8 Ocak 2010 Cuma

BU YALANLARA NEDEN SESSİZSİNİZ?
Açık söylüyorum.
ATA’nın aşağıdaki sözleri varken ve piyasada ATA’yı Masonlar zehirledi şeklinde birçok kitap dolaşırken, masonların Siyonizm ile olan ilişkileri ve tam bir Yahudi hizmetkârlığı olduğu aşikârken. Ya birileri bunları yalanlasın, ya da bu utancı ömrünün, hatta tarihin sonuna kadar yaşasın. İsrail Siyonizm’i ile yatıp kalkan her sıkıştıklarında iç siyasete, kamuoyuna “one minute”  morfinini veren AKP ve bunun yaltakçı medyasına bu koz neden veriliyor.22 gün boyunca Filistinli katliamını seyreden, can ciğer kuzu sarması olduğu, saldırıdan daha birkaç gün önce misafir ettiği İsrail’e bile gidemeyenler vatan evlatlarını mason diye suçluyor ve hiçbir tepki görmüyor. Hiç bir açıklama gelmiyor. Tarihten biliyoruz. Masonluk çok sağlam bir örgütlenmedir. Ve milli güçler masonları kullanmıştır, toplantılarının oralarda yapmışlardır. Girilmeyen tek yer olmalarından istifade etmişlerdir. Ama kökleri dışarıda olan ve tam bir sömürü şebekesi olan masonluğu ATATÜRK 1935’te kapatmıştır. Yine mi böyle bir süreçten geçiyoruz?
Yoksa tamamen ferdi zevk ve çıkarları uğruna olan bir durum mu?
Yoksa tüm bu haberlere karşı cevap verilmemesi gamsızlık mı?
Vurdumduymazlık mı?
Ama bu haberler bizi üzüyor.
Kırıyor.
“Ben çok iyi bildiğim ve tanıdığım bu masonluğu salahiyetlerimi kullanarak hem de kendi rızalarıyla yasak ettirdim. Localarını kapattırdım. Beni sevenler ve kararlarıma değer verenler bu gayemi yaşatmalıdırlar.”
(Mustafa Kemal ATATÜRK)

MASON KOMUTANLAR
Süleyman Yeşilyurt kitabında geçen isimler:

Orgeneral Refik Tulga... 33. derece üstad mason. 
Orgeneral Eşref Manas... Üstad Mason-Erenler Locası. 
Korgeneral Selahattin Tokay... Sebataist ve Bilderberg üyesi. 
Korgeneral Şefik Erensü... Üstad Mason-Erenler Locası... 
Tümgeneral Prof.Dr. S. Tahsin Aygün... Büyük Loca kurucusu... 
Tümamiral Necdet Tiryaki... 33. derece Üstad Mason... 
Tümgeneral Zeki Belgin... Ankara İnanış Locası... 
Tümgeneral Necmi Ökten... Ankara Yıldız Locası... 
Tuğgeneral Prof. Dr. Kamil Sokullu... Büyük Loca kurucusu... 
Tuğgeneral Prof. Dr. Necip Berksan... 33. derece Üstad Mason... 
Tuğgeneral Prof. Dr. Saim Bostancı... Bilderberg üyesi... 
Tuğgeneral A. Kemal Sarıay... Suprem Konsey üyesi... 
Tuğgeneral Alaaddin Mizanoğlu... Ankara İnanış Locası... 
Tuğgeneral A. Remzi Yiğitgüden... 33. derece Üstad Mason... 
Tuğgeneral İlker Güven... 33. derece Üstad Mason... 
Kur. Albay N. Tahsin Erol... Büyük Loca kurucusu... 
Kur. Albay Ertuğrul Alatlı... 33. derece Üstad Mason... 
BÜYÜK-KULÜP-Cercle d'Orient üyeleri: 
Oramiral Bülent Ulusu-Büyük Kulüp-Cercle d'Orient 
Oramiral Nejat Tümer-Büyük Kulüp-Cercle d'Orient 
Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu-Büyük Kulüp-Cercle d'Orient 
Orgeneral Çevik Bir... Büyük Kulüp Balotaj Başkanı. 
Orgeneral Necati Özgen... Büyük Kulüp Cercle d'Orient. 
Orgeneral Yaşar Büyükanıt... Büyük Kulüp-Cercle d'Orient... 
Orgeneral İlker Başbuğ... Büyük Kulüp Şeref Üyesi...

ÖRNEĞİN HİÇ KİMSE BENİ HÜSEYİN KIVRIKOĞLU’NUN MASON OLDUĞUNA İNANDIRAMAZ:
Ergenekon Soruşturması içerisine pek çok yeni ismi alarak genişliyor. Özellikle 10. dalgada geçmiş dönemde yüksek rütbelerde görev almış emekli askerlerin gözaltına alınmasının ardından “benim de kapımı çalabilirler” diyen çok önemli bir isim var: “Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu”. 11. dalgası da gerçekleşen operasyonda Ergenekon’un 1 numarası olduğu söylenen isme hala ulaşılamadı. Ancak bazı medya kuruluşları 1 numaranın eski bir genelkurmay başkanı olduğu konusunda birleşmiş görünüyor. Kıvrıkoğlu’nun ismi bu noktada önem kazanıyor.
Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı’ndaki icraatları bu açıklamalar ile beraber yeniden değerlendirilmeye başlandı. Bu dönemi değerlendiren önemli bir kaynak var. Kentuck Üniversitesi’nin ünlü Ortadoğu uzmanı Robert Olson“Turkey’s Relations with Iran, Syria, Israel and Russia, 1991-2000”isimli çalışmasının 138-143 sayfalarında Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı döneminde yaşanan tartışmaları anlattı. Robert Olson, Çağdaş Ortadoğu Politikası, Osmanlı Tarihi, İslam Tarihi, Kürtler’in Etnik ve Siyasal Tarihi konusunda uzmanlığa sahip.
Robert Olson kitabında Kıvrıkoğlu ile Gülen cemaatinin Kıvrıkoğlu’nun görev süresi boyunca çatışma halinde olduğunu söylüyor. Olson’a göre çatışmanın görünür hale gelmesi 1999 yılında telekulak skandalı ile başladı. Bu skandal ile ortaya çıkan Fethullah Gülen’e ait videoda Fethullah Gülen devleti ele geçirmekten söz ediyordu. Bunun için adım adım hareket etmek gerektiğini anlatıyordu. Olson’un iddiasına göre; Fethullah Gülen aleyhinde dava açılmasına neden olan bu kasetler basına ordu üzerinden sızmıştı.
Olson, Fethullah Gülen’in ABD’ye gidişini de ordunun kendisine karşı dönmesine bağladı. Olson’un iddialarına göre ordunun Gülen karşıtı politikasını belirleyen isim ise Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi.
Olson’a göre Kıvrıkoğlu’nun olay videolardan sonra yaptığı açıklamalar sayesinde Nuh Mete Yüksel, Gülen aleyhinde dava açma konusunda kendini güvende hissetmişti. Kıvrıkoğlu’nun 30 Ağustos 2000’de yaptığı “ordudan Fethullah Gülen’e yakın isimleri temizlediklerine” dair açıklamalar, “devletin diğer kademelerinden de temizlenmesini talep etmesi” Yüksel’in dava sürecini hızlandırdı. Olson, Nuh Mete Yüksel’in açtığı davanın Kıvrıkoğlu’nun açıklamalarının bir gün sonrasına denk gelmesini buna örnek gösterdi.
Olson bunların dışında Kıvrıkoğlu’nun Gülen cemaati ile yaşadığı bir başka çatışmadan söz etti. Olson’a göre; Ecevit hükümetinin hazırladığı “irtica yanlısı memurların yargılanmadan memuriyetten atılmalarını sağlayan kararname” Kıvrıkoğlu’nun talebi ile gerçekleşti. Olson bu konuyu şu cümleler ile yorumladı: “Birçok kişi Kıvrıkoğlu’nun bu demecini (30 Ağustos 2000 demeci), sözkonusu meclis komisyonlarında böyle bir kanunu destekleyecek milletvekillerinin bulunması gerektiği ve bu milletvekillerinin bu komisyonlara getirilmesinin Ecevit hükümeti’nin görevi olduğu şeklinde yorumladılar.”
Olson’a göre iktidar partileri kendi tabanlarına rağmen Kıvrıkoğlu’nun talebini uyguladılar. Ancak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e takıldılar. Sezer bu kararnameyi iki kez geri çevirdi ve Kıvrıkoğlu’nun cemaati devlet içerisinden kazıma talebi sonuçsuz kaldı.
Robert Olson’un kitabında anlattığı bu “yarım kalmış hesaplaşma” belki de bugün Kıvrıkoğlu’nun “kapımı çalabilirler” sözlerini açıklıyor.
Barış Terkoğlu

BU YAZIYADA BAKIN. NEDEN? HÜSEYİN KIVRIKOĞLU OLAMAZ:
ÇÜNKÜ AKP HAMAMCISI ÇEVİK BİR İLE HÜSEYİN KIVRIKOĞLU ASLA BERABER OLAMAZAKP Gözetiminde ABD Operasyonu Arınç’a “sözde suikast” ortaoyununda suikast yapacak denilen subaylar serbest bırakıldı, çünkü suikast ya da ortam dinlemesine yönelik hiçbir delil bulunamadı. Olmayan suikast Özel Kuvvetlere girebilmek için “maymuncuk” olarak kullanıldı. Bir takım öngörüsüz cahiller ve basının Lawrence’ları kirli yorumlar yapıyor. Neymiş efendim, Ö.K.K.’lığı gladionun merkeziymiş.
Özel Harp Dairesi herkesin bildiği gibi Sovyet tehditine karşı Amerika(CİA) güdümünde kurulmuştur. Sovyetlerin yıkılmasıyla bu tehdit ortadan kalkmıştır. ABD’nin Kuzey Irak’taki hesapları Türk Ordusunun tehdit algılamasını değiştirmiş, ABD’nin kendisi tehdite dönüşmüştür. Ordu CİA güdümünde olan Ö.H.D.’ni ABD’ye karşı kullanılamayacağı için 1991 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüştürdü. Özel Harp Dairesi’nin Ö.K.K.’na dönüştürülerek ulusallaştırılması ABD’nin hoşuna gitmedi. Org. Eşref Bitlis’in uçağı bu süreçte düştü(düşürüldü).

1994-98 arası Org. Karadayı ABD ve NATO yapılanmasını Genelkurmay’dan temizler ve Ö.K.K.’nın ulusal amaçlar için kullanılmasına yönelik çalışmalar yapar. 1998 yılında Genelkurmay Başkanı olan Kıvrıkoğlu ABD’nin Türkiye ve bölge ülkeler için tehdit oluşturduğunu açıkça ifade eder. Kıvrıkoğlu ABD’yi ziyaret etmeyen ilk ve son Genelkurmay Başkanıdır. Kıvrıkoğlu deyince bir suikast iddiasını hatırlatmadan olmaz.

“Türk Silahlı Kuvvetleri 1997 yılında, Ege tatbikatları çerçevesinde Kıbrıs’ta bir çalışma yapmıştı. 5 Kasım 97 günü Toros-2/97 adlı bu tatbikatta bir kaza(!) yaşandı. Özel kuvvetlerden seken kurşun, Komutan çadırında tatbikatı izleyen Albay Vural Berkay’a isabet ederek öldürdü. Albay Berkay’ın hemen önünde Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu oturuyordu. Kıvrıkoğlu Paşa, seken (!) kurşundan bir şans eseri, yerinde vücudunu oynattığı için kurtulmuştu. Kurşun isabet etseydi ve Kıvrıkoğlu hayatını kaybetseydi ne olacaktı?.. Komuta kademesindeki terfi kimlikleri değişecekti.. O günleri takip eden gözlemciler, Kıvrıkoğlu’nun ortadan kalkması durumunda, Çevik Bir’in birdenbire önünün açılacağını, normalde ulaşamayacağı Genel Kurmay Başkanı koltuğuna bu durumda ulaşabileceğini belirtiyorlardı.”
Çevik Bir 28 Şubat döneminde öne çıkarak, toplum vicdanını yaralayan uygulamalarıyla AKP’nin iktidar, RTE’nin Başbakan olmasına zemin oluşturdu. 20 Ekim 1996 Yılında Abramowitz “Erdoğan Erbakan’ın yerini almalıdır” diyordu. AKP iktidara gelmeden 6 yıl önce…

Geldiğimiz noktada; ABD'nin Ö.H.D.’nden boşalan yeri emniyet içinde örgütlenen Fetullahçı gladio ile sürdürdüğü anlaşılıyor. Emniyet’e alınmak istenen ağır silah hikayesini de bu bilgiler doğrultusunda değerlendirin.

Belli ki ABD’nin Türkiye ile ilgili hesapları var. Kuzey Irak Kürt oluşumu, Kıbrıs, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek gibi planlar olabilir. ABD Kıbrıs konusunda 1974 yılında yanıldı, yeniden yanılmak istemiyor olabilir mi? Türkiye’de çıkarmayı planladığı bir iç savaşa karşı Ordunun nasıl bir hazırlığının olduğunu öğrenmek istiyor olabilir mi?

ABD AKP’yi kullanarak Ordu üzerinde operasyonlar yapıyor. Kuzey Irak’ta Ö.K.K. ekibinin başına çuval geçirerek başlayan bu süreç, Ö.K.K.’nda arama yaptırılarak devam ediyor.

Ö.K.K.’nın kozmik odalarında ne tür belge ve bilgilerin bulunduğuna dair askerler medyaya bilgi verdi. Verilen bilgilere göre bu odalarda olağanüstü bir durumda (savaş gibi) ne tür işlemler yapılacağına dair ‘çok gizli’ olan bilgiler bulunmakta. Bu bilgiler ışığında ‘arınç’ hikâyesindeki sekiz subayın serbest bırakıldığını da göz önünde bulundurursak, kozmik odalara niçin girildiğini ve buradaki bilgileri kimlerin çok merak ettiğini anlamış oluyoruz.

ABD’nin eski Ankara Konsolosu Edelman; “AKP’li bazı bakanlar 2004-2005 yıllarında bana gelerek Ordu darbe yapabilir dediler ve benden yardım istediler, Ordunun darbe yapabileceğine dair bir bilgi yoktu, bunu onlara söyledim” diyor. Zavallılıklarını görüyor musunuz? Abisine şikayete giden çocuklar gibi… Bir ülke başka nasıl küçük düşürülebilir?

Biraz beyin jimnastiği yapalım: "Bir ülke üzerinde emelleriniz var. Hatta 24 Temmuz 2004 yılında emeliniz olan ülkeyi işgal planı olarak Nevada çölünde bir tatbikat bile yapmışsınız. Hedef ülkeyi 96 saat içinde işgal ederek 96 saatte dış saldırıya karşı hazırlanan orduya da mesaj göndermişsiniz. O ülkeyi yöneten iktidarın bakanları gelmiş, ordusunu size şikayet ediyor ve yardım istiyor. Bundan iyi fırsat olur mu? 1991 yılında kapı dışarı edildiğiniz bir kurumun yatak odasına girmek için en iyi fırsat. Bu darbe paranoyaklarını Ö.K.K.’na yönlendirerek kendi ülken adına fırsata dönüştürürsün. Böylece o ülke üzerinde emellerini gerçekleştirmeden önce direnç noktalarını ve planlarını öğrenirsin."

RTE’nin danışmanları zaten büyük oranda ABD tedrisatından geçmiş Kürtçüler. RTE’nin nasıl yönlendirildiği malum. Güneydoğu’da yapılan mesnetsiz dedikodular RTE ve hükümet edenler için gerçek bir bilgi gibi kabul görüyor. O dedikodulara göre Ordu suçlu ilan ediliyor. Yani, dedikodu ile siyaset yapıyorlar. DTP’liler istifa edecekken, Öcalan boşuna mı hükümetin imdadına yetişerek DTP’lileri istifadan vazgeçirdi?

Bu görünen tabloya göre; ABD AKP’yi kullanarak Fetullahçı Gladio ile beraber Türk Ordusuna operasyon düzenliyor. Bu da demektir ki, ABD Türkiye aleyhine bir şeyler tertipliyor.

Birileri Ö.K.K.’nı kasten 1991 öncesi ABD kontrolündeki Özel Harp Dairesi ile özdeşleştirerek kakafoni yapıyor. Özdeşleştirenler kim? Fetullahçılar, Çandar gibi ABD derin devletinin elemanı olan provakatörler… Ö.K.K. ABD’nin derin devletine hizmet ediyor olsaydı; 1960, 12 Mart Muhtırası, 1980 darbelerini alkışlayanlar “Altanlar gibi” bugün de Orduyu alkışlardı.

Sözün özü; “ABD+FettulCİA” AKP gözetiminde Orduya operasyon yapıyor.Geldiğimiz noktada, asker Ankara’da alışveriş bile yapacak olsa; emniyete noter tasdikli bir görevlendirme belgesi yollayarak bilgilendirsin(!).. Ankara’nın her semtinde bir AKP’linin bulunma ihtimali olduğuna göre, maazallah her an suikast suçlamasıyla gözaltına alınabilirsiniz(!)
Zahide Uçar




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

Hiç yorum yok: