısı Wemple’ın öldürülmesini diğer saldırılardan ayıran bir fark var. Direnişçiler, iki Amerikalıyı kurşuna dizdikten sonra, yanlarındaki dizüstü bilgisayarı alarak gitmişlerdir... Aylar sonra, internette “Rafidan” imzalı bir direniş bildirisi boy gösterir. “Rafidan” grubu, kendisini “Mücahitler Merkez Komutanlığı Siyasi Komitesi” olarak tanıtmaktadır. Bildiride, Stoffel ve Wemple’dan alınan bilgisayarda yer alan çok sayıda gizli yazışma ve belge ifşa edilmektedir!.. Rafidan grubu, bugüne dek yayınladığı 9 bildiriyle, Stoffel, CIA ve Irak “Geçici Hükümeti” arasındaki gizli pazarlıkları gözler önüne serdi. Ağdalı bir dille yazılmış bu bildirilerin devamı gelir mi bilinmez, ancak belgeler hem Stoffel’in hiç de sıradan bir Amerikalı olmadığını gösteriyor, hem de dönemin güdümlü Bağdat hükümeti ile Amerikalılar arasındaki kirli pazarlıkları, en ince ayrıntısına dek kanıtlıyor.

Bildiri No.1: Stoffel’in öldürülmesi üstlenilir ve açıklanacak belgeler “müjdelenir”.

Bildiri No.2: Dale Stoffel’in özgeçmişi açıklanır. Bu belgede, 1961 doğumlu Stoffel’in “mesleki kariyeri” boyunca ABD donanma istihbaratında, silah şirketi Raytheon’da, çeşitli şirketlerde istihbarat sistemlerinin geliştirilmesi alanında çalıştığı, 1995’te Wye Oak şirketini, 2003’te ise CLI şirketini kurduğu belirtilmektedir.

Bildiri No.3: Rafidan, elindeki en önemli belgelerden birini açıklar. 16 Ağustos 2004 tarihli bu talimatın altında, dönemin Irak Savunma Bakanı Hazım el Şalan’ın imzası bulunmaktadır. Talimattaki bilgilere göre Stoffel ve adamları, Irak işgalinin ardından tahsis edilen 10 helikopterle bir yıl boyunca Irak’ı gezmiş, askeri ve sivil tesislerin, fabrikaların, havaalanlarının fotoğraflarını çekmiş, dağıtılan Irak ordusuna dair bütün belgelere el koymuştur. Ayrıca, ordu depolarında ve kışlalardaki bütün silahların fotoğrafları çekilmiş, dökümleri yapılmıştır. Ardından; İyad Allavi ve Ahmet Çelebi’nin de üyesi olduğu bir özel komisyon kurulmuştur. Komisyonun görünürdeki amacı, “Irak Ulusal Muhafızları”nı oluşturmaktır. Ama asıl amaç, çok farklıdır...

Bildiri No.4: 16 Ağustos 2004 tarihli talimnamenin diğer ayrıntıları açıklanır. Buna göre Bağdat hükümeti, Wye Oak şirketine, Irak ordusunun bütün silahlarını “nakletme, onarma veya dünyanın herhangi bir ülkesinde, herhangi bir şirkete satma” yetkisi vermektedir. Bu satış karşılığında hükümete hiçbir ödeme yapılmayacaktır. Aksine, bu satışlardan elde edilecek gelirin yüzde 10’u, Stoffel’in şirketine verilecektir. İşin püf noktası, silahların satış fiyatlarını belirleyecek tek kişinin Stoffel olmasıdır! Kısacası Irak ordusunun bütün silahlarını bu kişiye “bedelsiz” vermekte, üstüne bir de “komisyon” ödemektedir!

16 Ağustos tarihli bu metin, dönemin Başbakanı İyad Allavi’nin 4 Ağustos’ta verdiği onayın ardından hazırlanıp imzalanmıştır. Belgenin orijinal metni Irak Savunma Bakanlığı ve ABD’de olup, Stoffel’in elinde bir kopya bulunmaktadır.

Stoffel, yaklaşık 1.5 ay önce, 25 Haziran 2004’te, Savunma Bakanı Şalan’a yazdığı mektupta, yapılacak anlaşmanın “çok gizli” tutulmasını rica etmekte, ayrıca Irak ordusunun elindeki bütün silah sistemlerinin toplam değerini “1 milyar dolar” olarak tahmin etmektedir. Kısacası kendisi, bu anlaşmadan 100 milyon dolar komisyon alacaktır.

Eski Irak ordusu komutanları olduğu tahmin edilen Rafidan direniş örgütü mensupları ise, Irak ordusunun elindeki silahların toplam değerinin en az 40 milyar dolar olduğunu belirterek, anlaşmayı “yüzyılın soygunu” olarak nitelendiriyorlar.

Savunma Bakanı Şalan, bu mesaja karşılık, 4 Ağustos 2004’te Stoffel’e yanıt verir ve Irak ordusunu tasfiye etme programının başına, Dr. Bruska Nuri Şavays’ın getirildiğini bildirir. Bildiri No.5: Rafidan örgütü, 16 Ağustos 2004 tarihli “çok gizli” anlaşmanın ayrıntılarını açıklamaya devam eder. Metne göre Stoffel, Irak silahlarını yağmalamaya Taci, Cooke Kampı, Normandy Kampı, Eşref Kampı, Hille Kampı ve Anaconda Kampı’nda başlayacaktır. Bu kamplar, Irak’ın her yerindeki eski orduya ait silahlar için bir tür “toplama merkezi” olacaktır. Ayrıca, Stoffel’e yapılacak yüzde 10’luk ödemelerin ABD bankalarına yatırılacağı belirtilmektedir.

Bildiri No.6: Irak Savunma Bakanlığı’ndan Stoffel’e gönderilen bir başka mektup açıklanır. Dr. Bruska Nuri Şavays imzalı bu mektuba göre Wye Oak şirketi, Irak ordusunun silahlarını yağmalama faaliyeti boyunca “yerli ya da yabancı her türlü yardımı almakta” özgürdür.

Bildiri No.7: Şavays imzalı bir başka belge, Stoffel’e “Irak askeri ekipmanını nakletmek için bütün polis noktalarından serbest geçiş” yetkisi tanımaktadır.

Bildiri No.8: Anlaşmayı tamamlamış olan Stoffel, 18 Ağustos 2004’te, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Carol Basden’e bir mektup yollar. Mektupta özetle şöyle denilmektedir “Wye Oak, Irak Savunma Bakanlığı ile imzaladığı anlaşma için onayınızı talep eder... Hurda olarak sınıflandırılıp satılacak Irak askeri ekipmanı, halen ABD ordusu ve koalisyon kuvvetlerinin elindedir... Bu ekipmanın ağırlıklı olarak Fransız, Rus ve Çin malı olduğu, ayrıca İran’dan ele geçirilmiş ABD ve İngiliz menşeili silahların da bulunduğu görülmektedir... Ekipmanın toplam değerinin 500 milyon doları aştığını tahmin ediyoruz... Bu sözleşmeden doğan herhangi bir ödeme yükümlülüğümüz yoktur...” Rafidan grubu, “hurda” olarak sınıflandırılacak olan bu silah sistemlerinin Ürdün, Kuveyt, İsrail, İran ve Ukrayna’ya satılacağını öne sürerek, ellerinde bu konuda da belgeler olduğunu öne sürüyor.

