YAHUDİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAHUDİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2012 Pazar

"ONE MİNUTECİLERİN" GİZLİ GÜNDEMİ

BİZE SÖYLENENLERLE GERÇEKLER HİÇTE AYNI DEĞİL
ÖZETLE; İMAM GÖRÜNÜMLÜ HAHAM YETİŞTİRME PROJESİ







11 Ocak 2012 Çarşamba

NE KADAR ARSIZIM DEĞİL Mİ?


"KİN VE NEFRET SUÇU" GÜZEL SÖYLEMİ ARKASINDAN NETALEP EDİLİYOR?
YADA SORUYU AYRINTILANDIRIRSAK:
-DÜNYADA TÜRKLERE KARŞI KİN VE NEFRET SÖYLEMLERİNİ YASAKLAYAN BİR ÜLKE VAR MI?
-NE KADAR ARSIZIM DEĞİL Mİ?
-GEÇTİM DÜNYAYI; TÜRKİYE’DE TÜRKLERE KARŞI KİN VE NEFRET SÖYLEMLERİNİ YASAKLAYAN ANAYASADA HERHANGİ BİR MADDE VAR MI?
-NEDEN HALA KENDİ Mİ ARSIZCA TALEPLERDE BULUNUYORMUŞ GİBİ HİSSEDİYORUM?
-HEPSİNİ ALDIM GERİ.
-TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA TÜRK BAYRAĞINA KARŞI NEFRET SÖYLEMLERİNİ YASAKLAYAN BİR MADDE VAR MI?
-TALEP EDEN VAR MI?
-TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA KURUCU ÖNDERİ ATATÜRK KARŞI NEFRET SÖYLEMLERİNİ YASAKLAYAN BİR MADDE VAR MI?
-TALEP EDEN VAR MI?
YOKSA İSTENEN HANİ O ( +)  POZİTİF AYRIMCILIK MI?


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

30 Ağustos 2011 Salı

"LANET OLASI 36 BEYANNAMESİ" VE "ÇILGIN KONSTANTİNOPOLİS"

YAHUDİ,ERMENİ VE RUMLAR.KISACASI KURTULUŞ SAVAŞINA KATILMAMIŞ TÜM AZINLIKLAR  ATATÜRK'ÜN 36 BEYANNAMESİ İÇİN BU TABİRİ KULLANIRLAR.
NEYSE Kİ AKP VAR VE AZINLIKLARA BİR BAYRAM HEDİYESİ VERDİ.


 
 
 
 
 

BİZANSIN SINIRI KANAL İSTANBUL
YENİÇAĞ 30.11.2011
“Azınlık vakıflarına taşınmazların iade edilmesiyle özerk bir bölge oluşturularak yeni Bizans’ın kurulması sağlanacak. AKP’nin Kanalİstanbul projesi de bunun parçası”

‘Ekümeniklik’ alanı mı?
Bu müthiş iddia, CHP’li eski milletvekili ve avukat Şahin Mengü’ye ait... Vatikan tipi bir yeni Bizans oluşturulduğunu öne süren Mengü, bir KHK ile azınlığı zengin edecek AKP’ye çattı.

Lozan’ın rövanşı gibi!
BaŞbakan Erdoğan’ın 75 yıl önce Lozan Antlaşması’na dayanılarak el konulan malların iade edileceğini açıklamasına tepki gösteren Mengü, “Özerk Kürdistan’ı Bizans mı izleyecek” dedi.

Yunanistan’ı örnek alın
Mengü, Batı Trakya’daki Türk kökenli vatandaşlara böyle tavizler verilmediğine dikkat çekti: Yunanistan, bütün Türk vakıf mallarına el koydu. AKP, bu şımarıklıktan geri dönmeli. ‰ 9’da

Barto’ya özel ilgi gösterdi
Türkiye’de azınlıkların verdiği bir iftara katılan ilk başbakan olan Erdoğan, Fener Rum Papazı Bartholomeos ile Arkeoloji Müzesi’nin bahçesindeki davette yan yana oturdu. Hükümetin iade kararı aldığı değeri 1 milyar doları aşan 2 bin 419 taşınmazın 1000’den fazlası Rumlara ait...

Azınlık beyanları temelden yoksun!
Hukukun Egemenliği Derneği: Azınlık vakıflarının 1936’daki beyanlarının hiçbir temeli yok, iade çok hatalı bir karar...

Yabancılar, toprak ve mülke doymadı
89 ayrı ülkenin 120 bin vatandaşı, Türkiye’nin 76 ilinde 111 bini aşkın taşınmaz aldı. Toplam alan 81 milyon m2’yi buldu.

Yeni Bizans’ın sınırı Kanalİstanbul olacak
Azınlıklara taşınmazların iade edilmesinin önünü açan AKP’nin Kanalİstanbul projesiyle de Bizans özerk bölgesini kurduracağı belirtiliyor.
Haber :  Halime Öztürk
Hükümetin, azınlıklara ait vakıf arazilerinin geri verilmesi için  Kanun Hükmünde Kararname çıkarması, kamuoyunda tepkilere neden oluyor. Konunun Kanalİstanbul Projesiyle ilgili olduğunu belirten uzmanlar, bu çerçeveden bakıldığında nihayi sonucun Bizans bölgesi olduğunu belirtiyorlar. CHP eski Milletvekili ve Avukat Şahin Mengü de Başbakan  Tayyip Erdoğan’ın Lozan Antlaşması’na dayanılarak el konulan azınlık vakıflarına ait malların iade edileceği yönündeki sözlerine sert tepki gösterdi. Mengü, “Kafalarının arkasında ekümeniklik gibi bir yer yaratmak olabilir. Bölgedeki araziler azınlık vakıflarına devredilirse ortaya Vatikan benzeri bir yapı çıkar. Özerk Kürdistan’dan sonra bir de Bizans’ın kurulması söz konusu olabilir. İstanbul’da yapılacak olan Kanal Projesi’yle bir hudut mu çiziliyor. Özerk Kürdistan’ın yanında batıya şirin gözükmek için Vatikan gibi özerk bir bölge mi yaratılıyor?” dedi.

Şımarıklıktan vaz geçilsin
Yunanistan’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlara böyle tavizler verilmediğini hatırlatan Mengü, “Yunanistan, bütün Türk vakıf mallarına el koymuştur. Hatta Türkiye’nin kendi seçmesi gereken müftüyü bile seçmesine izin vermemiştir. Türkiye’de Bartholomeos ve onun işgal ettiği makam aslında bizim Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir devlet kuruluşudur. Yapılması gereken Türkiye’nin bu şımarıklıktan geri dönmesidir” diye konuştu. Mengü, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de çok ciddi bir muhalefet olmadığından rahat davranıyorlar. Ciddi bir muhalefet olduğu gün bu yaptıklarının hiçbirini yapamazlar. Bugün eğer Türkiye’de çok ciddi bir muhalefet varsa şimdiden bağırması lazım ’Ben iktidar olduğum zaman geri alacağım’diye. Ama maalesef böyle bir ses çıkmıyor.”

Ekümeniklik iddiası
Bu arada, Fener Rum Papazı’nın yasa dışı ekümeniklik iddiasının da Kanalİstanbul Projesi’yle uyuştuğu belirtiliyor. Konunu uzmanları, eğer proje gerçekleşirse Papaz Bartho, oluşturulacak Bizans bölgesinin başına geçecek.

Papazdan kararnameye teşekkür
Başbakan Erdoğan önceki güncemaat vakıfları tarafından İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde verilen iftara katıldı. Erdoğan, Fener Rum Papazı Arkeoloji Müzesi’nin bahçesindeki davette Bartholomeos ile yan yana oturdu. Papaz, Başbakan Erdoğan’a birkaç gün önce Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kendilerine arazi ve mal verilmesine teşekkür etti. Bilindiği gibi Hükümet azınlıklar konusunda bir adım daha atmıştı. KHK’ya göre, 1936 kayıtlarında yer aldığı halde tapusu bulunmayan gayrimenkuller azınlık vakıflarına iade edilecek. Üçüncü kişilerin kullandığı taşınmazların ise rayiç değer üzerinden bedeli ödenecek. Hükümetin azınlık vakıflarına iade etme kararı aldığı iki binden fazla taşınmazın değerinin 1 milyar doları aştığı belirtiliyor. Bunların 1000’den fazlası ise Rumlara ait.

AKP, azınlıklara daha fazla ilgi gösterdi
Türk hükümetinin, azınlıklara tüm mülklerinin iadesi kararı, dış basında adeta alkışlarla karşılandı! Bu yönde bir adım atılmasının AB’nin “temel talepleri” nden biri olduğunu vurgulayan New York Times gazetesi, “AKP, Türkiye’de azınlıklara daha sempati ve ilgi gösterdi” başlıoğını kullanırken, Financial Times, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) işlerinin kolaylaşacağı düşüncesini ifade etti. AB’nin, aday ülke Türkiye’ye, gayri Müslimlere ayrımcılık yapan ve mülk sahipliğini de kısıtlayan yasaları gevşetmesi veya kaldırması için “baskı” yaptığını kaydeden ABD gazeteleri, AİHM’nin, Türkiye aleyhinde tazminat kararlarını verdiğini vurguladı.
İngiliz Financial Times gazetesinde yayımlanan haberde ise Rum, Ermeni ve Musevi vakıflarına ait olan mülklerin hükümet kararnamesiyle iade edileceği, el konduktan sonra satılan mülkler için ise tazminat ödeneceği belirtiliyor.
BBC Türkçe tarafından yansıtılan haberde mülklerin iadesinin, Avrupa Birliği’nin temel taleplerinden biri olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde konuyla ilgili çok sayıda dava bulunduğu da vurgulandı. Gazete, Başbakan Erdoğan’ın “İslami kökenli hükümetinin” azınlıkların sorunlarını çözme sözü verdiğini anımsattı ve atılan adımın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verebileceği kararların önüne geçmeye yardımcı olacağı da görüşünü dile getirdi.

Yabancılar Türkiye’de gayrimenkul topluyor
AKP iktidarı döneminde yabancıların Türk topraklarını satın almak için başlattığı operasyonlar aralıksız sürüyor. İngilizler, Almanlar ve Yunanlar başta olmak üzere, Yeni Zelanda’dan Kenya’ya, El Salvador’dan Ruanda’ya kadar 89 ülkenin vatandaşı bugüne kadar Türkiye’nin 81 ilinin 76’sında 111 bin 194 adet taşınmaz edindi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yabancı İşler Daire Başkanlığının verilerine göre, Türkiye’de gayrimenkule yatırım yapan yabancı sayısı 119 bin 599 kişiye ulaştı. Bugüne kadar yabancıların Türkiye’den aldığı gayrimenkullerin taşınmaz alanı toplam 81 milyon 664 bin 98 metrekare. Verilere göre, halen 89 ülke vatandaşının Türkiye’nin çeşitli illerinde gayrimenkulü bulunuyor. Türkiye’de gayrimenkul sahibi yabancıların başında İngilizler ve Almanlar geliyor. Halen Türkiye’de 35 bin 249 İngiliz vatandaşının 24 bin 848 adet taşınmazı bulunuyor. Gayrimenkul sahibi kişi sayısı bakımından ikinci sırada yer alan Almanların ise Türkiye’de 27 bin 21 Almanın 35 bin 344 adet taşınması var. Ayrıca, 10 bin 750 Yunanın toplam 9 bin 888 adet, 6 bin 849 İrlandalının 5 bin 173 adet, 5 bin 710 Danimarkalı’nın 4 bin 697 adet, 5 bin 124 Norveçli’nin 3 bin 657 adet, 4 bin 563 Rus’un 4 bin 227 adet taşınmazı bulunuyor. Öte yandan, İstanbul, İzmir ve Bursa’da en fazla gayrimenkul yatırımını Türk asıllı Yunanların, Antalya’da Almanlar ve Hollandalıların, Hatay ve Gaziantep’te Suriyelerin, Ankara’da ise ABD’lilerin yaptığı belirlendi.

Antalya revaçta

Türkiye’de mülk edinmek isteyen yabancılar için en gözde şehir Antalya. Bu şehirde 40 bin 90 yabancının toplam 31 bin 164 adet taşınmazı bulunuyor. Yabancılar için ikinci gözde şehir Muğla’da ise 20 bin 196 yabancı uyruklu kişinin toplam 14 bin 561 adet taşınmazı bulunuyor. Bunların yanı sıra Aydın’da 17 bin 629 yabancının 12 bin 803 adet, İstanbul’da 12 bin 442 yabancının toplam 12 bin 190 adet taşınmazı mevcut. Hatay, Mersin, Yalova, Balıkesir, Bursa ve Ankara da yabancıların ilgi gösterdiği şehirler arasında yer alıyor. Ağrı, Hakkari, Siirt, Bitlis ve Şırnak şehirlerinde ise yabancıların hiçbir gayrimenkulü bulunmuyor.

Atatürk’ün mirası daha mı değersiz?
Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Avukat Erdem Akyüz, Atatürk’ün millete emanet ettiği değerlere, azınlık vakıflarına verilen değer kadar itina gösterilmediğini ifade etti. Akyüz, “Azınlık Vakıflarına ait olduğu varsayılan arsa, arazi, bina gibi malların çoğunun iadesini öngören kararnamenin bulunduğu yasal metin de ilgi çekicidir. Bu yasal düzenleme ’Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnamede’yer almaktadır. Bu haliyle kararname daha önce örneğine sıkça rastlanan ’Torba Kanun’ benzeri, ’Çorba Kararname’ haline dönüşmüştür” şeklinde konuştu. İade edilecek malların, azınlık vakıflarının 1936 yılında verdikleri beyannamelere göre yapılacak olmasını da eleştiren Akyüz “Bu vakıflar, 1936 yılında verdikleri beyannamelere cemaatlarına ait olan, hatta sahipsiz malları da eklemişlerdir. Üstelik daha önce satışı yapılan malların, rayiç değerlerinin nakit olarak tekrar ödenecek olması, mükerrer ödeme ve haksız zenginleşmeye yol açacaktır. Diğer ülkeler Türk mallarına ilişkin bir iade kararı almamışken, tek yanlı bu tür bir uygulamanın yapılması, uluslararası hukukta ’mütekabiliyet prensibi’(Devletlerarası ilişkilerde maruz kalınan davranışa aynı şekilde karşılık verme) olarak kabul edilen uygulamaya da aykırıdır” diye konuştu
Akyüz şunları kaydetti: “Atatürk’ün kurduğu ve vefatından önce yaptığı vasiyetname ile bütün mal varlığını bıraktığı; Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, daha sonra yapılan kanun değişiklikleri ile bu konumlarını yitirmişlerdir. Bir bataklık olan ve kendi eliyle çiftlik haline getirilen Atatürk Orman Çiftliği, kısım kısım parsellenmiştir. Bu durumda, azınlık mallarına ve vakıflarına, Atatürk’ün Türk Milleti’ne bıraktığı mal ve vakıflardan daha fazla özen gösterildiğini düşünmemek mümkün değildir. Yeni yapılan bu yasal düzenlemelerin ve çıkarılan kararnamelerin, ileride iptal edilmesi kaçınılmazdır.”


VATAN SATIŞI HIZ KAZANDI!
Yeniçağ-1/9/2011

Yabancıya geçen toprağın yüzölçümü 81 milyon m2’ye ulaştı. Bazı illerde yasal limitler bile aşıldı!
AKP’nin açtığı yolda ilerleyen yabancılar, Türkiye’de müthiş bir hızla taşınmaz edinmeye devam ediyor. Resmi kayıtlara göre; 89 ayrı ülkeden 120 bin kişi, 76 ilimizde 111 binden fazla gayrimenkulün yeni sahibi oldu.
Antalya ve Hatay kapanın elinde!
Yabancıya toprak ve mülk satışının önünü açan AKP, tepkiler üzerine yasaya yüzdelik sınır koymuştu. Ancak son veriler, imarlı alanın yüzde 10’u olan bu limitin Antalya,
Hatay gibi illerde aşıldığını ortaya koydu.

Ülkemizin toprakları kapanın elinde kalıyor
Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’deki azınlık vakıflarının mallarını geri iadesini sağlayan Kanun Hükmünde Kararname çıkarmasının yankıları sürerken, yabancı ülke vatandaşlarının da yoğun şekilde arazi kapma yarışı içinde oldukları ortaya çıktı. AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002’ye kadar 11 milyon 961 bin 595 metrekare toprak yabancılara satılırken, son 9 yılda ise 69 milyon 702 bin 503 metrekare toprak satışı gerçekleştirildi. Yine AKP dönemine kadar sadece 23 bin 44 yabancıya satış yapılırken, sonrasında ise 96 bin 2 yabancı gayrı menkul edindi. İngilizler, Almanlar ve Yunanlar başta olmak üzere, Yeni Zelanda’dan Kenya’ya kadar kadar 89 ülkenin vatandaşı bugüne kadar Türkiye’nin 81 ilinin 76’sında 111 bin 194 adet taşınmaz edindi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Yabancı İşler Daire Başkanlığının verilerine göre, Türkiye’de gayrimenkule yatırım yapan yabancı sayısı 119 bin 599 kişiye ulaştı. Yabancıların aldığı gayrimenkullerin taşınmaz alanı toplamı da 81 milyon 664 bin 98 metrekare.

Ruandalı bile var
Halen 89 ülke vatandaşının Türkiye’nin çeşitli illerinde gayrimenkulü bulunuyor. Bu ülkeler şöyle sıralanıyor: Almanya, ABD, Andorra, Arjantin, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Bahreyn, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna-Hersek, Brezilya, Virgin Adaları, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, Çin, Danimarka, El Salvador, Estonya, Fas, Filipinler, Finlandiya, Fransa, G. Afrika, Gürcistan, Hırvatistan, Hindistan, Hollanda, Honduras, Irak, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Jamaika, Japonya, Kanada, Karadağ, Kazakistan, Kenya, Kırgizistan, KKTC, G. Kore, Kuveyt, Letonya, Libya, Liechtenstein, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malezya, Malta, Meksika, Mısır, Moldova, Nijer, Norfolk Adaları, Norveç, Özbekistan, Pakistan, Peru, Polonya, Portekiz, Romanya, Ruanda, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Karadağ, Singapur, Slovakya, Slovenya, Sri Lanka, S. Arabistan, Tacikistan, Tunus, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Venezuela, Yeni Zelanda, Yunanistan.

Antalya revaçta
Türkiye’de mülk edinmek isteyen yabancılar için en gözde şehir Antalya. Halen Antalya’da 40 bin 90 yabancının toplam 31 bin 164 adet taşınmazı bulunuyor. Yabancılar için ikinci gözde şehir Muğla’da ise 20 bin 196 yabancı uyruklu kişinin toplam 14 bin 561 adet taşınmazı bulunuyor.
Yabancılara gayri menkul satışları illerin yüzölüçümüne göre belli orana göre yapılırken, Antalya’da bu oranın aşıldığı ortaya çıktı. Bu durumun Hatay için de geçerli olduğu anlaşıldı. 15 Mayıs 2011 tarihine kadar yabancılara illerin 1000’de 5’i oranında satış yapılırken, AKP’nin yeni icraatıyla (!) bu oran yüzde 10’a çıkarıldı.

En fazla toprak İngilizlerin
Türkiye’de gayrimenkul sahibi yabancıların başında İngilizler ve Almanlar geliyor. Halen Türkiye’de 35 bin 249 İngiliz vatandaşının 24 bin 848 adet taşınmazı bulunuyor. Gayrimenkul sahibi kişi sayısı bakımından ikinci sırada yer alan Almanların ise Türkiye’de 27 bin 21 Almanın 35 bin 344 adet taşınması var. Ayrıca, 10 bin 750 Yunanın toplam 9 bin 888 adet, 6 bin 849 İrlandalının 5 bin 173 adet, 5 bin 710 Danimarkalı’nın 4 bin 697 adet, 5 bin 124 Norveçli’nin 3 bin 657 adet, 4 bin 563 Rus’un 4 bin 227 adet taşınmazı bulunuyor.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Nisan 2011 Pazartesi

İŞARET GELDİ-AKP YOLCU
Ertuğrul yazdı.Biz sevindik.Yandaşlar bile AKP'yi terkediyor sandık.Ama madalyonun diğer yüzü var ve iyi düşünülmeli.Buna benzer sinyalleri son bir haftadır değişik yerlerden alıyoruz.Kimliğini açık bir şekilde yahudi olduğunu söyleyen kişiler AKP'yi terk etmemizi önerriyor.Yerine ısrarla adını söyledikleri kişiyi tahmin edersiniz.Zaten "Yeni"leri severiz.Peki bu hızlı dönüş neden?
Çünkü siyonist yeni hizmetkarlar buldu.
Çünkü AKP'nin yalanlarına artık halk kanmıyor.
Çünkü AKP yapabileceği tahribatın doruklarında.
Taze kan/temiz beyaz bir sayfa ve kazanımların kaybedilmeden yola devam edilmesi gerek.
Siyonizmin AKP'de direnmesi milli şuurun çok fazla artmasına ve kazanılan tüm kalelerin tekrar kaybedilmesine neden olabilir.
Bunun bilincinde olan siyonist ve emperyalist güçler temiz bir sayfa açma telaşında.
AMAÇ;MİLLİ ŞUUR UYANMADAN BU GEÇİŞİ SAĞLAMAK.
YERİNE KİM  Mİ GELECEK?
"YENİ" OLAN NE VARSA VE HEDEFE EN YAKIN KİM GÖRÜNÜYORSA.GELİŞİ ÇOK HIZLI VE ŞAŞIRTAN KİMSE.
UMARIM ANLATA BİLMİŞİMDİR.


Ertuğrul'la ne alakası mı var?
Hürriyet Gazetesinin kuruluş tarihinden başlayın araştırmaya.
Ertuğrulun Hürriyetteki 20 yıllık hizmetine bakın ve en üstlerden ayrılırken,köşe yazarı olmaya geçerken/geçirilirken yazdığı şu yazıya bakın:http://millici-ciddiadamlar.blogspot.com/2009/12/milletin-damini-taslama-yahudi.html göreceksiniz.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Nisan 2011 Perşembe

İDO’NUN BİR ORTAĞI ‘EVANGELİST’ ÇIKTI!


Kabotaj Kanunu’na göre Türk karasularında her türlü taşımacılık hakkı Türk vatandaşlarının aitken, İDO’nun yüzde 30’una sahip olan İskoçyalı Brian Souter’ın ABD 
merkezli uluslar arası Evangelist Hristiyan tarikatı Nazarene Kilisesi’nin önde gelen üyesi olduğu ortaya çıktı. Evangelistler en aktif misyoner gruplarından biri..
İDO'YA EVANGELİST ORTAK İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş, yüzde 30’u ABD merkezli uluslararası Evangelist Hıristiyan tarikatı Nazarene Kilisesi’nin önde gelen üyelerinden İskoçyalı Brian Souter’in sahibi olduğu şirketler topluluğuna ihale edildi

Haber :  Salim YAVAŞOĞLU-yençağ
Kabotaj Kanunu’na göre karasularımızda her türlü yük, yolcu taşımacılığı ve balıkçılık gibi faaliyetler yalnızca Türk vatandaşlarına tanınmışken İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş (İDO), yüzde 30’u yabancı olan bir şirketler topluluğuna satıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen  İDO’nun özelleştirilme ihalesini 861 milyon dolarla Tepe-Akfen-Souter-Sera Gayrimenkul Yatırım Konsorsiyumu kazandı. Konsorsiyumda Sera’nın yüzde 10, diğerlerinin ise yüzde 30 payı var. 

Tutucu bir Hıristiyan
Grupta yüzde 30 pay sahibi olan  Souter Investment, bir İngiliz şirketi. Sahibi ise İngiltere’nin ikinci büyük toplu taşıma şirketlerinden Stagecoach’nin ortaklarından İskoçyalı Brian Souter. Otobüs firması olarak işe başlayan Stagecoachi, daha sonra tren vagonları da işletmeye başladı. Aralarında İngiltere, Kanada ve ABD’nin de bulunduğu bir çok ülkede faaliyet gösteren bir ulaştırma şirketi. Şu anda 200 işkolunda yatırımı bulunuyor. Brian Souter, çok tutucu bir Hıristiyan olmasıyla tanınıyor. Aynı zamanda uluslar arası Evangelist Hıristiyan Tarikatı Nazarene Kilisesi’nin de önde gelen üyesi. 

Milyar dolarlık cemaat
Dünyanın bir çok yerinde örgütlü olan Evangelik Nazarene Kilisesi cemaatinin bugün 2 milyonu aşkın üyesi bulunuyor. Misyonerlik faaliyetlerinde dünyanın en önde gelen cemaati, eğitim faaliyetlerine büyük önem veriyor. 35 ülkede 54 yüksekokulu finanse ediyor. Kilisenin, 2010 yılı harcaması 898 milyon dolar. Cemaat, ilk olarak ABD’de 1895 yılında Dr. Phineas Brese tarafından Los Angeles’te bir kilisede oluşturulmuş. Bugün, Türkiye de dahil olmak üzere Latin Amerika’dan-Güneydoğu Asya, Avrupa’dan-Afrika’ya her yerde kiliseleri bulunuyor.

Yunan Kilisesi pazarladı
Özelleştirme işlemlerini ise İstanbul büyükşehir Belediyesi tarafından görevlendirilen Finans Yatırım-ARUP yürüttü. Şirkete, 150 bin doların yanında satıştan prim de verilecek. Finansbank Yatırım Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Saruhan Doğan, “ARUP işin denizcilik tarafı, biz de finansal kısmı ile ilgileniyoruz” açıklamasını yapmıştı. ARUP, uluslararası faaliyet gösteren bir İngiliz şirketi. Özelleştirmeyle yetkili olan Finans Yatırım ise Türkiye’de kurulmuş menkul değerler işi yapan bir anonim şirket. Bu şirketiin 5 ortağından biri hakim ortağı Yunanistan Milli Bankası (NBG) olan Finansbank. Diğerleri ise doğrudan Yunan kuruluşları. 

Yüzde 99.60’ı Yunan’ın 
Finansbank’ın ortakları arasında bulunun Yunanistan Milli Bankası’nın en önemli ortaklarından biri ise Yunanistan Ortodoks Kilisesi. Finans Yatırım’ın bir Türk denetim firması tarafından hazırlanan Haziran 2010 tarihinde sona eren döneme ait bağımsız denetim raporunda konu şöyle tespit edilmiş: “Ana hissedar, şirketin hisselerinin yüzde 99.60’ını elinde bulunduran Finansbankası A.Ş. olup şirketin nihai hissedarı ise National Bank of Greece S.A. dir (NBG).” National Bank of Greece (NBG) ise Yunanistan Milli Bankasıdır. Bu bankanın ortaklarından biri de Yunanistan Ortodoks Kilisesi’dir.  
YILDA 120 MİLYON YOLCU TAŞIYOR Dünyanın en büyük deniz taşımacılık şirketlerinden biri olan İDO, 1987 yılında kuruldu. İDO, 18 hatta, 25 deniz otobüsü, 10 hızlı feribot, 17 arabalı vapur ile 36 iskelede hizmet veriyor. İstanbul’daki şehir hatları vapurlar ise İDO’ya ait değil. Eylül 2010’da 34 adet yolcu vapuru ve 49 şehir hatları iskelesi, İBB iştiraki olarak kurulan İstanbul Şehir Hatları Turizm’e devredilmişti. 2010 yılında 7 milyon araç ve 100 milyon yolcu taşıdı. Geçen yıl 371 milyon lira ciro elde eden şirketin, bu yılki ciro hedefi 380 milyon lira. İDO özelleştirilmesiyle yılda 400 milyon lira ciro yapan bir şirket elden çıktı. Bu yıl 71 milyon lira net kar bekleniyor. Gelire oranı yüzde 17.5.  Bu deniz altyapısı üzerinde 19 hatta 31 noktaya ulaşım yapılıyor. Kabotaj Kanunu gereği yabancıların hâkim ortak olarak giremedikleri iç sulardaki taşımacılıkta, alıcı şirket önemli bir imtiyaza da sahip olacak. Muhtemelen ihale şartnamesinde aynı hatlarda başka bir şirketin taşıma yapması ile ilgili kısıtlamalar olabilecek. Daha önce İDO’ya devredilen 34 adet yolcu vapuru ve 49 şehir hatları iskelesi, Eylül 2010’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakı ele kurulan İstanbul Şehir Hatları Turizm San. ve Tic. AŞ ’ye devredilmiştir. 

YAHUDİ EGEMENLİĞİ İ İÇİN DESTEK VERİYORLAR Evangelizm, Kutsal Kitap’a dönmek veya yönelmek anlamına gelmektedir. Genel anlamıyla İncil hakkında vaaz vermektir. İsa üzerinde yoğunlaşan bu vaazların amacı Hıristiyan olmayanları bu dine davet etmektir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılmış dört İncil’in her birine “Evanjel” denir. Yunanca “iyi haber” ya da “genel olarak kabul edilen gerçek” anlamına gelen evangelion kelimesinden gelmektedir. Bu kelimeden türetilerek, İncil yazarlarına “Dört Evangelist” denmiştir.

Siyonizme bağlılıkları
Evangelizm, Amerika’daki Hıristiyan toplumun fundamantalist kanadını temsil etmektedir. Yahudilere ve Siyonizm’e olan bağlılıkları ise Evangelistleri diğer Hıristiyan topluluklardan ayıran en büyük özellikleri. Evangelistler, Eski Ahit’in; Yahudilerin ’Tanrı’nın Seçilmiş Halkı’, Kutsal Topraklar’ın Yahudilerin malı olduğu, Yahudilerin Mesih’in gelişi ile birlikte bir dünya egemenliğine ulaşacakları gibi kehanetlerini tamamen kabul ederler. Bu konuda kendilerine düşen en büyük misyonun ise Yahudilerin egemenliğine destek olmak olduğunu düşünürler. Evangelizmin aslı, Protestanlığa yani Martin Luther’e dayanır. Luther, Papa’ya, Vatikan’a karşı olarak kurduğu yeni kiliseye “Evangelist Kilise Hareketi” ismini vermişti. Papalığın yaptıklarına karşı çıktığı, protesto ettiği için bunlara “Protestan” denildi.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Ağustos 2009 Perşembe

Atatürk milliyetçiliğinin ırksal, dinsel ayrımının olmadığını, ulus olmanın, millet olmanın ince çizgisini çok iyi analiz etmiş Yahudi asıllı Türk aydınının mektubunu yayınlamış Milliyet yazarı Ali Nail KUBALI.
Özellikle şeriat özlemcisi, dönek solcu, liboş-fetoş, ayrılıkçı Kürtlerin kol kola girip emperyalist çıkarlara hizmet ettiği bu dönemde bu mektup okunmalı. Her asrın başında uğradığımız bu haçlı saldırılarından kurtulmak ve def etmek gerçek bilinçli Türk vatandaşlarımızla olur.
KÜRT AÇILIMI VE RAFAEL SADİ’NİN MEKTUBU!
Ali Nail Kubalı’nın yazısı, milliyet
Değerli okurlarım, Rafael Sadi, Yahudi kökenli bir Türk aydını. O da milyonlarca Türk vatandaşı gibi şimdi gurbetçi. Ve de çok başarılı bir uluslararası işadamı! Kesin tarihini anımsayamayacağım ama 2003-2004’te Türkiye’de en sorumlu ağızların, “Türkiyelilik üst kimliğini kullanalım”, “Kardeşim sen, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dersen, o da, ‘Ne mutlu Kürtüm diyene’ der!” gibi söylemlere yeni başladığı günlerdeydi. Rafael Sadi benim de zaman zaman yazdığım bir internet yazışma grubuna aşağıdaki “tarihi” mektubu göndermişti.
* * * “(...) Son günlerin en tartışılır konusu olan azınlıklar meselesinde çok dikkatli olunması gerektiğini ve bir tuzağın içine düşmekten ülkenin kurtarılması gerektiği görüşündeyim. Özellikle bu Türk ve Türkiyeli kavramlarının ortalıkta dolaşması kesinlikle gizli bir bölücülük işlemekte, ilginç ve güzel bir mozaik olan Türkiye’nin yapısını kökünden sarsmaya, dengeleri altüst etmeye sebebiyet verebilecek bir durum yaratacak gibi geliyor bana. Ben, ecdadı 1492 yılında İspanya’daki Engizisyon’dan kaçıp Osmanlı Türkiye’sinde kucak açılmış Yahudi dinine mensup bir Türk vatandaşıyım. 1955 yılında doğup 1961 yılında ilkokul 1. sınıfına girdiğim günden itibaren, Türküm, doğruyum, çalışkanım tümceleriyle beynime Türk olduğum kazındı. Bayrağım ve milli marşımın ne olduğu öğretildi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, kurucusu Atatürk‘ün söylediği, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü okul duvarında, kitabında ve her türlü malzemenin üzerinde öğrenerek, bilinçlendirilerek büyüdüm. Birileri kalkacak ve bana, ‘Yok kardeşim sen Oğuz ve Kayi boylarından, Orta Asya’dan gelmediğin için Türk değil, Türkiyelisin’ diyecek ve ben de, ‘Ha peki haklısınız’ diyeceğim. Hadi canim sende... Ne olacak benim 50 yıllık eğitimim, öğrenimim, ne olacak 26 yaşına gelmiş oğluma, 23 yaşına gelmiş kızıma verdiğim Türk eğitimi, kimliği... Şimdi kalkıp kendilerine, ‘Kusura bakmayın çocuklar, biz Türk değilmişiz, sadece Türkiyeliymişiz’ mi diyeceğim. Bunun adına, milleti bölmek, halkı parçalamak denmez mi? Kimse bana üst kimlik, alt kimlik hikâyeleri anlatmasın. Her birimiz bu ülkede ne olduğumuzu biliyoruz. Dinlerimiz, ırksal veya yöresel farklılıklarımız olabilir ve bu hiçbir zaman bizleri rahatsız etmedi. Şimdi ne oldu da birden bire azınlık sayılacakmışım, benim atalarım kendilerine özel haklar verebilecek azınlık statüsünü Lozan Anlaşması’nda bile kabul etmemişler. ‘Biz Türk vatandaşıyız’ deyip azınlık haklarını ret etmişlerdir. Lütfen dikkat edelim, birileri Türkiye’yle oynamak istiyor. Sizi bilmem, bana, Türk değil de Türkiyeli denmesi rahatsız eder beni...” * * * “Kürt açılımı”nın gündeme geldiği bugünlerde Rafael Sadi‘nin bu ibret dersleri ve uyarılarla dolu mektubunu tekrar yayınlamayı bir vatan sevgisi görevi biliyorum sevgili okurlarım!

8 Ağustos 2009 Cumartesi


Sefardim Yahudileri ki, bunlara TurkoYahudiler de denebilir, büyük bir kara para aklama ağı kurmuşlar

"Sefardim Yahudileri ki, bunlara TurkoYahudiler de denebilir, büyük bir kara para aklama ağı kurmuşlar"
Amerika’nın New Jersey eyaletinde, geniş kapsamlı bir tahkikat sonucu, aralarında belediye başkanı, belediye görevlileri ve hahamların da olduğu toplam 44 kişi, yolsuzluk, ve para aklama suçlamalarıyla tutuklandı. Dinci/İslamcı medya konuyu Yahudi dışlamacılığını sergilemek fırsatı sayıp kaleme aldı.Vakit gazetesinde Mustafa Özcan; “Türkiye ve Filipinler gibi bölge ve ülkelerden buldukları kelepir organları ve böbrekleri hali vakti yerinde Yahudilere pazarlıyorlar” şeklinde bu skandala Türk Yahudilerini de dahil etti. Makaleden alıntılar: “[...] Türkiye bu üçgenin veya organ yolunun tam göbeğinde yer alıyor. Hahamlar operasyonunun arkasından gizli bir tarih ortaya çıktı. Adeta Da Vinci şifresi gibi bir şey. Şark veya Sefardim Yahudileri ki, bunlara TurkoYahudiler de denebilir. Büyük bir kara para aklama ve organ kaçakçılığı ağı kurmuşlar. Bu ağı Amerikan polisi ortaya çıkardı. Bundan dolayı da operasyona antisemitik bir operasyon nazarıyla baktıklarından şüphe edilemez. Yaka paça yakalanan hahamlar genellikle New York ve New Jersey’de ikamet ediyorlar. Lakin ahtapot gibi kolları dünyaya uzanıyor. Sadece Brooklyn’de 75 bini bulan bu Sefardim kitlesi var. Bu Yahudiler Şam, Halep ve Kamışlı kökenli. Yani sınırın öte yakasından. Dün Osmanlı sınırı içinde iken şimdi sınırın öte yakasından. [...]“


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın DTP ile görüşecek olmasına tepki gösteren MHP Genel Başkan adayıAhmet R. Yılmaz; “Yaşanacak acıların şiddetini artırmaktasınız. Gelecek ilk milli iktidar olanlardan sizi de sorumlu tutacaktır” ifadelerine yer veren Yılmaz, şunları kaydetti: “ABD ve kendi içindeki Yahudilerin, Yahudi eksenli büyük Kürdistan sevdasından bir an önce vazgeçmesi gerekmektedir. Hiç kimseye hayır sağlamayacak bu proje bölgede yaşayan her millete acı yaşatmaktan öteye geçmeyecektir“, dedi. Açıklamasında, “Türkiye’nin başına bela odaklarca bir kaynaktan çıkan planlı bir fitne akışı” olduğunu iddia eden Yılmaz, Kürt açılımının sonu olmadığını” belirtti.


Büyük ve güçlü bir Türkiye olmadan ne İsrail ne de başka ülkeler bu bölgede huzur içerisinde yaşayamazlar

Büyük ve güçlü bir Türkiye olmadan ne İsrail ne de başka ülkeler bu bölgede huzur içerisinde yaşayamazlar




JAPONYA DA ATILAN ATOM BOMBASINDA SİYONİST PARMAĞI






“Hiroşima’da öleli
Oluyor bir on yıl kadar
Yedi yaşında bir kızım,
Büyümez ölü çocuklar.”
Diye yazmıştı Nazım Hikmet Ran.Bu sabah iki katliam haberi,biri 2009 başında Gazze saldırısı ve diğeri de Hiroşima’ya atılan atom bombası.Gazze zaten Siyonist katillerin canlı izlediğimiz katliamıydı ama bu haber ilk atom bombasında bir Yahudilerinin parmağının olduğunu söylüyor ve bununla gurur duyuyorlar.İsrail Yahudilerinin,Siyonistlerin ruh halini gösterir bir örnek.Kan ve ölümden haz alan tek ırk sadece bunlar olsa gerek.Ama başkaları ölürse.Kendilerinin burunları kanamaması gerekli.Aklıma Gazze saldırılarının olduğu dönemde Gazze sınırına gelip zevkten göbek atan Yahudilerin görüntüleri geldi.Bu barbarlık ötesi bir şey.İçerisinde tırnak kadar insanlık olmayan bir şey.Dünyada nerede kan,gözyaşı,ölüm,eziyet varsa bilin ki arkasında o veya bu şekilde İsrail vardır. pkk nın arkasında olduğu gibi.
HİROŞİMA'NIN ARDINDAKİ YAHUDİ'YE HAARETZ'DEN ÖVGÜ!
Hiroşima'ya atılan atom bombasının 46. yılında, Haaretz'de, katliamın arkasındaki Yahudi isme övgü dolu bir makale yayınlandı
Japonya dün Hiroşima'ya atılan ilk atom bombasının ve ilk nükleer katliamın yıldönümünü gözyaşları ile andı.
Dünyanın farklı köşelerinden nükleer silahlanmanın sona ermesi ve binlerce insanı hayatını kaybettiği bu dehşetin bir kez daha yaşanmaması için çağrılar yapıldı.
İsrail gazetesi Haaretz ise, Hiroşima'ya atom bombası atılmasında rolü olan, ikinci görevi Kukura şehrine sis nedeniyle bomba atamadığı için Nagasaki'nin bombalanmasında ısrar eden bir yahudi askerin hikayesiyle çıktı okurların karşısına...
İkinci dünya savaşı sırasında Amerikan ordusunda görev yapan üsteğmen Jacob Beser'in, Japonya'nın iki şehrine atılan atom bombaları konusundaki istekliliğini öven makalede, Beser'in hayatı boyunca İsrail'e gelmemiş olması ve İsrail'in nükleer silahlanmasında rol alamamasından şikayet edildi.
Yazıda, Amerikan ordusunda uçuş radarı uzmanı olarak çalışan Jacob Beser'in, Hiroşima'ya atılan atom bombasından sonra, planlandığı gibi Kukura'ya atılacak ikinci bomba için hazırlıklara başladığı aktarıldı.
Ancak, şehrin üzerini örten yoğun sis nedeniyle gerçekleşmeyen bu ikinci operasyondan sonra, Amerikalı yetkililer bombalamayı durdurmayı düşünmeye başladı. Haaretz, Beser'in "görevi tamamen iptal etmemesi için komutanını ikna ettiğini, ikinci bombanın Nagasaki'ye atılmasını sağladığını" duyurdu.
Makalede, 1992'de Amerika'da ölen Beser'in, son günlerine kadar binlerce Japon'un ölümüne neden olan nükleer felakette oynadığı rolden pişmanlık duymadığı da ifade edildi.
6 Ağustos 1945'te yerel saatle 08:15'de Amerika Birleşik Devletleri "Enola Gay" adlı bir B-29 bombardıman uçağından bıraktığı little boy (küçük çocuk) isimli atom bombasıyla ilk anda 70 bin kişilik katliamı gerçekleştirdi.
Bu nükleer felaketin üzerinden geçen 64 yılda, Hiroşima ve Nagasaki'de bombanın insanlar ve çevre üzerinde yaptığı etkiler ise devam ediyor.