"Kızın dayısında bir Adana burması bilezik" der gibi değil mi?
Kızımız BOP;dayısı Tayyip Erdoğan.


ERDOĞAN’DAN FRANSA’YA ‘"SOYKIRIM’" ÖDÜLÜ!
Paris Ankara’ya kumpas kurarken Başbakan, Fransız şirketi EDF’nin yüzde 15’le
ortak olduğu “Güney Akım”a onay verdi.
Ankara, Paris’e kızgın mı kızgınmış gibi mi yapıyor?
21. YüzyIl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, iktidara bu soruyu
yöneltti ve Türkiye’nin kısa bir süre önce izin verdiği “Güney Akım” doğal gaz
boru hattı projesindeki Fransız firması EDF’nin dev girişimden alacağı yüzde
15’lik paya dikkat çekti.
Fransa’dan Rusya’ya Güney Akım için teknolojik rüşvet!
Rus doğal gazını Avrupa’ya ulaştıracak proje için Fransız firması EDF, devlet
desteği alarak çok mücadele etti. Öyle ki; Fransa, ABD’nin eleştirisine rağmen
Rusya’ya helikopter gemisi sattı. Bu, bir NATO üyesinden Rusya’ya yapılan ilk
gemi satışıydı.
Hem Azerbaycan’a hem de kendimize zarar veriyoruz!
Bütün bu süreçte çok boyutlu ve hem Türkiye’ye hem de Azerbaycan’a zarar veren
bir durum var. Güney Akım izni, bizim için önemli olan ve İran, Azerbaycan,
Irak gazını Avrupa’ya ulaştıracak NABUCCO projesine de çok büyük bir engel
oluşturacak.
Bu kadar stratejik bir proje Fransa’ya niye hediye edildi?
GÜney Akım’ın perde arkasını böylece ortaya koyan Prof. Ümit Özdağ, iktidara
bir soru daha yöneltiyor: Türkiye, Fransa için bu kadar ekonomik ve stratejik
bir projeyi inkar yasasının hemen ertesinde Rusya ve Fransa’ya niye hediye etti?
Kızar gibi yaptığımız Fransa’yı ödüllendirdik
Fransa’nın da ortak olduğu Güney Akım Projesi’ne hükümetin geçtiğimiz günlerde
imza attığını belirten Prof. Dr. Ümit Özdağ, AKP iktidarının inkar tasarısını
yasalaştıran Paris yönetimini ödüllendirdiğini ifade etti.
Haber : Ceyhun Bozkurt
Fransa’nın Ermeni yalanlarını Ulusal Meclis’ten geçirmesinin hemen ardından bu
ülkenin yüzde 15 payının olduğu Güney Mavi Akım projesine AKP iktidarının onay
verdiği ortaya çıktı. 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit
Özdağ, Türkiye’nin kısa bir süre önce yapımını kabul ettiği Güney Akım
Projesinin içinde Fransız firması EDF’nin olmasını Paris’in ödüllendirilmesi
olduğunu söyledi. Özdağ şöyle dedi: “Fransız Parlamentosu’ndan sonra Senatosu
da Ermeni sözde soykırım iddialarını yalanlamayı para ve hapis cezasına
çarptıran yasa tasarısını kabul ederek yasalaştırdı. Parlamento yasa tasarısını
kabul ettikten sonra Ankara’dan Paris’e yönelik çok sert tepkiler yükselmişti.
Büyükelçimizi geri çektik, Erdoğan, Kanuni’nin Fransız kralına mektubunu okudu.
