8 Aralık 2009 Salı


BU YEMEĞİN FATURASI AĞIR OLUR...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı iyi bilirim. ABD ziyaretleri, ABD'liler ile temas onun için hayati önem taşır. Hatta bu yüzden birara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile de epey çekişmişti. 







Ahmet TAKAN

Gül, başbakanlığına devam vizesi alabilmek için epey uğraşmış fakat Erdoğan'ın ABD gezisinin önüne geçememiş hatta Erdoğan'dan önce kendisini ABD'ye davet ettirememişti.

Gelelim esas meselemize, Başbakan Tayyip Erdoğan Bugün Türkiye saati ile 18-18.30 sularında ABD Başkanı Barak Hüseyin Obama ile Beyaz Saray'da bir öğle yemeği yiyecek. Bu Erdoğan için bir ilk, siyasi geleceği için de önemli bir köşe başı olabilir. Diplomatik teamüllere göre de üst düzey bir ağırlama.

Ama sonra “demedi demeyin” daha önceki tecrübelerime de dayanarak söyeleyeyim; bu yemeğin faturası ağır olur. Tayyip Erdoğan ya bu yemekte denilenleri kabül eder Ya da delikten aşağı süpürülür. Çünkü, artık apaçık ortada Soğuk Savaş sırasında Türkiye'nin rolü SSCB'yi kontrol etmekti. SSCB'nin dağılmasının ardından bu görev İslam Coğrafyasını kontrol etmeye dönüştürüldü. Obama da yeni Osmancılık zokası ile sahte Osmanlıcılık ve Orta Doğu Birleşik devletleri projesine hız verdi. Kulakları çılasın ABD eski Başkanı Clinton ne dmeşti: ”20'nci yüzyılı Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılması belirler. 21'nci yüzyılı Türkiye'nin tavrı belirleyecek.”

Başbakan Erdoğan da tabiiki bu yemeğin altında kalmayacağını daha gitmeden, Amerika'nın Afaganistan'a muharip güç talebine karşılık, ”Biz zaten Afganistan'daki askeri gücümüzü 700'den bin 700'e kendiliğimizden çıkarmıştık“ diyerek gösterdi.

Şimdi birkez daha hafızalarımızı tazeleyelim Barak Hüseyin Obama'nın Türkiye'ye ziyaretini hatırlayalım...

Taraftar medya hep bir ağızdan ABD Başkanının Müslüman çağrışımlı kimliğini ön plana çıkarmak için hep Barak adını gizlemiş ve Obamayı adeta “bizim HÜSEYİN” muamelesi yapılmıştı.

Eh yemeğe saatler kaldı.Yeni bir psiklojik operasyonun ardıdan geleceklere de hazırlıklı olun.Eminim “bizim Tayyip ne çocukmuş” deyip, avuçlarınız patlarcasına alkış tutacaksınız.
Sonra neler mi olacak?

Demedi demeyin....
BU GÜNKÜ YAZISI:




Hayal mi Gerçek mi?
Sağda birleşme olur mu  olmaz mı? Meslek hayatım  boyunca  ben de herkes gibi, bu sorunun üzerinde kafa yorup durdum. Nice dümenden çabalara, nice de samimi çabalara şahit oldum. Ama hepsinin ortak sonucu tekti; HÜSRAN.

Sağ gösterip sol, sol gösterip sağ vuran, AKP dışında kalıp, kendini sağ diye tanımlayarak siyaset yapan partilerin içindeki ve dışındaki kadrolarla, emsalsiz(!) liderlerine nacizane bazı tavsiyelerim olacak.

