TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TSK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İHANETİN BELGESİ


Ali Serdar Bolat:DOLMA BAHÇESİ DOSYASI!
PEARSON HAZIRLATTI;TAYYİP ERDOĞAN BÜYÜKANIT'IN ÖNÜNE KOYDU!
ABD Büyükelçisi Robert Pearson, orgeneraller Aytaç Yalman, Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılınç ve YaşarBüyükanıt'ın Amerikan menfaatlerine karşı çıktıklarını tespit ediyor ve karşı hamle olarak bu orgenerallerle diğer bazı üst rütbeli subaylar hakkında CIA ajanları vasıtasıyla bilgi topluyor. Kendi deyimiyle "özel kaynak verileri" olarak adlandırdığı bu bilgileri kripto vasıtasıyla Amerika'ya gönderiyor. Pearson, Amerika'ya gönderdiği 22 Mart 2003 tarihli telgrafında bu konuyu ayrıntılı olarak şöyle anlatıyor:
***** Telgraf metni:
"... (Türk generaller) Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır. R. Tayyip Erdoğan güçlü bir müttefiğimizdir. Orgenerallerin tutum ve duruşu, Amerikan menfaatlerinin korunması ve devamı açısından engelleyici olmaktadır.. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşu mutlaka sahiplenilmelidir. Muhalif orgeneraller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler... Tayyip Erdoğan'ın siyasi kavrayışı ve bölge ülkeleri ile Türkiye içindeki yüksek orandaki halk desteğinin kalıcı desteğe dönüşmesi mutlak destek olarak değerlendirilmelidir. Erdoğan, kendisine desteğin devamı halinde, ABD’nin bir müttefiği olarak, Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demir yolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir. Zaten zaman içerisinde bu imkanların büyük bölümü gerçekleşti, Bölgedeki hava hareketimize yeterince katkı sağlandı. Ancak Türk ordusundaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Bu subaylarla ilgili özel kaynak verilerimiz CRT (kripto) olarak gönderilmiştir. Bu dosya ile ilgili veri toplamalarımız devam etmektedir.
Amerikan menfaatlerine karşı çıkan Org. Aytaç Yalman, Org. Şener Eruygur, Org. Çetin Doğan, Org. Hurşit Tolon, Org. Fevzi Türkeri, Org. Tuncer Kılıç, Org. Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, Org. Hilmi Özkök'e her an muhtıra verebilirler. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu ihtiyaç acilen giderilmelidir. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup "gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı" teyidi alınmıştır.
" 17 No.lu klasördeki mevcut bilgi ve belgelerin incelenerek değerlendirilmesinde büyük yarar vardır. Yaşar Büyükanıt hakkındaki bilgi ve belgelerin R. Tayyip Erdoğan'a ulaştırılmasının onayı gerekmektedir. Gelişmelerin ışığında veriler değerlendirilecektir. A,B,C,D,E,F,G kodlu klasörlerin içeriğinin tensibi ve uygulanması için 500 kişilik özel adamların devreye sokulması gelişmelere göre değerlendirilmelidir. Onay bekliyorum.
Pearson"
***** ABD menfaatlerine karşı çıkan orgenerallerle ilgili A,B,C,D,E,F,G kodlu klasörler daha 2003'de hazırlanmış ve kripto ile Amerika'ya gönderilmiş. Bu klasörlerin uygulanması için devreye sokulmasını istediği 500 özel adam, o sırada Türkiye'de bulunan CIA ekibi. Pearson, özellikle Büyükanıt'a ait 17 No.lu klasöre vurgu yapıyor. (5 Mayıs 2007'de Dolmabahçe'de Büyükanıt'ın önüne konan dosyanın önemli bölümünü bu 17 No.lu klasör oluşturuyor.)
Pearson'un 2003'te Amerika'ya çektiği bu telgraftan sonra muhalif orgenerallere CIA merkezli operasyonlar başlatılıyor. Org. Tuncer Kılınç 2004'te Özel Kuvvetler binası inşaatındaki yolsuzluk suçlamasıyla yıpratılmaya çalışıldı. Org. Büyükanıt Kara Kuvvetleri Komutanı iken 2006'da Şemdinli Kitapevi tertibiyle soruşturmaya maruz kaldı. Diğer orgeneraller Ergenekon ve Balyoz tertiplerine maruz kaldılar. ***** Bütün bu işlerin özü şudur: Türkiye'nin Başbakanı olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülke ile işbirliği yaparak Türk Ordusu'nun komutanlarına şantaj yapmakta, komplo kurmakta, sahte belgeler hazırlatarak haklarında dava açtırıp tutuklatmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse, Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülkenin Türk Ordusu'nun komutanlarına karşı planladığı komplonun uygulanması işini üstlenmiştir. Bütün bu laf kalabalığının arkasında yatan çıplak gerçek budur.
***** Tayyip Erdoğan tarafından Büyükanıt'ın önüne konulan dosyaların tamamı elimizde bulunuyor. Bugün sadece konu başlıklarını ve kısmi ayrıntıları veriyoruz. Önümüzdeki günlerde önemli bulduğumuz bazı dosyaların ayrıntılarını açıklayacağız Dolmabahçe buluşmasında neler olduğunu halkımız bilmiyor, ama Amerikan devleti maalesef tüm ayrıntıları ile biliyor. ABD Büyükelçisi Ross Wilson, buluşmanın olduğu akşam Amerika'ya bütün ayrıntıları telgrafla bildirmiş. Bu bilgileri kimden aldığını herhalde anladınız, söylemeye gerek yok... :)))
***** İşte telgrafın özeti: Buluşmaya iki taraf da dosyalarla geliyor. İki taraf da gergin. Konuşmaya önce Büyükanıt başlıyor. Tepkilerini anlatıyor. Elindeki dosyaların satırbaşlarını okuyor. "Ordunun talebi, eşinin başı açık olan birinin Cumhurbaşkanı olmasıdır" diyor. Bunun üzerine Tayyip Erdoğan şantaj dosyalarını masanın üzerine koyuyor. Büyükanıt şaşkınlık yaşıyor. Geri adım atma ruh haline giriyor. Erdoğan fırsatı kaçırmıyor. Ortamı yumuşatan bir tavıra giriyor. Büyükanıt bundan memnun oluyor. Görüşme karşılıklı iltifatlarla devam ediyor. Gerginlik konularına bir daha dönülmüyor. Hatta spor ve Fenerbahçe bile konuşuluyor. *****
Bu olaydan sonra Genelkurmay hep güçsüz ve sessiz kaldı. Orduya karşı Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla etkisizleştirme operasyonu başlatıldı. Büyükanıt kendi döneminde bu operasyona karşı ciddi bir refleks göster(e)medi.
***** Şantaj dosyasında Amerikalılardan alınanların yanında AKP tarafından eklenen konular da var. * Yaşar Büyükanıt'ın eşi Filiz Büyükanıt'ın Genelkurmay ödeneğinden yaptığı ve usulsüz olduğu iddia edilen harcamaların makbuz ve belgeleri (Toplam tutarı yaklaşık 400 bin lira) *
Büyükanıt'ın Rusya'dan alınması düşünülen bazı silah sistemleri ve helikopter ihalesi öncesinde 3 Rus kadınla birlikte olduğu iddiası.
Büyükanıt hakkında bu tür özel hayatına ilişkin ses, video ve belgelerden oluşan 8 dosya var. * Diyarbakır Söz gazetesi ve televizyonu sahibi Mehmet Ali Altındağ'ın ifadeleri. Bu ifadeler 3 yıl sonra Van Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından Şemdinli iddianamesine konuldu.
* Uyuşturucu suçundan halen Hollanda'da cezaevinde yatan Hüseyin Baybaşin'in Ferhat Sarıkaya ve diğer bazı savcılara gönderdiği Büyükanıt'ı suçlayan ifadeler. * Büyükanıt'ın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı dönemine ait yolsuzluk ve faili meçhul iddiaları. *
Büyükanıt'ın 1. Ordu Komutanlığı dönemine ait 5 dosya Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine ilişkin 7 dosya Genelkurmay Başkanlığı dönemine ilişkin 9 dosya Bunlarda hem ihalelerle ilgili iddialar, hem de dinleme kayıtlarına ait dökümler yer almakta.
* Org. Hilmi Özkök tarafından Amerikalılara hitaben kaleme alınan, Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanı olmasını tavsiye eden yazı. *
Büyükanıt NATO karargahında istihbarat bölümünde görev yaparken Amerikalılar tarafından hakkında toplanan özel bilgiler.
* Büyükanıt'ın aile seceresi hakkında Amerikalıların hazırladığı bir dosya. * Büyükanıt dönemine ilişkin İsrail'e verilen tank ve uçak modernizasyonu ihaleleriyle ilgili yolsuzluk iddiaları *****
3 Rus kadın CIA ajanı çıktı!
Amerikanın hazırladığı dosyaya göre, ünlü bir işadamı Büyükanıt'a 3 Rus kadın gönderiyor. Konu, Rusya'dan alınması düşünülen silah sistemleri ve helikopterler. İddiaya göre işadamının amacı Büyükanıt'a bu konuda etki yapmak.
Ancak, Amerikan Büyükelçisinin telgrafında önemli bir not var: "Kadınların adları Vera, Eva ve Petra, ama bunların ismini koruyun, çünkü bunlar bizim yardımcı haber elemanlarımız" Bu, kripto dilinde "bizim adamımızdır" yani "istihbaratçıdır, ismi duyulmasın" anlamına geliyor.
Bir not daha: CD kayıtları ellerindeymiş. ***** Bu konu hakkında kişisel yorumum şudur: Bir ülkenin Başbakanı, o ülkenin Genelkurmay Başkanına şantaj yapmıştır. Eğer ortada gerçekten bir suç varsa, suçu ve suçluyu gizlemiştir. Hem de yabancı bir ülke ile işbirliği yaparak... Hem şantaj yapmak, hem de suçu ve suçluyu gizlemek kanunlara göre suçtur. Bu suçun hesabı sorulmayacak mıdır? Diğer önemli olay ise: Bir ülkenin Genelkurmay Başkanlığını, başka bir ülkenin yöneticilerine, "Benden sonra yerime falancayı tavsiye ediyorum" diye mektup yazmıştır.
Bu olay, dünya çapında bir rezalettir. Amerika bağımlılığı ve NATO kıskacında ülkemizin düştüğü korkunç durumu açığa vuran bir ibret belgesidir. Böyle bir rezaletin olabileceği hiçbir faninin aklına gelmediği için, kanunlarda böyle bir suç tarifi yapılmamış olabilir. Ama bu, büyük bir suçtur. Bu suçun hesabı sorulmayacak mıdır?
Tayyip Erdoğan - Büyükanıt arasında 5 Mayıs 2003 günü gerçekleşen Dolmabahçe buluşmasının akşamı Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson, "acil ve gizli" kodu ile Amerika'ya bir kripto geçiyor. Özetini geçen yazımda vermiştim. Tekrar etmiyorum Şu çarpıcı cümlelere dikkatinizi çekiyorum sadece...
***** "Tayyip Erdoğan ile Org. Büyükanıt anlaştı. Operasyon başlayabilir. Erdoğan'ın bu özelliğinden faydalanılırsa, Amerikan çıkarlarının devamı çok kolay olacaktır. Bu fırsat elimizde bulunmaktadır." Büyükelçi Wilson Amerika'ya "Operasyon başlayabilir" müjdesini verdikten kısa süre sonra operasyon başladı.
Gerçekten de, 39 gün sonra, Ümraniye'de bir gecekonduya operasyon düzenlendi. Çatı katında bir sandık dolusu el bombası bulunduğu iddia edildi. Bu, Ergenekon soruşturmasının ilk adımıydı.
Büyükelçi Wilson'ın şifreli yazısındaki "başlaması istenen operasyon"un Ergenekon olduğu anlaşıldı. 5 Kasım 2007'de de Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray'da Bush ile görüştü. Tayyip-Bush görüşmesinde, Ergenekon operasyonları konusunda tam mutabakat sağlandı.
Erdoğan'ın yakını Fehmi Koru, Ergenekon'un düğmesine bu toplantıda basıldığını Yeni Şafak'ta yazdı. 21 Ocak 2008 tarihinde de ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, saatler 23.00'ü gösterirken Başbakanlık Resmi Konutu'nda Erdoğan ile sürpriz görüşme yaptı.
Bu buluşmadan 4 saat sonra Ergenekon operasyonunda "ilk gözaltı dalgası" hayata geçirildi. Böylece, "Cumhuriyeti tasfiye etme ve Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisizleştirme" operasyonlarının ABD planı olduğu kanıtlandı. Yani Ergenekon tertibinin, sanıldığı gibi "AKP ve Fethullah Gülen tarafından planlanmadığı" bir kez daha gözler önüne serildi.
Senaryoyu yazan da, yöneten de Amerika'dır. AKP ve Fethullahçılar, bu planın uygulayıcılarıdır sadece...
***** Amerika, 1 Mart 2003 Irak Tezkeresinin Meclis'te reddedilmesini TSK'nın tavrına bağladı. Bu yüzden TSK'yı tasfiye etmeye karar verdi. Direneceği belli olan komutanlar hakkındaki dosyalar işleme konuldu. Ergenekon Balyoz vesaire tertip sürecinin her aşamasında Amerika'nın eli vardır. Planlamayı, zamanlamayı ve yönlendirmeyi Amerika yapmaktadır. Yıllardır "Ergenekon yalanı Amerikan planı" diye bağırıyoruz. Bu sloganın gerçekleri yansıttığı bir kere daha anlaşılmıştır.
Ali Serdar Bolat



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

1 Ocak 2012 Pazar

PROVAKASYONLARI DEĞİL BU FERYADI DUYUN

KORKUNÇ HATA.
VATANDAŞIMIZI TERÖRİSTİN ÇAKALIN MEZESİ YAPMAYIN

Uludere’de 35 yurttaşımızın kaçakçılık yaparken Türk Hava Kuvvetleri tarafından bombalanması ve hayatını kaybetmesi sonrasında gerçekleşen olaylar, herhangi bir terör olayından daha geniş tahlil edilmeyi gerektiriyor. Ancak bu tahlili yapmadan önce olay ile ilgili şu ana kadar açık kaynaklardan gelen doğru bilgileri yanlış bilgilerden ayıklayarak, resmin ne olduğunu görelim. Ve resimdeki eksiklerden hareket ederek, sorulması gereken soruları ortaya koyalım.

Birinci Tespit: Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu Köyü’nde yaşayan Encü ailesi büyük bir aile. Ailenin bir bölümü Türkiye’de bir bölümü Zaho’da K. Irak’ta yaşıyor. Aile, PKK ile mücadeleye verdiği etkin destekten dolayı, bölgede görev yapan askerler tarafından sevilen bir aile. Encü Ailesi ile TSK arasında yıllar içinde bir güven bağı oluşmuş. Ailenin reisi takma adı Dirbaz olan Naif Encü. Dirbaz Naif Encü korucubaşı olarak senelerden buyana ailesini PKK’ya karşı mücadelede yönetiyor. Sınır boyunda yaşayan bir aile olduğu için PKK’nın saldırılarında ilk hedeflerden birisi. Zaten Emre Uslu, Taraf gazetesindeki makalesinde Encü ailesine “derin devletin aşireti” demeye getiriyor. (Taraf 31 Aralık 2011)

Öte yandan aileye mensup korucular, sınır ötesi operasyonlarda güvenlik güçleri ile K. Irak’a girip çıkıyorlar.Aile şimdiye değin birçok şehit ve gazi vermiş bir aile. Son bombardımanda iki kardeşini, Hüsnü ve Savaş’ı ve 13 yaşındaki oğlunu Erkan’ı kaybeden Mehmet Encü, 1998’de Haftanin kampına düzenlenen bir operasyonda iki gözünü mayın patlaması sonucunda kaybetmiş.(Hürriyet, 31 Aralık 2011) (Unutmayalım, Güneydoğu Anadolu’da çocuklara verilen isimler aynı zamanda siyasal bir tavır ortaya koymaktır. Bu aile siyasi tavrını çocuklara verdiği isimler ile de koyuyor.)  

