HİLMİ ÖZKÖK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HİLMİ ÖZKÖK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İHANETİN BELGESİ


Ali Serdar Bolat:DOLMA BAHÇESİ DOSYASI!
PEARSON HAZIRLATTI;TAYYİP ERDOĞAN BÜYÜKANIT'IN ÖNÜNE KOYDU!
ABD Büyükelçisi Robert Pearson, orgeneraller Aytaç Yalman, Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılınç ve YaşarBüyükanıt'ın Amerikan menfaatlerine karşı çıktıklarını tespit ediyor ve karşı hamle olarak bu orgenerallerle diğer bazı üst rütbeli subaylar hakkında CIA ajanları vasıtasıyla bilgi topluyor. Kendi deyimiyle "özel kaynak verileri" olarak adlandırdığı bu bilgileri kripto vasıtasıyla Amerika'ya gönderiyor. Pearson, Amerika'ya gönderdiği 22 Mart 2003 tarihli telgrafında bu konuyu ayrıntılı olarak şöyle anlatıyor:
***** Telgraf metni:
"... (Türk generaller) Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır. R. Tayyip Erdoğan güçlü bir müttefiğimizdir. Orgenerallerin tutum ve duruşu, Amerikan menfaatlerinin korunması ve devamı açısından engelleyici olmaktadır.. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşu mutlaka sahiplenilmelidir. Muhalif orgeneraller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler... Tayyip Erdoğan'ın siyasi kavrayışı ve bölge ülkeleri ile Türkiye içindeki yüksek orandaki halk desteğinin kalıcı desteğe dönüşmesi mutlak destek olarak değerlendirilmelidir. Erdoğan, kendisine desteğin devamı halinde, ABD’nin bir müttefiği olarak, Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demir yolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir. Zaten zaman içerisinde bu imkanların büyük bölümü gerçekleşti, Bölgedeki hava hareketimize yeterince katkı sağlandı. Ancak Türk ordusundaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Bu subaylarla ilgili özel kaynak verilerimiz CRT (kripto) olarak gönderilmiştir. Bu dosya ile ilgili veri toplamalarımız devam etmektedir.
Amerikan menfaatlerine karşı çıkan Org. Aytaç Yalman, Org. Şener Eruygur, Org. Çetin Doğan, Org. Hurşit Tolon, Org. Fevzi Türkeri, Org. Tuncer Kılıç, Org. Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, Org. Hilmi Özkök'e her an muhtıra verebilirler. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu ihtiyaç acilen giderilmelidir. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup "gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı" teyidi alınmıştır.
" 17 No.lu klasördeki mevcut bilgi ve belgelerin incelenerek değerlendirilmesinde büyük yarar vardır. Yaşar Büyükanıt hakkındaki bilgi ve belgelerin R. Tayyip Erdoğan'a ulaştırılmasının onayı gerekmektedir. Gelişmelerin ışığında veriler değerlendirilecektir. A,B,C,D,E,F,G kodlu klasörlerin içeriğinin tensibi ve uygulanması için 500 kişilik özel adamların devreye sokulması gelişmelere göre değerlendirilmelidir. Onay bekliyorum.
Pearson"
***** ABD menfaatlerine karşı çıkan orgenerallerle ilgili A,B,C,D,E,F,G kodlu klasörler daha 2003'de hazırlanmış ve kripto ile Amerika'ya gönderilmiş. Bu klasörlerin uygulanması için devreye sokulmasını istediği 500 özel adam, o sırada Türkiye'de bulunan CIA ekibi. Pearson, özellikle Büyükanıt'a ait 17 No.lu klasöre vurgu yapıyor. (5 Mayıs 2007'de Dolmabahçe'de Büyükanıt'ın önüne konan dosyanın önemli bölümünü bu 17 No.lu klasör oluşturuyor.)
Pearson'un 2003'te Amerika'ya çektiği bu telgraftan sonra muhalif orgenerallere CIA merkezli operasyonlar başlatılıyor. Org. Tuncer Kılınç 2004'te Özel Kuvvetler binası inşaatındaki yolsuzluk suçlamasıyla yıpratılmaya çalışıldı. Org. Büyükanıt Kara Kuvvetleri Komutanı iken 2006'da Şemdinli Kitapevi tertibiyle soruşturmaya maruz kaldı. Diğer orgeneraller Ergenekon ve Balyoz tertiplerine maruz kaldılar. ***** Bütün bu işlerin özü şudur: Türkiye'nin Başbakanı olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülke ile işbirliği yaparak Türk Ordusu'nun komutanlarına şantaj yapmakta, komplo kurmakta, sahte belgeler hazırlatarak haklarında dava açtırıp tutuklatmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse, Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülkenin Türk Ordusu'nun komutanlarına karşı planladığı komplonun uygulanması işini üstlenmiştir. Bütün bu laf kalabalığının arkasında yatan çıplak gerçek budur.
***** Tayyip Erdoğan tarafından Büyükanıt'ın önüne konulan dosyaların tamamı elimizde bulunuyor. Bugün sadece konu başlıklarını ve kısmi ayrıntıları veriyoruz. Önümüzdeki günlerde önemli bulduğumuz bazı dosyaların ayrıntılarını açıklayacağız Dolmabahçe buluşmasında neler olduğunu halkımız bilmiyor, ama Amerikan devleti maalesef tüm ayrıntıları ile biliyor. ABD Büyükelçisi Ross Wilson, buluşmanın olduğu akşam Amerika'ya bütün ayrıntıları telgrafla bildirmiş. Bu bilgileri kimden aldığını herhalde anladınız, söylemeye gerek yok... :)))
***** İşte telgrafın özeti: Buluşmaya iki taraf da dosyalarla geliyor. İki taraf da gergin. Konuşmaya önce Büyükanıt başlıyor. Tepkilerini anlatıyor. Elindeki dosyaların satırbaşlarını okuyor. "Ordunun talebi, eşinin başı açık olan birinin Cumhurbaşkanı olmasıdır" diyor. Bunun üzerine Tayyip Erdoğan şantaj dosyalarını masanın üzerine koyuyor. Büyükanıt şaşkınlık yaşıyor. Geri adım atma ruh haline giriyor. Erdoğan fırsatı kaçırmıyor. Ortamı yumuşatan bir tavıra giriyor. Büyükanıt bundan memnun oluyor. Görüşme karşılıklı iltifatlarla devam ediyor. Gerginlik konularına bir daha dönülmüyor. Hatta spor ve Fenerbahçe bile konuşuluyor. *****
Bu olaydan sonra Genelkurmay hep güçsüz ve sessiz kaldı. Orduya karşı Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla etkisizleştirme operasyonu başlatıldı. Büyükanıt kendi döneminde bu operasyona karşı ciddi bir refleks göster(e)medi.
***** Şantaj dosyasında Amerikalılardan alınanların yanında AKP tarafından eklenen konular da var. * Yaşar Büyükanıt'ın eşi Filiz Büyükanıt'ın Genelkurmay ödeneğinden yaptığı ve usulsüz olduğu iddia edilen harcamaların makbuz ve belgeleri (Toplam tutarı yaklaşık 400 bin lira) *
Büyükanıt'ın Rusya'dan alınması düşünülen bazı silah sistemleri ve helikopter ihalesi öncesinde 3 Rus kadınla birlikte olduğu iddiası.
Büyükanıt hakkında bu tür özel hayatına ilişkin ses, video ve belgelerden oluşan 8 dosya var. * Diyarbakır Söz gazetesi ve televizyonu sahibi Mehmet Ali Altındağ'ın ifadeleri. Bu ifadeler 3 yıl sonra Van Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından Şemdinli iddianamesine konuldu.
* Uyuşturucu suçundan halen Hollanda'da cezaevinde yatan Hüseyin Baybaşin'in Ferhat Sarıkaya ve diğer bazı savcılara gönderdiği Büyükanıt'ı suçlayan ifadeler. * Büyükanıt'ın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı dönemine ait yolsuzluk ve faili meçhul iddiaları. *
Büyükanıt'ın 1. Ordu Komutanlığı dönemine ait 5 dosya Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine ilişkin 7 dosya Genelkurmay Başkanlığı dönemine ilişkin 9 dosya Bunlarda hem ihalelerle ilgili iddialar, hem de dinleme kayıtlarına ait dökümler yer almakta.
* Org. Hilmi Özkök tarafından Amerikalılara hitaben kaleme alınan, Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanı olmasını tavsiye eden yazı. *
Büyükanıt NATO karargahında istihbarat bölümünde görev yaparken Amerikalılar tarafından hakkında toplanan özel bilgiler.
* Büyükanıt'ın aile seceresi hakkında Amerikalıların hazırladığı bir dosya. * Büyükanıt dönemine ilişkin İsrail'e verilen tank ve uçak modernizasyonu ihaleleriyle ilgili yolsuzluk iddiaları *****
3 Rus kadın CIA ajanı çıktı!
Amerikanın hazırladığı dosyaya göre, ünlü bir işadamı Büyükanıt'a 3 Rus kadın gönderiyor. Konu, Rusya'dan alınması düşünülen silah sistemleri ve helikopterler. İddiaya göre işadamının amacı Büyükanıt'a bu konuda etki yapmak.
Ancak, Amerikan Büyükelçisinin telgrafında önemli bir not var: "Kadınların adları Vera, Eva ve Petra, ama bunların ismini koruyun, çünkü bunlar bizim yardımcı haber elemanlarımız" Bu, kripto dilinde "bizim adamımızdır" yani "istihbaratçıdır, ismi duyulmasın" anlamına geliyor.
Bir not daha: CD kayıtları ellerindeymiş. ***** Bu konu hakkında kişisel yorumum şudur: Bir ülkenin Başbakanı, o ülkenin Genelkurmay Başkanına şantaj yapmıştır. Eğer ortada gerçekten bir suç varsa, suçu ve suçluyu gizlemiştir. Hem de yabancı bir ülke ile işbirliği yaparak... Hem şantaj yapmak, hem de suçu ve suçluyu gizlemek kanunlara göre suçtur. Bu suçun hesabı sorulmayacak mıdır? Diğer önemli olay ise: Bir ülkenin Genelkurmay Başkanlığını, başka bir ülkenin yöneticilerine, "Benden sonra yerime falancayı tavsiye ediyorum" diye mektup yazmıştır.
Bu olay, dünya çapında bir rezalettir. Amerika bağımlılığı ve NATO kıskacında ülkemizin düştüğü korkunç durumu açığa vuran bir ibret belgesidir. Böyle bir rezaletin olabileceği hiçbir faninin aklına gelmediği için, kanunlarda böyle bir suç tarifi yapılmamış olabilir. Ama bu, büyük bir suçtur. Bu suçun hesabı sorulmayacak mıdır?
Tayyip Erdoğan - Büyükanıt arasında 5 Mayıs 2003 günü gerçekleşen Dolmabahçe buluşmasının akşamı Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson, "acil ve gizli" kodu ile Amerika'ya bir kripto geçiyor. Özetini geçen yazımda vermiştim. Tekrar etmiyorum Şu çarpıcı cümlelere dikkatinizi çekiyorum sadece...
***** "Tayyip Erdoğan ile Org. Büyükanıt anlaştı. Operasyon başlayabilir. Erdoğan'ın bu özelliğinden faydalanılırsa, Amerikan çıkarlarının devamı çok kolay olacaktır. Bu fırsat elimizde bulunmaktadır." Büyükelçi Wilson Amerika'ya "Operasyon başlayabilir" müjdesini verdikten kısa süre sonra operasyon başladı.
Gerçekten de, 39 gün sonra, Ümraniye'de bir gecekonduya operasyon düzenlendi. Çatı katında bir sandık dolusu el bombası bulunduğu iddia edildi. Bu, Ergenekon soruşturmasının ilk adımıydı.
Büyükelçi Wilson'ın şifreli yazısındaki "başlaması istenen operasyon"un Ergenekon olduğu anlaşıldı. 5 Kasım 2007'de de Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray'da Bush ile görüştü. Tayyip-Bush görüşmesinde, Ergenekon operasyonları konusunda tam mutabakat sağlandı.
Erdoğan'ın yakını Fehmi Koru, Ergenekon'un düğmesine bu toplantıda basıldığını Yeni Şafak'ta yazdı. 21 Ocak 2008 tarihinde de ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, saatler 23.00'ü gösterirken Başbakanlık Resmi Konutu'nda Erdoğan ile sürpriz görüşme yaptı.
Bu buluşmadan 4 saat sonra Ergenekon operasyonunda "ilk gözaltı dalgası" hayata geçirildi. Böylece, "Cumhuriyeti tasfiye etme ve Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisizleştirme" operasyonlarının ABD planı olduğu kanıtlandı. Yani Ergenekon tertibinin, sanıldığı gibi "AKP ve Fethullah Gülen tarafından planlanmadığı" bir kez daha gözler önüne serildi.
Senaryoyu yazan da, yöneten de Amerika'dır. AKP ve Fethullahçılar, bu planın uygulayıcılarıdır sadece...
***** Amerika, 1 Mart 2003 Irak Tezkeresinin Meclis'te reddedilmesini TSK'nın tavrına bağladı. Bu yüzden TSK'yı tasfiye etmeye karar verdi. Direneceği belli olan komutanlar hakkındaki dosyalar işleme konuldu. Ergenekon Balyoz vesaire tertip sürecinin her aşamasında Amerika'nın eli vardır. Planlamayı, zamanlamayı ve yönlendirmeyi Amerika yapmaktadır. Yıllardır "Ergenekon yalanı Amerikan planı" diye bağırıyoruz. Bu sloganın gerçekleri yansıttığı bir kere daha anlaşılmıştır.
Ali Serdar Bolat



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

9 Nisan 2010 Cuma

TUTUKLANIP SALINDIĞINDA TIRSIP SUSANLARA İBRET OLSUN
KONUŞ KOMUTANIM.
REZİLLERİN FOYASINI ÇIKAR ORTAYA

BALYOZ NASIL TEZGÂHLANDI?
Balyoz Planı(!) konusunda iğrenç iddialar tefrika edilmeye başlandığı andan itibaren, ülkemizi karanlığa ve kargaşaya sürüklemek, "iktidarın bildiğini okurken" ortaya çıkan ve çıkacak engelleri yok etmek isteyenlerin, modern bilgisayar teknolojisinin imkânlarından yararlanarak "kopyalama ve yapıştırma" metodu ile bir plan üretmiş olduğunu ifade etmiştim.
Nitekim,
iğrenç tezgah Plan'ın 02 Aralık 2002 tarihini taşımasına rağmen, 2005-2007 döneminde yazılan yazılardan nasıl kopyalandığını ve aynı dönemde meydana gelen gelişmelerden nasıl ilham alınarak yazıldığına dair örnekleri, sayın avukatlarımın ve sevgili çocuklarımın katkıları ile ortaya koymaya çalıştık. Geçen zaman içinde yaptığımız yeni tespitlerle, örneklere ilaveler yapmanın şimdilik anlamı yok sanırım. Ancak şu hususu özellikle belirtmek isterim ki, savcılığın sözde bilirkişi raporu ile kitaplaştırılan çirkin iddialar üzerindeki "resmi kısıtlama kararı" kalktıktan sonra, ortada balyozun hiçbir dayanağı kalmayacak; bundan kuşku duyulmasın.
Bu yazıda ortaya koymak istediğim husus; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bulunan "kozmik büroların" adeta yolgeçen hanına benzediğine ilişkin kamuoyunda oluşan yanlış kanaatin düzeltilmesi ve Balyoz imalatçılarına bu bürolardan bilgi, belge sızıntısının nasıl gerçekleştiğine ilişkin ipuçlarını sergilemektir. Anlatacaklarım Plan Semineri ses kayıtları ile üzerinde sonradan rötuşlar yapılmış belgeler içindir. Sonradan üretilmiş Balyoz darbe planı kesinlikle Birinci Ordu'dan çıkmamıştır.
Açıklayacağım konuları elbette benden daha iyi bilenler vardır. Türk Ulusu'nu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni derinden sarsan, yaralayan Balyoz davasının ulaştığı boyutta hala "adalete saygı bahanesine" sığınarak ya da "kasaptaki ete soğan doğramama" ilkesiyle susanlar, susmaya devam ettikçe, iş başa düştü demektir. Umarım yaptığım açıklamalarda, verdiğim bilgilerde yanlışlık ve eksiklik bulanlar, hiç olmazsa bu konularda "Devlet Adamı" olarak kendi doğrularını açıklarlar.  Öncelikle yandaş medyanın uydurduğu gibi, bavul dolusu kozmik belgelerin, 2002-2003 döneminde Birinci Ordu Karargahında görev yapmış vatansever(!) bir subayın, çalıştığı dönemde kozmik bürodan evrak aşırarak, bunları yedi yıl bir yerlerde sakladıktan sonra, bir büyüğümüzün ifade ettiği gibi, "tarihin yazıldığı değil, tarihin yapıldığı" bir zamana denk düşürerek, yandaş medyaya sunmuş olmasının neden inandırıcı olmadığını birkaç cümle ile özetlemeye çalışalım:
"Birinci Ordu Karargâhı'nda Ordu'nun kozmik bürosundan çok güvenilir ve yetkili bir "köstebeğin" bir veya birkaç evrakı dışarıya çıkarabileceği varsayımı, akla ve mantığa uygun gelebilir. Ancak bir bavul dolusu evrak çıkarması olanaksızdır.
"Kaldı ki, bu "bavulun" içerisinde Birinci Ordu Karargâhı kozmik bürosunda bulunmayan, bulunmasına da olanak olmayan, (Ordu'nun kendi organik kuruluşunda olmayan) Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı unsurlarınca hazırlandığı ileri sürülen uydurma planlar da çıkmış durumda. Anlaşılan karacı subayımız(!) Birinci Ordu Karargâhı Kozmik Bürosundan çıktıktan sonra, Gölcük, Ankara, belki de Eskişehir'e kadar da uzanıvermiş ve kendisine kozmik bürolarda "özel ikramlarda" bulunulmuş!
"Savcılarımıza, evrakların "F Tipi Sahte Evrak ve Senaryo Üretim Merkezinden" yandaş medya aracılığı ile değil, çok daha önceden ve doğrudan iletildiğine ilişkin ciddi kuşkular da bulunmaktadır. Savcılarımızın bir kısım sanıklar için hazırladığı ifade tutanaklarının altında görev yeri olarak halen bulundukları makamlar değil, 2006-2008 döneminde bulundukları makam ve yerlerin isimleri yazılmıştır. Bundan doğal olarak çıkarılacak sonuç; ilgili ve yetkililerin inceleme ve soruşturmalarının 2006 tarihine kadar uzandığıdır. Bu, aynı zamanda, özel yetkili savcılarımızın önlerine konan belgelerin bir kopyasının istenen "zamanda" kamuoyu yaratmak ve belirli kurumları etkilemek için yandaş medyaya sunulduğunu da göstermektedir. Beni sorgulayan Sayın Bilal Bayraktar, özel yetkilerle donatıldığı mevcut görevlendirmeden 2009 yılının adli tatilinin başladığı gün haberdar edildiğini ve tatile çıkamadığını ifade etmiştir. Bildiğim kadarı ile Sayın Bayraktar o günden bugüne kadar geçen sürede, sadece Balyoz ile hemhal olmaktadır. Anlaşılan, kendinden önceki savcılar ellerindeki belgelerden bir şeyler üretmekte yetersiz kalmışlar.
Bu açıklamalardan sonra, Birinci Ordu Kozmik Bürosu'ndan evrakların ne zaman ve nasıl dışarıya çıktığını, kullanıldığını eldeki verilerin ışığında ortaya koymaya çalışalım.
Orgeneral rütbesinde iken Ankara'ya belirli makamlara ulaşan dedikodu ve iftira mektuplarının, bazı kimseler tarafından ciddiye alındığını, bazı çevrelerde de az biraz endişe yarattığını sonradan öğrendim. Bugün, savcıların ellerinde hiçbir kanıt olmamasına rağmen, benim ve diğerlerinin yargısız infaza maruz kalmasının nedenini sadece dedikodu ve imzasız ihbar mektuplarına dayandırmak elbette doğru olmayacaktır. Ancak bir dönemin rövanşını alma, dilediği yolda at koşturma sevdasında olanlar için bu mektuplara basiretten yoksun kişilerce yapılan işlemler, "ürkekler" için bulunmaz bir fırsat yaratmıştır.
Şimdi, 2002-2003 döneminde Ankara'da sirküle eden "mutasavver bir darbeye(!)" ilişkin dedikodu ve ihbar mektuplarına yapılan işlemlerin özet ve sonuçlarını açıklamaya çalışalım:
"    İhbar mektupları bir muhbir tarafından doğrudan ilgili makamlara gönderilebileceği gibi, bu amaçla Milli İstihbarat Teşkilatı ve kanalları da kullanılabilir. İhbar mektupları (imzasız olsa dahi) önemli görülüyorsa, üzerine konan özel bir şerh ile, birer sureti mutlaka Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderilir.
"    Mayıs 2003'ün son haftasında dönemin Genkur. Bşk., Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı ile birlikte Harp Akademilerinde oynanan bir harp oyununa iştirak etmişti. Tatbikat sonucunda bir konuşma yaptıktan sonra benimle yalnız konuşmak istediği nedeniyle, birlikte tahsis edilen özel bir odaya çekildik.
Bana sorduğu ilk soruyu çok iyi anımsıyorum. Sorusu, "Birinci Ordu içinde bazı emekli orgenerallerin ve bazı sivillerin de bulunduğu bir grup tarafından ihtilal hazırlıkları yapıldığı yolunda bilgiler geldiği ve bunun doğru olup olmadığı" şeklindeydi.
Sorusunun benim için çok aykırı olması nedeniyle, biraz nezaket sınırlarını da aşarak, kendisine çok net bir cevap verdim. Verdiğim cevabın sadece ilk cümlesini vermekle yetineceğim:
"Ben daima meşru sınırlar içerisinde bulundum ve bulunmaya da devam edeceğim." Bu sözlerin ardından kendisine bazı önerilerde bulundum. Söylediğim sözler, elbette bir devlet sırrı değil. Ancak, bu aşamada, bunların konumuzla bir ilgisi bulunmadığı için daha fazla detaya girmek istemiyorum.
"    Anladığım kadarı ile benim Birinci Ordu Komutanlığı'ndan ayrılmamdan sonra, Karargah içerisinde aşama aşama detaylı araştırmalar yapılarak, Kozmik Büro'ya ve Muhabere Bilgi Sistemler Başkanlığı'nın (MEBS) sistemlerine girilmiş, öncelikle 05-07 Mart tarihlerinde icra edilen Ordu Plan Semineri  kayıtları ve dokümanları, plan seminerinde jenerik bir senaryoya göre irdelediğimiz Egemen Planı dışarıya çıkartılarak, bir darbe izi taraması yapılmıştır. Döneme ilişkin Kozmik büro giriş ve çıkışlarına ilişkin kayıtların her nasılsa zayi edilmiş olması nedeniyle, bunu gerçekleştiren ekibin başını tahmin etmekle beraber, henüz bu konuda kesin bir kanaat oluşturmak mümkün değil.
Bütün bunları yazış nedenim, kozmik büroya esas girişin emir-komuta zinciri içerisinde yapıldığının, dışarıya çıkartılan doküman ve ses kayıtlarında bir darbe izinin bulunmamasının ardından dokümanların tekrar kozmik büroya sokulmadığının, imha edildiği söylenen belgelerin muhtemelen "iyi niyetle yukarılara" taşındığı varsayımının gerçekçi bir yaklaşım olduğunun ortaya konması içindir.
Balyoz Planları adı altında yapılan sahteciliğin kimler tarafından yapıldığının saptanması için ilgililerden aşağıdaki sorulara yanıt bekliyorum:
(1) Yukarıda belirttiğim gibi 2002-2003 döneminde Birinci Ordu'da bir darbe hazırlığı yapıldığına dair bir ihbar mektubu en üst makamlara gitti mi?
(2) Mayıs 2003'de Genel Kurmay Başkanı ile Birinci Ordu Komutanı arasında mutasavver bir darbeye (!) ilişkin bir konuşma geçti mi?
(3) Genel Kurmay Başkanlığı'nca Ağustos 2003'deki bir tarihten sonra Birinci Ordu'da ve diğer komutanlıklarda bu yönde idari bir tahkikat yapıldı mı? Bu amaçla kozmik odalara ve MEBS'e girildi mi?
(4) Eğer böyle bir tahkikat yapıldıysa;
(4a) Bu tahkikatın sonucu nedir?
(4b) Bu tahkikatı kim(ler) yürüttü?
(4c) Bu tahkikat sürecinde kozmik oda ve MEBS Başkanlığı'ndan Plan Seminerine ait belge ve ses kayıtları inceleme için çıkarıldı mı?
(4d) İncelenen ses kayıtları ve belgelerin akıbeti ne oldu?
Sözüm ona imha edildiği kabul edilen belgelerin, "hayır ehillerinin" ellerinde Balyoz planına dönüşmesi çok kolay olmuşsa da, acemice yapılan işlemler, balyozun er geç bu düzmeceyi kuranların ellerinde patlamasına neden olacaktır.

E.Org. Çetin Doğan




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

20 Ağustos 2009 Perşembe


EMEKLİ Hilmi Özkök, ilginç açıklamalarıyla yine gündeme gelmeyi başardı. MİT’in kendisine iki kez elden teslim ettiği “darbe planlarını” gösteren belgeler için, “Bana geldi ama delil mahiyetinde değildi. Bunun için işleme koymadım” demesi tepki çekti.

Görevini kötüye kullandı CHP’li Atilla Kart, “Belgelerin takdirini yapmak savcılığa aittir. Özkök, yetki tecavüzü yapmış ve görevini kötüye kullanmıştır” dedi. Avukat H. Basri Özbey ise “Madem belgelerin hukuki dayanağı yoktu niye yayanlar için soruşturma açmadı” diye sordu.

Sorumluluktan kurtulamaz Askerinin başına çuval geçirilen tek Genelkurmay Başkanı olan emekli Hilmi Özkök’ün “Belgeler geldi ama delil mahiyetinde değildi. İşleme koymadım” sözleri büyük tepki çekti

Haber: Fatih ERBOZ Emekli Hilmi Özkök, Milliyet gazetesi’nde Fikret Bila’ya verdiği mülakatında kendini savundu. MİT’in kendisine elden teslim ettiği darbe planlarıyla ilgili belgeler için, “Belgeler geldi ama delil mahiyetinde değildi. İşleme koymadım” dedi. Özkök’ün bu açıklaması hem siyasilerden hem de hukukçulardan büyük tepki aldı. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, emekli Özkök’ün kişisel değerlendirmelerle hareket ettiğini ve hukukun gereğini yapmadığını belirterek, “Bu ifadeler Özkök’ü sorumluluktan kurtarmaz” dedi.

Yetki tecavüzü yaptı Kart, “Özkök’ün hukukun gereğini yapmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. ’Hukuku delil niteliği yoksa’ diyor. Ortada bir takım delillerin olduğu, öyle veya böyle bir takım bulguların olduğu, bunların çeşitli iddialar içerdiği söz konusu. Bunun değerlendirmesini yapmak, takdirini yapmak savcılık makamınındır, adli makamlarındır. Özkök bu yönüyle bir taraftan yetki tecavüzü yapmıştır bir taraftan da görevini kötüye kullanmıştır” diye konuştu. Emekli Hilmi Özkök’ün “Diyelim ki süreci başlattınız hukuki değer taşımadığı anlaşıldı. O zaman nasıl çalışacağız” ifadelerine de tepki gösteren Kart, böyle bir anlayışın hukukta yeri olmadığını ve inandırıcılığının da bulunmadığını belirterek şunları söyledi; “Özkök, ’Adli süreci başlatıp takipsizlik kararı gelseydi o arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakardım, hiyerarşik ilişki zedelenirdi’ diyor. Bu ifadeler bizim eleştirilerimizin de haklılığını ortaya koyuyor. Hilmi Özkök’ün böyle bir ihtimali değerlendirme hakkı yok. Asıl olan hukukun işlemesidir. Hukukun işlemesi sürecinde de mutlaka mahkumiyet çıkacak, mutlaka beraat çıkacak diye bir değerlendirme yapamayız. Burada yargılamaya muhtaç olan, yargılama gerektiren iddia. Bunun sonucuna göre kişisel ilişkiler zarar görür ya da görev ilişkim zarar görür demek yanlıştır, bunların hukukta yeri yoktur. Burada Özkök’ün siyasi bağlantıların, siyasi yönlendirmelerin dışında (bunu bir kenara bırakıyorum) öncelikle kişisel kaygılarla, kişisel yaklaşımlarla hareket ettiği ortaya çıkıyor. Özkök’ün yaptığı açıklamaların tutarlılığı, inandırıcılığı yoktur.”

Suça bahane arıyor CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin de, emekli Hilmi Özkök’ün görevi ihmal suçu işlediğini vurgulayarak, “Özkök, ‘Elimde delil yoktu’ diyor. Delil bulmak Genelkurmay Başkanının işi değil askeri savcının işidir” dedi. Ersin şunları kaydetti: “Böyle bir iddia varsa ki kendisine slayt şeklinde de belgelerin geldiğini söylüyor. O zaman askeri savcılığı harekete geçirmesi lazımdı. Askeri savcılığın gerekli delilleri toplaması lazım. Özkök’ün ’elimde delil yoktu’dediği iddialar yüzünden onlarca insan cezaevlerinde çürüyor. En büyük sorumlulardan birisi Özkök’tür. Üzerine düşen görevi yerine getirmemiştir. bununla beraber başbakan da sorumludur. Özkök, işlediği görevi ihmal suçuna bahane arıyor.”

AKP’ye başvursun Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli ise, emekli Özkök’ün darbe iddialarıyla ilgili yaptığı açıklamalara da sert şekilde tepki göstererek, “O dönemde konuşması gereken, gereğini yapması gereken kişilerin emekli olduktan sonra kendi arkadaşlarını, silah arkadaşlarını sıkıntıya sokacak ve her anlama çekilebilecek açıklamalarda bulunmasını yadırgıyorum” dedi. İçli sözlerini şöyle sürdürdü, “Madem kuvvetli deliliniz yoktu, emekli olduktan sonra da bunları dillendirmeyeceksin. Emekli olduktan sonra bunları ulu orta konuşursak, Ergenekon savcılarını çağırıp söylediklerini iddianameye sokuyorsan bu doğru değildir. Emekli olduktan sonra AKP zihniyetinin birçok kişiyi yıprattığı süreçte yanlış yerlere çekilecek şeyler de söylemeyeceksin. Madem konuşacaksın eski Genelkurmay başkanı olarak konuşmayacaksın. Siyaset yapmak istiyorsa AKP’ye başvuracak, bir AKP’li olarak siyaset yapacak. Eski Genelkurmay Başkanı sıfatıyla gündem saptıracak, şüpheler uyandıracak, halkın kafasını karıştıracak açıklamalarda bulunmaması gerekiyor.”

Özkök soruşturma açmalıydı Ümraniye davasının avukatları, Özkök’ün açıklamalarını değerlendirdi

Emekli Hilmi Özkök’ün sözlerine Ümraniye davasının avukatları da tepki gösterdi. Özkök için suç duyurusunda bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey, Hilmi Özkök’ün, “Hukuki dayanağı olmayan belgelerle Kuvvet komutanlarına şaibe yaratacak bir soruşturma açamazsınız” sözlerini, “O zaman bu belgeleri ve söylentilere yayanlar hakkında soruşturma açmalıydı” şeklinde değerlendirdi. Söylentileri ciddiye almadıysa adı geçenlerin ciddiye alması gerektiğini belirten Özbey, “Bu ciddiye almadığı bilgilerle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin birlik ve bütünlüğüne karşı bir tertip yürütüldüğünü görüp, bu tertibi yürütenlere karşı bir soruşturma açmalıydı. ’Ciddiye almadım’ demekle kurtulamıyorsun. Bu ciddi bir iş. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir tertip olduğu anlaşılıyor. Bu soruşturulmaz mı?” şeklinde konuştu.

Kendini kurtarmak istiyor Avukat Vural Ergül, emekli Hilmi Özkök’ün ”Bana bazı bilgiler ve duyumlar geldi ama hiç biri delil mahiyetinde değildi. Hukuki dayanağı olmayan belgelerle Kuvet komutanlarına şaibe yaratacak bir soruşturma açamazsınız“ gibi ifadeleri ile şimdi kendini kurtarmaya koyulduğunun göründüğünü belirtti. Ergül, ”Ancak, Hilmi Özkök, görevi sırasında Başbakan ile birlikte kendisine MİT tarafından gönderilen Ergenekon tertibine ilişkin belgeyi katlayıp cebine koyduğu için hesap vermekten asla kaçamayacak“ dedi. Özkök’ün, suçluluk telaşıyla kendini savunmaya koyulduğunu iddia eden Ergül, ”Eğer, soruşturma açmaya elverecek yeterli belge yoktuysa Özkök’ün, Ümraniye savcılarına verdiği tanık beyanı suç uydurma ve iftira suçunu oluşturacaktır. Eğer, belge vardıysa ve Özkök, bunun gereğini yerine getirmediyse o halde de görevi ihmal ve suçu gizleme suçundan kendisini kurtaramayacaktır. Belge yok ama bir şeyler olduğundan haberim vardı demek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başındaki komutanın ciddiyeti ile bağdaşmamakta “ açıklamasını yaptı.

ÇUVAL OLAYI TARİHE GEÇTİ Emekli Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan 11 Türk askeri ve Türkmen mihmandarları, Peşmerge destekli ABD askerleri tarafından gözaltına alınmışlardı. Başlarına çuval geçirilen askerlerimiz, Süleymaniye’den Bağdat’a götürülmüşlerdi. İşkence edilen 11 asker, 60 saat sonra serbest bırakılmışlardı. Bu olay, tarihe çuval olayı olarak geçmişti.

Yine kendisini savundu Özkök: Hiç biri bir kuvvet komutanına soruşturma açtırmayı gerektirecek delil mahiyetinde değildi

Emekli Hilmi Özkök Milliyet gazetesinde dün Fikret Bila’ya verdiği mülakatta, kendisini savunmayı sürdürdü. Emekli Özkök, “Darbe girişimlerinden habereniz vardı da neden müdahele etmediniz” sorusuna, “Böyle bir söylenti vardı demek, o iş vardı anlamına gelir mi? Gelmez. Böyle bir şeyi teyit ettiğimi söyleyenler haksızdır. Bana bazı belge ve duyumlar geldi, bunları inceledim. Hiç biri bir kuvvet komutanına soruşturma açtırmayı gerektirecek delil mahiyetinde değildi. Bu bakımdan hukuki dayanağı olmayan belge ve duyumlarla bir kuvvet komutanı hakkında şaibe yaratacak bir soruşturmayı başlatamazsınız. Veya süreci başlattınız, belgelerin hukuki değer taşımadığı anlaşıldı. O zaman ben o kuvvet komutanıyla nasıl çalışacağım? O zaman ya benim istifa etmem gerekecekti ya onun” cevabını verdi. Emekli Özkök, “Soruşturma emri, hukuki sürecin bir aşaması, başlatıcısıdır. Genelkurmay Başkanı’na verilmiş bir yetkidir. Ama, Genelkurmay Başkanı, bir kez daha söylüyorum, bu yetki bendedir diye onu keyfi olarak kullanamaz. Bir kuvvet komutanına soruşturmayı başlatacak mahiyette bir şey olmadan başlatamazsınız” diye konuştu.

İhbardan çekinmezdim Fikret Bila’nın “Sizin için yıllarca çalıştığı komutan arkadaşlarını ihbar etmiş oldu gibi de yorumlar çıktı” sözleri üzerine Emekli Hilmi Özkök şunları kaydetti: “Onlar emekli olduktan sonra ben iki sene daha Genelkurmay Başkanlığı yaptım. Eğer, öyle bir niyetim olsaydı o zaman yapardım. Emekli olalı da üç sene oldu. Bu işi ortaya getiren günlük olduğu iddia edilen belgelerin yayımlanmasıdır. Onların doğru olup olmadığına da yargı cevap verecektir. Ancak, şunu da ifade etmek isterim. Yıllarca beraber çalıştığım arkadaşlarımın kanunsuz bir iş yaptıklarından emin olsaydım, onları ihbar etmekten asla çekinmezdim. Çünkü, hukuk benim için dostlukların üstündedir. Ve hukukun olmadığı yerde dostluklar da yoktur.”

No Comment Emekli Özkök, “Sadece bu girişimde bulunanları değil de darbe yapmış olanları yargılamak gerekir görüşü var. Evren Paşa için de bu talepler gündeme getirildi. Sizin o konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna da, “Burada, ben ’No Comment’(Yorum yok) derim. Kendisi benim komutanım ve cumhurbaşkanıdır. Benim, kendilerini yargılanması gereken biri olarak göstermem düşünülemez. Keza kendilerinin benim savunmama da ihtiyaçları yoktur” cevabını verdi.

18 Ağustos 2009 Salı

Özal’ın yolunda gidiyor! Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Türkiye’nin adını “Anadolu Cumhuriyeti” olarak değiştirmek isteyen Turgut Özal gibi konuştu:“Genellikle çok etnisiteli ülkeler etnik referans vermekten çekinmişlerdir. Hepsi şöyle veya böyle bir çözüm bulmuştur. Biz de çözüm bulmalıyız”
Haber : Salim YAVAŞOĞLU Görevi döneminde askerinin başına çuval geçirilen tek Genelkurmay Başkanı olan emekli Hilmi Özkök bu kez de iktidarın sözde Kürt sorunu açılımına ilişkin değerlendirmeleriyle gündemde. Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila’ya açıklamalarda bulunan emekli Özkök, Türkiye’nin sözde Kürt sorununa bakış açısının değişmesi gerektiğini söyledi. Terörle mücadele ederken 5 binden fazla şehit veren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en yüksek kademesinde görev yapan Özkök, çözüm sürecinde kanlı örgüt PKK’nın siyasi kanadı olan DTP’nin muhatap alınması gerektiğini öne sürdü. Özkök şunları kaydetti: DTP’yi muhatap alın “Terör örgütüyle konuşulmaz. O konuda ben de aynı görüşteyim. Silahı eline alıp dağa çıkmış kişiyle konuşulmaz. Bakın harplerde bile sonunda politikacılar oturur, sürdürür. Askerler teknik konuları görüşür. Diğerlerini siviller yapar. Kanunlara karşı gelmiş, dağa çıkmış o kişiyle oturduğun zaman çok vahim bir durum olur. Ama kesinlikle PKK’nın silahlı bir örgüt olarak bu işte yer almasının çok yanlış olacağını ve meseleyi baştan tıkayacağını düşünüyorum. Dediğim gibi siyasi kanatta bu yapılıyor şimdi. DTP gelmiş meclise girmiş. Diğer partiler içersinde de o bölgenin bir sürü insanı var. Yani yöntem nasıl olur onu ben bilemiyorum.”
Öcalan sürece gayriresmi olarak katılabilir iması Özkök, açılım sürecine bebek katili Öcalan’ından dahil olması gerektiği yönündeki söylemlere de tuhaf bir karşılık verdi. Özkök şu ifadelerle Öcalan’ın sürece gayri resmi şekilde dahil edilebileceğini ima etti: “Vatandaş olarak benim bile sorumluluğum var. Resmi olarak ne terör örgütünün ne de başı olan Öcalan’ın bu sürece katılması doğru olur. Resmi olarak katılmasının süreci tıkayacağını düşünüyorum. Ama kendi kendiliğinden yaparsa yapar. Ona bir şey denilmez yani. Kendi yaparsa olur.”
AB’ye övgüler yağdırdı Sözde Kürt sorununun “Avrupa Birliğine girilerek” çözüleceğini iddia eden Özkök, milli egemenliğin devrini isteyen, her fırsatta Türk ordusunu hedef alan AB’ye de övgüler yağdırdı: Şimdi, AB’ye girmiş bir Türkiye düşünün, fert başına milli geliri 10 bini geçmiş, 15 bini bulmuş. Gününde mutlu, geleceğinden emin. Bu durumda kimse bir ayrılıkçılık amacı gütmez. Görüşler farklı olabilir. AB’yi beğenen olur, beğenmeyen olur. Ama AB bir kurallar manzumesidir. Bir hayat standardıdır. Bir sistemdir. Buraya girdiğimiz zaman fert başına milli gelir artışı, ulaşılacak refah seviyesi, yaşam kalitesi tamamen olmasa bile ayrılıkçı fikirleri yumuşatacaktır. Devletin kırmızı çizgileri dikkate alarak izlediği politikaları da eleştiren Özkök, “Kafayı hep aynı yere vurmamak lazım. Başka yönleri çözümleri dememek lazım. Sonra askerlikte şöyle denir; Her harekâtın yedek planları da olmalıdır.” dedi
“Türkiye” ismini tartışmaya açtı Özkök’ün röportajda Atatürk’ün kurduğu devlete verilen “Türkiye” ismini de tartışmaya açtı. Tıpkı “Türkiye Cumhuriyeti’nin” adını “Anadolu Cumhuriyeti” yapmayı planlayan 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal gibi konuşan Özkök, şunları kaydetti: “Devlete isim verme konusunda birçok ülke kendilerine göre çözümler bulmuştur. Mesela Osmanlı demiş, Selçuklu demiş, Amerikalı demiş. Genellikle çok etnisiteli ülkeler etnik referans vermekten bazen çekinmişlerdir. Hatta tarafsız olsun diye başka uluslardan kral ödünç alanlara bile rastlamak mümkündür. Ama hepsi şöyle veya böyle bir çözüm bulmuştur. Biz de çözüm bulmalıyız.” Özkök, bu sözlerinin ardından, yanlış anlaşılmaması gerektiğini ’Türkiye’nin adını değiştirmeyi teklif etmediğini’ ileri sürdü.
Çuval O’nun zamanında geçti Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttüğü sıralarda, 4 Temmuz 2003’te, Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan 11 Türk askeri ve Türkmen mihmandarları, peşmerge destekli ABD askerleri tarafından başlarına çuval geçirilerek gözaltına alınmışlardı. Süleymaniye’den alınarak Bağdat’a götürülen Türk askerleri sorguya ve işkenceye maruz bırakılmışlardı. Operasyonun ABD’nin en önemli milli bayramı olan 4 Temmuz Bağımsızlık Günü gününe denk getirilmesi, ilgili kurum ve kişilerle irtibat kurulmasını engellediği için 11 Türk askeri toplam 60 saat ABD askerleri tarafından alıkonulmuştu.
Evren de eyaletçiydi 12 Eylül darbesinin mimarı 7.Cumhurbaşkanı Kenan Evren de Özkök’ünkine benzer ifadeler kullanmıştı. Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi gerektiğini söyleyen Evren, ülkenin 8 eyalete bölünebileceği önerisini getirmişti. Evren bu eyaletleri “Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir, Trabzon” olarak sıralamıştı. Evren şunları kaydetmişti: Aslında bu düşüncem yeni değil. Daha 1980’li yılların başında bunları düşündüm. Çünkü Ankara’dan 81 ile hákim olmak zor. Uykularım kaçıyordu. Ben Cumhurbaşkanı’yken İçişleri Bakanı bunu dile getirdi. Belki 10 yıl, belki 30, belki 50 yıl. Ben 90 yaşındayım. Belki ben görmeyeceğim. Ama Türkiye bir gün mutlaka bu adımları atacak.
Kardeşi doğruladı Sözde Kürt sorununa büyük ilgi gösteren liderlerden birisi olan 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “Türkiye” ismini değiştirmek istediği öne sürülmüştü. 2008 Kasım’ında bir televizyon kanalında konuşan Korkut Özal da “Ağabeyim, Atatürk ve arkadaşlarının kurdukları devlete ‘Türkiye Cumhuriyeti’ değil de ‘Anadolu Cumhuriyeti’ adını verdiklerini düşünelim derdi” sözleri ile iddiaları örtülü olarak doğrulamıştı. Aynı programda bulunan ve bir dönem MHP’den milletvekilliği de yapmış bir gazeteci ise “Ne diyorsunuz siz?” demiş Korkut Özal’a, “Dedikleriniz kayda geçiyor...” ifadeleriyle sözlerini tekrarlatmıştı.
Birilerinin ekmeğine yağ sürülüyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti adını tartışmaya açan Özkök’e tepki yağdı Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün “Devlete isim verme konusunda birçok ülke kendilerine göre çözümler bulmuştur. Mesela Osmanlı demiş, Amerikalı demiş. Genellikle çok etnisiteli ülkeler etnik referans vermekten bazen çekinmişlerdir” sözlerine siyasilerden tepki yağdı. CHP ve DSP’li vekiller, dış güçlerce programlanan, hükümetin Kürt açılımı girişimine destek veren Özkök’ün sözlerinin birilerinin ekmeğine yağ sürdüğünü ifade etti, “Etnisite sıfatı yakıştırması Türk milletine yapılacak en büyük ihanettir” dedi. Özkök’e gelen tepkiler şöyle: TSK kendi görüşünü açıklar HAKKI SÜHA OKAY (CHP Grup Başkanvekili) Bazı düzenlemeler asla değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Türk milleti kimliği bir milli kimliktir. Türk milletini bir etnisite olarak algılama tarihe ve Türk milletine yapılacak en büyük ihanettir. Türk milleti tarihin derinliklerinden gelen, 4-5 bin yıldır gelen bir isimdir. Çin ve Hindistan’ın yanı sıra Avrupa’da Fransa ve Almanya da böyle. AB istedi diye açılım yapılmaz GÖKHAN DURGUN (CHP Hatay Milletvekili): Şu anda Silahlı Kuvvetler üzerinde ya da silahlı kuvvetlerin görüşünü resmi olarak anlatabilme sıfatını taşımıyor. Bu konuda terörle mücadele yürüten Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut sorumluluk üstlenmiş, resmi düşünceyi söyleyebilecek insanlar var. Eğer böyle bir noktada görüşülecekse askerin fikri alınacaksa, çünkü terörle mücadeleyi yürüten 30 yıldır bu konuda her türlü cefayı çekmiş olan silahlı kuvvetlerdir. TSK’nın şu andaki mevcut resmi görevlileri bu konudaki düşüncelerini açıklarlar. Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz farklı bir konudur. Bizim demokratikleşme ile ilgili atacağımız adımlar, yapılacak girişimler AB tarafından beğenilir, eksik bulunabilir ya da tam onların da kafasındaki çözümler olabilir ama bunlar farklı şeylerdir. Ama AB istedi diye birtakım açılımlar yapmak durumunda ve zorunda değiliz. ATİLLA KART (CHP Konya Milletvekili): Hilmi Özkök, hükümetin bugün sürdürdüğü görüşme yöntemini bir anlamda doğruluyor. Öcalan ile resmi olarak, karşı karşıya gelmek zaten mümkün değil. Siyaseten, fiilen mümkün değil. Ama Öcalan’ın temsil ettiği görüşler ile bu hükümet fiili olarak ilişkiye geçmiş durumda. Daha duyarlı olması lazım HASAN MACİT (DSP İstanbul Milletvekili): Özkök’ün 66. maddeye cevabı farklı bir konuma gitmiş. Burada devlete isim verme konusundaki düşüncelerini neden koymuş? Ve ardından neden (bunları Türkiye’nin isminin değiştirilmesini teklif ettiğim sanılmasın) diyerek neden böyle bir gündem oluşturmaya çalışmış ya da düşünce ifade etmiş bilemiyorum. Türkiye’yi yöneten veya önemli mercilerde olan kişilerin konuşurken çok duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum.
Özkök hakkında İP’ten suç duyurusu İşçi Partisi (İP), eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hakkında suç duyurusunda bulundu. İP Genel Başkan Yardımcısı avukat Hasan Basri Özbey, suç duyurusu öncesinde, partililerle Ankara Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yaptı. “2002’de Türk Ordusu’na darbe yapıldığı ve bu darbeyle Ecevit Hükümeti’nin dağıtıldığı” iddiasında bulunan Özbey, “bunu ABD’nin planladığını” öne sürdü. Tuncay Güney’in ifadelerine dayanılarak, dönemin müsteşarı Şenkal Atasagun zamanında, 2002’de MİT’in hazırladığı ’Ergenekon’şemasının, 2003’te Genelkurmay Başkanı Özkök’e verildiğinin, MİT’in İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda belirtildiğini iddia eden Özbey, “Genelkurmay Başkanlığı’nca mahkemeye gönderilen yazıda ise kurum arşivinde böyle bir şema bulunamadığının bildirildiğini” kaydetti. Özbey, “Hilmi Özkök, 10 Temmuz 2003’te kendisine ’arz edilen’bu şemayı gayrı resmi olarak Türk Ordusu’na karşı tertiplerde kullanmış, sonra da götürmüştür” iddiasında bulundu. Özbey ve beraberindekilerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu dilekçede, Özkök’ün, “kamu görevini kötüye kullanmak”, “TSK aleyhinde tertiplere girişmek, görevini engellemek, birlik, hiyerarşi ve disiplinini bozmak”, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı darbe yapmak” suçlarından cezalandırılması isteniyor.
Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök
Özkök'ten kritik uyarı... Açılım çalışmalarını sürdüren hükümete Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ten uyarı geldi

Hükümetin açılımıyla ilgili tartışmalara Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök de katıldı. Ankara'daki sıcak gelişmeleri Milliyet Gazetesi'ne değerlendiren Özkök, hükümete "Yanlış çözüm durumu kötüleştirir" uyarısında bulundu. Özkök, "Çözümün güçlü bir Türkiye'ye yol açması şartıyla ilerisi aydınlık olur. Ama ille çözüm diye tutturur da yanlış işler yaparsanız, yanlış çözüm bulursanız durum iyiye değil de kötüye gider. Çünkü bu sosyal olaylarda matematik gibi her seferinde 2 çarpı 2 eşittir 4 kuralı çalışmayabilir. Girişim iyi yönetilmezse sonuçlar hep bize birer engeldir. Birliğini beraberliğini sağlayamayan bir ülke, politik gücünü kaybeder. Ekonomik gücü zayıflar" diye konuştu. "Terör örgütü ile konuşulmaz" diyen Özkök, aylardır kendi yol haritasını oluşturmaya çalışan bebek katili Öcalan'ın sürece resmi olarak katılmasının açılımı tıkayacağı görüşünde olduğunu ise "Terör örgütüyle konuşulmaz. Silahı eline alıp dağa çıkmış kişiyle konuşulmaz. Resmi olarak ne terör örgütünün ne de başı olan Öcalan’ın bu sürece katılması doğru olur. Bunun süreci tıkayacağını düşünüyorum. Ama Öcalan kendiliğinden yaparsa yapar. Ona bir şey denilmez yani" sözleriyle belirtti. Peki Anayasa'nın Türk Milleti'ni tanımlayan 66. maddesi değişmeli mi? Özkök'e göre, Türkiye kendi çözümünü bulmalı. Özkök, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk Halkı'na, Türk Milleti denir. Kelimenin lafzını değil, manasını dikkate almak lazım. Anlamında halk ikna edilmelidir. Bu kelime kullanılıyor ama anlamı budur denmelidir. Devlete isim verme konusunda birçok ülke kendilerine göre çözümler bulmuştur. Genellikle çok etnisiteli ülkeler etnik referans vermekten bazen çekinmişlerdir. Ama hepsi şöyle veya böyle bir çözüm bulmuştur. Biz de çözüm bulmalıyız" diye konuştu.

9 Ağustos 2009 Pazar

Yazı şu anda yapılanları özetliyor gibi. Her gün TSK hakkında karalayıcı haberler yapan taraf-zaman vb. (neredeyse tamamı) aşağıda yapılanların on mislini (üstelik terbiyesiz bir uslupla) yapmıyor mu?
TSK’yı neredeyse terör örgütünden kötü duruma düşürmeye çalışmıyorlar mı?
Genelkurmay başkanı bu nedenle birkaç kez açıklama yapmak zorunda kalmadı mı?
Uydur kaydır belge diye defalarca çekilmiş, okunamaz hale getirilmiş fotokopilerle kamuoyu zehirlenmeye çalışılmıyor mu?
Hilmi Özkök tarihe ÇUVALCI PAŞA olarak geçmiştir. Bir utanç abidesidir. Türk onur ve şahsiyetini ayaklar altına alan bu olay karşısında aciz kalmış, tarihe acizliğiyle geçmiş bir kişidir. Keşke o zaman ki askerler bu olaylar yaşanmadan onu istifaya zorlaya bilseydi. Keşke istifa etseydi de bu rezillik yaşanmasaydı.
Bazen bir kurumun başına orayı dolduramayacak, yeterli donanıma sahip olmayan insanlar gelebilir. Bununda demokrasilerde çözümü vardır. Görev süresi içerisinde şayet yetersizliğinden dolayı toplum zarar görecekse (ki Hilmi Özkök yüzünden görmüştür) alt kademelerinde çalışanlar veya sıradan vatandaşların gösterecekleri tepkiler kişinin istifasını sağlaya bilir. Bu otokontroldür, darbe değildir ve darbe yapmaya da gerek yoktur. Başarısızlıklara gösterilmiş her tepkiyi darbeye bağlayarak birilerini suçlamak maksatlıdır ve amacı da bellidir. Ergenekon davası saçmalığıyla halktan ekonomik yıkımı gizlemek, toplumsal korku ve terör yaratarak ülkeyi ulusal çizgiden uzaklaştırmak, üniter yapısını bozmak, derebeylik eyaletleri oluşturarak emperyalistlere tepsi içinde sunmaktır. Susturulmuş, içeriye atılmış aydınlarının olmadığı bir toplum her tarafa çekile bilir. Hele zaman gibi nerden nemalandığı belli, beleş dağıtılan gazeteleri varsa, tv kanalları varsa. işledikleri suçlardan, terörden, talandan ve yetimin yenilen haklarının vebalini ödemekten ancak emperyalistlerin bölücü taleplerine kayıtsız şartsız uymakla kurtula bilirler. Bütün mücadele yalan dolan budur. Akp ve medyası kendini emperyalistin kucağına atmıştır. Artık kurtuluşları Türkiye Cumhuriyeti’nin dağılması ve emperyalistlerin tüm taleplerinin yerine getirilmesi ile mümkündür.
Tüm yalan dolan ve yargıya sızmış adamlarıyla, medyasıyla bunun mücadelesini veriyor. Akli dengeleri bozuldu ve emperyalistlerin sonu gelmez talep ve isteklerini Türk halkın açıklayamaz duruma geldiler. Halkın nezdinde komik duruma düştüler. Yalanları ve ayak oyunları artık sırıtıyor. Aşağıdaki haberde bunun bir başka örneği.
Tekrar ediyorum; keşke Hilmi ÖZKÖK’te parmak kadar onur ve şahsiyet olsaydı, otokontrol çalışsaydı da istifa etseydi. 11 askerimizin başına geçirilen çuval kepazeliği yaşanmasaydı. Hilmi ÖZKÖK’ü istifa ettirmeye çalışanları alnından öpmek gerekir. İleriyi daha önceden gördükleri için. Bu kepazeliği engellemeye çalıştıkları için.
Başarılı olamamışlardır.
Olsun; en azından üzerilerine düşen görevi yapmışlardır. Tarih hepsini kaydetti ve konuşacaktır.
Kıbrıs meselesinde de gösterdikleri hassasiyet ve aşağıda yazanlar bir komutan için onur verici mücadelelerdir. Bunu bir suç gibi atfeden zihniyeti düşünmek istemiyorum. Bunun suç olmadığını onurlu bir askerin yetkisi olduğunu kendileri de biliyorlar. Ama baktıkları taraf ABD ve emperyalist çıkarlar olduğu için onlara suç gibi görülüyor. Bu suçlamaları CİA ajanı yapsa bile bu kadar taraf olamazdı.Çünkü;CİA ajanı bile Kıbrıs’ın bir Türk vatanı olduğunu ve Anavatan TÜRKİYE’NİN Kıbrıs’taki Rum ve AB çıkarlarına karşı önlem alacağını bilir.Ama zavallı devşirmeler “kraldan fazla kralcı” olduklarından bunu göremiyorlar.
Ergenekon, Özkök'ü istifa ettirip yerine kimi getirecekti?
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Ergenekon soruşturmasıyla ilgili 3. iddianamede, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün istifa ettirilip yerine Orgeneral Aytaç Yalman'ın getirilmek istendiği ortaya çıktı.
Bunu ise darbe planları çerçevesinde Başkanlığını Orgeneral Şener Eruygur'un yaptığı Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun gerçekleştireceği belirtiliyor.
Ergenekon zanlısı Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital veriler içerisinde yer alan 'opera-son' isimli word belgesinde dikkat çekici bilgiler yer alıyor.
Aralarında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Orgeneral Hurşit Tolon, Orgeneral Fevzi Türkeri, Orgeneral Oktar Ataman ile emekli Orgeneral Çetin Doğan ile bazı Korgeneral, Tümgeneral ve Tuğgenerallerin bulunduğu çok sayıda generalin önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü istifa ettirmek; daha sonra da AK Parti iktidarını düşürmek amacıyla uygulanacak bir strateji belirlediği ve uygulamaya koyduğu tespit edildi.
Strateji, esas olarak Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın istifa etmemesi üzerine belirlenip; Yüksek Askeri Şura'nın ağustos toplantısından önce söz konusu kişilerin Ankara'da yaptığı toplantıda kararlaştırılmış. Ergenekon iddianamesine göre halen özel kuryelerle söz konusu planın geliştirilmesine ve uygulanmasına çalışılıyor.
Planın yürürlüğe konulması için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün istifa ettirilip yerine Orgeneral Yalman'ın getirilmesi esas alınıyor. Söz konusu istifanın sağlanamaması durumunda belirlenen stratejinin de uygulanmasının mümkün olmadığı, söz konusu grup tarafından kabul edilmekte ve istifanın sağlanması için tüm çabanın gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde, Hilmi Özkök'ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi Özkök'e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları
Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri
Ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükümet aleyhine ve özellikle askerin hükümete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı
Örgüt yöneticisi İlhan Selçuk'un ve örgüt üyesi Mustafa Balbay'ın talimatları ile Cumhuriyet gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları
Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı Rektörlerle görüştükleri, ayrıca Rektörlerden hükümete sert tepki göstermelerini istedikleri, bunun üzerine harekete geçen bazı rektörlerin Hükümet aleyhine sert açıklamalar yaptıkları
Dönem iktidarda bulunan hükümeti parçalayıp ülkeyi yönetmeyecek hale getirmek ve bunun sonucunda ülkede çıkacak kaosla darbeye zemin oluşmasını sağlamak amacıyla örgüt üyesi İsmail Yıldız'a milletvekilleri hakkında araştırma yaptırdıkları ve bu yolla iktidar partisinden ayrılabilecek nitelikteki milletvekillerini tespit ettikleri, bu doğrultuda örgüt üyeleri Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur ve İsmail Yıldız'ın mecliste yer almayan bazı siyasi parti liderleri ile görüştükleri ve yapılan bu görüşmeyi kayda aldıkları
Bu amaçla bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratların siyasi görüşleri ve yaşam tarzları ilgili kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydettikleri belirlendi.
ERUYGUR, KIBRIS BÜYÜKELÇİSİNİ MAKAMINA ÇAĞIRARAK TALİMATLARI KENDİSİNDEN ALACAĞINI SÖYLEMİŞ
Ergenekon yapılanmasının stratejileri arasında "Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğe götürmek" de yer alıyor. Bu amaçla sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları ve böylece ülkenin dış politikasının olumsuz yönde etkileyerek siyasi istikrarsızlığı sağlamaya çalıştıkları ortaya çıktı.
Ergenekon zanlılarından eski Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur'un, strateji doğrultusunda Kıbrıs Büyükelçisi'ni makamına çağırdığı da belirlendi.
Ele geçirilen ses ve görüntülerde Eruygur'un, büyükelçiye bundan sonraki süreçte her talimatı kendisinden alacağını; Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit bilgileri vereceğini, önemli husustaki bilgileri bizzat kendisine vermesi gerektiği şeklinde talimat verdiği tespit edildi.
Ayrıca bu dönemde "Ulusal Birlik Hareketi"ni kurdurarak kendilerine yakın sivil toplum kuruluşlarını tek merkezden yönetmeye çalışmışlar. Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun planları arasında yer alan "sendikaların manipüle edilmesi" stratejisine uygun olarak özellikle Ergenekon zanlısı Mustafa Özbek'in başkanı olduğu Metal-İş sendikası ile kendileriyle birlikte hareket edecekleri yönünde tespitler yaptıkları, bazı sendikaları amaçlarına uygun olarak yönlendirdikleri anlaşıldı.
(CİHAN)

6 Ağustos 2009 Perşembe

Ah be paşam. Askerin başına çuval geçirdiler sessiz kaldın, darbe yapacaklarmış duymuşsun sessiz kalmışsın. Eee sen ne diye o koltuğu işgal ettin. Anlayana aşk olsun. Galiba o zaman hazır değilmişsin. Yapmadıkların,yapamadıklarından dolayı pişmanlık duyuyorsun ki şimdi konuşuyorsun.
Gel seni bir kez daha genelkurmay başkanı yapalım. AKP ile de iyi anlaşıyorsun. Memleketi götürürün kendi ellerinizle ABD/İsrail/İngiltere üçlüsüne bağışlayın. Olur mu?
ÖZKÖK: DARBE GİRİŞİMLERİNDEN HABERİM VARDI

Özkök, Ergenekon iddianamesinde yer alan ifadesinde "Ayışı ve Sarıkız" darbe girişimini 2004'te duyduğunu söyledi.
Ergenekon soruşturumasının üçüncü iddianamesi de mahkeme tarafından kabul edilirken iddianamede yer alan ifadeler de belirginleşmeye başladı. Üçüncü iddianamede yer alan ifadelerden biri de Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e ait. Özkök ifadesinde çok çarpıcı bilgiler veriyor: Özkök'ün Ergenekon savcılarına verdiği ifadede, Ayışığı ve Sarıkız isimli darbe girişimlerinden 2004 yılında haberdar olduğunu ancak elinde kanıt olmadığı için birşey yapamadığını aktarıyor.
Özkök, Şener Eruygur ve diğer Ergenekon sanıklarının ordu içindeki faaliyetlerinden haberdar olduğunu ancak, Ergenekon ismini hiç duymadığını belirtiyor.
Şener Eruygur'a darbe girişimlerini sorduğunu belirten Özkök "Eruygur böyle bir girişimiz yok dedi" şeklinde ifade verdi.
Hilmi Özkök, ayrıca "Genç Subaylar rahatsız" manşetlerine yol açan bir mektubun varlığını da kabul etmeyerek "bana böyle bir mektup gelmedi" dedi.

Ergenekon'da 3. iddianame kabul edildi
13. Ağır Ceza Mahkemesi, 52 sanık hakkında hazırlanan üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesini kabul etti.
Ergenekon'' soruşturması kapsamında 37'si tutuklu 52 şüpheli hakkında hazırlanan üçüncü iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye ilçesinde patlayıcı maddelerin ele geçirilmesiyle ilgili başlatılan soruşturma sonucu ortaya çıkarılan ''Ergenekon'' isimli organizasyonla ilgili hazırlanan üçüncü iddianameyi incelemeyi tamamladı. Mahkemenin, 1454 sayfadan oluşan üçüncü iddianameyi kabul etmesinin ardından 37'si tutuklu 52 sanık hakkında dava açılmış oldu. İddianamenin tamamlanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan yazılı açıklamada, iddianamede operasyon kapsamında 10 Ocak ile 17 Nisan 2009 tarihleri arasında gözaltına alınan ve tutuklanan sanıkların yer aldığı ifade edilmişti. İddianamenin giriş bölümünde örgüt çerçevesinde daha önce yapılan soruşturmalar ve açılan davaların özetlendiği, örgütün gerçekleştirmeyi planladığı ve gerçekleştirdiği eylemler, suikast planları ve el konulan silahların anlatıldığı belirtilen açıklamada, iddianamenin ikinci bölümünde ise şüphelilerin bireysel durumlarının ele alındığı, isnat edilen suçlar ve uygulanması talep edilen yasa maddelerine yer verildiği bildirilmişti. Açıklamada, her şüpheli için arama ve el koyma işlemlerinde bulunan delillerin anlatımı, el konulan delillerin incelenmesi, tanık ifadeleri, şüphelilerin emniyet ve savcılık ifadeleri ile hakimlik sorgusu, hukuki durumun anlatımı, netice ve talep konularının ele alındığı vurgulanmıştı. Operasyon kapsamında 12 Haziran 2007 tarihinden itibaren el konulan, bulunan silah ve mühimmatın dökümünün de yapıldığı açıklamada, sanıklar hakkında da ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs etme', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'', ''Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma'', ''özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, amacı dışında kullanma, hile ile çalma'' suçlamalarının yer aldığı kaydedilmişti. İDDİANAMEDE MAĞDURLAR İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce üçüncü ''Ergenekon'' iddiamesinde, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan ''mağdur'' olarak yer aldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildiği Ulusal Yargı Ağı Projesi'nde (UYAP) görülen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan ve Minas Durmazgüler ''mağdur'', Ali Balkız ve Kazım Genç ise ''müşteki'' olarak geçiyor.
SANIKLAR
Aralarında muvazzaf subayların da bulunduğu 52 sanığın ismi şöyle:
MEHMET HABERAL Sanık ... YALÇIN KÜÇÜK Sanık ... HALİL KEMAL GÜRÜZ Sanık ... MUSTAFA KOÇ Sanık ... ERSİN GÖNENCİ Sanık ... OĞUZ BULUT Sanık ... İBRAHİM ŞAHİN Sanık ... MUSTAFA ÖZBEK Sanık ... MUSTAFA LEVENT GÖKTAŞ Sanık ... RIZA FERİT BERNAY Sanık ... TAYLAN ÖZGÜR KIRMIZI Sanık ... MUSTAFA ABBAS YURTKURAN Sanık ... ÜNAL İNANÇ Sanık ... MUHTEREM BAĞCI Sanık ... HÜDAYİ ÜNLÜER Sanık ... FATİH HİLMİOĞLU Sanık ... İLHAN BULAYIR Sanık ... ZERRAR ATİK Sanık ... FAHRİ KEPEK Sanık ... İLYAS ÇINAR Sanık ... OĞUZHAN SAĞIROĞLU Sanık ... ERDAL ŞAHİN Sanık ... ENGİN AYDIN Sanık ... ERBAY ÇOLAKOĞLU Sanık ... CENGİZ KÖYLÜ Sanık ... CİHANDAR HASANHANOĞLU Sanık ... MUHAMMED SARIKAYA Sanık ... FATMA CENGİZ Sanık ... YAŞAR OĞUZ ŞAHİN Sanık ... MUHİTTİN ERDAL ŞENEL Sanık ... MEHMET KORAL Sanık ... TUNÇER KILINÇ Sanık ... MÜNÜR KEMAL YAVUZ Sanık ... HASAN ATAMAN YILDIRIM Sanık ... HÜSEYİN VURAL VURAL Sanık ... MUSTAFA DÖNMEZ Sanık ... MURAT EKE Sanık ... CİHAN ARIK Sanık ... ALİ OKTAY ŞAHBAZ Sanık ... ONUR ÖZDEMİR Sanık ... EMRE BALTACI Sanık ... MELİH YÜKSEL Sanık ... SERVET KAYNAK Sanık ... FAHRİ SÜSLÜ Sanık ... KEMALETTİN BALCI Sanık ... BÜLENT GÜNGÖRDÜ Sanık ... MURAT ÇAVDAR Sanık ... MEHMET DALAGAN Sanık ... AYHAN ATABEK Sanık ... KENAN TEMUR Sanık ... EROL MANİSA Sanık ... MUSTAFA HÜSEYİN BUZOĞLU Sanık ...