Bildiri No.9: Bu bildiriyle, 20 Haziran 2004 tarihli biraz eski bir belge dikkate sunuluyor. Belge; İyad Allavi, Dale Stoffel, Ahmet Çelebi ve Ahmet Ersevci arasındaki anlaşmadır. Burada, Iraklı temsilciler, Stoffel’i “askeri ekipman organizasyonu bakımından Irak Savunma Bakanlığı’nın tek temsilcisi” ilan etmektedirler. Ardından, “ganimet paylaşımı”na geçilir. Bu utanç belgesinden öğrendiğimize göre Ersevci, Stoffel aracılığıyla “Newco” adlı bir şirket kuracak ve ilgili her işlemden yüzde 10 pay alacaktır. Bu şirkete ayrıca, idari masraf olarak “kârın yüzde 50’si” verilecektir. Kârın yüzde 30’u Stoffel’in cebine gidecektir; geri kalan yüzde 20 ise İyad Allavi ve Ahmet Çelebi arasında paylaştırılacaktır.

Bağdat hükümetinin nasıl işlediğini gözler
önüne seren bu ifşaatlar, “şimdilik” sona eriyor. Rafidan’ın yeni bildiriler yayınlayıp yayınlamayacağını zaman gösterecek. Ancak eldeki belgeler; koca bir ülkenin insanları ve kaynaklarının rüşvet, yolsuzluk ve yağma çarkları arasında nasıl yok edildiğini görmek için yeterli. Bush’un Ortadoğu için öngördüğü “demokrasi”, işte bu gizli belgelerde saklı.

23 Kasım 2011 Çarşamba

AMERİKA VE IRKÇI İSRAİL REJİMİ TERÖR TİMLERİNİN IRAK'LI BİLGİNLERİ KATLETMELERİ


Amerika ile ırkçı İsrail rejiminin terör timleri Irak'ın işgal edilmesinden sonra, yüzlerce Iraklı araştırmacı ve bilgini suikast sonucu öldürdüler. Elsager araştırma merkezinin haberine göre, bu terör timlerinin kanlı eylemler sonucu Irak'ta 152 anabilim dalındaki çalışmalar durdurulmuştur. Univer City Goldberg fakültesinin bilimsel araştırmalar danışmanı Muhammed Errebii diyor ki; Amerika ve Siyonist rejimin terör timlerinin Iraklı bilginleri katletmelerinin nedeni Irak halkını ve bilginlerini dehşete düşürmek ve Iraklı bilginler ve akademisyenlerin Irak'ı terk etmelerini sağlamaktır. Londra'daki West Minster üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abbas ElHüseyni de yaptığı açıklamada, Irak'ın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini engellemektir. Brüksel yargı komitesinin üyesi Dr. İsmail Elcelili de Amerika ve Siyonist işgalcilerin Irak'ta kargaşa yaratmak için Iraklı bilginleri katlettiklerini söyledi. Iraklı yetkililere göre, Amerika ve müttefiki batılı devletlerin Irak'ı işgal ettikleri 2003 yılından beri terör timleri 500 Iraklı bilgin ve üniversite öğretim üyelerini öldürdüler. İngiliz gazeteci ve yazar Robert Fisk'e göre Irak'ta 15 yabancı casusluk ve istihbarat servisleri Irak bilgileri katletmek veya bu ülkeden kaçırmak için faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bush yönetimi döneminde Amerika dış işleri bakanlığının itiraflarına göre, soykırımcı İsrail rejiminin casusluk ve terör örgütü Mossad kendilerine teslim olmayan Iraklı nükleer bilim dalı bilginlerini katletmiş veya onları Amerika ile işgal edilen Filistin topraklarına nakledip, kendi tesislerinde çalışmaya zorlamış bulunuyor. Irak üniversiteleri öğretim üyeleri sendikasının da raporuna göre, Amerika ve Irkçı İsrail terör timlerinin yaptıkları saldırıların kurbanlarının yüzde 80'ı Iraklı bilgin ve üniversite hocalarından oluşmaktadır. Bağdat, basra, Musul ve Elmüstensere üniversitelerinin öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerinin yarısı işgalci güçlerin terör saldırıları sonucu öldürülmüşlerdir. Son on yılda amerika ve Irkçı İsrail rejiminin terör timlerince öldürülen bilginlerin en meşhur şahsiyetleri Bağdat üniversitesi rektörü, Dr. Muhammed Abdullah Erravi, Müstensere eğitim fakültesi dekanı, ırak Afrika ve Asya araştırmaları merkezi başkanı Dr. Sabah Mahmut Errebii , ırak kızıl haç başkanı ve hukuk fakültesi dekanı Dr. Aziz Ali, Musul Hukuk fakültesi dekanı Dr. Leyli Abdulcebbar, ırak fizik anabilim dalı bilginlerinden Dr Hüseyin yasin ve çok sayıda diğer Iraklı bilginlerdir. Iraklı bilginlerin 3/4ü bu terör timlerinden katledildiler. Böylece Irak'ta bilimsel çalışmalar ve eğitim ağır darbeler aldı.

21 Eylül 2011 Çarşamba

"AZ ZAMANDA ÇOK BÜYÜK" Yalçın KÜÇÜK-21/09/2011

Delilik sınırlarında gezen bu zeki adamı altyapısını tamamlamayanlar okumasın.Yada bir çevirmen kullansın.Yada eline bir google ve kağıt kalem alsın,yazarı beyinde Ergenekondan hapse atsın, yazıda kafasına takılanları arasın, bulduğu haberleri tarasın.Süzgeçten geçirsin ,o zaman çözer.Çözerse zaten artık iflah olmaz.




 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Haziran 2011 Çarşamba

"ERDOĞAN'IN SİLAHLANDIRDIĞI ÇETELER"

(BU GÜN AYDINLIK GAZETESİNİ ALIN VE SAKLAYIN)











"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Nisan 2011 Salı

MOSSAD'IN SON MARİFETİ...
Fikret ErTAN
İngiliz ve İsrail istihbarat servisleri arasındaki ilişkilerin ele alındığı, geçen ay yapılan bir konferansta İngiliz MI6 dış istihbarat servisi eski başkanlarından Sir Richard Dearlove, İsrail gizli servisi MOSSAD'ın MI6'dan çok farklı kurallarla çalıştığına işaret etmiş; ancak bunların neler olduğunu açıklamamış.
Bu farklı kurallar muhtemelen Batılı servislerin normalde başvuramayacakları adam öldürme, suikast ve adam kaçırma gibi kurallar olsa gerek. Bunlara belki şeytanın bile aklına gelmeyecek başkaları da eklenebilir.
MOSSAD esasen adam kaçırmada oldukça başarılı ve ünlü bir servis. Gerek gördüğünde İsrail vatandaşlarını bile kaçırabiliyor. Buna en bilinen örnek de 1986 yılında İtalya'dan kaçırılarak İsrail'e getirilen ve daha sonra 18 yıl hapse mahkum edilen, İsrail'in Dimona'daki nükleer silahlarını bütün dünyaya açıklayan Mordahay Vanunu adlı nükleer teknisyendi. Belki başkaları da var; ama bilinmiyor.
Adam kaçırmada hayli usta olan MOSSAD bugünlerde başka bir adam kaçırma vakası ile gündemde bulunuyor. Bu adam Gazzeli mühendis Dirar Ebu Sisi. Eşi Ukraynalı olan ve 1990'lı yıllarda Ukrayna'da eğitim gören Sisi, 19 Şubat'ta Ukrayna'da trenle Harkov'dan Kiev'e giderken yolda kayboldu ve bir ay kadar sonra İsrail'de Aşkelon'daki Şikma hapishanesinde tutuklu olduğu ortaya çıktı.
Kendisiyle hapishanede görüşen Filistin İnsan Hakları Merkezi'nden bir avukata nasıl kaçırıldığını şöyle anlattı: "...kardeşim Yusuf ile buluşmak üzere Harkov'dan Kiev'e trenle gidiyordum. Bulunduğum kompartımana ikisi askerî üniformalı üç kişi girdi. Bunlar benden pasaportumu göstermemi istediler. Ben bunu reddettim. Bunlar beni tehdit ettiler ve pasaportumu zorla aldılar. Beni Poltova istasyonunda trenden indirdiler. Ellerimi kelepçelediler, başıma torba geçirdiler ve beni bir arabaya koyarak Kiev'e getirdiler. Kiev'de kendilerini MOSSAD ajanı olarak tanıtan 6 şahsın bulunduğu bir daireye yerleştirdiler. Ajanlar beni derhal sorgulamaya başladılar... 4-5 saat süren bir hava yolculuğundan sonra bilmediğim bir yere indik. Yaklaşık yarım saat sonra yeniden havalandık. Yolculuk bu sefer bir saat kadar sürdü. Yere indiğimizde kendimi İsrail'de buldum."
Bu şekilde kaçırılan Ebu Sisi'nin kaçırıldığını elbette MOSSAD resmen üstlenmemiş bulunuyor. Ukrayna makamları ise 'bu konuda bilgimiz yok' diyorlar. İsrail basını da konu hakkında sansür yasağı olduğu için pek fazla bir şey söyleyemiyor. Başbakan Netanyahu ise geçen hafta Sisi'nin tutuklanmasını 'kanuni bir tutuklama' olarak nitelemişti, o kadar. Dirar Ebu Sisi'ye tekrar dönersek, geçen hafta Berşeba'da mahkeme karşısına çıkarılmış bulunuyor. İsrail iç güvenlik servisi Şin Bet hakkında bugüne kadar görülmeyen ve 15 sayfayı bulan çok ayrıntılı bir iddianameyi mahkemeye sunmuş ve Sisi'yi terörist gruba (Hamas) üye olmak, yardımcı olmak, kanuna aykırı şekilde silah imal etmek, cinayet, cinayete teşebbüs gibi 9 ayrı suçla suçlamış bulunuyor. Sisi bunları elbette reddediyor, suçsuz olduğunu, haksız yere tutuklandığını söylüyor.
İddianame, dediğimizi gibi çok ayrıntılı. İçinde Ebu Sisi'nin Ukrayna'daki Harkov Askerî Mühendislik Akademisi'ndeki doktora çalışmalarından, buradaki roket uzmanı hocası Profesör Konstantin Petroviç'ten (ki kendisinin Scud füzeleri konusunda en uzman kişi olduğu söyleniyor), Sisi'nin buradaki çalışmaları sırasında roket komuta-kontrol, ivme, güdüm ve dengeleyici sistemler konusunda çok şey öğrenmiş olduğu gibi bilgilere yer veriliyor. İddianame bunların sayesinde Ebu Sisi'nin Hamas roketlerinin menzil ve vurucu gücünü artırmada çok başarılı olduğunu, hatta orijinal tanksavar sistemleri (Yasin adlı) geliştirdiğini zırh kalınlıklarına kadar anlatıyor. Ebu Sisi kaçırılmadan önce Gazze'nin tek dizel elektrik santralinin işletme şefiydi. Onun sayesinde bu santral İsrail'den ithal edilen özel dizel yakıtı yerine sınırdan kaçırılan Mısır dizeli ile çalışır hale getirilmişti. Bu da şüphesiz santralin kendisine bağımlı kalmasını isteyen İsrail makamlarını rahatsız etmişti. Bu da Ebu Sisi ile ilgili bir başka önemli bilgi.
İsrail, Gazze'den atılan roketler konusunda anlattığımız gibi, Ukrayna'dan adam kaçırmayı göze alacak kadar hassas. Bu konuları iyi izlemeden, bilmeden İsrail-Hamas mücadelesi de asla anlaşılmaz. Yuvarlak laflarla, bağırarak çağırarak bu zaten olmaz.
MOSSAD'ın son marifeti Gazze, Hamas ve Hamas roketlerine yönelikti. Başka hangi marifetler var, hangileri planlanıyor, hangileri icra ediliyor, kim bilir? Bu konuda söylenebilecek tek şey, MOSSAD'ın misyonuna sonuna kadar bağlı kalmaya kararlı olduğu gerçeği olup bu yolda akla gelen, gelmeyen her şeyi yapmaya çalışacağıdır. İlgili gerçek bu kadar yalındır bize göre...

