Arslan BULUT
Mısır’da Müslüman Kardeşler üyesi olan Halid El Zafarani,
Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adı, kuruluş felsefesi ve programı
ile bir parti kurmak için izin istedi.
Müslüman Kardeşler’den ayrılan bir grubun kurduğu Vasat Partisi, AKP’yi örnek aldı. Söz konusu partiler, kuruluş aşamasında Türkiye’de iktidardaki partiyi model olarak benimsediklerini kamuoyuna da açıkladı.
İskenderiye kentinde yaşayan El Zafarani ise 2005 yılında “Adalet ve Kalkınma Partisi” adıyla bir parti kurmak için yasalar gereği mahkemeden izin istediğini, ancak Müslüman Kardeşler üyesi olduğu için parti kurmasına izin verilmediğini, 25 Ocak halk ayaklanmasından sonra yaptığı başvurunun kabul edildiğini ve mahkeme tarafından kuruluş kararı alındığını söyledi.
AA muhabirinin görüşünü sorduğu AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, parti olarak adaleti ve kalkınmayı hedef olarak belirlediklerini, “çünkü insana hizmeti Hakk’a hizmet olarak kabul ettiklerini” söyledi.
Tabii Kapusuz, AKP’nin CFR tarafından Tayyip Erdoğan’a gönderilen gizli bir memorandumun parti programı haline getirilerek kurulduğunu söylemedi. Üstelik, o memorandumu gönderenler, yerel yönetimlere özerklik istiyordu
***
Tunus ve Mısır’daki olaylar başladığı zaman, “Yugoslavya Modeli” kitabının yazarı Teoman Alili şöyle yazmıştı:
“Hangi devrim dalgası? Mısır’da devrim mi oluyor, yoksa ‘Kendimize AKP’yi örnek alıyoruz’ diyen Müslüman Kardeşler mi iktidar oluyor? Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da faaliyet gösteren Soros Çocukları. Otpor’un amblemlerini taşıyan 6 Nisan örgütü mü halk devrimi yapıyor. Ne yani AKP bir halk devrimi miydi, Yugoslavya’nın parçalanması bir halk devrimi miydi, Ukrayna’nın NATO’ya bağlanması projesi, Gürcistan’ın parçalanması bir halk devrimi mi, Mısır’da Nobel ödüllü adamı Devlet Başkanı yapmak halk devrimi mi?”
ABD’de her seçimde başkan aday adayı olan LaRouche ise, 21 Haziran 2001 tarihinde, ABD’nin devlet sekreteri Madeleine Albright’a sunduğu memorandumda, ‘Terörizmin sponsorluğunu yapan ülkeler listesine İngiltere’nin de konulması gerekir’ başlığını kullanmış ve Usame bin Ladin’in 1996 yılının Temmuz ayında Londra’da bulunduğunu, tedavi gördüğünü, BBC ve The Independent gazetesine sık sık demeç verdiğini hatırlatmıştı.
LaRouche, Mısır’ın Müslüman Kardeşler ve El Cihad, Filistin’in Hamas, Cezayir’in İslam Ordusu, Türkiye’nin PKK’sı ve Sri Lanka’nın Tamil örgütlerinin Londra’da merkezleri bulunduğunu belirtmiş ve ABD’nin listesinde bulunan toplam 30 örgütün 6’sının Londra’daki faaliyetlerinden ve İngiltere bağlantılı eylemlerinden örnekler vermişti. LaRouche, ABD tarafından listesi çıkarılan 30 örgütten 16’sına İngiltere’nin askeri eğitim veya lojistik destek verdiğini belirtmişti.
Yazar Tevfik Bir, 2 Kasım 2010’da “Dünya, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin yıkılışına, Orta Doğu’nun arabulucu ülkesi Mısır Devleti’nin karıştığına ve orada El Kaide’nin kardeşi ’Müslüman Kardeşler’ örgütünün iktidara çıkışına şahit olacaktır. ABD ve müttefikleri de ileriki yıllarda, Genişletilmiş BOP kapsamında, El Kaide’nin organik kardeşi Müslüman Kardeşler iktidarının yöneteceği, vaat edilmiş toprakların bir kısmını içinde barındıran Mısır’a, demokrasi ve insan hakları götürmekten şeref duyacaklardır! Irak’taki gibi” diye yazmıştı.
