tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2010 Cumartesi

“AMERİKA İLE FİLİSTİN’DE SAVAŞIYORUZ”

Tarihçi Cezmi YURTSEVER’in aynı başlıklı yazısından alınmıştır.


Enver Paşa,  Amerika’nın desteği ile İngiltere ve Osmanlı orduları arasında gerçekleşen 3. Gazze savaşı’nın sona erdiği 8 Ekim 1917 tarihinde “Amerika ile savaşıyoruz” mesajının verildiği gizli istihbarat raporunu Dışişleri Bakanlığı’na bildirdi.  Osmanlı Arşivinde Başkumandanlık, şube-2/47420. numara 8280’de kayıtlı bulunan ve üzerinde çok gizli olduğunu yansıtan  Kızıl hilal damgalı mektup da yazılanlar:

     “Dışişleri Bakanlığına,  Filistin’de  Yahudi Hükümeti Kurulmasına Dair, Devletli Efendim Hazretleri, Amerika Birleşik Devletleri Reisi Wilson’un 17-9-1917 tarihli İsviçre gazetelerine gönderilen telgrafların içinde yazılı olanlara bakılırsa  işbaşındaki Rusya Hükümeti’ne hususi bir mektup yazıp Filistin’de bir Yahudi hükümeti tesisi kararlaştırılmış olup  amaçların gerçekleşmesi için çalışılacağı Rusya’nın dahi yardımda bulunması istendiği Bern Ateşe militerliğinden bildirilmiştir. Bu konuda bilgi sahibi olunması.”  
8 Kasım 1917.Osmanlı Ordular Başkumandan Vekili ENVER  

Enver Paşa’nın kızıl hilal damgalı gizli mektubunda yazılanları doğrulayan ve Osmanlı ile ABD’nin Filistin’de İsrail Devleti ile savaş halinde olduğunu açıklayan ayrıntılı rapor Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi Paşa tarafından 14 Kasım 1917 tarihinde “Mahremdir(Gizlidir)” başlığı altında Osmanlı Dışişleri Bakanlığına bildirildi. Bahsi geçen raporda  Enver Paşa’nın görüşlerini doğrulayan şu görüşlere yer verildi:

      “Filistin’in  bağımsız bir hükümet şekline dönüştürülerek idaresinin Musevilere verilmesi Amerika Reisicumhuru tarafından Siyonistlere söz verilmiştir. İngiltere Hükümetinin bu sözlere katıldığı Viyana’da gizlice toplanan Siyonist komitesinin Amerika ve İngiltere Siyonistlerinden gelen raporlardan öğrenildi.İngiltere Dışişleri Bakanı Balfur tarafından (Siyonizm Destekçisi) Lord Rotschild’e gönderilip hemen her memleketin basınına verilen 7 Kasım 1917 tarihli mektubun içinde yazılı olanlar adı geçen topraklarda (Filistin’de)  bir İsrail Hükümetinin kurulması İngiltere’nin kesin kararıdır.”
 17 Kasım 1917,  Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi   

          Osmanlı’ya bağlı Filistin topraklarında Amerika’nın lojistik destekleri ile gerçekleşen III. Gazze savaşı sonrasında  İngiliz ordusu 9 Aralık 1917 tarihinde Kudüs’e girdi.  Ve sadece III. Gazze Savaşında Osmanlı ordusu 25 bin civarında asker kaybetti. Sayıları 50 bine ulaşan Osmanlı askerlerinin Filistin’in muhtelif yerlerindeki toplu mezarlarının fotoğraflarını çekme ve Arşivleme görevi Kudüs’teki Amerikan Kolonisi gerçekleştirdi. Ve çekilen fotoğraflar ABD’nin Kongre Kütüphanesi Filistin tarihi fotoğraflar bölümünde dosyalandı.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

22 Kasım 2009 Pazar


1838’DEN BAŞLAYAN KAYIPLAR DEVAM EDİYOR.

