EMPERYALİST UŞAKLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EMPERYALİST UŞAKLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2014 Pazartesi

8 Şubat 2013 Cuma

UYAN TÜRK HALKI




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

24 Eylül 2012 Pazartesi

"İSTEMEZÜK" YAN CEBİME KOY NUMAN

YAN CEBİNE KOYDU NUMAN.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

9 Eylül 2012 Pazar

ABD DÜNYAYI KANA BULAYACAK YENİ LİDER ARAYIŞINDA

TÜRKİYE BU İŞTE TAYYİP İLE ÇOKTAN GÖNÜLLÜ:




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

8 Eylül 2012 Cumartesi

HER YALANIN ARKASINDA BUNLAR VAR




İSTANBUL'DA 'DİYALOG' VE EVANJELİK BULUŞMASI
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) derken, Ortadoğu'yu şekillendirmek adına yeni bir proje gündeme sokuluyor. İstanbul'da çok sayıda Hıristiyan, Evanjelik ve Diyalogcu isim biraraya gelerek Ortadoğu'nun geleceğini masaya yatırdı. Acaba sıradaki proje Yeni Ortadoğu Diyaloğu mu?
İLGİNÇ TOPLANTI, İLGİNÇ İSİMLER
"Arap Uyanışı ve Ortadoğu'da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler" konulu toplantı dün İstanbul'da başladı. Ortadoğu'da yaşanan çatışmaların son bulması için yapılan toplantıya katılan konukların arasında ilginç isimler yer alıyor. Konukların arasında "Dinlerarası Diyalog" danışmanları ve "Siyonist Hıristiyan" olarak nitelenen Evanjeliklerin de bulunması toplantının amacını özetliyor. Çalıştay'ın amacı olarak Ortadoğu'da akan kanı durdurmak açıklanıyor, ancak Ortadoğu'da akan kanın kimler tarafından ve niçin akıtıldığını da bilmeyen yok tabii.
DİYALOGCULAR VE EVANJELİKLER
Katılımcılar arasında öne çıkan isimlerden biri Suad Younan. Younan 2010 yılından  bu yana, Lüteryen Dünya Federasyonu başkanlığı görevini yürüten, 1998 yılından beri de Filistin, Ürdün ve Kutsal Topraklar Evanjelik Lüteryen Kilisesi Piskoposu olan Munib Younan'ın eşi. Aynı zamanda ELCJHL kadın komitesi başkanı da olan Younan, Lüteryen Kilisesi, uluslararası ve yerel STK'lar ile birlikte kadınlara yönelik faaliyetler de yürütüyor. İnançlar arası diyalog bağlamında insan haklarıyla ilişkili meselelerde de aktif olarak çalışıyor. Bir diğer katılımcı Dr. Aly Al-Saman'da. Dinlerarası Diyalog Özel Temsilcisi. Al-Saman aynı zamanda Dinlerarası Diyalog Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı.
DERİN TEREDDÜTLER!
Millî Gazete'nin üç gün önce "İstanbul'da ilginç toplantı' başlığıyla verdiği  "Arap Uyanışı ve Ortadoğu'da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler" başlığıyla İstanbul'da yapılan toplantı derin tereddütleri de gündeme taşıdı.
* Toplantının en önemli kısmı neden basına kapalı yapıldı? İslam dünyasından gizlenmek istenen neydi?
* Konuşmacıların sık sık vurgu yaptığı YENİ ORTADOĞU kavramıyla ne kastediliyor? Yeni Ortadoğu BOP'un revize edilmiş ismi mi?
* Neredeyse tamamı  Müslüman nüfusun yaşadığı coğrafya olan Ortadoğu'da barış için neden Hıristiyan aleminden çok ilginç isimler davet ediliyor?
* Toplantıya katılan bazı davetlilerin küresel Dinlerarası Diyalog Çalışmalarının önemli isimleri oluşunun belli bir maksadı var mı?
* 'Ortak Gelecek Tasavvuru' kavramı Ortadoğu'da tasarlanan yeni bir süreci mi ifade ediyor?
* Bu süreçte Türkiye, dinlerarası diyalog çalışmaları çerçevesinde Yeni Ortadoğu'yu Hıristiyanlarla birlikte inşa etmek mi istiyor?
* Derin tereddütleri zihinlere kazıyan bu toplantıya 'Hıristiyan Siyonistler' olarak bilinen ve özellikle de Filistin'de Müslümanlara hayat hakkı tanımayan ve Mescid-i Aksa'nın yıkılmasına, Armegedon savaşının yapılmasına iman etmiş olan Evanjelik tarikatından temsilci neden davet edildi?
* Zalimlerle mazlumların, adeta kurtla kuzunun aynı masaya oturtulduğu böylesi bir toplantı neden Türkiye'nin öncülüğünde ve İstanbul'da yapılıyor?
"Arap Uyanışı ve Ortadoğu'da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler" konulu çalıştay dün İstanbul'da başladı. Ortadoğu'da yaşanan çatışmaların son bulması için yapılan çalıştaya katılan konukların arasında ilginç isimler yer alıyor. Konukların arasında "Dinlerarası Diyalog" danışmanları ve "Siyonist Hıristiyan" olarak nitelenen Evanjeliklerin de bulunması toplantının amacını özetliyor. Çalıştay'ın amacı olarak Ortadoğu'da akan kanı durdurmak açıklanıyor, ancak Ortadoğu'da akan kanın kimler tarafından ve niçin akıtıldığını da bilmeyen yok tabii.
KİRLİ PLANLAR ALTINDA "ORTAK BİR GELECEK TASAVVURU"
Konferans resmi internet sitesi olan "ortadogudabaris2012.com"da, konferansla ilgili olarak "Yeni Ortadoğu'da dini ve sosyal barışın ve uyumun tesisi için üzerimize düşen görevler nelerdir?" sorusu ile başlayıp, "Arap Uyanışı ve Yeni Ortadoğu'da Barış uluslararası konferansı, bu acil sorulara cevap aramak amacıyla Arap ülkelerinden, Ortadoğu'dan ve Türkiye'den dini liderleri ve uzmanları bir araya getirmeyi hedeflemektedir. Konferansta Arap Uyanışı'nda Müslüman-Hıristiyan ilişkileri ele alınacak ve ortak bir gelecek tasavvuru üzerinde durulacaktır." ifadelerine yer veriliyor. "Yeni Ortadoğu" ifadesi ile adeta Büyük Ortadoğu Projesi ile yeniden şekillendirilmekte olan İslam coğrafyası vurgulanmış oluyor. Tarih boyunca diğer inançlarla hiçbir sıkıntısı olmayan ve şu an mağdur durumda olan Müslümanlara ne gibi roller düştüğü sorusuyla, adeta yapılan bu dizaynda verilmesi muhtemel yeni rollerin önü açılmış oluyor.
ARAP BAHARINI "DİYALOG"A BAĞLAMA ÇABASI MI?
Arap coğrafyasındaki toplumların ekonomik ve siyasi taleplerinin neticesinde ortaya çıkan "Arap Baharı" olgusunu, Ortadoğu merkezli bir "dinlerarası diyalog" eksenine çekme niyeti bu ilginç bir konferansla bir kez daha hayat buluyor. Konferansın ilk gününde ele alınan konulardan birisi "Arap Uyanışı ve Yeni Orta Doğu'da Müslüman-Hıristiyan ilişkileri" olurken, öğleden sonraki basına kapalı olan bölümde de bir diğer ilginç konu başlığı olarak "Orta Doğu'da Dini Çoğulculuk ve Bir Arada Yaşama Kültürü" başlıklı çalıştay gerçekleştirildi. Bu konferans, "Arap Baharı" olgusunu "dinlerarası diyalog ve ılımlı İslam" sularına çekerek kendine yontmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Konferansın ikinci gününde ise "Dini ve Ulusal Kimlikler, Aidiyet ve Müslüman-Hıristiyan İlişkileri" ve "Sosyal Değişim ve Dini Liderlik" çalıştayı yapılacak. Konferansın sonunda da sonuç bildirgesi açıklanacak.
SANKİ KATLİAMLARDAN MÜSLÜMANLAR SORUMLU
Arap dünyasındaki hareketlenmeyi, "Ortadoğu'da Barış" gerekçesiyle Müslümanları hizaya sokma fırsatına çevirmek isteyen Batı, desteklediği dinlerarası diyalog ve ılımlı İslam projeleriyle de kendisi için "zararsız" bir İslam maksadını da güdüyor. Büyük Ortadoğu Projesi'ni uygulamaya sokarak "zararsız İslam"ın ilk adımı olan "İslami Yeşil Kuşak"ı hayata geçirmeye başlayan ve bu uğurda savaştan, işgalden, katliamdan ve milyonların kan ve gözyaşını dökmekten çekinmeyenlerin ekmeğine yağ sürecek bir şekilde "Ortadoğu'da barışı" Müslüman - Hıristiyan işbirliğinde aramak,  bir bakıma Müslümanları barışın önündeki engel olarak görmek oluyor. Bu açıdan bakılınca, bu toplantı ve katılımcıların kimliği de anlam kazanıyor.
NEREDEYSE "ÖLDÜRENE DEĞİL, ÖLENE SUÇLU" DİYECEĞİZ
Başbakan Erdoğan'ın konferansın açılışında yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeler çok dikkat çekti. Erdoğan, bugün dinler arasındaki münasebetlere, Haçlı Seferleri, Endülüs tecrübesi, dünya savaşları, Filistin meselesi gibi acı olayların değil; bir arada yaşamaya dair güzel örneklerin, birlikte inşa edilen medeniyetlerin yön vermesi gerektiğini ifade ederek, "21. yüzyılın bu ilk yıllarında, herkes, her dini lider, her kanaat önderi, kendi özeleştirisini samimi şekilde yapmalı, hataları ve sevapları ortaya koymalıdır" dedi. Yani, "Haçlı Seferleri, Endülüs tecrübesi, dünya savaşları, Filistin meselesi" gibi zikrettiği "kötü tecrübelerin" tamamı Müslümanların mağduriyetine ve mazlumluğuna yol açmamış gibi, bunların hepsini bir çırpıda sildi ve bu olayların faili olan Batı medeniyetini birlikte hareket etmeye davet etti. Bir bakıma, öldürenden bir af dilenmediği kaldı.
İLGİNÇ KATILIMCILAR, İLGİNÇ SORULAR
Arap Baharı ile Ortadoğu'da barışa "Müslüman ve Hıristiyan Perspektifinden" bakma amacında olan konferansa "Arap Baharı"nın başladığı ülke olan Tunus'un yanı sıra Mısır, Yemen, ABD, Suudi Arabistan, Vatikan ve Suriye'nin de aralarında bulunduğu 23 ülkeden katılım oldu. Ortadoğu'daki barış meselesiyle ilgili olarak ABD ve Vatikan'ın davet edilmesi merak uyandırırken, konferansta cevap aranacak sorular da hayli dikkat çekici. Konferansta, "Yüzlerce yıllık bir arada yaşama kültürü ve dini çoğulculuk tecrübesi, bölgede adil ve barışçıl bir düzenin inşasına nasıl katkılar sunabilir?", "Müslüman ve Hıristiyan topluluklar ve onların ruhani liderleri, tehditleri fırsata çevirmek için nasıl bir liderlik rolü üstlenebilir?", "Yeni Ortadoğu'da dini ve sosyal barışın ve uyumun tesisi için üzerimize düşen görevler nelerdir?" gibi sorulara cevap aranacağı belirtildi. Bölgedeki huzursuzluğun ve çatışma atmosferinin sebeplerinden ve taraflarından birisi olarak Müslümanları gören bir bakış açısıyla hazırlanmış olan bu sorular, bir bakıma bölgeyi "patlamaya hazır bombaya" çevirmiş olan Batılı emperyalistleri de aklamış oluyor. Bu konferansla "ortak bir gelecek tasavvuru" diyerek zalim ile mazlumu aynı potada eritmek, mazlumu sorunun bir parçası gibi görmek ve bir bakıma zalime meşruiyet kazandırmak dışında bir amaç hasıl olmayacak gibi gözüküyor.
"YENİ ORTADOĞU" AMBALAJLI KİRLİ PLAN
ABD'nin yürürlüğe koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi ile birlikte yeniden şekillendirilen İslam coğrafyası ve Ortadoğu gerçeği ortada duruyor. "Arap Baharı" ile bir değişim geçiren Arap dünyasını BOP eksenine çekmek isteyen ABD ve Batı, hiçbir fırsatı kaçırmıyor ve değişen idarelere de çengel atmaktan geri kalmıyor. Eli kanlı Büyük Ortadoğu Projesini, Ortadoğu ve İslam coğrafyasına cicili bicili bir ambalajla sunmanın bir fırsatı olarak "Arap Baharı"nı kaçırmak istemeyen emperyal güçler için "Yeni Ortadoğu" gibi süslü ifadeler bulunmaz bir fırsat olarak görülüyor. Maalesef, Türkiye'nin bölgede önce "rol model" olarak takdimi, şimdi de "medeniyetlerarası ittifak"ın hamisi olarak aktif bir role soyunması, çizilen rolün gereği olarak düşünülüyor.
DİYALOGCULAR VE EVANJELİKLER BİR ARADA
Katılımcılar arasında öne çıkan isimlerden biri Suad Younan. Younan 2010 yılından  bu yana, Lüteryen Dünya Federasyonu başkanlığı görevini yürüten, 1998 yılından beri de Filistin, Ürdün ve Kutsal Topraklar Evanjelik (ELCJHL) Lüteryen Kilisesi Piskoposu olan Munib Younan'ın eşi. Aynı zamanda ELCJHL kadın komitesi başkanı da olan Younan, Lüteryen Kilisesi, uluslararası ve, yerel STK'lar ile birlikte kadınlara yönelik faaliyetlerde yürütüyor. İnançlar arası diyalog bağlamında insan haklarıyla ilişkili meselelerde de aktif olarak çalışıyor. Bir diğer katılımcı Dr. Aly Al-Saman'da. Dinler arası Diyalog Özel Temsilcisi. Al-Saman aynı zamanda Dinler arası Diyalog Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı. Dr. Al-Saman kültürel ve dinler arası diyalog konularında yaptığı çalışmalarla öne çıkan bir akademisyen. Dr Al-Samaan 2005 yılından beri de Mısır'da Yüksek İslami İşler Konseyinde Dinler arası Diyalog Komisyonuna Başkanlık ediyor. 1989 yılından bu yana da Paris merkezli Yahudi-Müslüman-Hıristiyan Diyalogu ve Barış Eğitimi Birliği'nin Başkanlığını yürütüyor. Dr. Mahmud Azab El Ezher Büyükimamının Dinler arası Diyalog Danışmanı.2010 yılından beri de El Ezher Diyalog Merkezi direktörlüğü görevini yürütüyor. (Milli Gazete)

ORTADOĞUYU ŞEYHLER,ŞIKLAR,PAPAZLAR,HAHAMLAR ŞEKİLLENDİRECEKMİŞ.
VE TABİKİ ; EMPERYALDEN BESLENENE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI 

















"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

3 Eylül 2012 Pazartesi

ADINI DOĞRU KOY


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

14 Ağustos 2012 Salı

8 Temmuz 2012 Pazar

RAKAMLARLA İHANET

UYAN ARTIK TÜRKİYE!









"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

7 Temmuz 2012 Cumartesi

İKİ YÜZLÜLER


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

3 Temmuz 2012 Salı

SİLİKLER


‘TESEV’in CHP’de Operasyon Yaptığı İddiası’
“TESEV’den istifa edemiyorum. Vakıf kurucularının istifası hukuken mümkün değil. Biz TESEV’i kurduğumuzda Soros falan yoktu.” (Ulusal kanal Söyleşisi- 6 Ocak 2012” diyor CHP’nin lideri. 1994’de 183 sırada, vakfın kurucu üyelerinden.(TESEV Vakıf Senedi Kurucular Senedi) (1) Kemal Beyin, hukuken mümkün değil cevabı söyledikleri ile çelişiyor.
“Arap Baharı laiklik hareketidir, Dersim’de katliam yapılmıştır!”, “Sabahattin Ali’yi CHP öldürttü!”, “TESEV’de iyi aydınlar var!”, “O zamanlar (TESEV’de) Soros yoktu!”, “Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Bu ilişkiler istikrarlı ve üretici olduğu zaman bunun Orta Doğu’da ve diğer bölgelerdeki barış ve güvenlik üzerinde de yapıcı etkileri olur.” (Uyumlu-Ilımlı-Tutuncu-CHPŞöleni- Mustafa Yıldırım- İlk Kurşun- 25 Şubat 2012) (2)
TESEV deyince akla geliverenler:
“Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) KKTC’de sandıktan ‘evet’ oyu çıkması için harekete geçti.”(3)
“TESEV Demokratikleşme Programı’nın beş ana çalışma alanından biri olan “Kürt Sorunu”, çözümsüzlüğü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi yolundaki en büyük engellerden biri olan Kürt sorununa, insan hakları ve eşit vatandaşlık bazlı bir yaklaşım getirmeyi hedeflemektedir.” (4)
AB’nin dayattığı, ABD’nin bölgesel stratejileri ile çakışan söylemler, Açık Toplum Vakfından, TESEV’den duyuluyor ilk. “Sağda Masonluk neyse solda Sorosculuk odur!”(5) diyor Akşam gazetesi yazarı, Gürkan Hacır.
Türk siyaseti, 1990 sonrası başlayan STK saldırısının ne anlama geldiğini çözemedi. Türk siyasetini yönlendirme, iş başındaki iktidarları küresel dizayn yolunda cesaretlendirici rapor ve atılımları ile Açık Toplum vakfı ve kardeş kuruluşu TESEV.
O bakımdan Baykal’a yapılan suikast sonrasında, Kemal Beyin lider koltuğuna oturmasına tevafuk denebilir. Sosyal demokratlık genleri onları zaman zaman bu tür STK ile işbirliğine itiyor.
CHP örgütü TESEV’i bilmediğini, kurultay’s da gösterdi. 6 Mayıs 2010’da uğradıkları menfur saldırıyı defetmiş değiller. Bir daha ne zaman kurşunlanacakları da belli değil.
“Söylenen şu, Deniz Baykal’a karşı suikast düzenleyenler gerçekten parti içinden mi? Ya da Tayyip Erdoğan’ın elinde bu konuda bilgiler varsa muhtemel bir erken seçim sürecinde bu iddiasını belgelerle ortaya koyup CHP’yi infilak ettirme keyfiyetini elinde tutuyor demektir. TESEV’in CHP’de çok ciddi bir operasyon yaptığı dillendiriliyor. TESEV’in Türkiye’de Amerika gibi iki büyük parti tasarladığı ancak bu ikili sisteme yeni anayasanın kabulüyle başlayacağı söyleniyor.” (Nihat Genç) (6)
CHP Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete sahip çıkacak mı? Nihat Genç bunu soruyor. Yoksa TESEV’in vakıf senedinde belirtildiği gibi dönüştürme de mi rol alacak Y-CHP?
Söylenenlerin test edileceği ilk bariyer, Anayasa çalışmaları.
(1) http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/Genel/Vakif%20Senedi.pdf
(2) http://www.ilk-kursun.com/haber/96800
(3) http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=34703
(4) http://www.tesev.org.tr/default.asp?PG=DMK04TR01
(5) http://www.gercekgundem.com/?p=417856&com=all
(6) http://www.odatv.com/n.php?n=chp-kurultayi-ceteler-savasi-mi-2702121200
Not: “SOROS’un dünya genelinde faaliyet yürüten ve başta Türkiye’nin komşuları olmak üzere pek çok ülkede ‘turuncu devrim’ yapmayı başaran Açık Toplum Vakfı’nın ülkemizdeki en önemli, en bilindik müttefiki TESEV.
Kurucularını internet sitesinden duyuran TESEV bu durumu da inkar etmiyor. Hatta bizzat Başkanı Can Paker’in Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda olduğu gibi ‘yılda 2 milyon dolar’ katkı aldıklarını, AB ve ABD yanlısı bir siyaset tavsiye ettiklerini, Türkiye’nin çıkarının da bu iki rotada olduğunu itiraf ediyor.” (7)
(7) http://www.egedesonsoz.com/yyazar.asp?haberid=3975
NEVAL KAVCAR
Haberiniz
http://www.habercim.net/tesevin-chpde-operasyon-yaptigi-iddiasi.html






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

30 Haziran 2012 Cumartesi

CELLATA DAVET






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

12 Haziran 2012 Salı

BEDEL

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

6 Mayıs 2012 Pazar

2005 HATIRA FOTOGRAFI


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İHANETİN BELGESİ


Ali Serdar Bolat:DOLMA BAHÇESİ DOSYASI!
PEARSON HAZIRLATTI;TAYYİP ERDOĞAN BÜYÜKANIT'IN ÖNÜNE KOYDU!
ABD Büyükelçisi Robert Pearson, orgeneraller Aytaç Yalman, Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılınç ve YaşarBüyükanıt'ın Amerikan menfaatlerine karşı çıktıklarını tespit ediyor ve karşı hamle olarak bu orgenerallerle diğer bazı üst rütbeli subaylar hakkında CIA ajanları vasıtasıyla bilgi topluyor. Kendi deyimiyle "özel kaynak verileri" olarak adlandırdığı bu bilgileri kripto vasıtasıyla Amerika'ya gönderiyor. Pearson, Amerika'ya gönderdiği 22 Mart 2003 tarihli telgrafında bu konuyu ayrıntılı olarak şöyle anlatıyor:
***** Telgraf metni:
"... (Türk generaller) Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır. R. Tayyip Erdoğan güçlü bir müttefiğimizdir. Orgenerallerin tutum ve duruşu, Amerikan menfaatlerinin korunması ve devamı açısından engelleyici olmaktadır.. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşu mutlaka sahiplenilmelidir. Muhalif orgeneraller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler... Tayyip Erdoğan'ın siyasi kavrayışı ve bölge ülkeleri ile Türkiye içindeki yüksek orandaki halk desteğinin kalıcı desteğe dönüşmesi mutlak destek olarak değerlendirilmelidir. Erdoğan, kendisine desteğin devamı halinde, ABD’nin bir müttefiği olarak, Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demir yolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir. Zaten zaman içerisinde bu imkanların büyük bölümü gerçekleşti, Bölgedeki hava hareketimize yeterince katkı sağlandı. Ancak Türk ordusundaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Bu subaylarla ilgili özel kaynak verilerimiz CRT (kripto) olarak gönderilmiştir. Bu dosya ile ilgili veri toplamalarımız devam etmektedir.
Amerikan menfaatlerine karşı çıkan Org. Aytaç Yalman, Org. Şener Eruygur, Org. Çetin Doğan, Org. Hurşit Tolon, Org. Fevzi Türkeri, Org. Tuncer Kılıç, Org. Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, Org. Hilmi Özkök'e her an muhtıra verebilirler. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu ihtiyaç acilen giderilmelidir. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup "gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı" teyidi alınmıştır.
" 17 No.lu klasördeki mevcut bilgi ve belgelerin incelenerek değerlendirilmesinde büyük yarar vardır. Yaşar Büyükanıt hakkındaki bilgi ve belgelerin R. Tayyip Erdoğan'a ulaştırılmasının onayı gerekmektedir. Gelişmelerin ışığında veriler değerlendirilecektir. A,B,C,D,E,F,G kodlu klasörlerin içeriğinin tensibi ve uygulanması için 500 kişilik özel adamların devreye sokulması gelişmelere göre değerlendirilmelidir. Onay bekliyorum.
Pearson"
***** ABD menfaatlerine karşı çıkan orgenerallerle ilgili A,B,C,D,E,F,G kodlu klasörler daha 2003'de hazırlanmış ve kripto ile Amerika'ya gönderilmiş. Bu klasörlerin uygulanması için devreye sokulmasını istediği 500 özel adam, o sırada Türkiye'de bulunan CIA ekibi. Pearson, özellikle Büyükanıt'a ait 17 No.lu klasöre vurgu yapıyor. (5 Mayıs 2007'de Dolmabahçe'de Büyükanıt'ın önüne konan dosyanın önemli bölümünü bu 17 No.lu klasör oluşturuyor.)
Pearson'un 2003'te Amerika'ya çektiği bu telgraftan sonra muhalif orgenerallere CIA merkezli operasyonlar başlatılıyor. Org. Tuncer Kılınç 2004'te Özel Kuvvetler binası inşaatındaki yolsuzluk suçlamasıyla yıpratılmaya çalışıldı. Org. Büyükanıt Kara Kuvvetleri Komutanı iken 2006'da Şemdinli Kitapevi tertibiyle soruşturmaya maruz kaldı. Diğer orgeneraller Ergenekon ve Balyoz tertiplerine maruz kaldılar. ***** Bütün bu işlerin özü şudur: Türkiye'nin Başbakanı olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülke ile işbirliği yaparak Türk Ordusu'nun komutanlarına şantaj yapmakta, komplo kurmakta, sahte belgeler hazırlatarak haklarında dava açtırıp tutuklatmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse, Tayyip Erdoğan, yabancı bir ülkenin Türk Ordusu'nun komutanlarına karşı planladığı komplonun uygulanması işini üstlenmiştir. Bütün bu laf kalabalığının arkasında yatan çıplak gerçek budur.
***** Tayyip Erdoğan tarafından Büyükanıt'ın önüne konulan dosyaların tamamı elimizde bulunuyor. Bugün sadece konu başlıklarını ve kısmi ayrıntıları veriyoruz. Önümüzdeki günlerde önemli bulduğumuz bazı dosyaların ayrıntılarını açıklayacağız Dolmabahçe buluşmasında neler olduğunu halkımız bilmiyor, ama Amerikan devleti maalesef tüm ayrıntıları ile biliyor. ABD Büyükelçisi Ross Wilson, buluşmanın olduğu akşam Amerika'ya bütün ayrıntıları telgrafla bildirmiş. Bu bilgileri kimden aldığını herhalde anladınız, söylemeye gerek yok... :)))
***** İşte telgrafın özeti: Buluşmaya iki taraf da dosyalarla geliyor. İki taraf da gergin. Konuşmaya önce Büyükanıt başlıyor. Tepkilerini anlatıyor. Elindeki dosyaların satırbaşlarını okuyor. "Ordunun talebi, eşinin başı açık olan birinin Cumhurbaşkanı olmasıdır" diyor. Bunun üzerine Tayyip Erdoğan şantaj dosyalarını masanın üzerine koyuyor. Büyükanıt şaşkınlık yaşıyor. Geri adım atma ruh haline giriyor. Erdoğan fırsatı kaçırmıyor. Ortamı yumuşatan bir tavıra giriyor. Büyükanıt bundan memnun oluyor. Görüşme karşılıklı iltifatlarla devam ediyor. Gerginlik konularına bir daha dönülmüyor. Hatta spor ve Fenerbahçe bile konuşuluyor. *****
Bu olaydan sonra Genelkurmay hep güçsüz ve sessiz kaldı. Orduya karşı Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla etkisizleştirme operasyonu başlatıldı. Büyükanıt kendi döneminde bu operasyona karşı ciddi bir refleks göster(e)medi.
***** Şantaj dosyasında Amerikalılardan alınanların yanında AKP tarafından eklenen konular da var. * Yaşar Büyükanıt'ın eşi Filiz Büyükanıt'ın Genelkurmay ödeneğinden yaptığı ve usulsüz olduğu iddia edilen harcamaların makbuz ve belgeleri (Toplam tutarı yaklaşık 400 bin lira) *
Büyükanıt'ın Rusya'dan alınması düşünülen bazı silah sistemleri ve helikopter ihalesi öncesinde 3 Rus kadınla birlikte olduğu iddiası.
Büyükanıt hakkında bu tür özel hayatına ilişkin ses, video ve belgelerden oluşan 8 dosya var. * Diyarbakır Söz gazetesi ve televizyonu sahibi Mehmet Ali Altındağ'ın ifadeleri. Bu ifadeler 3 yıl sonra Van Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından Şemdinli iddianamesine konuldu.
* Uyuşturucu suçundan halen Hollanda'da cezaevinde yatan Hüseyin Baybaşin'in Ferhat Sarıkaya ve diğer bazı savcılara gönderdiği Büyükanıt'ı suçlayan ifadeler. * Büyükanıt'ın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı dönemine ait yolsuzluk ve faili meçhul iddiaları. *
Büyükanıt'ın 1. Ordu Komutanlığı dönemine ait 5 dosya Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine ilişkin 7 dosya Genelkurmay Başkanlığı dönemine ilişkin 9 dosya Bunlarda hem ihalelerle ilgili iddialar, hem de dinleme kayıtlarına ait dökümler yer almakta.
* Org. Hilmi Özkök tarafından Amerikalılara hitaben kaleme alınan, Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanı olmasını tavsiye eden yazı. *
Büyükanıt NATO karargahında istihbarat bölümünde görev yaparken Amerikalılar tarafından hakkında toplanan özel bilgiler.
* Büyükanıt'ın aile seceresi hakkında Amerikalıların hazırladığı bir dosya. * Büyükanıt dönemine ilişkin İsrail'e verilen tank ve uçak modernizasyonu ihaleleriyle ilgili yolsuzluk iddiaları *****
3 Rus kadın CIA ajanı çıktı!
Amerikanın hazırladığı dosyaya göre, ünlü bir işadamı Büyükanıt'a 3 Rus kadın gönderiyor. Konu, Rusya'dan alınması düşünülen silah sistemleri ve helikopterler. İddiaya göre işadamının amacı Büyükanıt'a bu konuda etki yapmak.
Ancak, Amerikan Büyükelçisinin telgrafında önemli bir not var: "Kadınların adları Vera, Eva ve Petra, ama bunların ismini koruyun, çünkü bunlar bizim yardımcı haber elemanlarımız" Bu, kripto dilinde "bizim adamımızdır" yani "istihbaratçıdır, ismi duyulmasın" anlamına geliyor.
Bir not daha: CD kayıtları ellerindeymiş. ***** Bu konu hakkında kişisel yorumum şudur: Bir ülkenin Başbakanı, o ülkenin Genelkurmay Başkanına şantaj yapmıştır. Eğer ortada gerçekten bir suç varsa, suçu ve suçluyu gizlemiştir. Hem de yabancı bir ülke ile işbirliği yaparak... Hem şantaj yapmak, hem de suçu ve suçluyu gizlemek kanunlara göre suçtur. Bu suçun hesabı sorulmayacak mıdır? Diğer önemli olay ise: Bir ülkenin Genelkurmay Başkanlığını, başka bir ülkenin yöneticilerine, "Benden sonra yerime falancayı tavsiye ediyorum" diye mektup yazmıştır.
Bu olay, dünya çapında bir rezalettir. Amerika bağımlılığı ve NATO kıskacında ülkemizin düştüğü korkunç durumu açığa vuran bir ibret belgesidir. Böyle bir rezaletin olabileceği hiçbir faninin aklına gelmediği için, kanunlarda böyle bir suç tarifi yapılmamış olabilir. Ama bu, büyük bir suçtur. Bu suçun hesabı sorulmayacak mıdır?
Tayyip Erdoğan - Büyükanıt arasında 5 Mayıs 2003 günü gerçekleşen Dolmabahçe buluşmasının akşamı Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson, "acil ve gizli" kodu ile Amerika'ya bir kripto geçiyor. Özetini geçen yazımda vermiştim. Tekrar etmiyorum Şu çarpıcı cümlelere dikkatinizi çekiyorum sadece...
***** "Tayyip Erdoğan ile Org. Büyükanıt anlaştı. Operasyon başlayabilir. Erdoğan'ın bu özelliğinden faydalanılırsa, Amerikan çıkarlarının devamı çok kolay olacaktır. Bu fırsat elimizde bulunmaktadır." Büyükelçi Wilson Amerika'ya "Operasyon başlayabilir" müjdesini verdikten kısa süre sonra operasyon başladı.
Gerçekten de, 39 gün sonra, Ümraniye'de bir gecekonduya operasyon düzenlendi. Çatı katında bir sandık dolusu el bombası bulunduğu iddia edildi. Bu, Ergenekon soruşturmasının ilk adımıydı.
Büyükelçi Wilson'ın şifreli yazısındaki "başlaması istenen operasyon"un Ergenekon olduğu anlaşıldı. 5 Kasım 2007'de de Tayyip Erdoğan, Beyaz Saray'da Bush ile görüştü. Tayyip-Bush görüşmesinde, Ergenekon operasyonları konusunda tam mutabakat sağlandı.
Erdoğan'ın yakını Fehmi Koru, Ergenekon'un düğmesine bu toplantıda basıldığını Yeni Şafak'ta yazdı. 21 Ocak 2008 tarihinde de ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, saatler 23.00'ü gösterirken Başbakanlık Resmi Konutu'nda Erdoğan ile sürpriz görüşme yaptı.
Bu buluşmadan 4 saat sonra Ergenekon operasyonunda "ilk gözaltı dalgası" hayata geçirildi. Böylece, "Cumhuriyeti tasfiye etme ve Türk Silahlı Kuvvetlerini etkisizleştirme" operasyonlarının ABD planı olduğu kanıtlandı. Yani Ergenekon tertibinin, sanıldığı gibi "AKP ve Fethullah Gülen tarafından planlanmadığı" bir kez daha gözler önüne serildi.
Senaryoyu yazan da, yöneten de Amerika'dır. AKP ve Fethullahçılar, bu planın uygulayıcılarıdır sadece...
***** Amerika, 1 Mart 2003 Irak Tezkeresinin Meclis'te reddedilmesini TSK'nın tavrına bağladı. Bu yüzden TSK'yı tasfiye etmeye karar verdi. Direneceği belli olan komutanlar hakkındaki dosyalar işleme konuldu. Ergenekon Balyoz vesaire tertip sürecinin her aşamasında Amerika'nın eli vardır. Planlamayı, zamanlamayı ve yönlendirmeyi Amerika yapmaktadır. Yıllardır "Ergenekon yalanı Amerikan planı" diye bağırıyoruz. Bu sloganın gerçekleri yansıttığı bir kere daha anlaşılmıştır.
Ali Serdar Bolat



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR." MEHMET AKİF ERSOY