Anlaşılan çok kızmıştık. Bu arada Türkiye’de ve dünyada hayat devam etti. Başka
dış gelişmeler de oldu. Bunlardan birisi de Rus doğal gazının Türkiye üzerinden
Avrupa’ya akmasını sağlayacak “Güney Akım Projesine” Türkiye’nin onay
vermesiydi. Moskova, Türkiye’nin Güney Akım Projesine aniden onay vermesine o
kadar sevinmişti ki, bunu yılbaşı hediyesi olarak yorumladığını resmi
ağızlardan açıkladı. Peki, bu büyük projeyi Ruslar tek başlarına mı
yapıyorlardı. Hayır. Rus Gazprom şirketi projenin % 50’sine, İtalyan ENİ, %
20’sine Alman Wintershal Holding % 15’ine ve Fransız EDF % 15’ine sahipti. EDF,
Güney Akım Projesine girebilmek için Fransız devletinin desteğini alarak çok
mücadele etmiştir. Fransa, bu projeye kabul edilebilmek için Rusya’ya ABD
tarafından eleştirilen bir helikopter gemisi satışı dahi yapmayı kabul etti. Bu
bir NATO ülkesinin Rusya’ya yaptığı ilk gemi satışı oldu. Kasım 2009’da Rusya
ile iyi niyet belgesi imzalayan ve Haziran 2010’da Güney Akım’a resmen katılan
Fransa amacına ulaştı.” Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Bu noktada sorulması gereken
soru, Fransızlar açısından bu kadar büyük bir öneme sahip olan ekonomik ve
stratejik bir projeyi Türkiye neden Fransız parlamentosunun Ermeni sözde
soykırımı iddialarını reddetmeyi cezalandıran yasa tasarısının kabul
edilmesinden hemen sonra adeta Ruslar ile birlikte Fransızlara hediye etti
sorusudur” dedi. Özdağ şöyle devam etti:
Proje askıya alınmalı
“Üstelik Güney Akımı projesinin devreye girmesi bir başka doğalgaz projesi olan
Nabucco’ya ağır darbe indiriyor. Nabucco Projesi, İran, Azerbaycan ve Irak
doğalgazının Avrupa’ya taşınmasını öngörüyor. AB, mevcut gerilimden dolayı
İran’ı şimdilik işin dışında tutuyor. Irak’ın altyapısı yeterli olmadığı için
çok uzun süre Nabucco’nun dışında kalacağı varsayılıyor. Geriye kalan bir tek
Azerbaycan. Tabii ki Türkmenistan doğalgazının da Hazar altından bu projeye
bağlanması söz konusu. Ancak Türkiye’nin Güney Akımı kabul etmesi ile
Nabucco’nun gerçekleşmesinin önüne çok büyük bir engel çıkacak. Diğer bir ifade
ile Türkiye, Ermenistan açılımından sonra Azerbaycan’ı ikinci kez
cezalandırıyor. Bundan faydalanan Rusya Bakü’ye bütün artık doğalgazını yüksek
fiyattan satın alma ve bunu uzun vadeli olarak gerçekleştirme sözü verdi. Bütün
bu süreçte çok boyutlu ve hem Türkiye’ye hem Azerbaycan’a zarar veren bir durum
var. Hükümetin şimdi Fransa’ya verebileceği en ağır tepki Güney Akımı’ndan
Fransız firmasının çıkarılmaması durumunda Güney Akımı projesini yavaşlatacağı,
askıya alacağı şeklinde bir politika izleyerek, Fransız menfaatlerine gerçekten
zarar verilebileceğini göstermek olmalıdır. Yoksa, Paris gerçekten kızgın
olmadığımızı düşünecektir.”
Tesadüf olamaz
Türkiye’nin enerji ve strateji konusundaki en önemli isimlerinden olan Tuğçe
Varol ise şöyle diyor: “Fransa ile Rusya arasında tarihi bir gemi anlaşması
yapılmıştır. Benim o zamanki tahminim de Fransa’nın Almanya’nın Kuzey Akım
taktiğine karşılık Güney Akım’a girebilmek için bu stratejiyle hareket ettiği
yönündeydi. Belli ki uzun süren pazarlıklar neticesinde Fransızlar Ruslara yeni
bir teknolojiye sahip gemi satıyorlar, Ruslar da onları boru hattı projesine
alıyor. Boru hattı anlaşması ile gemi anlaşmasının birbirine bu kadar yakın
tarihlerde olmasının tesadüf olamayacağını düşünüyorum.”
Ümit ÖZDAĞ
Aktik (artık link yok) bağlantı:
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=62474
FRANSA,
ABD’NİN DUBLÖRÜDÜR!
Türkiye’de önemli mevkilerde bulunan insanlar, Fransa’nın Ermenilere soykırım
yapılmadı diyene ceza vermek için çıkardığı kararın bir seçim yatırımı olduğunu
iddia ediyor. Sarkozy, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ermenilerin ve Fransız
milliyetçilerinin oylarını almak istiyormuş da bu sebeple böyle bir karar
çıkarılmış.
Türkiye söz konusu olsaydı, iktidarların seçim yatırımı yapmak için dış
politikayı kullandıklarını söyleyebilirdik. Mesela, “one minute tiyatrosu” ile
seçimleri etkilemek gibi..
Gerçi Sarkozy’nin sorumlu bir devlet adamı olduğu iddia edilemez ama düşünce özgürlüğünü
kısıtlayan bir kararın Fransa gibi vatandaşlık bilinci gelişmiş bir ülkede oy
kaybettirmesi de mümkündür.
O halde Fransa neden böyle bir karar aldı?
***
Bu sorunun cevabını, Washington Post’ta yayınlanan Jackson Diehl’in yazısında
bulmak mümkün. Diehl diyor ki “Obama’nın Türkiye ile ilişkileri idaresi, onun
en iyi dış politika başarılarından biri.”
Bu tespite bir itiraz var mı? Bu konuda hemfikir isek devam edelim.
Obama, Büyük Orta Doğu projesi çerçevesinde Türkiye’yi istediği gibi çekip çeviriyor;
Libya ve Suriye konusunda dediğini yaptırıyor mu?
Peki ABD için hayati derecede önemli bu projeler AKP iktidarı eliyle
uygulanırken, Obama böyle bir imkânı kaybetmek ister mi? Mesela Ermenilerle
ilgili böyle bir kararı ABD kongresi de çıkarabilirdi. Neden çıkarmıyor? Neden
Fransa bu konuda ön alıyor?
***
Libya’ya saldırı söz konusu olunca Fransa yine ön almış, bombardımana
başlamıştı. Peki bu bombardıman, ABD’nin bilgisi dışında mı yapıldı?
Bombardımana sonradan ABD uçakları da katıldı. Hatta Kaddafi’nin konvoyunu
bombalayan ve böylece yakalanıp linç edilmesini sağlayan da ABD’nin insansız
hava aracıydı.
Ermeni meselesinde de böyle oldu. Fransa, ABD’nin yapmak istediğini yaptı.
Obama, Tayyip Erdoğan’ı, ABD ile ilişkileri yüzünden Türk kamuoyuna karşı güç
durumda bırakırsa, AKP’nin kaybedeceğini görüyor. AKP kaybederse, Orta
Doğu’daki Amerikan projelerini sürdüremeyeceğini de biliyor. Bu sebeple
tehlikeli sahnelerde Sarkozy’yi kendi yerine dublör olarak kullanıyor.
Arslan BULUT
Açık linkler:
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=21450
**************************
TÜRKİYE
ENERJİ KORİDORU POTANSİYELİNİ KULLANMAYA BAŞLADI
Mustafa Sönmez
Dünyanın petrol rezervlerinin yüzde 73’ü, doğal gaz rezervlerinin de yüzde
76’sı Türkiye’yi çevreleyen Rusya’da, Hazar’da, Orta Doğu’da… Bunları önemli
ölçüde tüketen Avrupa ise hemen Batımızda. Bu, bizi ister istemez önemli bir
enerji koridoru, boru hatlarının kesiştiği bir merkez, jeostratejik açıdan da
önemli bir ülke gibi gösteriyor. Sırf bu konumu iyi kullandığımızda “bağımsız”
bir dış politika şansımızın olacağına, hatta zenginleşeceğimize dair tezler
var. Son 1 ay içinde AB’li ortaklarla Nabucco ve Rusya ile imzalanan Güney Akım
anlaşmaları önem taşıyor.
“Nabucco” projesinin öngördüğü boru hattı sisteminin önemli bir kısmı Türkiye
topraklarından geçecek. Bu hattan Avrupa’ya aktarılacak doğalgaz ise Ortadoğu
ve Orta Asya kaynaklı olacak. Yani, “Nabucco”nun amacı, Rusya’yı “baypas etmek”
, Avrupa’nın doğalgazda Rusya’ya bağımlılığını azaltmak...
Hükümet, Rus doğalgazını Karadeniz’in altından Balkanlar yoluyla Avrupa’ya
taşıyacak olan “Güney Akım” projesine de imza attı .Sağlanan kolaylık,
öngörülen boru hattının Karadeniz’in Türkiye kara sularından geçmesine imkân
vermek şeklinde. Sonuçta, Nabucco’ya ortak olan Türkiye, bu kez Rusya’nın
“Nabucco” projesine karşı ortaya çıkardığı “Güney Akım” projesinin hayata
geçirilmesine de destek vermiş oldu...
Putin ile Tayyip Erdoğan, bu iki projenin rakip veya birbirinin alternatifi
olmadığını söylediler. Özellikle Erdoğan, Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının
giderek arttığını, her iki projenin de bu ihtiyacı karşılamaya yarayacağını
ifade ederek attığı imzayı savunma ihtiyacı duydu.
Her iki proje için hem doğalgaz hem de finans kaynağı bulmak esas sorun. Ama,
Rusya doğalgaz kaynağı bulmakta, rakiplerine göre daha avantajlı. Ancak
umutlarını Nabucco’ya bağlayan ülkelerin ve enerji firmalarının bu yarıştan
kolay kolay vazgeçmeyeceği açık. Dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine, onuncu
doğalgaz rezervine sahip Irak , bu bahiste daha önem kazanıyor.
açık link:
http://www.abh.com.tr/ebulten/detay11.html

ERDOĞAN KURTLAR SOFRASINDA
Yetiştikleri karanlık odalarda, merdiven altlarında kinle
beslendiler. O karanlık odalarda iftira ile beslendiler.Beslendikçe daha çok
zehirlendiler. Bir gün birileri bu kin ve nefreti kullanıma açtı.
Buyurun deyip, dümeni teslim ettiler. Dümeni teslim ederken
de “önlerine bir fatura koydular.”
Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir diyerek
başladılar işe. Baba baskısından kaçan cahil genç kızlar gibiydiler.
Yılların ezikliği ile her gölgeyi düşman bellerken, yılların
açlığı ile de ülke varlıklarının tepesine çöktüler.
Kendilerini dümene oturtanlara sadakat göstererek
efendilerinin çıkarını ülke çıkarının üzerinde tuttular.
Türkiye her yönden kuşatılırken, göbeğinden emperyalist
devletlere bağlı medyayı kullanarak halkı uyuttular.
Mirasyedi bir evlat gibi ne var, ne yok acımasızca sattılar.
Üretim, helal kazanç yerine tefecilik tercih edildi. Faiz
kıskacında tüketim ekonomisi ile sefa sürdüler.
Küresel elite sadakatle bağlı hayırlı evlatlar oldukları
için ülkeye sokulan kaynağı belirsiz paralar suni bir rahatlık yarattı.
Efendi ile uşaklarının düşmanı ortaktı. Anadolu’ya geldiği
gibi gidenler ile o yıllarda geldiği gibi gidenlere yataklık edenlerin
torunları 100 yıl sonra yeniden buluşma fırsatı yakalamıştı.İşbirlikleri Damat
Ferit’i bile kıskandırdı(!)..
ABD’li müttefikleri; “bizim çıkarlarımız doğrultusunda çok
iş yaptılar” diye övgü yağdırıyordu.
Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail’i kurmak isteyenler,
Türkiye’nin Asya ile bağını koparıp, Türk’ü nefessiz bırakarak boğmayı
planlarken, evlatlıkları planın işlemesi için her şeyi yapıyordu.
AKP’nin dümene oturtulmasından sonra birçok ülkenin sözde
soykırımı tanıması tesadüf değildir.
Gelin biraz beyin jimnastiği yapalım:
Türk Telekom sözde Ermeni soykırımını tanıyan tek Müslüman
ülke Lübnanlı bir iş adamına hediye eder gibi satıldı. Hariri’nin
Ermenistan’da soykırım anıtı önünde gözyaşları içinde saygı duruşunda durması
Erdoğan için bir engel teşkil etmemişti.
Orhan Pamuk ve intihalci Elif Şafak Türk Milleti’ni
soykırımcı ilan ettiğinde gösterilen tepkilere veryansın edip her ikisine sahip
çıkan kimdi?
Abdullah Gül, R. Tayyip Erdoğan…
Halaçoğlu Türk Tarih Kurumu’nun başından ne zaman alındı?
Türkiye’de bulunan kripto Ermeniler’i bir bilim adamı olarak
açıkladıktan sonra...
Belgeye dayalı bilgileri paylaşınca önce basının kripto
Ermenileri ve küresel elite çalışan basının konsomatrisleri ayağa kalktı.
Halaçoğlu azgın bir saldırı ile adeta linç edildi. Faşist ilan edildi. Sonra ne
oldu?
Halaçoğlu görevden alındı. Halaçoğlu'nun görevden alınması
kime kıyak oldu? "Alınma sözünün" İsviçre'de Ermenistan
yetkilileri ile yapılan gizli görüşmede verildiği söylendi.
Sınırlarımızı tanımayan Ermenistan’a gidip gülücükler
dağıtan kimdi?
Abdullah Gül!..
Ermenistan sınırını açmaya kalkıp, şartları kabul
etmeyen bir avuç Ermeni karşısında aciz kalan kim?
AKP!!.
Azerbeycan bayraklarını Bursa’da stada sokmayarak Ermenistan’a
yalakalık yapan kim?
AKP!!.
Azerbaycan nerede ise nefes alabileceğimiz tek pencere. Bu
pencereyi kapatmak isteyen kim?
AB-D ve İsrail!!..
O zaman AKP kimin hesabına çalışmış oluyor?
Türkiye’nin aleyhine, AB-D ve İsrail’in çıkarına…
Türkiye’nin soykırım yapmadığını Rus arşivlerinden bulduğu
belgeler ile ispatlayan Mehmet Perinçek nerede?
Silivri esir evinde bertaraf edildi.
İsviçre’nin sözde soykırım yalanını meclisinden geçirmesine
karşılık İsviçre’de gösterdikleri tepki ile İsviçre yargısını sallayan Talat
Paşa komitesi nerede?
Denktaş’ı ABD’nin talimatıyla bertaraf edip Ergenekon’dan
tutuklamaya kalktılar. Denktaş gibi bir milli kahramanı aslında arkasından
hançerleyerek ölmeden öldürdüler.
Perinçek’i Silivri’ye tıktılar.
PKK’nın Ermenistan’a yerleştiğini, Ermenistan’ın PKK’nın
önde gelenlerine vatandaşlık verdiğini anlatan Kemal Kerinçsiz’i Silivri’de
esir ettiler.
AKP İstanbul Milletvekili olmayan soykırım için “özür”
diledi. Peki Erdoğan’ın gıkı çıktı mı? Çıkmadı.
Sükut ikrardan gelmez mi? Gelir.
Zamanında meclis başkanına bile işine gelmeyen konuşmayı
yapan vekil için “ya bu adamı sustur, ya da ben susturayım” diyen Erdoğan bu
vekile niye sessiz kalıyor?
AKP’nin küresel elitin Türkiye üzerindeki planlarında
taşeron rolünü üstlendiği için olabilir mi?
Bu gelişimi takip edemeyenler, Fransa’nın Türkleri
soykırımcı ilan etmesine AKP’nin hiçbir yaptırım uygulamayacağını anlayamaz.
Azarbaycan’a Ermeni bir sanatçıyı içeri almadı diye AKP nota
vermişti, hatırlayan var mı?
Peki, Ermenistan Cumhurbaşkanı kendi gençlerine “biz
Karabağ’ı aldık, siz de Ağrı’yı alacaksınız” dediklerinde ne yaptılar?
Cevap bile veremediler. Veya sükut ikrardan gelir misali,
Ermenistan Cumhurbaşkanı’na hak verdiler(!)..
Oysa bir devletin başka bir devletten toprak talebi savaş
sebebidir. Tabii o ülkeyi devlet adamları yönetirse bu kurallar işler.
Taşeronlar dümende ise işlemez, işleyemez.
Hakkını yemeyelim, AKP Fransa’ya müthiş bir yaptırım
uygulamış(!)..
YENİÇAĞ, Güney Akım projesinin ‘devlet destekli’ ortağıFransız
EDF firmasının yüzde 15 pay alacağını dün manşetinden duyurdu(!)..
