"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY
BİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Ocak 2013 Salı
23 Kasım 2011 Çarşamba
AMERİKA VE IRKÇI İSRAİL REJİMİ TERÖR TİMLERİNİN IRAK'LI BİLGİNLERİ KATLETMELERİ
Amerika ile ırkçı İsrail rejiminin terör timleri Irak'ın
işgal edilmesinden sonra, yüzlerce Iraklı araştırmacı ve bilgini suikast sonucu
öldürdüler. Elsager araştırma merkezinin haberine göre, bu terör timlerinin
kanlı eylemler sonucu Irak'ta 152 anabilim dalındaki çalışmalar durdurulmuştur.
Univer City Goldberg fakültesinin bilimsel araştırmalar danışmanı Muhammed
Errebii diyor ki; Amerika ve Siyonist rejimin terör timlerinin Iraklı
bilginleri katletmelerinin nedeni Irak halkını ve bilginlerini dehşete düşürmek
ve Iraklı bilginler ve akademisyenlerin Irak'ı terk etmelerini sağlamaktır.
Londra'daki West Minster üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abbas ElHüseyni de
yaptığı açıklamada, Irak'ın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini engellemektir.
Brüksel yargı komitesinin üyesi Dr. İsmail Elcelili de Amerika ve Siyonist
işgalcilerin Irak'ta kargaşa yaratmak için Iraklı bilginleri katlettiklerini
söyledi. Iraklı yetkililere göre, Amerika ve müttefiki batılı devletlerin
Irak'ı işgal ettikleri 2003 yılından beri terör timleri 500 Iraklı bilgin ve
üniversite öğretim üyelerini öldürdüler. İngiliz gazeteci ve yazar Robert
Fisk'e göre Irak'ta 15 yabancı casusluk ve istihbarat servisleri Irak bilgileri
katletmek veya bu ülkeden kaçırmak için faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bush
yönetimi döneminde Amerika dış işleri bakanlığının itiraflarına göre,
soykırımcı İsrail rejiminin casusluk ve terör örgütü Mossad kendilerine teslim
olmayan Iraklı nükleer bilim dalı bilginlerini katletmiş veya onları Amerika
ile işgal edilen Filistin topraklarına nakledip, kendi tesislerinde çalışmaya
zorlamış bulunuyor. Irak üniversiteleri öğretim üyeleri sendikasının da
raporuna göre, Amerika ve Irkçı İsrail terör timlerinin yaptıkları saldırıların
kurbanlarının yüzde 80'ı Iraklı bilgin ve üniversite hocalarından oluşmaktadır.
Bağdat, basra, Musul ve Elmüstensere üniversitelerinin öğretim üyeleri ve
öğretim görevlilerinin yarısı işgalci güçlerin terör saldırıları sonucu
öldürülmüşlerdir. Son on yılda amerika ve Irkçı İsrail rejiminin terör
timlerince öldürülen bilginlerin en meşhur şahsiyetleri Bağdat üniversitesi
rektörü, Dr. Muhammed Abdullah Erravi, Müstensere eğitim fakültesi dekanı, ırak
Afrika ve Asya araştırmaları merkezi başkanı Dr. Sabah Mahmut Errebii , ırak
kızıl haç başkanı ve hukuk fakültesi dekanı Dr. Aziz Ali, Musul Hukuk fakültesi
dekanı Dr. Leyli Abdulcebbar, ırak fizik anabilim dalı bilginlerinden Dr
Hüseyin yasin ve çok sayıda diğer Iraklı bilginlerdir. Iraklı bilginlerin 3/4ü
bu terör timlerinden katledildiler. Böylece Irak'ta bilimsel çalışmalar ve
eğitim ağır darbeler aldı.
9 Eylül 2011 Cuma
EMPERYALİZME HİZMET EDENLER CUMHURİYET REJİMİNİN BAĞIMSIZ KURUMLARININ HEPSİNİ ELE GEÇİRMEK İSTİYOR.ÇÜNKÜ KURTULUŞLARININ BAĞIMSIZ BİR TEK KURUM DAHİ KALMAYINCA GERÇEKLEŞECEĞİNE İNANIYORLAR.HER KURUMUN AYNI ZİHNİYETİN ELİNDE OLMASI DURUMUNDA ELEŞTİREN KALMAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORLAR.BU DUYGU VE DÜŞÜNCE ONLARI SALDIRGANLAŞTIRIYOR VE KONUSU SİYASET OLMAYAN KURUMLARDA YANDAŞLARLA DOLDURULMAYA ÇALIŞILIYOR.BUNU DA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERLE KAŞLA GÖZ ARASINDA; NE MUHALEFETE ;NEDE KONUNUN UZMANI İLGİLİLERE SORMADAN YAPIYORLAR.AŞAĞIDA İNGİLİZ BİLİM DERGİSİNDEN (NATURE) TÜRKİYE'DEKİ BİR AKP REZİLLİĞİNİ DAHA GÖRECEĞİZ.
