21 Ekim 2009 Çarşamba

BU DİLEKÇE ÇOK CİDİ ŞEKİLDE İNCELENMELİ


Esas No : 2009/85 Talepte Bulunan Sanık : D.Ali ÖZOĞLU L. Konusu : Savunmaya ilişkin delillerin toplanması talebinden ibarettir. Açıklamalar : Yukarıda esas numarası yazılı davada 1 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunmaktayım. Hakkımda tutuklanmamı gerektirecek bir delil bulunmadığını düşünüyorum, dolayısıyla artık haksız ve uzun sürelerle bu davada insanların neden tutuklu bırakıldıklarının da sorgulanması gereken bir aşamaya gelinmiştir. Bu nedenle bu hukuka aykırılığın delillerinin de araştırılması zorunludur. Zira gören bir göz düşünen bir akıl için bu davanın ABD’nin Fetullah GÜLEN Cemaati ile O’nun basın, polis ve yargı içindeki müritlerini kullanarak Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin asli koruyucusu olan TSK’yı hedef alan örtülü bir operasyon olduğu aydınlığa kavuşmuştur. Elbette hakimler de geri zekalı değildir. Bu nedenle yabancı gazetecilerin dahi anladığı ve titiz araştırmalar yaparak “böyle bir örgüt yoktur” diye rapor düzenlediği bir davada hala ve ısrarla yargılanan insanların tutukluluk hallerine son vermediklerinin nedenlerinin araştırılması ve ortaya çıkartılması gerekmektedir. Keza bu operasyonun kuklası olan Fetullah GÜLEN’in, “gerekirse hakim ve savcı kiralayın” sözleri hatırlandığında bu kadar hukuksuzluğun sebebinin yargılamanın süresi olan hakim ve savcılar, acaba cemaat tarafından kiralandılar mı diye insanı düşündürtmektedir. Bir söyleme göre 25 milyar dolar, diğer bir söyleme göre 40 milyar dolar serveti bulunduğu iddia edilen cemaatin hakim ve savcı kiralama hedefinin bu davada gerçekleşip gerçekleşmediğinin ciddi bir suretle araştırılması zorunludur. Öte yandan 2 yıldır devam eden soruşturma ve kovuşturmalar sonucu gelinen aşamada esasen böyle bir örgütün olmadığı ortaya çıkmıştır. Mevcut iktidarı; irticanın, yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin, çürümenin, ekonomik çöküntünün, fuhuşun artmasının ve ranta dayalı devlet soygununun kaynağı olarak görmek ve bunun alternatifi olarak TSK’nın ülkeyi yönetmesini öngörmek, düşünmek ve konuşmak suç değildir. Hoşunuza gitmeyebilir, çağdaş olmayabilir ancak bu bir düşüncedir ve suç değildir. Dolayısıyla örtülü operasyonun senaryosu gereği burada toparlanan insanların tek ortak yönü ABD politikaları karşıtı olması ve AKP’den hoşlanmamasıdır. Sizin “soruşturma” adını verdiğiniz bu örtülü operasyon CIA tarafından kukla haline getirilmiş Gülen Cemaatine bağlı bir polis grubu tarafından fiilen yürütülmektedir. Bütün kararlar ve uygulamalar polis tarafından alınmakta ve uygulanmaktadır. Savcılar, sadece polis tarafından getirilen kişilere ve yine polis tarafından hazırlanan sorular yönelterek sorguları yapıyor gibi görünmektedir. Bilindiği üzere Türkiye’de polisler İçişleri Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı da Başbakana bağlıdır. Dolayısıyla Başbakanın, “ben bu davanın savcısıyım” ifadesi aslında bir gerçeği ifade etmektedir. Aynı şekilde hakimler ve savcılar hakkında soruşturma açılmasına karar verecek olan Adalet Bakanı da Başbakana bağlıdır. Bu da yargılamayı yapan mahkemelerin üzerinde, gerektiğinde kafa uçurmak üzere Demokles’in kılıcı gibi sallandığı anlamına gelir. Böyle bir devlette adaletin tecelli etmesi mümkün değildir. Böyle kanunsuzlukların hesabı o polislerden, savcılardan, hakimlerden, Adalet Bakanından ve Başbakandan ancak iktidar değiştiğinde sorulabilir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu hesapta mutlaka sorulacaktır. Yürütülen soruşturmalarda polisin dijital ortamda konusu suç teşkil eden veriler oluşturup, aramalarda hedef seçilen kişilerin evlerine ve iş yerlerine bırakılarak tutuklanmaları sağlandığı, keza hedef seçilen kişilere bırakılan bir kısım belgelerin “ÜRETİLMİŞ BELGELER” olduğu da hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Öte yandan, Zir Vadisi’nde ve Gölbaşı’nda bulunan Lav silahları, el bombaları, plastik patlayıcılar İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla Özel Harekat Daire Başkanlığı tarafından illerdeki Şube Müdürlüklerinden toparlanıp, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen silah ve mühimmatlardır. Fetullahçı olmayan dönemin Özel Harekat Daire Başkanı Behcet OKTAY, bu durumu fark ettiği ve karşı çıktığı için öldürülmüştür. Bu husus doğrudan davayla ilgilidir, bunun araştırılmaması açıkça iddia ve itham ediyorum ki mahkemenin de bu işin içinde olduğu yönünde kuvvetli şüphe uyandırır. Bu nedenle Behcet OKTAY’ın öldürülmesi olayının, Emniyetten bağımsız uzmanlar tarafından yetkili bir savcının denetiminde yeniden araştırılması gerekmektedir. Sonuç olarak; Huzurdaki dava; ABD’nin angaje ettiği ve kukla olarak kullandığı Fetullah GÜLEN Cemaatinin illegal olarak emniyet ve yargıya sızdırdığı müritleri aracılığı ile yürüttüğü, esasen Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesi ve rejim değişikliğini hedefleyen örtülü operasyonun bir parçasıdır. Bu şekilde TSK ve Cumhuriyet Rejimini güçlü olarak destekleyen unsurlar, destabilize edilerek örtülü operasyonun hedefine ulaşması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla ABD, bu davanın ve sürecin tamamen içindedir. Dava bir bütün olduğundan savunma delillerinin de yukarıda izah edilen olguları ortaya çıkartacak şekilde toplanması gerekmektedir. Bu bağlamda aşağıdaki delillerin toplanmasını talep ediyorum; 1. Huzurdaki dava kapsamında yargılanan sanıklara bir bütün olarak, örgüt kurarak eylemlerde bulundukları iddia edilmekte ve geçmişte yaşanan birçok olayın faili olarak bu hayali örgüt gösterilmektedir. Bunlardan biride Gazi Mahallesi olaylarıdır. Her ne kadar iddianame kapsamında soyut olarak Gazi Olayları’ndan bu hayali örgütün sorumlu olduğu iddia edilmişse de bu iddia sadece komedi parodilerine kaynak olacak bir iddiadır. Zira Gazi olaylarının kim tarafından nasıl başlatıldığı hususuyla olayların arkasında hangi gücün bulunduğu konusu İçişleri Bakanlığı’nın 15 Mart 1995 tarihinde Bakanlar Kurulu’na sunmuş olduğu gizli raporda hiçbir kuşkuya yer bırakılmayacak şekilde açıklanmıştır. Şöyle ki; ABD tarafından o dönemde Irak’ın lideri olan Saddam HÜSEYİN’e karşı “BOP” kod adlı bir operasyon planlanmış, bu operasyona ABD tarafından 100 milyon Dolar harcanmış ise de General Vefik SAMARRAY’i tarafından yapılması planlanan bu operasyonun Irak yönetimi tarafından öğrenilmesi üzerine operasyon mecburen iptal edilmiştir. 4 Mart 1995 tarihinde Mesut BARZANİ, Silopi’de Türk askeri yetkililerle görüşmüş, neticede Mart 1995’de ABD’nin karşı çıkmasına rağmen ÇELİK HAREKATI ve BOP kod adlı operasyonun fiyaskoyla sonuçlanması nedeni ile ÇEKİÇ GÜÇ operasyonu sona erdirilmek zorunda kalınmış ABD, yüzlerce CIA ajanı ve 7.500 Peşmerge ile bölgeden kaçmak zorunda kalmıştır. BOP Operasyonunun Türkler tarafından Irak Yönetimine sızdırıldığından şüphelenen ABD, ÇEKİÇ GÜÇ HAREKATI’nın da Türkiye’nin engellemeleri sonucu başarısızlığa uğraması nedeni ile Türk ordusunu durdurmak için “GAZİ MAHALLESİ PROVAKOSYONU”nu sahneye koymuş ve “sen benim nüfuz alanıma girersen ben de senin içini karıştırırım” mesajı vermiştir. Bugün aslında ERGENEKON OPERASYONU ile yapılan da aynı amacın farklı bir şekilde geçekleştirilmesidir. Dolayısıyla savcılığın 15 Mart 1995 tarihli İçişleri Bakanlığı raporundan haberdar olmadığı düşünülemeyeceğine göre Gazi olayları provakasyonunu ne maksatla bu dosyaya dahil etmeye çalıştıkları çok açıktır. Türkiye Cumhuriyeti Savcılığı, CIA operasyonlarını temizleme makamı değildir. Bu nedenle savcılar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ve 15 Mart 1995 tarihli, İçişleri Bakanlığı tarafından Bakanlar Kurulu’na sunulan GİZLİ RAPOR’un dosyaya getirilmesini talep ediyorum. 2. Bu bir gizli servis operasyonudur. Cemaatlerde bununla ilişkilidir. Bundan dolayı ABD elçiliklerinde görevli olanların Türkiye’de kullandıkları telefon kayıt dökümleri,isim listesi ve kullandıkları telefonların geriye dönük iletişim döküm kayıtları, 3. MİT’e müzekkere yazılarak CIA’nın Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerinin bulunup bulunmadığı gösteriyorsa bu şirketlerin isim listesi ve şirketlerin yöneticilerinin telefon kayıtları, 4. İstanbul ve Ankara Ticaret Odaları’na müzekkere yazılarak CIA’nın şirketlerinden olduğu iddia edilen İNTERGRAF adlı şirketin Türkiye temsilcisinin kim olduğu bu kişinin kullandığı bütün telefonlarının tespit edilerek telefon kayıtlarının geriye dönük olarak çıkartılması ve bu kişiye geçici olarak yurt dışına çıkış yasağı konulmasına, 5. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı’na müzekkere yazılarak 2001 yılında Elazığ’da yargılanan bir öğretmenin camide unuttuğu çantasının içinde bulunan ve bütün Türkiye’deki yargı dahil Gülen Cemaati’nin; emniyet, ordu,,yargı ve sair kurumlardaki yapılanmasını gösteren 8 ya da 11 adet CD’nin istenilmesine, 6. MİT’e müzekkere yazılarak Gülen Cemaatinin müritlerinin ABD Gizli servisi CIA’ye angaje edilip edilmediğinin ve cemaatin müritlerinin yabancı ülkelerde ABD hesabına ajan olarak kullanılıp kullanılmadığının sorulmasına, aynı sorunun adli yardımlaşma çerçevesinde Rusya ve Özbekistan’a sorulmasına, 7. Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazılarak son iki yıl içerisinde Gülen Cemaatinin yargı, emniyet ve diğer kurumlar içerisinde yapılanmasını gösteren mutemet kişilerin isimlerinin bulunduğu bir CD elde edilip edilmediği, elde edilmişse bu CD de savcı M. Ali PEKGÜZEL’in adının bulunup bulunmadığının sorulmasına 8. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’na müzekkere yazılarak Gülen cemaatinin yabancı bir gizli servise angaje edilip edilmediğinin sorulmasına 9. Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazılarak ruhsal bir rahatsızlık nedeni ile askerliğini yapamadığına dair iddianın bulunması karşısında adı geçen kişinin bu raporunun savcılık ve devlet memurluğu yapıp yapamayacağının belirlenmesi açısından askerlik dosyası ve sağlık raporlarının istenmesine 10. Adalet Bakanlığı’na müzekkere yazılarak Zekeriya ÖZün bu güne kadar psikiyatrik hastalıklardan rapor alıp almadığı ve aldıysa kullandığı ilaçların dökümünün istenmesine 11. Zir Vadisi’nde ve Gölbaşı’nda bulunan silahların Özel Harekât tarafından Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen silahlar olduğu ortaya çıkması nedeni ile bu duruma tepki gösteren ve Fetullahçı olmadığı anlaşılan Daire başkanı Behcet OKTAY’ın bu gerçeğin açıklanmasının engellenmesi maksadıyla öldürüldüğü iddialarına nazaran intihar denilerek kapatılan bu olayın emniyet dışında bağımsız bir kurul tarafından araştırılmasına, mezar fek’i yapılarak derhal yeniden otopsi yapılmasına, o geceye ait kendisinin ve o gün birlikte olduğu kişilerin telefon dökümlerinin geriye dönük olarak istenmesine karar verilmesini mahkemenizden talep ediyorum. 12. Eski Adalet Bakanı M.Ali ŞAHİNin oğlu Bekir ŞAHİN’in, Uluslararası Danışmanlık şirketindeki ortağı ABD eski askeri İstihbarat görevlisi Larry adlı kişinin geriye dönük bütün telefon kayıtlarının getirtilmesine, 13. Mehmet EYMÜR ve eşi Janset EYMÜRün adına kayıtlı telefon ve elektronik posta kayıtlarının getirtilmesine, 14. Son 5 yıl içerisinde ABD’den gelip Erzurum’a uçan Amerikalıların isim listesinin THY’dan istenmesini ve bu ABD’lilerin kaçının ya da hangisinin Cuma namazı kılmak için Ulu Cami’ye gittiğinin MİT’den sorulmasına, 15. Huzurdaki davanın gelinen aşamasında bir örgüt bulunmadığı orta zekalı bir insanın dahi algılayabileceği açıklıkta ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu kadar çok insanın neden uzun süredir tutuklu bulunduğu, bunun hukuk dışı nedenlerinin var olup olmadığının tespiti için; a-)Beşiktaş Adliyesi’ndeki hakim ve savcıların malvarlığı ve banka hesaplarının araştırılması, b-)En az 3 yıllık süreyle geriye dönük olarak kendilerinin,zabıt katiplerinin ve koruma polislerinin telefon kayıtlarının araştırılması, c-)ABD Büyükelçiliğinde görevli kişilerle Beşiktaş Adliyesi’ndeki Hakim ve savcıların herhangi bir irtibatının bulunup bulunmadığının araştırılması, d-)Virginya’da CIA merkezinde görevliyken operasyondan hemen önce ilginç bir şekilde Türkiye’ye gelen Mehmet EYMÜR ile Beşiktaş Adliyesi’ndeki hakim ve savcıların kişisel bağlantılarının bulunup bulunmadığının araştırılması, e-)Beşiktaş Adliyesi’nde görevli hakim ve savcıların ABD tarafından angaje edilmiş ve bu operasyonda kukla olarak kullanılan Gülen Cemaati tarafından kurulan dernek ve vakıflara üyeliklerinin bulunup bulunmadığının araştırılmasına, f-)Savcı Zekeriya ÖZ, M.Ali PEKGÜZEL, Hakim İdris ASAN, Sedat Sami HAŞILOĞLU, Ömer DİKEN’in Gülen cemaatinden olup olmadığının araştırılmasına, 16 .Daha öncede izah ettiğim üzere bu operasyon, ABD’nin yürüttüğü örtülü bir operasyondur. ABD’nin bu operasyon için CIA’nın Türkiye’deki istasyon şefi olan Cemis Jeffre’ye 400 milyon dolar gönderdiği ve bu paranın bir kısmının örtülü operasyonun psikolojik harp desteğinin sağlanması için medyaya aktarıldığı yönünde iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların aydınlığa kavuşması için;