Bu olayda oğlunu kaybeden bir diğer gazi ise Abdulaziz Encü. Abdülaziz Encü, 1999’da Düğün Dağı’nda bir operasyon sırasında mayın patlaması sonucunda bacağını kaybediyor. Patlamada amcası ölüyor. Bir Mehmetçikte yaralanıyor. Tek bacağı ile gönüllü koruculuk yapan Abdülaziz Encü kızgın: “Çocuğumun tabutunun üstüne bayrak astılar. Hükümet meydanı boş bıraktı. BDP’lilerin propaganda alanı oldu. Bu görüntüyü görünce ciğerim yandı. Bizi sahipsiz bıraktılar.” (Vatan, 31 Aralık 2011) Bir gazinin feryadı. Senelerce çarpıştığı, akrabalarını elinden alan, bacağını elinden alan terör örgütü şimdi oğlunun cenazesini elinden alıyor. 

İkinci Tespit: Türkiye’nin Van-Hakkâri ve bir ölçüde Şırnak sınırı PKK’nın finans kaynağını oluşturan temel kaynak olan uyuşturucu, akaryakıt ve diğer kaçakçılıkların en yoğun olarak gerçekleştiği bölge. (Bu konuda bkz. 11 Kasım 2011 tarihli Van kırsalı ve PKK Holding başlıklı yazıma) Ancak kaçakçılığı yapan sadece PKK yandaşları değil. PKK yandaşlarının kaçakçılık ile büyük bir zenginlik oluşturduğunu gören devlet, devlet yanlılarına da uyuşturucu, silah (akaryakıt konusunda farklı görüşler var) dışında kaçakçılık konusunda göz yumuyor. Anlaşılan o ki, Encü ailesi de bu çerçevede güvenlik güçlerinin bilgisi dâhilinde K. Irak’tan kaçak mal getiriyor. Ailenin bir mensubu “bu sefer askere gittiğimizi haber vermemiştik” açıklamasını yaptı. Demek ki, diğer gidişlerde askere haber verilip öyle gidiliyor. Bu sefer mazota gittikleri için mi haber vermediler bilmiyoruz.  

Burada sorulması gereken soru, PKK’nın düşmanı olan Encü ailesi mensupları nasıl PKK’nın saldırısına uğramadan PKK kamplarına çok yakın bir bölgeden mal taşıyabiliyorlar. Hemen büyük komplo teorileri geliştirmeye gerek yok. Bunun cevabı çok basit olabilir. Encülere mal tedarik eden K. Irak’taki aşiret PKK’ya bu konuda baskı yapmış olabilir. Ancak bu soru cevaplandırılması gereken bir soru?
Üçüncü Tespit: MİT’in PKK içindeki elemanından Feyman Hüseyin’in liderliğindeki bir grubun kaçakçıların kullandığı yoldan Türkiye’ye geçiş yapacağına dair bir haber 19 veya 20 Aralık’ta istihbarat olarak geliyor. MİT bilgiyi Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığına geçiyor. 29 Aralık günü Heronlar anılan bölge olan Sinat-Haftanin görüntü alıyor. Kaçakçı olabilecekleri şüphesi doğuyor. İstihbarat için tekrar teyit isteniyor. MİT istihbaratı teyit ediyor.(Başbakan Erdoğan ve MİT ikinci istihbarat teyidini reddettiler. Genelkurmay Başkanlığı ilk açıklamasında istihbarat kaynağı olarak “çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat” demektedir.) Ve iki savaş uçağı bölgeyi bombalıyor. Genelkurmay Başkanlığı ikinci kez istihbaratı MİT’ten teyit edip etmediğini açıklamalıdır.

Dördüncü Tespit: Daha bombardıman devam ederken, Encü ailesi bölgedeki askeri birliğe telefon ederek kendi çocuklarının bombalandığı bilgisini vermiştir. Muhtemelen saat 23.00-24.00 arasında AKP Hükümeti ve Genelkurmay Başkanlığı yanlışın farkına varmış ve şoka girmiştir. Bu noktada PKK-BDP’nin inisiyatifi ele alarak, senelerden buyana düşman olarak belledikleri Encü ailesine “Kürtlük” adına sahip çıkarak, siyasal istismar sürecini başlatmışlardır. 

Beşinci Tespit: PKK’nın inisiyatifi ele geçirmesi, çok geçte olsa yanında asker ve jandarma olmadan baş sağlığı için giden Uludere kaymakamının dövülmesi, cenazelerin kalkması sırasında PKK çaputlarının tabutlara örtülmesi, kamuoyunun bir bölümünde “bunlar zaten PKK’lı imiş, üstelik yaptıkları kaçakçılık PKK finansmanı için” şeklinde bir algının doğmasına yol açmıştır. Bu da ortaya “öldüler ise öldüler, ne olacak yani. Bizim askerlerimiz de şehit oluyor” tepkisini çıkarıyor. Oysa, Abdülaziz Encü, mayın patlamasından sonra kendisine takılan birliğin elindeki tek serumu, çıkartarak, oğlu yaşındaki yaralanan Mehmetçiğe taktırıyor. Şimdi istediği, düşmanı olan PKK devletin ve milletin yanında olması. 

Altıncı Tespit: Yapılması gereken ilk şeyler: 

1) Encü ailesinin PKK istismarından kurtarılması. Bakanların ziyareti, Başbakan’ın telefon ile araması, CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun ziyareti olumlu adımlardır. Ancak muhakkak Genelkurmay Başkanı TSK ile silah arkadaşlığı yapan bu aileyi ziyaret ederek gönüllerini almalıdır. Encü ailesi ile yoğun ilişki süreci daha sonrada devam etmelidir. 

2) Eş zamanlı olarak istihbarat çarkının nerede kırıldığı, neden kırıldığı muhakkak ortaya çıkarılmalıdır. 
Ümit Özdağ


BAŞIMIZ SAĞ OLSUN
 ACI GERÇEK . 
ÖLENDE BİZİM ÖLDÜRENDE BİZİM.




 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

31 Aralık 2011 Cumartesi

BORDER PATROL'UNUZ HAYIRLI OLSUN.HOŞ GELDİN DECCAL


Türk jetleri Irak sınırları içerisinde ABD’den aldıkları bilgi paylaşımıyla operasyon yapıyor ve 35 kaçakçılık yapan vatandaş ölüyor.

Türk ordusu kendi sivil vatandaşını öldürdü diye kıyamet kopuyor. Yandaş yanaşma, liboşu, fettullahçısı, ayrılıkçı kürdü TSK’yı suçluyor. ABD’ye polis bursu ile giden sonra “kıtalar arası uçamaz” raporu alıp ülkeye yılarca dönmeyen, döndüğünde girdiği sınavda gösterdiği üstün başarısızlık nedeniyle polislik mesleğinde yükselemeyen, öğretim üyeliğine ve taraf gazeteciği köşe yazarlığına terfi eden Emre Uslu twitterde tam bir uçuşa geçti ve bu bombalama olayını Ergenekon’a mal etti. Taktire şayan bir uçuş denemesi.Kuyruğunu ABD’ye kaptıranlardan beklenecek bir fikir yürütme başarısı.tebrik ediyorum kendisini.

Ama bakınız; bu olayı duyduğumda benim aklıma gelenler nelerdi?
1-Biz müthiş bilgi paylaşımını ABD’den alıyoruz.
2-Daha düne kadar İsrail’in 1 teröristi gören ama 300 teröristi görmeyen Heronlarından alıyorduk.
3–Bir kaç senedir TSK’lerinin ve jandarmanın yetkileri daraltılıyor.
4-İçişleri Bakanlığına ağır silah alma yetkisi verildi.
-İçişleri bakanlığı ne yapacak ağır silahı?
Kendine bağlı olan polise verecek.
-Yani ne demek bu?
Polisin tank alma yetkisi var demek.
5-Sonra AB baş müzakerecisi Egemen Bağış bir açıklama yaptı. Türkiye AB’ye girecekmiş.
-Eeee.
Dolayısıyla AB’nin sınırları Türkiye’nin sınırları olacakmış.
-Sonra.
AB’nin sınırlarını Türk ordusunun koruması AB norm ve kriterlerine uygun değilmiş.
-E ne yapalım?
“Border patrol” (sınır muhafızları)  kurulacakmış. İçişlerine bağlı olacakmış. Yöre insanından olacakmış. Ayrıca istihdam da sağlayacakmış.50 Bin kişiden oluşacakmış.
—Süper güzellikte bir fikir.
Çocuklarda pkk kamplarının arasından geçerek kaçakçılık yapmak zorunda kalmaz. Pkk’ya karşı Türkiye sınırlarını korurlar artık.
6-Bu arada ABD Irak’tan çekiliyor. Tası tarağı, ağır silahlarını, fosfor bombalarını topladı kıçına baka baka Türkiye topraklarına çekiliyor. Türkiye’den de 1 bilemedin 2 sene içerisinde çekilecekmiş.
7-Bu arada BDP’nin kadın milletvekilleri özerklik ilan ediveriyor. Adamların zaten hiç ses soluğu çıkmıyor. TBMM’de bir iki artistliğin dışında süt dökmüş kedi.
Ne oldu arkadaşlar?
Özerklik istiyorsun.
ABD ağır silahlarıyla ülkende.
50 000 kişilik Sınır Muhafız Birliği yöre halkından kuruyorsun.
Yemede yanında yat.
Türkiye Cumhuriyetin vatandaşlarının vergileriyle ABD güdümünde Kürt ayrılıkçı özerk yapılanmasına 50 000 kişilik silahlı, eğitilmiş dibine kadar ayrılıkçı faşist bir ordu oluşturuluyor.
Ozaman:
Hoş geldin 2012.
Hoş geldin marluk, deccal, ne olduğu belli olmayan abuk sabuk şeyler.
Hoş geldin iç savaş.
Hoş geldin kan gözyaşı ve ölümler.
Hoş geldin siyonistin hasat mevsimi.
Hoş geldin ABD.
Güle güle kardeşlik.
Birlik, beraberlik ve bilumum güzel şeyler.
Bunun için ne gerekiyordu?
“Türk Ordusu sınırlarını koruyamıyor.” gerekiyor.
“Türk Ordusu kendi sivil halkını öldürüyor” gerekiyor.
Bunları sağladı mı? Bu olay.
Kaymak gibi sağladı.
Şimdi hazır olun.
Yandaş, yanaşma, liboş, fetoş, ayrılıkçı faşist kürt medyaya atacakları başlıkların emri gelmeden söyleyelim.
Yakında bu ve benzer başlıklar göreceğiz ve tartışmalar dinleyeceğiz.
“Türk Ordusu sınırları koruyamıyor.”
 “Türk Ordusu kendi sivil vatandaşını bombalıyor”
“Türk Ordusunun içerisinde hala Ergenekoncular var”
Ve neticede ve kesinlikle:
“ABD’NİN MEKSİKA SINIRINDAKİ GİBİ “BORDER PATROL” (SINIR MUHAFIZLARI) GELİYOR.”
ABD müthiş bilgi paylaşımıyla kaçakçı vatandaşları bombalattırıp “border patrol” (sınır muhafızları) yapılanmasına geçişi sağlayacak propaganda malzemesi oluşturuverdi.Şimdi sıra medyada ve AKP , neo-CHP,MHP ve tabiki BDP de.
Mutlu yıllar.
Ama gelen yıl 2012 dikkat edin.
31/12/2011
Levent kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Eylül 2011 Pazar

LANETLİ DUDAKLAR


Yakın branşlar arasında tatlı bir rekabet hep olmuştur. Bu rekabet yaptıkları işin daha önemli olduğunu düşünmekten kaynaklanır ve kendini motive etmek içinde zararlı değil aksine yararlıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Polis teşkilatı arasında da bu rekabet olduğu bilinir. İkiside ülke savunmasından görevli silahlı güçtür. İlgilendikleri olaylar ve bölgeler kanunlarla ayrılmışta olsa benzer ve ortak çalışmaları mevcuttur ve bu rekabet doğaldır. Polis şehirlerde, yerleşim yerlerinde asayişi sağlarken, TSK sınırlarda, kırsal alanlarda, dış operasyonlarda görevlidir diyebiliriz. Eğitimleri ve kadroları, silah ve mühimmatları buna göre düzenlenmiştir.
Bu ön saptamadan sonra asıl konumuza gelebilirim.
İlk önce jandarmanın yetki alanları daraltılarak işe başlandı. Daha sonra “sınır muhafız alayları kurulacak” kelimeleri dolaşmaya başladı. Polise ağır silah alımı yetkisi verilirken TSK yandaş medyada durmadan karalandı, düzmece, sanal belgelerle general, amiraller içeri alındı. Sonra Kılıçtaroğlu, Deniz Baykal’a sürpriz bir kaset sansasyonundan sonra istifa etmesiyle CHP’nin başına geldi ve ilk açıklaması 35. Maddenin kaldırılmasını istemek oldu. Gerekçe olarak da “darbeleri önlemek” istediğini ileriye sürdü.35.Madde özetle TSK’ya rejimi koruma yetkisi veriyordu.
Kısaca TSK yetkisizleştirirken, bütçesi daraltılırken, iktidardan ve ana muhalefetten darbe yerken, polis teşkilatı aşama aşama yetkilendirildi ve sonunda “terörle mücadele edecek kuvvet” olarak dillendirildi.
Özet: terörle artık TSK değil, polis mücadele edecek. Bizzat tanıdığım polis teşkilatının içerisinden kişilerin bu aşama aşama yetkilendirilişi başta bahsettiğim tatlı rekabetinde verdiği hazla AKP’lileşme getirdi.
OYSA GERÇEKLER ÇOK DAHA FARKLI.
TSK’nin terörle 30 yıllık mücadelesi emperyalist uşağı medyada başarısızlık olarak kamuoyuna aktarıldı. Sağdan soldan dönme liboş takımı TV ekranlarında TSK’yı yerden yere vurdu. Aşağıladı, teröristleri zafer kazanmış edalarıyla sundu ve sessiz bir şekilde devir değişikliği gerçekleştirildi.
Şimdi gelelim bundan sonra olacaklara; kazanç  ve kayıplara.
*TSK’nin 30 yıldan fazla süren mücadelesi, vur-kaç gibi kalleş taktik kullanan ve donuna kadar emperyalistlerce beslenen terör örgütüne karşı verdikleri mücadeleden edindikleri birikim, tecrübe ve başarı sıfırlandı.
*Daha da önemlisi kırsal arazide terörle mücadele için eğitim ve alt yapı birikimi olmayan polis teşkilatı siyasallaşan ve azdırılan terör örgütünün ününe atıldı. Resmen hedef yapıldı.
*Yine; kırsal kesim tamamen teröristlere teslim edildi.
*Ayrıca; siyasi alt yapısını oluşturan terör örgütüyle yerleşim yerlerinde mücadele edilmesi sonucunda meydana gelecek sivil kayıplar çok muhtemel olduğundan polis teşkilatı hızlı bir şekilde yıpratılacak, katil ilan edilecek ve Türkiye Cumhuriyeti emperyalist güçlerin zorlamasıyla teröristle siyasal zeminde uzlaşmaya zorlanacaktır.
*Daha da önemlisi; tüm bu saydıklarım çok daha kısa bir zaman içerisinde olacak. Yüzlerce maddesi değişmiş olmasına rağmen hala 80 faşist anayasası olarak sunulup kamuoyunda “yeni bir anayasa yapılması gerektiği” düşüncesi oluşturulan anayasaya yetiştirilecek.
Sözün kısası, “polis teşkilatı terörle mücadelede daha başarılı olur” söylemleriyle;
Polisin gururu okşanırken, terör sivillerin arasına indiriliyor, dağlar teslim ediliyor, polis ve sivil kayıp verilmesi sağlanıyor, polis teşkilatının yıpratılması garantileniyor, terörle mücadele kaybedilmesi kesinleştirilirken, terörün siyasi kanadına propaganda malzemesi sağlanıyor ve emperyal baskılarla neticesinde anayasaya kürt özerkliği, kısacası BOP çerçevesinde ikinci bir İsrail kurulması giriyor.
Ve tüm bunlar AKP ve CHP dayanışması içerisinde yapılıyor.
Bize ne kalıyor?
Siyaset diye sunulan LANETLİ DUDAKLAR.
 “biz bu ak alnımızı senin bu lanetli ağızlarına, dudaklarına terk etmeyiz” Tayyip Erdoğan’ın Kayseri’de yaptığı Kemal Kılıçtaroğlu’na hitaben konuşması.
Saygılar.
Levent Kalem
11.9.2011-Pazar



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Ağustos 2011 Salı

1 Ağustos 2011 Pazartesi

TÜRKİYE'Yİ DÖNÜŞTÜRME PLANI



Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve 3 kuvvet komutanı Amerika ve AKP'nin dayatmalarına karşı istifa etti. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifası; "Türkiye'nin dönüm noktası" olarak değerlendiriliyor. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını Yüksek Askeri Şura öncesi istifa etmelerine neden olan planı Aydınlık gazetesi ortaya çıkardı. Aydınlık'a konuşan muvazzaf generaller; AKP'nin ABD merkezli ; "YAŞ ve Hükümet-TSK İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması" başlıklı planını anlattı. Plana göre, 1-
İşte o planın ayrıntıları...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının toplu şekilde istifa etmelerinin perde arkasını Aydınlık gazetesi ortaya  çıkardı.

Habere göre; son dönemde Türkiye'ye gelen Amerikalı yetkilerinin Türk Ordusuna baskı uyguladı. ABD merkezli bir Ordu planı AKP aracılığıyla TSK'ya dayatıldı. Planın adı da "YAŞ ve Hükümet-TSK İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması"...

5 maddelik planla Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli general sayısı 301'den 110'a çekilmek isteniyor.
ABD'NİN 2011 TSK PLANI:
GENERAL VE ÜST SUBAY SAYISI 2/3 ORANINDA AZALTILACAK


TSK ile ilgili kanun ve mevzuatlara göre sayıları 301 ile sınırlı olan general kadrosu, azaltılan asker sayısına paralel olarak 3/2 oranında azaltılacak. Bu sayı ile 110 general kadrosu kaldırılacak. Diğer subay ve astsubay sayıları da yeniden belirlenecek. Şu anda TSK bünyesinde 46 bin subay, 100 bin astsubay ve 70 bin uzman erbaş bulunuyor.



Planda, asker sayısının azaltılması da yer alıyor. 

ASKER SAYISI 250 BİNE İNECEK


Asker sayısı azaltılacak. İç güvenlik hizmetleri ile sınır koruma görevinin TSK'dan alınarak İçişleri Bakanlığı'na devredilecek ve profesyonel ordu çalışması da birlikte yürütülecek. TSK'nın 730 bin olan  askeri personel sayısı 250 bine indirilecek.

Ergenekon ve Balyoz teritplerine ilişkilendirilen subay ve generallerin emekli edilmesi ya da açığa alınması da planın maddelerinden biri.

17 GENERAL EMEKLİ EDİLECEK, 171 SUBAY AÇIĞA ALINACAK


Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Islak İmza gibi tertiplere adları karıştırılan 17 muvazzaf general ve amiral emekli edilecek. 171 subay ve  astsubay ise davalar sonuçlanıncaya kadar açığa alınacak. Açığa alınacak askerlerin maaşlarında 3/2 oranında azaltmaya gidecek.


Terfi bekleyen generaller emekli edilecek yerlerine ise atama yapılmayacak. 

İSTİSNAİ GENERAL KADROLARI BOŞALTILACAK

Önemli görevler ve temdit zorunluluğu nedeniyle ihdas edilen ve 40 civarındaki "istisnai" general kadroları boşaltılacak. Boşaltılan kadrolara atama yapılmayacak.


Genelkurmay Başkanlığı'nın pasifize edilmesinin önemli adımlarından biri  ise, "Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması" olacak...

GENELKURMAY MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI'NA BAĞLANACAK


Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması konusundaki ilk somut talep 2011 YAŞ toplantısında gündeme gelecek.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

30 Temmuz 2011 Cumartesi

TARİH BUNU KAYDETTİ



GENEL KURMAY BAŞKANI VE KARA,DENİZ,HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLARI İSTİFA ETTİ.Y.A.Ş'A 2 GÜN VAR.

Ümraniye, Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi davalardan tutuklu TSK mensuplarının sayısı 423...
- 173’ü muvazzaf, 250’si emekli
- 121’i subay, 8’i astsubay
- 43’ü general ve amiral
- 43 isimden 17’si terfi sırasında

TSK’nın cezaevi istatistiği 
Ümraniye 1 ve 2 davaları ile Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi davalardan tutuklu yargılanan ve cezaevlerinde bulunan Silahlı Kuvvetler mensubu sayısı toplam 423. Bunların 173’ü muvazzaf, yani aktif görevde. 250’si ise emekli.173 muvazzafın dağılımı şöyle:
43 general ve amiral.
121 subay.
8 astsubay.
1 uzman çavuş.
250 emekli personelin dökümü ise şu şekilde:
76 general ve amiral.
163 subay.
10 astsubay.
1 uzman çavuş.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Temmuz 2011 Cuma

23 Haziran 2011 Perşembe

BATMIŞ YUNANİSTAN BİLE  TUTUKLAMALARDAN DOLAYI BİZE GÜLÜYOR.
"TÜRKİYE GERİ DÖNÜLMEZ BİR NOKTAYA GELDİ."
"AKP KEMALİST LAİK ORDUDAN İNTİKAM ALIYOR"
"TÜRKİYE İÇİN BİR SENARYO.OKUYUN VE ÇEKMECENİZDE SAKLAYIN" BAŞLIKLARI ATIYOR.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

4 Haziran 2011 Cumartesi

BÜTÜN DÜNYA FARKINDA

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

31 Mayıs 2011 Salı

BU UTANCI BU TOPLUM TAŞIYAMAZ.
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞININ BAŞINA GELMESİ KESİN OLAN ORGENERAL BİLGİN BALANLI TUTUKLANDI.
12 EYLÜL DARBESİNİ YAPANLARI DA AYNI ANDA MAHKEMEYE İFADE VERMEYE ÇAĞIRDILAR Kİ MİLLET DARBECİ YARGILAYAN BAŞBAKAN GÖRSÜN.

HELE MEDYANIN DURUMU.BU GÜNKÜ GAZETE KÜPÜRLERİNİ ARŞİVİNİZDE SAKLAYIN.
GELECEK NESİLLERE İBRET BİZLERE İSE UTANÇ OLACAK NİTELİKTE.

30 Ağustos’ta Hava Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan Org. Balanlı tutuklandı.
İfadeye çağrılmıştı
“Balyoz” davası kapsamında ifade için Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne çağrılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı dün savcı tarafından 3 saat süreyle sorgulandı.
En yüksek tutuklama
Sorgunun tamamlanmasından sonra savcının tutuklama istemiyle 14. Ağır Ceza Mahkemesine sevk ettiği Org. Balanlı, Balyoz davasında tutuklanan en yüksek rütbeli muvazzaf oldu.  
Yeni belge iddiası
Yeni ele geçirilen belgeler kapsamında Orgeneral Balanlı ile birlikte 1 korgeneral, 2 tümgeneraller, 2 tuğgeneraller 1 tümamiral ve 1 kurmay albay ile üst düzey bir subay ifadeye çağrılmıştı.
Org. Balanlı, Balyoz’dan cezaevine konuldu
“Balyoz Planı” soruşturması kapsamında geçen hafta ifadeye çağrılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı tutuklandı. Kararla birlikte, Balyoz davasında ilk defa bir muvazzaf orgeneral cezaevine konulmuş oldu. Orgeneral Balanlı dün sabah İstanbul Adliyesi’ne gelerek protokol kapısından içeri girdi. Balanlı’ya iki koruma aracı eşlik etti. Daha sonra binaya giren Balanlı, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar’a ifade verdi. Orgeneral Balanlı, 3 saat ifade verdikten sonra tutuklanması talebiyle Nöbetçi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme savcının talebi doğrultusun Org. Balanlı’nın tutuklanmasına karar verdi. Şu ana kadar 6 askerin tutuklandığı soruşturmada geçtiğimiz hafta 7’si general 8 şüpheli sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. Orgeneral Bilgin Balanlı, raporlu olduğu gerekçesiyle ifade vermeye gitmemişti. 

12 saat sorgulanmışlardı
Geçtiğimiz cumartesi günü “Balyoz Planı” soruşturması kapsamında Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelen 8 muvazzaf asker, savcılıkta ifade vermişti. 1 korgeneral, 3 tümgeneral, 1 tümamiral, 2 tuğgeneral ve 1 albay, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Salim Duran tarafından sorgulanmıştı.
Yeniçağ








"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Nisan 2011 Çarşamba

T.S.K YA FETTULLAHÇI SIZMA

"YGS şifresinin nedeni..."

13 Nisan 2011 Çarşamba 19:20
Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, YGS’deki şifre olayının arkasındaki esas nedenin Harp Okullarını ele geçirmek olduğunu ileri sürdü.
Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yürütürken, rütbesinde bekleme süresini doldurmasına rağmen 2010 Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında terfi ettirilmemesine tepki göstererek istifa eden Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, memleketi Trabzon’dan yayın yapan bir internet sitesinde politik değerlendirmeler yazmaya başlamıştı. Ertürk, bugün ’Haber 61’ adlı internet sitesinde yayınlanan ’Bozacının şahidi şıracı’ başlıklı yazısında Yükseköğretime Geçiş Sınavı’ndaki (YGS) şifre skandalını değerlendirdi.
ÖSYM’nin sınav işinde bir dümen çevirdiği konusundaki kanaatinin yüksek olduğunu vurgulayan Türker Ertürk, "Bugüne kadar ne yaptılarsa bundan sonra da aynını yaparlar. Bunların ne yazık ki sicilleri bozuk. İki tür yöntemleri var; akılı ve zeki çocukları küçük yaşta zehirlemek ve onlar yönlendirerek devletin içinde yetkili yerlerde yuvalanmalarını sağlamak. Bu yöntemin en büyük dezavantajı uzun süre ve emek alması. Diğer yöntem ise, yeteneksiz ve niteliksiz taraftarlarına haksız rekabetle (kopya ve şifre) devlet içinde yuvalanma imkanı sağlayacak okullara giriş imkanı sağlamak. Konu yargıya intikal ettiği halde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız, ’İkna olduk’ diyorlar. Bu yargıyı etkilemek değil midir? Ben ise ikna olmadım. Bir dalga dubara çevrildiğine inanıyorum. Bunlar iktidara geldikten sonra tüm sınavlarda şaibe var.
Anımsayın geçen seneki KPSS sınavını. Ayrıca dün itibarıyla adaylara mektup gönderilmiş olup burada ’Bazı sorularda şifrelemeler var, sehven yapıldı’ deniliyormuş. Ben de diyorum ki, ’sizin siciliniz bozuk. Bu nedenle halk inanmıyor.’ Bu sehven sakın Tğm. Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna yüklenen terörist numaraları gibi kasten olmasın?" dedi.

HARP OKULU UYARISI

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Harp Okullarının da ÖSYM sınav sonuçlarına göre öğrenci aldığını hatırlatarak, "Bu şifre olayının arkasındaki esas nedenin bu okulları ele geçirmek olduğuna kesin olarak inanıyorum. Kara Harp Okulu için tehlike daha yakın, çünkü onlar ilk sınav neticelerine göre öğrenci alıyorlar. Bu nedenle eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ordusu olarak kalmak istiyorsak Genelkurmay Başkanlığı bu konuda derhal önlem almalı" ifadesini kullandı.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."