KOMPLO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KOMPLO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2010 Cuma

ONUR VE NAMUSUN SATILDIĞI GÜNLER








Baykal’a şantaj kasetinin doğruluğu üzerinde hiç durmadım. Çünkü doğru olmadığı kesindi. İnsan psikolojisinden az çok anlayan herkesin burada iki bağımsız insanın görüntüleri olduğunu anlaya bilirdi.
Görüntülerde iki yalnız insan dolanıyordu.
İzledim çünkü buradaki kadının gururunla ve şerefinle bu rezil insanların ne kadar oynayabildiğini, ne kadar ileri gidebildiklerini görmekti istedim.
Gölge, elbise gibi ayrıntıları görebilmek için defalarca izledim. Amaç Baykal’ı aklamak değil, oradaki hanım efendiye yapılanı kaldıramadığımdan. Kendimce birçok hata buldum ama bu gün Tacidar Seyhan şüphe götürmez bir şekilde ispatladı.

Artık kaset falan diyenlerin, en geri zekâlı bağnazların bile gözüne sokulabilecek bir veri bu. Baykal otururken uzun kollu gömlekle, kalkıp giderken kısa kollu.
Artık buna görüp de inanmayana sakın mantıklı açıklama yapmaya kalkmayın.
Yine söylüyorum.
Cia,mossadla haşır neşir olan ve kendilerince ajancılık oynayan bu yeniyetmeler teknolojiyi kullanırlar,kullanıyorlar.Bunu Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bilakis gözümle gördüm.Bunların kimisi doktor kimisi avukat kimisi öğrenci.Atatürkçü gençlik bilgisayarı görmemişken bunlar bilgisayarların başındaydı.Ama esaret altındaki beyinleri, ve güvensizlikleri o kadar belirgindi.Bilakis içlerine girmiş çıkmış biri olarak bunu söylüyorum.Tam bir zavallılardır.Millet sağcı/solcu diye birbirinin ağzını burnunu kırarken bu sünepeler şalvara döndürdükleri koyu renk pantolonlarıyla üniversite köşelerinde saidi-kürdi’nin kitabını okuyoruz görüntüsünde miskin miskin sürtüyorlardı.Bir yatak için,iki kaşık yemek için kişiliklerini satmış fakir Anadolu köylüsü çocuklarıydı bunlar ve kimseden tepki almıyordu.Sonra din gibi herkesin yumuşak karnını gıdıklıyorlardı.Ama verilen konferanslarda Atatürk ve Cumhuriyet rejimine düşmanlık milim milim beyinlerine işlendi. AKP iktidarıyla ilk defa sünepelikten kurtulma fırsatı buldular.En coşkulu zamanları,gençliklerini 70 lik dede,nine gibi yaşadılar ve artık bu sünepeler bir meslek sahibi,karşılarında nefret ettiği normal insanlar elpençe divan duruyor.Ayrıca yabancı istihbaratların AKP ile yakın teması bunlara sundukları “siz ne yaparsanız yapın sınır-kanun tanımayın,biz arkanızdayız” telkinleri onların bir yerlerini öyle bir tavana vurdurdu ki 15/20 yıl öncesinin kavga görünce tüyen sünepeleri aslan kesti.
Ama bu yükselişi sindiremediler.
Milli piyangodan köşeyi dönen ne olduğunu sapıtanlar gibi TC’nin her şeyini altüst edebileceklerini, komutanları içeri atabileceklerini, partileri çökelte bileceklerini düşündüler. Ama 20/30 yıldır ektiklerini ve “Müslüman, terbiyeli, okumuş çocuklar” imajını 8 yıllık AKP iktidarında yerle yeksan ettiler.Üstelik bunu düşmanı oldukları masonlara,siyonistlere,emperyalistlere,ABD ve AB ye yalvararak yaptılar.Kendilerini üniversitede satmışlardı şimdi ruhlarını,namuslarını sattılar.
Ama geri dönülmez bir uçurumun eşiğindeler ve tutunacak tek bir dalları kalmadı. Artık kadınların,kızların gizli gizli cıplak görüntülerini çekip işleyip,kesip,yapıştırıp son kozlarını oynadılar.
Bu görüntülerle artık onur ve şereflerinin, Müslümanlıkla alakalarının kalmadığının tamamen siyonist bir felsefe ve düşünce yapısına teslim olduklarının tipik göstergesidir. Bu ruh hallerinin içler acısı durumunun dışa vurumudur.
Her şımarıklığın bir sonu var.
ONUR VE NAMUSUN SATILDIĞI GÜNLERDEYİZ.

 

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

10 Mayıs 2010 Pazartesi

BU CÜMLEN DEN DOLAYI SANA "GÜLE GÜLE SAYIN BAYKAL"

CHP LİDERİ Deniz Baykal’ı istifa ettiren kaseti dayanamayıp izledim.
Aklıma üniversite yıllarında söylenen bir fıkra geldi.
Aşağı yukarı şöyleydi:
Biyoloji hocası öğrenciyi kaldırır ve elinde tuttuğu kurutulmuş böceğin kıçını göstererek:
“Bunun adı ne?” diye sorar.
Öğrenci:
“Tanıyamadım hocam” der ve oturur.
Öğretmen kızar ve öğrenciyi kaldırıp:
“Sana sözlü notu sıfır veriyorum. Adın ne?” der.
Öğrenci arkasını döner ve pantolonunu indirir?
“Tanıdınız mı hocam?” der.

Baykal’ın istifasını canlı izledim.
Ama anlam veremediğim;yada bu konuşmanın içerisine neden sokulduğunu anlayamadığım bir cümle var.
“Bu çerçevede başka bir sorumlu arayışına çıkacak olanlara yardımcı olmak üzere Amerika Birleşik Devletlerinden, Pensilvanya’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim.

Şunu diyor Sayın Baykal; “Fetullah Gülen’e falan topu atıp yırtmaya çalışmayın. Bunu yapan siz siniz diyor. Devlettir diyor.”
İyide Sayın Baykal sen hala devletin Fettullah,CİA tarafından kuşatıldığını anlamamışsın.
Devletin ABD’den yönetildiğini görememişsin.
Bu sözünle komployu, kasetti şunu bunu boş verip bu analizi yapamadığın için sana güle güle diyorum.
Güle güle Sayın Baykal.
Umarım Ata’nın partisinin başına bu analizi tam yapmış birisi geçer.

11 Nisan 2010 Pazar



POLONYA KALKANI DÜŞTÜ


2006 Nisan ayının başında İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu Büyük Peygamber-2 askeri tatbikatında düzenledi. Kısa bir süre önce ABD’nin İran kara sularına yakın bir yerde 6 ülke ile tatbikat yapması üzerine İran’da bu tatbikatı yapmıştı.

Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi, "Büyük Peygamber-2" isimli tatbikatın kara, hava ve deniz kuvvetlerinin katılımıyla Umman Denizi ve Basra Körfezi'nde başlatmış ve tatbikatın hedefinin, ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden güçlere karşı İran'ın gücünü ve savunma kapasitesini göstermek olduğunu ifade etmişti. Tatbikatın bölge ülkeleri için bir tehdit anlamı taşamadığını, dostluk ve barış mesajı içerdiğini de belirtmişti. Tatbikat 10 gün sürmüş ve İran Şahab-2 ve Şahab-3 füzelerini ve ayrıca Skad-B, Zülfikar-73, Fatih-110, Z-3 ve Zilzal füzelerinin de cihan âleme gösterdi. Yine İran ordusu, eylül ayının ilk günlerinde de ülke çapında "Zülfikar Vuruşu" adlı büyük bir tatbikat yapmış ve tatbikatta yeni silahlar denemişti.

ABD’nin Atlantik ötesinden kalkıp İran’ın dibinde yaptığı tatbikat savaş tehdidi değilmiş gibi;
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, yaptığı açıklamada, "savaş tehdidi' gibi görünen bu tarz bir hareketin, böyle bir zamanda böyle bir rejimle bölgede bir istikrar kaynağı olmadığını gösterdiğini" söylemişti.
ABD yüzsüzlüğü ve “kabadayılığımı tanıyacaksın” tarzı bir söylemdi bu. 
Neden bunları hatırlattık?
İran kıtalar arası füze teknolojisini geliştirdi.Var yani.
Hatta Kuzey Kore ile Semnan eyaletinde füze rampaları inşa ettiği yazıldı çizildi. Yıllardı dünyanın kabadayısına taviz vermeyen bir ülkenin yapması gerekende zaten bu olması gerekir.
Gelelim kıtalar arası füzelere.
Şahap-3 füzelerinin menzili şuan 2000 km olarak biliniyor.
Fırlatılan bir füzenin imha edilmesinde 3 aşama var.
1.aşama 1-5dk arasında geçen zaman. Bu zaman diliminde füze hantal ve rotasına yerleşmeye çalışıyor.1. aşama füzenin vurulması için en elverişli zaman. Füze yerçekimine karşı direniyor ve yükselmeye çalışıyor. Hızının en düşük olduğu aşama. Üstelik bu aşamada vurulması, saçılan parçalarla atana zarar verdiği için en karlı olan savunma tekniği.
2.aşama 20-25 dakika sürüyor ve uzay boşluğunda gerçekleşiyor. Füze hızını kazanmış, tam sürat hedefine doğru ilerliyor. Bu aşamada vurmak ancak uzaya konuşlandırılmış yüksek teknolojik uyarı uyduları ve karadan atılacak uzun menzilli füzelerle mümkün. Daha zor bir aşama.
3.Aşama ise füzenin maksimum hızla hedefe düşme aşaması. Vurdun vurdun; vurmadın yersin füzeyi kafana. Ne varsa sallayacaksın yani. Meşhur Patriotlar bu işler için.
Yaklaşık 10 saattir füzeler üzerine araştırmalar yapıyorum. Çok teknik konular var.Branşım yatkın olduğundan anlayabiliyorum.Ama herkesin anlayacağı dilde anlatmak  ve yazımı teknik terimlere boğmak istemedim.
Özetle fırlatılmış bir füzeyi vurmanın hem kolay,hem de karlı olduğu aşama fırlatıldıktan 1 ila 5 dakika arası.
Şimdi bir soru:
ABD neden Polonya ve Çek Cumhuriyetlerine İran’dan korunacağız diye “korunma kalkanı” adlı bir proje ileri sürdü ve bunda ısrar etti?
Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne kurulacak füze rampaları İran’ın atacağı varsayılan füzeleri hangi aşamada vurur?
2. Aşama da.
Eğer İran Polonya’ya yada Çek Cumhuriyeti'ne füzeyi atarsa 3. aşamada.
Yani vurulması zor olan son iki aşamada.
İşte bunu Rusya yemedi.
Ve yemediğini de açıkça söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin Doğu Avrupa yerine, Azerbaycan veya Güney Rusya’daki radar üslerinden istifade düşüncesinin de gündeme gelebileceğini açıkladı.Önleyicilerin Güneydoğu Avrupa veya Türkiye’ye konuşlandırılmasını teklif etti.
Yani “madem İran’ın atacağı füzelerden korunmak istiyorsun 1. aşamada git vur” dedi. ABD sinsi oyunundan vazgeçmek durumunda kaldı. Çünkü bu rampalar İran için değil;İran’a yapılacak bir saldırıda Rusya’nın coşmasını engellemek için Rusya’ya karşı konuşlandırılacaktı.
Neyse.

Konuşlandırılacak ülkelerin en başlında adı geçen ve Rusya’nın hedefi duru gelen ülke ise Polonya oldu. Bu süreçte Polonya ciddi anlamda Rusya’nın tehdidine maruz kaldı.
Bu gün Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski'nin uçağı Rusya'nın Smolensk havalimanına yaklaşırken düştü. Kazada Kaczynski, eşi, Genelkurmay Başkanı ve Merkez Bankası başkanı da dahil 96 kişi yaşamını yitirdi. Polonya altüst oldu ve 2ay sonra seçimlere gitme kararı aldı. Lech Kaczynski’ye bakıldığında ise Almanya ve komünizm karşıtı kişiliği ön plana çıkıyor. Komünizm karşıtlığı ABD yandaşlığıyla eş anlamlı. Kominizim çökerken 70 yıllarda “dayanışma” adlı yasadışı örgüte katılıyor ve parlıyor.80 lerin ikinci yarısında Polonya’yı komünizmden demokrasiye geçiş aşamasında başkan Leh Walesa'nın danışmanlığını  yapıyor.
Yani Polonya’yı Rusya’dan koparıp ABD’ye yaklaştıran kişilerin başında geliyor.
Şimdi böyle olunca bu kaza kafaları karıştırıyor.
3 farklı görüş aklıma geliyor:
Ama tabiî ki bunları yazmayacağım. Biraz daha somutlaşmasını beklemek çok daha gerçekçi yorum yapmamızı sağlayacaktır.
Ama Kırgızistan’ın ABD’den kopması, Ukrayna seçimlerinden Rusya yanlısı sonuç çıkması ve bu uçak kazazı.
Sanki ABD durmadan kan kaybediyor gibi.
Ne dersiniz?
Görüşmek üzere.
11.4.2010
Levent kalem

21 Mart 2010 Pazar

BAKIN BİZİM KAMYON İHBARCISI NEREYE TAKILIYOR






KAMYON İHBARCISI 'MEHMETALİ'NİN YERİ BAKIN NERESİ ÇIKTI?
Ankara'da gerilime yol açan bomba yüklü kamyonla ilgili e-postayla ihbarı yapan 'mehmetali'nin IP adresi bakın nereye kayıtlı çıktı
 Ankara'da gerilime yol açan bomba yüklü kamyonla ilgili e-postayla ihbarı yapan 'mehmetali06168'nin kullandığı 66.230.230.230 No'lu IP'sine şu an erişmek mümkün.
&
İŞTE O İHBAR MEKTUBU
Ankara'yı karıştıran mektup! İhbarcı Mehmet Ali aranıyor!
Ankara'da önceki akşam büyük heyecan yaratan TSK'ya ait malzemeleri taşıyan kamyonun yol boyunca tüm jandarma komutanlıklarına bildirildiği anlaşıldı.
TÜRK Silahlı Kuvvetleri'ne ait el bombaları ve malzemeleri Muğla'dan Ankara'ya getiren kamyonun yol güzergâhındaki tüm il jandarma komutanlıklarına faksla bildirildiği ortaya çıktı.
Polis, asılsız ihbar mailini gönderen kişiyi arıyor. Önceki akşam askeri mühimmat yüklü, sivil plakalı kamyonun Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi önüne çekilmesinden sonra, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Emin Alpman, 21.00'de Emniyet Müdürlüğü'ne geldi. Korgeneral Alpman, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'ye kamyonun geçişiyle ilgili güzergâh üzerindeki tüm il jandarma komutanlıklarına çekilen faksın fotokopilerini gösterdi. Aynı dakikalarda devreye giren Ankara İl Jandarma Komutanlığı yetkilileri, faksın kendilerine ulaşması üzerine kamyonun sivil jandarma ekiplerince Etimesgut yakınlarında durdurulduğunu ve evraklarının tam olduğu görülerek, serbest bırakıldığını savcıya iletti. Savcı Bilgili, belgeleri kontrol ettikten sonra, saat 22.00 sıralarında kamyonun brandasını açtırarak el bombalarını kontrol etti. Kamyonda bombaların dışında büro malzemelerinin de olduğunun belirlenmesinin ardından tutanak düzenleterek, gözaltına alınan 2 askerle şoförün serbest bırakılmasını istedi.
İşte ihbar mektubu
Ankara'da heyecan yaratan kamyonla ilgili ihbarı 'Mehmet Ali' rumuzlu bir kişinin mail yoluyla yaptığı ortaya çıktı. İhbar mektubu, 10 Mart tarihinde saat 15.57'de Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'ne gönderildi. Konu bölümünde "Çok önemli lütfen bakınız" yazılı mail şöyle: "06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona dikkat!!! Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu ve 'Kozmik Oda'da yapılan aramalardan sonra Seferberlik üyeleri telaşa düştü. Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu kullanmış olduğu sivil personelden bütün kirli silahları birer birer toplayarak Ankara'ya getirtiyor. Az önce Afyon'dan yola çıkan ve Ankara'ya gelecek 06 BJ 9915 plakalı Man kamyona uzun namlulu silahları olan şahıslar nezaret ediyor. Polisten kurtulmak için araca subay kimliği taşıyan silahlı bir kişi bindirildi. Bu aracı mutlaka kontrol edin, ama dikkatli olmalısınız. Çünkü silahlara nezaret eden uzun namlulu silah taşıyan kişi gerekirse çatışmaya girmeye de hazır olacak. Sevkıyatın ilk durağı Ankara, silahlar burada elden geçirildikten sonra namluları temizlenecek, seri numaraları değiştirilecek."
İşte sevkıyat belgesi
İhbardaki iddiaların aksine altında Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Servet Yörük'ün imzası bulunan 4 Mart 2010 tarihli sevkiyat belgesinde şöyle deniliyor: "Seri numarasız el bombalarına seri numarası verilmesi faaliyeti kapsamında ilgi A gereği Mühimmat Ana Depo Komutanlığı/Yahşihan/Kırıkkale'ye tesliminin sağlanması maksadıyla Güllük Milas'taki Genelkurmay Özel Kuvvetler Destek Grup Özel Eğitim Merkez Takım Komutanlığı envanterindeki mevcut el bombalarının tümü Oğulbey Kışlası'na nakledilecektir."
 &

Yani karşıda açık bir cihaz var. Ama bu cihazın ne olduğu net olarak belli değil. Hotmail'in mail serveri gibi de gözükmüyor. (El bombalarıyla ilgili ihbarın mail adresi,mehmetali06168@hotmail.com diye iletilmişti.) IP adresi ABD California'ya kayıtlı gözüküyor ancak bu cihazdan kullanıcı adı ve şifresi ele geçirilerek yani çalınarak ya da ordan gönderilmiş gibi gösterilerek 'fake mail'de atılmış olabilir.  

MEMET ALİ YENİ E-MAİLLERİYLE VERDİ COŞKUYU:

'KAMYON İHBARCISI' YİNE ORTAYA ÇIKTI
Ankara'da panik yaratan bomba yüklü kamyon ihbarında bulunan Mehmet Ali rumuzlu kişiden 3 e-posta daha geldi. İhbarcı 15 Mart 2010'da gönderdiği e-mail de "Dünkü ihbarımda aldığınız kamyondan 4 tane daha araç İstanbul'a girdi. Bir devlet büyüğüne suikast yapılacak" şeklinde iddialarda bulundu.

Emniyet Genel Müdürlüğü yetkililerin yaptığı incelemelerde, 10 Mart günü 15.57’de yapılan ilk ihbarın ardından ikinci mesajın 11 Mart 2010 günü 19.14’de diğer iki mesajın ise 15 Mart günü gönderildiği öğrenildi. 8XX.47X.41.2XX numaralı IP adresinden gönderilen maillerde polisin yanıltıldığı ileri sürüldü.11 Mart günlü ve 15510033132 numaralı ihbar mailinde Mehmet Ali rumuz ihbarcı, “Dünkü ihbarımda aldığınız kamyondan 4 tane daha araç İstanbul’a girmiştir ve şuan 4 kamyon sınırsız cephane dolu araçlar İstanbul’da. Küçükçekmece’de terör örgütlerinin sığınaklarına taşınacak. Plakaları sahte olduğundan Ankara’dan İstanbul’a tam 6'şar kez plaka değiştirilmiştir. Lütfen dikkate alın” dedi.

POLİSE KIZDI 
Ürkütücü bilgiler içeren 15 Mart tarihli ve 15510031527 numaralı ihbarda ise, iki hafta içinde bir devlet büyüğüne suikast yapılacağı ve Nevruz bayramında provokasyon yapılacağı uyarısında bulunuldu.4 adet silah ve bomba yüklü kamyonun İstanbul’da terör örgütlerine teslim edildiğini ileri sürüldüğü ihbarın ardından gelen 15 Mart tarihli mesajda Mehmet Ali rumuzlu ihbarcı, emniyetin verilen bilgileri neden dikkat almadığını sorduktan sonra konuyla ilgili şu ilginç detayları verdi:“Ankara’daki mühimmat dolu kamyondan ben 5 tane plaka verdim neden sadece bir kamyon durduruldu. Araçlar full el bombası ve silah taşıyorlardı. Neden diğer 4 kamyon durdurulmadı. Bile bile göz yumuldu. Diğer 4 kamyon, İstanbul’da TIR garajlarına bakılsın. Lütfen dikkate alın. Araçların ikisi boşaltılıp, mühimmatlar gömüldü. Diğer iki aracı bulun. Ankara Emniyeti, diğer araçları durdurmamakla büyük hata etti.”
Aynı gün saat 20.18’de gönderilen 15510031527 numaralı mesajda ise, ihbarcı çok çarpıcı bilgiler verdi. İşte emniyete gelen son e-mail şöyle:“Kamyonu serbest bırakmak hataydı. Sivil insanlara muvazzaf subay kimliği verilip Türkiye üzerinden oyun oynanıyor. Emniyet ve Genelkurmay birbirine düşürülmeye çalışılacak. Buna belgelerle destek verilecek. Bizzat Genelkurmay bu belgeleri ortaya çıkaracak ve emniyete haber verilecek. Türkiye çıkılmayacak bir eşiğe sürüklenecek. Sivil halk arasında mezhep din çatışmaları başlayacak. PKK sempatizanları Nevruz’u fırsat bilip sokaklarda eylem yapılacakHükümet zayıflatılacak. İmralı’dan özel kuvvetlerin çekilmesi, buna katkı sağlayıp Öcalan için eylem planları oluşturulacaktır. Büyük bir devlet görevlisi 2 hafta sonra suikaste kurban gidecektir. Belgeler geçerlidir. Her şey araştırılmalıdır. Bu işi sahte muvazzaf subaylar yapacak.”




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Şubat 2010 Pazar


17ARALIK 2004 BRÜKSEL AB’DELİ 24 BAKAN RECEP TAYİP ERDOĞAN’A MÜZAKERE TARİHİ VERDİ.

NASIL MI GERÇEKLERŞTİ?

12 MADDECİĞİ KABUL EDEREK:

1-Kıbrıs Rumlara bırakılacak.

2-Sözde Ermeni soykırımı tanınacak.

3-Güneydoğuda Kürt devleti kurulacak.

4-İstanbul’daki Fener Ortodoks Rum papazına ekümenik verilecek.

5-Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar başta olmak üzere AB’ye devredilecek.

6-Ilımlı İslam uygulanmasına geçilecek.

7-İran ve Rusya potansiyel düşman kabul edilecek.

8-Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkileri kısıtlanacak.

9-Müzakerelerin ucu açık bırakılacak.

10-Devlet bankalarının tamamı özelleştirilecek.

11-Avrupalı yatırımcının önündeki tüm engeller kaldırılacak.

12-Avrupalı işsizler Türkiye’ye gelip çalışabilecek.

Tony Blair ile Recep Tayip Erdoğan’ın özel görüşmesi neticesinde:

-KABUL EDİLDİ-

Bu maddeler Türk halkına nasıl mı yutturuldu?

BRÜKSEL’DE SADECE TİCARİ BİR ANLAŞMA YAPTIK DENİLDİ.

AKP’NİN İCRAATLARINI BU MADDELERDEN SONRA DAHA İYİ ANLAYABİLİRSİNİZ.
Osman Özbek'in konuşmasından alınmıştır.

1 Şubat 2010 Pazartesi

POYRAZ KÖY CEPANALERİNDE ABD PARMAĞI 



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
TARİHÇİ CEZMİ YURTSEVER'E II. YOUTUBE DEN SALDIRISI



BU KEZ SADECE ALEVİLER DEĞİL KÜRT KOZUDA KULLANILMIŞ.








"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
EN AZINDAN SAHİP ÇIKANLARA SAHİP ÇIKIN




































30 Ocak 2010 Cumartesi

BEDEL

Şimdi birkaç başlığa bakalım.
1- ABD 2002 yılında Millenium Challenge adı altında bir ülkeyi deprem sonrası 96 saatte işgal ettiği çok büyük bir tatbikat yaptı.
2-ABD’nin elinde HAARP denilen bir teknoloji var.
3-Haiti depreminde ABD askeri fırsatı fırsat bilip adayı işgal etti.
4-Marmara Türkiye’nin sanayisinin olduğu bölge.
5-Kozmik odada aramalar yapıldı.
6-Seferberlik Eylem Planı Balyoz darbe planı diye günlerdir tartışılıyor.

ŞİMDİ MADDELERİ AÇALIM:

MİLLENNİUM CHALLENGE NEDİR?
Amerikan ordusu tarihinin en kapsamlı tatbikatını gerçekleştirmektedir (24.07.2002-15.08.2002 – Nevada/ABD).
Tatbikata NATO’nun demirbaş ülkelerinden birçoğu katılmasına rağmen Türkiye davetliler listesinde yoktur. Tatbikatın adı ‘Millenium Challenge’, tatbikatın senaryosu ise daha ilginç;
‘Tatbikatın konusu ise; işgal edilmesi planlanan ülkede önce yıkıcı bir deprem meydana gelir, bu depremle eş zamanlı olarak uluslar arası bir mahkeme ülkenin sınırlarını ilgilendiren ve çıkarlarına ters bir karar alır. Burada konu daha da ilginçleşir ve ordu hedef ülkede darbe yapar ve yakınında bulunan ada ülkeyi ablukaya alır. Önemli ulaşım yollarında bulunan bu adanın ablukaya alınması ile birlikte ABD harekete geçer ve 96 saatte o ülkenin önemli şehirlerini işgal etmeye çalışır.
Bu senaryo açıklamaya gerek bırakmayacak derecede Türkiye'yi, o günden bu güne yaşananları hatırlatmakla birlikte bazı açıklamalarda bulunmakta fayda var. Öncelikle, şunu belirtmek gerekir ki tatbikatın gerçekleştirildiği dönemde, dünyada seferberlik emrini 96 saatte gerçekleştirebilen tek ordu TSK idi. Deprem olması ise Türk vatandaşlarına zaten tanıdık gelecektir. İster gerçek manasında olsun, isterse ekonomik bir depremi temsil etsin bu konu Türkiye ile birebir eşleşmektedir. Ayrıca tatbikatın yapıldığı California'da Kuzey Anadolu Fay Hattı'na eş bir fay hattı olduğu da akılda bulundurulmalıdır. Komşu ada ülkeye yapılan abluka operasyonu ve darbe yapılması ise bu tatbikatın Türkiye açısından en ilginç noktalarıdır.’

Kısa adı HAARP (High Frequency Active Auroral Research Program) olan ve ABD tarafından İyonosfer'in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska'da sürdürülen çalışmadır. İlk kez Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmış bir fikirdir.
Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iklim kontrol ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.
HAARP, Pentagon'un kontrolünde ve ABD ordusunun hizmetinde olan önemli bir projedir. Alaska'daki merkezde şu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayımlayabilen toplam 48 adet anten bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, çok yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak olan bir radarın yapılması da planlanmaktadır.
HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla ELF (çok düşük frekans) dalgaları da üretilmektedir.
Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir. Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadırlar.

17 Ağustos depreminde ortaya atılan “Depremin nedeni ABD’nin gizli silahı” iddiasına 11 yıl sonra bu kez Venezuela’dan destek geldi. Devlet Başkanı Chavez, Haiti depreminin arkasında ABD’nin olduğunu söyledi.

Gölcük depreminin ardından Türkiye’de de uzun süre kulaktan kulağa yayılan bir söylenti, üç hafta önce Haiti’yi vuran sarsıntının ardından yeniden gündeme geldi. Üstelik bu kez bu iddiayı ortaya atan bir devlet başkanı oldu. Daha önce 200 bin kişinin öldüğü, 7 büyüklüğündeki depremin ardından ABD’nin bölgeye gönderdiği askerlerle“Haiti’yi işgal etmeye çalıştığını” öne süren Venezuela lideri Hugo Chavez, bu kez depreme ABD’nin gerçekleştirdiği bir silah denemesinin neden olduğunu söyledi. İlginç çıkışlarıyla tanınan Venezuela lideri, İspanyol ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD ordusunun yeryüzü hareketlerini etkileyecek kadar güçlü bir silahı Haiti yakınlarında denediğini bunun sonucunda böyle bir felaketin ortaya çıktığını iddia etti. Chavez, “Deprem, Amerika’nın deprem makinesini kullanmasıyla gerçekleşti. Amerika bu makineyi, Karayipler’de deniyor. Bu sadece bir tatbikat. Ancak asıl hedef başka. Bu silah İran’a karşı kullanılacak” ifadelerini kullandı.
ABD HAİTİ'Yİ İŞGAL ETTİ
ABD'nin depremin vurduğu Haiti'ye askeri üs kurması ülkenin işgali olarak yorumlanırken, Fransa ve Venezuela Amerika'yı uyardı. Amerika bu işgalle Güney Amerika'daki kontrollerini arttırmayı hedefliyor.

Deprem felaketinin ardından Haiti'yi işgal eden ABD bölgede askeri üssünü de kurdu. Fransız Haber Ajansı AFP, ABD'nin başkent Port-au-Prince'in kuzeyinde bir askeri operasyon üssü kurmaya başladığını duyurdu. AFP, Amerikan askerlerinin, üslerini Port-au-Prince havaalanına yaklaşık bir kilometre uzaktaki bir elektrik santral tesisine kurduğunu bildiriyor.

Amerikan ordusunun 82. hava indirme tümenine bağlı paraşüt birliklerinin üsse yerleştiğini duyuran AFP Amerikan donanmasına bağlı helikopterlerin asker taşımayı sürdürdüğünü haberleştirdi. 

ABD'nin deprem bahanesiyle Haiti'ye asker yığması ve bu ülkeyi işgal etmesi karşısında Fransa da sesizliğini bozdu.

Fransa ABD'nin üstlendiği egemen role açıklık getirmesini ve Birleşmiş Milletler'in soruşturma başlatmasını istedi.

Fransa İşbirliği Bakanı Alain Joyandet'nin teşhisi ise Joyandet, ABD'nin Haiti'deki amacının Haiti halkına yardım etmek değil, ülkeyi işgal etmek olduğunu vurguladı. 

ABD'nin Haiti'yi işgal etmesinin ardından Birleşmiş Milletler Haiti'de daha aktif bir rol üstlenmek için girişimlerini hızlandırdı. 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Haiti'ye takviye barış gücü gönderme konusunu görüşüyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un 3 bin 500 takviye personel gönderilmesi önerisinin Konsey üyeleri tarafından onaylanması bekleniyor. 

Haiti'de 7 bini asker ve 2 bini polis olmak üzere yaklaşık 9 bin Birleşmiş Milletler görevlisi bulunuyor. Güvenlik Konseyinin takviye güç gönderme kararı alması halinde bu sayının 12 bin 500'e çıkması bekleniyor. 

ABD Haiti'deki operasyonuyla Güney Amerika'nın kontrolünde önemli bir avantaj elde edecek. Haiti'deki Amerikan askeri varlığı, Latin Amerika'da ABD karşıtı oluşumlara karşı caydırıcı etki yapabilecek

Venezuela'dan ABD'ye sert çıkış: 'İşgale son ver'

Venezuela Eğitim Bakanı olan Navarro ise, "Biz ABD'nin bölgede yapmaya çalıştığı manevrayı açıkça kınıyoruz ve ABD halkından, yönetimlerini ülkenin ihtiyaç duyduğu dayanışma desteği ve ilgisi konusunda zorlamalarını istiyoruz" dedi. 

Navarro, Washington'un Haiti'deki askeri varlığının, zaten korkunç felaketlerin maduru olan ülkedeki durumu daha da zorlaştıracağını belirtti.

Navarro, Haiti'deki trajediye uluslararası toplumun verdiği tepkiyi övmekle birlikte şunları ekledi: "Şu anda onların ihtiyacı olan tanklar, savaş uçakları, tüfekler değil, onlar bir yana deniz piyadeleri hiç değil. Haitililer hastaneye, kurtarma çalışmalarında görev alabilecek kişilere, doktor ve hemşireye, ve aynı zamanda yeniden inşa çalışmalarında yardıma ve ülkelerinin bağımsızlığı pahasına olmayacak özverili bir desteğe ihitiyaç duyuyor". 

Kaynak: AA / Latina Presenta / Timeturk  

Şimdi İstanbul/Bursa/İzmit Türkiye’nin sanayisinin merkezi konumunda. O zaman 2002 de yapılan bu tatbikatın ve bu HAARP teknolojisinin Marmara için kullanıldığında ne olur?
Bu sorunun artık o kadar da havada kalmadığını herkes gördü. Üstelik ilk kez bir devlet adamı bunu açık açık söyledi.

Buraya kadar tamam.
Peki böyle bir dış saldırı karşısında ne yapılır?
Kimler bu durumda devreye girer?
TSK.
Seferberlik Eylem Planları uygulanır.
Bunların ön hazırlıkları daha önceden yapılmıştır ve uygulanır.
Bu çalışmalara nerede saklanır?
Askeriyede.
Yani KOZMİK ODA’da.
İşte arkadaşlar;26 gün Kozmik odada aranan bunlardı. Böyle bir saldırı karşısında Türk Ordusunun aldığı önlemler ve planların iptali projesiydi.
Hiçbir siyasi iktidar bu kadar suça bulaşmadı.
Bu kadar suça bulaşıp ta seçimle gidip rahat edeceklerini sanacak kadar kimse ahmak olmadı.
AKP’de değil.
Bu kayıtsız şartsız teslim olmaktır.
Direnecek güçlerin önünü kesip bir afet veya ekonomik çöküntü karşısında Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmasız bırakmak amaçlanmaktadır.
Dikkat ediniz:
‘Millenium Challenge’ tatbikatı Temmuz/Ağustos 2002 de Nevada çölünde yapıldı.
Şimdi dikkat edin; BALYOZ EYLEM PLANI yani Tayyip ERDOĞAN’a darbe planı diye halkı enayi yerine koyarcasına ileri sürülen (+ekleyelim; Bu tarihte Tayyip millet vekili bile değil,yasaklı) TSK’nın SEFERBERLİK EYLEM PLANI (Yani olağan üstü tehditler karşısında yapılacakların planlanı) ne zaman yapıldı?
Mart 2003 te.
Yani ABD’nin 96 saatte deprem sonrası ülkeyi işgal tatbikatından 10 ay sonra.
Kısacası Türk Silahlı Kuvvetleri dış tehdidi görmüş ve önlemini almıştı.
Fakat bunu bilen Emperyalist istihbaratı işi garantiye alabilmek için ihanet şebekesini devreye soktu.
İşte bu saldırıların sebebi budur.
İktidara tepeden indirilen ve kendi burjuvasını kurmak için suçüstüne suç işleyen Akp emperyalizmin eline dizginleri teslim etmiş ve artık kurtaramamaktadır. Ülkenin parçalanması adına,başına geleceklerden kurtula bilmek için parçalanmayı ve ciddi iç karışıkları göze almıştır.
Tamamen dışarıdan kotarılan olaylarla karşı karşıyayız.
İktidar ve besleme basın tarafından bu ülkenin parçalanması kotarılmaktadır.Parçalanıp efendilerine kayıtsız şartsız itaat eden bir ülke.Kendileri gibi.Demokrasi anlayışları bu beslemelerin bu çünkü.
Türk Halkının uyanması için çok kısa bir zaman kaldı.
Bu bir var oluş meselesidir.

SON SÖZ:
Toprağın sahibi yoktur.
Toprak bedelini ödeyenlerin üzerinde yaşaya bildiği bir nimettir.
Türk halkı bu bedeli ödedi ve ödüyor.
Şimdi çok büyük  ve sinsi bir oyunla karşı karşıya.
Bir kez daha bedel ödeme zamanı gelmiştir.
Topsuz tüfeksiz bir bedel bu.
Akılla,eğitimle ve kalemle verilecek bir bedel.
Emperyalistlerin/Siyonistlerin/ihanet kardeşliğinin oyunlarına kanmayınız ve kenetleniniz.
Bunun geri dönüşü yok.
Saygılar.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Ocak 2010 Perşembe

BALYOZ YALANI

Darbe kime yapılır?
İktidara.
Balyoz darbe planı kim için hazırlandı?
Tayyib Erdoğan için.
Peki, ne zaman hazırlanmış bu Balyoz darbe planı?
2003 başı.
2003 başında Tayip nerede?
Yasaklı.
Milletvekili bile değil.
O zaman Tayyib’e nasıl darbe düzenlenecek?
Adam milletvekili bile değil.

Bu kadar soytarılık olmaz.
İhanet kardeşliği bu beyinsizliğinle daha çok rezil olur.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Ocak 2010 Salı

BALYOZ - MALYOZ HİKAYE
GERÇEK AMAÇLAR SU YÜZÜNE ÇIKTI
GERÇEK HEDEF KEMALİST DÜZEN
BUNA ULAŞMANIN YOLU İSE 
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE YARGININ BİTİRİLMESİ

BU PANKARTLARI SİZE YEDİRECEĞİZ.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ocak 2010 Pazartesi

BALYOZ GİBİ CEVAP GENEL KURMAY BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ'DAN GELDİ







TARAF GAZETESİNİN Balyoz Güvenlik Harekât Planı YALANINA GÖRE:

Beyazıt ve Fatih camilerinde cuma günü bombalı saldırılar düzenlenecek.
Ege'de Türk jeti düşürülecek.
Ak Parti aciz gösterilmeye çalışılacaktı.
Kaos ortamı sonunda 11 sayfalık 'Balyoz planı' hayata geçirilecek.
I.Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan yönetimindeki askerler,
Darbeye direnebilecek 200 bin kişiyi statlara doldurulacak.

Darbe kabinesi bile hazırlanmış.
Planda imzası bulunduğu iddia edilen Orgeneral Doğan,
"TSK’ da her kademede mevcut planları gözden geçirmek üzere harp oyunu, plan tatbikatı ve seminerler yapılması doğal bir uygulamadır"
demişti.
Genelkurmay Başkanlığı,
"1'inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen Plan Seminerine ilişkin çeşitli iddialar ve değerlendirmeler medyada yer almaktadır. İddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir"


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

SONUNDA BİR LİDER GERÇEKLERİ AÇIKLADI
DEPREMLERİ ABD YAPIYOR



17 Ağustos depreminde ortaya atılan “Depremin nedeni ABD’nin gizli silahı” iddiasına 11 yıl sonra bu kez Venezuela’dan destek geldi. Devlet Başkanı Chavez, Haiti depreminin arkasında ABD’nin olduğunu söyledi.

Gölcük depreminin ardından Türkiye’de de uzun süre kulaktan kulağa yayılan bir söylenti, üç hafta önce Haiti’yi vuran sarsıntının ardından yeniden gündeme geldi. Üstelik bu kez bu iddiayı ortaya atan bir devlet başkanı oldu.
 Daha önce 200 bin kişinin öldüğü, 7 büyüklüğündeki depremin ardından ABD’nin bölgeye gönderdiği askerlerle
“Haiti’yi işgal etmeye çalıştığını” öne süren Venezuela lideri Hugo Chavez, bu kez depreme ABD’nin gerçekleştirdiği bir silah denemesinin neden olduğunu söyledi. İlginç çıkışlarıyla tanınan Venezuela lideri, İspanyol ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD ordusunun yeryüzü hareketlerini etkileyecek kadar güçlü bir silahı Haiti yakınlarında denediğini bunun sonucunda böyle bir felaketin ortaya çıktığını iddia etti. Chavez, “Deprem, Amerika’nın deprem makinesini kullanmasıyla gerçekleşti. Amerika bu makineyi, Karayipler’de deniyor. Bu sadece bir tatbikat. Ancak asıl hedef başka. Bu silah İran’a karşı kullanılacak” ifadelerini kullandı.
Neden Tesla Makinesi mi?

17 AĞUSTOS 1999’daki Gölcük depreminden sonrasında depremin sorumlusu bazı komplo teorisyenleri tarafından “Tesla Makinası” olarak açıklanmıştı. ABD tarafından ünlü mucit Nikolas Tesla’nın 1900’lerde yapılan bir makineden geliştirilmiş olan makinenin, “elektro manyetik dalgalarla” yeraltındaki enerjiyi boşalttığı iddia edilmişti. İşte teoriler:
“ABD ordusu, ülkelerinde gerçekleşecek büyük bir depremi önlemek için, fay hatlarındaki enerjiyi küçük küçük depremlerle boşaltmaya çalışıyor. Bunu da ilk olarak 1999’da Türkiye’de denediler. Bu makina, aynı zamanda silah olarak da kullanılıyor.”
Tanrım bize yardım et! 

HAİTİ’DEKİ depremin üzerinden 13 gün geçmesine rağmen hâlâ yardımlar yerlerine ulaşamadı. Yardım dağıtımı güvenlik alanındaki yetersizlik nedeniyle güçlükle yürütülebiliyor. Dün BM askerleri, yardım dağıtımı sırasında yüzlerce kişinin saldırısına uğradı.
 

Askerler kalabalığı uyarı ateşi açarak ve göz yaşartıcı gaz kullanarak dağıtabildi. Başkentteki Notre Dame de l’Assomption Katedrali de pazar ayini sırasında en kalabalık gününü yaşadı. Katedrale akın eden 2 bin 500 Haitili, kendilerine yardım etmesi için Tanrı’ya dua etti.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BU ÇİRKİN YÜZÜNÜZÜ KADININ /KIZIM BAŞÖRTÜSÜ ÖRTMEZ
MASKENİZ DÜŞTÜ

İşte farklı olduklarını sananlara uyanmaları için bir fırsat.
Milli Gazete sanki AKP’yi eleştiriyor gibi görünüp ama din istismarında AKP ile yarışan gazete, Anayasa Mahkemesinin Askeri sivil Mahkemede yargılanmasını oybirliği ile reddetmesi gerçek yüzlerini gösterdi.
Yine kadının/ kızın başının örtüsünü önüne kalkan yapıp kalleşçe saldırıp halkın dini; saf ve temiz duygularını anayasal düzenin kilit kurumlarına kapaktan sam sayfa saldırı malzemesi olarak kullanıyorlar.
Yazıklar olsun size küresel Siyonist sermayenin uşakları.
İşte düşen maskeler:



12 EYLÜL DARBE ANAYASASI, ÖZGÜRLÜĞE “BALYOZ” GİBİ
ANA‘YASAK’ MAHKEMESİ

Cami bombalamalarının, ajanların sokakları provoke ederek kanla karışık kaos üretmesinin öngörüldüğü Balyoz Darbe Planları'nın ortalığa saçıldığı bir dönemde, Türkiye 1960 ihtilalinden sonra darbecilerin kurduğu Anayasa Mahkemesi'nin aldığı yeni bir kararla sarsıldı.
Balyoz darbe planı tartışmaları arasında toplanan Anayasa Mahkemesi'nin, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi iptal etmesi, kamuoyunda tepki doğurdu. Anayasa Mahkemesi, CHP'nin, 5918 sayılı askerlere sivil yargı yolunu açan Kanun'un 7. maddesi ile değiştirilen "halinde" ibaresi ile geçici 1. maddedeki, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinde yapılan değişiklik hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili düzenlemenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yaptığı başvuruyu karara bağlayarak, söz konusu Kanun'un, askerlere "Anayasal düzene karşı suçlar", "terör" ve "çete" suçlarını işlemeleri halinde sivil yargı yolunu açan düzenlemelerini oybirliğiyle iptal etti.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı hükümete karşı darbe, isyan ve Anayasal düzene karşı suç işlediği iddiasıyla sivil mahkemelerde yargılanan askerlerin durumunu nasıl etkileyeceği konusunda ise hukukçular arasında tartışma yaşanıyor. Bu davaların iptal kararından etkileneceğini söyleyenler de var, darbeciliğin ve terörün sivil kamuoyuna yönelik bir suç olduğu için sivil mahkemelerce yargılama yapılması gerektiğini söyleyenler de var.
Parça değil, paket değişiklik
Darbe ve cuntacılık suçu işleyen askeri personelin sivil mahkemelerde yargılanması yönündeki Meclis kararını, CHP'nin başvurusu ile görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi, suçlu askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanamayacağı yönünde karar aldı. Daha önce hukuksuz ve adaletsiz başörtüsü ve katsayı yasağı ile ilgili olarak da "yasakçı" hükümlere imza atan darbe anayasasının darbeci mahkemesinin bu kararını değerlendiren uzmanlar, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı son kararla sivil yargıya karşı bir darbe yaptığını ifade ediyor.
Türkiye yıllardır darbe anayasaları ile yönetiliyor. Toplumun tüm kesimleri, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sadece bir zümreyi değil mazlumu ve fukarayı da gözeten, inançlara saygılı bir Anayasa için harekete geçilmesini istiyor. Hükümetin, başörtüsü yasağı, parti kapatmalarının zorlaştırılması, Kürt sorunu, eğitimin önündeki engeller ve hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi konularda, parça parça değil bir paket olarak sivil Anayasa değişikliğine gitmesini isteyen hukukçular, aksi halde 1960 darbesi ile tesis edilen Anayasa Mahkemesi'nin benzer kararlara imza atmayı sürdüreceği tehlikesine dikkat çekiyor.
"En sivil Anayasa" diye yutturulan 1960 darbe Anayasası'nı hazırlayanların, milletin seçtiği isimlerin tepesinde Demokles'in kılıcı olarak görev yapması için Anayasa Mahkemesi'ni kurduğunu kaydeden uzmanlar, o gün bugündür Anayasa Mahkemesi'nin statükonun sigortası gibi kararlar aldığına işaret ediyor.  Başörtüsü, Kürt sorunu, özgürlük ve haklar, sivil Anayasa hazırlığı, halkın seçtiği bir partinin kapatılması, cuntacıların yargılanması, Cumhurbaşkanlığı seçimi, katsayı meselesi gibi bütün özgürlük ve haklarla ilgili konularda devreye giren Anayasa Mahkemesi'nin, formüller icat ederek statükonun istekleri doğrultusunda karar aldığı ifade ediliyor.
Ergenekon'u etkileyecek mi?
İnanç ve özgürlükler konusunda, terörü ve kanı durduracak kararlar noktasında yola çıkan bu "hukuksal" engelin, sivil bir Anayasa yapılmadan aşılamayacağı belirten hukukçular, Anayasa Mahkemesi'nin, "askerin sivil mahkemelerde yargılanamayacağı" yönündeki kararının da aynı doğrultuda olduğuna dikkat çekiyor.
Ergenekon'dan suikastlere, Kozmik sırlardan karakol baskınlarına, Balyoz, Eldiven, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planlarından ıslak imzalı belge soruşturmasına kadar içinde üniforma bulunan tüm davaların, "görevsizlik" gerekçesi ile düşürülebileceğini ifade eden uzmanlar, kışla içi mahkemelerde cunta ve darbe girişimcilerinin yasaklanmasının mümkün olmadığını kaydediyor. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi'nin kararının gerekçesinde, "Sanıklara yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan suçlar kapsamında olduğu"nun belirtilmesi ile sanıklara yüklenen suçların askerî suç olmadığının ortaya çıktığını kaydeden bazı hukukçular da, darbe, cunta ve anayasal düzeni değiştirme gibi suçları kapsayan birçok davanın, 353 sayılı yasanın 4191 sayılı yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde yani sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Hükümetin özgürlükleri ayrı ayrı ele alarak sürekli geri adım atmak veya sil baştan yapmak yerine, bir paket olarak bütün hakları kapsayan sivil ve özgürlükçü bir Anayasa yapmasından başka çözüm yok. 12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından hazırlanan 1982 Darbe Anayasası, üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen bir türlü sivilleştirilemiyor. Türkiye'yi kutuplaşmalara ve derin kaoslara sürükleyen kararlara imza atmak zorunda kalan yargı kurumları dahi bu durumdan şikayetçi. Devlet otoritesi karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin koruması gereken Anayasa, bizde daha çok devlet otoritesini koruyor. Yedi yıllık iktidarları boyunca 1980 darbesinin ardından yapılan askeri 12 Eylül Anayasası'nın sivilleştirilmesi için hiçbir adım atmayan hükümet, kendi partisinin kapatılmasından bile kıl payı kurtulmuştu. Anayasa hukukçuları, Askeri ve sivil mahkeme ayrımının Yargıtay ve Danıştay kararına aykırı olduğunu, çünkü hiyerarşik yapının parçası olan Askeri hakimlerin bağımsız kararlar almasının zor olduğuna işaret ediyor.
Referandumla kabul edilecek yeni anayasa lazım
Sivil yargının alanını genişletmenin, demokratik hukuk devletinin önemli bir ilkesi olduğu belirtilirken, TBMM referandumla acilen bu sorunu gidermesi gerektiği vurgulanıyor. Anayasal düzeni hedef almanın askerî suç sayılamayacağını ifade eden hukukçular, Darbeyi öngören her faaliyetin muhakkak kışla dışına taşacağı için hukukî sürecin de sivil cumhuriyet savcılarının yetkisine girdiğinin altını çiziyor. Darbe Anayasaları yüzünden Türkiye'de demokrasinin ipotek altında olduğunu kaydeden uzmanlar, yeni bir anayasa ile geniş bir demokrasi paketinin ortaya konulmasını istiyor.  Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmediği başörtüsü yasağının da temel insan haklarıyla ilgili bir konu olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nce "resmi"leştirilmek istendiğinin altını çizerek, siyaset alanını daraltan bu "yasakçı" tavrın tek çözümünün, referandumla kabul edilecek yeni bir Anayasa olacağını belirtiyor. Hukukçular, sivil ve özgürlükleri önceleyen yeni Anayasa'nın, sivil toplum kuruluşlarının, ilgili resmi kurumların, çeşitli toplum kesimlerinin görüşleri alınarak hazırlanmasını ve daha sonra da milletin oyuna sunulmasını istiyor.
Bir tek özgürlükçü kararı yok!
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkan 367 garabeti, üniversitelerde özgürlüklerin sınırlarını genişleten yasa değişikliğinin reddi, başörtüsüne özgürlük getirecek düzenlemenin Anayasa'ya giremeyeceği yönündeki kararı, Meslek lisesi ve İmam Hatiplere uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılamayacağı yönündeki kararı, Ak Parti hakkında 'laikliğe karşı odak' olduğu gerekçesi ile kapatma davası açılması ve son olarak suça bulaşmış askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanamayacağı yönündeki kararları ile tepki çekti.
Uyuşturucu ve terör de mi askeri suç?
CMK'nın 250'nci maddesinde sivil yargıda yargılanması öngörülen suçların, çete, mafya gibi örgütlü suçlar, anayasal düzene karşı işlenen suçlar, terör ve uyuşturucu madde imal ve ticaretini kapsadığını söyleyen hukukçular, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı karar ile uyuşturucu ve terör suçu işlemiş askeri personelin bile sivil mahkemede yargılanmasının önünü kesebileceğini ve bunun hukuka ters olduğuna dikkat çekiyor.
145. madde acilen değişmeli
12 Eylül darbecilerinin hazırladığı günümüz Anayasası, haliyle darbe girişimcilerini ve cuntacıları koruyan bir yapıya sahip. Anayasa'nın "Askeri Yargı" başlıklı 145'inci maddesindeki "askeri mahal", "asker kişi", "askeri suç" ve "askerlik hizmeti" kavramları, askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanmasını engelliyor. 145'inci maddede: "Bu mahkemeler, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine ve askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" deniliyor.
Darbecilik, sivil suçtur!
Anayasa Mahkemesi'nin kararının gerekçesinde, "Sanıklara yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan suçlar kapsamında olduğu"nun belirtilmesi ile sanıklara yüklenen suçların askerî suç olmadığının ortaya çıktığını kaydeden bazı hukukçular da, darbe, cunta ve anayasal düzeni değiştirme gibi suçları kapsayan birçok davanın, 353 sayılı yasanın 4191 sayılı yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde yani sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Askeri personelin yargılandığı davalar
Anayasa Mahkemesi'nin askere sivil yargı yolunu açan yasa düzenlemesini iptal etmesi, kamuoyunda "askeri personelin de yargılandığı mahkemeler, bu karardan etkilenecek mi?" sorularına neden oldu. Son bir haftadır Türkiye'nin tartıştığı Taraf Gazetesi'nde yayınlanan 'Balyoz Darbe Planı'nın da içinde bulunduğu birçok davada askeri personel de sanık olarak bulunuyor. İşte bu davalardan bazıları:
Balyoz: Balyoz darbe planıyla ilgili insanın kanını donduran ayrıntılar yayınlanmaya devam ederken, savcılığın soruşturma başlattığı konuyla ilgili davanın başlamadan bitebileceği tehlikesi var.
Ayışı, Yakamoz, Eldiven: Üç darbe planıyla ilgili soruşturma kapsamında dönemin kuvvet komutanları Oramiral Özden Örnek, Orgeneral İbrahim Fırtına ve Aytaç Yalman özel yetkili Cumhuriyet savcılarına ifade vermişti.
Islak İmza: Demokrasi ile Mücadale Eylem Planı hakkında Ergenekon savcıları soruşturma yürütüyor. Plandaki ıslak imzanın Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu Adli Tıp tarafından kanıtlanmıştı.
Kafes Eylem Planı: Bu davayla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında 10 subay halen tutuklu.
Şemdinli: Askeri mahkemenin görevsizlik kararı verdiği Şemdinli dosyası, tekrar askeri mahkemeye gönderilebilir.
Arınç'a Suikast: Seferberlik Tetkik Kurulu'nun kozmik odalarında özel yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yaptığı aramada suç teşkil edebilecek bulgulara rastlanılabilir.
Atabeyler-Sauna: Atabeyler ve Sauna davasında da çok sayıda asker yargılanıyor.
Gazeteci yazar Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne:
Yargıya karşı yapılmış bir darbe!
Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu kararı doğrudan doğruya yargıya karşı yapılmış bir darbe niteliği taşıyor. Aslında Anayasa Mahkemesi kendi kendisine de müdahale ediyor. Anayasa'nın 90. maddesindeki "uluslar arası hukuk referansı"na da muhalif yönde bir karar alınmış durumda. Askeri yargı bağımsız değil, dolayısıyla tarafsız da değil. Silahlı gücün istismarını önlemek için bağımsız bir yargıya ihtiyacımız var. Yargının, ordu mensuplarının karıştığı suçların üzerine gitmesi engellendi. Askeri yargının disiplin suçları dışında bir etkinliği olmamalıdır. Parlamentonun en kısa zamanda bu boşluğu kapatacak adımlar atması gerekir. Anayasanın 145. maddesi değişmelidir ve gerekirse referanduma gidilmelidir!




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."