Cengiz ÇANDAR,

Fehmi KORU,

Yasemin ÇONGAR,

Ahmet ALTAN,

Hasan Cüneyt ZAPSU,

Can PAKER,

Ali BAYRAMOĞLU,

Hasan Kaya CEMAL,

Soner ÇAĞAPTAY,

Eser KARAKAŞ,

Kaan SOYAK,

Amberin ZAMAN,

prof dr. Namık D. VOLKAN,

Ekrem DUMANLI,

Mümtaz Er TÜRKÖNE,

Mehmet ALTAN,

Ergun BABAHAN,

Emre AKÖZ,

Tamer KORKMAZ,

Umur TALU,

Şamil TAYYAR,

Cüneyt ÜLSEVER,

Hadi ULUENGİN,

Ahmet ÇALIK,

Nazlı ILICAK adlı kişiler ile

Zaman Gazetesi,

Bugün Gazetesi,

Anadoluda Vakit Gazetesi,

Yeni Şafak adlı gazetelerin sahibi olan şirketlerin, CIA istasyon şefi Cemis Jeffre’nin Türkiye’ye atandığı ve göreve başladığı günden bu güne kadarki tüm bankalar ile borsadaki hesap hareketlerinin araştırılmasını mahkemenizden talep ediyorum.


24.09.2009 Tutuklu Sanık D.Ali ÖZOĞLU


Hiç yorum yok: