CEM YAREN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CEM YAREN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2010 Pazar

GERÇEK AYDINLARIMIZI SAHİPSİZ BIRAKMAYINIZ


Sebahattin ÖNKİBAR Yeniçağ Gazetesinde yazılarıyla ve net tavrıyla kendini ispatlamış bir yazarımız.6 Ekim 2010 da bir şüphe ve uyarı yazısı yazdı.Bu yazı yeni bir yazı değil,şüphede kesinlikle haksız görülmüyor.Çünkü yazara hakaret içeren yazılar daha öncede yazıldı.Aslında yazar daha önce okuduğum bu yazılara bilerek veya bilmeyerek cevap vermiş gibi görünüyor.Benzerliği görmek açısından her iki yazıyı da okuyunuz.Sebahattin ÖNKİBAR’ın birkaç gün önce yazdığı bu yazısı bana 14 Kasım 2009 daki bir yazıyı çağrıştırdı.Okuyunuz ve benzerliği görünüz.Milli şuurdaki aydınlarımızın yanında olmak adına 2 yazıyı da yayınlıyoruz:


SİLİVRİ CEZAEVİ’NDEN BANA GÖNDERİLEN DEHŞET MESAJ!

Sebahattin Önkibar-06 Ekim 2010
Kısa bir süre önceydi.   Sekreterim Bilun, emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’nın yeğeni olduğunu söyleyen birinin randevu istediğini söyledi.
Hasan Kundakçı’yı tanımadığım için talebi önemsemedim ve bakarız deyip geçiştirdim.
Sekreterim ertesi gün aynı kişinin tekrar aradığını ve çok önemli bir mesajla, belge getireceğini söyleyerek randevu talebini 
yineledi.

Adnan Oktar’ın müritleri
Bilgi ve belge denince, gazetecilik merakı ya, yarın öğleden sonra gelsin dedim.
Ertesi gün odama uzun boylu iki hanım geldi.
Bir tanesi sizinle yıllar önce de karşılaşmıştık, hatırladınız mı, ben Hasan Kundakçı Paşa’nın yakınıyım dedi.
Hatırlayamadığımı söyleyerek “Buyurun sizi dinliyorum” dedim.
Başladılar anlatmaya...
Meğer bu iki hanım Adnan Oktar grubuna mensupmuşlar ve camialarını tanıtmaya gelmişler.
Doğrusu ilgimi çekti çünkü Adnan Oktar’ı hiç görmemiş ve konuşmamıştım ama hakkında pek çok efsane dinlemiştim.
Sorular sordum, cevaplar aldım!
Masonlar ve Siyonistlerle ilgili söyledikleri dikkatimi çekti...
Dahası, evrim teorisi bağlamındaki faaliyetleri ile Türk-İslâm fikrine olan sıcak yaklaşımları da ilgimi çekti ve onlardan bu çalışmaların neler olduğunu istedim.
Yarın fakslarız dediler ve bir süre sonra ayrıldılar.

Sorular ve belgeler!
Gerçekten ertesi gün geniş bir bilgi notu gönderdiler.
Bir kaç gün geçti, telefonla beni İstanbul 
Çırağan Otel’de Adnan Oktar’ın da katılacağı bir etkinliğe davet ettiler.
Gitmedim.
Çok sürmedi kısa bir süre sonra yine bir 
telefon:
“Sabahattin Bey, Çırağan Sarayı’nda iftarımız var, Adnan Beyler de gelecekler, sizi misafirimiz olarak ağırlamak istiyoruz”.
Teşekkür ettim yine gitmedim.
O arada bana yapılan ziyaretten abartısız bir ay sonrasında yani 29/9/2010 tarihinde Adnan Hoca’ya mensup iki ismin bana yaptığı ziyareti ve anlattıklarını ilgi çeker diye köşemde yazdım.
Yazmaz olaydım! 
Acayip bir taarruza uğradım!

İki isme dikkat!
Bana Adnan Hoca’nın gizli adamı diyenlerden, sen de mi devşirildin diyenlere kadar pek çok hücum yapıldı!
Böyle şeylere, yani okur tepkilerine alışkın olduğum için umursamadım ama önceki gün aldığım bir faksa bayağı şaşırdım..
Faksı gönderen Silivri Hapishanesi mukimi, yani bazılarının ifadesi ile “Ergenekoncu” Serdar Öztürk’tü!
Daha doğrusu Avukat Demet Reçber, Serdar Öztürk’ün adına göndermişti!
Uzun faksın ilişiğinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilen dilekçelere kadar pek çok belge vardı.
Serdar Öztürk şahsıma atfen gönderttiği faksta Adnan Hoca ile ilgili yazıma değindikten sonra, iki ismi telaffuz ediyor ki işte o benim dudağımı uçuklattı!
Bunlar Aylin Atmaca ile Ayşegül Huma Babuna idi.

CIA ile ilişkili
Serdar Öztürk’e göre bu iki hanım CIA ve Emniyet İstihbaratla çok yakın ilişkiler içindeydi ve en önemlisi Babuna ile Atmaca kendi bürosu dahil kendisi gibi hedef seçilen Avukat M. Hüseyin Buzoğlu, Avukat M. Hüseyin Göktaş ve Avukat Vural Ergül’ün bürolarını da keşif amaçlı olarak, bir bahane uydurarak ziyaret etmişler ve akabinde bu bürolarda yapılan aramalarda malum CD’lerle sözde Ergenekon belgeleri bulunmuştu
Dahası bu iki ismin verdiği telefon numaraları da kendilerine ait değil, başka başka isimlere kayıtlıymış ve de bu isimler yine çok sık yurt dışına çıkıyorlarmış!
Gönderilen faksı okur okumaz emin olmak için Korgeneral Hasan Kundakçı ismiyle bana gelen iki hanımın isimlerini sekreterim Bilun’a bir kez daha teyid ettirdim. 
Evet gelenlerin adı Aylin Atmaca ile Ayşegül Huma Babuna idi!

Tezgah uyarısı!
Hayır, 29/9/2009 tarihli yazımda Adnan Oktar grubuna mensup Huma Babuna ile Aylin Atmaca geldi diye değil, sadece iki genç geldi diye yazmıştım dolayısı ile Serdar Öztürk’ün o iki ismi yazımda görmüş, okumuş da faksı ona binaen yazıp göndermiş olması mümkün değil. Görüldüğü gibi ortada tam bir çakışma var!
Serdar Öztürk’ün aktardıklarından çıkarılacak olan, benim bir operasyonun eşiğinde olmam yani mekanlarımın gözetime alındığıdır.
Peki böyle bir şeyin olabilirliği yüksek ihtimal midir? 
Ondan ismim gibi eminim, zira güvenlik bürokrasisinde bulunan önemli bir tanıdığım  “Telefon dinlemeleri ve yaşam seyrinden senin için kanun ve ahlak dışı bir şey bulamadılar, dolayısı ile dikkat et tezgah kurabilirler, mesela ev ya da bürona bir şey koyabilirler”  diye beni birkaç kez uyarmıştı!
Sadece bu uyarı değil, aslında daha önce beni itibarsızlaştırma adına bu yönde iki ayrı operasyon da yapıldı.

Birinci operasyon!
Birinci operasyon, yazdığım “AKP’den Kamhi Ailesine peşkeş mi?” başlıklı yazımdan sonra  “Para ile yazı yazdı”  diye yandaş medya tarafından hedefe oturtulmamdı... İstanbul Tuzla’da deniz doldurulup 38 dönüm arsa yaratılıyor ve üstüne Kamhi Ailesi tarafından tersane konduruluyor ve bunu deşifre eden ben, yandaş medya tarafından rezilce hedef alınıyorum... Yolsuzluğu yazmamın bedeline bakar mısınız?.. Tabii bu süreçte Emniyet’in içindeki malum grup, zerre bir delil yok iken beni telefonla çağırarak güya dosyanın tamamlanması adına dosyaya monte etmek istedi ve yandaş medyanın kucağına attı. Bu operasyonda amaçları beni itibarsızlaştırıp gazetede aleyhte yazmamı engellemekti ama başaramadılar.

İtibarsızlaştırma!
İkinci operasyon, maaş anlaşmazlığı sebebi ile işten çıkardığım bir muhabirin, işten çıkarıldıktan 4 ay sonra yandaş medyanın iş vaatlerine kanarak tamamen afaki yani zerre bir delil ve tanık olmaksızın beni lafla tehdit etti diye şahsımdan şikayette bulunmasıydı ki savcılık bu olayı dava konusu bile yapmadı. Yandaş medyanın bir bölümünün bu olayı yansıtma amacı da yine itibarsızlaştırma operasyonuydu. O tezgahın içine girenlerin tamamına davalar açtım, hepsiyle yargı önünde hesaplaşıyorum!.
Bunları yaşayan ve Ergenekon bağlamında yaşananları duyan biri olarak Serdar Öztürk’ün gönderdiği faksı önemsedim ve odama bir şey konup konmadığının incelenmesi için sekreterim ile büro temizlik görevlisini teyakkuza geçirdim. Ancak eğer böyle bir şeye karar verirlerse yani kalemim gerçekten kırıldıysa, büronun kapısına silahlı muhafız koysam bunu yine yaparlar, zira birkaç plaka esrarı, herhangi bir CD’yi ya da evrakı büroma olmasa bile evime iliştirebilirler!.

Cadı avı değil mi?
Hayır bütün bunları ürktüğüm ve korktuğum için yazıyor değilim, öyle olsa iktidarın ve dinci grupların aleyhinde yazmam. 
Ben 12 Eylül öncesinde ölümü bir kaç kez iliklerine kadar hissetmiş biriyim. Dolayısı ile bu tür şeyleri zerre takmam da, bilinmelidir ki Türkiye’nin hali pür melali aynen budur!
Eğer AKP ve dinci grupların karşısında iseniz, suçunuz olmaksızın hapse girmeniz veya yine herhangi bir şey olmaksızın sapık ya da esrarkeş ilan edilmeniz an meselesidir!
Söyler misiniz Ortaçağ’daki cadı avından ne farkı var bunun?
Tam bu noktada kanıtlanmamış iddia asla geçerli olamaz evrensel ilkesinden hareketle, Ayşegül Huma Babuna ve Aylin Atmaca ile ilgili iddiaların tamamen Serdar Öztürk’e ait olduğunu ve kanıt gerektirdiğini ısrarla belirtmek istiyorum. Emin olmadan o insanları hedefe oturtmanın iki cihanda da sorumluluğu vardır ki ben o işin altına girmem! Dolayısı ile bu yazı asla Huma ve Aylin Hanımların infaz yazısı olarak görülmemelidir, zira insanlar suçu ispatlanana kadar masumdurlar! 
Babuna ve Atmaca, Serdar Öztürk’ün ileri sürdüğü iddialara cevap gönderirlerse sütunum kendilerine açıktır. 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Kasım 2009 Cumartesi

YENİÇAĞ MI HEDEF?




YENİÇAĞ-OKTAR BABUNA-“ERGENEKON”-SEBAHATTİN ÖNKİBAR-SEKRETER
ÇOK ÖNEMLİ İŞLER (!)
Bugün sabah saatlerinde bana ulaşan bir bilgiyi kendim araştırdım. Bazı önemli sonuçlara da ulaştım. Konuyu ilgililerle paylaşması için dostuma aracılık yapmasını söyledim. Dostum sırasıyla Yeniçağ Genel Yayın Yönetmeni Hayri KÖKLÜ’ye, ondan cevap alamayınca da Yeniçağ İcra Kurulu Başkanı Ahmet YABULOĞLU’na ulaşmaya çalışmış. Her ikisine de, ulaşmak isteme gerekçesini “Yeniçağ Gazetesi’nin geleceği için önemli bir konu” olarak sekretere iletmiş. Sekreter her ikisinin de “çok meşgul olduğunu, cevaben arayacaklarını” söylemiş. Arkadaşım birinin 2 saat, diğerinin de 1 saat geri dönüş yapmalarını beklemiş. Ama ne arayan, ne de soran olmuş. Durumu bana bildirdi ve “Senin dediğin gibi Cem, Türkiye Cumhuriyeti Bankalar ve sekreterler devleti” dedi ve “Ne yapmamı istersin?” diye sordu. Ben de “Bir kez daha ara ve geri dönüş yapmalarına ve aramalarına gerek olmadığını söyleyiver dedim.” Dostum ve arkadaşım, dediğimi yaptıktan sonra beni aradı ve “16: 35 itibarı ile söylediklerini aynen aktardım ve bu saatten sonra da aramanıza gerek yok” dedim diyerek neticeyi iletti. 
OKTAR BABUNA VE ÇEKİCİ EŞİ
“ERGENEKON” adı verilen utanç ve yüzkarası süreç ile ilgilendiğimi çok iyi bilen bir dostum beni aradı ve; “Cem biliyor musun, Ergenekon adı verilen süreçte göz altına aldırılıp tutuklattırılan bazı kişiler, gözaltına alınmadan yaklaşık 7 ila 5 gün içinde Oktar BABUNA’nın çekici eşi ve yanında dolaştırdığı daha da çekici ve tango bir bayan tarafından bir vesile ile ziyaret edilmişler. Onlara kendileri ile irtibat kurmaları için bir de telefon numarası bırakmışlar. 7 gün içinde açık olan bu telefon hatları işyerlerine gidilen bu şahıslar gözaltına alındıktan sonra kapanıvermiş. Malum hatunların gözaltına aldırılmadan 5-7 gün öncesinde ziyaret ettikleri kişilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “göz bebeği” olan kişiler olması da çok ilgi çekici. Mesela isimleri….” Oktar BABUNA kimdir? Hemen herkes biliyor. Peki eşinin bu işlerdeki rolü nedir? O da bu olaylardan sonra az-çok ortada. Peki Oktar BABUNA ile kimin ciddi ilişkileri var? Adnan OKTAR’ın ya da diğer ismi ile Harun YAHYA’nın. Peki, Adnan OKTAR-Harun YAHYA şürekası gazete ilanlarını kime verirler? YENİÇAĞ GAZETESİ’ne. Oktar BABUNA’nın eşini ve yanındaki tango bayanı en iyi kim tanır? YENİÇAĞ Ankara Sorumlusu Sebahattin ÖNKİBAR. Sebahattin ÖNKİBAR kimdir? Herkesin bildiği yönleriyle kumarbaz ve ırz düşkünü biri… Hakkında “taciz” ve “Ahlaksız teklifleri” nedeniyle pek çok dava açılan, bu özellikleri nedeniyle çok tanınmış, muteber görünümlü bir kişi. Peki Sebahattin ÖNKİBAR’ı YENİÇAĞ’a pazarlayan kim? … Şimdilik bu kadar yeterlidir sanırım. Geri kalanlar daha sonra yazılacak… YENİÇAĞ’A SORULAR
*Gazete olarak “ERGENEKON” sürecinden ziyadesiyle yararlanmak için her şeyi yapıyorsunuz ama “ERGENEKON” sürecinin KATALİZÖRLERİ ile sıkı ilişkiler içindesiniz? Neden? *Adnan OKTAR ve müridi Oktar BABUNA ile ilişkileriniz hangi düzeydedir? Oktar BABUNA, Adnan OMTAR birlikteliğinin bu ilan ve reklamlarda önemi ve değeri sizlerin malumu mudur? *Ankara’da pisliklerini neredeyse sağır sultanın bile duyduğu ve size hakkında defalarca ihbar ve ikaz yazısı yazılmış Sebahattin ÖNKİBAR konusundaki ısrarınızın sebebi nedir? *Ne yapmaya çalışıyorsunuz? *Neye ve nereye hizmet ettiğinizden haberiniz var mı yoksa birileri sizi suiistimal mi ediyor? … Bu soruların ve bu takibin gerisi gelecektir. Kimse merak etmesin. “ERGENEKON” adlı alçak süreçte saflar gün geçtikçe netleşecek ve kimin gerçekte kiminle birlikte olduğu önünüze konulacaktır… Günahsız kahramanlara uzanan eller kırılacak, diller kesilecek ve zulmü destekleyenler afişe edilecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. VARNA-Bulgaristan

