SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2011 Çarşamba

TÜM GİZLİ OYUNLARI ÇÖZEN KİTAP

SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA (KİTAP ÖZETİ)
21 Adım’da Bir Ülke Demokratikleştirilme Bahanesiyle Nasıl Bölünür ve Sömürgeleştirilir?



1. İktisadi ortamı denetleme: Borç ekonomisinde dalgalanmalar yaratmak üzere, para piyasalarının dışardan gelen uluslar arası vur-kaç tefecilerine sonuna dek açılması.
2. Ulusal bunalımlar yaratılması: Ülkede sık sık iktisadi dalgalanma yaratılarak bunalım aralarının azaltılması. Ulusal devlet merkezinin elindeki en önemli güç olan para kaynaklarının, bankaların, devlet şirketlerinin kapatılması, yabancı şirket egemenliğine geçirilmesi.
3. Merkez devlete güvensizlik yaratma: Kritik dönemlerde iktisadi bunalım yaratılmasıyla umutsuzluğa düşürülen yerel sanayicilerle ve üreticilerle konferans, sempozyum adı altında doğrudan ilişkiye geçilerek, devlet merkezine karşı güvensizlik aşılanması.
4. İşadamlarını örgütleme: Yerel işadamı örgütlerinin ve ilişki bürolarının kurulması; başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan “serbest ekonomi” ve “serbest pazar” düzeninin kabul ettirilmesi.
5. Yolsuzluk kampanyaları: “Yerinden yönetim” taleplerini yükselterek, devletin egemenliğinin zayıflatılması, yolsuzluk olaylarını abartarak topluma aşağılık duygusunun yerleştirilmesi, halkın çaresizliğe itilmesi.
6. Belediye hizmetlerinin yabancı şirketlere devredilmesi: Yerel yönetimi güçlendirme adı altında, toplumsal hizmetlerin “karlılık” esasına oturan şirketlere devredilmesi, su-elektrik gibi kentsel işletmelerin yabancı şirketlere devredilmesi için gerekli düşünsel alt yapının oluşturulması.
7. Ulusal sanayinin yıkımı: Ulusal iktisadın çökertilmesi için, ulusal sanayileşmenin ve enerji kaynaklarının yıkıma uğratılması için toplum ile devlet arasında çatışmayı da içerecek biçimde çevreci akımların, örgütlerin desteklenmesi ve ulusal madenciliğin, doğal yakıt üretim kaynakları işletmeciliğinin ulusal egemenlik alanının dışına çıkarılması.
8. Kamuoyu oluşturucuları: bizdeki adlandırmalarıyla, aydınlara, yazarlara, bilim adamlarına- yönelik içerde ve dışarıda, masrafları karşılayarak, konferanslara çekmek. Katılımcılarla doğrudan ilişki içinde, ilgili ülke hakkında bilgi almak ve “düşünce” ve “örgütlenme” özgürlüğü başlığı altında yeniden yapılanma düşüncesini benimsetmektir.
9. Alt örgütler yoksa, hemen Helsinki Nihai Senedi kapsamında Helsinki Yurttaşlar ve Ortak Zemin Merkezleri örgütlemek ve koşullar olgunlaştıkça, uzaktan yönlendirile-bilecek bir ilişkiler ağı altında insan hakları dernekleri ve benzeri örgütlenmelerin kurulması.
10. Bilimsel ve toplumsal konferansların çoğaltılması. Yerel vakıf ve “think tank” derneklerinin kurulması.
11. İşadamları derneklerinin, sendikaların kurulması, varolanların içine bilim danışmanlarıyla sızılması. Siyasi partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşarak kadroların yönlendirilmesi, gençliğin “düşünce özgürlüğü” ve “siyasi katılımcılık” propagandasıyla örgütlenmesi.
12. Yeni propaganda aygıtlarının (radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını) devreye sokulması. Bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırılması. İnsan hakları ihlallerinin yaratılmasıyla sürecin hızlandırılması.
13. Casuslar yerine yayın muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir yayıncı eğitim programının gerçekleştirilmesi.
14. Gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarının azaltılması, buna karşılık medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması, olanaklıysa Amerikan televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, eksik-yanlış bilgilendirmeyle kitlelerin yönlendirilmesi, eğitim-konferans-gezi düzenleyerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturulması.
15. Yanlış ve eksik bilgilendirme: Kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumlarının ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumların yıpratılması, toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçeklerini tahrif ederek, yeni kimlikli topluluklar yaratılması.
16. Etnik kışkırtıcılık: Etnik ayrılıkları güçlendirmek üzere kültür anımsatma programlarına başlanarak yerel toplantılardan uluslar arası toplantılara adam taşınması, ulusal-bölgesel tarihin bütünleştirici özelliklerinin azımsanılarak, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında en eskiye özlem yaratılması.
17. Kültürel kaynaşmanın yıkımı: “Çok kültürlülük” propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. Uluslararası karşı kampanyalar ile ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini ve toplumun tarihten kalma bağımsızlık ve onur simgesi özelliklerini sözde dostluk adına silikleştirerek güdülebilir bir topluluğa dönüştürmek. Din kültürünün parçalanması, geleneksel akışın kesilmesi ve ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için, “medeniyetler/dinler arası diyalog” programıyla, Batı’nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilmesi. Böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak, dinsel cephe oluşturulması
18. İnanmış örgüt liderlerinin yetiştirilmesi: Liderlik programlarıyla, güdümlü yeni dünya düzenine tapınan ultra-liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması, varolanlara yeni liderler yerleştirilmesi; parti programlarının rejimle hesaplaşmaya yönelik, birer kışkırtma programına dönüştürülmesi.
19. Silahlı gücün zayıflatılması: İktisadi bunalımı bahane ederek, toprak bütünlüğünü koruma aracı ulusal ordunun, silah donanımlarında, komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımlarının kısıtlanarak, zayıflatılması ve ulusal sınırların gevşetilmesi.
20. Orduları ulusal savunma kimliğinden koparma: Güvenlik güçlerinin ulusal yapıların korunmasına yönelik müdahalelerini önlemek için, profesyonelleştirmek. Devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan orduları geriletmek için, kışkırtmalara başvurularak, ordu yönetimlerinin günlük siyasete çekilmesi, ordu içinde politik tartışma, ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılması.
21. Devlet yönetiminin kargaşayla ele geçirilmesi: Seçim darbesiyle egemen devletin ele geçirilmesi. Merkezi direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenmesi. Bu sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmaların düzenlenmesi, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik ya da mezhepsel kimliklerin kemikleştirilmesi.
…”Ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülkelerin insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemezdi. Bu nedenlerle, “hür dünya” işlerinden, “insan hakları” ve “din hürriyeti” bekçiliğine evirilen operasyon ile ABD’nin uygun göreceği türden demokrasiler kurulmalıydı. Demokrasi ihracını konu edinen bu incelemenin amacı, adı “Project Democracy” olarak Reagan tarafından konulan ve 1980’lerin başından bu yana 92 ülkede uygulanan ve yeni-mandacıların işbirliğiyle örülen AĞ’da, yani “örümcek ağı” içinde çırpınmakta olan Türkiye’de olan bitene az da olsa ışık tutmakta ve toplumsal-siyasal yaşamın yabancılar tarafından ele geçirilişini bir parça olsun sergilemektedir.”… …
“Yabancı bir devletin, bir ülkenin içinde örgütler kurmasının, eski örgütleri, sendikaları, odaları yönlendirmesinin, onlardan raporlar almasının, bu raporlara göre o ülkeye yön vermesinin bir tek anlamı olabilir. O da, ülkede varolan devlete paralel, merkezi dışarıda bir yönetim oluşturmak. Bunun tek sonucu da operasyon nesnesi olan devletin egemenliğinin örtülü olarak yok edilmesidir.”…”İçine sızılan devletin bürokratlarının da yardımıyla, yaygın bir “medyatik” ve “entelektüel” yedek güç operasyonuyla, Amerikalıların “manifacturing public perception” dedikleri ‘kamuoyunun algılama dizgesini üretme’ sürecinde, aşamalar bir bir geçiliyor. ‘Algılama dizgesi üretimi’ sonucunda, o ülke insanları, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri, ya da eylem planlarını, bizzat kendi kurumlarının, kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp, eyleme geçiyorlar.” ”Ülke yasalarının ve anayasalarının çok etnikli, federatif bir yapı oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmesi, operasyonun temel aşamaları arasında, küçük yada büyük, kanlı yada kansız olaylarla testler yapılarak, oluşumun düzeyi ölçülerek hız ayarlanması ve küçük program değişikliklerinin gerçekleştirilmesi asıldır…” …
”Aşamalar birer birer geçilirken, ülke dışında da paralel süreç yürütülür. Çok kültürlülük propagandasıyla etnik ayrıştırma ve çatışma sürecinin güçlendirilmesi için, insan hakları raporları giderek etnik azınlık hakları raporlarına dönüştürülür. Avrupa ve Amerika’da etnik ve dinsel ayrılıkçı “diaspora”ya parasal ve siyasal destek verilir. Küllenmiş tarihsel çatışmalar, acılar yeniden ateşlenir. Ülkede özgüveni sarsılmış halkın, gün geçtikçe yabancı kültürüne, yabancı düzenine özenme eğilimleri kışkırtılır.” …”Yıllardır barış içinde yaşayan toplumlar inanılmaz bir hızla önce ayrışır, sonra da çatışır. Sonuç, ekonomisi yabancıların eline geçmiş, zayıflamış merkezi egemenliğiyle dış politikada bağımsız karar verebilme yetkinliğini yitirmiş, yabancıların dayattığı kararlara mahkum olmuş bir devlet ve tarihsel-kültürel kimliğini yitirmiş Batı’nın alt dereceli bir hizmetkarına dönüşmüş bir halk topluluğu…”
Her ülkede olduğu gibi, şirketler için esas olan devlet politikalarına ve kararlarına yön vermektir. Yön verilecek olan devlet yönetimi ve yasama organları olunca, yönlendirici elemanların niteliği de önem kazanıyor. Bu nedenle elemanların büyük çoğunluğu, devlet deneyimine sahip eski ve yeni görevlilerden seçiliyor. İkinci eleman kaynağı ise, yine devlet organlarıyla içli dışlı olmuş akademisyenleri barındıran üniversitelerdir…” “..dış ülkelerde izlenecek ABD çıkarlarına uygun ayarlama işlerine denk düşen araştırma, inceleme, değerlendirme çalışmalarını gerçekleştirecek olan dernek, vakıf, enstitü adı altında kurulan, eski memurları, akademisyenleri, şirketlerin seçkin yöneticilerini bir araya getiren örgütlenmeler “think tank” ( düşünce topluluğu ) adı altında toplanıyorlar.
Bu sivil örgütlerin ( diğer adı ile NGO ) Amerika’daki merkezlerinde, emekli dışişleri ve istihbarat elemanları, Amerika’ya yerleşmiş üçüncü dünya elemanları, operasyonlarda dünya deneyimli CIA eski istasyon şefleri ve akademisyenler görev alıyor. “Think tank” örgütlerinin en önemli yararı, ABD yönetimini sorumluluktan kurtarmalarıdır. ABD resmi organlarının başka ülkelerde araştırma ve incelemeler yapması, o ülkelerce, şimdilerde pek kullanılmayan eski deyimle “casusluk” etkinliği olarak değerlendirilebilir ve devletler arası anlaşmazlıklara neden olabilir. Teslim edilen raporlar, ABD resmi belgeleri olarak ele alınıp, casusluk suçlamalarına yol açabilir” “Project Democracy” adı altında sürdürülen bu operasyon için CIA eski Direktörü William Colby: “CIA’nın örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapıyoruz.” demiştir.
“Türkiye’deki sivil toplum kuruluşu ,think tank, enstitü veya vakıf adı verilen dernek, yani genel adıyla örgüt, Türkiye’de gerçekleştireceği araştırma, çalışma veya proje için bu iş yada bu işleri bitirince bir rapor, bir kitap, radyo yayını, televizyon belgeseli, hatta roman hazırlayıp, size sunacağım; şu tür bir ekiple çalışacağım ve paraları şöyle harcayacağım. Bu işler için, sizden şu denli dolar/sterlin/euro istiyorum diyerek, başvuru özet-raporu hazırladığında, bu ön rapor ABD’nin Dışişleri Bakanlığı’na, hem de siyasi işler bölümüne verilmektedir. İşin bir başka yönü daha yakıcı olabilir. Para verilmeden önce, ABD Dışişleri’ne ön rapor sunulmasının öteki yüzünde, ABD Dışişlerinin yada ABD NSC (National Security Committee/Milli Güvenlik Kurulu) ‘nin isteği doğrultusunda “project” hazırlanması olasılığıdır. NED’e (National Endowment for Democracy / Demokrasi için Ulusal Fon) bağlı olan bu örgütler Türkiye’de yürütecekleri projeler için paraları da NED’ten almaktadırlar. Aslında para kaynağı doğrudan ABD hazinesi, yani devlettir. NED ise paranın kasasıdır.
NED ile ABD Dışişleri Bakanlığı, şu konularda anlaşmışlardır:
a) NED herhangi bir “project” işine girişip para vermeden önce ABD Dışişleri’ne bilgi verecektir.
b) NED yönetim kurulu’nun onayına sunulan tüm “project” önerilerinin bir kopyası, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Yardımcılığı’na verilecektir.
Yüzlerce bağıştan birkaç örnek:
(1988’ten bugüne diğer bağışlar için 56-69 arası sayfalar)
1991- Parayı veren: NED / Bağış alıcı: CIPE (Centre International Private Enterprise) / Alt bağış alıcı: Türk Demokrasi Vakfı (TDV) / Konu: İş ve Ekonomi / miktar: 80.000 $ / TDV’nin, Türkiye’de özelleştirme için 18 aylık programı desteklenecek.
1997- Parayı veren: NED / Bağış alıcı: CIPE / Alt bağış alıcı: Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) / Konu: İş ve Ekonomi / miktar: 61.710 $ / Serbest piyasa ekonomisinin İslam diniyle bağdaştığı anlatılacak. – Bu sivil toplum örgütlerinin ne kadar sivil olduğunun yorumu size kalıyor. “…Kendi ülkelerinin iç düzenine muhalif olan gruplar, ABD gibi bir kurtarıcı bulmuş olmaktan mutlu olduklarından, yaşadıkları ülkelerini bu sivil örgüt adı altındaki Amerikan misyonerlerine / istihbaratçılarına ihbar etme fırsatını kaçırmamalarının yanında, dünya egemeni olarak gördükleri ABD devlet aygıtı tarafından desteklenmekten de son derece hoşnut kaldılar.” …
Dünyada yerleştirilmek istenen yeni düzenin, demokratik bir düzen olacağı sonucuna varılabilir!? Bu düzen içinde dünyanın tüm ülkelerinde devletler merkezi otoritelerini yitireceklerdir. Olabildiğince etnik ayrıma uğramış küçük eyaletlere ayrılmış ülkelerde (not: dünyada 1000 adet ülke olması öngörülmektedir, şu an sayı 200 civarı, 1980’lerdeki sayı 182 adet) tarihsel partiler eriyecek, vakıflardan, düşünce topluluklarından, ticaret odalarından, insan hakları denetim örgütlerinden oluşan bir siyasal yapı oluşacaktır. Bu oluşumlar, doğrudan doğruya ABD’nin siyasal partilerine bağlı enstitülere, konseylere, ABD şirket vakıflarına bağlanacaktır.
Ülkelerdeki eğitim kurumları da vakıflaşacak ve ABD akademik dünyasıyla organik bağlar kuracaktır. Merkezi otoritesini yitirmiş, salt denetleyici kurullara dönüşmüş devlet örgütlerinin yanı sıra ordular da ulusallığını yitirmiş devletlerin savunma gücü olmaktan çıkacak ve ortak güvenlik güçlerine katılacaklardır. Herhangi bir bölgesel başkaldırıya (bu bağımsızlık uğruna bir başkaldırı da olabilir) karşı anında silahlı müdahalede bulunulması…” Bu son derece ileri projeye engel olabilecek en önemli kurumlardan biri de dinsel kurumlardır. Dünya egemenliğinin kurulmasında engel oluşturacak dinsel çatışmaların önlenmesi için ‘dinler arası diyalog’un geliştirilmesiyle birlikte kurumsal yapının da oluşturulması gerekir. En yaygın ve güçlü dinsel kurumlardan başlayarak, tüm dinlere bir yeni merkezi eşgüdüm gereklidir. Eşgüdümün merkezi elbette Washington’da bulunacaktır.
Öncelikle Amerikalılardan oluşturulan bu kurumsal yapı, IRFC (International Religious Freedom Committee / Uluslararası Din Hürriyeti Komitesi)’dir. Bu komitede belli başlı dinlerin ve mezheplerin temsilcileri bulunmaktadır.“Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki , şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden, destek almak değil, Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. (..) Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada, burada bir iş yapmaya kalkılmamalı.” Fethullah  Gülen, (Fethullah Hoca ile NewYork Sohbeti-4, Yeniyüzyıl, 23 Temmuz 1997) Kasım 1996’da, ABD’nin devlet sekreteri Warren Christopher, “Din ve inanç hürriyetini yaygınlaştırmanın Birleşik Devletler’in çıkarlarının arttırılmasını sağlayacağı” gerekçesiyle ACRFA (Advisory Committee on Religious Freedom Abroad / Dış Ülkelerde Din Hürriyeti Danışma Komitesi) ‘yi oluşturdu. Bu yeni kurumlaşmanın gerekçesi olarak “ABD’nin kuruluşunun temelinde dinsel kurumların bulunduğunu ve Birleşik Devletlerin dünyada din hürriyetini gözetleyerek yaptırımlarda bulunma hakkı olduğu belirtildi.” 23 Ocak 1998’de, “Din ve inanç hürriyetinin yayılmasının ABD dış politikasında birincil önceliğe sahip olmasını,” Dışişleri bakanlığı bünyesinde bir “Uluslararası Din Hürriyeti Bürosu” kurulmasını sağlayacak yasa taslağı hazırlandı. Aynı yıl Ulusal Kongre’de çıkarılan yasa: “Din hürriyetinin yaygınlaştırılması ve (bu hürriyetin) baskı altında tutulmasına karşı çıkma görevi temel (olarak) Amerikan değerleri içindedir ve Birleşik Devletler’in (politikalarına) uygun, önemli ve gerekli bir dış politika hedefidir. Birleşik Devletler, evrensel insan haklarına bağlı bir dünya lideri olarak ve değişik dinsel nüfusa sahip bir ülke olduğundan, dinlerin tamamıyla ilgili haklardan (da) sorumludur.” “Dinsel özgürlük taahhüdümüz Amerikan ideallerinin ifade edilmesinin de üstündedir ve dünyadaki gücümüzün temel kaynağıdır.” Madeleine Korbel Albright, ABD Dışişleri Bakanı
Kaynak: Sivil Örümceğin Ağında: Project Democracy, Mustafa YILDIRIM, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 2004, 597 sf.
(Kitap özeti:Alıntı:www.sinanoglu.net)


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."


NOT: Sadece (benim görüşüme göre) 16. ve  17. maddelerin üzerine NEVAL KAVCAR'ın "SİVİL İHANET-ANADOLUDAN TÜRK MÜHRÜ SİLİNİYOR"  kitabı var.Ve mutlaka okunmalı.





SİVİL İHANET-ANADOLU’DAN TÜRK MÜHRÜ SİLİNİYOR


Darphane-i Amire binası hakkında şöyle diyordu Tarih Vakfı:
"Devletten herhangi bir beklenti içermeyen 40.000.000 dolar bütçeli bir projenin altı yıldır engellemesini üzüntü ilekarşılamaktadır
."Kim üzüntü ile karşılamaktadır?. 40.000.000 doları kimverecekti Tarih Vakfına, Darphane-i Amire projesi karşılığında? Rockefeller Vakfı....[/u]
[u]Tarih Vakfı ile ilgili olarak Prof. Yalçın Küçük'ün yazdıkları aynen şöyle
[/i]
:Bakın güya solcu. Başkanı inşaat mühendisi, başkan yardımcısı mimar, genel sekreteri iktisatçı olan tarihle ilgili çalışan bir vakıf gördünüz mü?Türkiye sola bu kadar düşmanlık edecek ve solcuların kurduğu bir tarih vakfına Tayip Bey [u]belediye başkanı olarak yer tahsis edecek, para verecek. Bu ilginçtir.Tarih Vakfı Sebataist kontrolde olan bir kuruluşturVe [/u]burada 'tarih' de yapmaz, 'bilim' de yapmaz. Sebataistliğin politikalarını uygular, propagandasını yapar. Evet tekrar sorayım; olmayan var mı..Tarih Vakfı Başkanı ve yardımcısı arkadaşım; sekreteri öğrencimdir. Şu anda Tarih Vakfı'nı bu büyük dizaynın içinde gördüğüm takdirde deşifre ederim. Ey Türkiye insanı, bunun tarihle ilgisi yok derim. İçerden ve dışardan çok büyük malî imkânları var. Bunlar tesadüf değil.Bu fotoğraftan şöyle bir şey çıkıyor; Türk Devleti içeriden kuşatılmış, Türk yöneticileri, elitleri de sadece Devleti değil, toplumsal gelişmeleri de idare eder hale gelmiştir. Batı adına Batılı bir proje yürütülüyor[b] organize olarak Çok abartılı bir resim değilmi bu.



13 Ocak 2010 Çarşamba

İKİ YÜZLÜLÜĞÜN BÖYLESİ

TERÖRİSTLER İNSAN
AMA ABD'NİN İSRAİL'İN ÖLDÜRDÜKLERİ İNSAN DEĞİL.
MAMANIZI KESERLER YOKSA .
SUSUN.
BU İNSANLAR TERÖRİST DEĞİLDİ.
BU İNSANLAR HİÇ ASKER ÖLDÜRMEDİ.
SİLAHLARI YOKTU.
 AÇIN GÖZLERİNİZİ DE BAKIN.
UTANMAZ İNSANLAR.
İKİ YÜZLÜLER
BUNLARA NEDEN SESSİZ KALDINIZ?

"ABD Ve Soros Beslemesi"

İşte gizli gerçekler...
Soru :* Kemal Derviş, DSP lideri Ecevit tarafından Türkiye'ye ilk davet edildiğinde
kimin evinde kalmıştı ? En yakın ilişki içinde olduğu kişi
kimdi?*
Yanıt : *Asaf Savaş Akat !..*

Soru :*Başka ?*
Yanıt :*Hurşit Güneş;...*

Soru :*Asaf Savaş Akat, hangi üniversitenin eski rektörlerindendir? Halen hangi
üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir? Ve şu anda da orada öğretim üyesidir ?*
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI. ..*

Soru : *Asaf Savaş Akat hangi gazetede yazmaktadır?*
Yanıt : *VATAN gazetesi..*

Soru : *Vatan gazetesinin sahibi kimdir ?*
Yanıt : *Zafer Mutlu...*

Soru : *Zafer Mutlu hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir ?*
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI. ..*

Soru : *Mustafa Sarıgül hangi üniversitenin Mütevelli Heyeti üyesidir ?*
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI*.. ..*

Soru : *Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Oğuz Özerdem, başka hangi
"sivil" toplum örgütünün (!) yönetiminde görevlidir ?*
Yanıt : *AÇIK TOPLUM ENSTITÜSÜ...*

Soru : *Açık Toplum Enstitüsü'nün arkasında kim vardır ?*
Yanıt : *George SOROS*

Soru : *Soros Türkiye'ye geldiğinde hangi üniversitede konferans vermişti ?*
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI*

Soru : *Soros'un desteklediği ve bağlantılı olduğu Ünivesite hangi Üniversitedir?*
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI*

Soru : *George Soros ve Açık toplum Üniversitesi Türkiye'de nereye maddi destek
sağlar?*
Yanıt : *Bilgi Universitesi, Sabancı Üniversitesi, TESEV.*

Soru : *George Soros ve Açık Toplum Universitesi başka nereye yardım sağlar?*
Yanıt : *Kadın Derneklerine (Uçan Süpürge, Kadın Girişimciler Derneği, Kadın
Yurttaş; gibi), sözde Demokrasi derneklerine.*

Soru : *TESEV (Türkiye ve Ekonomik ve Sosyal Etudler Vakfı;) yurtdışında başka hangi
kurumlarla ilişki içindedir?*
Yanıt : *CFR (Council on Foreign Relations), Bilderberg ve Trilateral Komisyon.*

Soru : *Nerden biliyorsunuz CFR ilişkisini?*
Yanıt : *Çünkü CFR Uyeleri 2003 Temmuz ayında TESEV'e gelip, MGK'nin TSK etkisinden
arındırılması ve MGK ile TSK'nın zayıflatılması için TESEV'de toplantı
yapmışlardır.*

Soru : *Kimlerle?*
Yanıt : *TESEV başkanı Can Peker (AKP'li Bakan Nimet Çubukcu'nun abisidir), Cengiz
Çandar ve diğer Amerikancı başka vakıf üyeleriyle.*

Soru : *Sonra ne olmuştur?*
Yanıt : *MGK etkisizleştirilmiş; ve TSK'ya karşı bir psikolojik savaş zinciri
başlamıştır.*

Soru : *Siz paranoyak mısınız?*
Yanıt : *Hayır, gazeteleri ve çıkan kitapları takip ediyorum.*

Soru : *Bilderberg ve CFR nereye bağlıdır?*
Yanıt : *Amerikan National Security Council'a, ya da ABD Derin Devletine. Tüm CIA ve
istihbarat örgütleri yöneticileri CFR üyesidir.*

Soru : *Yok canım, abarttınız!*
Yanıt : *Sadece soruları yanıtlıyorum.*

Soru : *Peki Soros'la bağlantılı başka vakıflar var mıdır?*
Yanıt : *Neden olmasın. Democracy Project isimli Sivil Demokrasi Projesinin
finansörü NATIONAL ENDOWMENT FOR DEMOCRACY (NED), ki demokrasilerin içindeki bir
truva atıdır, bu ilişkileri ve projeleri finansal olarak desteklemektedir.*

Soru : *Aklım karıştı, şu TESEV'in İNSAN HAKLARI raporunu ve Liberal Düşünce
Topluluğunun yaptığı TSK aleyhindeki anketi de NED finanse etmemiş miydi?*
Yanıt : *Evet. Tam üstüne bastınız. TSK aleyhindeki her hareketin finansörü NED'dir,
kendi demokrasilerine göre TSK işlerini bozuyor ya! Liberal Düşünce Topluluğu ve
TESEV tamamen Amerikan Vakıfları gibi çalışmaktadır ve SOROS VAKFI VE AÇIK TOPLUM
ENSTITÜSÜ VAKFI ile ilişkilidir.*

Soru : *Sorosun AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ, TÜSIAD, TÜSEV, AÇEV, Uluslarası Basın Derneği
vb. Sivil Örümcek Kuruluşları da desteklemiyor mu?*
Yanıt : *Evet. Bu kadar da değil.. Tablo çok daha büyük. Türkiye içinde NED'in ve
SOROS'un artık devlet içinde devlet olduğunu söyleyebiliriz.*

Soru : *Yani Mustafa Sarigül Amerikan Vakıfları ve istihbarat yapılanmaları
tarafından mı destekleniyor?*
Yanıt : *Bravo, BILGI Üniversitesi de bu eylemler için merkez Üniversite.*

Soru : *Mustafa Sarıgül,* Şişli Belediye Başkanı seçildikten sonra eski Şişli
Belediye Başkanı (ve tabii yine Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi !) kanun
kaçağı Gülay (Atığ) Aslıtürk zamanında yapılan Bilgi Üniversitesi ile ilgili
usulsüzlüklerin üzerine gitmiş midir ?*
Yanıt : *??? Gitmiştir canım, niye gitmesin !..*

Soru : *Hurşit Güneş'in öncülerinden olduğu Yeniden CHP Hareketi Kemal Derviş'i ve
Mustafa Sarıgül'ü destekliyor mu ?*
Yanıt : *Buna şüphe var mı ?*

Soru : *Yeniden CHP Hareketi'nin çıkardığı derginin adı nedir ?*
Yanıt : *AÇILIM... *

Soru : *Taner Berksoy, Serhat Güvenç, Erol Katırcıoğlu, Ayhan Kaya, Şule Kut, Pınar
Uyan, Boğaç Erozan gibi AÇILIM dergisi yazı kurulu üyeleri hangi üniversitede
öğretim üyesidirler?*
Yanıt : *BILGI ÜNIVERSITESI. ..*

Soru : *BILGI ÜNIVERSITESI aslinda bir Amerikan Üniversitesi mi acaba? *
Yanıt : GÜNAYDIN!*

*Dr. Ahmet N. İMRE*
Yukarıdaki yazıyı:
aldım.Aşağıdakini de yorum olarak yazdım.Fakat benim bloga geldi.


Ayrıca Bilgi üniversitesinde kim çalışıyor.
-Murat Belge (taraf yazarı)
Hatta öğrencileri "sen ampule sığa bilirsin ama biz sığmayız" diye protesto ettiler.
"Ben fikir oruspusuyum sadece paramı verendedir fark"diyen Burhan Belge'nin çocuğu..
"Kanımda çerkezlik var.Bu nedenle kanımda az Türklük olduğundan gurur duyuyorum" diyen papaz kılıklı herif.
Helsinki Yurttaşlar Derneğinin kurucusu,Açık Radyoda program yapa.
İsmi bile yalan olan Macar yahudisi SAROS'un beslemesi.
Şimdi bu kafileye yenileri eklendi.
Teoman dost Sarıgül de olayı çözdü ve gerekli yerleri öptü.
saygılar

 "SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

5 Aralık 2009 Cumartesi


GERÇEK YÜZLER
İnsan Haklarını ve Mazlumların haklarını savunuyoruz adı altında söylenen yalanların artık rengi tamamen belli oldu.
İşte mazlumların hakkını savunuyoruz diye ortaya çıkan insanların rezil amaçları.
İşte İnsan Hakları diyenlerin utanmaz talepleri.
Onların gözünde bu öldürülen çocuklar ne mazlum ne de insan.
Mazlum ve insan olarak gördükleri sadece katil Apo.
Artık gerçekler görülsün. 




İnsan Hakları Derneği (İHD),
MAZLUMDER
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV),
Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e mektup yazarak Abdullah Öcalan'ın cezaevi koşullarını incelemek istedi.


İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, MAZLUMDER Genel Başkanı


Ahmet Faruk Ünsal ve TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı'nın Ergin'e gönderdiği ortak mektupta, avukatlarının, Öcalan'ın İmralı Cezaevi’ndeki koşullarının kötüleştiği ve sağlığının bozulduğuna dair başvurularda bulunduğu anımsatıldı.






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Kasım 2009 Cumartesi

PEDER BANK ÇOCUKLARI VİTRİN KIRAR


Ayrılıkçı Kürtler olayları yavaş yavaş çözmeye başlıyorlar. En azından yazılarında bizim yıllardır saydıklarımızı “düşünüyorum” şeklinde belirtmeye başladılar. Yusuf Ziyad isimli pkk’lının yazısından aldığım aşağıdaki cümleler ayrılıkçılık ve kinin dumura uğrattığı beyinlerin geç kalmışlığını görüyorum. Ayrıca yazılarının içerisinde pkk tabanını yitirme endişesini de görmek mümkün. Her yazılarında tabana inceden bir yağ ve gaz verme hakim. Ivır zıvır kısmını geçersek bu yazıların içerisinde belirgin olan düşünceye bakabiliriz. Bakın ne diyor? Yusuf Ziyad: 
“Bu oyun, içinde uluslar arası, bölgesel ve yerel (Kürtler) güçlerin rol aldığı bir konsept olduğunu düşünüyorum. Konsepttin esas amacının bölgede ılımlı İslam kılıfı altında büyük İsrail ve ABD’nin çıkarlarını güvence altına alma olabileceğini düşünüyorum. Biliniyor bölgede İsrail için en önemli sorun güvenlik sorunudur. Küçücük bir ülke olmasına rağmen tüm Arap âlemi yanında İran ve tüm Müslüman âleminin de birinci derece düşmanı ilan edilmiş bir ülkedir. Bölgede giderek yükselen radikal İslam’ın ise birinci dereceden hedefi konumundadır. İsrail’e karşı olan bu tepki ve düşmanlık olduğu müddetçe İsrail bölgede gücünün yüzde seksenini güvenliğe harcamak zorundadır. Dolaysıyla bölge kaynaklarından yeterince yararlanamadığı gibi dostane ilişkiler geliştirerek güvenle bakacağı bir gelecekte inşa edememektedir. Tüm bu tepkileri şiddetle bastırmakta mümkün olmadığı gibi şiddettin ancak tepkileri bir sarmal topu gibi büyüterek kendisine yönelttiğini fark etmiş olmalı. Bu tepkilerin çoğu ideolojiktir ve kaynağını yakın tarihte olduğu kadar eski tarihten de almaktadır. İsrail’in bölgede ki güvenlik politikasının esas özü radikal İslami topluluklar ve güçlerin tepkilerini emecek, mücadele ruhundan uzaklaştırarak teslim alacak ideolojik bir silaha ihtiyaç vardır. Bununda Ilımlı İslam projesi olduğunu düşünüyorum. Bölgede ki halklar ancak ılımlı İslam projesiyle, bölgeyi tümden işgal edip kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek isteyen ve “bu bir haçlı seferidir” diyen ABD ile yıllardır bölgeye kan kusturan Yahudi siyonizmini içine sindirerek kabul edebilirler. Piyon Aktörler Gülen Ve AKP Hükümeti Bu projenin görünürdeki aktörleri mevcut konumda AKP hükümeti ve Fetullah Gülen hareketi gibi görünüyor. Bu projenin yeni olmadığını yıllara dayanan bir hazırlık aşaması olduğu AKP’nin de bu projenin bir sonucu olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Proje Fetullah Gülen ile başlatılmış. Projenin asıl sahibi ve sermayesi İsrail’e, uluslar arası arenadaki diplomatik ve siyasi desteği ise ABD’ye aittir. AKP hükümeti başta Türkiye’de olmak üzere bölgede bu projenin hayat bulması için harekete geçmiştir. Arkasına almış olduğu ABD desteği ile bölgede siyasi ve diplomatik alanda rolünü oynamaya çalışıyor. Fetullah Gülen hareketi ise başta bölgedeki tarikat örgütleriyle kurmuş olduğu ilişki ve toplumsal alanda kurmuş olduğu yardım dernekleri, eğitim, sağlık ve ekonomik alanlarıyla toplumu bir ağ gibi sararak kurulacak siyasal rejimler için zemin ve kadro hazırlamaktadır. Davos, Projenin İlk Tanıtım Raundu İdi Erdoğan’ın Davos zirvesinde İsrail devlet Başkanı’na göstermiş olduğu tepki ile bu yeni süreç Türkiye’sinin dış dünyada modern ve İslami kimliğinin dışa vurumu olarak ılımlı İslam projenin ilk tanıtım raundu olarak start aldı. Bu projenin Müslüman ve Arap camiasında yer alabilmesinin en iyi yolu İsrail karşıtlığının yapılmasıdır. Nitekim Davos zirvesindeki “on minute” vakasından sonra Türkiye Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Davos zirvesinin sonuçlarını toplamak için Arap ülkelerine yoğun diplomatik seferler düzenledi. Daha sonra tüm Müslüman ve Arap âleminde Türkiye bayrakları ve Erdoğan resimleri halk tarafından sokaklara taşındı. Bu durum olumlu sonuçlar doğurmuş olacak ki Erdoğan’ın İsrail karşıtı tavrında sertlik dozu giderek artı. Erdoğan İsrail’in, Filistin’in Gazze şehrinde fosforlu bombalar kullanarak katliam yaptığını söyledi. Bu konuda Hamas ve Filistin direnişine sahip çıkan değerlendirmeler yaptı. Bu durum Gazze’de katliamı ve İsrail’in bir bütün olarak Filistin’de ki uygulamalarını konu alan dizi filmlerin çevrilmesine kadar gitti. Karşılıklı açıklamalarla Türkiye ile İsrail ipleri gerdiler. En son ise İsrail, Türkiye’nin Suriye ile kendisi arasında ki aracı rolü kabul etmeyeceğini söyledi v.b. tüm bunların karşılıklı danışıklı dövüş olup ılımlı İslam stratejisi çerçevesinde paylaşılmış roller olarak planlandığını düşünüyorum.” 
Buraya kadar bizim yıllardır bağırdığımız gerçekleri en azından düşünmeye başladıklarını görüyoruz. Fakat ayrılıkçı yazar şunu kaçırıyor: Ayrılık politikalarının başından beri İsrail ve ABD/AB’nin kucağında geliştiğini göremiyor. Bunu safça bir başarı olarak bir bağımsızlık mücadelesi olarak görüyor. Bu yaklaşım bana hayatında hiçbir şey üretememiş, peder bank’tan beslenmiş üniversite bebesinin devrimci, emekçi sloganlar atarak sokaklarda terör estirmesi, milletin emeğine saldırıp vitrin camları kırmasını hatırlatıyor. Pkk; İsrail, ABD ve AB’nin kucağında büyümüş obez bir bebektir. Bu ülkelerin desteği olmasa bayramı çıkaramaz. Umarım sevgili yazar düşünmeye başlamışken bunları da görebilir. Başka tespitleri de var düşünen adamın:


“Projenin Güney Kürdistan Ayağını Neçirvan Barzani Üstlenmiş” 
 “15 Aralığa kadar kampın boşaltılması hedeflenecek eğer bu mümkün olmazsa yani Kürt halkı tarafından tepki ile karşılanırsa bu durum Irak seçimlerinden sonraya bırakılacak.” 
 “..bölgede Neçirvan Barzani ve Yekgırtu İslami hareketine bağlı basın yayın organları özel olarak AKP’nin başlatmış olduğu bu “demokratik açılım” projesine destek sunacak.” 
“…….Neçirvan Barzani AKP hükümetinden koparmış olduğu ekonomik taviz ve anlaşmalar karşılığında böylesi bir rolü üstlenmiş gibi görünüyor.” 


Güzel tespitler. 


“…Mahmur kampı üzerinde ki hesaplaşma ile daha net göreceğiz. Mahmur kampı PKK’siz tek bir adım atmayacağı gibi PKK’nin içinde olmadığı tek bir planı onaylamaz. Hele bu plan kendileri üzerinden PKK’yi tasfiye etmekse canı pahasına da olsa ona onay vermeyecektir. Kürt hükümeti Mahmurların dönmesi için zorlayabilir, yerlerinden yurtlarında edebilir beklide evlerini başlarına yıkabilir. Ama onları asla PKK’siz bir çözüme razı edemez.” 


Bu cümlelerde Mahmur kampından geleceklerin 13 bin kişinin kimliklerini açıklamakta. Nasıl hiçte Tayyip ve Beşir beyefendilerin söyledikleri gibi değil mi? 
Saygılar.
 Levent KALEM 
28 Kasım 2009 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Eylül 2009 Salı


MAZLUM-DER Soytarıları ve aydın geçinen zibidiler. Okullarımızın sadece ilköğretiminde okunan “ANDIMIZI” kaldırmak isteyen soytarı, bölücü, parazitler.
ABD emperyalistinin çanak yalayıcıları.
72 değişik milleti barındıran ABD’de ilkokuldan lise sona (bizim gibi 8.sınıfa kadar da değil) kadar okunan ant bu:
“I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all.” Yani Türkçesi:
“AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN BAYRAĞINA VE O BAYRAĞIN SİMGELEDİĞİ CUMHURİYETE BAĞLILIK İÇİN AND İÇİYORUM. HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK VE ADALETLE, ALLAH’IN GÖZETİMİNDE, BÖLÜNMEZ, TEK MİLLET.” ”NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE”
Sözünden rahatsız olanlar.
Kimseyi kandıramazsınız.
Siz ABD adına Kürt faşistliği yapıyorsunuz.
Kürt halkını kandırıyor ve bölüyorsunuz.
Kürtler Türklerden ayrıldığı gün helak olur.
Bunu siz çok iyi biliyorsunuz.
Ama umurunuzda değil.
Sizin için önemli olan:
ABD emperyalistinin, İsrail Siyonistinin ve şımarık emperyalist AB’nin çanağınıza atacağı kemik.
Tüm derdiniz bu.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,

SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."