CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2012 Cuma

SİLİNENLER




http://millici-ciddiadamlar.blogspot.fr/2011/09/akp-pkk-kepazeligi.html
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

12 Nisan 2012 Perşembe

SİYONİST/EMPERYALİST ATEŞİ SURİYE MAŞASI TÜRKİYE

BİR TAŞTA İKİ KUŞ

 



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

11 Ocak 2012 Çarşamba

AKP’DEN KILIÇTAROĞLU’NA “MAĞDURU OYNA" DESTEĞİ

ESKİDEN JETONLAR KÖŞELİYDİ, DÜŞSÜN DİYE BEKLERDİK. 
ARTIK JETON YOK AMA BİZ HALA BEKLİYORUZ. 
YAZALIM DA BEKLEMEYELİM BARİ.

Ana Muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçtaroğlu Silivri ziyareti çıkışında “Burada aslında bir yargılama yapılmıyor. Burada bir adalet dağıtımı söz konusu değil. Burada ön yargılı olan yargıçların, siyasi otoritenin emrinde olan yargıçların sadece oynadıkları bir tiyatro var. Bunun adına yargılama diyorlar. Buna demokrasi diyorlar. Bu ne demokrasidir ne de adalet dağıtmadır... Onlara yargıç demeyi içime sindiremiyorum...” dedi ve Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek” ve “kurum halinde çalışan kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etmek” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla fezleke hazırladı.
Peki; Başbakan Tayyip Erdoğan ne dedi?
“Fezlekelere yabancı mısınız? Bütün arkadaşlar için bu tür fezlekeler olabiliyor”
“Başbakan, Başbakan Yardımcıları hepsi için bu tür fezlekeler var. Aynı şeyin Sayın Kılıçdaroğlu için de, hele hele o kullandığı ifadeler için haydi haydi olması gerekir. Olması gereken olmuştur”  dedi.
Pekiii CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu ne dedi?
“Dokunulmazlığa ihtiyacım yok...
Dilekçem burada!
Korkuyla siyaset yapan biri değilim.
Hadi hesaplaşın CHP’nin Genel Başkanı’yla...”
 dedi…

Maddeleyip geçeceğim:

1-Önce Baykal’a cinsel içerikli uzun kollu oturup kısa kollu kalktığı bir kasetle darbe vuruldu.
2-Sonra bir bakıldı “ben genel başkanlığa adayı olmayacağım” diyen Kılıçtaroğlu kendini şaşalı bir kurultayla CHP’nin genel başkanı buldu.
3-Seçimler geçti. “%35 in altında oy alırsam istifa ederim” dediği seçimden %26 alan CHP’de değişen hiçbir şey olmadı.
4- Fettullahın gazetesi Zaman’a beyanat verebilen ve “Dersim Katliamının Sorumlusu Devlet ve CHP’dir” diyen ve kendisinin CHP’li olmadığını aleni itiraf eden Hüseyin Aygün gibiler Tunceli Millet vekili,Akp’nin Kürt açılımıyla Habur’dan giren pkk'lıların avukatı olan, 2007'de pkk'lıların cenazesine katılıp konuşma yapan Sezgin Tanrıkulu CHP’nin Genel Başkan Yardımcılığına getirildi.
5- Faruk Loğoğlu, Umut Oran, Gülsün Bilgehan ve Faik Öztrak gibi ağır toplardan oluşan CHP heyeti ABD’ye gönderildi. Beyaz Saray dışında yahudi lobisi, neo-con olarak bilinen “düşünce kuruluşları” ile görüşmeler yapıldı. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in ekibinden Larry Silverman, Henry Barkey, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, CSIS ve German Marshall Fund gibi ne kadar Siyonist, dünyanın başının belası emperyalist çakal varsa görüşüldü. Yani özetle ABD’li Siyonist kuruluşlardan icazet (onay) alındı.
6-Bunda Mantık ne idi? (ya da nedir?) AKP aynısını yaptı, ABD, AKP’yi getirdi, bizde yaparız bizi de getirir.Bu bir hatadır.CHP tabanının %99 ABD emperyalizmine karşıdır.Dolayısıyla yemedi.
7-Politikada herhangi bir değişiklik yapıldı mı?
-Hayır.
-O zaman %99 tabana uymayan CHP’ye CHP denile bilir mi?
-Hayır. Zaten kendileri ön eklerle olayı belirttiler.
Yeni-CHP dediler.
Neo-CHP dediler.
Liberaliz dediler.
ABD’ye karşı değiliz dediler.
Bir tek “biz CHP’yi ele geçirdik. Biz CHP maskesi taktık, aslında CHP’li değiliz” demediler. Aslında Aygül bunu da dedi. Duymadık.
8-CHP bu haliyle ne?
-Ana muhalefet partisi.
9-AKP buna ne der?
Ben olsam:
-“Yemede yanında yat” derdim.
-“Oh suyundan da koy” derdim.
Biraz argo oldu ama ne yapayım.
10-İnternette çok tutan bir parçanın sözleri geldi aklıma. AKP ile ilgili.Hit olmuştu.Çoluk çocuğun dilinde dolandı aylarca.
“Mağdurum,mağdurum ben mağdurum”
Hatırladınız sanırım.
Hatırlamayanlar için:

Gelelim artık sadede. Madde falan yok artık.
CHP’nin bu hali ile benim gibi (liboşlaşamamış) birçok kişiyi rahatsız ediyor(haliyle). Sonra gündeme “TÜZÜK KURULTAYI” düştü. Daha bu Pazar Kurtul ALTUĞ’un programında Onur ÖĞMEN’e canlı yayında gelen bir habere karşılık soruldu. “CHP Tüzük Kurultayına gidiyor. Ne dersiniz?” diye.
Ne desin adam? Yukarıda saydıklarımı sayacak hali yok ya.
“Gitmelidir” dedi. “Çözüm CHP’dir” dedi. Kimse bir şey anlamadı, geçti gitti.
İşin aslı şu:
CHP’nin 1280 delegesi var ve 256 tanesinin imzası alındığında Küzük Kurultayına gidile biliyor. İmzalar toplandı mı? Genel Başkan 45 gün içerisinde kurultaya gitmek zorunda. Gitmedi mi? Mahkemelerle işi biraz daha uzata bilir ama CHP tüzüğü bu şekilde.
Kılıçtaroğlu’nun imzaların önünü kesmek için disiplin sopasını kullandığı CHP içten içe kaynadığı, sert tartışmaların olduğu biliniyor.
Tüzük kurultayından neden korkuluyor? Diye düşündüğümüzde hemen göze batan ve muhalif kanadın istekleri var. Hazırlanan yeni tüzük taslağına göre genel başkanın yetkileri azaltılıyor. Nasıl mı?
·         5 yıldan kısa üyeliği bulunan partililer yönetici olmasın deniliyor.
·         il başkanı ve kurultay delegesi olabilmek için de en az 3 yıllık parti üyesi olunsun deniliyor.
Ne oldu?
“Ben CHP’li değilim. Çağırdılar geldim”
“Ben pkk’nı avukatıydım çağırdılar geldim”
“Ben TESEV’ciyim, SOROS Amcanın torunuyum. Çağırdılar geldim”
“Ben liboşum. Çağırdılar geldim” lerin önü kesiliyor canlarım.
İşte bu neo-CHP’den çok “madurum ben ,madurum” şarkısıyla Türkiye’yi talan eden AKP’yi daha çok rahatsız etti.
Böyle ANA-Muhalefet nereden bulacak?
Veririm fezlekeyi oynatırım mağduru.
Jeton düştü mü?
Söylesenize.Sabahı  yaptık yine.
Saygılar.
11 Ocak 2012
Levent Kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."M.A.ERSOY

14 Mart 2011 Pazartesi

İKLİM BAYRAKTAR OLAYINI ANLAMAK-ODATV'NİN VE CHP'NİN YANLIŞLARI- FATMA SİBEL YÜKSEK


Blogtan Not: Bence bu yazı son noktadır. Kendini birazcık basın-yayının içinde gören zat-ı muhteremler utanır da susar.Ama sanmam; mahalle ağzı dedikoduculuğu,spotların altında cilalanmış yüzleri,kırılmış,yayılmış konuşmalarıyla kendini medyatik sanan yanaşmalar olduğu sürece.