30 Mayıs 2010 Pazar

ALEVİ AÇILIMI

Ergenekon düzmecesinde Alevilerin avlandığı artık çok net ortaya çıktı.
Neden Alevilerde Suniler değil?
AKP sunilere daha mı yakın?
Hayır.
Akp için mezhebin önemi yok, hatta dinin de önemi yok. Sadece %5-7 radikal oyları Sünnilerden aldığını biliyor ve bunları kaçırmak istemiyor. Ama çok iyi bildiği ve ona bildirilen bir şeyler var. Alevilik sadece din olarak görülmemeli. Alevilik Atatürk felsefesinin Anadolu’da yaşayan dini motiflerde taşıyan ama gerçekte siyasi iz düşümüdür.
İşte bunun bilincinde olan yabancı istihbaratların güdümündeki F tipi yapılanmanın önündeki en büyük engeldir. Mossad ve Cia ülkemize F tipi yapılanma ile girdi. Çok güzel bir maske taktılar ve çok uzun süreli yatırım yaptılar. Adım adım kadrolandılar ve laikliğin 3 ayağından biri olan Cumhurbaşkanlığını ele geçirdiler. İkinci ayağını Anayasa Mahkemesinin başını Turgut Özal sayesinde ekonomist Haşim Kılıç’la ele geçirmişlerdi ama tamamen kadrolar ele geçirilemedi. Bunun en bariz örneği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açtığı  ''AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir''  temalı dava
6 üye kapatılması, 5 üye kapatılmaması yönünde oy kullanırken, hazine yardımının kesilmesi hakkındaki oylamaya 11 üyenin 10'u kesilmesi yönünde oy kullanmıştı. Yani 11 üyeden 10’u ''AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir''  demişti. Demeyen kim di?
Özal’ın Haşim Kılıç’ı. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin başkanı.
Şimdi Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirerek ele geçirme çabasında.
Ve laikliğin üçüncü ayağı Ordu.
Ordunun içerisindeki aleviler ayıklanmaya başlandı. Deniz Yarbay Ali Tatar bunlardan biriydi ve suçlamaları kaldıramayıp intihar etti. 3’üncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in  alevi olmaları tesadüf sayıla bilir mi?
Bütün bunlar Mossad ve Cia ile Ilımlı İslam, Dinler arası diyalog masallarıyla yapılmak istenen tamamen Atatürk ve Laiklik çizgisinden çıkmış Asya kapısı Türkiye’nin şekillendirilmesi projesidir.
F Tipi yapılanma sadece Türkiye’de değil tüm Asya’da ki Müslüman özelliklerde Türklerin bulunduğu ülkelerde okullar aracılığıyla yapılandı. Fakat ilk fark eden Rusya oldu ve Rus gizli servisi FSB “ABD ve İngiltere adına ajanlık yaptığı, Türk cumhuriyetlerinde bazı darbe girişimlerine karıştığı, yine bu ülkelerde patlak veren bazı iç karışıklıklarda rol oynadığı” gerekçesiyle okulları kapattı.50 öğretmenini de sınır dışı etti. Ardından Azerbaycan, Kırgızistan geldi.
Oysa Türkiye’de F tipi yapılanma hiçbir engelle karşılaşmadan yapılanmasını sürdürdü, kadrolandı.
İşte bunların dini kullanarak Mossad,Cia’yı içimize sokma faaliyetlerinin karşısında dik duran Alevilerin hemen hemen tamamı ve iyi eğitimli Atatürkçü Suniler oldu.Ama eğitimi yeterli olmayan,ekonomik darboğazda tutulan,eğitim sistemi bilinçli olarak laçkalaştırılan Sünni kesim bu din maskesine bürünmüş ajanları fark edemedi.

İlk önce alevi açılımı diye denendi.
Aleviler mevki, mertebe, kariyer ile AKP’nin burjuvası yapılması denendi.
Bunun farkında olan birkaç kurnaz Alevi de AKP den milletvekili olmayı kabul etti.
Bu kişiler; Alevilerin haklı talepleri olan Diyanet İşlerinde Aleviliğinde temsil edilmesi sağlayarak Alevilerin gözünde kahraman olacak ama daha önemlisi AKP’nin talan nimetlerinden ferdi olarak faydalanacaklardı. Olmadı; olmazdı da. Asırlık Alevi düşmanlığından beslenen bu kara zihniyet AKP’nin gönüllü/radikal tabanı oluşturuyordu.
“Madımak’ta Buluşalım” pankartlarının Erzurum sokaklarında asıldığını daha dün gibi hatırlıyorum.
Madımak önünde kükreyenler şuanda AKP’nin radikal tabanı.
Görüşmek umuduyla.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Mayıs 2010 Cumartesi

SÖZÜN ÖZÜ

Prensilvanya'dan medet umarak istifa eden Deniz BAYKAL'a




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Nisan 2010 Pazartesi

İSRAİLLİ AJANLAR İSTANBUL'U KARIŞTIRIYOR
Açaıkistihbarat sitesinden alındı
Aşağıdaki haber Mossad'ın burasının İstanbul olduğunun ve plazalarda hakim noktalara hakim olmasına çok güvenmeye başladığını ve kendisini Ürdün'de zannettiğini gösteriyor. Sürekli aynı havayı solumaktan kaynaklanan plaza hastalığının tezahürlerinden biri ile karşı karşıyayız.
MOSSAD'ın reklamdaki sloganı unutmaması  lazım : 
Burası İstanbul, burası bir Türk şehri. 
Türk Devleti'nin konjonktürel denge oyunları kimseyi  şaşırtmasın; İstanbul'un bir uluslararası koloni olacağı hayallerine kimse kapılmasın. 
Bu şehrin her köşesine o bayraklar bu tarz hayal gören herzeler için dikildi.
Açık İstihbarat
"İsrailli Ajanlar İstanbul'u Karıştırıyor" Başlıklı Haber
Show Tv muhabiri Göktan Bedük’e karşı bugün İsrail Konsolosluğu görevlileri oldukları sonradan anlaşılan kişiler tarafından oturmakta olduğu parkta gözaltına alınmak istendi.

İsrail Ajanlarına Kimlik soran Gazeteci Göktan Bedük’e kimlik göstermeyen İsrailli ajanlar Bedük’ü gözaltına alamayınca tartaklamak istedi. Olay karakola taşındı.

Haberciler Derneği Başkanı Hasan Taşkın “Haberciler olarak, gerçekleşen bu olayı, İsrail’in Türkiye’nin iç işine müdahalesi olarak algılıyoruz. Ayrıca bu çirkin olayla ilgili İsrail İstanbul Başkonsolosluğu’nun açıklama yapmasını bekliyoruz. Diğer yandan Dışişleri Bakanlığı ve içişleri Bakanlığı’nın da göreve çağırıyoruz” şeklinde konuştu.
OLAY NASIL GELİŞTİ 

Taşkın, olaya maruz kalan habercilerin Haberciler Derneği’ne şu bilgileri verdiklerini dile getirdi.

“Show Tv muhabiri Göktan Bedük’e bugün öğle saatlerinde Levent Karakolu’nun hemen yanı başında bulunan Beşiktaş Belediyesi’ne ait parkta kimliği belirsiz ve telsiz taşıyan kişiler tarafından kimlik soruldu. Gazeteci Bedük, kendisine kimlik soran ve gözaltına almak isteyen kişilere kim olduklarını sorduğunda herhangi bir cevap alamadı.
 Bunun üzerine kimliği belirsiz kişiler Bedük’ü tartaklamak istedi. Göktan Bedük ve olaya tanık olan kameraman Akın Sağlam, Siyaset Meydanı editörü Burak Ersemiz , ulaştırma elemanı Adnan Koçar ve parkta bulunan kimliğinin açıklanmasını istemeyen emekli bir polis memuru karakola gidip şikayetçi oldular.

Gözaltına alınan kişilerin İsrail Konsolosluğu’nda görevli olduğu anlaşıldı.

Gözaltına alınan İsrail Konsolosluğu görevlileri polise direnerek uzun süre kimlik vermekten ve isimlerini dahi söylemekten kaçındılar. Ajanlar, dipolat pasaportlarını gösterip karakola götürülmelerinin bile kriz yaratacağı uyarısında bulunarak polisi tehdit ettiler.

Bunun üzerine Olay yerine Terörle Mücadele, İstihbarat Şube ve Güvenlik Şube ekipleri çağrıldı. “ Soruşturma sürüyor…
BU İLK DEĞİL 

Olaya tanık olan Haberciler Derneği Başkan Yardımcısı Burak Ersemiz aynı olayın kısa bir süre önce kendi başına geldiğini belirterek şunları söyledi.

“Bundan bir kaç ay önce işyerime yürürken kaldırıma yanlış park edilmiş arabaları ördüm ve telefonumun kamerasıyla park etmiş arabaları çektim. Çalıştığım Show Tv binasına girmek üzere iken arkamdan yaklaşan telsizli bir kişi kolumdan sertçe tutarak ingilizce ne yaptığımı sordu… Ben şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışırken beni gözaltına almaya kalktıBen telsizinden İbranice konuşmalar duyunca kendisinin İsrail Konsolosluk görevlisi olduğunu anladım ve (Bana burada kimlik soramazsın elini hemen çek dedim)

Tam beni tartaklamaya başlayacakken İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden orada görev yapan ve beni tanıyan bir polis gelerek bana yardımcı oldu.

Olayın kişisel olduğunu düşündüğüm için şikayetçi olmamıştım. Ancak bugün meydana gelen ve tanık olduğum olaydan anladığım kadarıyla İsrailli güvenlik görevlileri Türkiye topraklarında hiç bir yasal düzenlemede olmadığı halde bu davranışı sürdürüyorlar.
Kamu oyuna saygı ile duyrulur…
Kaynak : Son Sayfa




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

16 Nisan 2010 Cuma

3 BİN BİLİM ADAMINI KİM ÖLDÜRDÜ?
Karanlıklara gönülmüş, özenle gizlenmiş, unutturulmuş bazı gerçekleri hatırlatmak, açığa çıkarmak, tüm çarpıcılığı ile ortaya sermek en yalın insani sorumluluklarımızdan biridir. Unutkanlığın bu kadar yaygın olduğu, hafızaların hemen siliniverdiği, en acı insan hikayelerinin birkaç gün içinde kanıksandığı zamanlarda bunu yapabilmek bizi dengede tutan, diri tutan belki de tek gerçektir.
13 Aralık 2007'de, aslında pek kimsenin umursamadığı çok acı bir olayı burada tartışmıştık. Savaşların işgallerin, enerji kavgalarının, iktidar mücadelelerinin ötesinde bir ülkenin hafızasının silinmesi amacıyla yürütülen sistematik bir soykırımı ele almış o ülkenin "beyin ölümü"nün nasıl gerçekleştirildiğine dikkat çekmeye çalışmıştık. "Irak'ta 550 bilim adamı öldürüldü!" sorusuydu sorulan. Herkesin sustuğu, önemsemediği böyle bir olayın Türkiye ya da bir başka ülkede yaşanmasının nasıl bir travma olabileceğini hayal edebiliyor muyduk?
CIA mensubu John Kiriakou, o günlerde, "Onlara öyle işkence yaptık ki Allah'ı gördüler" şeklinde tüyler ürperten cümleleri rahatlıkla söylerken, hiçbir ciddi karşılık bulmazken, hala insan gibi yaşamaya devam edebilirken susmak mümkün müydü? Irakta yayınlanan bir gazete, 10 Eylül 2007 tarihli nüshasında o CIA mensubunun itiraflarından çok daha dehşet verici gerçeği suratımıza çarptı. Yüzlerce aydının, akademisyenin, din adamının, bilim adamının nasıl öldürüldüğünü, kaçırıldığını, yok edildiğini...
Gazeteye göre beş yüz elli civarında bilim adamı öldürüldü. Yine gazeteye göre, bu ölümlerden İsrail istihbarat servis Mossad ve ABD Savunma Bakanlığı Pentagon sorumluydu. Ölümler, tıpkı işkenceler gibi, sistematik bir şekilde gerçekleşti. Bazıları nükleer fizikçi olan bu insanlar, ABD ve İsrail'le işbirliği yapmadığı için ya da aynı ülkeler için tehdit görüldüğünden öldürüldü. 350 bilim adamı ve 200 profesörün bir ülkede öldürülmesi nasıl bir travmaya neden olur, diye sormuştuk. Dünyada böyle bir olay daha önce yaşanmış mıydı? Bu tür bir aydın soykırımı yaşanmış mıydı?
Biraz daha geriye gidelim: 15 Mart 2006... O zaman sayı bu kadar değildi. Buraya şu notları düşmüştük.
"Prof. Dr. İmad Sarsam. Arap Tıp Birliği üyesi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Muhammed A.F. er-Rawi. Irak Fizikçiler Birliği üyesi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Mecid Hüseyin Ali. Bağdat Üniversitesi öğretim üyesi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Vecih Mahcub. Fizik eğitimi üzerine 8 kitabı var.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Sabri Mustafa el-Beyati. Bağdat Üniversitesi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Mustafa el Mashadani. Bağdat Üniversitesi, dinler tarihi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Halid M. Al Canabi. Babil Üniversitesi İslam tarihi öğretim üyesi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Abdulcabbar Mustafa. Musul Üniversitesi, siyaset bilimci.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Esad Salim Shrieda. Basra Üniversitesi Mühendislik bölümü dekanı.
Öldürüldü! Prof. Dr. Abdullatif el-Mayah. Mustansiriye Üniversitesi Ekonomi bölümü öğretim üyesi.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Leyla Abdullah es Saad. Musul Üniversitesi Hukuk fakültesi dekanı.
Öldürüldü!
Prof. Dr. Mohammed Munim al- İzmirli,
Prof. Dr. Hazim Abdülhadi,
Prof. Dr. Abdul Sameia el Cenabi,
Prof. Dr. Alim Abdülhamid,
Prof. Dr. Muhammed Tuki Hüseyin el-Talakani,
Prof. Dr. Ali Abdul Hüseyin Kamil,
Prof. Dr Muhammed Er Ravi,
Prof. Sabri Mustafa El Beyati ve daha niceleri...
Öldürüldü.
Bazıları fizikçi, bazıları tarihçi, bazıları hukukçu, bazıları edebiyatçı, bazıları tıpçı, bazıları sanat tarihçisi, bazıları ilahiyatçı... Onlarca insan, eğitimci, bilim adamı.. Hepsi öldürüldü, öldürülüyor! Bazıları kafasına sıkılan tek kurşunla, bazıları işkence ile. Bazıları evlerinde, bazıları fakültelerinde, bazıları sokakta, bazıları Ebu Gureyb gibi işkence merkezlerinde, bazıları ise bilinmeyen yerlerde...
En az 250 bilim adamı bu şekilde öldürüldü. Yüzlerce bilim adamı, aydın kaçırıldı, kayboldu, akıbetleri bilinmiyor. Binlercesi ölüm korkusuyla Irak'tan kaçtı, kaçmaya çalışıyor. BM rakamlarına göre Irak yüksek eğitim kurumlarının yüzde 84'ü yakıldı, soyuldu, yıkıldı. Peki kim/kimler yaptı bunu? Hangi güçler bir ülkenin hafızasını bu şekilde silmek ister, ne amaçla yapar bunu?
Iraklı yazar Layla Anvar'ın, konuyla ilgili dikkatli yazısını okurken ürpermemek elde değil. Özetleyelim:
İlk zamanlar, suikastleri, "Irak halkından intikam almak" için Baasçıların ve El Kaide'nin yaptığı söyleniyordu. Irak yönetiminin resmi tezi buydu. 150 bin paralı asker ve istihbaratçının kol gezdiği ülkede oklar ABD istihbaratının işaret ediyordu. Anvar'ın araştırmasına göre Irak'ta 3 bin civarında aydın, bilim adamı, araştırmacı, doktor öldürüldü. Binlercesi ülkeden kaçtı, çok sayıda insan kayıp... 2003 yılında, yani işgal yılında Irak'ta 45 bin bilim adamı var. Bugün bu 45 bin kişiden kimse kalmadı. Bazıları öldürüldü, bazıları ülkeden kaçtı ya da kaçırıldı. Peki bu sistematik soykırımda kimlerin parmağı var? Layla Anvar'ın tespitleriyle bakalım.
1- 1980'lerde üç Iraklı bilim adamı suikaste uğradı. Bu nükleer ilimcilerden biri Paris'te otel odasında öldürüldü. O tarihlerde Irak nükleer çalışmalar konusunda ciddi girişimler ve çalışmalar yapıyordu. 1982'de İsrail Irak'ın Osirak nükleer tesislerini bombaladı.
2- 1991 savaşından sonra Irak ambargo altındaydı. Görünüşte Birleşmiş Milletler denetiminde. Bütün bilim adamları listelenmişti. 12 yıl boyunca bu kişilerin büyük bölümü ABD tarafından sorgulandı. BM verileri ABD'nin kullanımındaydı. Daha o tarihlerde, sonradan öldürülen bilim adamlarıyla ilgili bütün bilgiler ABD'nin eline geçmişti. Burada BM'nin oldukça kirli bir rolü olduğunu söylemek mümkün.
3- 2003 işgalinden hemen sonra Irak'ta ordu ve istihbarat tamamen değiştirildi. Bunun ardından bilim adamları hedef olmaya başladı. Bazı Kürt gruplarla Şii gruplar bu amaç için kullanıldı. Kim için? Tabi CIA ve Mossad için... ABD Kongresine sunulan bir raporda, o dönemde 300 bilim adamının, 200 üniversite hocasının öldürüldüğü bildiriliyordu. Dava Partisi, o dönemde, bu ölümlerin CIA ve Mossad tarafından yürütüldüğünü açıkladı.
4- İşgalden sonra Irak'ın savaş pilotları da birer birer öldürüldü. Kaynaklar, pilotlardan sadece bir tanesinin hayatta kaldığını gösteriyor. Anvar, pilotların İran istihbaratı tarafından öldürüldüğünü söylüyor.
5- Suikastlerle ilgili bir başka işaret; dönemin İçişleri Bakanı ve silahlı adamlarını gösteriyor. Akademisyenlerin, doktorların, bilim adamlarının evleri bu maskeli kişilerce basılıp öldürüldüğü, kaçırıldığı, işkence altına alınıp ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.
6- Samarra'da bazı suikastlerde el Kaide izleri olduğu, buradaki el Kaide yapılanmasının İran ve ABD istihbaratıyla bağlantıları olduğu ifade ediliyor.
7- Anvar, yazısında değişik araştırmalara, listelere, sayılara yer veriyor. Uzmanlık alanlarına göre suikaste uğrayanları alt alta sıralıyor. Öldürülenlerin yüzde 62'si master ve doktora eğitimi almış insanlar. Burada binlerden söz ediyoruz.
8- Bugünkü Irak Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 bin doktor ölüm korkusuyla ülkeden kaçmış, 2 bin doktor öldürülmüş.
9- Bütün bunlara rağmen, binlerce eğitimli insanı sistemli şekilde yok eden operasyonu kimlerin yaptığı hala bilinmiyor. Şüpheliler arasında; CIA, Mossad, bazı Kürt gruplar, bazı Şii gruplar var.
Ancak, işgali planlayanların, 1991'den beri hazırladıkları listede adı geçen bilim adamlarını birer birer ortadan kaldırdığı, bunun için Irak içinde çok farklı kesimleri kullandığı artık bilinen bir gerçek.
İbrahim Karagül


12 Nisan 2010 Pazartesi

ESKİ MOSSAD AJANI AÇIKLADI

İsrail gizli servisi Mossad’ın eski ajanlarından Victor Ostrovsky, Mossad’ın kendi ajanları için sahte pasaport düzenlediğini açıkladı.
İsrail gizli servisi Mossad’ın eski ajanlarından Victor Ostrovsky, Mossad’ın kendi ajanları için sahte pasaport düzenlediğini açıkladı.

Hamas liderlerinden Mahmud el-Mabhuh’un Avrupa ülkelerine mensup ülkelerin pasaportunu taşıyan bir İsrail casusluk şebekesi tarafından öldürüldüğünün açıklanmasından sonra Avrupa ülkelerinin İsrail’e yönelik tepkileri artarken, Mossad’ın eski subaylarından Victor Ostrovsky, Avustralya devlet radyosu ABS’e verdiği demeçte Mossad’ın Mabhuh cinayetinden önce de birçok defa ajanlarına Avustralya pasaportu düzenlediğini söyledi.

Avustralya vatandaşı görünümündeki Mossad ajanlarının uluslar arası dolaşımlarda çok fazla zorlukla karşılaşmadığını belirten Ostrovsky, buna sebep olarak Ortadoğu ülkelerinde Avustralya hakkında çok fazla bir bilgi bulunmamasını gösterdi.

Avustralyalıların İngilizce konuşmalarının ve bu ülke hakkında çok fazla bir bilgiye sahip olunmamasının Mossad’ın işini kolaylaştırdığını belirten Ostrovsky, birçok defa kendini Avustralya vatandaşı gibi gösteren çok sayıda kişi tanıdığını ifade etti.

Dubai polisinin Mabhuh cinayetinde görev alan üç kişinin Avustralya pasaportu taşıdığını açıklamasından sonra Avustralya dışişleri bakanlığı, İsrail büyükelçisini çağırarak ikili ilişkilerin tehlikeye girmeye başladığı uyarısını yaptı.

Filistin’in Avustralya’daki eski Temsilcisi Ali Kazak, 2004 yılında Sidney’deki bir Mossad ajanının 5 sahte Avustralya pasaportu elde ettiğini açıklamış, 2004 yılının mart ayında da Yeni Zelanda yargısı iki Mossad ajanını sahte pasaport düzenlemek suçundan mahkum etmişti.

Irak’ın Osirak nükleer santralinin bombalanması öncesinde rol aldığı istihbarat operasyonuna da katılan Victor Ostrovsky, anılarını Türkçeye “Hile Yolu” adıyla çevrilen kitabında kaleme almıştı.

21 Mart 2010 Pazar

MOSSAD SADECE ÖLDÜRMEZ: SOYARDA

Mossad, Türkiye üzerinden uçup Budapeşte’de vurdu.
İsrail ajanların Dubai’de Hamas liderine suikast iddiasının ardından şimdi de Macaristan’da Filistin direnişine finansman sağlayan Suriyeli iş adamını güpegündüz infaz ettiği iddia ediliyor.
Mossad’a bağlı infaz timinin Hamas’ın askeri sorumlusu
Mahmud el Mabhuh’u Dubai’de öldürdüğü iddiasının ardından İsrail bir kez daha ateş altında... İsrail istihbaratına mensup ajanların, 20 yıldır Macaristan’da yaşayan ve Filistin’in İsrail’e karşı direniş mücadelesine uzun zamandan beri finansman sağlayan 52 yaşındaki Suriyeli Trache Bassam’ı geçtiğimiz çarşamba günü Budapeşte’de aracının içinde güpegündüz infaz ettiği ileri sürülüyor. Skandal, operasyon sırasında kullanıldığı iddia edilen iki Gulfstream V model jetin Türkiye, Romanya ve Bulgaristan hava sahalarını kullanarak Macaristan’a gittiği bilgisinin Magyar Nemzet adlı Macar gazetesinde yer almasıyla açığa çıktı. Uçakların her ikisinin de fotoğrafını yayınlayan gazete, “Cinayetle aynı saatlerde görülen İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait bu uçakların hava sahamızda ne işi var?” diye sordu. Haberin yayınlanmasının ardından Macaristan karıştı. İddiaya göre uçaklar suikast operasyonu için havada istihbarat faaliyeti yürütürken MOSSAD’ın yerdeki infaz ekibi çocuklarını okuldan almak üzere arabasıyla Budapeşte’nin işlek olmayan caddelerinden birinde kırmızı ışıkta bekleyen Bassam’ı susturuculu tabancalarla öldürdükten sonra arabadaki bir evrak çantasını da alarak kayıplara karıştı. İnfaz ekibinin bu uçaklardan biriyle ülkeyi terk etmiş olması da olasılık dahilinde gösteriliyor.  İzin 2 ay önce verildi Macaristan’daki İsrail büyükelçiliği, “Macar Dışişleri Bakanlığı’nın izni ile uçaklar Macar hava sahasını kullandı. Uçakların bahsedildiği gibi bir operasyona katıldığı İsrail düşmanlarının uydurmasıdır. Uçaklar, Macar Dışişleri’nin bilgisinde diplomatik bir görev yürütüyordu” açıklamasını yapınca kıyamet koptu. Macar Dışişleri Bakanlığı iznin kendileri tarafından 2 ay önceden verildiğini doğruladı. Macar Sivil Havacılık Teşkilatı da kendilerine talimatın direkt olarak dışişlerinden gönderildiğini belirtti. Durum böyle olunca tüm gözler Macar Başbakanı Gordon Bajnai’ye çevrildi. Başbakanlıktan yapılan açıklamada, izin konusunda bilgileri olmadığı ve olayın açıklığa kavuşması için Dışişleri, Ulaştırma ve Savunma Bakanları’ndan açıklama istendiği belirtildi. Savunma ve Ulaştırma Bakanlıkları kendilerin habersiz verilen izin konusunda soruşturma başlattıklarını duyurdu. Macar hükümet sözcüsü ilerleyen saatlerde yaptığı açıklamada uçakların Ferihegy Havalimanı çevresinde bir tatbikat uçuşu yaptıklarını ve cinayetle bağlantılı olmadıklarını kaydetti.  Dışişleri: Bizden uçuş için izin aldılar
Türk Dışişleri haber sonrası önce İsrail’in Türkiye Büyükelçisi
Gaby Levy’i bakanlığa çağırdı. Levy, bakanlık yetkililerine uçakların uluslararası anlaşmalar çerçevesinde eğitim amaçlı bir uçuş yaptığı bilgisini verdi. Ardından Dışişleri’nin açıklaması geldi. İki İsrail uçağının Türk hava sahasından geçişi için mutad bir uygulama ile “üst uçuş” izni verildiği açıklandı. Dışişleri Bakanlığı, “İsrail uçakları rutin bir uygulama ile Türk hava sahasını kullanmıştır. Bu geçişi terörle alakalandırmak doğru bir yaklaşım değildir” görüşünü bildirdi.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Şubat 2010 Pazar

TRABZON'DA DÖNEN DOLAPLAR


GELEN BİR ELEKTRONİK POSTA,TÜRK MİLLETİNİN DİKKATİNE SUNMAK İSTİYORUM

Sayın Temizeller yöneticisi:
Sitenizi fırsat buldukça izliyorum,ve değindiniz analiz ettiğiniz konularda en doğru ve gerçeğe yakın olanlarını yapıyorsunuz.
Ben Trabzonluyum, bir kaç yıldır Trabzon adı cinayetlerle anılmaya başladı. Burada size bildiğim bir konudan ufak bir kesit aktaracağım bu cinayetlerin arkasında Pontus dernekleri var.
Hem Santoro'nun Glock marka silahla vurarak öldürmesinin ardından da, hemde Hrant Dink cinayetinin ardında!
2003 yılında Trabzon'a sık sık gelen ve kendisini batı Trakyalı türk olarak adınında Zeynel olduğunu söyleyen kişi bu işleri organize etmiştir.
Bu kişi bir çok Trabzonlu genci Yunanistan götürmüştür ve şu anda çok genç orada eğitim almakta.
Aldıkları eğitim arka planında soy köklerinin Rum olduğu yatmaktadır.
İlerde daha büyük bir felaketlerle karşılaşılacağından kimsenin şüphesi olmasın!!
Atinaya gittiğimizde, Bu Zeynel denen kişinin sonradan yunan gizli servis ajanı gerçek adınında Aleks olduğu anlaşılmıştır..
Ve ben geri döndüm ama orada şu anda ilerde Türkiye’de her tür eylemi yatırabilecekleri çok kişi bulunmaktadır
                                                                                                      M.DALMAZ
24 Şubat 2007
yeniçağ
MHP’li Oktay Vural: Gökçek, fotoğraftaki MOSSAD ajanıyla ne görüştüğünü açıklamalı.

Bol partili topaç! BasIn toplantısına “ANAP, Refah, Fazilet, DP ve AKP” yazılı bir topaçla gelen Oktay Vural, Gökçek’e soruların yanı sıra sert eleştiriler de yöneltti: Biz ülkücüler mücadele ederken, sen karyola altında saklanıyordun.

Hedefi milli devlet GIybetİ siyaset zannediyorsun. Fitne fesat yaklaşımı sergiliyorsun. Senin tek davan koltuk. Görevi, milli devletleri ortadan kaldırmak olan MOSSAD ajanı David Kimche ile Ankara’da ne paneli düzenliyorsun?

‘Ceyar’lığın sökmez! Sen kendini ne zannediyorsun? Yaptığın bu ‘Ceyar’lığın hesabını vermeyeceğini mi zannediyorsun? 2 Mart 2009’da Umre’ye gittin, hangi uçakla ve kiminle? Açıklama yapmazsa uçak numarasını vereceğim!