Ortadoğu 3. Paylaşım savaşının tam merkezine oturtulurken,
taraflar hızla yerlerini alıyor. Elimizde olansa, ülkenin kaderini ABD’ye
bağlayan Erdoğan ile Kraliçe’nin manevi evladı Gül…
3. Paylaşım savaşında farklı cephelerde yer alan ülkelerin
savaşı ülkemize taşınıyor. Ajan cenneti olan ülkemiz AKP sayesinde operasyon
merkezi de olacaktır.
“35 köylüyü ABD predatörü vurdu (Aydınlık)” haberi
yapıldığında İlker Başbuğ içeri alınarak olay örtüldü.
ABD verdiği bu bilgiyle, bir mesaj mı yolluyordu?
Predatörlerin Pakistan’da yaptığı katliamlar hükümete
hatırlatılmış, İncirlik’te konuşlanmasına izin vermeyin denmişti ama Erdoğan
iradesini çoktan ABD’ye bağladığı için hür olmayan iradesi ile yapabileceği bir
şey yoktu.
Daha önce WikiLeaks belgeleri ile ufaktan İsviçre hesapları
açıklanmış, “söyleriz ha” şantajı yapılmıştı.
Erdoğan küresel elitin elinde tutsaktır. Hırslarının
tutsağıdır. Bir millete karşı işlediği suçların tutsağıdır. 3. Paylaşım
savaşında kurtlar sofrasında şaşkın bir ördektir.
İnandıkları masal bitmiş, Türkiye’yi Hz. İbrahim’i ateşe
atan Nemrut gibi ateşe atmaktan çekinmeyenlerin yaktığı ateş kendi paçalarından
tutuşmaya başlamıştır.
Verilen sözler boyunlarında yağlı urgan, Silivri-Hasdal
yargısı ayaklarında prangadır.
Ortadoğu’da liderliğe soyunurken, yalancı pehlivan durumuna
düşmüşlerdir.
Ava giderken avlanmış, şantajla devlet yöneteyim derken
şantaja boyun eğmek durumunda kalmışlardır.
Düşmanımın düşmanı(Atatürk ve kurduğu T.C.) dostumdur diye
yola çıkanlar, aslında kendileri bertaraf olmuştur.
Banka hesaplarından başka sığınacak yeri olmayanlara,
ABD’nin kullanıp kafese kapattığı piyonlar acaba ne ifade ediyor?
Sahi; “Asiye nasıl kurtulur?”
Zahide Uçar
26. 01. 2012
Açık link: http://zahideucar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=103%3Aerdoan-kurtlar-sofrasnda&catid=1%3Ayeni-makaleler&Itemid=5
FRANSA’YA TEPKİMİZ NE OLACAK?
Fransız senatosu da Orta Çağ yasasını kabul etti. Milli
Meclis’in tasarıyı kabulünden sonra çok büyük tepki gösteren Ankara bir
sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizlik 60 Fransız senatörün yasayı Fransız
Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirme umudu ile izah edilmeye
çalışılıyor. Oysa, bunun çok boş bir umut olduğunu anlamak için Fransız
siyaseti konusunda uzman olmaya gerek yok. Çünkü hem Sarkozy hem de muhalefet
lideri Hollande gruplarına mensup senatörleri böyle bir adım atmamaları için
baskı altında tutuyorlar. Aslında bu haber daha çok Türkiye’nin tepkisizliğini
örtmek için bir gerekçe olarak mı kullanılıyor sorusunu sormak meşru bir soru.
Üstelik, 25 Ocak 2012 tarihli Yeniçağ gazetesinde açıkladığımız gibi 22 Aralık
2011’de Fransız meclisi Orta Çağ yasa tasarını kabul ettikten hemen sonra
Ankara, 28 Aralık 2011’de Fransız şirketi EDF’nin % 15 pay ile ortak olduğu 15
milyar dolarlık Güney Akımı projesine onay vererek Fransa’yı ödüllendirdiği göz
önünde tutulur ise acaba Türk kamuoyu oyalanıyor mu sorusu daha da güçlü bir
şüphe haline gelmektedir.
Bütün bunların üstüne bir de AKP’nin kurucularından ve önde gelen
milletvekillerinden olan AKP İstanbul Milletvekili İsmet Uçma 6 Ocak 2012’de T
24’e verdiği demeçte “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük
Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.
Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve
acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” der ve devam ile “Yaşanan olaya”
soykırım “dışında bir tanım bulmak zorundayız. Zaten bu kavram, 1950’li
yıllardan sonra gündeme gelmiş bir tabirdir. Dolayısıyla ben, Ermeni
vatandaşlarımıza yönelik 1915’te yaşanan süreci” “soykırım” değil, “soy sürgün”
“olarak tarif etmeyi daha uygun buluyorum” yargısında bulunur ve AKP Genel
Merkezi, böyle kritik bir dönemde adeta Türkiye’yi arkasından vuran bu
yaklaşımı sergileyen milletvekili için soruşturma açmaz ise insan “bu ne
demek?” diye kendisine sormadan edemiyor.
(Konu dışı olmak ile birlikte İsmet Uçma’nın “soy sürgün” diye ürettiği
kavramda tarihsel gerçeklerden olağanüstü kopuk, eksik ve yanlış bilgiye
dayanan bir yaklaşımın sonucudur. Ermeni tehciri, 1) soya göre değil, bölgeye
göre yapılmıştır.2) Soya göre değil, mezhebe göre yapılmıştır. Bundan dolayı
soy sürgün kavramı çok yanlıştır. İkinci büyük hata, Uçma’nın Büyük Felaket
kavramını kabul etmesi ve kullanmasıdır. Ermeniler için “Büyük Felaket”,
soykırımın kendisidir.)
Fransa’ya karşı alınması kararlaştırılan 8 önlemi hatırlayalım. 1)Büyükelçi geri
çekilecek. (Bu önlemden vazgeçildi. Büyükelçi Paris’te kalıyor.), 2) Siyasi,
askeri ve ekonomik maliyetli faaliyetler, personel değişimi, eğitimi gibi bütün
faaliyetler iptal edilecek, 3) Askeri tatbikatlar iptal edilecek, 4) Fransa ile
her türlü siyasi istişare durdurulacak, 5) Fransız askeri uçakları Türk hava
sahasından her geçişte ayrı izin alacaklar, 6) AB eşleştirme projelerinde
Fransa’yla işbirliğine gidilmeyecek, 7) Askeri gemilerin liman ziyaretleri izin
başvuruları reddedilecek. 8) 2012’de ekonomi bakanları arasında yapılacak
“Türkiye-Fransa Ortak Ekonomi Toplantısı”na Türkiye katılmayacak. (Taraf, 25
Ocak 2012)
Bu önlemlerin hiç birisinin uygulansa bile Paris’in canını acıtmayacağı
bellidir. Üstelik daha şimdiden birinci maddeden vazgeçildiği ve diğerleri için
de “biraz bekleyelim” dendiği düşünülür ise acaba bu iş nereye gidecek diye
sorulması gerekiyor. Öte yandan daha ilk günden itibaren Türkiye’nin Fransa’ya
karşı etkili bir ekonomik önlem alamayacağının da altı çizilerek, Paris’in
yapması gereken propaganda adeta Ankara ve İstanbul tarafından yapılıyor.
Zaten AKP Hükümeti ekonomiyi dış politikanın hiç parçası yapmamayı tercih
ediyor. Örneğin, Mavi Marmara “Krizi” sonrasında adeta İsrail ile “savaşın
eşiğine geldik”. Oysa 2011 senesi rakamları açıklanınca gördük ki, 2011 senesi
içinde İsrail ile ticaretimiz % 29 oranında artmış. Demek ki, 21. Yüzyıl
dergisinin Ocak 2011’de yayınlanan 25. sayısında yazdığımız makalenin başlığını
“Ankara ile Tel Aviv Arasındaki Kriz Ne Kadar Gerçek?” diye koymamız ve krizi
sorgulamamız doğru imiş. (Bu makaleyi
www.21yyte.orgda bulabilirsiniz.)
Demek ki sadece Fransa’yı değil, İsrail’i de ödüllendirmişiz.
Ümit ÖZDAĞ-26 Ocak 2012-Yeniçağ Gazetesi
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY