BALYOZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BALYOZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2012 Salı

BEDEL ÖDEME ZAMANI

ALMANYA'DAN BALYOZ YALANINA BALYOZ GİBİ DARBE
YALANIN İSPATI.

UYAN ARTIK TÜRKİYE!











"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

31 Mayıs 2011 Salı

BU UTANCI BU TOPLUM TAŞIYAMAZ.
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞININ BAŞINA GELMESİ KESİN OLAN ORGENERAL BİLGİN BALANLI TUTUKLANDI.
12 EYLÜL DARBESİNİ YAPANLARI DA AYNI ANDA MAHKEMEYE İFADE VERMEYE ÇAĞIRDILAR Kİ MİLLET DARBECİ YARGILAYAN BAŞBAKAN GÖRSÜN.

HELE MEDYANIN DURUMU.BU GÜNKÜ GAZETE KÜPÜRLERİNİ ARŞİVİNİZDE SAKLAYIN.
GELECEK NESİLLERE İBRET BİZLERE İSE UTANÇ OLACAK NİTELİKTE.

30 Ağustos’ta Hava Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan Org. Balanlı tutuklandı.
İfadeye çağrılmıştı
“Balyoz” davası kapsamında ifade için Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne çağrılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı dün savcı tarafından 3 saat süreyle sorgulandı.
En yüksek tutuklama
Sorgunun tamamlanmasından sonra savcının tutuklama istemiyle 14. Ağır Ceza Mahkemesine sevk ettiği Org. Balanlı, Balyoz davasında tutuklanan en yüksek rütbeli muvazzaf oldu.  
Yeni belge iddiası
Yeni ele geçirilen belgeler kapsamında Orgeneral Balanlı ile birlikte 1 korgeneral, 2 tümgeneraller, 2 tuğgeneraller 1 tümamiral ve 1 kurmay albay ile üst düzey bir subay ifadeye çağrılmıştı.
Org. Balanlı, Balyoz’dan cezaevine konuldu
“Balyoz Planı” soruşturması kapsamında geçen hafta ifadeye çağrılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı tutuklandı. Kararla birlikte, Balyoz davasında ilk defa bir muvazzaf orgeneral cezaevine konulmuş oldu. Orgeneral Balanlı dün sabah İstanbul Adliyesi’ne gelerek protokol kapısından içeri girdi. Balanlı’ya iki koruma aracı eşlik etti. Daha sonra binaya giren Balanlı, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar’a ifade verdi. Orgeneral Balanlı, 3 saat ifade verdikten sonra tutuklanması talebiyle Nöbetçi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme savcının talebi doğrultusun Org. Balanlı’nın tutuklanmasına karar verdi. Şu ana kadar 6 askerin tutuklandığı soruşturmada geçtiğimiz hafta 7’si general 8 şüpheli sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. Orgeneral Bilgin Balanlı, raporlu olduğu gerekçesiyle ifade vermeye gitmemişti. 

12 saat sorgulanmışlardı
Geçtiğimiz cumartesi günü “Balyoz Planı” soruşturması kapsamında Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelen 8 muvazzaf asker, savcılıkta ifade vermişti. 1 korgeneral, 3 tümgeneral, 1 tümamiral, 2 tuğgeneral ve 1 albay, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Salim Duran tarafından sorgulanmıştı.
Yeniçağ








"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Mayıs 2011 Cuma

BALYOZ ÜZERİNE




Azevel bir film izledim.Gözlerim yaşardı.Balyozlu iyi adam kötüleri balyozluyor.Benim bildiğim balyozla duvar yıkılır yada kazık falan kakılır.Ha birde Başbakan kurtarılır.Ama nasıl bir silah olur ki?Kısacık sapıyla.Milleti yere mi çakacaksın?Gürz/topuz falan desen eyvallah.Oysa bizde balyoz çok çok meşhur.
****************************************



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fenalaştığı gün zırhlı otomobilin camı BALYOZLA kırılarak kurtarıldığında ilk müdahaleyi yapan nöroloji uzmanı Fethiye Sümer Güllap (42), gribal enfeksiyon sonucu hayatını kaybetti. Erzurum’da toprağa verilen Güllap’ın cenaze törenine, Başbakan Erdoğan veya AKP adına çelenk gönderilmemesi yakınlarını üzdü.
Ankara’daki Özel Güven Hastanesi’nde çalışan doktor Güllap, 2 hafta önce ağır gribal enfeksiyon geçirdi. Çalıştığı hastanede tedavi altına alınan ve geçen perşembe durumu ağırlaşan Güllap, önceki gün öldü. Cenazesi memleketi Erzurum’a getirilen Güllap için dün Gürcükapı Camisi’nde tören düzenlendi. Yakınları ve meslektaşlarının katıldığı törende gözyaşlarını tutamayan meslektaşı Aslı Yücetan, “Sümer’i Tıp Bayramı’nda kaybettik. Kendisini Türk tıbbına adamıştı” dedi. 
Özel Güven Hastanesi Başhekimi Dr. Tevfik Küçükbaş da, “Kalbinde gribal enfeksiyona bağlı iltihaplanma meydana geldi ve kaybettik” diye konuştu. Tabutu kırmızı ve beyaz karanfillerle süslenen Güllap, Asri Mezarlık’ta toprağa verildi.
****************************

HALİÇ VE BALYOZ
KOMUTANIN BAŞKA BİR YAZISI:Denizin kendisine ulaşan akarsu yatağının bir bölümünü istila etmesiyle oluşan yapının Arapça adıdır Haliç. Yabancı dilde “altın boynuz” olarak bilinen Haliç, Osmanlı döneminden bu yana bir özel isim haline gelmiş, birçok semti kapsayan bir kent bölgesinin adı olmuştur. 
Balyoz ise Yunancadan dilimize girmiş olup kazık çakmak ve büyük taşları kırmak için kullanılan uzun saplı ağır çekiç anlamına gelir. 
İki farklı kültürden gelerek dilimizin bir parçası olan bu iki kelimenin tarihi süreç ve hala yaşadıklarımız paralelinde kazandıkları anlamlar, bu yazımızın konusu olacaktır. Amcası Abdülaziz’in 1876’da tahttan indirilmesine ve şüpheli ölümüne, V. Murat tahta geçtikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla görevden alınmasına ve Çırağan sarayına kapatılmasına tanıklık eden Osmanlı’nın 34. padişahı Abdülhamit, tahta çıkar çıkmaz Osmanlı Donanmasına karşı Haliç baskınını gerçekleştirdi.
Bu baskın, amcası tarafından büyük yatırım yapılan ve tonaj bakımından dünya 2. durumuna getirilen donanmamıza yapılmıştı. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Osmanlı Donanmasını ana üssü olan Haliç’e gönderdi ve yaklaşık 20 yıl buradan çıkmasına izin vermedi. Çünkü 33 yıllık iktidarı sırasında Kızıl Sultan olarak adlandırılmasına neden olan uygulamaları ile ün salan II. Abdülhamit vesveseliydi, ruhsal durumu iyi değildi, darbe ve ölüm korkusu içindeydi ve amcasının başına gelenlerde denizcilerin vefalı davranmadığını ve onu korumadığını düşünüyordu, donanmaya karşı kindardı.
Gerçi bugün yaşadığımız ileri demokrasi uygulamalarını ve sayın başbakanımızın o döneme rahmet okutan icraatlarını gördükten sonra sultanın kızıl renginin en az üç ton azaltılmasından yanayım, eğer tarihçilerin müsadesi olursa…
Dile kolay yaklaşık 20 yıl gemilerimiz Haliç’te çürümeye bırakıldı,ne eğitim ne bakım daha önemlisi bu süre içinde yetişmiş insan gücümüzü kaybettik. 
Sanırım hak verirsiniz nitelikli ve yetişmiş insan gücü silahtan, malzemeden hatta paradan bile daha önemlidir. Anımsayın savaş sonrası Almanya’yı taş taş üstüne koymamıştı müttefikler, ne oldu? Almanya’nın yetişmiş insan gücü yok olmadığı için ülkelerini yeniden ve kısa zaman içinde inşa ettiler. Tekrar dönelim Osmanlıya Donanma, baskından sonra ilk defa 1897 yılında Osmanlı-Yunan savaşı için Haliç’ten çıkarıldı. Anlatmaya bile değmez; değil savaşmak çürümüş gemiler ve eğitimsiz personelle düşmanın karşısına kadar bile gidilemedi. 
Haliç baskını’nın maliyeti sadece bu kadar mı, tabi ki hayır…Binlerce, yüzbinlerce vatan evladını kaybettik. Donanmasızlık yüzünden Trablusgarb’ta Balkan savaşında, Büyük savaşta, Çanakkale’de ve Kurtuluş savaşında! Siz şehit kanları ile sulanarak tarihi süreç içinde alınan Ege adalarını kısa sürede nasıl kaybettik sanıyorsunuz, Haliç baskını sayesinde…
Şimdiye kadar Osmanlı Donanması’nın Haliç’e kapatılmasının sonuçlarını hiç bu şekilde irdelemiş miydiniz? Osmanlı Donanması daha önce de baskınlar yemişti; özellikle Haçlı Donanmalarından Çeşme ve Navarin’de. O zamanda kayıplar büyük olmuştu Osmanlı için, tek fark baskını yapanlardaydı.
Şimdi düşünün, ne farkı var Balyoz baskınının Haliç baskınından, bu sefer neler kaybedeceğiz?
Biliyoruz ki Balyoz, Türkiye Cumhuriyeti’nin emperyalizmin istekleri doğrultusundan dönüştürülmesine yönelik halen sürdürülen ve seçimlerin ardından son safhası icra edilmeye çalışılacak Gülsuyu darbesinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne(TSK) yönelik değersizleştirme, sindirme, etkinsizleştirme ve tasfiye operasyonunun bir parçasıdır. Ülkemiz açısından Balyozun sonuçları Haliç’ten daha ağır olur. Çünkü Haliç sadece donanmaya yönelikti. Balyoz baskını ve Gülsuyu darbe süreci içinde diğer operasyonlar ise TSK’nın bütününe yöneliktir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti için hayatidir. 
Biliyorsunuz Bayar ve Menderes ikilisi 1950 yılında TSK’ya karşı darbe yaptı. Genel Kurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanları dahil 15 General-Amiral ve 150 albay emekliye sevkedildi. Albaylar tümen komutanlıklarına vekalet etti.
Arkasından Türk Ordusu Kore’ye savaşmaya gitti. Bu cumhuriyetimiz için “savaş hayati olmadıkça cinayettir” ilkesinin değişikliği adına gerekli olan bir darbedir. Bunları akıl hocası George Soros ne diyor;”Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur” 
Ne diyorsunuz? TSK’ nın kahve falında Arabistan çölleri ve İran mı gözüküyor?
Saygılar sunarım
Türker ERTÜRK
aydınlık gazetesi
Ekleyen: TAPUNA SAHİP ÇIK