Bu olaydan anlaşılıyor ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun "dosya merakı" kendisi için bir zaaf haline gelmeye başlamış. "Elimde dosya var", "görüntü var", "kayıt var" diyen kapıdan destursuz girebiliyor.
Hâsılı, işin içinde haddini bilmez bir muhterisin şımartılması var, daha kendi kapısının önünü süpüremezken muhalefe partisine "medya stratejisi" sunmaya kalkışma var. Sarışın hatun görünce yamulan Türk erkeği var, yamulan Türk erkeğini görünce büyük yerlere geleceğini zanneden sarışın var, cin olmadan adam çarpmaya kalkışma var, basiretsizlik var, kötü yönetim var, "sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım" var.
Peki ne yok?
İklim Bayraktar olayının ne CHP ve muhalif kesimlerin öne sürdüğü gibi bir "Cemaat-AKP komplosu", ne de iktidar çevrelerinin empoze etmeye çalıştığı gibi "Ergenekon kumpası" olduğuna inanmıyorum. Her iki taraf da ezberlerden hareket ediyor ve seçim öncesi herkes bu olaydan kendince bir biçimde post çıkarmaya çalışıyor.
Karşımızdaki olay keşke "organize bir komplo" olsaydı. En azından doğru ipuçları yakalamaya çalışır ve bu vesileyle zekâlarımız belki biraz daha gelişirdi. Bu ülkede ne yazık ki olaylar, büyük filmlere, romanlara konu olacak boyutta yaşanmıyor. Çapsız insanlar, ucuz senaryolar, dedikodu, cahillik, belden aşağı vuruşlar ortasında hepimiz her geçen gün biraz daha kirleniyoruz.
İklim Bayraktar olayı, iktidarından muhalefetine, ordusundan medyasına bütün kurumların nasıl çürüdüğünün, kaliteli insanların nasıl tasfiye edildiğinin ve ortalığın nasıl beş para etmez şahıslara kaldığının resmidir.
38 yaşına kadar gazetecilikte dikiş tutturamamış, on beş yaşında çocuk annesi bir kadın, afili bir CV yazıp sanki gazetecilikte iş böyle aranırmış gibi Ankara'da o gazete senin, bu televizyon ben dolaşıp duruyor. İletişim Fakültesi'ni yeni bitirmiş bir genç, CV yazarak stajyerlik talebinde bulunabilir ama 38 yaşına kadar gazetecilikte kendisini gösterememiş birinin CV ile anlatacak neyi olabilir ki? Ankara'da bütün gazeteciler uzaktan veya yakından birbirini tanır, herkesin yaptığı işler ,yazdığı haberler bilinir. Diyelim bir kuruma CHP muhabiri mi alınacak; bu işi yapan gazeteciler zaten bellidir, hepsi yılların muhabiridir. Ya mevcut kurumlarda çalışanlardan biri transfer edilir, ya da o anda işsiz olanlardan biri seçilir.
Siyasi parti muhabirliği öyle kolay bir  değildir. Bir kere Meclis ayağını izleyemezseniz alanınıza hakim olamazsınız. Sadece Genel Merkez'den gazetecilik yapılamaz. Meclis'i izleyebilmek için ise katı kurallar mevcuttur. En az 5 yıldır basın kartı taşıyor olmanız gerekir, o da yetmez çalıştığınız kurumun sizin için parlamento muhabiri kartı çıkarttırması gerekir. Kurumun ve gazetecinin beyanına da bakılmaz, mesleki kıdem durumu Basın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nden düzenli olarak sorgulanır. Aynı şartlar Başbakanlık, Genelkurmay, Yargı muhabirleri için de gereklidir. Ankara'da gazetecilik en alt basamaktan başlayan bir kıdem ve ihtisas anlayışına dayalı olduğu için öyle istediğiniz zaman ortaya çıkıp "Ben CHP muhabiriyim", "Ben Başbakanlık muhabiriyim" diyemezsiniz.
CHP'yi Ankara'da yıllardır izleyen Türey Köse (Cumhuriyet), Sema Bingöl Ecer (CNN-Türk), Sibel Erdem (NTV), Okan Konuralp (Hürriyet), Zihni Erdem (Radikal),Abdürrezak Oral (Akşam), Hale Gönültaş (Vatan), Hülya Karabağlı (Sabah), Süleyman Kurt (Zaman) gibi muhabirler vardır.
Hepsi de mesleklerini etik kurallara uygun biçimde yıllardır sürdüren gazetecilerdir. Düşünün, bu deneyimli muhabirlerin hiç birisi CHP'de kafasına göre at koşturamıyor- koşturmuyor ama kim olduğu belirsiz, basın kartı bile olmayan bir şahıs, son derece lâubali ve cıvık bir tarz içinde o kat senin,bu oda benim gezip duruyor. Hem eski Genel Başkan Deniz Baykal ile, hem de Kemal Kılıçdaroğlu ile odalarında görüşüp abuk subuk konular açıyor, gazetecilik sınırlarını tamamen ortadan kaldırıp bayağılığın dibine vuruyor.
Gazetecilik hareketli, gözönünde olunan, kişinin sosyal etkisini güçlendiren bir meslektir. Dolayısıyla, taliplisi çoktur, aklı hırsının yüz fersah gerisinde bazı tipler bu mesleğe sık sık musallat olurlar. Gazeteciliği böyle tiplerden koruyacak olan öncelikle kurumların başındaki yöneticilerdir. Tecrübeli gazete ve televizyon yöneticileri her "gazeteciyim" diyene kapıları açmazlar. Eğer gençse potansiyeline bakarlar ve staj imkânı tanırlar, İklim hanım gibi yaşı geçkin olanların da daha önce nerelerde çalıştığına, hangi haberleri yaptığına, basın kartı olup olmadığına, varsa kaç yıldır taşıdığına vs. bakılır.
Odatv'de yayımlanan "yarı resmi açıklamadan" anlaşıldığına göre bu hanım , bütün gazeteleri dolaşırken bir CV de ANKA Ajansı'na bırakmış. Ben bilmiyordum ama aynı zamanda Odatv'nin Ankara Temsilcisi olan Mümtaz İdil, anlaşılan şu anda o ajansın yöneticilerinden birisi. Mümtaz İdil, CV'ye bakmış ve "Seni ANKA'da değil ama istersen Odatv'de çalıştırabiliriz" demiş.
Mümtaz İdil'e Allah acil şifalar versin, kendisi Ankara'da sevilip sayılan bir entellektüeldir. "Entellektüeldir" diyoruz çünkü aslında gazeteci değil edebiyat eleştirmenidir. Özellikle Rusça klasik eserler üzerine yazılmış değerli makaleleri mevcuttur. Ankara'da, İstanbul'da olduğu gibi "edebiyat eleştirmenliği" diye bir meslekten ekmek yemek pek mümkün olmadığı için bu alanlarda uzmanlaşmış insanlar da gazetecilik potası içinde eritilirler.
Basında yöneticilik tecrübesi olmayan İdil, sadece cafcaflı yazılmış bir CV'ye bakarak karar verirken eminiz CHP'nin ve Odatv'nin başına gelecekleri düşünemezdi. Keşke, Anka Ajansı'nın deneyimli Genel Müdürü Veli Özdemir'in fikrini sorsaydı.
Çalışılacak yerin bir internet sitesi olması, maaş falan verilmeyecek olması gibi durumlar da kararı kolaylaştırmış olabilir. Velhasıl İklim Bayraktar, Odatv'ye bu şekilde dalış yaptıktan sonra 5 ay gibi çok kısa bir sürede sitenin kendi deyimiyle "uçuşa geçmiş". Laubalilikte, densizlikte sınır tanımaz bir noktaya gelmiş. Bazı kadınlarda "Tacize uğradım, kadın olduğum için engelleniyorum" şeklinde bu işin gerçek mağdurlarının gözden kaçmasına neden olan klişe bir davranış vardır. Böyle bir sansasyon üzerinden meslek kollarında "kadın sorunu" yaratarak var olmaya çalışırlar.
Basında taciz yok mudur? Kuşkusuz vardır, ancak 38 yaşına gelmiş bir kadın bununla nasıl başedeceğini bilir. Ne insanları haksız töhmet alında bırkmadan, ne de kendisini rezil etmeden sorunu uzaklaştırır. Böyle aklı başında bir insana tacizde bulunmaya kimse de cüret edemez zaten.
Ama bu hanım her nasılsa, gittiği her yerde sürekli taciz ediliyor. Anlaşılan bunu da "güzel ve başarı potansiyeli yüksek" bir kadın olmasına bağlıyor. Tarzının kendisini ne kadar itici ve çirkin gösterdiğini bilmeden konuşuyor da konuşuyor. www.gazetecier.com'dan Hacer Alkan'ın da yazdığı gibi sanki Türk basını hayatında ilk kez güzel kadın görüyor!. Zannedersiniz ki millet girmiş sıraya, "İklim Bayraktar gelse de taciz etsek" diye birbirini eziyor...Burası Pakistan mı kardeşim?
Kendini bilmezlik, cahillik, meslek kültüründen yoksunluk had safhada. Bütün bu kepazeliğin üstüne bir de Fatih Altaylı'nın programına çıkıp "Ben aslına buraya 8 Mart vesilesiyle basını, medyada kadın sorunun konuşmaya geldim" diyor. Sen kimsin? Medyada kadın sorunun konuşmak sana mı kalmış?
Bunu söylerken de "Yemek" diye bir dergiyi çıkarıp gösteriyor. Daha önce bu dergide çalışmış...Güler misin, ağlar mısın...
Peki bu insan, kendisine "gazeteciyim" diyerek bu kadar pespaye bir biçimde ortalıkta dolaşırken Odatv'nin yetkilileri ne yapıyor?
Onlar büyük işlerle uğraşıyorlar.. "Büyük balıklar" kovalıyorlar... CHP'nin elindeki televizyon kanalını kelepire kapatıp sözüm ona "muhalif medya" yaratacaklar!
Soner Yalçın'ın yanında gezdirdiği "beyin takımına" bakar mısınız:
Hakan Aygün, Murat Ongun, Oray Eğin...
Oray Eğin, New York'un lüks barlarından çıkacak da "muhalif medya" diye kıvranan halkımızın yarasına merhem çalacak öyle mi?
Hakan Aygün'ün magazincilikten, ağzını yaya yaya haber sunmaktan, Ufuk Güldemir'den öğrenilmiş megalomanlıktan, abartıdan, şımarıklıktan başka nesi var?
Murat Ongun kimdir? Ülke paramparça edilirken, Cumhuriyet'in bütün mirası ayaklar altına alınırken "gazeteci" olarak hangi tavrı almış, hangi bedeli ödemiş de Odatv'den medet umacak hale gelmiş iyiniyetli, yurtsever kitle adına kapalı kapılar ardında pazarlık masalarına oturuyor?
Bu arada yazık edilen Odatv'nin fedâkar okuyucuları, yorumcularıdır. Orada "milli" bir nabız atıyor, bir feryat yükseliyor, ülkenin gün be gün elden gittiğini gören halk tabanı sarılacak yer arıyor. İsyanlar, kaygılar yorumlara dökülüyor ama gelin görün ki sadece istatistik değer olarak ve "şu kadar tekil kişi girişimiz var" adına pazarlık masalarına sürülmekten başka bir işe yaramıyorlar.
Odatv'nin dinamik yorumcularına baktığımızda, amigoluk yapan bir kaç kişi dışında çoğunun olup bitenleri doğru okuyan, bilinçli insanlar olduğunu görüyoruz. Gördükleri bütün yanlışlara rağmen, sırf böyle bir potansiyel hebâ olup gitmesin diye Odatv'yi desteklemekten vazgeçmiyorlar..
Ya bu arkadaşlar ne yapıyor? Onlar büyük oynuyor, büyük planlar yapıp büyük stratejiler üretiyorlar... Yalçın Küçük'ün Akşam gazetesine anlattığına göre "Teşvikiye'nin lüks lokantalarında buluşuyorlar. Aralarına kimi zaman Saba Tümer de şen kahkahalarıyla katılıyor"...
Elitleştikçe elitleşiyorlar, koptukça kopuyorlar. Toplumun feryadı arşa çıkıyor, Odatv'nin haberleri, ücretsiz çalışan amatör editörlere teslim ediliyor, hüküm-hükümet İklim Bayraktar gibi ne olduğu belirsiz insanların eline geçiyor. Kadın meydanı o kadar boş buluyor ki 88 yıllık partinin Genel Başkanı'na çat kapı çıkıp "Bana kayıt cihazı ver, belden aşağı görüntü çekeceğim" diyebiliyor...
Bu arada, ayyuka çıkan kepazelikler, ucundan kıyısından Soner Yalçın'ın kulağına gidiyor. O da telefonlarının dinlendiğini bile bile kadını arayıp "Nedir şu taciz olayı bi anlat bakiim" diyor. Kadın ballandıra ballandıra bir daha anlatıyor. Soner Yalçın daha sonra, "Doğan Yurdakul'la oturuyorduk, yanımıza geldi olayı anlattı. Hatta kendi aramızda espri yaptık" diyor. Esprisi yapılacak konu mudur bu? Senin kurumunun kimliğini kullanarak ortalıkta dolaşan bir kadın 50 yıllık siyasetçi hakkında olmadık iddialarda bulunuyor, duruma hemen el koysana. Bu kadın kimdir ki eşitinmiş gibi muhatap oluyorsun?
Düşünün, Ceyhun Bozkurt gibi başarılı bir muhabirin, Müyesser Yıldız gibi birikimli bir gazetecinin, Kıymet Nadir Bindebir gibi keyifli bir kalemin, Banu Avar gibi bir itibar abidesinin barınamadığı Odatv'de, İklim Bayraktar gibi bir çapsız cirit atıyor. Altı ayda siyasilerle ve kurum yöneticileri ile "sen" diye konuşacak noktaya geliyor. Uyduruk uyduruk yazıları "İklim Bayraktar yazıyor" anonsu ile ve de artistik pozlar eşliğinde çarşaf gibi sergileniyor.
Odatv yolgeçen hanına dönmüş, bırakalım İklim Bayraktar'ı Rafael Sadi bile orada kendisine bir köşe kapıp yazılar yazmaya, açık açık İsrail politikalarının propagandasını yapmaya başlıyor, yayınlanan haberleri yönlendiriyor. Rafael Sadi kimdir? Gazeteci görünümlü bir İsrail devleti görevlisi...
Ya CHP'nin haline ne demeli?
"Ben Odatv'den geliyorum" diyen birine sırf bacakları uzun ve saçları sarı diye bütün kapılar açılıyor. 25 yıllık parti muhabirlerinin girmediği kapılara girip çıkmaya başlıyor. Baki Özilhan gibi eski bir kurtla bilgisayarının başına oturup mail atacak kadar yakınlaşabiliyor. Muharrem İnce gibi kendisinden siyasi tecrübe ve feraset beklenecek bir parti yöneticisi bile bu kadına bir AKP'linin "uygunsuz halleri" konusunda haber yaptırmaya kalkışıyor. Evine kadar gidip otomobiliyle alıyor. Sonra ikisi de ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, haberi yapamadıkları gibi kamuoyu nezdinde kendileri perişan oluyorlar...
Kemal Kılıçdaroğlu'nun durumu derseniz iyice utanç verici. Ne idüğü belirsiz bir internet muhabiri ile muhatap olup, onun anlattığı seviyesiz şeyleri dinleyebiliyor. Konu ister Deniz Baykal, ister "üst düzey bir AKP'li" olsun, Kılıçdaroğlu bir parti başkanı olarak ağırlığını bilip bu kadınla muhatap olmamalıydı. "AKP'li hakkında malzeme getireceğim" dese bile ilgilenmemeli, ensesinden tuttuğu gibi dışarı atmalıydı. Sonra da "Bu kadın bir daha bu partiden içeri girmeyecek" diye talimat verip parti içinde o kadar rahat hareket edebilmesine fırsat verenlerden hesap sormalıydı. Böyle bir kadınla, hem de böyle çirkin konularda muhatap olarak CHP'yi, iktidar partisini zor duruma sokmak için olmadık insanlarla belden aşağı konularda işbirliği yapan bir parti konumuna düşürdü.
Ayrıca bu olaydan anlaşılıyor ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun "dosya merakı" kendisi için bir zaaf haline gelmeye başlamış. "Elimde dosya var", "görüntü var", "kayıt var" diyen kapıdan destursuz girebiliyor. Böyle giderse, CHP liderini çakma bir dosyayla tuzağa düşürürler. "Büyük balık" yakalayacağım derken, elinde oltanın ipiyle kalıverir..
Bu olaydan şunu da anlıyoruz ki CHP ile Odatv arasındaki ilişkiler fazla girift hale gelmiş, mesafeler ortadan kalkmış. CHP, Odatv'yi istediği haberi pompalayabileceği bir mecra olarak görmeye başlarken, Odatv de "fırsat bu fırsat" deyip CHP'nin etinden, sütünden yararlanmaya kalkışmış. Eldeki televizyonu ucuza kapatıp voltranı oluşturmaya çalışmışlar...
Hâsılı, işin içinde haddini bilmez bir muhterisin şımartılması var, daha kendi kapısının önünü süpüremezken muhalefe partisine "medya stratejisi" sunmaya kalkışma var. Sarışın hatun görünce yamulan Türk erkeği var, yamulan Türk erkeğini görünce büyük yerlere geleceğini zanneden sarışın var, cin olmadan adam çarpmaya kalkışma var, basiretsizlik var, kötü yönetim var, "sen benim sırtımı kaşı, ben senin sırtını kaşıyayım" var.
Peki ne yok?
Akıl yok, izan yok, karakter yok, kamuoyuna karşı sorumluluk yok..
CHP, ses yalıtımlı odalarda toplantı yapıp "İşin içinde uluslararası boyutlar var" diye iri laflar edeceğine kendi içinde bulunduğu duruma bir baksın.
Odatv de öyle...
Son sözüm:
Örtün ki ölem...
Fatma Sibel Yüksel
Açık link: http://www.acikistihbarat.com/Yazilar.asp?yazi=930




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Ocak 2011 Cumartesi

C.H.P' NE SAHİP ÇIK
ÖLÜMDEN KORKUP SITMAYA RAZI OLMAYIN


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Kasım 2010 Perşembe

“KURT GİBİ ULUYASIM GELİYOR”

Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından açığa alındı.
Hatta bazı yanaşma gazeteler bunu “Erdoğan generalleri bağışlamadı” şeklinde verdi. Yani generaller suçlu ve Erdoğan’dan af bekliyordu ama Erdoğan bu büyüklüğü göstermedi. Ne kadar sinsi kelimeler.

Biliyorsunuz bu üç General Balyoz Darbe oyunu ile suçlanmış ve Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla rütbeleri yükselmemişti.
Fakat bu generaller oynanan oyunu kabul etmedi ve Yüksek Askeri İdare Mahkemesine müracaat (YAİM) ettiler.
Ve mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karar önemliydi. Generallerin haklarının iadesi anlamını taşıyor ve AKP’nin başarısızlığı gibi görünüyordu. Belli çevreleri üzdüğü anlaşıldı.
Bu kısa genel bilgilerden sonra sürece başka açıdan bakalım.

Generallerin görevden alınmasına AKP’den başka sevinen kesim ise BDP (Siyasallaşmış ayrılıkçı Kürt faşizan hareketi) sevindi ve destek verdi.
Karşı duran ve net tavır koyanlar ise CHP ve MHP idi.
Fakat CHP’nin belli bir süredir AKP’nin generalleri görevden almakla ışık yaktığı aynı kesime hitap eden eylemleri var.
Nedir bu eylemleri:
*Fransa ziyaretinde Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarlarını ziyareti.
*Ortaya atılan BDP-CHP birleşmesi.
*Diyarbakır ziyareti.
Bunlar kötü müdür?
Seçimlere ramak kala yapılıyor oluşu, getirisi ve götürüsü tahminime göre hesaplanmış ve CHP tarafından getirisi fazla görülüş olacak ki yapıldı.
Şunu açıkça itiraf etmek istiyorum.
Hem CHP’ye karşı görünmek ve eleştirmek istemiyorum; hem de şişirilmiş bir beklentiyi göstermek istiyorum.
Çünkü yapılan ciddi hatalar var. Tüm siyasilerin bildiği BDP’nin bir terör örgütünün siyasallaşmış yapılanması olduğu ,hakim olduğu bölgede feodal bağları, korku, terör ve şiddeti kullanarak halktan oy aldığıdır. Onu siyasal arenada var eden ise AKP’nin medyasıdır. Muhtemelen CHP; BDP’nin bu yapısını görmezden gelip genel başkanında etnik köken ve bölgenin insanı oluşunu yani popülerliğini kullanarak oy kapma amacını gütmüştür. Fakat demokrasinin terörün etkisinde kaldığı ve özgür iradenin korku ve şiddetle bastırıldığı hiçbir ortamdan terörün temsilcilerinin istekleri dışında başarı gösterilemez. Yalpalayan söylemleriyle de gerçek sempatizanları arasında çatlaklar oluşturur ve oluşturmuştur da. Yapılan bu üç eylem CHP’ye bir tek oy kazandırmayacağı gibi ciddi bir zarar vermiştir. CHP’nin acilen bu söylemlerden ve demokratik olmayan bir bölgeden Kılıçtaroğlu’nun ırksal ve inançsal popülaritesini kullanarak oy devşirme düşüncesinden ayrılması gereklidir.
Kısacası CHP terör örgütünün siyasi kanadının korku ve şiddetini özgür ve demokrat olamamış tabanı Kılıçtaroğlu’nun kişisel kimliğini kullanarak kazanma gibi bir yola girmiştir ve karşılığı da AKP’den derhal gelmiştir ve çok ta başarılıdır.

Üç generalin görevden alınması CHP’nin bu hamlelerine verilen cevaptır.
CHP tabanı hareketlendirmeye ve çekmeye çalışırken AKP hamleyi tepeye yapmıştır. AKP terör örgütünün siyasallaşmış kanadını ve baronlarını memnun etmiştir. Zaten demokratik olmayan bir bölgede halk idaresi gözlenemeyeceğini bilmektedir.
Bu yanlış politikalar sadece burada kalmaz. CHP tarafından siyasallaşmış teröre verilen her taviz gerçek CHP’li kesimi eritirken CHP’yi talepler karşısında marjinalleştirir ve milletvekilleri arasında ikilem yaratır.
Referandum sürecinden sonra “Hayır” oylarının tamamını sahiplenip havalarda uçan CHP arka arkaya AKP’nin oyunlarına gelmekte ve git gide erimektedir.2007 yerel seçimlerinde %3 oy aldığı bölgede %50 yi aşamasa bile %40 oranında hayır çıkan bölgelerin (ki bunlar az değildir) oylarını sahiplenmekle MHP hırpalamaya çalışmak, yok görmek CHP’ye hiçbir şey kazandırmayacağı gibi MHP’nin söylemlerini sertleştirir ve buradan tek karlı çıkanda AKP olur. Olmuştur da.
İşte generallerin görevden alınması budur. AKP’nin CHP’ye bir hamlesidir.
CHP; Kılıçtaroğlu’nun bölgedeki etnik ve dinsel popülaritesini kullanarak halkı kazanmak istemiştir ve cevap AKP’den direk terör örgütünü mutlu edici şekilde gelmiştir.
Sanırım meramımı anlatabildim.
Yazımı sülalesinden CHP’li  ve her daim CHP’li olduğunu söyleyen  bir arkadaşın; dün  söylediklerinle noktalıyorum. Sanırım süreci gayet iyi anlatıyor.
“30 yıldır ilk kez kendimi CHP’li hissetmiyorum, kurt gibi uluyasım geliyor”
Saygılar.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ekim 2010 Pazartesi



İKTİDARIN TÜRBAN TUZAĞINA DÜŞÜLMEYİNCE GERÇEKLER GÖRÜNÜYOR

DEPREM PARALARI SIR OLDU!
11 yıldır vatandaştan ‘deprem vergisi’ adı altında para toplandığını, ancak bu paranın ortada olmadığını belirten MHP’li Serdaroğlu, “Nereye harcandı, bunu Sayıştay bile bilmiyor. 30 milyar lira kayıp” dedi.

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, 1999 yılından bu yana vatandaşlardan deprem vergisi adı altında 30 milyar lira toplandığını ancak bu paranın ortada olmadığını belirterek, “Bu paralar nereye harcandı, bunu Sayıştay bile bilmiyor. Millet 11 yıldır deprem için vergi ödüyor, ödediği 30 milyar lira ortada yok” dedi. Hükümet, bu hafta da Meclis Genel Kurulu’nun gündemini oluşturacak Sayıştay Kanunu teklifiyle, devlet kurumları ve belediyelerin kamu kaynaklarını doğru ve etkin kullanıp kullanmadığına ilişkin denetim yetkisini Sayıştay’dan alırken, MHP’li Serdaroğlu’ndan da Sayıştay’a görevini yapmadığı eleştirisi geldi.

TBMM adına denetim yapan Sayıştay’ın temel işlevinin hesap verebilme ve saydamlığı, kamu kaynaklarının etkin, verimli ve tutumlu bir şekilde kullanılmasını sağlamak olduğunu dile getiren Serdaroğlu, bunun yolsuzlukların önlenmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Serdaroğlu bu kapsamda, 1999 depreminden bu yana, iletişimden, şans oyunlarına kadar 11 yıldır vatandaşların ödediği deprem vergilerinin akıbetini de gündeme getirdi. 11 yıldır vatandaşın deprem vergisi altında 30 milyar TL ödediğini belirten Serdaroğlu, “Bu paralar nereye harcandı, kalan para nerede? Bunu Sayıştay dahil kimse bilmiyor. Millet 11 yıldır deprem için vergi ödüyor, ödediği 30 milyar TL ortada yok. Ama bu parayı buhar eden AKP maalesef hala iktidarda” dedi.
AKP araştırmaları engelledi
Yolsuzluk iddialarının en çok gündeme geldiği bir başka konunun da özelleştirme uygulamaları olduğuna işaret eden Serdaroğlu, Türk Telekom özelleştirmesini hatırlattı
. Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin Lübnan’ın Başbakanı Saad Hariri’nin ailesine ait Oger firmasına 6.5 milyar dolara satıldığını ifade eden Serdaroğlu şöyle dedi: “Bu ihalenin süreci ve yaşananları madalyonun bir yüzünü oluştururken diğer yüzünü ise 6.5 milyar dolarlık satış bedeli oluşturuyor. Telekom 17 milyon abonesinden ayda 170 milyon yılda 2 milyar TL elde ediyor. Bu rakamlar Telekom’un sadece 4 yıllık sabit ücret gelirine satıldığını ortaya koyuyor.” Bu ve benzeri icraatların Sayıştay, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve Devlet Denetleme Kurulu’nca denetlenmesi gerektiğini ifade eden Serdaroğlu, “Ancak iktidar sayısal üstünlüğüne ve yandaş kadrolarına güvenerek bugüne kadar bu tür araştırmaları hep engelledi” diye konuştu.
yeniçağ'ın haberi

2011’DE REKOR VAR
Geçen yıl 207 milyon lira ayrılan örtülü ödenekten 342 milyon lira harcanmıştı. 2011 için ayrılan ödenek ise 500 milyon!
Örtülü ödenek rekora koşuyor
CHP’nin daha önce ‘örtülü’ hakkında veridiği soru önergesini cevaplayan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, örtülü ödeneğin Başbakan ve ailesinin kişisel harcamaları için kullanılamayacağını söylemişti.
Başbakanlık 2010’da 230 milyon liralık örtülü ödeneği ilk 8 ayda aştı. TBMM’ye sunulan bütçe tasarısı, Başbakanlığın, Ağustos ayı sonu itibariyle geçen yılın tamamında yaptığı örtülü harcamasının yüzde 68’i oranında ödenek kullandığını gösterdi. 2009 bütçesinde örtülü ödenek için 207 milyon liralık ödenek ayrılmış, ancak yıl sonu itibariyle bu hesaptan yapılan harcamaların tutarı 341 milyon 971 bin 42liraya ulaşmıştı. 2010 yılında ise Başbakanlık bütçesinde örtülü ödeneğe 230 milyon liralık tutar ayrıldı. Ancak Ağustos sonu itibariyle dahi başlangıç ödeneğinin çok üstünde bir harcama yapılarak, kullanılan tutar 232 milyon 702 bin 894 lira oldu. Bütçede yer alan başlangıç ödeneği ile yıl sonu harcama tutarları arasındaki uçurum muhalefet tarafından, söz konusu paranın AKP organizasyonları, Başbakan’ın gezilerinde dağıttığı oyuncaklar ve hatta yurt dışından ithal edilen mobil dinleme araçlarının alımında kullanıldığı iddialarına konu edilirken, 2011 bütçesinde örtülü ödenek için öngörülen başlangıç bütçesi de 2010’a göre yüzde 146 yani 1.5 kat artırıldı.

Kullanım alanı çok geniş
Tümüyle Başbakan’ın inisiyatifine tabi örtülü ödenekten yapılacak harcamalar için 2011 yılı için 500, 2012 yılı için 527, 2013 yılı için de 552 milyon liralık başlangıç ödeneği öngörüldü. Örtülü ödenek, Kamu Mali Yönetim Kanunu’nun 24. maddesinde şöyle düzenleniyor: “Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir.” CHP Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür, daha önce TBMM Başkanlığı’na verdiği önergede, örtülü ödenekten AKP mitinglerine dolaylı yoldan kaynak aktarılıp aktarılmadığını, Başbakan’ın yurt gezilerinde dağıttığı oyuncakların örtülü ödenekten karşılanıp karşılanmadığını ve fotokopi makinesi alınıp alınmadığını sormuştu. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de, örtülü ödeneğin Başbakan ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamayacağını söylemiş.
yeniçağ'ın haberi


MUHALEFET VEKİLLERİ, İSYAN ETTİ
Teslimiyetçi politikalarıyla Türk tarımı ve hayvancılığı bitiren AKP, çiftçiyi de yabancı bankaların insafına terk etti. Gelinen nokta muhalefet milletvekillerini de isyan ettirdi. MHP’li Erdal Sipahi, “İzmir Kiraz’da 31 köy, tarlalarını ipotek karşılığı yabancı bankaya feda etti” dedi.
Kendini yaksa ödeyemez!..
Sıkıntıyı Meclis’e taşıyan MHP’li Oktay Vural, “Tarlalar ya hacizli ya ipotekli, üretici kredi kıskacında” diyerek içler acısı duruma dikkat çekerken, CHP’li Ensar Öğüt “Çiftçi icralık. 58 bin liralık borç 280 bin olmuş! Kendini yaksa ödeyemez! Birçok ilde tablo aynı” diye konuştu.

Tarımı haciz dalgası sardı
AKP iktidarının perişan ettiği çiftçinin durumu milletvekillerini de isyan ettirdi. Muhalefet sözcüleri, “58 bin TL borç 280 bine çıkmış, kendini yaksa ödeyemez. İzmir’de 51 köyden 31’i bir bankaya ipotekli” dedi
Çiftçinin içinde bulunduğu durum milletvekillerini de isyan ettirdi. TBMM Genel Kurulu’nda konuşan muhalefet partisine mensup milletvekilleri, tarlaların hacizli ve ipotekli olduğuna dikkat çekti. CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de, çiftçinin borcunun kat kat katlandığını belirterek, “58 bin lira anapara 280 bin olmuş. Yani 280 bin lirayı bu adam kendini yaksa, bütün evini satsa ödeyemez” dedi.
Araziler ipotekli
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, “Yahu, tarlalar hacizli, ipotekli ya millette mal bırakmadı” diyerek çiftçinin içinde bulunduğu durumun içler acısı olduğunu kaydetti. MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi de, “İzmir’de Kiraz ilçesinde 51 köyden 31 tanesi yabancı bir bankaya ipotek karşılığı tarlalarını feda etmiş durumda” dedi. 
Köylü icralık oldu
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Ardahan’da çiftçinin yüzde 98’inin icralık olduğunu belirterek, şöyle dedi: “460 kişi borcu 3,5 milyon lira. Ardahan merkez bu. Çıldır Tarım Kredi Kooperatifinde 55 kişinin toplam 270 bin lira borcu var, şu anda hacizde. Hanak Tarım Kredi Kooperatifi var- Damal, Posof, Ortakent ve Hanak, üçü bir arada- 80 köyde 1,150 kişi icralık. Şu anda herkes icrayla boğuşuyor. Bu insanlar nasıl hayvan yetiştirecek? Göle Tarım Kredi Kooperatifi, 400 ortaklı, yine icralık ve 1 milyon 100 bin lira Gölelilerin borcu var Tarım Kredi Kooperatifi’ne. Belgeyle konuşuyorum. Çayırbaşı, Göle’nin bir köyüdür. Çayırbaşı’nda da 116 ortak var, 350 bin lira icralık dosya var arkadaşlar.”

Borçlar katlanarak arttı
Türkiye’nin birçok ilinde aynı tablonun olduğuna, vatandaşın borcunun katlanarak arttığına dikkat çeken Öğüt sözlerine şöyle devam etti: “Konya, 58 bin lira anapara 280 bin olmuş. Ziraat Bankası. Beyza İrinci. İsmini söylemekte sakınca bulmadığım için söylüyorum. Yani 280 bin lirayı bu adam kendini yaksa, bütün arazisini satsa ödeyemez. Şimdi, niye et ithal ediyoruz, onu anlatmaya çalışıyorum. Amasya Suluova,’da 50 bin lira faizle 146 bin lira olmuş arkadaşlar. Ankara’da 46 bin lira 167 bin lira olmuş.”


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Mayıs 2010 Cumartesi

TALEP

CHP’nin başına Kemal Kılıçtaroğlu çok ses getiren konuşmasıyla geldi.Hatta konuşmasının içerisindeki önemli başlıkları bende bir yazımda kullandım.
“Kılıçtaroğlu’nun bu sözlerini herkes söylerdi” başlığını taşıyordu.
Aslında ilk defa söylenen ve AKP’nin asla söyleyemeyeceği noktaları tespit etmeye çalışmıştım.
Kısaca:
*Kısmi toprak reformu (Mayınlı arazinin halka dağıtılması)
*GAP
*Deniz Feneri Davası
*%10 seçim barajının düşürülmesi
*Başörtüsü
*Ergenekon Davası
*Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun eski haline geçirilmesi
*Dokunulmazlıkların kaldırılması
*AB çifte standardı benim önem verdiğim başlıklardı.
Diğerlerini her parti başkanının söyleye bileceğini belirtmek istemiştim.
Peki, Kemal Kılıçtaroğlu’nun da söylemedikleri var mı? Derseniz.
Evet derim.
Ama şunu belirtmekte fayda var. Bu yazdıklarım Kemal Kılıçtaroğlu’nu eleştirmekten çok taleptir. Eleştiremem çünkü daha iktidar değil ve hiçbir icraatını görmüş değiliz.
Lakin konuşmanın hiçbir karesinde emperyalist ABD kelimesi geçmedi. Ve coğrafyamızdaki en büyük projesi BOP, GOP, BİP projeleri de geçmedi.
“Ben Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlarından biriyim” diyen Tayyip Erdoğan neden bu konuda eleştirilmedi?
Refah Partisi Necmettin Erbakan, onun yetiştirdiği Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün eski konuşmalarına bakıldığında AB ve ABD karşıtı söylemleri olduğu çok net görülüyor.Hele Abdullah Gül’ün AB için 1985 te söylediklerinin altına imza atmamak mümkün değil.Sonra bir şeyler oldu ve bu kişiler ABD/AB’nin ülkemizde ve coğrafyamızda bir numaralı taşeronlarına dönüştü.Irak teskeresini geçirilememesinden sonra “logara süpürülme” tehlikesi yaşasalar da Cüneyt Zapsu sayesinde kurtulmayı başardılar.Ama bir çok yazımda belirttiğim gibi logarın pis kokusunu hep ciğerlerinde hissettiler.Bu nedenle hep tutunacak yer de aradılar.Akla ilk gelen liman Rusya’ydı.Rusya ile girilen enerji anlaşmaları,nükleer santral ihalesi,vizelerin kaldırılması,İran,Mısır ile kendi paralarınla ticaret yapmak istemeleri gibi ABD’ye “bak benimde alternatifim var” imajı yaratmak içindi.İmaj falan sonuçta ABD’nin bir şekilde gazabına uğrama korkusu doğru işler yapmaya zorladı.Bunun yanında Barzani’nin tanınması anlamına gelen kuzey Irak’ta elçilik açma kararı tamamen ABD güdümünde politikalardı.Çünkü Barzani’yi tanımak Irak’ın bütünlüğünü reddetmek ve sözde Kürt devletinin (gerçekte ABD kontrollü İsrail’in) tanınması anlamına geliyordu.
Kısacası AKP ABD için misyonunu tamamladı ve sağ/sol kutuplaşmasının kalkması ve güçlü bir ABD karşıtı ulusal kimlik oluşması noktasına geldi. ABD AKP ile sınırları zorladı, gidebileceği son noktaya geldi ve CHP’nin Baykal’ı çapkınlık yapıverdi veya montaj, komplo. Değişen hiçbir şey yok. Baykal onurluyum modunda CHP’nin başından ayrıldı. Kemal Kılıçtaroğlu geldi. Tayyip Erdoğan’ın “manşetle gelenler manşetle giderler” sözü bile gösteriyor ki, yandaş medyadan da destek aldı.
Yukarıda da saydığım maddeler önemli ve söylendi ama söylenmeyenler de var.
Söylenemeyen demek istemiyorum, çünkü söylenmesini talep ediyorum.
Söylenmesini ve ona göre politikalar üretilmesini istiyorum. Yoksa ani patlayan rüzgâra yakalanmış kelebekler gibi kafamızı gözümüzü dala budağa çarparak bir yerlere sürüklenmemiz içten değil.
Şu anda 7 yıllık AKP yıkımından bunalmış halk hiçbir talepte bulunmuyor.
Ama ben bulunuyorum:
“ABD, İngiltere ve İsrail’in sahiplendiği BOP, GOP, BİP projesine karşıyım” demelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Bu rüzgârın fos çıkmaması için “Sadece sol değil bütün Atatürkçüleri kucaklayacağım” demelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Ve 7 yıllık AKP yıkımından sonra kırılmış kutupları tekrar oluşturmamalısın Sayın Kılıçtaroğlu.
Ulusal, Atatürkçü, 6 okun tümünü eşit görmelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Alevi kimliğinden dolayı, Alevilerden ve soldan talepler gelecektir eşitlikten uzaklaşmamalısın Sayın Kılıçtaroğlu.
İktidara giden yolda tek parti olamama ihtimalini de göz önünde bulundurarak muhtemel koalisyon ortağın MHP ile kırıcı olmayan bir siyaset izlemelisin Sayın Kılıçtaroğlu.
Unutmayın Sayın Kılıçtaroğlu;
AKP burjuvasını oluşturdu, tüm kadrolarını kurdu ve bu kadroların temizlenmesi sadece kuru bir sol yaklaşımla olmaz.
Tüm Kemalistlerin iş birliği ile olur.
Yoksa 20 yıl iktidar olalım, nafile.
Görüşmek umuduyla.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

24 Mayıs 2010 Pazartesi

KILIÇTAROĞLU’NUN BU SÖZLERİNİ HERKES SÖYLERDİ
FAKAT:

Sayın Kılıçtaroğlu’nun CHP adaylığını duyduğumda “Kılıçtaroğlu beyefendi adam, bu terbiyesiz siyasetin içerisinde sesini duyurabilir mi?” diye şüphe duydum. Ama daha CHP’nin 33. Kurultayında öyle  sözler sarf etikti ki AKP’nin ve emperyalizmin ciddi anlamda canı sıkılacak.
Söyle diklinin hepsi önemli tabi ama söylediklerinin bir kısmını herkes söylerdi.Zaten kimse ben ekonomiyi çökelteceğim, işsizliği arttıracağım, etnik ve dini ayrım yapacağım demez, diyemez, diyerek iktidara gelemez. Tarımı çökelteceğim, yandaş medya kuracağım, kendi zenginimi, burjuvamı oluşturacağım, üniversitede mezunlarını işsiz bırakacağım, madencilerimi asgari ücretle çalıştırıp öldüreceğim de diyemez.
Küçük esnafı bakkalı yabancı süpermarketlere yedireceğim de diyemez.
AMA BAKIN ŞUNLARIDA ASLA DİYEMEZ:
Diyemedi de. Konuşmasının arasında emperyalist uşağı hiçbir partinin diyemeyeceği sözleri beş-on elemeden sonra çıkardıklarım.

*MAYINLI ARAZİLERİ TOPRAKSIZ KÖYLÜYE VERECEĞİZ.
Bu kısmi toprak reformudur. Atatürk’ün en büyük ideallerinden biridir.Bunu hiç bir parti demedi AKP hiç diyemez.Ama 49 yıllığına İsrail'e temizleme yalanıyla hibe edeceğim der.
*RECEP BEY, İŞSİZLİK FONUNDAN ALDIĞIN PARANIN NE KADARINI GAP'A HARCADIN?
GAP’ı parsel parsel satan, kalkınma ajansları adı altında yabanci istihbaratlara hive eden AKP bunu da diyemez. Unutturulan GAP’ı unutmadı Kılıçtaroğlu.AKP GAP bitireceğim diyemez.Kalkınma ajansları kuracağım der,GAP toprağını satar ama GAP'ı bitireceğiz diyemez.

*DENİZ FENERİ ÖRNEĞİ GÖZ ÖNÜNDEDİR. SONUNA KADAR GİDECEĞİZ. KAÇTIKLARI YERE KADAR GİDECEĞİZ. 
Çağın yolsuzluğu Deniz Fenerinin bir numaralı sanığı AKP Deniz Feneri’ne de el atacağız diyemez.
*BUNLAR SON SEÇİMDE YÜZDE 47 ALDILAR. YÜZDE 47 OY ALIYOR MECLİS'TE YÜZDE 60 OY ALIYOR. YÜZDE 10 BARAJINI AŞAĞIYA ÇEKECEĞİZ.
AKP hele %10 barajını aşağıya indireceğiz asla diyemez.  
*BİNLERCE BAŞÖRTÜLÜ GENÇ KIZ KAYIT DIŞI ÇALIŞIYOR. BU BAŞÖRTÜLÜ KIZLARA GİDECEĞİZ BEN SENİ SİGORTALI YAPACAĞIM DİYECEĞİZ. BU BANA OY VERMEZ DEMEYECEĞİZ. BİZ ONLARIN RANTINA DEĞİL SORUNLARINA TALİBİZ. 
AKP en büyük kışkırtma ve oy ağacı kızların başörtüsünü asla çözemez, çözmez. Kızlar aç,sefil kalsın umursamaz,ama sıkışında kızların el kadar başörtüsünü siyasi malzeme yapar.Kılıçtaroğlu baş örtülü kızlarında AKP düzeni içerisinde ne kadar ekonomik ve dini olara sömürüldüğünü ve bunu çözebileceğini söyledi.Bu sözler AKP’nin ciddi anlamda yüreğini hoplattığına eminim.Ekonomik bağımsızlığını kazanmış,eğitimli  kızlarımızın,başörtülü veya başörtüsüz böyle bağnaz,çağdışı insanların peşinden koşmayacağını biliyor.AKP baş örtüsü sorununu çözmez.

*ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN TEMELİ YARGIYI ELE GEÇİRMEK. VATANDAŞ SANMASIN SORUNLARIM ÇÖZÜLECEK. YANDAŞ MEDYADAN SONRA YANDAŞ YARGIYI OLUŞTURMAK. CHP İKTİDARINDA KESİNLİKLE ÇAĞDAŞ BATI STANDARTLARINA UYGUN BİZİM İNSANIMIZA UYGUN ANAYASA YAPACAĞIZ.

Yargıya ve Anayasaya yapılan saldırıların düzeltileceği, dolayısıyla çoğunluk diktatörlüğüyle “yandaş yargımı, yargıcımı oluşturur tüm yaptığım yolsuzluklardan yırtarım” diyen AKP’nin hiçbir şeyin yanlarına kalmayacağının açık söylemidir bu.AKP Anayasanın anasını ağlatmak için atlı koşturuyormuş gibi TBMM’de horul horul uyuyarak,uyutarak çıkardıkları yandaş yasaların tepetaklak gideceğinin delilidir bu sözler.Zevkten dört köşe olmuş,oylamadan sonra çığlıklar atarak sevinen milletvekillerinin yine rüyalarının kaçacağı kesindir.

*ATATÜRK'ÜN VASİYETİ 12 EYLÜL'DE CİĞNENDİ. TÜRK DİL KURUMU VE TÜRK TARİH KURUMU ESKİ YERİNE GELECEK.
Türk Tarihinin çiğnendiği, saçma sapan içerisinde Atatürk ve Türk olmayan bir tarih oluşturanların da Taha Akyol, Mustafa Armağan gibi nicelerinin (Neden bu örnekleri verdim? CNN Türk kanalında dün akşam Alev Coşkun’un karşısında kıvırmaktan şekilden şekle giren bu ikisi olduğu için)artık karşılarında daha fazla akademik araştırmacı çıkacağının ve gerçek tarihin daha net ortaya çıkacağının resmidir bu sözler.İngiliz ve ABD’ye laf söylendiğinde renkleri değişen,konunun içerisine balıklama uçan,taklacı güvercinlerin işi artık çok daha zor olacak.
*DOKUNULMAZLIK İÇİN HALKA GİDELİM. REFERANDUMDA VATANDAŞA SORALIM. DOKUNULMAZLIKLARI CHP İKTİDARINDA KALDIRACAĞIZ.
Dokunmazlıkların kaldırılması, dokunulmazlık zırhının içerisinde arsızca hırsızlık, talan yapanlar için artık kâbus dolu günler geliyor.AKP "dokunulmazlıkları kaldıracağım" asla diyemez.
*AB ÇOK ÖNEMLİ. BİZE UYGULANAN ÇİFTE STANDARDI KABUL ETMİYORUZ. YA ADAM GİBİ TARİH VERİRSİNİZ, YOKSA BİZ YOLUMUZA BAKARIZ. 
AB ,norm,kriter diye diye millete gündüz havai fişekleri patlatacak kadar arsızlaşan ve emperyalizmin AB ayağının her dediğini kayıtsız şartsız yerine getiren AKP,AB’de ye bu cümleleri asla söyleyemez.Bu cümle için ayrı bir yazı gerekli.Bu sadece AKP’nin değil emperyalizmin üç ayağı AB,ABD ve İsrail’inde yüreğini hoplattığı kesindir.AB’nin suratına “one münite” gibi danışıklı ,bağırırken kıpkırmızı,5dk sonra gülücükler saçarak, “ben moderatöre dedim bu sözleri,Perez’e demedim” denilerek söylenmedi bu sözler.
Kısaca dostlar işte bunların hiç birini AKP diyemez, diyemedi.
Dedikleri de ortada.
Meğer Peres’e değilmiş bu sözler.
“Sen çocuk öldürmeyi iyi bilirsin; moderatör” demiş.
“Plajlardaki çocukları öldürdün;moderatör” demiş.
Ama biz Davos Fatihi’ni anlayamamışız .
Tek kelime ile KILIÇTAROĞLU’nun bu sözleri birilerinin canını fena yaktı.
Bizde zaten Davos’a Fatih aramıyoruz ama Türkiye Cumhuriyeti’ne Kılıçtaroğlu gibi bir BAŞBAKAN arıyoruz.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Mayıs 2010 Cuma

ONUR VE NAMUSUN SATILDIĞI GÜNLER








Baykal’a şantaj kasetinin doğruluğu üzerinde hiç durmadım. Çünkü doğru olmadığı kesindi. İnsan psikolojisinden az çok anlayan herkesin burada iki bağımsız insanın görüntüleri olduğunu anlaya bilirdi.
Görüntülerde iki yalnız insan dolanıyordu.
İzledim çünkü buradaki kadının gururunla ve şerefinle bu rezil insanların ne kadar oynayabildiğini, ne kadar ileri gidebildiklerini görmekti istedim.
Gölge, elbise gibi ayrıntıları görebilmek için defalarca izledim. Amaç Baykal’ı aklamak değil, oradaki hanım efendiye yapılanı kaldıramadığımdan. Kendimce birçok hata buldum ama bu gün Tacidar Seyhan şüphe götürmez bir şekilde ispatladı.

Artık kaset falan diyenlerin, en geri zekâlı bağnazların bile gözüne sokulabilecek bir veri bu. Baykal otururken uzun kollu gömlekle, kalkıp giderken kısa kollu.
Artık buna görüp de inanmayana sakın mantıklı açıklama yapmaya kalkmayın.
Yine söylüyorum.
Cia,mossadla haşır neşir olan ve kendilerince ajancılık oynayan bu yeniyetmeler teknolojiyi kullanırlar,kullanıyorlar.Bunu Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bilakis gözümle gördüm.Bunların kimisi doktor kimisi avukat kimisi öğrenci.Atatürkçü gençlik bilgisayarı görmemişken bunlar bilgisayarların başındaydı.Ama esaret altındaki beyinleri, ve güvensizlikleri o kadar belirgindi.Bilakis içlerine girmiş çıkmış biri olarak bunu söylüyorum.Tam bir zavallılardır.Millet sağcı/solcu diye birbirinin ağzını burnunu kırarken bu sünepeler şalvara döndürdükleri koyu renk pantolonlarıyla üniversite köşelerinde saidi-kürdi’nin kitabını okuyoruz görüntüsünde miskin miskin sürtüyorlardı.Bir yatak için,iki kaşık yemek için kişiliklerini satmış fakir Anadolu köylüsü çocuklarıydı bunlar ve kimseden tepki almıyordu.Sonra din gibi herkesin yumuşak karnını gıdıklıyorlardı.Ama verilen konferanslarda Atatürk ve Cumhuriyet rejimine düşmanlık milim milim beyinlerine işlendi. AKP iktidarıyla ilk defa sünepelikten kurtulma fırsatı buldular.En coşkulu zamanları,gençliklerini 70 lik dede,nine gibi yaşadılar ve artık bu sünepeler bir meslek sahibi,karşılarında nefret ettiği normal insanlar elpençe divan duruyor.Ayrıca yabancı istihbaratların AKP ile yakın teması bunlara sundukları “siz ne yaparsanız yapın sınır-kanun tanımayın,biz arkanızdayız” telkinleri onların bir yerlerini öyle bir tavana vurdurdu ki 15/20 yıl öncesinin kavga görünce tüyen sünepeleri aslan kesti.
Ama bu yükselişi sindiremediler.
Milli piyangodan köşeyi dönen ne olduğunu sapıtanlar gibi TC’nin her şeyini altüst edebileceklerini, komutanları içeri atabileceklerini, partileri çökelte bileceklerini düşündüler. Ama 20/30 yıldır ektiklerini ve “Müslüman, terbiyeli, okumuş çocuklar” imajını 8 yıllık AKP iktidarında yerle yeksan ettiler.Üstelik bunu düşmanı oldukları masonlara,siyonistlere,emperyalistlere,ABD ve AB ye yalvararak yaptılar.Kendilerini üniversitede satmışlardı şimdi ruhlarını,namuslarını sattılar.
Ama geri dönülmez bir uçurumun eşiğindeler ve tutunacak tek bir dalları kalmadı. Artık kadınların,kızların gizli gizli cıplak görüntülerini çekip işleyip,kesip,yapıştırıp son kozlarını oynadılar.
Bu görüntülerle artık onur ve şereflerinin, Müslümanlıkla alakalarının kalmadığının tamamen siyonist bir felsefe ve düşünce yapısına teslim olduklarının tipik göstergesidir. Bu ruh hallerinin içler acısı durumunun dışa vurumudur.
Her şımarıklığın bir sonu var.
ONUR VE NAMUSUN SATILDIĞI GÜNLERDEYİZ.

 

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Mayıs 2010 Salı

HİÇ BİR OYUNDA “HAMLENİ GERİ AL” DİYE BİR HAMLE YOKTUR

Emperyalist oyun kuruyor.Biz ise oyuna oyunla cevap veremiyoruz:

Emperyalist/Siyonist ve yandaş ihanet şebekesinin motifleri taşıyan,hatta çok net görülen Baykal’a şantaj hamlesi görülmeli ve cevabı verilmelidir.
Baykal ne kadar eleştirilse de; son zamanlarda belirgin, aktif bir siyaset yaptığı; hatta batı kimlikli eski siyasetinden ulusalcı söyleme kaydığı,Ergenekon düzmecesinde “bu davanın avukatıyım” gibi net tavırlar sergilemesi tabiki birileri tarafından görüldü.
İhanet kardeşliğinin tüm medya gücüne rağmen sağ/sol düşmanlığının siyasi görüş ayrışığına dönüştüğü; halk bazında toplumu ulusal çizgide tutabilecek birkaç liderin en başında Baykal geliyordu.

Fakat satrançta veya herhangi bir oyunda bile karşı bir hamle yaptığı zaman “al bunu geri “ diyemeyiz.

Baykal’a yapılan şantajın ayrıntılarına girerek hiç boşuna zaman kaybetmeye gerek yoktur.
Halkımızdan çok derin yorum ve teknik analiz yapmasını beklemek çok fazla saf dillilik ve halkı hiç tanımamak olur.
Üstelik ekonomik dar boğazda kıvranan, sosyal patlama noktasına gelmiş, işsiz, beslenemeyen kısacası yarınından umutsuz halk sloganlarla yönlendirile bilir.
Öfkesi başka yönlere, hatta yalan dolanlara kaydırıla bilir. Üstelik bunun yalan olduğunu bilerek yapabilir. Bu aynen, babasının tuttuğu takımdan birkaç kişiyi dövmek gibidir.
Patronuna kızgındır, işinden memnun değildir vs. tesadüfte babasının takımı bu hafta rakiptir ve sürüye uymuştur. Eve gidince babasını karşısında yine el pençe divandır ama.
Baykal bu şantajı gördü ve istifa etti.
Şimdi kimse bu kasetin gerçek olduğunu tartışmıyor.
Herkes kaseti çekenlere odaklanmış ve öfke duymaya başlamışken o canım hamleyi geri almak niye.
Baykal’ın geri gelmesini en çok isteyen AKP dir. En güzel kozu olan öfke ve ajitasyonu Baykal’a kaptırdı.
Bu şantaj gündemde tutulmalı, hatta didik didik edilmeli ve ediliyor da.
En radikal Kürtçü/AKP medyatoşlar bile yarım ağız konuşurken geri getirme feryatlarına Deniz Baykal’ın kesinlikle olumsuz cevap vermelidir.
En azından bu süreçte bunu yapmalıdır.
Anayasa halk oylamasına bu şekilde gitmelidir.
Bu sinerci yakalanmışken, adamların hamlesi tam ters tepmişken Baykal’ın kesinlikle gaza gelmemesi gerekmektedir.
CHP kaçmıyor. Başkanlık kaçmıyor.
Anayasa oylamasına ve 2011 seçimlerine Baykal destekli bir başkanla ama şantaja uğramış, belden aşağı vurulmuş, kalleşlik yapılmış, başkanı onuruna sahip çıkmış bir CHP ile giderse AKP’yi duman edecektir.
Fakat Baykal’ın geri dönüşü her şeyi sıfırladığı gibi AKP’ye çok iyi bir koz verecektir.
Zaten medyalarında durmadan bunu işliyorlar. Halka “Baykal geri gelecek imajı” aşılanıyor ve isteniyor.
Halk Baykal diye bağırmalı ama Baykal başkan olmamalıdır.
Bu tarihi bir fırsattır ve değerlendirilmelidir.
Görüşmek umuduyla.
Levent kalem

NOT: Ben Baykal’ı iktidar olmuş CHP’nin başında görmek istiyorum. Muhalefetin başı değil.
  


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."