Kitap: TÜRKİYE-AB /MEDENİYETLER ÇATIŞMASI

Yazar: A.Akif Poroy

Truva yayınları-2008
*1838: İngiltere Serbest Ticaret Anlaşması sonucu yerli sanayi çöktü.
*1839:İngiltere’nin İstanbul’daki Büyük elçisi Stratfort Canning’in bizzat Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’ya verip okuttuğu “Tanzimat Fermanı” ile Osmanlı tam olarak Batı’nın avucunun içine düşmüştür. Bu fermanla yabancılara okul açma izni de verilmiş oldu. Batı dünyası Osmanlı’ya karşı düşmanı Osmanlı’nın kendi tebaası içinden yetiştirme imkanı elde etmiştir.
*1854: Fransa ve İngiltere’den 3,3 milyon sterlin tahvil satışı ile Osmanlı Avrupa’dan ilk borcunu aldı.
*30 Mart 1856: Paris Anlaşması ile Avrupa Devletleri Konseyi’ne girmiştir. Yani kâğıt üzerinde Osmanlı toprak bütünlüğünü emniyete aldığını sanmıştır.
*Mayıs 1860: Osmanlı toprağı Lübnan’da iç isyan çıktı.
*Haziran 1864: Eflak ve Buğdan’da meclis kurulmasını kabul ettik.
*Haziran 1866: Girit’te Rumlar isyan çıkarttı.
*Haziran 1867: Belgrat’ı Fransa’nın baskısıyla Sırbistan’a terk ettik.
*Mayıs 1876: Hersek’te isyan çıktı ve Hersek’ten çekildik.
*Mayıs 1876: Selanik’te Rumlar Avrupa’nın desteğiyle isyan çıkardı. İsyanı bastırmada devlete yardım eden 6 Müslüman Avrupa’nın baskısı ile Osmanlı eliyle idam edildi.
*Temmuz 1876: Rus ile 93 Harbi başladı ve 6yıl sürdü. Ruslar Yeşilköy’e kadar işgal ettiler.
*Haziran 1878:Kıbrıs Adasını İngilizler Osmanlı’dan Rusya karşısındaki zor durumundan istifade ile istediler ve aldılar.
*Haziran 1881:Fransa Tunus’u işgal etti.
*Temmuz 1882:İngiltere Mısır’ı işgal etti.
*Eylül 1895:Ermeni isyanları başladı.
*Kasım 1901: Fransa Midilli’yi işgal etti.
*Kasım 1906:Avrupa devletleri Limni’yi işgal etti.
*1908:Balkan bozgunu ile balkanları kaybettik.
*1912:İtalyanlar; Trablusgarp’a sahip oldular.
*1914:Çanakkale’ye “Birleşik Avrupa Ordusu” diyeceğimiz güçler, donanmaları ile geldi.
Savaş milletimizin 253 bin gencine mal oldu. On binlerce yedek subay şehit olurken, Türk toplumu okumuş gençlerini kaybetti.
*15 Ekim 1918:Mondros Antlaşması ile Osmanlı çöktü.
*15 Mayıs 1919:Avrupalılar, Yunanlıları İzmir’e çıkarıp Türk yurdunu işgale başladı. İngiliz savaş gemilerinin Gemlik ve Mudanya’yı bombalamaların arkasından Yunan işgali gerçekleşti.
Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki Kurtuluş savaşı Avrupa’ya karşı yapılmıştır.
(Sayfa 138,139,140)
Tarihimiz içerisinde bizim için en tehlikeli gelişme ise 3Ekim 2005 tarihli AB ile imzalanan 3Ekim kararlarıdır. Çünkü Türkiye aleyhindeki kararlar 3 ekim 2005 Belgesi’yle AB Müktesebatı haline gelmiştir. Bu şekilde sözde Ermeni soykırımı yalanı,Kıbrıs,Ege Denizi sorunu,Pkk,Patrikhane konusu AB müktesebatı içinde AB’nin isteği doğrultusunda ve Türkiye’nin aleyhine bir maceraya girmişti.
(sayfa 141)
I.Dünya Paylaşım Harbinden sonra galip devletlerin Türkiye ile ilgili çok önemli bir ortak bildirgesi yayınlandı.
İngiltere
Fransa
İtalya
Amerika
Yunanistan
Japonya
Sırbistan devletleri 23 Haziran 1919 tarihli Osmanlı Devletine karşı yayınladıkları ortak bildiri:
“Türk Milleti, yabancı soyları yönetme yetisinden yoksundur. Çünkü Türklerde geliştirme yetisi yoktur, yalnız yıkmayı bilirler. Bu gerekçeyle, topraklarını parçalayacak ve Türkleri biz yöneteceğiz”
(sayfa 147,148)
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

27 Eylül 2009 Pazar

YÜZÜNE TÜKÜRÜLECEK ADAMIN RESMİ
Yazar Cezmi YURTSEVER

Adanalı gazeteci ve yazar Sayın Aytekin Gezici, Fransız Albay Bremond’un Adana şehir merkezinde Abdülfettah adındaki Kuvayı Milliyeciyi öldürmesi olayını yorumladı ve tepkisini gösterdi. Aşağıda sayın Gezici’nin yazısı: 
Adanalı Abdülfettah’ı Taşköprü üzerinde namaz kılarken kim? niye ve nasıl öldürdü?

Yüzüne tükürün diye yayınlıyoruz bu resmi!


Gerçekler hele de tarihi gerçekler bir gün mutlaka gün yüzüne çıkar. Tıpkı, Adana’nın işgal günlerinde, Türk Çetecileri Yılan Kalesi civarında Fransız güçlerinin elinden kurtardığı gerekçesiyle Taşköprü üzerinde kurşuna dizilerek idam edilen Adanalı Kahraman Abdülfettah’ın hazin sonunun aradan geçen uzun yılların ardından ortaya çıkması gibi.
Bu vesileyle böylesine acı bir olayın unutulmamasını sağlayarak tarihe geçmesine vesile olan sırasıyla, Besim Alaybeyoğlu’nun ailesine, Öğretmen Volkan Uysal’a ve Osmanlıca belgeyi dilimize çeviren Tarihçi Cezmi Yurtsever’e teşekkür ediyorum.

Tarih 1920’dir. Çukurova topraklarının dört bir yanında işgalci Fransız askerleri ve onlardan sayıca daha da çok olan Fransız askeri üniforması giymiş Ermeniler fink atmaktadır. Adana ile Ceyhan arasında bulunan Yılan Kalesi civarında Çukurova topraklarının bağımsızlığı için mücadele eden Türk Çetecileri artık nasıl olduysa Fransız güçleri tarafından bir yerde kıstırılır.


Türk Çetesi kaç kişiydi?, onları muhasara altına alan Fransız askerlerinin durumu neydi? bunlarla ilgili detaylı bilgi yok elimizde. Fakat hani derler ya eskiler; ‘Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez’ diye. İşte Fransızların kıstırdığı ve belki de az sonra tüfekleriyle üzerlerine kurşun yağdıracağı Türklerin imdadına Adanalı Abdülfettah yetişir. Abdülfettah, Sırkıntı yöresinde mülazım askeri olarak görev yapmaktadır.Bu konuyla ilgili günümüze kadar ulaşan nadir yazılı belgelerde Türk Çetecilerinin, Fransız askerlerinin elinden Abdülfettah sayesinde nasıl kurtulabildiğinin detayları yok maalesef. Ama şunu biliyoruz ki Abdülfettah, Türk Çetelerini kurtarmış Fransızların elinden. Ama gel gör ki kendisi düşmüş ellerine bu kez işgal güçlerinin.İşte o andan itibaren gelişen olayları anlatıyor aradan geçen uzun yılların ardından nihayet bugünlerde gün yüzüne çıkan tarihi belge. İsterseniz bundan sonra ne olduğunu, o belgede yazılanların günümüz diline çevrilmiş versiyonunu bir miktar hikâye ederek takip edelim. Takip edelim ki aradan geçen yıllara rağmen sanki o anı yaşıyormuş gibi anlatanların, dinleyenlerin ve aktaranların yüreklerini burkan bir dram yaşayan Adanalı Abdülfettah’a ne olduğunu birlikte öğrenelim.







SUÇU: TÜRK ÇETELERİNİ, FRANSIZ ASKERİNİN ELİNDEN KURTARMAK 

“93 Osmanlı – Rus Muharebesine giden ve orada şehit düşen Adanalı gönüllü Tabur Kumandanı Binbaşı Besim Beyin oğluydu Abdülfettah. Adanalı Abdülfettah, 1335 (1920) senesinde Yılan Kalesi’nde bir Türk çetesini Fransız muhasarasından kurtardığı suçlamasıyla Fransızlar tarafından idama mahkûm edildi.Abdülfettah infazın yapılacağı Taşköprü’ye kadar elleri kelepçeli olarak bir araba içinde taşındı. İdamın infaz edileceği yere götürülürken geldiği Kale Kapısı’nda araba ve etrafındaki askerler bir an durdu. Olan biteni gözyaşlarıyla izleyen çevre halkını fark eden Abdülfettah, o an birkaç saniyeliğine kendisini götürenlere direnmek istedi. Elleri muhtemelen arkadan bağlıydı ve arabada ayağa kalkmaya çalışırken yere kapaklandı yeniden.İşte o anda kendisini idam edileceği yere götüren arabanın içerisinden yükselen çığlığı duyuldu; Başkaca bir ses duyulmadı Adanalı genç Abdülfettah’tan. İdam mahkûmunu taşıyan araba Kale Kapısı’ndan Hacı Ali Tekkesi Meydanı’na sürüldü. Abdülfettah elleri bağlı şekilde arabadan indirildiğinde etrafındaki askerlerin tedirginliğinin sebebi olan komutanı fark etti. Abdülfettah infaza bizzat nezaret etmek için orada bulunan Fransız İşgal Valisi Albay Bremond’dan öldürülmeden önce son bir kez dört rekât namaz kılmak istediğini söyledi.Az sonra anlayacağız ki Abdülfettah’a namaz izni verilmiş. Ama nasıl… 




Ey vatandaşlarım; ben Türklük yoluna kurşuna direnmeğe gidiyorum. İntikamımı alın!’





NE KADAR İNSAFSIZ OLABİLECEKLERİNİ GÖRECEKSİNİZ 

İşgal Valisi Bremond’un ‘lütfettiği’ namaz izninden hemen sonra idam mahkûmunun abdest almasına izin verilip verilmediğini kaydetmiyor tarihi kaynaklar. Ama insan, ‘o kadar da insafsız olamazlar’ diye düşünüyor değil mi? Acele etmeyin ne kadar insafsız olduklarını göreceksiniz az sonra.Adanalı Abdülfettah, işgal güçlerinin ellerinden kurtardığı hemşerilerinin cezasını kurşuna dizilerek ödeyecekti. Ama son nefesini vermeden önce aldığı iznin ardından yönünü kıbleye dönüp tekbir getirdi ve namaza başladı. İlk iki rekâtı bitirip, üçüncü rekât için ayağa kalkacağı sırada hemen birkaç adım gerisinde bekleyen infaz mangasının kendisine doğrulttuğu tüfekler ateşlendi. 


Hayır, yanlış okumadınız. İdama mahkûm bir kişinin son arzusu olan dört rekât namaz talebi, namazın tam ortasında ateşlenen tüfeklerle kesildi. 
Kesilmekle de kalmayacağını göreceksiniz az daha sabır…Üzerine sıkılan kurşunlar bedenine saplanan Adanalı Abdülfettah’ın buna rağmen yaşama belirtisi göstermesi Fransız İşgal Valisi Bremond’u hayli kızdırdı. Can havliyle yerde kıvranan ve vücudundan fışkıran kanlarla tüm bedeni kırmızıya boyanan Abdülfettah’ın o an gözlerini, katillerine ve o katillere ‘ateş’ emri veren Bremond’a çevirip çevirmediğini bilmiyoruz. Yazmıyor bunu kaynaklar.Ama o kaynaklar bakın ne yazıyor. Dikkatli okuyun. Okuyun da anlayın bu memleketin insanının, o sözde medeni batının işgalci üniformalı temsilcileri tarafından nasıl bir gözle görüldüğünü.







ÖLMEDİĞİNİ FARK ETTİ, TABANCASINI ÇEKİP İKİ EL ATEŞLEDİ… 

Üzerine tüfeklerle kurşun yağdırılan Abdülfettah’ın halen nefes almaya çalıştığını fark eden Bremond kızgınlığını belirten bir homurtuyla inledi; “Köpek daha ölmemiş…” 

Ve belinden çıkardığı tabancasını yerde belki de gözlerini kendisine doğrultan Adanalı kahraman Abdülfettah’a çevirdi. İki el ateşlediği tabancasının hedefi Abdülfettah’ın kafasıydı….Olayı anlatan raporu, “Bu suretle o gün Adanamız ilk mübarek şehidini vermiştir” notunu düşmüş Kuvayı Miliye Cephe Kumandanlarından Akıncı Müfreze Kumandanı Nasrullah San ve Akıncı Müfreze Kumandanı Yaveri İbrahim Beşkardeş.‘Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi kötü bir özelliği vardır’ sözünü nereden duyduğumu hatırlamıyorum şimdi. Ama 1920’de yaşanan ancak günümüze kadar yaşandığından haberdar olamadığımız bu hadise bu sözün aslında ne kadar doğru olduğunu gösteriyor bize.





BU TARİHİ OLAY NASIL GÜNDEME GELDİ? 

Adanalı Abdülfettah’ın bu hazin sonunu anlatan Osmanlıca olarak elle yazılmış rapor Milli Mücadele’de üstün hizmetleri bulunan Besim Alaybeyoğlu’nun ailesi tarafından yıllarca muhafaza edildi. Pozantı’da öğretmenlik yapan Volkan Uysal, Alaybeyoğlu ailesinden raporun bir kopyasını alıp Tarihçi Cezmi Yurtsever’le paylaştıktan sonra yaşandığından haberimiz olmayan bu acı hadise şehrin kanla yazılmış acı geçmişine yeni bir sayfa olarak eklendi.Ne demiştim biraz önce; ‘Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi kötü bir özelliği vardır.’ Vardı ve gördünüz çıktı ortaya. İşte şimdi Fransız İşgal Valisi Albay Bremond’un fotoğrafına bir kez daha çevirin gözlerinizi. Tıpkı son nefesini vermek üzereyken aynı hareketi yaptığını varsaydığımız Adanalı Abdülfettah gibi. Ve çekinmeyin tükürün suratına. Çünkü sırf bu nedenle yayınlandı fotoğraf.


Bu arada meraklısına Abdülfettah’ın yakınlarına ilişkin birkaç özel not daha;

Abdülfettah’ın yeğeni Besim Bey bu olaydan kısa bir süre sonra işgalci Fransa’nın bayrağını yırtarak bağlı bulunduğu askeri birlikten firar etti. 
Firari Besim Bey’in kaçarak geçtiği Niğde’de düşmanla mücadeleye devam ettiğinin kayıtları var. Yeğen Besim Bey’in izine daha sonra Çukurova’nın kurtuluşu için görevlendirilen Sinan Tekelioğlu’nun yanında rastlıyoruz. Besim Bey Karaisalı, Pozantı ve Adana’nın düşman işgalinden kurtarılmasında büyük yararlıklar göstermiş. Fransız’ın kalleşçe öldürdüğü Abdülfettah’ın vasiyetini onun istediği şekilde yerine getirmiş sayılır mı acaba?

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

22 Eylül 2009 Salı

KADİRLİ TARİHİNİN SIRLARI
Cezmi YURTSEVER
22 Eylül 2009 Yazarın sitesi: www.cezmiyurtsever.com
yavuz_kaplan-1.jpg
-Kadirli Tarihinin Sırları konulu fotoğraf ve belgeler sergisi 18-22 Eylül 2009 tarihlerinde Kadirli Alacami kıyısında açıldı. -Yavuz Sultan Selim’in Kadirli’de kaplan avı yaptığı, Fatih’in akrabalarının Kadirlili olduğu görüşlerine yer verildi. -Nuh’un gemisinin tufan sonrası Kadirli’ye geldiği görüşlerine de yer verildi.
Kadirli Tarihi üzerine yaptığım 30 yılı aşkın araştırmalar esnasında özelikle yörede yaşayan insanların kökenlerini merak ettim. Bu konuda Osmanlı Arşivindeki 1530-1922 yıları arasında tutulan belgeleri inceledim. Ve sözlü kaynakları de derledim. Elde ettiğim bilgi ve belgeleri de Kadirli Ulucami yakınında 18-22 Eylül tarihleri arasında “KADİRLİ’DE TARİHİN SIRLARI” konulu fotoğraf ve belgeler sergisini açarak halkın bilgisine sunuyorum.

FATİH SULTAN MEHMET’İN AKRABALARI KADİRLİ’DEN

Araştırmalarım esnasında Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Maraş merkezli Dulkadir beylerinden kız alarak yakın akraba oldukları bilgisine ulaştım. Bu hususta Maraş Milli mücadelesinin liderlerinden Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in aile arşivinde verilen bilgiler oldukça önemli idi. Osmanlı Padişahı Yıldırım, Çelebi Mehmet Dulkadir beylerinden kız alarak evlendiler. Fatih Sultan Mehmet de Dulkadir Beyi Süleyman’ın kızı Sitti Hatun ile 1449 yılında Edirne Sarayında evlendi. O sırada “Kars-ı Dulkadiriye” olarak belgelere yazılı olan şehir şimdiki Kadirli idi. Ve Dulkadirli beylerinin de Çukurova kıyısındaki kışlak devlet merkezi idi. Osmanlı Sarayı’na gelin giden Sitti Hatun Kadirli’den uğurlandı. Kadirli’nin kurucu yerli halkı Fatih Sultan Mehmet’in köken akrabalarıdır.
YAVUZ SULTAN SELİM KADİRLİ’YE KAPLAN AVINA GELDİ
Osmanlı Sarayı’nın ünlü minyatür ustalarından Nakkaş Osman’ın Yavuz Sultan Selim’i kaplan avlarken gösteren minyatürün üzerindeki yazıların sırrını çözmeye uğraştım. Osmanlı Padişahı Yavuz, öz dedesi olan Dulkadiroğlu Bozkurt Beyin savaş meydanında ölümünü görmemek için Kadirli dağlarında Kaplan avına çıktı. Ve kaplan avlarken olayı seyreden Nakkaş Osman çizimini yaptı. Bu olay 1515 yılı haziran ayı içinde yaşandı. Kadirli’nin Torosdağlarındaki Savrun vadisinde 1950’li yılara gelinceye kadar kaplan avı yapılıyordu.
yavuz_kaplan-2.jpg
SERGİDE TARİHİ AYDINLATAN BELGELER
Kadirli Tarihinin Sırları konulu sergide aydınlatılan ilginç konular.
-Gılgamış Destanı’ndaki “Nuh’un gemisi” sahnesini gösteren Hititler dönemine ait heykel Kadiri-Karatepe’de bulundu.
-Kanuni Sultan Süleyman kendi mülkü olan en büyük çeltik çiftliğini Ceyhan nehri kıyısında kurdu.
-Doğu Anadoılu’nun bir diğer ismi batılı haritalarda “Turcomania (Türkmen ülkesi)dır.
-Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasını esas alan Sevr anlaşması haritasını hazırlayan ünlü İngiliz kadın casus Gertrude Bell, 1905 yılı Nisan ayı içinde Kadirli’ye gelerek fotoğraflama çalışması yapmıştır.
yavuz_kaplan-3.jpg
Nuhun gemisi Kadirlide
Karatepe'deki kabartma heykel
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

20 Ağustos 2009 Perşembe


Çukurovave Güneydoğu’da çok sayıda Türkmen aşireti yüzyıllar içinde dil ve kültürel geleneklerini unutarak Kürtleşti. -19.yüzyılda “Türkmen Kürtleri” adını alan topluluklar, 20.yy’da Kürtleşerek kimlik değişimi içine girdiler.-Urfayöresinde Badıllı, Karakeçili aşiretlerinde yaşanan kimlik değişimi bu duruma örnektir. trkmen_krtleri_3.jpg Fırka-i Islahiye'nin1865 yılında Çukurova ve civarında "göçebelikten yerleşik hayatageçiş" çalışmaları esnasında aşiret ve aile toplulukları hakkında da bilgileri AhmetCevdet Paşa "Maruzat"ve "Tezakir" isimli eserlerinde uzun uzadıya açıklar.Cevdet Paşa'nınverdiği bilgilere göre Amik ovası ile Maraş arasında kalan vadinin doğutarafında bulunan dağlık bölgenin adı "Kürt dağlarıdır" veburada Okculu, Delikanlı, Çelikanlı aşiretleri yaşar, bunlar Kürtaşiretleridir. Okculu aşiretine şehzade İzzeddin efendi'nin ismi verilerekOkcuizzeddinli adıyla yerleşime tabi tutulmuşlardır (1). Fırka-i Islahiyemevcut duruma bakarak bölge hakkındaki sosyal yapıyı yansıtan raporlarabilgiler böyle yansımıştır. Ama geçmiş yüzyılların eseri tarihi gerçekler iseçok farklıdır. Yüzyıllar öncesi…Osmanlı Arşivinde bulunan 998 no'lu Tapu-Tahrir defterine göre Maraş yöresini dolaşan "yazıcılar"Zülkadir Türkmenleri içinde Dokuz topluluğuna bağlı "Okculu"adında obaların ismini kayıtlara almıştır (2). Gündeşli Yörüklerinin de birkolu olarak görülmüştür, Okculu… Osmanlı'nın Avrupakapılarında zorlandığı ve ağır bir yenilgi aldığı II. Viyana kuşatması vesonrası 1683-99 yılları arasında Anadolu'daki Türkmen-ü-ekrad aşiretlerinden acemle olarak askergöndermesi için padişah fermanı hazırlandı. Yeni il olarak isimlendirilenSivasın'ın doğusunda kalan bölge ile Halep arasında dolaşan Zülkadirli'denayrılma kaçak göçek yaşayan Türkmen aşiretlerinin bey isimleri yazılarak "devletemri" olan asker gönderme istekleri Hicri 1101 tarihiyle(miladi-1690) dile getirildi(3). Afşar, Akçakoyunlu, Beğdili, Reyhanlı,Pehlivanlı. Danişmendli, Mamalı, İfrazı Zülkadir,Bozdoğan, Kozanoğlu aşiret vebeylerine fermandan birer suret ulaştırıldı. Fermanın bir örneği de Maraş ileHalep arasında "seyyar"yaşayan Türkmen asıllı Okculu Bölükbaşı oğlu'nagönderildi. Bilinen odur ki, II. Viyana bozgun yıllarında Osmanlı Anadolugenelinde aşiretlerden yeterli asker ve desteği alamadı. Çünkü bu yıllardaAnadolu bir baştan bir başa isyan ve başkaldırı olayları ile sarsılıyordu.1700'lü yılların ortalarında Amik ovasında kışlayan, Halep ile Binboğa arasındakovguna katılan,yaylaya çıkan Reyhanlı Türkmen aşiretinin obaları içinde "Okculu"aşireti de vardır. 1800-1850'li yıllararasındaki Antakya ve yöresi Amik ovasında yaşayan Reyhanlı Türkmenlerinin birkoludur Okculu(4). Fırka-i Islahiyeİskenderun körfezine geldiğinde, harekatın idari amiri Cevdet Paşa, mevcutduruma ve söylentilere bakarak Gavurdağlarının doğusunda Kilis toprakları ileHalep'e doğru uzanan yörede yaşayan Okculu aşiretini "Kürt" olarakisimlendirip onların adıyla aynı bölgede bulunan sıradağları da"Kürtdağları" olarak isimlendirmesi tarihi bir yanıldığıolduğu kadar, "isyancı"olarak görülen Türkmenleri"Kürt" sıfatı verilmesinin de bir sonucudur. 18. ve 19. yy'larda"isyancı" olmanın ortak sözcüğü olmuştur "Kürt" … 19.yy başlarındaÇukurova'da Sis yöresinde hüküm süren Kozanoğlu Ömer Bey'in meclisinde bir halkozanı Türkü söyler. Türkünün bitiminde Ömer bey'e sorarlar: "-Aşığınasıl buldun?" diye.. Ömer Bey "İyi aşık ammaKürtmüş" der. Bu söze alınan aşık, Türkmen beylerinin aynı zamandaKürt yeğeni oldukları hakkında uzun bir destan söyler. Adı geçen halk ozanınınyazdığı destan metni aşağıdadır (5): Yaylamaya KoçdağınaçıkardıOdasına iri beylerinerdiHay deyince yüzatlısı binerdiAvşar beyi Kürtyeğeni değil mi? Çarşı Pazar olmuşevinin içiAvşar fermanlı ya, neKürdün suçuDüşman üstüne çekerdigöçüKerimoğlu Kürt yeğenideğil mi? Atına vurdurur gümüşireşmeTecirliynen Ceridebaş koşmaYüz atlısı biner sadesereşmeİmirzeoğlu Kürtyeğeni değil mi? Atına binip te ılgarasalanDumanın sündüğüyerlere varanÜç tuğlu veziritutsağa alanSırkıntıoğlu Kürtyeğeni değil mi Delme takma değil,kökünden ağaBallı somak dağıtırsolunan sağaUmucuya verir atınandeveEminoğlu Kürt yeğenideğil mi?Altı idi Ömer Bey'inçırağıNeyidi bu deli KürdüngereğiDüşmanı görünce çatalyüreğiGarsantıoğlu Kürtyeğeni değil mi Hasıra da deli kürdümhasıraBizim beyler esirgitti Mısır'a Çanlı kartalı da indiMısır'aGüveloğlu Kürt yeğenideğil mi? Yukarıdaki türküdende anlaşıldığı gibi 19. yüzyıl başlarında Türkmen beyleri aynı zaman da birer "Kürt"beyidir. Cerid aşiretinin 20.yy başlarında önde gelen beyi Kürt Ali Ağa'dır. Kanuni SultanSüleyman zamanında tutulan 1540 tarihli Diyarbekir eyaleti Kanunname metnindebölgede dolaşan iki büyük konar-göçer topluluk hakkında hükümler (yasalar)yazılmıştır. Türkmen aşiretleri "Bozulus" olarakisimlendirilmiş, Kürt aşiretler de "Karaulus ekradı"olarakkayda girmiştir. Diyarbekir eyaleti içinde Amid, Mardin, Sincar, Siverek, Ruha, Çermik, Ergani, Nusaybin sancaklarıbulunmaktadır. Sadece göçebe Türkmen ve Kürt aşiretler için yazılan kanunnamemetninden anlaşıldığı kadarıyla her 300 koyundan bir koyun istenmekte. Muratsuyu kıyısında bulunan gemiden karşı tarafa geçmek isteyenlerden vergi olarakcüzi para alınmaktadır.Kanunname metnini son kısmında Diyarbakır eyaletindekonar-göçer yaşayan Türkmen aşiretlerinin sayısı 7325 hane ve 2.038.346 akçevergi alınmaktadır. Kürt aşiretlerinin verdiği vergi miktarı ise 953.994akçedir (6). Şehir merkezindeyaşayanların sosyal yapısı dışında sadece göçebe Türkmen ve Kürt aşiretleriiçin durum böyledir. Diyarbakır'da yaşayan aşiretlerin 16. yy'da %-60Türkmen idi. Aradan geçen yüzyıllar sonra 21b yybaşlarında geçmişte kökenleri Türkmen olanların torunları önemli ölçüde "Kürtleşti"veya kendisini Kürt hisseder hale geldi. Bu durum neden böyle oldu sorusununcevabı ise İran sınırına yakın yerlerde "hanedan"olarak babadan oğla geçen ekonomik ve siyasi nüfuzu olan serbest yaşayan, hattavergi bile vermeyen "yurtluk-ocaklık" tabir edilirtarzda kendi aşiret isimleriylevarlığını sürdüren Kürt beyliklerinin olmasıdır. Kürt beyliklerinintopraklarında yaşayan ve o bölgelerde yerleşik hayata geçenler kendilerini "Kürt"olarak nitelemişlerdir. Örnek vermek gerekirse Devlet Bahçeli'nin aşireti olanFettahlı'nın Siverek'de yaşayan kolları, Bahadırlı aşiretinin Urfa'da "Badıllı"olarak bilinen obaları ile Osmanlı'yı kuran Karakeçili aşiretinin Urfa-Mardinarasındaki Karacadağ'da yaşayanlardı örnek gösterilebilir. Özetli, Doğu veGüneydoğu'da yaşayan ve günümüzde Kürt olarak bilinen aşiret ve ailelerinönemli bir kısmı Türk asıllıdır. Kaynaklar: 1. A. Cevdet Paşa, Tezakir III, Ankara-1963,s. 145-47 2. Osmanlı Arşivi,998 numaralı Muhasebe-i Vilayeti Diyarbekr ve Arab veZülkadiriye Defteri (937-1530),Ankara-1990, s. 448,4493. Ahmet Refik,Anadolu'da Türk Aşiretleri (966-1200), İstanbul-1989, s.864. Adem Kara, XIX.Yüzyılın İlk Yarısında Antakya,
(Doktorda tezi), 2004
trkmen_krtleri.jpg
Adana şehrinin görünüşü 1920'ler
trkmen_krtleri_1.jpg
Güney Anadolu haritası
trkmen_krtleri_4.jpg
Çukurovalı Türkmenler at yarışında