El Küdüs El Erabi adlı gazete ise 2005 yılında Mısır ve Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazmıştı.
***
Diğer taraftan Rus Politolog Stanislav Tarasov, “Türkiye Suriye’de bir an önce demokratik reformların uygulanmasında ısrar ediyor. Fakat reformların uygulanmasına başlanırsa Kürtler muhakkak kendilerine özerkliğin tanınmasını isteyecekler” dedi.
İşte zaten AKP’ye gönderilen gizli memorandumda istenen bu değil miydi?
Müslüman Kardeşler’den ayrılan bir grubun kurduğu Vasat Partisi, AKP’yi örnek aldı. Söz konusu partiler, kuruluş aşamasında Türkiye’de iktidardaki partiyi model olarak benimsediklerini kamuoyuna da açıkladı.
İskenderiye kentinde yaşayan El Zafarani ise 2005 yılında “Adalet ve Kalkınma Partisi” adıyla bir parti kurmak için yasalar gereği mahkemeden izin istediğini, ancak Müslüman Kardeşler üyesi olduğu için parti kurmasına izin verilmediğini, 25 Ocak halk ayaklanmasından sonra yaptığı başvurunun kabul edildiğini ve mahkeme tarafından kuruluş kararı alındığını söyledi.
AA muhabirinin görüşünü sorduğu AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, parti olarak adaleti ve kalkınmayı hedef olarak belirlediklerini, “çünkü insana hizmeti Hakk’a hizmet olarak kabul ettiklerini” söyledi.
Tabii Kapusuz, AKP’nin CFR tarafından Tayyip Erdoğan’a gönderilen gizli bir memorandumun parti programı haline getirilerek kurulduğunu söylemedi. Üstelik, o memorandumu gönderenler, yerel yönetimlere özerklik istiyordu
***
Tunus ve Mısır’daki olaylar başladığı zaman, “Yugoslavya Modeli” kitabının yazarı Teoman Alili şöyle yazmıştı:
“Hangi devrim dalgası? Mısır’da devrim mi oluyor, yoksa ‘Kendimize AKP’yi örnek alıyoruz’ diyen Müslüman Kardeşler mi iktidar oluyor? Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da faaliyet gösteren Soros Çocukları. Otpor’un amblemlerini taşıyan 6 Nisan örgütü mü halk devrimi yapıyor. Ne yani AKP bir halk devrimi miydi, Yugoslavya’nın parçalanması bir halk devrimi miydi, Ukrayna’nın NATO’ya bağlanması projesi, Gürcistan’ın parçalanması bir halk devrimi mi, Mısır’da Nobel ödüllü adamı Devlet Başkanı yapmak halk devrimi mi?”
ABD’de her seçimde başkan aday adayı olan LaRouche ise, 21 Haziran 2001 tarihinde, ABD’nin devlet sekreteri Madeleine Albright’a sunduğu memorandumda, ‘Terörizmin sponsorluğunu yapan ülkeler listesine İngiltere’nin de konulması gerekir’ başlığını kullanmış ve Usame bin Ladin’in 1996 yılının Temmuz ayında Londra’da bulunduğunu, tedavi gördüğünü, BBC ve The Independent gazetesine sık sık demeç verdiğini hatırlatmıştı.
LaRouche, Mısır’ın Müslüman Kardeşler ve El Cihad, Filistin’in Hamas, Cezayir’in İslam Ordusu, Türkiye’nin PKK’sı ve Sri Lanka’nın Tamil örgütlerinin Londra’da merkezleri bulunduğunu belirtmiş ve ABD’nin listesinde bulunan toplam 30 örgütün 6’sının Londra’daki faaliyetlerinden ve İngiltere bağlantılı eylemlerinden örnekler vermişti. LaRouche, ABD tarafından listesi çıkarılan 30 örgütten 16’sına İngiltere’nin askeri eğitim veya lojistik destek verdiğini belirtmişti.
