10 Nisan 2009 Cuma

MASONLAR



ÜSTELİK;ULU ÖNEDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ÖLDÜRDÜKLERİNİ KENDİLERİ DEŞİFRE ETMELERİNE RAĞMEN.


KATİLLERİN YAPTIKLARI YANINA KALMIŞTIR.


TARİHÇİLERİMİZ NEREDE?


BUNDAN ÖNEMLİ OLAY MI VAR?


TARİH YAPMAKTAN YAZMAYA ZAMAN BULAMAYAN HALK,


TÜRK HALKI


BU UTANÇ HEPİMİZİN.



Güneydoğu’da arama yapanlar arasında en büyük iki petrol şirketi “MOBİL” ve “SHELL” di.Bakın bu ortaklıklar nelerdir. Shell Petrol şirketi uluslararası sahada HOLLANDA-İNGİLİZ ortaklığı etiketi kullanır.


ROYAL-DUTEK SHELL'E bağlıdır. Sahibi MARKUS SAMUEL isimli bir Yahudi'dir.




Diğer petrol arayıcısı şirket "MOBİL" ise bilindiği gibi Yahudi Trilyoner ROCKEFELLER'IN bir çok Petrol şirketinden biridir.




Türkiye'de Petrol aramaya başlandığı 1956 yılından 1968 yılına kadar MOBİL'in Türkiye'deki Genel Müdürü NECDET EGERAN'dı.




Necdet Egeran 1954 'te yabancı şirketlerin Türkiye'de petrol aramasına izin veren Petrol Kanunu'nun kabul edilmesinde en büyük çabayı sarf edenlerden birisi. Aynı zamanda MTA'nın ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün kurucularından.
Ek bilgi:




1907 yılında Kıbrıs'ta doğan Necdet Egeran,Türkiye Masonluğunun belki de en tartışmalı ismidir. 12 sene Mobil şirketinin genel müdürlüğünü yapan Egeran, 1949 yılında Doğuş Locası'nda Masonluğa giriş yaptı. 1956 yılında Bağımsız Türkiye Büyük Locası'nın kurulmasında etkili oldu. 1965 yılında Demirel'e sahte ''Mason değildir'' belgesi vererek büyük bir tartışma başlatan Egeran, bu davranışından dolayı Türkiye Masonluğunun ikiye bölünmesine neden oldu. 2 Mayıs 1965 tarihinde Büyük Üstadlığa adaylığını koydu ve tartışmalı bir toplantının ardından seçimi galip bitirdi. Hakim Büyük Amirliği tarafından istifaya zorlanan Egeran ile yüzlerce Mason localarından istifa etti. 30 Ekim 1965 tarihinde Yüksek Şura, Necdet Egeran'ı Masonluktan ihraç etti. 1982 yılında affedildi ve Sevenler Locası'ndan tekrar Masonluğa dönüş yaptı. 2005 yılında Masonların gövde gösterisine dönüşen bir cenaze töreni ile toprağa verildi. Kaynak: İsa Tatlıcan, Türkiye'de Masonluğun Gizli Tarihi, s. 468
Daha sonra emekli olup 56'da Mobil'in başına geçer. Mobil'in petrol bulduğu kuyuları beton dökerek toprak üzerine çıkmasını engellediği söylentilerinin yaygın olduğu tarihte Mobil'in tek söz sahibi idarecisiydi.


Dönemin ETİBANK GENEL MÜDÜRÜ BURHAN ULUTAN da o tarihlerde çalkalanan rivayetleri doğruluyor.Kendisiyle görüşmemiz sırasında yaptığı açıklamada Ulutan şunları söyledi: "1965'LERİN BAŞINDA MOBİL OİL'İN BAŞINDA EGERAN İSİMLİ BİRİSİ VAR. BU ARADA PETROL BULUNAN KUYULAR DA KAPATILMIŞ..." O dönem en gündemdeki şahıslarından Necdet Egeran'ın başka büyük bir özelliği daha var. Bu özelliğini TÜRKİYE'DEKİ MASONLARIN kendi aralarında yayınladıkları "ŞAKÜL GİBİ" isimli mason dergisinden öğreniyoruz. ENVER NECDET EGERAN'IN KİMLİĞİ 24 Ekim tarihinde DOĞUŞ LOCASI'nde tekris edildi. (42 YAŞINDA).. Mayıs 1950'de KALFA, Ekim 1950'de ÜSTAD oldu.... Necdet Egeran bilgi Locası'nın 25 kurucu üyesi arasındadır... 1955 yılında da ÜSTAD-I MUHTEREM oldu... Egeran 1958'de Türkiye Büyük Locası'na GENEL SEKRETER seçildi. ... Locası tarafından İskoçya Büyük Locasına Fahri Büyük 2. Nazırı unvanı verildi... 1964 yılında 1. BÜYÜK LOCASI'nı temsilen New York Büyük Locası'nın toplantısına davet edildi. .. Necdet Egeran 2 Mayıs 1965'te PEK SAYIN ÜSTAD seçildi. 58 yaşında 16. Masonik yılında TÜRK MASONLUĞUNUN EN GENÇ BÜYÜK ÜSTADI OLDU..." (Şakül Gibi Dergisi) Görüldüğü gibi Necdet Egeran Amerika'dan ısmarla gelen Cevat Eyüp Taşman gibi yabancı petrol şirketlerin türlü entrikalar çevirdiği bir dönemde Türkiye'nin en aktif olma masonu özelliğini de taşıyor. Aynı tarihlerde petrol çıkan kuyuları betonlayan MOBİL'in Genel Müdürü olması ÇOOOK İLGİNÇ RASLANTI olsa gerek. Türkiye'nin yıllardır petrol yönünden dışarıya bağımlı kalması ve belki de Ortadoğu'nun sayılı petrol üreticisi ülkelerinden biri olma şansını kaybetmesi ile TÜRKİYE'DEKİ MASONLUK , SİYONİZM davasına pek önemli katkılarda bulunmuş ve neticide hipnozlu milletvekillerinin uyuduğu bir anda YENİ PETROL YASASI meclisten geçmiştir.


Yukarıda da görüldüğü gibi madenlerimiz yıllarca Siyonistlerin "ÇİFTLİKLERİMİZ" dedikleri mason localarına kayıtlı "kişilere" bırakılmış. Üstelik bunların pek çoğu TÜRKİYE'NİN AZAMİ DERECEDE MİLLİ DUYARLILIK GÖSTERMESİ GEREKEN TÜRKİYE PETROLLERİ ANANONİM ORTAKLIĞI çalışanları olması GAFLET ÜLKESİ olmamızı göstermiyor mu?MASONLARIN KENDİ ARALARINDA KULLANDIĞI ÖZEL İŞARETLERDEN BİRİDİR! Retog Şirketi'nin Hazırladığı Türkiye'deki Petrol Dosyası: ''En Zengin Yataklar Türkiye Kürdistanı'nda'' Türkiye sınırdan içindeki petrole ilişkin oyunların yoğunluğu çok zaman kamuoyunda "Türkiye'de petrol var ama ortaya çıkarılmıyor" tartışmalarına yol açıyor. Yıllardan beri bu konuda medya kuruluşlarında birçok haber dönem dönem yer alır. Ne hikmetse bulunan petrol sahalarını hiçbir gazeteci veya medya kurumu yerinde görmez, tesbit etmez veya edemez. Bu konuyu ciddiyetle ele almış hiçbir haber programı veya gündem haber bulamazsınız. Şahsıma da yapıldığı gibi, teşebbüs eden birçok gazeteciyi de işinden ederler. Yapacağınız çalışmayı hem kursağınıza gömerler hem de yayınlayacak bir yer bulamazsınız. Diğer taraftan Türk halkı bu iri gazete ve televizyonlarda yayınlanan magazin programlarına ilgisini günbegün gösterirken, niye kendilerine bu tarz konuların işlendiği programların gösterilmediğini bir türlü sormaz!.. Neyse konumuza dönelim ve 27 Şubat 1992 tarihli Güneş Gazetesi'nin birinci sayfasında yayımlanan hayli ilginç rapora bakalım. "En verimli yatakların 'Türkiye Kürdistanı'nda olduğunu ileri sürdüler ''Amerikalı Ceyarlar Güneydoğu'da" başlıklı haberde bakın hangi cümleler yer alıyor:


"Güneydoğu Anadolu'yu ve Bitlis, Van, Adıyaman, Tunceli illerini "Türkiye Kürdistanı" olarak değerlendiren bir ABD şirketi, ülkemizin yeraltı zenginlikleri konusunda ilginç iddialarda bulundu. Amerikalı petrol şirketi RETOG, Türkiye, Suriye, Irak sınır bölgesinin petrol ve gaz rezervlerinin raporunu yayınladı. Rezerv açısından çok zengin olduğu bildirilen bu bölge, raporda Kürdistan ( DİKKAT EDİNİZ lütfen Yıl 1992- HYÇEBİ) olarak nitelendirildi.


"14900 Landmark Blyd.


Sütte 370 Dallas, Texas 75240 USA adresindeki Retog" şirketince hazırlanıp satışa sunulan raporda, Türkiye'nin çok şaşırtıcı bir coğrafî konumu olduğu kaydedildi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin, Ortadoğu petrol bölgelerinin kuzeydeki uzantısı olduğu belirtilen raporda, şu anki faal petrol sahalarının az miktarda petrol rezervlerine sahip olduğu vurgulandı. Raporda öne sürülen görüşlerin aşırı derece detaylı olması dikkat çekti. Dört ciltten oluşan rapor, bölgedeki 517 petrol kuyusunun tüm kayıtlarını kapsıyor. Ayrıca bölgenin tüm jeokimya ve termal özellikleri ve tarımsal etkinliklerini gösteren haritalar da raporda bulunuyor. Raporda yalnızca Ortadoğu'nun Güney bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu görüşünün aksine, içinde Türkiye'nin Güneydoğu bölgesi topraklarının da bulunduğu kuzey bölgelerinin petrol bakımından zengin olduğu belirtildi. Ayrıca bu bölgede daha önce ayrıntılı bir araştırma yapılmadığı kaydedildi. 45 bin ABD doları fiyatla satışa çıkarılan raporda, Türkiye Kürdistanı olarak adlandırılan yöredeki, işlenmeyen petrol sahalarının rezervlerinin büyüklüğü övülüyor. Bakir bölge olarak adlandırılan işlenmeyen sahaların Irak ve Türkiye'de işlenen petrol sahalarından daha verimli olduğu iddia ediliyor. Retog şirketinin yeraltı ve petrol araştırma fırsatları, Türkiye / Kürdistan adlı raporunda, 500 bin ölçekli harita, kuyular, büyük petrol ve gaz sahalan, 52 ayrıntılı kuyu jurnali, 517 kuyu bilgi kayıtlan, yerüstü coğrafî bilgiler, Bouger yerçekimi bilgileri, Türkiye-Suriye ve Irak'ın sismik derinlik haritaları ile bu ülkelerde çalışan petrol sahalarının ayrıntılı haritaları bulunuyor. Raporda ayrıca Türkiye'nin siyasî yapısıyla bunun komşu ülkelerle kıyaslamalar da detaylarıyla anlatılıyor." Yıl 1992: "Türkiye Kürdistan"ı Dillerde Retog şirketinin vermiş olduğu bizim için azami öneme sahip bilgilerin yanında özellikle bu raporda yer alan Türkiye Kürdistan’ı cümlesine dikkatlerinizi çekmek isterim. İsrail Siyonizminin ABD'ye yaptırdığı Irak işgali sonucu bu niyet her geçen gün gerçekleşmek üzere. Oysa 1990 yılında çıkan Masonluk ve Kapitalizm adlı eserin ilk baskısında "özel bölümde" bu konuya dikkat çekilmiş, "Yukarıda bahsettiğimiz gerek zengin petrol yatakları, gerekse GAP projesi gibi dev bir projenin yer aldığı topraklarda kurulacak bir Kürt devleti, İsrail için yutulacak lokma değildir. Kurulması tasarlanan bu devletin zayıf, askerî güçten yoksun, ekonomik açıdan himayeye muhtaç bir devlet olacağını tahmin etmek hiç de güç değil. Plânın ikinci aşamasında, Ortadoğu'nun tek söz sahibi ülkesi haline gelecek İsrail için, bu Kürt devletini kontrol ve himayesine almak gayet kolay olacaktır. Kürdistan'ın İsrail'in bir eyaleti olmasıyla gelişecek bu aşama, İsrail'in Güneydoğu Anadolu sınırlan içine alıp vaat edilmiş topraklara kavuşmasıyla sona erecektir. Rapor, şöyle devam ediyor; "Olay bu yönden değerlendirilince, Time Dergisi'nde çizilen Kürdistan haritasının Güneydoğu Anadolu'nun uzaydan çekilen petrol haritasıyla üst üste çakışmasının bir tesadüf eseri olmadığı açıkça anlaşılır. Dergide yayınlanan Kürdistan haritasının sınırları Gaziantep'ten başlıyor. Kuzey Irak'tan Halepçe'ye kadar uzanıyor. Türkiye'nin zengin petrol yatakları Diyarbakır, Adıyaman, Nusaybin ve Batman arasında tüm Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni içine alan bir yay çiziyor." Diğer taraftan uzaydan çekilen petrol yataklarının haritası üzerine Kürt sorununu bahane ederek ABD'nin bölgeye yerleşmesi de çok dikkat çekici bir olay. Körfez krizi ve şimdi de Irak savaşı derken bölgede "insanî yardım ve güvenlik kampları" adı altında büyük bir oyun oynanıyor.






İşte sevgili dostlar.Ben sadece derledim.
Laik,Sosyal,Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti büyük fedakarlıklarla,nice canlara mal olarak kazanıldı.Lakin;Atatürk’ün çocukları bizler, acaba sahip çıkabiliyor muyuz?
Herkesin şapkasını önüne koyup düşünme zamanı geldi.
Anadolu Bedel ister.
Bedelini ödeyememiş bir çok Beylikler,Devletler,İmparatorlukların kalıntıları üzerinde yaşıyoruz.
Acaba biz bedelini ödüyor muyuz?
Atatürk’ün şu sözünü hatırlatmak istiyorum:
“Kahramanı kadar haini de bol bir milletiz


Sevgiyle kalın.
10 Aralık 2008


Levent kalem




Not:
Ayrıca araştırınız:Yapancıya toprak satışının % 0,5 ten %10 çıkarılışını,Vakıflar Kanununu,Suriye -Türkiye sınırındaki mayınlı bölgenin temizlenmesi karşılığı 44 yıllığına o şirkete verilmesini,Diyarbakır’da kurulan eyalet mahkemesinin kaynağını,Eti Bankın özelleştirilmesi ile Bor madenlerimiz kullanım haklarını kaybedeceğimizi,yeni petrol yasasının Irak petrol yasasından beter olduğunu,tohum yasası ile tarımımızı birkaç global çeteye teslim edişimizi şeker fabrikalarının nasıl ve neden satıldığını ve Ergenekon davasının gerçek amacını,Ceyhan -Askelen Petrol Boru hattı anlaşmalarının Türkiye’ye kaybettireceklerini,11Eylül saldırısının gerçek yüzünü,Mumbai saldırısındaki versace tişörtlü çok iyi İngilizce konuşan Kasap isimli 21 yaşındaki teröristi,ülkemize sık sık gelen dünyaca ünlü Yahudi lobilerini,Bilderberg toplantılarını ve Türkiye’den katılanların konuşmalarını,İran’ın köşeye sıkıştırılışını vb. araştırınız.


Bakınız karşınıza bu yazılanlarla ne kadar alakalı ipuçları çıkacak.






ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEKİ SIR PERDESİ Büyük önderin tedavisinde kinin ile beraber Salygran (civalı diüretikler)’ün de kullanıldığı belgelenen kitapta, bu ilâcın kullanıldığı zamanlarda; kronik zehirlenmelere neden olabileceği belgelerle ortaya konuluyor. OGÜN DELİ’nin kitabında yer verdiği 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan ‘Halkın Sesi’ gazetesinde Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın Atatürk’ün ölümü ile ilgili açıklaması ise şöyle: “MEFKÛREMİZİ İMHA EDİCİ DARBE VURANLARIN ÂKIBETİ, FECİ ŞARTLAR ALTINDA ÖLÜMDÜR. TÜRKİYE’NİN MAĞRUR SARI DİKTATÖRÜ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 10 EKİM 1935 TARİHİNDE ANKARA’DA ÇANKAYA KÖŞKÜNDE DOKTOR MİM KEMAL ÖKE’YE HİTABEN, ‘MASON CEMİYETİNİN FAALİYETİNİ İNKILÂPLARIMA MUARIZ GÖRDÜĞÜM İÇİN KAPATILMASINI ELZEM GÖRDÜM. BU DAKİKADAN İTİBAREN BU CEMİYETİ ÖLMÜŞ BİLİNİZ VE DİRİLTMEYE TEŞEBBÜS ETMEYİNİZ’ DEMİŞTİ. MUHTELİF MEMLEKETLERDE, SİSTEMLİ VE METOTLU BİR TARZDA ÇALIŞAN, BİZE HER SURETLE HİZMET EDEN 5’İNCİ KOLUMUZ MASONLARDIR. TÜRKİYE’DEKİ MASONLAR, ATATÜRK’E KARŞI GAYET MÜŞFİK VE DOSTANE VAZİYET ALDIKLARI HÂLDE, MAĞRUR DİKTATÖR YERSİZ VEHİME KAPILARAK YUKARIDA ZİKREDİLEN TARİHTE MASON CEMİYETİNİ LAĞVETTİ. O ZANNETTİ Kİ; BÜTÜN MUHALİF VE MUARIZLARINI TASFİYE VE BERTARAF ETTİĞİ GİBİ MASONLARI DA TASFİYEYE TABİ TUTMAYA MUVAFFAK OLACAKTIR. FAKAT ASLA!”. KREMLİN KARAR ALIYOR Kitapta Avram Benaroyas’ın dehşet verici açıklamaları ise şöyle devam ediyor: “TÜRKİYE’DEKİ MASON CEMİYETİNİN ATATÜRK TARAFINDAN KAPATILARAK FAALİYETLERİNİN DURDURULDUĞUNU, MOSKOVA’DA TARİHÎ BİR YERDE YOLDAŞLAR ARASINDA YAPILAN BİR TOPLANTIDA İŞİTTİĞİM ZAMAN, BEYNİMDEN OKLA VURULMUŞ GİBİ SERSEMLEDİM. HEYECANDAN ŞAŞIRMIŞ BİR HÂLDE ORADAKİLERE ŞAŞKINLIK İÇİNDE, BU NASIL OLUR? NEDEN KAPATILIRMIŞ! BUNA İMKÂN YOKTUR! KAPATILDIĞI DA BİR GERÇEK HA! BU BÖYLE OLDUĞUNA GÖRE, O SARI LİDER ORTADAN SURET-İ KATİYETLE KALDIRILACAKTIR DİYE HAYKIRIYORDUM. ATATÜRK’ÜN MASON CEMİYETİNİ KAPATMASI BİZİ PEK DERİN BİR DÜŞÜNCEYE SEVK ETMİŞTİ. İLK ANLARDA KEMAL ATATÜRK’Ü SİLÂHLA ORTADAN KALDIRMAYI DÜŞÜNDÜK. ÇÜNKÜ, O, FELSEFEMİZİN TÜRKİYE’DE YERLEŞME İMKÂNLARINI ORTADAN KALDIRMIŞTI. KENDİSİNİN DE ORTADAN KALDIRILMASI SON DERECE ELZEMDİ. NİHAYET BİR GÜN KREMLİN KAT’İ KARARINI VERDİ. ONUN ÖLÜMÜ ESRARENGİZ OLACAK VE KENDİNE GÖRE ESRAR ARZ EDECEKTİ.” “ATATÜRK, HAYATINI BİZE TESLİM ETTİ” Avram Benaroyas’ın açıklamalarında mason cemiyeti kapatıldıktan sonra mason biraderlerin, cemiyet sanki hiç kapatılmamış ve Atatürk’le aralarında hiçbir ihtilâf yokmuş gibi vaziyet aldıklarını ifade ettiği açıklamasında, “İMKÂN BULDUKÇA, ONUN HER HAREKETİNİ ALKIŞLADILAR VE ZAMANLA ONUN ETRAFINDA BİR ÇEMBER VÜCUDA GETİRDİLER Kİ, SARI LİDER KENDİLİĞİNDEN BU ÇEMBERİN İÇİNE GİRİP BİZE HAYATINI TESLİM ETTİ. DOKTORLARIMIZ ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜN ANİ OLUŞUNU TEHLİKELİ GÖRDÜKLERİNDEN, 1937 YILI ORTALARINDA İSMİNİ AÇIKLAYAMAYACAĞIM BİR DOKTOR, BAZI ŞÖHRETLERE DAYANARAK ATATÜRK’E İLK DARBEYİ SİNİR ORGANLARINI ZAAFA DÜŞÜRMEK SURETİYLE İNDİRDİ. BÖYLELİKLE GÖSTERDİĞİ TEDAVİ USULÜ, ATATÜRK’ÜN SİNİR ORGANLARINI FELCE UĞRATTI. ATATÜRK’TE ZAMAN ZAMAN BURUN KANAMALARI, BAŞ DÖNMELERİ, İSTİFRALAR, KARŞISINDAKİ ARKADAŞI TANIYAMAZLIKLAR KENDİNİ GÖSTERMEYE BAŞLADI. ONUN PEK ELİM BİR VAZİYETTE OLDUĞUNU, BEŞİNCİ KOLLARIMIZIN AJANLARI, GİZLİDEN GİZLİYE YAYMAĞA VE HASTALIĞIN ÖLDÜRÜCÜ OLDUĞUNU EFKÂRI UMUMİYEYE DUYURARAK MİLLÎ HİSLERDE ZAAF HÂSIL ETMEYE ÇALIŞTILAR. ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI EFKÂRI UMUMİYEDE ŞÜYÛ BULUNCA VAZİFEMİZİN BİRİNCİ FASLI MUVAFFAK OLDU”


NALÇACI KREMLİN’DE Kitapta bundan sonraki aşamalara ise yine Yunan Halk cephesi gazetesinden alınan Farmason Apostolos Grazos’un açıklamalarında yer verilmiş. Apostopolos’un açıklamalarında, “FİLİSTİN SİYON KOLONİLERİNİ MEYDANA GETİRMEK İÇİN, OSMANLI İMPARATORLUĞU’NU PARÇALADIK. BUNDAN SONRA YAPILMASI ELZEM OLAN, İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ VAZİFELER GELİYOR VE BUNLARI SERİ OLARAK TATBİK ETMEK İSTENİYORDU Kİ ; DOKTOR ABRAVAYA VE FİSSENGER CİDDEN BU İŞTE FEDAKARÂNE ÇALIŞTILAR. BAZI AVRUPALI TIP DAHİLERİ, SİROZ MÜTEHASSISLARI, SARI LİDERİN HASTALIĞI İLE MEŞGUL OLMAK İSTEDİKLERİNİ BİLDİRMİŞLERSE DE; TÜRKİYE’DEKİ MUKADDES ÜÇGENİMİZİN MEYDANA GETİRDİĞİ MUHKEM MEVKİ VE SELÂHİYETLERİNİ CEMİYETİMİZE MUHALİF OLANLARA SARI LİDERİN TEDAVİSİNDE VAZİFE VERMEMEKLE BİZE PEK ÂLÂ İSPAT ETTİLER. SARI LİDERİN ÖLÜMÜ BİR GÜN MESELESİ HÂLİNE GELMİŞTİ. ONUN ÖLÜMÜNDEN HER SURETLE İSTİFADE ETMELİYDİK. TÜRKİYE’NİN İKİNCİ MASON LİDERİ KİMYAGER MUSTAFA HAKKI NALÇACI, BUNUN ÜZERİNE KREMLİN’E DAVET EDİLDİ. ÜSTAD MOSKOVA’YA VARDIĞINDA YÜZÜ SARARMIŞ VE KORKAK, ÜRKEK BİR HÂLE BÜRÜNMÜŞTÜ. SOVYET HARİCİYE KOMİSERLİĞİ, NALÇACI BİRADERİMİZE SAMİMİ ALÂKA GÖSTEREREK KENDİSİNİ HOŞNUT ETMEK İÇİN BÜTÜN İMKÂNLARINI SEFERBER ETMİŞTİ” deniliyor. GENEL KURMAY ÖĞRENİRSE Masonların Türkiye’nin ikinci mason lideri Mustafa Hakkı Nalçacı’yı Kremlin’e davet etmesinin ardından Apostolos Grazos’un açıklamaları kitapta şu şekilde devam ediyor: “MOSKOVA’YA ULAŞMASININ HEMEN AKABİNDE, BÜYÜK VE ŞAHANE BİR YERDE İLK TOPLANTI YAPILDI. BEN, LAURENTİ BERİA İLE YAN ODADA SES ALMA CİHAZIYLA İÇERİDE CEREYAN EDEN MUHAVERE VE MÜZAKEREYİ TAKİP EDİYORUM. NALÇACI, TÜRKİYE’NİN SİYASÎ VE ASKERÎ İCRAATINA VE KUVVETİNE DAİR ETRAFLI MALÛMAT TAŞIYAN, BİR DOSYAYI TEVDİ ETTİ. BİRKAÇ GÜN SONRA ANLADIM Kİ, NALÇACI’NIN TEVDİ ETTİĞİ BU DOSYADAN KREMLİN ÇOK MEMNUN KALMIŞTI. NALÇACI, ATATÜRK’ÜN MASON DOKTORLAR TARAFINDAN YANLIŞ TEŞHİS VE TEDAVİ NETİCESİNDE ÖLDÜRÜLDÜĞÜ, TÜRKİYE GENEL KURMAYI TARAFINDAN ÖĞRENİLİRSE, GAYET MÜŞKÜL VAZİYETE DÜŞECEKLERİNİ VE EĞER BU ÂKIBETE MARUZ KALIRLARSA, KREMLİN’İN ÇANKAYA NEZDİNDE SİYASÎ BİR TAZYİK YAPARAK SERBEST BIRAKILMALARININ TEMİNİ HUSUSUNDA ISRAR EDİYORDU. YOLDAŞLAR, HER VESİLE İLE TÜRKİYE’DEKİ MUKADDES ÜÇGENİMİZİ MÜDAFAA ETMENİN KENDİ MENFAATİMİZ İCABI OLDUĞUNU İZAH ETTİKLERİNDE, NALÇACI BUNDAN MEMNUN OLDUĞUNU ANLATMAYA ÇALIŞIYORDU. NALÇACI’NIN ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNÜ MÜTEAKİP, NAZIM HİKMET’İN RİYASETİ ALTINDA BİR HÜKÛMETİN TEŞEKKÜLÜ, GAYRİ İHTİYARÎ BAZI DEDİKODULARIN VE TEREDDÜTLÜ DÜŞÜNCELERİN ÇIKMASINA YOL AÇACAĞI, ÖLÜMÜ TABİÎ SEBEPLERDEN OLMAYIP, KASIT OLDUĞU ÖĞRENİLİRSE MÜRTECİ MAREŞAL ÇAKMAK’IN TABANCASINA HEDEF OLUNACAĞI İTİRAZIYLA KARŞILAŞTI, DENİLMEKTEYDİ.” ORKUN’un notu: “Agoni” kitabındaki belgelerin ve iddiaların ciddî boyutlar taşıdığı açıktır. Bu konuda, Türkiye’deki mason derneklerinin sessiz kalması düşünülemez. İddialara karşı mason derneklerinin yapması beklenen açıklama, konunun gereği gibi aydınlanmasına yardımcı olacaktır."
GÜNÜMÜZDE DURUM NEDİR?


Devletin bir çok kurumuna sızmış olan masonlar ülkemizi sömürmeye,altını oymaya devam ediyor.Bizlerse gözleri bağlı,körebe oynar gibi sorunları çözmekle boğuşuyoruz.Ama çiban hala mikrop yaymaya devam ediyor.Üstelik ekonomik yönden çok daha güçlü olarak.


Aşağıdaki yazı için bakınız: http://www.netpano.com/makale/?makale=698






MASONLAR TÜRKİYE'DEKİ PETROLU KİME SAKLIYOR


Hakan Yılmaz ÇEBİ nin araştırması




Mason locaları ile iç içe çalışan İttihat Terakki Cemiyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl uçurumun eşiğine sürüklediğini bilen Atatürk,mason localarını kapatmak istiyordu. Kapatma görevini ise dönemin Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya verdi. Şükrü Kaya Atatürk’e uzun süre direnmeye çalıştıysa da başarılı olamadı.


Anadolu Ajansı 10 Ekim 1935 tarihinde gazetelerin merkezlerine şu önemli haberi geçiyordu:


“TÜRKİYE MASON CEMİYETİ, MEMLEKETİMİZİN SOSYAL TEKAMÜLÜ VE GÜNDEN GÜNE ARTAN MUAZZAM TERAKKİLERİNİ NAZARI İTİBARE ALARAK FAALİYETLERİNE NİHAYET VERMEYİ VE BÜTÜN MALLARINI MEMLEKETİN SOSYAL VE KÜLTÜREL KALKINMASINA ÇALIŞAN HALKEVLERİNE TEBERRÜÜ MUVAFFAK GÖRÜLMÜŞTÜR.”


Bu habere kimse bir anlam verememişti. Çünkü Türkiye masonluğu tarihinin en rahat dönemini yaşıyordu. TBMM Başkanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Ankara Valisi, İstanbul Valisi üst düzey aktif masondu. Devlet yönetiminin köşe başları masonlar tarafından tutulmuştu.


Türkiye Masonluğu ne olmuştu da 27 yıl aradan sonra kendini yok etme kararı almıştı. 4 gün sonra gerçek ortaya çıkmıştı. Masonlar kendilerini feshetmemiş, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından mason locaları kapatılmıştı. 14 Ekim 1935 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin“TÜRKİYE’DE MASON LOCALARI BİR EMİRLE KAPATILDI” başlıklı haberinde olayın perde arkası şu şekilde aktarılıyordu:


“İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN VERİLEN BİR EMİR ÜZERİNE TÜRKİYE MASON LOCALARININ FAALİYETLERİNE NİHAYET VERİLMİŞTİR. YÜKSEK MAKAMIN EMRİ İLE TÜRKİYE MASONLUĞUNUN İSTANBUL, ANKARA, İZMİR, EDİRNE, MUĞLA, GAZİANTEP VE ADANA’DA BULUNAN MÜTEADDİD LOCALARI KAPANMIŞ, BUNLARIN EMLAKİ HÜKÜMETE İNTİKAL ETMİŞTİR.”


Cumhuriyet Gazetesi’nin haberinde sözü edilen yüksek makam dönemin Cumhurbaşkanı MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ten başkası değildi. İşin ilginç yanı ise ATATÜRK’ün Mason localarını kapatma emrini, Müslümanlara yaptığı zulümlerle tanınan Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya vermiş olmasıydı. Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Atatürk’ü bu tarihi kararından vazgeçirmeye çalışsa da başarılı olamamıştı.


Şükrü Kaya, Türkiye Yüksek Şurası adına Doktor İsmail Hurşit, Türkiye Büyük Locası Büyük Üstadı Muhittin Osman Omay ve bir grup masonu İçişleri Bakanlığı’na çağırır ve Atatürk’ün kesin kararını bildirir: “Mason Locaları kapatılıp çalışmalarına son verecekler ve malvarlıklarını halkevlerine aktaracaklardır.


ATATÜRK LOCALARI NEDEN KAPATTI?




ATATÜRK,uzun yakın arkadaşlarıyla istişare ettiği mason localarının kapatılmasıyla ilgili düşüncelerini ilk olarak 1935 yılında gündeme getirdi. İttihat Terakki Cemaati içerisindeki masonların Türkiye’ye verdikleri zarar herkes tarafından bilinmekteydi. İttihat Terakki’yi yakından tanıyan Atatürk, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri locaları kapatmayı düşünüyordu.. Dönemin Van Milletvekili İbrahim Arvas,hatıralarında Atatürk’ün masonlara yaklaşımını şu şekilde ifade ediyor:


“MUSTAFA KEMAL’İN SEVMEDİĞİ İKİ ZÜMRE VARDI. BİRİNCİSİ DÖNMELER İKİNCİ İSE MASONLAR”


Bir gün eski Adliye Vekil Mahmud Esat Bozkurt’u çağırdı.Kendisine masonların taksimat, teşkilat, ahvalini bildirir bir kitap verdi.




“BUNU GÜZELCE MUTALAA ET, BİR TAKRİRLE HALK PARTİSİ GRUP BAŞKANLIĞINA VER, GRUPTA BUNLARA ŞİDDETLİ HÜCUM YAP VE GRUPÇA KAPANMASINA DALALET ET. SENİN DE BU İŞTE BÜYÜK ŞEREF PAYIN OLACAKTIR.”dedi.




Grup danışmanı Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Hülasası şöyleydi:


“MASONLUK KÖKÜ DIŞARIDA BİR YAHUDİ TARİKATINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR,MEMLEKETİMİZDE BUNUN NE İŞİ VARDIR? BUNU DA GRUP KARARIYLA KAPATALIM…” Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:


“ARKADAŞLAR YARINDAN İTİBAREN TÜRKİYE’DE MASONLUK KALMAMIŞTIR VE BÜTÜN LOCALAR KAPANMIŞTIR…”


salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar “kahrolsun Yahudi uşakları” sesleri tavanları çınlatıyordu. Şükrü Kaya ve arkadaşları sırra kadem basmışlardı. Grup dağıldıktan sonra Dr. Mim Kemal’i öne katarak meclisteki masonlar toplu olarak Reis-i Cumhur’a gitmişlerdi. Mim Kemal Reis-i Cumhur’a hitaben:


“EFENDİMİZ BİZ ZATEN MAİYET-İ DEVLETİNDEYİZ FAKAT SİZ MEŞRİK-İ AZAM’IMIZ OLURSANIZ, BİR PERVANE GİBİ ETRAFINIZDA DÖNÜP DOLAŞIRIZ” demiş.




Reis-i Cumhur:


“PEKİ BİR ŞEY SORACAĞIM, BANA CEVAP VERİNİZ DE SONRA… SİZ AVRUPA’DA HANGİ LOCAYA BAĞLISINIZ VE MEKTUBUNUZUN İSMİ NEDİR?”


“BİZ CENOVAYA TABİİZ VE REİSİMİZ BARCA MİŞON CENAPLARIDIR.” demiş.




Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa onlara hitaben:


“HAYDİ DEFOLUN BURADAN CEHENNEM OLUN GİDİN. YAHUDİ UŞAKLARI!


BENİM MİLLETİM BANA KAHRAMAN SIFATI VERDİ BEN SİZİN GİBİ BİR ÇİFT YAHUDİYE UŞAK MI OLACAĞIM? BU GECE SABAHA KADAR TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN LOCALARI KAPATMADIĞINIZ TAKTİRDE, YARIN TEŞKİL EDECEĞİM, DİVAN’I HARB-İ ÖRFİ’YE HEPİNİZİ VERİR VE ASTIRIRIM. HAYDİ DEFOLUN KARŞIMDAN.”


diyerek onları kovdu, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İzmir,İstanbul ve Adana’ya bildiriler ve sabah olmadan hepsini kapanma kararlarını getirip, henüz sofrasından kalkmayan Reis-i Cumhur’a verdiler ve derin bir nefes aldılar. Reis-i Cumhur Mustafa Kemal bu suretle bütün mason localarını kapattı.” (İbrahim Arvas, tarihi hakikatler, s.71-72)




YIL 1948; LOCALAR TEKRAR AÇILIYOR




İSMET İNÖNÜ’NÜN ALDIĞI ANİ BİR KARARLA, 5 ŞUBAT 1948 YILINDA TÜRKİYE MASON DERNEĞİ’NİN KURULMASI İLE ATATÜRK’ÜN EMRİ İLE KAPATILAN MASON LOCALARI,İNÖNÜ’NÜN EMRİ VE CELAL BAYAR’IN DESTEĞİ İLE TEKRAR FAALİYETE GİRMİŞTİR. MASONLAR AÇTIKLARI DAVALARDA, HALKEVLERİNE DEVREDİLEN TÜM MAL VARLIKLARINI TEKRAR ELE GEÇİRDİLER.


5Şubat 1948 tarihinde “Türkiye Mason Derneği” ismi ile İstanbul Valiliği’ne yapılan başvuru kabul edildi ve masonlar, bu tarihten sonra resmen faaliyete başladılar. Locaların 13 yıl aradan sonra açılması,uyku döneminde olan masonlar tarafından sevinçle karşılandı. Bu sevinçlerini kendi kontrollerindeki gazetelere tam sayfa ilanlar vererek duyurdular. Atatürk tarafından kapatılan mason localarının tekrar açılışını İbrahim Arvas anılarında şöyle anlatıyor:




“İSMET PAŞA’NIN REİS-İ CUMHURLUĞU SIRASINDA KANUN-U MAHSUS İLE LOCALAR KAPANMADI DİYE MASONLARIN MÜRACAATI ÜZERİNE TEKRAR LOCALAR AÇILIP FAALİYETE BAŞLADILAR. VE 1952′DE İSE ATATÜRKÇÜ GEÇİNEN VE ONUNLA İFTİHAR EDEN CELAL BAYAR DA, AHMET GÜRKAN’IN TEKLİF ETTİĞİ MASON LOCALARINI KANUNLA PEKİŞTİRDİ. TABİİ BU AMELİYEYİ MECLİS YAPTI FAKAT BU MÜZAKERELERİN DEVAM ETTİĞİ ÜÇ CELSE ZARFINDA CELAL BAYAR REİS-İ CUMHUR LOCASINA GELEREK KONUNUN MÜZAKERELERİNİ SONUNA KADAR TAKİP ETMİŞTİR.”


(İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.73)




MASONLAR BUNUN İNTİKAMINI ALDIKLARINI KENDİLERİ AÇIKLIYOR:




ATATÜRK’Ü MASONLAR ZEHİRLEYEREK ÖLDÜRDÜ ALEV ÇUKURKAVAKLI nın 2004 yılında Ankara’da ANAYURT Gazetesinde yayınlanan yazı:


Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattırdığı için Yahudi Masonlar zehirledi. Plan Kremlin’de yapıldı, Türkiye’de uygulandı... BÜYÜK SIR: Yıl 1935... ATATÜRK, eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırarak, Masonluğun kuruluş, örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin bilgiler içeren dosyayı verdi. Ardından şunları söyledi: “Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle, Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver. Grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et, senin de bu işte şeref payın olacaktır.” Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935 tarihinde abonelerine şu önemli haberi geçti: “Türkiye Mason Cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibara alarak, faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan halkevlerine teberrüü muvafık görülmüştür.” Ege’nin ve Balkanların tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi: “1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek sureti ile indirdi. Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.” Katil(ler) ve işbirlikçileri KİMLERDİ? Yunanistan’da yayınlanan –Laiki Metopo(Halk Cephesi) Gazetesi'ndeki dizi yazıda DR. ABREVAYA VE FİSCHENGER CİDDEN BU İŞTE FEDAKARANE ÇALIŞTILAR” denilmekte. Söz edilen Abrevaya, Prof.Dr. Samuel Abrevaya, Marmaralı... Abrevaya, İzmir doğumlu, Paris’te tahsil görmüş. Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmış. Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarafından Paris’ten getirilmiş. 8 Eylül 1938’den bir gün önce yaptığı muayeneye göre PROF.DR. ÖMER NEŞET İRDELP ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmış. Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmış… Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı. ‘Sarı Lider’i öldürme kararı alınıyor Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi. Sıkıntılıydı, sinirliydi ve sinirine hakim olamayarak şunları söyledi; “O SARI LİDER ORTADAN SURET-İ KATİYETLE KALDIRILACAKTIR. MEFKUREMİZE İMHA EDİCİ DARBE VURANLARIN AKIBETİ, FECİ ŞARTLAR ALTINDA ÖLÜMDÜR!...” Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager MUSTAFA HAKKI NALÇACI, acilen Kremlin’e davet edildi. Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti. Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi.


Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı. Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, yapacağı bu işi daha da ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “Gerici Mareşal Çakmak”ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi. *** Varna köklü Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı,nın Kremlinde toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma aygıtıyla izliyorlardı "Araştırmacı yazar Ogün Deli, Atatürk’ün ölümüyle ilgili olarak yaptığı araştırmaları ve bunları destekleyen belgeleri topladığı kitabında büyük önderin ölümünün herkesin bildiği gibi siroz’dan olmadığını iddia ediyor. Emekli Subaylar Derneği’nin (TESUD) 1999 yılında çıkarmış olduğu ‘Birlik’ dergisinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Sağlık Dairesi eski başkanlarından EMEKLİ DENİZ KIDEMLİ ALBAY AYTEKİN ERTUĞRUL’un, Atatürk’ün ölüm nedeninin, ‘Alkolik Siroz’ değil, sıtma olduğunu açıklamasının ardından o günlerde kamuoyunda ses getiren bu açıklama kısa zamanda unutulup hafızalardan silinmişti. Aradan geçen yıllar boyunca araştırmalar yapan Ogün Deli, ‘AGONİ’ isimli kitabıyla kamuoyuna yeni bilgiler sunuyor. Ogün Deli, Atatürk’ün ölümünün 66 sene boyunca Türk halkından sorumsuzca saklandığını vurguladığı kitabında, Atatürk’ün tedavisinde kullanılan ilâçlarla, majistral olarak yapılan reçetelerin tarihsel ve parasal değerlerini de belirterek büyük önderin tedavisinde kullanılmak üzere sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesinden 43 kutu kinin alındığını ortaya koyuyor. Yazar, kitabında belgelere yer verdiğini, yorumu ise Türk halkına bıraktığını belirtiyor.

Hiç yorum yok: