Bölücü teröristler, Bakü’de eğitim gören Türk öğrencilere saldırdıktan sonra “Azerbaycanlılar yaptı” yalanını yayıyor.
Azerbaycan kamuoyunda yaşanan tedirginliği hain emellerine alet etmek isteyen PKK, iğrenç bir eyleme daha imza attı. Bakü’de eğitim gören Türk öğrencilere saldıran teröristler, suçu da soydaşlarımızın üstüne atmaya çalıştı. Terör örgütünü lanetleyen Azerbaycan Milletvekili Sabir Rüstemhanlı, “Burası da Türk öğrencilerin vatanı” dedi.
Bakü’de provokasyon!
Sınır konusundaki gerilimi fırsat bilen PKK harekete geçti. Azerbaycan’da okuyan Türk öğrencilere saldıran bölücüler, iki ülke gençlerini karşı karşıya getirmeye uğraşıyor
Selda Öztürk KAY- Önsel ÜNALBakü’den bildiriyorTürkiye-Ermenistan sınır meselesinin yarattığı gerginlik, Başbakan Erdoğan’ın yaptığı son açıklama ile bir nebze azalmış görünse de Azerbaycan halkının büyük çoğunluğu sınır konusunda endişe yaşamaya devam ediyor. Türkiye’deki siyasi iktidarın Ermenistan politikasına yönelik en büyük tepkiyi Azerbaycan’daki üniversite öğrencilerinin gösterdiği iddia ediliyor. Azerbaycan’da eğitim gören yaklaşık beş bin Türk öğrencinin huzurunu kaçıran söylentiler, Bakü’deki siyasileri de endişelendiriyor.
Türk öğrenciler huzursuz
Son günlerde bazı gazetelerde, sınırların açılması durumunda Bakü’de eğitim gören Türklere ve Türkiye’den bu ülkeye gelen vatandaşlara yönelik saldırıların başlayabileceği yönünde haberlerin yer alması Azerbaycan’da endişe yarattı. Üniversitelerde Türk öğrencilere yönelik birkaç saldırı olayının yaşanması nedeniyle başlayan söylentiler, Bakü siyasetçilerini de ayağa kaldırdı. Dünya Azerbaycanlılar Kongresi Başkanı Milletvekili Sabir Rüstemhanlı, konu ile ilgili bir soruya, “Bu tür haberler Azerbaycan’daki Türk düşmanlarının yaydığı zararlı ve asılsız bilgilerdir” şeklinde yanıt verdi.
Saldırılar PKK’nın işi
Bazı kesimlerin, iki kardeş devlet arasında yaşanmasını istedikleri gerginliği topluma yayarak kamuoyu oluşturmaya çalıştığını söyleyen Rüstemhanlı, “Bunlar İran sevdalılarının ve Azerbaycan’ı yeniden Rusya’nın kucağına atmak isteyenlerin iftiralarıdır. Bu güçler bilmelidir ki, son süreçten Türkiye ile Azerbaycan kardeşliği daha da güçlenmiş bir şekilde çıkacaktır” diye konuştu. Üniversitelerde yaşanan saldırı olaylarının arkasında PKK sempatizanı talebeler olduğunu söyleyen Rüstemhanlı, bu söylentilerin terör örgütü yandaşları tarafından yayılmış olabileceğini belirterek, “Azerbaycan’daki Türk öğrenciler kendilerini vatanlarında hissetsinler. Azerbaycan onlara sahip çıkar ve öz kardeşlerine karşı adım atılmasına asla izin vermez” dedi. Müsavat Partisi Milletvekili Penah Hüseyin de bu söylentilerin açık bir tahrik olduğunu belirterek, “PKK yandaşları, Türk düşmanlığı yaratmak amacıyla bu provakasyonları ortaya atıyor. Kim böyle bir yola meylederse, ona göz yumanlara gerekli cevap verilecektir. Azerbaycan Türkleri, kendi ülkelerinde kardeşlerine yönelik böyle adımlar atılmasına asla göz yummaz. Buna devlet de göz yummaz” diye konuştu.
Nede olsa Nicola konuşursa Edison’un hırsızlıkları ortaya çıkar.
Haydi, Nicola sıra sende; konuş.
“Bu adam ampulü ararken, ben kırk yıldır florasanlı laboratuarlarımda deney yapıyordum” de.“Benim bütün patentlerimi çaldı.”de öğrensin millet Edison’un ve Ergenekon davasının yalanlarını.
NOT: Nicola TESLA hakkında detaylı bilgileri akşam buradan okuya bilirsiniz.
66 YIL ÖNCE ÖLEN ÜNLÜ FİZİKÇİ DE ERGENEKON İDDİANAMESİNE GİRDİ21.04.2009 Ergenekon savcıları, 66 yıl önce ölen ünlü İtalyan Fizikçi Nikola Tesla'yı da ilk iddianameye ekledi.
İlk iddianamenin 1114’üncü sayfasında, yazar Ümit Oğuztan’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda el konulan evrak ve dökümanlar sıralanırken, İtalyan fizikçinin adı da iddianamede ‘Nikola Tesla isimli şahıs’ olarak geçiyor.
1114’üncü sayfada şunlar yazıyor: Nikola Tesla-HAARP- NBC.doc isimli MsWorld dosyası tespit edilmiştir. Belge incelendiğinde, Nikola Tesla isimli şahıs ve ABD’nin HAARP olarak bilinen Yüksek Frekans Aktif Aurora Araştırma programı ile ilgili NBC (Nükleer Kimyasal ve Biyolojik) silahları hakkında teknik detay bilgiler içerdiği görülmüştür.
NIKOLA TESLA KİMDİR
Sırp asıllı fizikçi, mucit, makine mühendisi ve elektrik mühendisi. 19. ve 20. yüzyılın en ilginç buluşçularından birisidir.
Prag'daki tahsilini 1880'de bitirdi. Eğitim görürken yabancı teknik eserleri okuyabilmek için anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.
Tesla, elektrikte alternatif akımlardan yararlanmayı keşfederek elektrik motorlarının geliştirilmesini sağladı. En büyük mucitlerden biri olarak kabul edilen ve yüzlerce patentli ürüne imza atan Nikola Tesla, 1943’te beş parasız olarak ölmüştü.
1943’te ölen İtalyan fizikçi ve mucit Nikola Tesla da Ergenekon iddianamesinde yer alıyor.
Dünyanın nabzı AVRASYA'da ;özellikle Azerbaycan'da atıyor.Tüm emperyalistlerin gözü o bölgede.Ama biz kardeşlerimize sırt çeviriyoruz.Bunun tek bir nedeni var:Türkiye'de yönetim emperyalistlerin "bizim çocuklarlar" dediklerinin elinde.Ayrıca emperyalistler sivil Truva atlarıyla bölgeyi adım adım kuşatıyor.Bunuda Türkiye'yi kullanarak,Türkiye üzerinden yapıyor.
MASONLAR KUZEY AZERBAYCAN'A EL ATTI!
Türkiye'deki masonlar, Azerbaycan'da bağımsız bir
locanın kurulması için çalışmalarını tamamladı. Hür ve Kabul Edilmiş
Masonlar Büyük Locası'nın yayın organı Tesviye dergisinde, bağımsız bir
Azerbaycan Büyük Mason Locası'nın yakında kurulacağı belirtilerek,
kurucu olmak isteyen "Kardeşlerin' ismini içeren liste ile,
Azerbaycan'da misyonu devralacak temsil ve temessül yeteneğine sahip
'haricileri tekris etme' yolunda çalışmalar başladığı bildirildi.
Bugün
değişik vadilerde Loca çalışmalarına muntazaman devam etmekte olan
'Kardeşler ve tekris olmayı bekleyen hariciler, Bağımsız Azerbaycan
Büyük Locası'nın kurulmasında üzerlerine düşen onur verici görevi
gerçekleştirecekler" denildi.
SOVYETLER BİRLİĞİ DÖNEMİNDE YASAKTI
SovyetlerBirliği döneminde yasak olan masonik örgütlenme, Sovyetlerin
dağılmasından sonra da Azerbaycan'da mevcut yasal mevzuat gerekçe
gösterilerek engellenmişti.
2003 yılında "Hazar Locası" olarak Türkiye Büyük Mason Locası bünyesinde faaliyete başlanmış, ancak bir türlü Azerbaycan Büyük Locası kurulamamıştı. Siyasi bir takım girişimler sonucunda şimdi bu aşamaya gelindiği bildirildi.
TÜRKİYE'DE EĞİTİM
Türkiye Büyük Mason Locası, 14 Haziran 2003 tarihli toplantısında, ileride Azerbaycan'da kurulması düşünülen bağımsız bir Büyük Loca'nın çekirdeğini oluşturacak bir Loca kurulması için çalışmalara başlanması kararı almıştı.
Bu amaçla "Üçgen"ler olarak bilinen İstanbul,Ankara, İzmir Vadileri'nden beşer yetkili masonun katılımıyla bir komisyon kurulmuş, "Yeni Ufuk" adı verilen komisyonun başkanlığına da bir Azerbaycanlı olan Behzat Rızvani getirilmişti. Komisyonun sekreterliğini ise Ankara Vadisi'nden Ali Herischi üstlenmişti.
2003 yılından bu yana Azerbaycan'da yürütülen çalışmalarda Azerbaycanlı mason sayısının bir kaç misline katlandığı, mason olan Azerbaycanlıların Türkiyeli masonlar tarafından eğitildiği belirtildi.
REKLAM YAYINLAMA KARARI ALDI
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın yayın organı olan Tesviye dergisi reklam yayınlama kararı aldı.
Dergi, daha önce de bir dönem reklam kabul etmiş, ancak Loca'nın tepkisi üzerine reklam yayınlamaktan vazgeçilmişti.
Loca'nın son toplantısında yeniden ele alınan reklam konusu, ara bir formülle tekrar benimsendi. Reklam verecek üyelerin müracaatları önce bir komisyon tarafından değerlendirilecek ve değerlendirme sonucu yayınına izin verilecek.
Yeni Şafak
----------------
HAZAR’DAN KARADENİZ’E KANAL AÇALIM' DEDİ
St.Petersburg’taki uluslararası foruma katılan Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Orta Asya’nın enerji ihracatında güçlü bir yeni rota oluşturulabilmesi için Hazar Denizi’nden Karadeniz’e uzanan 1000 km’lik bir kanal açılmasını önerdi.
11 Haziran 2007
Her iki bölgenin de enerji zengini olduğunu, ancak enerjinin dünya piyasalarına ulaştırılması gerektiğini belirten Nazarbayev, "Rusya üzerinden geçecek bu kanal bütün Orta Asya açısından güçlü bir koridor olacaktır" dedi. Nazaryabev muhtemel rota ile ilgili detaya girmedi. İki deniz arasındaki dağlık bölge üzerinde Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Rusya’nın güney kesimleri ve Türkiye’nin kuzeydoğusu bulunuyor.
HAZAR-KARADENİZ KANALI TEKRAR GÜNDEMDE
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Orta Asya
ülkelerini Hazar Denizi üzerinden Karadeniz'e bağlayacak Avrasya su
yolu için çalışmaları başlattı.
Orta Asya'nın en büyük çıkmazı olan denizlere kapalı oluşunun ne zaman sona ereceği halklar tarafından merak ediliyor. Bu bağlamda Avrasya su yolu projesi bölge için hayati önem arz ediyor.Karadeniz ile Hazar Denizini birleştirmek içinilk kazmanın Sokollulu Mehmet Paşa tarafından 1570'li yıllarda vurulduğu proje, son günlerde tekrar gündeme geldi. Özellikle de Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, projeyi hayata geçirmek için özel gayret sarf ediyor.Nazarbayev, 2007 Haziranında Sankt Peterburg'da yapılan uluslar arası ekonomik forumundaki konuşması sırasında konuyu gündeme getirerek, projenin hayata geçirilebilmesi için gerekli olan 6 milyar doların kolaylıkla bulunabileceğini ifade etmişti.Orta Asya ülkelerinin su yolu ile açık denlere
çıkma çabalarına Rusya temkinli yaklaşıyor ve kanalın kendi topraklarından nehirler yoluyla gerçekleştirilmesini istiyor. Bu ise
projenin 1000 km. daha uzaması demek olduğundan Kazakistan yönetimi
tarafından kabul edilmiyor.
Kazakistan tarafı Putin yönetiminin tepkisini azaltmak için Rusya'yı projenin hayata geçirilme çalışmalarına katılmaya davet etti.
Bu bağlamda Kazakistan ile Rusya ulaştırma bakanlıkları tarafından oluşturulan çalışma grubu iki gün önce Astana'da konu ile ilgili bir toplantı düzenledi. Toplantıda Hazar denizi ve Azov-Karadeniz havzaları arasında su yolu nakliyat/ulaşım kanalının inşaatı projesinin, Kazakistan ile Rusya ortaklığı ile başlatılması konusu masaya yatırıldı.
Kazakistan ulaştırma bakanlığının bildirdiğine göre: 'Çalışma gurubu temel olarak Avrasya Gelişim Bankasının sunduğu,iki projenin teknik- ekonomik özelliklerinin karşılaştırmalı değerlendirmesinin yapılmasını kabul etmiş bulunmaktadır. Bu projelerden ilki, Hazar denizi ve Azov-Karadeniz havzaları arasındaki su yolu projesinin Kumo-Manıç 'Avrasya' çukurunda kazılması, ikincisi ise Volga-Don gemi nakliyat kanalının ikinci kolunun inşasıdır.'denildi.
Bildiride, ortak komisyonun teknik ödevi bitirerek, iki projenin teknik ve ekonomik donanımlarının karşılıklı değerlendirlebilmesinin gereği lirtiliyor.
Mühendis ve danışmanların işe alınması için jüri oluşturulması da isteniyor.
Bildiride, ortak çalışma gurubunun,'Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in, 10 Mayıs 2007 de Vladimir Putin'in Astana'ya resmi ziyareti sonunda verdiği emrin yerine getirilmesi için oluşturulduğu hatırlatılıyor.
Kazakistan-Rusya Bakanlıkları arası ortak çalışma gurubunun kadrosuna, bu tür büyük projelerin yapılmasında deneyimli jeoloji ve hidroteknik alanında uzman bilim adamları da alınacak.
Rusya'nın iki denizin birleştirilmesi için ortaya attığı Volga-Don kanalı projesine göre, Nazarbayev'in bilim adamlarına hazırlattığı yine Rusya toprakları üzerinden geçecek olan Avrasya kanalı 1000 km. daha kısa.
İlk kez Sokollu Mehmet Paşa zamanında kazılmaya başlanan proje, Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü nedeniyle bitirilememişti. Bölge idarecilerinin okyanuslara açılma hayali 1936 yılında tekrar gündeme geldiyse de bir takım sebeplerden dolayı yine hayata geçirilememişti. Bu proje için Avrasya Gelişim Bankası kurulu,bu senenin Ağustos ayında, Hazar denizi ve Azov-Karadeniz havzaları arasında kanalının kazılması için gerekli olan teknik- ekonomik ekipmanların değerlendirmesinin yapılması için para verilmesini onaylamıştı.
19 Nisan 2009 Pazar
Emperyalistlerle, siyonistlerle düşe kalka bir şeyler öğrendi galiba Fethullahçı Gladio veya diğer adıyla yeşil ihanet.
Artık şifreli konuşmaya başladılar.Aynı siyonist örgütler gibi.
Oldu olacak:
Ümmet şövalyelerini de kurun.
Ardından İllahiminati örgütünü kurun.
Ardından Kurukafa ve sarıklar örgütünü kurun.
Ardından Beldirbeldirbak toplantıları düzenleyin.
Her sene ramazan ayının başında bir yerde çok gizli toplantılar düzenleyin.
Cengiz, Fehmi, M.Ali amcaları da davet edin.
Belki o zaman Cumhuriyeti ve ATATÜK sevgisini yıkarsınız.
“Çıkmaz aynın son perşembesine”
Bakın bunları neden yazdım.
Hayrullah Mahmut Özgür'ün tespitlerini okuyunca hak vereceksiniz.
KOD ADI: 1909Hayrullah Mahmud Özgür
KOD ADI: 1909 / 31 MART VAK'ASI'NIN 100. YILDÖNÜMÜNDE, ERGENEKON'DA 12. DALGAYI YAPMAK YA DA ERGENEKON II. İDDİANAME NEDEN 1909 SAYFA?!
Sayın Hüseyin Gülerce,
Ergenekon 12. dalga operasyonu bağlamında, CNN Türk ekranında dile getirdiğiniz görüşlerinizi büyük şaşkınlıkla dinledim.
Yapılan operasyonu hukuka uygun bulduğunuzu dile getirdiniz!
Ucu açık soruşturma için hukuka uygun tanımlaması yapanlara tavsiyem, bir gün hukukun kendilerine de lazım olabileceği gerçeğini hiç akıllarından çıkarmamaları yönünde olacaktır.
Nokta!
..............
Sayın Gülerce,
Hakka, hukuka, yerleşik hiçbir uygulamaya uymayan soruşturma sürecine gelince, madem siz tahrik ettiniz, bende birkaç satırla gözden kaçırmaya çalıştığınız birkaç ayrıntıya dikkat çekeyim.
Bugüne kadar meslektaşlarım bu basit detaya dikkat çeker diye bekledim ama demek ki, ama demokrasi aşkı içinde ne mümkün?!
31 Mart Vakası, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan en önemli gerici ayaklanmalardan biridir.
Meşrutiyet yönetiminin muhafazası amacıyla Selanik’ten İstanbul’a getirtilen Avcı Taburu, şeriatçı Volkan Gazetesi başyazarı Derviş Vahdeti’nin de kışkırtmasıyla 30 Mart 1325’i (13 Nisan 1909) 31 Mart’a bağlayan gece 04.00’te ayaklanmıştır.
Tarih kitapları böyle yazıyor.
Bu ayaklanma sırasında, subaylar hapsedildi.
Sarıklı, cübbeli hocaların önderliğinde Taşkışla’daki askeri birliklerden ayrılan grup, "Şeriat isteriz" sloganıyla Ayasofya’daki Meclis-i Mebusan’a yürüdü. İkinci ordu subaylarının ibadet yapmalarını engellediğini iddia eden gericiler, orduya getirilen batılı eğitim sisteminin de kaldırılmasını talep ediyordu.
Adliye Nazırı Nazım Paşa katledildi. Padişah Abdülhamid, isyancıların talebi doğrultusunda, Sadrazam Hilmi Paşa’yı görevden aldı ve ayaklanmanın durdurulması koşuluyla af teklif etti.
İkinci kez isyan çıkması üzerine Rumeli’de oluşturulan Hareket Ordusu, İstanbul’a girdi.
Abdülhamid tahttan indirildi.
Kurulan Divan-ı Harp’de Derviş Vahdeti ve 56 isyan lideri ölüme mahkum edildi
.......................
Sayın Gülerce,
Sizin de anlayacağınız üzere, böylesi mübarek bir günde operasyon yapmış bulunuyorsunuz!
Nokta!
.........................
Sayın Gülerce,
Bugünkü Hürriyet'in "Seyahat" ekinde, Prof Dr Mikdat Kadıoğlu, İtalya'nın "kanlı nisan yağmurları"ndan bahsetmiş.
T.S. Eliot'un ayların en zalimi diye nitelediği Nisan'da, Yobazlar, Hareket Ordusu'nun üzerleri'nden geçmesi üzerine yarım kalan "31 Mart karşı devrimi"nin rövanşını almaya çalıyor, diyebilir miyiz?!
100 yıldır birmeyen bir kavganın, devamı, intikamı değil ise o halde bu kadar raslantı karşısında ne diyeceksiniz?!
Yok eğer bunların hepsi birer raslantı ise bilmenizi isterim ki, siz hala bebekleri leyleklerin getirdiğine inanan o malum azınlık içinde yaşıyor ve/veya nisanın ahmak ıslatan yağmurları altında ıslanıyorsunuz demektir.
Sözün özü, AKP iktidarında, Mussoli'nin İtalyası'nın kanlı yağmurları ile yüklü bulutların dolaştığı bir gökyüzü var!
Nokta!
..................
"Biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah katındadır!"
Enfal:28
Ezcümle, AKP ve AKP ile işbirliği içinde olan malum tayfa, ne bu dünyada ne de öte tarafta (ahiret) hesap verecilecek durumdal!
...................
Sayın Gülerce,
Bu anlamda bir soru:
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, İstanbul'da, Harp Akademileri'nde, medya ile buluşmasının arifesinde, 18 ili kapsayan büyük bir gözaltı dalgası ile gündemle oynamaya çalışmak, var olan hakikatleri ne derece göz ardı edebilir, perdeleyebilir ki?!
Filvaki, 1909'un rövanşı ile yanmak, başka rövanşlara da çağrışım yapar!
Nokta!
Hülasa, ya çok cahilsiniz, neyi neden yaptığınızın farkında değilsiniz ya da her şeyin farkındasınız, 100 yıllık bir hesabı görmeye çalışıyorsunuz, o "Zaman" o "Vakit" acırım size!
Ezcümle, Benjamin Disraeli der ki, "İnsanın bilgisiz olduğunu bilmesi, bilgiye atılmış ilk adımdır"!
Nokta!
.......................
Ve...
Son olarak...
Ankara'da, Anıtkabir'i gezerken, rehberimiz olan genç tarih öğrencisi hanım anlamıştı.
Çanakkale Savaşı'nın en sert geçtiği anlarda dahi centilmenlik hiç elden bırakılmamış!
Su, yaralıların taşınması için savaşa ara verilir, bu sırada iki taraf da birbirine hiç dokunmazmış!
Ben, size göre "öteki" olan ben, AKP iktidarında onca sıkıntı yaşamış olan ben, sizlerde bitmek tükenmek bilmeyen bu kin, nefrete bir anlam verebilmiş değilim?!
Çanakkale Savaşı'nda, atalarımızın göğüs göğüse çarpıştığı düşmanlarımızdan daha geri bir duygu ile ekranlardan saldırıyor olmanıza bir anlam verebilmiş değilim!
Bu anlamda bir soru:
Bunca korku, baskı operasyonuna rağmen, Türkiye'nin tamamı sizce Fetullahçı ve/veya AKP'li olabilir mi?!
AKP başarılı olabileceğine inanıyor ise neden Erdoğan, uzun menzilli uçak satın aldı?!
Gülen neden ABD'de yaşıyor, "Türkiye karışmasın" diye ise cevabınız, sizce bu Türkiye'nin karışmamış hali mi?!
Uzlaşmadan Çankaya Köşkü'ne bir oldu bitti ile çıkartılan Gül, sizce Türkiye'yi bu gerginlikten kurtarabilir mi?!
Daha doğru bir ifade ile gerginliğin kaynağı olan Gül, Türkiye'de safların çarpışmasını engelleyebilir mi?!
Engeleyebilir ise neden şimdiye kadar, AKP Hükümeti'nin gönderdiği her kararı onaylama ve de uzun menzilli uçak satın alma operasyonuna dahil olma dışında hiçbir şey yapmamış?!
Atalarımız, Derviş'in fikri ne ise zikri de odur, diye söylerken bir bildikleri olsa gerek değil mi?!
Hülasa, kıbleniz de yanlış, rotanız da yanlış, referanslarınız da yanlış!
Ezcümle, yanlışsınız, yanlış yoldasınız!
Sevgiler
13 Nisan 2009 ya da 31 Mart Vak'ası'nın 100. yıldönümü
Hayrullah Mahmud ÖZGÜR
Murat Belge bile isyan etti
Vay vay vay.
Dönek komünist, ampulcu liboş hoca korkmuş.
Vallahi ben demiyorum, öğrencilerin diyor.
“Biz ampule sığmayız” hocam diyorlar.
Ergenekon canavarı aç kaldı, şimdi besleyenlerini yutacak.
“DÖN BABA DÖNELİM”
Dön hocam gideceksin gümbürtüye.
Benden söylemesi.
AKP destekçisi Murat Belge, Türkan Saylan'ın evinin basılmasından tedirgin oldu.
Ergenekon operasyonlarının 12. dalgası, bu operasyonlara baştan beri açık destek veren bazı aydınlarda da tereddüt oluşturdu. Murat Belge, Mithat Sancar gibi Taraf yazarları özellikle Saylan"ın evinde yapılan arama karşısında tepkilerini şu sözlerle dile getirdi: M. Belge: Evinin aranmasını hoş karşılamadım Peşin peşin söyleyeyim: Türkan Saylan"ın evinde arama yapılması olgusunu anlayamadım ve bundan tedirginlik duydum. Bu, Türkan Hanım"ın bilinen rahatsızlından ötürü duyduğum, biraz 'duygusal'lığa da yorulabilecek bir tedirginlik değil. Türkan Saylan sayılan, ama daha çok sevilen bir insandır ve sevilmeyi hak eden bir insandır. Bundan öte, 'Şeriata da darbeye de karşıyım' demiştir. Bu nedenlerle bu ev aramasını doğrusu hoş karşılamadım. Ancak, bu işler olurken, ortalıkta hatırı sayılır bir 'Ergenekon dostları' topluluğu olduğunu ve akla mantığa uysa da, uymasa da, her türlü olayı bir propaganda aracı haline getirmekte ustalaştıklarını unutmamak gerek. Türkan Hanım"ın evi arandı ama kendisi gözaltına alınmadı. Türkan Hanım darbeye karşı olduğunu söyledi ve kendisini biraz olsun tanıyan biri olarak benim bundan hiç şüphem yok, ama bütün bu cunta/darbe ajitasyonu içinde bayağı önemli ve bayağı merkezî bir rol oynayan bir örgütün başkanı olduğunu da unutmamak gerek. M. Sancar: Bedelini bütün toplum öder ÇYDD"YE ve Türkan Saylan"a yönelik böyle büyük çaplı operasyon için aynı şeyleri söylemek zor. Bu operasyonun resmî gerekçesini ve hangi delillere dayandığını bilmiyorum. Sızan bilgiler de, henüz cılız, tatmin edici olmaktan da uzak. (...) Bekleyip görmek en doğrusu; ancak bu aşamada bile şu kadarını söylemek isterim: Soruşturmanın inandırıcılığı ve yargılamanın selameti açısından savcılara büyük sorumluluklar düşüyor. Kendilerine emniyetten gelen bilgileri, çok iyi tartmak zorundalar. Aksi takdirde, soruşturma ve yargılama süreci büyük zarar görür. Bunun bedelini sadece kendileri ve hükümet değil, asıl bu memleket ve bu toplum öder.
Kaynak:internetajans
Gelin empati (duygudaşlık) yapalım:
Kendinizi Azerbaycanlı Türk kardeşlerimizin yerine koyunuz. “Tek millet, iki devlet” dediğiniz, “kardeş” dediğiniz bir ülke size daha 1992 de soykırım yapan ve topraklarınızın bir bölümünü işgal eden bir ülke ile sıcak ilişkiler kursun, sizi görmemezlikten gelsin.
Nasıl canınız yandı mı?
Buda yetmezmiş gibi Kardeş ülkenin dış işleri bakanı, sizin dış işleri bakan yardımcınızın görüşme talebine KAPIYI GÖSTERSİN.
Bakın ben size söyleyeyim.
Ben olsam; kardeş falan demem tüm ilişkilerimi keserim.
Ama Türk Halkının suçu ne?
Ermeni sınır kapısı açılmasın diye çırpınan Türk Halkının %92 sinin suçu ne?
Babacan’ın basiretsizliğinin günahını biz niye çekelim.
Yerel seçimlerde bile %39 oy almış foyası ortaya çıkmış, kendini Ümraniye davası, yandaş medya yalan dolanlarıyla, AB, ABD ve Siyonistlere teslim etmiş, ekonomisi çökeltirmiş, terörü siyasallaştırmış, kurucu unsurlarını azınlık durumuna düşürmüş, Cumhuriyetin değerlerine saldırmış, askere dil uzatmış, yargıyı siyasallaştırmış, “Laiklik karşıtı unsurların merkezi" olduğu yargı kararıyla kesinleşmiş, tüm stratejik kurumlarını satmış, müstemleke (sömürge) yasaları çıkarmış bir iktidarın günahını biz niye çekelim.
Azerbaycanlı Türk kardeşim; bu halk sizin yanınızda.
Bunu sakın unutma.
REZALET!
Babacan, Erivan’da kendisiyle konuşmaya çalışan Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı kovdu Lütfedip dinlemedi!
AKP’nin Azerbaycan’a bakışını apaçık ortaya koyan skandal, Ermeni ve Azeri basınına da yansıdı ve şöyle gelişti: Babacan, Sarkisyan’la görüşmek için beklerken yanına gelen Azeri yetkili bir şeyler söylemeye başladı. Bir de kapıyı gösterdi! Ermenİler, konuşmayı önlemek için müdahale etti. Azeri yetkilinin uyarılara aldırmaması üzerine bu kez Babacan kendisine dert anlatmaya çalışan bakan yardımcısına sert bir şekilde hitap ederek, kapıyı gösterdi. Erivan’da utandıran skandal!Ermeni ve Azerbaycan basını, Ali Babacan’ın Erivan’daki KEİ toplantısında kendisiyle konuşmaya çalışan Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı kovduğunu iddia etti
Erivan’da Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ve mevkidaşı Nalbandyan ile görüşmeler yapmıştı.
Geçtiğimiz 16 Nisan’da Erivan’da yapılan Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) toplantısında inanılmaz bir skandal yaşandığı iddia edildi. Toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısını kovduğu öne sürüldü. İddiayı Ermeni Dışişlerine dayanarak gündeme getiren Ermeni “Panarama.am” internet sitesi ve Azeri “Yeni Müsavat” gazetesine göre skandal şöyle gelişti: Sert bir dille konuştu “KEİ toplantısından sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan tarafından kabul edilen konuk dışişleri bakanları görüşmeden sonra dışarı çıktı. Bakanlar ayrılırken, Babacan, Ermeni Cumhurbaşkanı’nın makam odası önünde Sarkisyan’la ikili görüşme için beklemeye devam etti. Bu sırada Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahmud Memmedguliyev, Babacan’a yaklaşarak kulağına bir şeyler fısıldamaya başladı. Bunun üzerine Ermeni protokol görevlileri iki konuktan ayrılmaları yönünde talepte bulundu. Ancak Azeri bakan yardımcısı ikazlara aldırmayıp konuşmaya devam edince Ali Babacan, kendisine sert bir şekilde hitap ederek dışarı çıkması için kapıyı gösterdi. Beklemediği karşılık üzerine şaşkın duruma düşen ve morali bozulan Azerbaycanlı bakan yardımcısı sinirli bir şekilde oradan ayrılarak çıkış kapısı yerine tuvalet kapısından içeri girdi. İddiaya göre Azeri bakan yardımcısının komik duruma düşmesi karşısında, Ali Babacan, olayı seyreden Ermeni yetkililerle birlikte gülüştü. Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın koruma görevlileri daha sonra Memmedguliyev’e yakınlaşarak çıkış kapısını gösterdiler.” Müsavat gazetesi, diplomatik skandalı ziyareti izleyen bir Türk gazeteciye de doğrulattıklarını ve Türk Dışişleri’nin de olayın yazılmaması için gazetecilerden ricada bulunduğunu ileri sürdü. Konuya ilişkin açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı ise “Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısıyla arasında tatsızlık olduğu” yolundaki haberlerin ciddiye alınmaması gerektiğini bildirdi. Azerbaycan Babacan’a çok kızgın DIŞİŞlerİ Bakanı Ali Babacan’ın AKP iktidarının Ermeniyle yakınlaşma çabalarında oynadığı etkin rol ve Erivan’da ‘kapalı kapılar ardında’ yaptığı görüşmeler, Azerbaycan’da büyük öfke ve tepki yarattı.
Babacan’ın temasları olumlu havayı bozdu Türkiye’nin attığı adımlar Bakü’de yakından takip ediliyor. Dışişleri Ali Babacan’ın Ermenistan’ın başkenti Erivan’a yaptığı ziyaret, Başbakan Erdoğan’ın “Karabağ çözülmeden sınır açılmaz” söyleminin ardından Azerbaycan’da yaşanan huzuru ortadan kaldırdı. Bakan Babacan’ın ’kapalı kapılar ardında’ yaptığı görüşmelerde neler konuşulduğu merak konusu oldu. Bakü’deki siyasi çevreler, AKP hükümetinin Azerbaycan kamuoyundan bir şeyler sakladığı görüşünde. Bakü’deki diplomatik kaynaklar ise, Bakan Babacan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı toplantısına katılmak amacıyla gittiği Ermenistan’da, “Rusya’dan yardım” talep ettiğini öne sürdü. Türkiye’nin, Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme sürecinde Erivan’a sürekli destek veren Rusya’dan “arabuluculuk” istediği tahmin ediliyor. Bu arada Türkiye’deki diplomasi trafiği de yakından izleniyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’a Erivan ziyaretinde eşlik eden Ertuğrul Apakan’ın Ankara’da döndükten sonra ABD Büyükelçisi James Jeffrey ile baş başa yaptığı görüşmede neler konuşulduğu merak konusu.
Okuduğumda tüylerimi diken diken eden haberde olacaklar şunlar:
AB dayatmaları TSK’nin yetki alanlarını adım adım daraltıyor. Amaç terörle mücadelede askerin elini kolunu bağlamak ve çalışamaz duruma getirmek. Terörle mücadeleyi polise devretmek ve böylece daha siyasi bir yapıya ve iktidarın güdümüne sokmak. İleride Afrika-Güney Amerika ülkelerinde gördüğümüz silahlı kuvvetler arasında çatışma çıkmasına kadar gidebilecek bir oyun bu.
Durup dururken TSK’nin yetkileri neden daraltılıyor?
TSK; terörle mücadelede başarısız mı olmuştur?
Zaafa mı uğramıştır?
Oynanan oyunu görmemiz geliyor.
Üniter, Laik, sosyal, hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin sadık ve vefakâr bekçisi Türk Silahlı Kuvvetlerine AB patentli AKP destekli bu saldırılara Türk Halkı sessiz kalmamalıdır.
Her sessiz kalış yeni saldırıları getirmektedir.
Yandaş medyanın, Ergenekon davasının işinin gücünün TSK’yı yıpratmak olduğunu görmeyen varsa ona söylenecek bir şey yok.
Ama ateş çemberinin içerisindeki Anadolu Toprakları zayıflatılmış, yetkileri alınmış ya da yetki çatışmasına sokulmuş silahlı kuvvetlerle korunamaz.
Unutmayın “Anadolu bedel ister. Anadolu’yu kaşısan altından bedelini ödeyememiş, imparatorluklar, devletler, beyliklerin kalıntıları çıkar.”
Emperyalistler ve yandaşları gece yarıları çıkardıkları yasalarla Türkiye Cumhuriyeti’ni uçurumun eşiğine kadar getirmiştir.
Bedelini ödeyemeyenler arasında yerimizi almak istemiyorsak artık uyanma zamanı gelmiştir.
JANDARMA'NIN BAŞINA POLİS ATANACAK!
En geç beş yıl içinde Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlanacak, kurumda asker yerine profesyonel siviller görev alacak, başına Kara Kuvvetleri'nden orgeneral değil Emniyet'ten polis atanacak
Hükümetin Jandarma Genel Komutanlığı'nı, İçişleri Bakanlığı'na tamamen bağlayacak çok önemli bir adım attığı ortaya çıktı. Bunun ardında hükümetin, 31 Aralık 2008 tarihli Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayınlanan Ulusal Program ile Avrupa Birliği'ne (AB) verdiği taahhüt yatıyor.Yılbaşına saatler kala yayınlanan mükerrer Resmi Gazete'deki Ulusal Program'ın, 'Siyasi Kriterler' alt başlında, bu taahhüdün kapsamına ilişkin şu önemli ifadeler yer alıyor: “İç güvenlik hizmetinin, hükümetin belirleyeceği politikalar doğrultusunda ve yine hükümetin denetim ve gözetiminde; 'hukukun üstünlüğü' ve 'insan hak ve hürriyetleri çerçevesinde, kolluk kuvvetlerinin profesyonel ve uzmanlaşmış birimleri tarafından yerine getirilmesi esastır. Bu kapsamda, iç güvenlik yönetiminin koordinasyonunu ve sivil idarenin iç güvenlikle ilgili görev, yetki ve sorumluluklarını etkin olarak yerine getirmesini güçleştiren mevzuat hükümleri ve uygulamaları değiştirilecektir.”Bu ifadelerle Türk Silahlı Kuvvetler (TSK) ile ilgili görevleri ve terfi, personel, eğitim - öğretim gibi konularda Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Jandarma Genel Komutanlığı'nın, İçişleri Bakanlığı'na bağlanacağına vurgu yapılıyor.DEĞİŞİKLİK EN GEÇ 5 YILDA Hükümet, Ulusal Program'da yer alan hedeflerin kısa ve orta vadede yerine getirileceği konusunda AB'ye garanti verdi. Türkiye'nin yönetim dilinde 'kısa vade' 1 yıl, 'orta vade' ise 3 ila 5 yıl anlamına geliyor. Bu da en geç 5 sene içinde Jandarma Genel Komutanlığı'nın tamamen İçişleri Bakanlığı'na bağlanabileceği anlamına geliyor.KOMUTANLIK İTİRAZ ETTİ Hükümet, daha önce polis ve jandarmanın görev ve sorumluluk bölgelerinin belirlenmesiyle ilgili yönetmelik değişikliği yaparak Jandarma Genel Komutanı'nın yetkisini valilere vermişti. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Metin Gürak, konuyla ilgili soru üzerine, “GÖRÜŞÜMÜZÜN DİKKATE ALINMADIĞINI SÖYLEYEBİLİRİM” demişti. Jandarma Genel Komutanlığı, Ulusal Program'ın taslak aşamasında da yer alan ifadelere itiraz etmişti. 26 Eylül 2008'de İçişleri Bakanlığı'na gönderilen itiraz yazısında şöyle denilmişti: “Ülkenin önemli bir kesiminde, 169 yıldan bu yana iç güvenlik hizmeti veren Jandarma Genel Komutanlığı'nın görüşü alınmadan ve koordine edilmeden Taslak Ulusal Programa dahil edilen söz konusu ifade oldukça muğlak ve ucu açıktır. Ayrıca Ulusal Programların, AB tarafından hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgeleri'nde yer alan talepleri karşılamak maksadıyla hazırlandığı bilinmektedir. 