Yazar Tevfik Bir, 2 Kasım 2010’da “Dünya, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin yıkılışına, Orta Doğu’nun arabulucu ülkesi Mısır Devleti’nin karıştığına ve orada El Kaide’nin kardeşi ’Müslüman Kardeşler’ örgütünün iktidara çıkışına şahit olacaktır. ABD ve müttefikleri de ileriki yıllarda, Genişletilmiş BOP kapsamında, El Kaide’nin organik kardeşi Müslüman Kardeşler iktidarının yöneteceği, vaat edilmiş toprakların bir kısmını içinde barındıran Mısır’a, demokrasi ve insan hakları götürmekten şeref duyacaklardır! Irak’taki gibi” diye yazmıştı.
El Küdüs El Erabi adlı gazete ise 2005 yılında Mısır ve Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazmıştı.
***
Diğer taraftan Rus Politolog Stanislav Tarasov, “Türkiye Suriye’de bir an önce demokratik reformların uygulanmasında ısrar ediyor. Fakat reformların uygulanmasına başlanırsa Kürtler muhakkak kendilerine özerkliğin tanınmasını isteyecekler” dedi.
İşte zaten AKP’ye gönderilen gizli memorandumda istenen bu değil miydi?
14/08/2011-yeniçağ
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1921'de kurulan CFR'nin temel kürselleşme planları daha kurulduğu günden beri biliniyordu.
CFR ABD içinde kontrolü 2. dünya savaşı sırasındaki askeri yönetimle ve FBI isimli örgütü kurarak sağladı. O dönemlerde Amerikan Derin Devletinin iskeletini teşkil eden CFR tek jandarmalı kapitalizmi Avrupa'ya da yaymak zorundaydı. Eski CFR başkanı ve Rockefeller'in Chase Manhatten Bankası başkanı olan (Koç Holding de bu bankanın yönetim kurulundadır) John Mc Cloy OSS (Office of Strategic Services) isimli istihbaranün kurulmasını önerdi.
Bilderberg, CFR-Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar-Skulls and Bones-Round Table ve diğer gizli örgütlerin Avrupa ayağını oluşturmak için, aslında kitaplarımızda bahsettiğimiz 50 bin küresel elitin hizmetine tüm Avrupa ekonomisini sunabilmek için kuruldu. Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg otelinde 1954'de kurulmuştur. Her yıl bir ülkede pek çok ülkenin ileri gelenleriyle birlikte çok gizli toplantılar yapar. Katılanlar hiç bir bilgi vermezler, kayıt ve yazmak yasaktır. Bilderbergin Spotlight isimli bir dergileri de vardır. Liberty Lobby Inc, 300 Independence Ave., SE , Washington D.C. 20003 adresinden yayın yapar. Bilderberg örgütünün Avrupa adresi: Maja-Banck Polderman, Bilderberg Meetings, Amstel 216, 1017 AJ, Amsterdam, Hollanda.dir. Bilderbergin ABD adresi ise Charles W. Muller, American Friends of Bilderberg, Inc. 477 Madison Ave., 6th Floor, New York, NY 10022. Bilderbergin kurucuları arasında Hollanda Prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderbergin babası olarak bilinir. Bilderberg aslında Amerikan sermayesinin ve elitinin, CIA'in Avrupa ayağıdır. Prens Bernhard'In eski bir NAZİ üyesi olduğu bilinmektedir. Rockefeller, J.P. Morgan, Rotschilds gibi ünlü aileler de bu gizli teşkilatın arkasındadırlar. Bilderberg masonik gizli bir teşkilattır. Ama toplantılara çağırılanların ille de mason olması gerekmez. Yahudi ayağı güçlüdür ve Mossad da pek çok toplantıda koruma görevini üstlenmektedir. Bilderberg toplantılarında ülkelerin kaderleriyle ilgili çok gizli kararlar alınır ve bu alınan gizli kararlar her koşulda uygulanır. En gizli ve önemli kararları en iç çekirdek bilir. Herkes her toplantıya giremez. Yani iç içe çemberlerden oluşan bir yapı mevcuttur. Türkiye'nin kaderi de bu toplantılarda tayin edilmiştir. Türkiye'yi uzun dönem yöneten pek çok kişi uzun dönem Bilderberg üyesi olarak kalmıştır. 1950'li yıllardan sonra pek çok iç ve dış politikayı Türkler değil, Bilderberg, CFR ve Trilateral Komisyon Üyeleri belirlemiştir.__________________
Clinton’un akademik yol göstericilerinden, Georgetown Üniversitesi Dış İlişkiler Okulu tarih profesörü Caroll Quigley’e göre yuvarlak masa gruplarının yaratıcısı Cecile Rhodes, İngiliz İmparatorluğu’nun korunması için arka plan topluluklarının örgütlenmesini düşünmüş ve bu tür çalışmaların sürdürülmesi için bir servet bırakmıştır. Caroll Guigley, ‘Rhodes Bursu’ nun şirketlerle akademik dünya arasındaki bağları pekiştirmek amacıyla oluşturulduğunu belirtiyor. İlginç bir rastlantıdır ki, Clinton da Rhodes bursuna uygun görülenler arasındadır. Clinton’un yanı sıra, Türkiye’ye sık getirilip, “demokrasi” ve “ahlak” dersi verdirtilen Elliot Levitas ve NED yöneticilerinden Richard Lugar da Rhodes burslularındandır.
RIIA, nasıl İngiltere üst tabakasının eseriyse, CFR de Amerikan seçkinlerinin eseridir. Bu ‘özel’ görünümlü kulüpte Amerikan denetimli dünya şirketlerinin temsilcileri, ABD başkanları, büyükelçiler, dışişleri bakanları, borsa şirketlerinin yöneticileri, bankerler, çok uluslu şirketlere bağlı vakıfların temsilcileri, “think tank” yöneticileri, ‘lobici’ avukatlar, NATO’nun ve ABD’nin önde gelen deneyimli askerleri, medya patronları ile üniversite yöneticileri, özenle seçilmiş profesörler, federal devlet kongresinden seçilmiş üyeler ve senatörler, yüksek yargı üyeleri ve zenginler kulüplerinin temsilcileri yer almaktadır.
CFR, ABD’ye uygun bir dünya düzeni kurulması, bu düzenin siyasal ve ekonomik yönetiminin elde bulundurulması için gereken kararları almaktadır. II. Dünya savaşına girme kararlarının alt yapısı ve savaş sonrasının dünya düzeninin planları, CFR çalışma gruplarınca hazırlanmıştır. II. Dünya savaşı süresince, ABD’nin dünya egemenliği amacını kamuoyundan gizlemek için yaptığı soyut ve genel açıklamaların içeriğinin yanı sıra, propaganda yöntemi bile CFR komitelerince önerilmiştir.
CFR, II. dünya savaşı sonrasının planlanmasında, eski usul toprak egemenliğine (kolonial) dayalı sömürgecilik yönteminin geçersizliğini benimseterek, ABD Dünya İmparatorluğunun kurulmasına ve yönetilmesine aracı olacak barışçıl kurumlaşma kararları ile birlikte, Birleşmiş Milletler’in yasal ve düzensel tasarımlarını hazırlamıştır.
ABD’nin dünya doğal kaynakları üstündeki egemenliğinin sağlama alınarak, ham madde kaynağı olarak görülen ülkelere ABD’den mal ihracatını güvenceye kavuşturulmasının tek yolu, ulus-devlet direncinin kırılmasıdır. CFR, bu amaçlara uygun olarak, “tek dünya - tek devlet” düzeninin parasal yönetim dizgesinin oluşturulması önerilerinde bulunmuş ve 1942’de dünyanın yeniden ele geçirilmesi planına uygun bir adla, “Yeniden Yapılanma ve Kalkınma için Uluslararası Banka(IBRD/Dünya Bankası)’nın kuruluş çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Bu arada, dünya para piyasasının denetimini sağlamak üzere “Uluslararası Para Fonu (IMF)”nin yasal ve teknik çalışmaları da CFR tarafından yapılmıştır.
Böylece, ABD dış politikasında temel ilke olarak, her yasanın ve her kararın gerekçesi yapılan “ulusal güvenlik” ve “ulusal çıkar” terimlerinin kapsamı, CFR tarafından belirlenir olmuştur. ABD’de federal devletin anti-demokratik yapısını eleştirenler, sık sık “Kimin ulusal güvenliği?” ya da “Kimin ulusal çıkarları?” sorularını yinelerler. Bu tür sorularda haklılık payı azımsanmayacak denli büyüktür. CFR’nin politik egemenliği demek, büyük şirketlerin, büyük bankerlerin ve onların çevresinde kenetlenmiş ulusun çok küçük bir bölümünü oluşturan seçkin devlet memurlarının ve akademik dünyanın egemenliği demektir. “Lobicilik” ya da “halkla ilişkiler” adı altında sürdürülen göz boyama, yanlış ve eksik propaganda bu seçkinler egemenliğini gizlemeye yöneliktir.
CFR, salt öneren bir örgüt de değildir. Örgütün çalışmaları devlet yönetimiyle birlikte yürütülmektedir. Örneğin, CFR’nin yaklaşık 100 görevlisi, 1939’dan 1945’e dek, “War and Peace Studies Project (Savaş ve barış Değerlendirmeleri)” adı altında II. Dünya savaşı sonrasını planlama çalışmalarını sürdürürken, ABD hükümet yetkilileri de bu çalışmalara katılmışlardır. Planlamanın üst yönetim komitesine ABD Başkanı Roosevelt’in büyükelçilerinden Norman H. Davis başkanlık etmiştir. CFR’nin yayın organı “Foreign Affairs”in editörü Hamilton Fish Armstrong komitenin ikinci başkanlığını yaparken, CFR yürütme direktörü Walter H. Mallory komitenin sekreteri ve Alvin H. Hansen, Jacob Viner, Whitney H. Shepardson komite üyeliğinde bulunmuşlardır. Komite üyeleri arasında sonradan CIA’yı kuracak ve direktörlüğünü yapacak olan Allen Welsh Dulles, Hanson W. Baldwin ve CFR direktörü Isaiah Bowman da bulunmaktaydı. Rockefeller Foundation (Vakfı), bu çalışmaları başlatmak üzere, nakit 300.000 dolar ödemişti. Böylece, II. Dünya savaşı öncesinde “büyük alan (Grand Area)” olarak tanımlanan Almanya dışındaki topraklarda, daha sonra da tüm dünyada, ülkelerin kaderleri ve ABD’nin iç ve dünya politikası, ABD’nin çok uluslu şirketleriyle bankerlerin kararlarına bağlanmıştır. CFR, dış politikada salt açık-diplomatik olayları yönlendirmekle kalmayan ve örtülü operasyonların ana hatlarını da çizen bir kulüp niteliğine sahiptir. CIA direktörleri, CFR’ye raporlar sunmuş, operasyon uygulamaları ve sonuçları kapalı toplantılarda değerlendirilmiştir. CFR ile ABD federal devlet yönetimi iç içe geçmiştir. Federal devlet kadrolarının seçiminde, dışişleri görevlilerinin atanmalarında, CFR’nin yönlendirmesii kaçınılmazdır. Federal devlet yönetiminde en etkili konumlara CFR üyeleri getirilmiş, ya da en etkili görevlerde bulunanlar sonradan CFR’ye üye olarak alınmışlardır.
Henry kissenger CFR, basına kapalı olarak gerçekleştirlen ve konuşma metinleri açıklanmayan toğplantılar yapar. Bu kapalı toplantılara sınırlı sayıda özel konuklar katılır. Bu tür toplantılar, New York City’de “58 East 68. Street” adresindeki “The Harold Pratt House” adlı binada bulunan CFR merkezinde gerçekleştirmektedir. Kapalı ve özel toplantılardan birinde, açıklamalarda bulunan CIA direktörü Bissel’in raporu, ülkelerin yönetimlerini elemanlaştırılmış kadrolarla ele geçirme yöntem ve uygulamalarına açıklık getirmiştir. Daha sonra dışarı sızan ya da sızdırılan bu açıklamalar büyük yankı uyandırmıştır. CFR, 1980’li yıllarda “project democracy” operasyonuna uygun olarak, yabancı ülkelerdeki politikacılarla ve “sivil” kuruluş temsilcileriyle doğrudan ilişkiler geliştirmiştir. Ülkelerin siyasal parti yöneticileri ve hatta hükümet üyeleri, CFR komisyon toplantılarında “testimony (ifade)”lerde bulunur olmuşlardır. CFR, bir bakıma, Birleşmiş Milletler’in yerini alan ve gerçek gücü temsil eden bir kurum konumundadır. ABD egemenliğini – daha sonraları “küreselleşme” denecektir – kabullenenler ya da paranın ve silahlı gücün önünde eğilenler, CFR ile ilişkiler kurmaya özenmişlerdir.
CFR, ABD’ye gelen yabancı devlet başkanlarının, başbakanların, ordu yönetimlerinin uğrak yeri olmuştur. Bu uğrayışlar, bir çok başka ilişkide yapıldığı gibi, konferans adı altında düzenlenen toplantılarla yasallaştırılmıştır. Burada önemli olan, yabancı devlet adamlarının sözde “düşünce kulübü” toplantısı adı altında katılımları, yarım yamalak da olsa, ABD dışındaki üçlü egemenlik ülkelerinin (Trilateral Commission/ ABD-Batı Avrupa-Japonya) borusu arada bir ötse de, uluslar arasında her şeye karşın hukuksal bir anlaşmaya yaslanan Birleşmiş Milletler kurumu yerine, hiçbir hukuksal zemini bulunmayan, CFR ve yan örgütlerinin meşrulaştırılmakta, öteki devlet yöneticilerinin katılımını da özendirmektedir. Bu meşrulaştırma ya da boyun eğme öylesine bir durum almıştır ki, yaklaşık on yıldır, BM’nin adı duyulmaz olmuştur. Uluslararası anlaşmazlıkların çözümü artık Akev’de, CFR’de ve NED bürolarında aranmaktadır. Birleşmiş Milletler ise, Washington çevresinde alınan kararların dikte ettirildiği bir örgüt konumuna düşürülmüştür. Bu duruma, ABD’nin dünya egemenliğinin dolaylı olarak kabulü dense yeridir. Çünkü, dolaylı da olsa kabul etmeyen devletlere, ABD yönetimince, “terörist” ya da “teröre destek veren” ya da “din hürriyeti düşmanı” ya da “İnsan hakları ihlalcisi” damgası vurulmaktadır. CFR toplantılarından eksik olmayanlar AKP kurucusu, sonra başbakan ve daha sonra da Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, o zamanların Refah Partisi üyesi, RP-DYP koalisyon hükümetinin devlet bakanı olarak, 26 Şubat 1997’de New York’da CFR’ye gitmiş ve “Yuvarlak Masa Toplantısı”na katılmıştır. Bilindiği üzere, yuvarlak masa toplantısı kamu-oyuna, hatta ilgili kuruluşun tüm üyelerine açık olmayıp, bilimsel ya da siyasal bir konferanstan farklıdır. Sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleştirilir. T.C. Devlet Bakanı Abdullah Gül, orada genel dünya politikalarıyla ilgili bir toplantıya da katılmamıştır. Toplantının konusu özel ve özgündür: “The Refah (Welfare) Party and Turkish Foreign Policy (Refah Partisi ve Türk Dış Politikası).” Bu toplantıyı, eski “influence agent” lardan Matthew Nimitz yönetmiştir. Beş yıl sonra, 6 Nisan 2001’de, yine New York’da, “U.S. – Turkish Relations in the 21st Century” (21. Yüzyılda Birleşik Devletler - Türk İlişkileri) toplantısı yapılmıştır. Bu toplantıda TBMM’den Mehmet Ali İrtemçelik (ANAP MV, Eski İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı), Abdullah Gül (SP MV, TBMM Dışişleri Komisyonu ‘DK’ üyesi), Kamran İnan (ANAP MV, TBMM DK Başkanı), Tahir Köse (DSP MV, SHP-DYP Hükümeti Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı), Oktay Vural (MHP MV, TBMM DK üyesi), Ayfer Yılmaz (DYP MV, SHP-DYP Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı, Eski Hazine Müşteşar Yrd.) konuşmacı olarak bulunmuşlardır. Toplantıda CFR’yi temsilen “CFR Peace and Conflict Studies (Barış ve Çatışma Değerlendirme)” üyesi, Rockefeller Foundation (Vakfı 1996-97) görevlilerinden Hint kökenli Amerikalı Bayan Radha Kumkar da yer almıştır.
Bu ciddi ve önemli toplantılarda, neyin nasıl konuşulduğunu, hangi CFR seçkinleriyle toplanıldığını bilmek güç. Çünkü, Türkiye’de her şeyin ‘şeffaf’ olmasını isteyenler, sözkonusu ABD olunca, ‘şeffaflık-transperancy’ sloganlarını unutup kapanmaktadırlar. Ne ki, bir TV programında, CFR toplantısına, Türkiye’deki “türban sorunu”nu anlatabilmek için, tanık olarak Kanada’dan türbanlı bir bayan getirildiğinin açıklanması, bu işlerin ne denli inceden örüldüğünü de göstermektedir. CFR çalışmalarına güncel ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir örnek: 2001 sonbaharında, ABD’nin Afganistan’a silahlı müdahalesi başlamak üzereyken, CFR’de yapılan bir toplantı sonucunda alınan kararların özeti bile etkinliğin boyutunu göstermektedir. ABD uzun yıllardır aleyhinde “Din Hürriyeti ve İnsan hakları Raporları” düzenleyerek iç muhalefet örgütlemekte olduğu Özbekistan’la birdenbire uzlaşmaya varmış ve bu ülkeyi Afganistan ‘muhalif güçleri’ne lojistik destek verecek bir üs olarak kullanmıştı. ABD, Afganistan’ı bombalamaya başlarken, aynı günlerde CFR, yakın geleceği çizmekteydi. Orta Asya’ya yönelik CFR yuvarlak masa toplantısında alınan kararlara göre, ABD’nin Asya politikasının geleceği biçimlendirilmişti. Özetle: a)ABD Özbekistan’a uzun dönemli olarak yardımda bulunmamalıdır. Hatta uyuşturucu madde mücadelesi gibi konularda bile yardımda dikkatli olmalıdır. Bu tür yardımlar, Özbekistan’daki rejime ve yolsuzluğa yardım etmek demektir. b) ABD baskıcı rejimlere yardımı artırırsa, bu Asya’daki kararsızlığında yükselmesi demektir. c) Orta Asya ülkeleriyle güvenlik ilişkileri kurulmuştur. Bu ilişkiler, iktisadi gelişmeler ve enerji alanlarıyla sınırlı bulunmaktadır. CFR kısaca demek istiyor ki, salt Özbekistan desteklenmeyecek, daha geniş ilişkiler kurulacak. CFR, ABD’nin doğrudan Orta Asya ülkeleri arasındaki güvenlik (askeri) ilişkilerine girmesini istememektedir. ilişkilerin ters tepeceğinden endişe taşıdığı görülen CFR, bu ülkelere üçüncü devletler aracılığıyla girilmesini önermekte ve “Özellikle Türkiye, Hindistan, Avrupa Örgütleriyle ve hatta Rusya ve İran ile, Orta Asya’da güvenlik ve iktisadi ilişki kurulmasında” yarar görmektedir. Amerikalıların yumuşak deyişiyle buğulanmış dolaylı anlatımından ayırarak söylemek gerekirse: ABD, Asya ilişkilerine kendisi doğrudan girerse olumsuzluklarla karşılaşabilir. Bu nedenle maşa olarak öncelikle Türkiye’yi kullanılmalıdır. Bu noktada bir an durup, Türkiye’de “project democracy” eyleminin ilk halkalarından olan 1990 Bodrum toplantılarını ve Orta Asya ülkelerinde ABD’ye entegrasyonu savunanlarca oluşturulan eğitim zincirlerini, NED’in Orta Asya “project” atölyelerini anımsamakta yarar var! CFR’nin yuvarlak masa toplantılarında geliştirilen bir öneri, NED ve bağlı örgütlerin operasyonlarının ABD dış politikasıyla ve askeri işlerle ilişkisini de göstermektedir: “Birleşik Devletler, Özbekistan’daki insan haklarının geliştirilmesini iteklemeyi sürdürmeli ve – buraya dikkat- uyumakta olan sivil toplum muhalefet güçlerini desteklemeyi sürdürmelidir. (..) B.D politikası (son operasyonda) küçük rolleri bulunan Tacikistan ve Kırgızistan’ın da içinde bulduğu bölgede odaklanmalı...” ABD hazinesinden “sivil” örgütlere para aktarma organı NED ile CFR ilişkisi CFR’nin üst düzey yöneticileri hemen hemen hepsi, ya NED ya da NED’e bağlı örgütlerin yönetimlerinde yer almaktadırlar. Bu yöneticiler “project democracy” dönemi (1983) öncesinde, ya dünyayı yönlendiren örgütlerde ya da dinsel vakıflarda görev almışlardır. CFR aslında, Rockefeller kartelleri başta olmak üzere çok uluslu şirketlerin ve finans odaklarının sahiplerini ve üst düzey yöneticileri ile o şirketlere bağlı vakıfların temsilcilerini, kapalı-gizli oda (think tank) üyelerini, CIA’ye hizmet verenleri, CIA’ya eleman yetiştiren devlet üniversitelerinin elemanlarını, muhafazakar (demokrat ve cumhuriyetçi muhafazakar) siyasetçileri, devletin dışişlerinde ve dış misyonlarda görev yapan elemanları, George Soros ve onun adamları gibi para piyasası oyuncularını buluşturmaktadır. Bu durumda, operasyonun hedefindeki Türkiye benzeri ülkelerde “sivil” atölyeler adı altında kurulan alt örgütlenmelerle hazırlanan masum raporları, IRI’ye, NDI’ye ya da CIPE’ye, ACILC’e, Rockefeller Foundation’a ve benzeri “NGO”lara verdiğini sananlar, fena halde yanılmaktadırlar. Çünkü, CFR’ye ulaşan bir rapor, kartellere, kilise örgütlerine, istihbaratçılara verilmiş olmaktadır.[1] Bu tür rapor sunuculuğunda ve ilişkilerde herhangi bir sakınca görmeyenlere denilebilecek bir şey yok. Ne ki, en “sivil” ve en “şeffaf” olmakla övünüp, halkın gözüne girmeye çalışan bu atölyecilerin de, CFR’den “şeffaf” olmasını ve toplantı tutanaklarını açıklamasını isteme hakları vardır herhalde.
Bu tür bilgiler açıklandıkça Türkiye Cumhuriyeti’nin - çoğunlukla anlaşılmaz bir biçimde başka devletlerin rüzgarına kapılarak- tarihsel geçmişine ve Cumhuriyet devletinin kuruluş ilkelerine hiç de uygun olmayan maceralara sürüklenmesi, ulusal egemenliğini parçalayacak denli bağımlılaşmasının nedenleri anlaşılabilecektir.