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."


NOT:Bu yazı blogumdan benim kontrolüm dışında silindi.Fecebooktaki yayınımdan tekrara yükledim

16 Temmuz 2010 Cuma

 TARAF EN SONUNDA İTİRAF ETTİ: "GAZETE, BAŞBAKAN TARAFINDAN DESTEKLENİYOR"

Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yasemin Çongar, "Gazete, Başbakan tarafından destekleniyor" dedi. Çongar, Amerika'nın en büyük radyosu olan Ulusal Halk Radyosu'na konuştu. İşte Yasemin Çongar ve Murat Belge'nin Tayyip Erdoğan'ı ve polis içindeki güçleri ihbar niteliğindeki sözleri...
Amerika'nın en büyük radyo kanalı Ulusal Halk Radyosu, 30 Haziran tarihinde Taraf gazetesini ve Ergenekon iddialarını ele alan bir program yaptı. Radyonun muhabiri Julia Rooke (Culya ruuk), yaklaşık 5 dakika süren programı İstanbul'a gelerek hazırladı.
Amerika'nın Ulusal Halk Radyosu, kısa adıyla NPR'nin internet sitesinden duyurduğu programın sunuşunu şöyle yapıyor: "Julia Rooke, bu küçük gazetenin gücünü kimden aldığını ve arkasında kimlerin durduğunu bildirecek".
Bu sunuşun ardından programa geçiliyor. Taraf gazetesinin Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar, arkalarında kimin olduğunu söylüyor. Julia Rooke, Çongar'ın sözlerini şöyle aktarıyor:
"Yasemin Çongar Taraf'ın yayınladığı bilgileri anlatıyor. Ve şunu ekliyor; gazete başbakan ve devlet istihbaratının başındakiler tarafından destekleniyor, cesaretlendiriliyor."
Yasemin Çongar bu sözlerle, bir itirafta bulunmanın ötesinde Tayyip Erdoğan'ı da ihbar etmiş oluyor.
Taraf yazarlarından Murat Belge de, Ergenekon sürecine hizmet eden sözde haberlerin kaynağını anlatmaktan çekinmiyor. Julia Rooke'a konuşan Belge, şunları söylüyor:
"Bana göre tüm bunlar savcı tarafından polise aktarılan ve o kanal ile bize ulaşan bilgiler, sadece bize değil diğer yayınlara da ulaşıyor. Fakat Taraf, diğerlerinden daha fazla şey yapıyor."
Amerika'nın Ulusal Halk Radyosu muhabiri Julia Rooke, Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever'le de görüşmüş. Yasemin Çongar ve Murat Belge'nin aksine Cüneyt Ülsever Ergenekon iddialarına inanmadığını söylüyor. Julia Rooke, Ülsever'in sözlerini şöyle aktarıyor:
"Sözde "Balyoz Darbe Planı"nın uydurma olduğunu O da kabul ediyor. Taraf'ın muhbir diye nitelendirdiklerinin yalnız olduğu fikrine inanmıyor. Bu muhbirlerin iyi organize edilmiş bir tezgahın bir parçası olduklarını söylüyor."
Julia Rooke'a konuşan Ülsever, şunları söylüyor:
"Dini gruplar 30 yıldır askeriyenin başına kendi adamlarını getirmeye çalışıyorlar, bununla da kalmıyorlar; polis departmanlarına, İçişleri Bakanlığı' na da kendilerini temsil eden kimseleri koymaya çalışıyorlar."


kaynak:
http://teomankaiser.blogspot.com/2010/07/balyoz-basbakan-erdogana-patladi.html

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

9 Nisan 2010 Cuma

TUTUKLANIP SALINDIĞINDA TIRSIP SUSANLARA İBRET OLSUN
KONUŞ KOMUTANIM.
REZİLLERİN FOYASINI ÇIKAR ORTAYA

BALYOZ NASIL TEZGÂHLANDI?
Balyoz Planı(!) konusunda iğrenç iddialar tefrika edilmeye başlandığı andan itibaren, ülkemizi karanlığa ve kargaşaya sürüklemek, "iktidarın bildiğini okurken" ortaya çıkan ve çıkacak engelleri yok etmek isteyenlerin, modern bilgisayar teknolojisinin imkânlarından yararlanarak "kopyalama ve yapıştırma" metodu ile bir plan üretmiş olduğunu ifade etmiştim.
Nitekim,
iğrenç tezgah Plan'ın 02 Aralık 2002 tarihini taşımasına rağmen, 2005-2007 döneminde yazılan yazılardan nasıl kopyalandığını ve aynı dönemde meydana gelen gelişmelerden nasıl ilham alınarak yazıldığına dair örnekleri, sayın avukatlarımın ve sevgili çocuklarımın katkıları ile ortaya koymaya çalıştık. Geçen zaman içinde yaptığımız yeni tespitlerle, örneklere ilaveler yapmanın şimdilik anlamı yok sanırım. Ancak şu hususu özellikle belirtmek isterim ki, savcılığın sözde bilirkişi raporu ile kitaplaştırılan çirkin iddialar üzerindeki "resmi kısıtlama kararı" kalktıktan sonra, ortada balyozun hiçbir dayanağı kalmayacak; bundan kuşku duyulmasın.
Bu yazıda ortaya koymak istediğim husus; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bulunan "kozmik büroların" adeta yolgeçen hanına benzediğine ilişkin kamuoyunda oluşan yanlış kanaatin düzeltilmesi ve Balyoz imalatçılarına bu bürolardan bilgi, belge sızıntısının nasıl gerçekleştiğine ilişkin ipuçlarını sergilemektir. Anlatacaklarım Plan Semineri ses kayıtları ile üzerinde sonradan rötuşlar yapılmış belgeler içindir. Sonradan üretilmiş Balyoz darbe planı kesinlikle Birinci Ordu'dan çıkmamıştır.
Açıklayacağım konuları elbette benden daha iyi bilenler vardır. Türk Ulusu'nu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni derinden sarsan, yaralayan Balyoz davasının ulaştığı boyutta hala "adalete saygı bahanesine" sığınarak ya da "kasaptaki ete soğan doğramama" ilkesiyle susanlar, susmaya devam ettikçe, iş başa düştü demektir. Umarım yaptığım açıklamalarda, verdiğim bilgilerde yanlışlık ve eksiklik bulanlar, hiç olmazsa bu konularda "Devlet Adamı" olarak kendi doğrularını açıklarlar.  Öncelikle yandaş medyanın uydurduğu gibi, bavul dolusu kozmik belgelerin, 2002-2003 döneminde Birinci Ordu Karargahında görev yapmış vatansever(!) bir subayın, çalıştığı dönemde kozmik bürodan evrak aşırarak, bunları yedi yıl bir yerlerde sakladıktan sonra, bir büyüğümüzün ifade ettiği gibi, "tarihin yazıldığı değil, tarihin yapıldığı" bir zamana denk düşürerek, yandaş medyaya sunmuş olmasının neden inandırıcı olmadığını birkaç cümle ile özetlemeye çalışalım:
"Birinci Ordu Karargâhı'nda Ordu'nun kozmik bürosundan çok güvenilir ve yetkili bir "köstebeğin" bir veya birkaç evrakı dışarıya çıkarabileceği varsayımı, akla ve mantığa uygun gelebilir. Ancak bir bavul dolusu evrak çıkarması olanaksızdır.
"Kaldı ki, bu "bavulun" içerisinde Birinci Ordu Karargâhı kozmik bürosunda bulunmayan, bulunmasına da olanak olmayan, (Ordu'nun kendi organik kuruluşunda olmayan) Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı unsurlarınca hazırlandığı ileri sürülen uydurma planlar da çıkmış durumda. Anlaşılan karacı subayımız(!) Birinci Ordu Karargâhı Kozmik Bürosundan çıktıktan sonra, Gölcük, Ankara, belki de Eskişehir'e kadar da uzanıvermiş ve kendisine kozmik bürolarda "özel ikramlarda" bulunulmuş!
"Savcılarımıza, evrakların "F Tipi Sahte Evrak ve Senaryo Üretim Merkezinden" yandaş medya aracılığı ile değil, çok daha önceden ve doğrudan iletildiğine ilişkin ciddi kuşkular da bulunmaktadır. Savcılarımızın bir kısım sanıklar için hazırladığı ifade tutanaklarının altında görev yeri olarak halen bulundukları makamlar değil, 2006-2008 döneminde bulundukları makam ve yerlerin isimleri yazılmıştır. Bundan doğal olarak çıkarılacak sonuç; ilgili ve yetkililerin inceleme ve soruşturmalarının 2006 tarihine kadar uzandığıdır. Bu, aynı zamanda, özel yetkili savcılarımızın önlerine konan belgelerin bir kopyasının istenen "zamanda" kamuoyu yaratmak ve belirli kurumları etkilemek için yandaş medyaya sunulduğunu da göstermektedir. Beni sorgulayan Sayın Bilal Bayraktar, özel yetkilerle donatıldığı mevcut görevlendirmeden 2009 yılının adli tatilinin başladığı gün haberdar edildiğini ve tatile çıkamadığını ifade etmiştir. Bildiğim kadarı ile Sayın Bayraktar o günden bugüne kadar geçen sürede, sadece Balyoz ile hemhal olmaktadır. Anlaşılan, kendinden önceki savcılar ellerindeki belgelerden bir şeyler üretmekte yetersiz kalmışlar.
Bu açıklamalardan sonra, Birinci Ordu Kozmik Bürosu'ndan evrakların ne zaman ve nasıl dışarıya çıktığını, kullanıldığını eldeki verilerin ışığında ortaya koymaya çalışalım.
Orgeneral rütbesinde iken Ankara'ya belirli makamlara ulaşan dedikodu ve iftira mektuplarının, bazı kimseler tarafından ciddiye alındığını, bazı çevrelerde de az biraz endişe yarattığını sonradan öğrendim. Bugün, savcıların ellerinde hiçbir kanıt olmamasına rağmen, benim ve diğerlerinin yargısız infaza maruz kalmasının nedenini sadece dedikodu ve imzasız ihbar mektuplarına dayandırmak elbette doğru olmayacaktır. Ancak bir dönemin rövanşını alma, dilediği yolda at koşturma sevdasında olanlar için bu mektuplara basiretten yoksun kişilerce yapılan işlemler, "ürkekler" için bulunmaz bir fırsat yaratmıştır.
Şimdi, 2002-2003 döneminde Ankara'da sirküle eden "mutasavver bir darbeye(!)" ilişkin dedikodu ve ihbar mektuplarına yapılan işlemlerin özet ve sonuçlarını açıklamaya çalışalım:
"    İhbar mektupları bir muhbir tarafından doğrudan ilgili makamlara gönderilebileceği gibi, bu amaçla Milli İstihbarat Teşkilatı ve kanalları da kullanılabilir. İhbar mektupları (imzasız olsa dahi) önemli görülüyorsa, üzerine konan özel bir şerh ile, birer sureti mutlaka Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderilir.
"    Mayıs 2003'ün son haftasında dönemin Genkur. Bşk., Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı ile birlikte Harp Akademilerinde oynanan bir harp oyununa iştirak etmişti. Tatbikat sonucunda bir konuşma yaptıktan sonra benimle yalnız konuşmak istediği nedeniyle, birlikte tahsis edilen özel bir odaya çekildik.
Bana sorduğu ilk soruyu çok iyi anımsıyorum. Sorusu, "Birinci Ordu içinde bazı emekli orgenerallerin ve bazı sivillerin de bulunduğu bir grup tarafından ihtilal hazırlıkları yapıldığı yolunda bilgiler geldiği ve bunun doğru olup olmadığı" şeklindeydi.
Sorusunun benim için çok aykırı olması nedeniyle, biraz nezaket sınırlarını da aşarak, kendisine çok net bir cevap verdim. Verdiğim cevabın sadece ilk cümlesini vermekle yetineceğim:
"Ben daima meşru sınırlar içerisinde bulundum ve bulunmaya da devam edeceğim." Bu sözlerin ardından kendisine bazı önerilerde bulundum. Söylediğim sözler, elbette bir devlet sırrı değil. Ancak, bu aşamada, bunların konumuzla bir ilgisi bulunmadığı için daha fazla detaya girmek istemiyorum.
"    Anladığım kadarı ile benim Birinci Ordu Komutanlığı'ndan ayrılmamdan sonra, Karargah içerisinde aşama aşama detaylı araştırmalar yapılarak, Kozmik Büro'ya ve Muhabere Bilgi Sistemler Başkanlığı'nın (MEBS) sistemlerine girilmiş, öncelikle 05-07 Mart tarihlerinde icra edilen Ordu Plan Semineri  kayıtları ve dokümanları, plan seminerinde jenerik bir senaryoya göre irdelediğimiz Egemen Planı dışarıya çıkartılarak, bir darbe izi taraması yapılmıştır. Döneme ilişkin Kozmik büro giriş ve çıkışlarına ilişkin kayıtların her nasılsa zayi edilmiş olması nedeniyle, bunu gerçekleştiren ekibin başını tahmin etmekle beraber, henüz bu konuda kesin bir kanaat oluşturmak mümkün değil.
Bütün bunları yazış nedenim, kozmik büroya esas girişin emir-komuta zinciri içerisinde yapıldığının, dışarıya çıkartılan doküman ve ses kayıtlarında bir darbe izinin bulunmamasının ardından dokümanların tekrar kozmik büroya sokulmadığının, imha edildiği söylenen belgelerin muhtemelen "iyi niyetle yukarılara" taşındığı varsayımının gerçekçi bir yaklaşım olduğunun ortaya konması içindir.
Balyoz Planları adı altında yapılan sahteciliğin kimler tarafından yapıldığının saptanması için ilgililerden aşağıdaki sorulara yanıt bekliyorum:
(1) Yukarıda belirttiğim gibi 2002-2003 döneminde Birinci Ordu'da bir darbe hazırlığı yapıldığına dair bir ihbar mektubu en üst makamlara gitti mi?
(2) Mayıs 2003'de Genel Kurmay Başkanı ile Birinci Ordu Komutanı arasında mutasavver bir darbeye (!) ilişkin bir konuşma geçti mi?
(3) Genel Kurmay Başkanlığı'nca Ağustos 2003'deki bir tarihten sonra Birinci Ordu'da ve diğer komutanlıklarda bu yönde idari bir tahkikat yapıldı mı? Bu amaçla kozmik odalara ve MEBS'e girildi mi?
(4) Eğer böyle bir tahkikat yapıldıysa;
(4a) Bu tahkikatın sonucu nedir?
(4b) Bu tahkikatı kim(ler) yürüttü?
(4c) Bu tahkikat sürecinde kozmik oda ve MEBS Başkanlığı'ndan Plan Seminerine ait belge ve ses kayıtları inceleme için çıkarıldı mı?
(4d) İncelenen ses kayıtları ve belgelerin akıbeti ne oldu?
Sözüm ona imha edildiği kabul edilen belgelerin, "hayır ehillerinin" ellerinde Balyoz planına dönüşmesi çok kolay olmuşsa da, acemice yapılan işlemler, balyozun er geç bu düzmeceyi kuranların ellerinde patlamasına neden olacaktır.

E.Org. Çetin Doğan




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

27 Şubat 2010 Cumartesi

BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR DA; BALYOZ TUTAN NE YAPAR?

Bir zamanlar Ergenekon Terör Örgütü vardı.


İçeriye bir sürü paşa aldılar, gazeteci aldılar, bir birini tanımayan bir sürü insanı topladılar.


Kimini kötürüm yaptılar.


Örgütün kasası dedikleri kişi içeride öldü, ne ile suçlandığını öğrenemedi.


Dışarı cesedi çıktı. Ama Ergenekon Kasasının kefen parası yokmuş, belediye gömdü.

 
Sonra bir baktık; DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk'ün 15 Ekim'de İçişleri Bakanı Atalay ile görüşmüş ve bu görüşmede Bakan Beşir Atalay



''Müsteşarımı Diyarbakır’a gönderdim. Hakim ve savcılar ayarlandı, gelen pkk'lılar geldikleri gibi geçecekler''


demiş.


Nerede oluyor bu konuşma?


Tarım Bakanı Mehdi Eker'in Atatürk Orman Çiftliği'ndeki makam odasında.


Koca İçişleri Bakanı Mecliste yer bulamamış; ormanların içinde gizli odalarda buluşuyor.



Peki, geldikleri gibi geçtiler mi?



Hala içeride Atatürkçü aydınlar, akademisyenler kuzu kuzu yatarken “biz apo’nun talimatıyla geldik. Pişman değiliz” diyenler Habur’da AKP kabile zihniyetinin çadır mahkemelerinde kişi başı 7dk da aklandı.


34 pkk’lı rezil; terörist elbiseleriyle sirk maymunu gibi DTP arabalarının üzerinde “barış güvercini” diye sunularak gezdirildi.



Medya ellerinde; çakma prof. televizyon taklacıları kanal kanal gezerek halkın nabzını tuttu. Sakinleştirmek için bin bir yalan uydurdu.


Bir dansöz elbisesi giyip kıvırtmadıkları kaldı.


Tüm Türkiye çakma prof.lerimizin ne kadar meziyetli olduğunu gördü.


Dansözlüğü meslek olarak yapanlar, ondan ekmek yiyenler çok faydalanmıştır umarım.


Tek faydası budur beklide.



Ama bu arada Ergenekon tam bir cacık oldu.


Artık millet Atatürk rozeti takanlara “seni Ergenekon’dan alırlar içeri” diye dalga geçiyor.


AKP kahvehanelerde yok.


AKP pazarlarda yok.


AKP tarlalarda yok.


AKP yok oğlu yok.


Ama televizyonlar da var.


Gazetelerde var.


Bu bir gösterge değil midir?



AKP’ye 2011 seçimleri için bir şeyler gerekli.


Ama AKP’de bunları kotaracak; yeni entrikalar türetecek ne enerji, ne sinir sistemi nede zekâ kaldı.


O zaman ne yapılmalı?


Akıl hocalarının ABD’den verdiği talimatları uygulamak gerekiyor.


Günü kurtarmak adına da olsa bunu yapmak şart.



Ama biz yinede şanslıyız.


Hangi ülke insanları bizim gibi başbakanını her daim canlı izleye biliyor.


Bizim başbakanımız sabahın köründen beri konuşuyor. Tüm kanallarda canlı canlı izliyoruz.


Hangi ülkenin başbakanı halkına şiir okuyor.


Dini vecizeler seslendiriyor.


Karnımız aç olsun.


İşçimiz işsiz, Ankara sokaklarında donuyor olsun.


Çiftçimiz üretimi bıraktı, tarlaları Yunan Papaz bankalarına ipotekli olsun.


Üniversite mezunlarımız işsiz, kazık kadar oldu cesaret edip evlenemiyor olsun.


Ama şiirler, masallar dinlemek yetiyor bize.




2011’e odaklanmış başbakan belediye başkanı edalarıyla açılışlar yapıyor.


Ne büyük ayrıcalıktır, ne büyük gönüldür ki bir ülkenin başbakanı özel hastane açılışı yapar. “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyen başbakanımız özel bazı kuruluşları çok seviyor ve bedava reklamını yapıveriyor. Rakipleri taş yesin, bunlar ağaç kovuğundan çıktı, yaratılmadı.


Alıştık her şeye.


Açlığa, işsizliğe, üretmeden yemeğe, beyaz eşyamızı, kömürümüzü, bulgurumuzu göcemizi seçim dönemi AKP’den almaya.


Ye beleş bulguru, yak kömürünü sıcacık, ver oyunu AKP’ye 3 çocuk yap.


Yata yata karpuz büyür biliyoruz da biz ne olduk bilmiyorum.



Bu gün başbakanı Antisemitizme dokundurdu.


“Antisemitizm ne ise İslamifobi de odur” dedi.


Sevgili başbakanım bulgurla, göce ile yaşayan dünyanın en pahalı etini yiyemeyen, eğitim-öğretimi rezalet olmuş bu halkta kaç kişi senin gibi aydın. Ne anlar semitizmden islamafobiden.


Semitizm’i bilmez çünkü hiç olmadı.


Bu halk aç aç!


Bu halk işsiz!


Bu halk üretemiyor.


Bu halk beslenemiyor!


Bu halk otobüse binemiyor!


Semitizm karın doyurmuyor.



Başbakan basın özgürlüğünden bahsediyor. ABD’de “Türkiye’de basın özgürlüğü hiç bu kadar olmamıştır” diyor. Aynı gün Kıbrıs Kurucu Başkanı, Kıbrıs’ın Atası Rauf Denktaş’ı Mehmet Ali Talat ile yok etmeyi planlayan ses kaydını ve İşadamı Remzi Gür’le yapılan görüşmesini yayınlayan Aydınlık dergisi kapattırıyor.


Şimdi de gazete patronlarına sesleniyor. Köşe yazarlarınız parasını siz veriyorsunuz.


Susturun diyor.


Şaşarım böyle basın özgürlüğüne.



Pkk sitelerinde “Balyozun başları tutuklandı.” Diye başlık atıyorlar.


Çakma prof.tv taklacıları dansözleri de son tutuklamaları Ergenekon’dan özellikle ayrı göstermeye çalışıyor.


Ergenekon cacık oldu.


Şimdi yeni operasyonun adı BALYOZ.


Balyoz bir defa başbakanı kurtardı.


Bakalım bir daha kurtaracak mı?


Bal tutan parmağını yalarda balyozu tutan ne yapar?


Birlikte göreceğiz.


Saygılar.


Levent kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

23 Ocak 2010 Cumartesi


 BİZİM BALYOZ OPERASYONU CİA'İN  NORTHWOODS OPERESYONUNA NE ÇOK BENZİYOR

AKP GİZLİ ÖRGÜTÜ T.SK’YI KARALAMAK İÇİN CİA OPERASYONLARINI ÖRNEK ALIYOR. BAKIN EN SON BALYOZ PLANI DİYE PİYASAYA SUNULAN VE BU SOĞUKTA DONAN TEKEL İŞÇİLERİNİN EYLEMİNİ BASTIRMAYI AMAÇLAYAN OPERASYON NEREDEN ÇALINDI.


Castro’nun batıdaki barışı tehlikeye soktuğunu göstermek için tasarladığı operasyon. Robert Mcnamara'nın (askerlerin yok etme emri vermesine rağmen) bir kopyasını sakladığı ve sonradan gizliliği kaldırılan dokümana göre operasyon şöyle gerçekleşecekti:

1. Amerikan yanlısı Kübalılar, Küba’nın askeri kuvvetleri formaları giyerek, Guantanamo'daki Amerikan Üssü’ne sabotaj düzenleyecek.

2. Küba sularında Havana ve Santiago’dan görülecek şekilde boş bir Amerikan gemisi patlatılacak, yapmacık kurtarma harekâtları ve halkında katılabileceği cenazeler düzenlenecek. Bu olayların hepsi 1898'de Küba’da İspanyollar tarafından yok edilen ve Amerikan halkını derinden yaralayan Maine’ni patlatılma olayını hatırlatacak şekilde düzenlenecek ve tüm olaylar Castro’nun üstüne atılacak.

3. Küba’ya komşu ülkeler, Küba’dan saldırı gelebileceği konusunda uyarılacak ve aynı gece Kübalı uçaklara benzeyen bir uçak Cumhuriyeti’ne saldıracak.

4. içinde halkın çok sevdiği ve saydığı bir isim olan John Glenn'in bulunduğu bir uzay mekiği yok edilecek ve tekrar Kübalılar suçlanacak.

John f. Kennedy ve o zamanın savunma bakanı Robert Mcnamara bu operasyona ciddi bir şekilde tepki göstermişlerdir. John f. Kennedy bu olaydan 8 ay sonra Texas'ta öldürülmüştür.




BALYOZ PLANI (OPERASYONU)

Kaos ortamı yaratmak için camiler bombalanacak. Hava Kuvvetleri Ege’de kendi jetlerimizi düşürecek. Hükümet aciz gösterilecek. Gazeteciler dost - düşman diye ayrılacak, yüz binlerce insan tutuklanıp stadyumlara hapsedilecek. Bankalara el konulup yeni hükümet kurulacak.






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."