DAHA ÖNCE AYAKTA KALAN BİR KAÇ BAĞIMSIZ GAZETEDE (istisna ben Aydınlıkta okudum) HABER OLDU MU DERSİNİZ?
BİLİMİN BAĞIMSIZLIĞINA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERLE DARBE VURULURKEN EMPERYALİSTİN MERKEZİNDEKİ BAĞIMSIZ DERGİDEN SES GELİYOR FAKAT ALLANIP PULLANIP TV EKRANLARINI SÜSLEYEN TÜRK (Olduğunu iddia eden) MEDYASINDAN SES YOK.
Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Nature, AKP'nin TÜBA
ve TÜBİTAK "Operasyonu’nu eleştirdi ve "Türk
hükümeti akademik özerkliği aşındırıyor" diye yazdı
İngiltere merkezli Nature dergisinde bu konu başyazıda ele alındı.
Hükümetinin Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Bilimler Akademisi'ne üye atama yetkisi almasını eleştiren yazıda tüm dünyadaki bilim insanları "Türk hükümetinin akademik özerkliği aşındırma çabalarını" protesto etmeye çağrıldı.
Nature, "TÜBA, dünya sahnesinde küçük görünebilir. Ancak, akademi, dünya politikasında önemli yer tutan bir ülkede yaşanan genel antidemokratik dönüşümün simgesidir. Bu ele geçirmeye meydan okunmalı" diye yazdı.
Ünlü bilim dergisinin "Tam bir Türk darbesi" adlı başyazısı özetle şöyle:
"TÜRK HÜKÜMETİ OLAĞANDIŞI BİR BİLİMSEL DARBE GERÇEKLEŞTİRDİ. TÜRKİYE'NİN İKİ ANA BİLİM KURUMU ÜZERİNDE KENDİSİNE DAHA SIKI KONTROL SAĞLADI. TÜBA'NIN YÖNETİMİ O KADAR DEĞİŞTİRİLDİ Kİ ARTIK BİR AKADEMİ OLARAK BİLE GÖRÜLMEYEBİLİR.
BU HAREKET, TÜRK BİLİM İNSANLARINI ŞAŞKINA UĞRATTI. BU, TÜRK TOPLUMU İÇİN DE BİR ALARM ZİLİ OLMALI.
TÜBİTAK, HÂLİHAZIRDA HÜKÜMETE YAKINDI. ŞİMDİ BU İLİŞKİ GÜÇLENDİRİLDİ VE KURUMSALLAŞTIRILDI. ENSTİTÜLERİN ULUSAL AKADEMİLERE BAĞLANDIĞI SOVYET MODELİ GÖZDEN DÜŞTÜ. HÜKÜMET TÜBA'NIN ÜYELERİNE KARIŞMAK İLE BÜYÜK BİR HATA YAPTI. HER DEMOKRATİK ÜLKENİN BAĞIMSIZ BİLİMSEL TAVSİYE SAĞLAMASI İÇİN BAĞIMSIZ AKADEMİLERE İHTİYACI VAR. ANCAK BU HÜKÜMET UZMANLARIN ÖĞÜTLERİNE HİÇ SAYGI GÖSTERMİYOR. BU KARARININ AKILLICA OLUP OLMADIĞINA DAİR BİLİM TOPLUMUNA, HATTA MUHALEFETE BİLE DANIŞMADI."
Nature, "Bu karar kabul edilirse TÜBA dünya bilim camiasından dışlanır" ifadesiyle de akademi üyelerinin endişelerinin yersiz olmadığını gösterdi, dünya bilim insanlarını TÜBA'ya destek vermeye çağırdı.
Eğer düzenleme bu haliyle kalırsa, bilim dünyası, bilimsel kriterlere uygun olmadığı için TÜBA'yı resmi olarak tanımadığını açıklayacak. TÜBA üyeleri ise toplu istifanın eşiğinde Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeyi bekliyor...
İngiltere merkezli Nature dergisinde bu konu başyazıda ele alındı.
Hükümetinin Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Bilimler Akademisi'ne üye atama yetkisi almasını eleştiren yazıda tüm dünyadaki bilim insanları "Türk hükümetinin akademik özerkliği aşındırma çabalarını" protesto etmeye çağrıldı.
Nature, "TÜBA, dünya sahnesinde küçük görünebilir. Ancak, akademi, dünya politikasında önemli yer tutan bir ülkede yaşanan genel antidemokratik dönüşümün simgesidir. Bu ele geçirmeye meydan okunmalı" diye yazdı.
Ünlü bilim dergisinin "Tam bir Türk darbesi" adlı başyazısı özetle şöyle:
"TÜRK HÜKÜMETİ OLAĞANDIŞI BİR BİLİMSEL DARBE GERÇEKLEŞTİRDİ. TÜRKİYE'NİN İKİ ANA BİLİM KURUMU ÜZERİNDE KENDİSİNE DAHA SIKI KONTROL SAĞLADI. TÜBA'NIN YÖNETİMİ O KADAR DEĞİŞTİRİLDİ Kİ ARTIK BİR AKADEMİ OLARAK BİLE GÖRÜLMEYEBİLİR.
BU HAREKET, TÜRK BİLİM İNSANLARINI ŞAŞKINA UĞRATTI. BU, TÜRK TOPLUMU İÇİN DE BİR ALARM ZİLİ OLMALI.
TÜBİTAK, HÂLİHAZIRDA HÜKÜMETE YAKINDI. ŞİMDİ BU İLİŞKİ GÜÇLENDİRİLDİ VE KURUMSALLAŞTIRILDI. ENSTİTÜLERİN ULUSAL AKADEMİLERE BAĞLANDIĞI SOVYET MODELİ GÖZDEN DÜŞTÜ. HÜKÜMET TÜBA'NIN ÜYELERİNE KARIŞMAK İLE BÜYÜK BİR HATA YAPTI. HER DEMOKRATİK ÜLKENİN BAĞIMSIZ BİLİMSEL TAVSİYE SAĞLAMASI İÇİN BAĞIMSIZ AKADEMİLERE İHTİYACI VAR. ANCAK BU HÜKÜMET UZMANLARIN ÖĞÜTLERİNE HİÇ SAYGI GÖSTERMİYOR. BU KARARININ AKILLICA OLUP OLMADIĞINA DAİR BİLİM TOPLUMUNA, HATTA MUHALEFETE BİLE DANIŞMADI."
Nature, "Bu karar kabul edilirse TÜBA dünya bilim camiasından dışlanır" ifadesiyle de akademi üyelerinin endişelerinin yersiz olmadığını gösterdi, dünya bilim insanlarını TÜBA'ya destek vermeye çağırdı.
Eğer düzenleme bu haliyle kalırsa, bilim dünyası, bilimsel kriterlere uygun olmadığı için TÜBA'yı resmi olarak tanımadığını açıklayacak. TÜBA üyeleri ise toplu istifanın eşiğinde Cumhurbaşkanı Gül ile görüşmeyi bekliyor...
A very
Turkish coup
Scientists around the world should protest
efforts by the government of Turkey to erode academic autonomy. And the wider
world should note the threat to democracy.
On the eve of a week-long holiday to celebrate
the end of the fasting period of Ramadan, the Turkish government executed an
extraordinary scientific coup. On 27 August, it issued a decree with immediate
effect, giving itself tighter control of Turkey's two main scientific
organizations: the funding agency TÜBİTAK
and the Turkish Academy of Sciences (TÜBA), the governance of which is now so
altered that it can no longer be considered an academy at all.
The move has startled and appalled Turkish
scientists. It should also sound an alarm bell throughout Turkish society. The
government of Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan
is also taking greater control of other sectors through a series of decrees
requiring no parliamentary debate. In the past few weeks, for example, it has
brought under direct government supervision ten previously independent
regulatory bodies, including some financial institutions and media regulators,
as well as the Natural and Cultural Assets Conservation Committee, which
determines environmentally protected zones.
TÜBİTAK, the Scientific and Technological
Research Council of Turkey, was already close to the government. Now that
relationship has been reinforced and institutionalized. A triumvirate of
president, prime minister and science minister will appoint some members of TÜBİTAK's decision-making scientific board, and
nominate its president and two vice-presidents. The triumvirate lost no time,
and on 30 August it replaced the incumbent president with electrical engineer
Yücel Altunbaşak, rector of the TOBB University of
Economics and Technology in Ankara. The government will also have much more
influence over the choice of other board members.
“The
takeover must be challenged.”
At least TÜBİTAK
is a state agency. It matters much more that the government is taking over
TÜBA, which was founded in 1993 as an autonomous organization under the
patronage of the prime minister. It has nearly 82 full members (from a total
membership of 140) and has been doing all the things academies should do — including
offering scientific advice to the government, publishing reports, and giving
scholarships and awards. TÜBA has also been active in international
organizations of academies such as the InterAcademy Panel, ALLEA (the
organization of European academies) and the Association of Academies of
Sciences in Asia (AASA).
A June decree transferred TÜBA to the Ministry
of Science, Industry and Technology. The current decree raises the number of
full members to 150. One-third will be appointed by the government and
one-third by YÖK, the Higher Education Council, most of whose members are in
turn appointed by the government or president.
The current decree also says that TÜBA will be
involved in creating a series of basic-research institutes. What this means is
unclear, because no budget for institutes has been announced, and the
government has recently effectively closed down the only non-university
basic-research institute, the Feza Gürsey Institute (see Nature 477, 33; 2011).
If the intention to create basic-research institutes were sincere, it would be
a welcome counterbalance to this government's naive encouragement of only
applied research. But the academy would not be the right place for them. The
Soviet model of linking institutes to national academies has been discredited,
and post-Soviet countries quickly moved to separate the entities.
The government has made a big mistake in
interfering with TÜBA's membership. Every democratic country requires an
independent academy to provide independent scientific advice. But then this
government shows little respect for expert advice. It did not consult the
scientific community (or even its political opposition) on the wisdom of the
move — just as it didn't consult when it created a catastrophic law last year
(see Nature464, 478; 2010)
intended to regulate the use of genetically modified plants, but which
unintentionally crippled all molecular biology research. (Scientists continue
to work by ignoring the law.)
The academy is appealing to President Abdullah
Gül to reverse the decree. Academies all around the world should write to Gül
too. Many TÜBA members say that if this approach fails, they will resign as
soon as the government's first appointments are made. They would be right to do
so. At this point, international organizations of academies should formally
derecognize TÜBA on the grounds that it no longer meets the membership criteria
of self-governance and appointment solely on scientific merit.
Scientists around the globe need to respond to
this. Although the fate of one academy may seem small on the world stage, it is
symbolic of a general anti-democratic shift in a country that is pivotal in
world politics. The takeover must be challenged.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
21 Eylül 2010 Salı
Yüzyılın deneyinde yeni keşif
Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen ve kozmosun sırlarını çözmek için yürütülen Büyük Patlama deneyinde çalışan bilim adamları, kainatın oluşumu konusundaki araştırmalarında yeni bir fenomen keşfettiklerini düşünüyorlar.
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (BHÇ) adlı dev atom çarpıştırıcısında Büyük Patlama ortamını yaratmaya çalışan Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nin (CERN) internet sitesinde yapılan açıklamada, BHÇ'nin yaklaşık 6 ay süreyle çalıştırılmasından sonra, deneylerin potansiyel olarak yeni ve enteresan fenomenlerin işaretlerini vermeye başladığı belirtildi.
Açıklamada, özellikle bazı parçacıkların, şimdiye kadarki proton çarpışmalarında gözlenmedik bir biçimde, sıkı sıkıya birbirlerine bağlı olduklarının ortaya çıktığı kaydedildi.
Fizikçi Guido Tonelli, parçacıkların 27 kilometrelik oval tünelde hızlandırılarak, bugüne kadarki rekor düzeyde, 7 TeV enerjiyle ışık hızına yakın bir hızla çarpıştırıldığı deneyin ilk sonuçlarını açıkladığı sunumunda, "Temmuz ortasındaki analizlerimizde yeni bir fenomen ortaya çıktı" dedi.
Bu sonuçların henüz teyit edilmediğini, ancak araştırma ekibinin keşfedilen bağlantının varolmadığını gösterecek karşı bir gözlemde bulunamadıklarını söyleyen Tonelli, "Şimdi ne olup bittiğini tam anlamıyla analiz etmek ve BHÇ'nin keşfetmemizi sağlamasını umduğumuz yeni bir dünya olan yeni fizikte ilk adımlarımızı atmak için daha fazla veriye ihtiyacımız var" diye konuştu.
CERN araştırmacıları bu gözlemleri yorumlayabilmek için biraz daha zamana gereksinimleri olduğunu kabul ederlerken, yeni bulguların, çarpışmalarda yoğun ve sıcak madde oluşumuyla bağlantılı olabileceği şeklinde yorumlanan ABD'nin Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'ndaki çekirdek çarpışmalarında gözlemlenen fenomenlerle benzerlikler taşıdığına da işaret ettiler.
Deneyin daha sonra 14 TeV enerjiyle yapılması öngörülüyor, ancak bunun tarihi henüz belli değil. Bilim adamları, 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama deneyinde, evrenin doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor. Bir mikro saniye sürecek çarpışmada, temel element parçacıkları, atom çekirdeklerini oluşturmak için birleşmeye başlamadan önce meydana gelen Büyük Patlama anındaki koşullar oluşturulmak isteniyor.
Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton hüzmesi veriliyor. Işın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alıyor. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, özellikle teorik fizikteki kütle mantığının temelini oluşturan veya kara maddenin neden yapıldığını anlamaya yarayacak Higgs parçacığı (Tanrı parçacığı) diye adlandırılan parçacıkların varlığının kanıtlarını görmeyi umuyor.
3 Ağustos 2010 Salı
Boğaz’ın altında dev nehir

Karadeniz’in altında bulunan dünyanın tek aktif sualtı nehri, dünyadakilerin tersi yönünde akıyor. İstanbul Boğazı’nın altından giden ve yer yer 800 metre genişliğe ulaşan nehrin üzerinde şelaleler bile var
Karadeniz’in derinliklerinde dünyanın debisi en büyük 6’ncı nehri keşfedildi. İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e doğru deniz yatağından akan yaklaşık 36 metre derinliğinde, 37 kilometre uzunluğundaki ilk denizaltı nehrinin tortu oranının, Londra’daki ünlü Thames Nehri’den 350 kat daha fazla olduğu belirtildi. İngiltere’nin Leeds Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz çıkışında robot denizaltı ve ultrason tarayıcılarla yaptıkları araştırmada önemli keşife ulaştı. Boğazdan gelen akıntıların bu bölgenin deniz yatağında Karadeniz’e uzanan dev bir nehir oluşturduğu tespit edildi. Keşfi yapan ekibin başında bulunan Dr. Dan Parson, “Bu vadide akan suyun yoğunluğu çevresindeki suya nazaran daha yüksek çünkü daha tuzlu ve çok miktarda tortu taşıyor. Sular deniz altı yüzeyinde akıp derin denizaltı yüzeyine doğru ilerliyor” dedi. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tuz oranı farkının nehri meydana getiren bu akıntıyı oluşturduğunu belirten uzmanlara göre, Akdeniz’den gelen çok tuzlu su İstanbul Boğazı’ndan geçip daha az tuzlu olan Karadeniz’e girerken nehri oluşturuyor. Ren Nehri’nden 10 kat büyükDünyanın debisi en büyük 6’ncı nehri olduğu belirtildi. 37 kilometre uzunluğuna sahip nehirin akış hızının saatte 6.5 kilometre, debisinin 22 bin metreküp olarak ölçüldüğü, bu açıdan Avrupa’nın debisi en yüksek nehri olan Ren’den 10 kat büyük olduğu kaydedildi.
Karadeniz’in derinliklerinde dünyanın debisi en büyük 6’ncı nehri keşfedildi. İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e doğru deniz yatağından akan yaklaşık 36 metre derinliğinde, 37 kilometre uzunluğundaki ilk denizaltı nehrinin tortu oranının, Londra’daki ünlü Thames Nehri’den 350 kat daha fazla olduğu belirtildi. İngiltere’nin Leeds Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz çıkışında robot denizaltı ve ultrason tarayıcılarla yaptıkları araştırmada önemli keşife ulaştı. Boğazdan gelen akıntıların bu bölgenin deniz yatağında Karadeniz’e uzanan dev bir nehir oluşturduğu tespit edildi. Keşfi yapan ekibin başında bulunan Dr. Dan Parson, “Bu vadide akan suyun yoğunluğu çevresindeki suya nazaran daha yüksek çünkü daha tuzlu ve çok miktarda tortu taşıyor. Sular deniz altı yüzeyinde akıp derin denizaltı yüzeyine doğru ilerliyor” dedi. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tuz oranı farkının nehri meydana getiren bu akıntıyı oluşturduğunu belirten uzmanlara göre, Akdeniz’den gelen çok tuzlu su İstanbul Boğazı’ndan geçip daha az tuzlu olan Karadeniz’e girerken nehri oluşturuyor. Ren Nehri’nden 10 kat büyükDünyanın debisi en büyük 6’ncı nehri olduğu belirtildi. 37 kilometre uzunluğuna sahip nehirin akış hızının saatte 6.5 kilometre, debisinin 22 bin metreküp olarak ölçüldüğü, bu açıdan Avrupa’nın debisi en yüksek nehri olan Ren’den 10 kat büyük olduğu kaydedildi.
2 Nisan 2010 Cuma
FİZİK ÇAĞI BAŞLIYOR
19 yüz yıl fizik yüzyılı olmuştu.20 yüz yıl DNA’nın bulunmasıyla biyoloji damgasını vurdu. CERN’deneyi ile 21 yüzyıla Fizik damgasını vuracak gibi. Üstelik boyutlar ve kara deliklere açılan bu deneyin enerji, ışınlanma gibi olayları çözmesinin yanında mistik bir boyutu da var. Birçok dinsel öğenin ispatı ya da reddi gündeme gelebilir. Gelişmelere hazır olun.Ama aklınızdan Ispata’da düşen Atlas Jet uçağında hayatını kaybeden Engin ARIK’ında bu konular üzerinde çalıştığını unutmayınız.
"6 AY SONRA YENİ BULUŞLAR BEKLEYİN"
CERN'de görevli Türk araştırmacı Dr. Bilge Demirköz,"Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" deneyine ilişkin, "Bu deney başladıktan 6 ay sonra bizden yeni fizik buluşlarını bekleyebilirsiniz" dedi.
Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) görevli Türk araştırmacı Dr. Bilge Demirköz, evrenin oluşum sırlarını ortaya çıkarması beklenen ve dün en yüksek enerjinin açığa çıkarıldığı "Büyük Hadron Çarpıştırıcısı" deneyine ilişkin, "Bu deney başladıktan 6 ay sonra bizden yeni fizik buluşlarını bekleyebilirsiniz" dedi.Demirköz, dün CERN’deki deneyle ilgili izlenimlerini ve bilimsel gelişmeleri anlattı.
Barselona Üniversitesi Fizik Bölümünde Araştırma Görevlisi olan Dr. Demirköz, Oxford Üniversitesi’nde CERN’deki 4 deney setinden biri olan Atlas detektörünün iç yapımında çalıştığını, doktora sonrasında ise iki yıl CERN’de görev yaptığını anlattı.
Deneyde şu an itibariyle, saniyede toplamda 80-90 çarpışma yaşandığını ve deneyin saniyede 40 milyon çarpışmaya çıkmasının öngörüldüğünü anlatan Demirköz, deneyin amaçlarına ilişkin şöyle konuştu:
"Yerçekimi ve elektromanyetik kanunları gibi fizik kanunları bilim insanları tarafından bilinen kanunlar. Fakat son 50 yılda gördük ki yüksek enerjilerde fizik kanunları farklı çalışıyor. Evren başlangıcında sıcak ve yoğun bir ortamda oluşmuş. İşte biz de evrenin çok yoğun enerji ve sıcak bir yerde oluştuğunu bildiğimizden buradaki deneyi evrenin yapıtaşı olup, burada çarpıştırdığımız ufacık protonlar için büyük patlamaya benzetebiliriz.
Büyük patlama sırasındaki fizik kanunlarının şu an etrafımızda gördüğümüz fizik kanunlarından farklı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle bu fizik kanunlarını anlamak istiyoruz. Mesela biz şu anda üç boyutta yaşıyoruz. Artı bir boyut olarak zamanı koyduğumuzda 4 boyuta çıkabilir. Ama daha yüksek boyutlarda yaşıyor olabiliriz. Fakat farkında olmayabiliriz. Görmediğimiz boyutlar olabilir. Bu da evrenin sırrı olabilir.
Bu boyutları şu anki doğada değil ama yüksek enerjilerde görme ihtimalimiz artıyor. Mesela burada bulmaya çalıştığımız olaylardan bir tanesi ekstra boyutların izini bulabilmek. Tüm maddeye kütlesini verdiğini düşündüğümüz ’Higgs’ parçacığını bulmaya çalışıyoruz. Bunun olduğunu tahmin ediyoruz ve varsa bulmak istiyoruz."
“Dünya rekoru kırıldı” CERN’de halen deney verilerinin analizinde çalıştığını dile getiren Demirköz, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın 10 Eylül 2008’de en düşük enerjide çalıştırıldığını ve 19 Eylül’de ise hızlandırıcıda bir arıza olduğunu anımsattı.
Demirköz, dün yapılan deneyde yerin 100 metre altındaki 27 kilometrelik tünelde iki proton huzmesinin 7 trilyon elektron volt enerjiyle ışık hızına çok yakın bir hızla çarpıştırıldığını belirterek, şöyle konuştu:
"Deneyde, çarpıştırıcıdaki parçacıkların göreceli kütleleri arttırıldı ve bu nedenle de bu parçacıkların enerjileri arttı. Normalde 10 Eylül’de çalıştırıldığında bu proton parçacığının enerjisi sabit kütlelerinin 450 katında idi. Dünkü deneyde ise olduklarından 3 bin 500 kat daha kütleli hissederek hareket ettiler ve şu ana kadarki en büyük enerji açığa çıkarıldı.Dünya rekorunu kırdık. Bundan önce yapılan çarpıştırmaların 3 katı kadar enerji açığa çıktı."
Deneyle birlikte veri akışının çok hızlandığını da dile getiren Demirköz, "Burada detektörler saniyede 40 milyon kez veri alabiliyor. Bunu bir fotoğraf makinesine benzetebiliriz. Bundan da büyük miktarda veri ortaya çıkıyor. Buradan çıkan veriler de dünya ile eş zamanlı olarak Türkiye’ye de yolluyoruz. Bu enerji seviyesi yeni fizik buluşlarının önünü açan kapı. Burada bu deneyden itibaren bizden yeni fizik buluşlarını 6 ay sonra bekleyebilirsiniz. Ben bu deneyin bu enerji seviyelerinde doğanın bize daha önce hiç vermediği şeyleri vereceğini düşünüyorum" diye konuştu.
Demirköz, elde edilen enerjiyle 18-24 ay arasında veriler elde edeceklerini bildirerek, daha sonra hızlandırıcının bazı parçalarının yenilenerek üst teknolojiye çıkarılacağını belirtti. Demirköz, daha sonra deneye tekrar başlayacaklarını ve şu anki enerjinin de üst seviyelerine çıkacaklarını söyledi.
Demirköz, deneyde kara deliklerin oluşumuna ilişkin ise şöyle konuştu:
"Bu enerjiyle oluşsaydı, kara delikler zaten oluşmuştu. Deneyde bir çeşit kara delik çıkması mümkün ama onun adı aslında kara delik değil, mini kara delik. Bunlar mikroskopik boyutlarda bizim anladığımız şekilde evreni ve yıldızları yutan kara deliklerden çok farklı. Oluşup yok olabilen çok hızlı parçacıkların özellikleri. Halkımız korkmasın, bugünkü güçte kara delikler anlaşılan anlamda oluşmadı ve zaten oluşamazdı."
"Cern’e üyelik Türkiye’nin prestiji"
CERN’de 100’e yakın bilim insanının bulunduğunu, Türkiye’den bilim insanlarının ise bir takım deneylere katılabildiğini anımsatan Demirçöz, şunları kaydetti:
"CERN’e üye olmadığından Türkiye’den özel sektör CERN’den ihale alamıyor. Biliyoruz ki CERN’den ihale alan şirketler çok hızlı büyüyor. Küçük ölçekli olanlar değerini yıllar içinde 3’e katlıyor.
CERN’e üye olursa Türkiye yılda 20-30 milyon İsviçre frangı ödeyecek. Ancak bu miktarın yarısı zaten Türk şirketlerine ihalelerle geri dönecek. Bu nedenle Türkiye için CERN’e üye olmak şanstır ve prestij meselesidir."