Yorum Benden

“Oktay Babuna’nın hatun(lar)unun Ergenekon’dan tutuklanan askerileri dolaştığı” çok ciddi bir haber. Askerler de hatunları hiç sevmez, zaten. Anlaşılan o ki TSK’yı damardan çözmüşler. Empati yapalım; askere değil; bu ülkede kime gönderseler hatun(lar)ını; iş yapar. HATUNUNU GÖNDEREN UTAN MI YORSA, KİMSE UTANMASIN. Ama Oktar zaten bu işlerde bir numara. Babuna/Oktar ilişkisi de biliniyor. Gelelim bu değirmenin suyu nereden geliyor? Sorusuna.
Oktar Ergenekon saçmalığına full destek veriyor. Nerede? Karadeniz bölgesi yerel kanallarda. İzliyorum. Bol din, bol Mesih, yerel ama konu mankeni güzel hatunlar pervane çevrede, vur evrime daya Ergenekon’u. Ha birde biraz bilimimsi bir şeyler, siyonizme şahane analiz. Programların formatı bu. Seksen tane izle aynı. Siyonizm’i en iyi hangi ülke tanır? Yâda şöyle sorayım: Siyonizm hangi ülkeden tazminatlar alarak biti kanlandı, canandı ve canlanmaya devam ediyor?(bu bir) Bu ayrıntıları geçelim sadede gelelim. Bu furyaya bu arada SİNAN ÇETİN’de katıldı. Sinan’ın hatun Almanmış ve çocuklarını Alman Kolejlerinde, Amerikan kolejlerinde okutuyormuş. Böyle dinci minci değilmiş yani. Tayyip’i çok seviyormuş. Dinci olduğu için değilmiş. Bunu anlatmaya çalışıyor. “Bana bakın, saçlarıma bakın, filmlerime, hatunuma bakın, çocuklarıma verdiğim eğitime bakın. Benden dinci minci olmaz” demek istiyor.  “Ben Tayyip’i dinci parti olduğu için sevmiyorum” demeye getiriyor. Geçen akşam TV8 de yalan atışı suratına yansımış bir tedirginlik içerisinde kendi söyledi. Ben onun yalancısıyım. Sinan’ın hatun Alman (bu iki)
Oktar Karadeniz kanallarında aktif (bu üç) Almanya’nın ordusu yok, cacık gibi ülke (bu dört) Ama CİA cia lığı Almanya’dan öğrendi (bu beş) Alman istihbaratı BND’nin Karadeniz’de yerel dilleri kışkırtmayı çalıştığını sağır sultan duydu (bu altı) Hatta Lazca alfabe uydurulduğu [aynı Fransa’nın Kürtçe uydurması gibi..(bu altı buçuk)] bazı hocaların okul çıkışı lazca adı altında kurs verdiği, bir Alman profesörün bölgede bir yıldan fazla kaldığı, yöre halkından dayak yediği ve hastirolup gittiği de biliniyor. Almanya serverli gruplarda kendini Karadenizli (Giresunlu) gösteren aslen kürt ….Özcan kardeşler BND kahvehanelerinden BND’yi yalayıp propaganda yapıyor,12 Eylül 1980 de doğanlar (tam Sinanvari) belgesel gibi tuhaf şeyler çekiyor.Tam damardan SITASI metodu. Ülkede talan var. ABD/Fransa/İngiltere sahnede ve deşifre oldu. Paşaların 1temmuz 2008 de kapıları kırılıp tutuklanırken ADL Ankara’daydı, aynı anda Talat Kıbrıs’ı Pazarlıyordu. Ama bir şey daha oldu. Aynı gün Rusya’da bir grup Ankara’ya gönderdi. Rusya’da talanın farkında. Eee kare tamamlanıyor. Almanya nerede? İşte burada. Karadeniz’de. Çok güzel yakalamış Cem Yaren. Bana da içimi dökme fırsatı oldu. Devam bu konu çok bilinmeyeni ortaya çıkarır. Yeniçağ okurum, severimde. Önkibar’a gelince: Oda Karadenizlidir. Karadeniz Tayyip’i çıkarsa da TC’nin en sağlam ve bilinçli kalesidir. Gül’ün Norşin açılımından sonra Tayyip’in Potamya açılımı da boşuna olmadı be arkadaşım..(bu da yedi olsun) BND destekli ayrılıkçı kürt kartı Karadeniz’e oynanıyor. Mesihçi Oktar ve Mesihçi bir kişi daha var. Benim bildiğim Hollanda Almanya ile sınır hatta kız almış vermiş ülke. Karadeniz’e nasıl girilir? Din ama milliyetçi. Tam Oktarvari, dinsi, bilimsi, mesihci. Almanya en zor kaleye el attı.
Önkibar’ın kumarına gelince ;kendi parası ister kumarda harca ister uçak yapar atar; beni bağlamaz.Irz düşmanlığı falanda boş;lakin "kuyruk sallamayan köpek…., sallamayanı ordunun içine bıraksan sağlam çıkar" gibi ata sözleri geliyor aklıma.Ama tam sayfa Oktar reklamlarını okuduğum gazetede arkadaşlar görmesin diye yırtıp attığımı hatırlıyorum. Bana Yeniçağ'a sızmış Oktar çıkarırsanız; tamam derim. Fakat;sıfırdan  yediye kadar olan maddeleri okurken düşünün bakalım; tanıdık bir şey gelecek mi?
Kalın sağlıcakla.
Levent kalem/Türkiye