“Nasıl olsa  TBMM’deyim şu kadar milletvekilim var, bu kadar da param” deyip, kapalı kapılar ardında günde 8 saat KRAL TV izleyenler, kendinizi soyutlamayın. Hele hele, “Bunlar  hata yaptıkça zaten bana yazıyor, kendimi daha fazla yormamın anlamı yok” hiç demeyin. Siz de çok yakından görüyorsunuz ki, bu ülkenin iç siyaseti artık yalnızca Ankara’dan yazılmıyor. Her gün, her taraftan yeni figürler  sahneye sokulup, adete bir parti çöplüğüne dönen Türkiye’de vatandaşın kafası allak bullak ediliyor.

“Liderimiz bu dünyadan göçtü gitti. Öksüz kaldık, ama bari dükkan açık kalsın. Durumu idare edip, iktidarla ilişkileri şimdilik sıkı tutarak bari üç-beş arkadaşımızın işini görelim de onlara faydamız olsun. İleride ya ALLAH kerim“ anlayışından hemen vazgeçin.

“Değerimi bilemediler. Ben TÜRK büyüklerinden biriyim. Nasıl olsa eninde sonunda benim etrafımda toplanacaklar" tafralarıyla, sağda solda hamasi nutuklar atıp, etrafın dolmuşuna binmekten hemen vazgeçin. Şu kurufasulye, saç kavurma partileri, arasıra da balık ziyafetlerinde ürettiğiniz projeleri, kahvehanelere gidip, vatandaşla da paylaşın. Belki bu milletin, yediği ağır narkozdan uyandırılmasına bir katkınız olur.

- Hele “Biz biraraya gelemeyiz” hiç demeyin. Biraraya gelemeyecek neleri biraraya getiriyorlar. Sonra da ağzınızı açıp, hayretle seyrediyor, üstüne bir de “ vay be!.” çekiyorsunuz.

“Biz bilmem ne kadar zaman bu davaya hizmet ettik” deyip, hergün anılarınızı tazelemekten vazgeçin. Unutmayın ki, menkıbelerle yaşayan yiğitler ölü sayılır.

“Biz onun ayağına gidersek küçülürüz“ kompleksinden  de hemen vazgeçin. O yüce dinimizin esaslarını yeniden hatırlayın. Kibirin günahından yazılacak olanlar içinizi titretiyorsa, artık vakit geçirmeden birbirinizin kapısını çalın.

“Takım oyunu oynamak”“organize olmak”“strateji-plan-proğram””hergün değişen ve ilerleyen iletişim ve halkla ilişkiler teknolojisi””psikolojik savaş”,  “insan kaynakları” gibi konularda etrafınızdaki profesyonel kadrolardan hiçbir komplekse girmeden akıl, gerekirse ders alın.

“Ben” yerine, arasıra da olsa “Biz” demeyi deneyin (İnanın bu sizi de rahatlatır).

- Aşırı kuşkuculuğunuz varsa (bu çoğu TÜRK büyüğünde sıklıkla rastladığımız bir durumdur), hemen bir psikoloğa başvurun. İki-üç kişilik sohbetlerden, onarlı sohbetlere geçmeye kendinizi zorlayın. Tabi bunu yaparken, sık sık ortadan kaybolup, arka odalarda 5’er dakikalık  özel toplantı  yapma alışkanlığını da bırakın.

- Ve HANIMLARIMIZ... Artık ”Onlar  sadece evimizin nadide gülleridir”anlayışından vazgeçin. Arasıra gelen tepkileri bastırmak için, yalandan, vitrin süsü için siyasete soktuğunuz birkaç hanımla kimseyi kandıramıyorsunuz. Kadının siyaset aktivasyonu ve gücünü almaktan korkmayın. Siz benden daha iyi bilirsiniz, ta Orta Asya’da beri atalarımız kadınları ile yan yana savaşmışlar.

Bu konuda yazacaklarım şimdilik bu kadar.

Son sözüm şu; Bunlar kafanıza yatmıyor mu? Oturduğunuz yerde de yapabileceğiniz bir şey var, bari bu ülkenin bu iktidarla olamayacağını herkese anlatın. Anlatın ki, insanlar bu ortak noktada buluşsun. Alternatifine sonra bakarız…