Gökçek’e MOSSAD’la ilişkisini sordu! Oktay Vural, 2006 yılında Melih Gökçek’in önderliğinde düzenlenen “Glocal Forum” adlı toplantıyla ilgili iddiaları gündeme getirdi

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’le ilgili yeni iddialarda bulundu. Ankara’nın rantının nereye gittiği hakkındaki iddialara, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın cevap veremediğini ifade eden Vural “ Gökçek siyasi polemik yapıyor. Ülkücüler, milliyetçiler üzerinden oyun oynuyor. Ülkücüler kimsenin adamı değildir” diye konuştu.Basın toplantısına dosyalar ve üzerinde, “ANAP, Refah, Fazilet, DP ve AKP” yazan bir topaç da getiren Vural, şöyle devam etti: Gökçek tehdit ve şantajla herkesi yıldıracağını zannediyor. Sen kendini ne zannediyorsun? Ali kıran baş kesen misin? Yaptığın bu Ceyar’lığın hesabını vermeyeceğini mi zannediyorsun? Osman Gökçek’i hatırlattı Melih Gökçek’in 2006 yılı Haziran ayı sonunda “Glocal Forum” adlı forum düzenlediğini belirten Vural, bu forumun başında İsrail Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Büyükelçi David Kimche’nin bulunduğunu ileri sürdü. Bu kişinin, MOSSAD’ın ikinci adamı olduğunu iddia eden Vural, şöyle devam etti: “Bir MOSSAD ajanının, organizasyondaki sivil toplum örgütünün, Gökçek’le ne işi olabilir? Bu organizasyonun amacı, şehir yönetimlerinin global yönetimle ilişkilerini oluşturmak, milli devletleri ortadan kaldırmak. Gökçek’in, bu kişilerle alakası ne? Bunlar, Gökçek’e bir barış ödülü vermişler. Bu forumun aynı zamanda gençlik parlamentosu vardır. Bu parlamentonun iki Türk üyesinden biri Osman Gökçek’tir.” Soruşturma açılsın Melih Gökçek’in İsrailli bir generalle çekilmiş fotoğrafını da gösteren Vural, Gökçek’in bu generalle ne görüştüğünü sordu. Vural ayrıca, Gökçek’in, 2-3 milyar dolar serveti olan belediye başkanının kim olduğunu biliyorsa bunu Ankaralılarla paylaşmasını istediğini söyledi. Oktay Vural, İçişleri Bakanlığından Gökçek hakkındaki iddialarla ilgili soruşturmanın önünü açmasını beklediklerini belirterek, “Ankaralılar da Gökçek’e, ’last minute’diyecek” diye konuştu. Melih Gökçek’in, 2 Mart 2009’da Umre’ye gittiğini ifade ettiğini belirten Vural, “Daha önce sormuştum. Hangi uçakla ve kiminle gitti diye. Yarın uçağın kuyruk numarası ve destinasyonunu vereceğim ve kendisine soracağım, ’acaba bu uçakta mıydınız?’Kendisi bugünden açıklama yaparsa, kamuoyunu daha sağlıklı bilgilendirir” diye konuştu.

MHP’li Oktay Vural TBMM’deki toplantıya Melih Gökçek hakkındaki dasyalarıyla katıldı.
&

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Ankara'ya davet ettiği Glokal Forum Başkanı David Kimche'yi yakından tanımak ister misiniz? Şimdi İsrail vatandaşı olan Irak Yahudisi Naeim Giladi anlatıyor: "12 yaşındaydım. Bugünkü Ebu Garip Hapishanesi'ne 7 mil uzaklıkta bir evde yaşıyordum. Irak, İngiliz güdümündeydi. Askerleri Gurkha'lardan oluşan İngiliz ordusu, önce Basra'ya girdi. Ardından Arap-Yahudi çatışmaları başladı. Basra'da 30 bin Yahudi yaşıyordu. 1 Haziran 1941 günü Bağdat'ta Şabat bayramı kutlamalarından dönen Yahudilerin otobüsü durdurularak içindekiler tek tek kurşuna dizildi. Akşama kadar olaylar şehre yayıldı. Karşı koymalara rağmen 500 Yahudi öldürüldü. Ölenler arasında benim arkadaşlarım da vardı. Çok kızgın ve üzgündüm. Irak ordusu, şehre, saldırılar bittikten sonra girdi! Bize, katliamı Iraklıların yaptığı söyleniyordu. Michael Timosyan adlı bir Irak Ermenisi, Bağdat hastanesinde erkek hemşire olarak çalışıyordu. Onun dikkatini çeken şey, yaralılar arasında iki kişinin yerel kıyafetli olmamasıydı. Biri omuzundan diğeri dizinden yaralıydı. Doktor ise kana bulanmış sivil elbiselerini değiştirmeleri için onlara baskı yapıyordu. Direndiler. Bunun üzerine doktor onları iğneyle uyuttu. Elbiselerini Timosian değiştirdi. Bu sırada üzerlerindeki kimlik bilgilerinden İngiliz ordusunda görevli iki Gurkha olduklarını anladı. Daha önce İngiliz Ordusu adına İran'da çalışan Timosyan, tanıdığı iki İngiliz görevliye durumu anlattı. Derhal hastaneye gelerek bu iki Gurkha'yı götürdüler. Sonraki yıllarda da Kerkük'te, Erbil'de, Basra'da ve diğer şehirlerde Yahudilere saldırılar devam etti. Irak'taki Yahudilerin Filistin'e göç etmesi için, Yahudiler Yahudileri öldürüyordu. Yahudileri öldüren, Siyonist yer altı teşkilatının bombalarıydı. Saldırıları düzenleyen İngiliz istihbarat servisi, jeopolitik sonuçlar elde etmek istiyordu. Kurulacak İsrail devletine Yahudi nüfus gerekiyordu. Bu korkunç gerçekleri açıklamak benim için vicdani bir mecburiyettir. 1940 yılının sonundan, 1952'ye kadar, İngiliz Gizli Servisi'nin organizasyonu ile Irak'taki Yahudilere yönelik saldırılar sonucunda 125 bin Yahudi Irak'tan İsrail'e göç etti. Bu olaylar sırasında David Kimche, İngiliz Gizli Servisi adına Irak'ta çalışıyordu. Yahudilerin öldürülmesi eylemlerini biliyordu ve bu olaylardan sorumludur." *** KİMCHE, savaştan sonra uzun yıllar MOSSAD'ın Afrika sorumlusu olarak çalıştı. Zulu kabilesinin Güney Afrika'da kontra güç olarak kullanılması ve bunların giriştiği katliamlar Kimche'nin eseridir. Zaire'de Mobutu'nun, iktidara gelişinde Kimche'nin payı vardır; Kenya'yı MOSSAD üssü haline getirmiştir. Kimche, ABD Başkanlarından Ronald Reagan'ın Ortadoğu ve İran danışmanlığını da yaptı. Bu sırada, İran Şahı Pehlevi'nin Batı'daki imajını düzeltmekle de görevliydi. 1980'li yıllarda İsrail'in İran'a ABD silahlarını satması ve elde edilen para ile Orta Amerika'daki Amerikan işbirlikçilerinin desteklenmesi operasyonunu da Yarbay Oliver North ile birlikte Kimche yönetti. Elçibey döneminde Azerbaycan ile İsrail arasındaki askeri ilişkiler, MOSSAD yetkilisi David Kimche tarafından organize ediliyordu. Kimche'nin başkanı olduğu GLOKAL FORUM ise bir istihbarat ağıdır. Yani Mustafa Yıldırım'ın bahsettiği sivil örümcek ağlarından biri! *** David Kimche, ülkesi adına ajanlık görevini yaptı, hala devam ediyor. ABD, İngiltere ve İsrail, onunla gurur duyabilir! Ya onu Türkiye'ye davet edenler, ağırlayanlar, "GLOKALLEŞME" ADI ALTINDA TÜRKİYE'Yİ ŞEHİR DEVLETLERİNE DÖNÜŞTÜRME PROGRAMINA dahil olanlar; onlarla kim gurur duyacak? Kaynak: Yeniçağ Gazetesi