28 Haziran 2009 Pazar
MOSSAD ÖLDÜRÜRYOR
ASELSAN mühendislerinin intihar süsü verilerek arka arkaya öldürülmeleri, düşen ve Isparta uçağı diye tarihe geçen uçakta ölen fizikçilerimiz, ulusal çıkarları savunan aydınlarımızın faili meçhul cinayetlere kurban gidişleri. Petrol arayan mühendislerimizin akıbetleri(kazındı bir tane kalmadı). İran’da nüler çalışma yapan mühendislere yapılan saldırılar. Arkada kalanların korkudan konuşamamaları; aynı şey değil mi? Siyonizm “ya benden olacaksın ya da öleceksin” mantığını güdüyor. Artık bunu herkes biliyor ama; hala MOSSAD içimizde at koşturuyor. Bilimsel, özellikle “ulusal silah sanayinin” gelişmesine asla müsaade etmiyorlar. Bilim adamı ve ulusalcı aydınları olmayan bir toplum SÜRÜDÜR; biliyorlar. Mossad öldürecek, öldürür bunu anlaya biliyorum da; bizim istihbarat armut mu topluyor. Nereyi tutsan elinde kalıyor. Ulusal silah sanayimiz ihtiyacımızın %45 ini karşılaya biliyor.
ASELSAN mühendislerinin intihar süsü verilerek arka arkaya öldürülmeleri, düşen ve Isparta uçağı diye tarihe geçen uçakta ölen fizikçilerimiz, ulusal çıkarları savunan aydınlarımızın faili meçhul cinayetlere kurban gidişleri. Petrol arayan mühendislerimizin akıbetleri(kazındı bir tane kalmadı). İran’da nüler çalışma yapan mühendislere yapılan saldırılar. Arkada kalanların korkudan konuşamamaları; aynı şey değil mi? Siyonizm “ya benden olacaksın ya da öleceksin” mantığını güdüyor. Artık bunu herkes biliyor ama; hala MOSSAD içimizde at koşturuyor. Bilimsel, özellikle “ulusal silah sanayinin” gelişmesine asla müsaade etmiyorlar. Bilim adamı ve ulusalcı aydınları olmayan bir toplum SÜRÜDÜR; biliyorlar. Mossad öldürecek, öldürür bunu anlaya biliyorum da; bizim istihbarat armut mu topluyor. Nereyi tutsan elinde kalıyor. Ulusal silah sanayimiz ihtiyacımızın %45 ini karşılaya biliyor.
Neden?
ABD % 99 unu karşılıyor.
Bu ne kepazeliktir.
Bilim adamının can güvenliğini sağlayamayan istihbaratın ne işe yarar.
Irak’ı hiç kınamayın.
İsrail’in Irakta yaptıklarını on yıllardır Türkiye’de yapıyor. Pkk 30 senedir kan döküyor.
haber:
IRAKLI 420 AKADEMİSYENİ KİM ÖLDÜRDÜ?
Irak'ta işgalden bu yana binlerce aydın ve akademisyen katliamının perde arkası aralanıyor. Dünya Bülteni Irak'ta işgalden bu yana yüz binlerce sivil ölümün arkasında yer alan bir gerçek de Iraklı akademisyenlere yönelik düzenlenen suikastlar. Dünyanın gözden kaçırdığı gerçeğin raporu detaylı olarak yayınlandı.
İşgal karşıtları, Iraklı aydınların sistematik olarak yok edilmesini ve Irak'ı zayıflatmak için iyi organize edilmiş operasyonların işgal güçlerinin cinayet işlemelerine uygun zemin hazırladığına inanıyor. İnsan Hakları Gözlemci Raporlarına göre ABD işgali başladığından bu yana Irak'ta 1000'den fazla aydın ve bilim adamının vurularak öldürüldüğü polis kayıtlarına geçti. ABD Dış İşleri Bakanlığı üniversitelerde yüzlerce profesörün öldürüldüğünü doğruladı. Yazar David Howkins'e göre Iraklı entelektüellere yapılan ilk saldırı ABD askeri güçlerinin bilim insanı, öğretmen, profesörler ve araştırmacıdan oluşan 15,500 kişiyi Baas Partisine üye olmakla suçlayarak görevlerinden tasfiye etmesi ile başladı. Irak Yüksek Eğitim Bakanlığına bağlı Araştırma ve Geliştirme Bölüm Başkanı Usame Abid El-Mecid Iraklı bilim adamlarına karşı sürdürülen şiddet hareketlerinin sorumlusu olarak İsrail gizli servisini MOSSAD'ı suçluyor. Filistin Haber Alma Merkezinin Haziran 2005 tarihli raporunda, ABD askeri güçleri ile işbirliği yapan MOSSAD'ın 530 Iraklı bilim adamı ve profesörün öldürülmesinden sorumlu olduğu yazılmıştı.

LİSTENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