2008 yılı Katılım Ortaklığı Belgesi'nde iç güvenlik hizmetine ilişkin herhangi bir husus bulunmamasına rağmen, Taslak Ulusal Programa dahil edilen söz konusu ifade dikkat çekici bulunmaktadır. İç güvenlik hizmetinin yürütülmesi için, 2803 sayılı 'Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu'nun mevcut hükümlerinin yeterli olduğu kıymetlendirilmektedir. Bu kapsamda Türkiye'nin AB'ye uyum sürecindeki öncelikleri dikkate alındığında, söz konusu ifadenin Taslak Ulusal Program'dan çıkarılmasının uygun olacağının değerlendirildiğini arz ederim.”280 BİN PERSONELİ VAR Jandarma Genel Komutanlığı'nın, 280 bin personeli bulunuyor. Bunların 4 bin 500'ü subay, 18 bini astsubay, 25 bini uzman çavuş geriye kalan yüzde 80'i ise er ve erbaşlardan oluşuyor. AB'ye verilen taahhütte, 'Kolluk kuvvetlerinin profesyonel ve uzmanlaşmış birimleri' olacağı vurgulanıyor. Halen Jandarma personel ihtiyacını Milli Savunma Bakanlığı'nın yaptığı asker alımlarıyla karşılıyor. Düzenlemenin hayata geçmesi durumunda Jandarma, artık asayiş hizmetlerini er ve erbaş yerine profesyonel kadrolarla verecek. YÜZDE 92'DEN SORUMLU Silahlı Kuvvetlerle ilgili görevleri eğitim ve öğrenim bakımından Genelkurmay Başkanlığı'na, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin yerine getirmesi konusunda İçişleri Bakanlığı'na bağlı olan Jandarma Genel Komutanlığı'nın sorumluluk alanı Türkiye yüzölçümünün yüzde 92'sini kapsıyor. Barış zamanında İçişleri Bakanlığı'na bağlı olan Jandarma Genel Komutanlığı, savaş zamanında ise Türk Silahlı Kuvvetler Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın emrinde oluyor. VALİ YA DA POLİS YÖNETECEK Teamüller gereği Jandarma Genel Komutanlığı'nın başına Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda kadrosu bulunan bir orgeneral atanıyor. Hükümetin Jandarma'yı tamamen İçişleri Bakanlığı'na bağlaması durumunda, başına Emniyet Genel Müdürlüğü'nde olduğu gibi bir vali ya da üst düzey bürokrat atanabileceği belirtiliyor.
Başbuğ'un 'Türkiye halkı' açıklamasını 'Türkiyelilik' şeklinde yorumlayanlara yanıt geldi
Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinde Orgeneral İlker Başbuğ'un İstanbul'daki konuşmasında Atatürk'ten alıntılayarak yer verdiği cümlesiyle ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada, Prof. Dr. Afet İnan'ın ''Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları'' kitabında Atatürk'ün kendi el yazısıyla ifade ettiği ''Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir'' tanımına yer verildi. Bilgi notunda şu ifadeler kullanıldı: "Türk milleti tanımını Mustafa Kemal Atatürk kendi el yazısı ile yazmıştır. Bu tanım, Prof. Dr. Afet İnan tarafından yazılan 'Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları' kitabının ilk sayfasında da yer almaktadır. Tanımın ana amacı 'Türk milleti' tanımının yapılması ve bu tanımın, kavramın etnik ve dini temellere dayanmadığının açıkça ifade edilmesidir. Tanım içindeki 'Türkiye Halkı' terimi de Atatürk tarafından bu nedenle kullanılmıştır. Bu tanımdan 'Türkiyelilik' gibi tanımlara ulaşılabileceğini düşünmek ve bu şekilde değerlendirmeler yapmak; hem Atatürk'ün 'Türk Milleti' tanımını niçin yaptığını hem de 'ulus devlet' kavramının ne anlama geldiğini anlayamamak ve konuyu saptırmak demektir. Ulus-devlet yapısı içinde, bu şekildeki düşüncelerin yeri olamaz." İşte TSK'nın açıklaması: (Prof. Dr. A. ÂFET İNAN, Medeni Bilgiler ve M. Kemal ATATÜRK'ün El Yazıları, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2000, s. 435) 1. "Türk Milleti" tanımını yukarıda görüldüğü gibi, M.Kemal ATATÜRK kendi el yazısı ile yazmıştır. Bu tanım, Prof.Dr. A.ÂFET İNAN tarafından yazılan "Medeni Bilgiler ve M.Kemal ATATÜRK'ün El Yazıları" kitabının ilk sayfasında da yer almaktadır. 2. Tanımın ana amacı, "Türk Milleti" tanımının yapılması ve bu tanımın, kavramın etnik ve dinî temellere dayanmadığının açıkça ifade edilmesidir. Tanım içindeki "Türkiye Halkı" terimi de ATATÜRK tarafından bu nedenle kullanılmıştır. 3. Bu tanımdan "Türkiyelilik" gibi tanımlara ulaşılabileceğini düşünmek ve bu şekilde değerlendirmeler yapmak; hem ATATÜRK'ün "Türk Milleti" tanımını niçin yaptığını, hem de "ulus devlet" kavramının ne anlama geldiğini anlayamamak ve konuyu saptırmak demektir. Ulus-devlet yapısı içinde, bu şekildeki düşüncelerin yeri olamaz. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
17 Nisan 2009 Cuma
İSTANBUL- Genelkurmay eski başkanı emekli orgeneral Yaşar Büyükanıt, Amerikalıların genelde terörle mücadele için asker istediğini belirterek,
"Obama'nın da Türkiye ziyareti sırasında Afganistan için asker istediğini düşünüyorum. Biz yıllarca bu ülkede şehit verdik. Bir de orada şehit verirsek bunu Türk halkına nasıl anlatırız" dedi.
Büyükanıt, dünyada bir karanlık savaş başladığına dikkat çekti.
Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (BÜSAM) tarafından düzenlenen "2'nci Uluslararası Strateji ve Güvenlik Çalışmaları Sempozyumu", üniversitenin Taksim Yerleşkesi'nde gerçekleştirildi. "21'nci Yüzyılda Ulusal Savunma" konulu sempozyuma Türkiye ve dünyadan uzman isimlerin yanı sıra Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cuma Bayat,
TBMM eski başkanı Hüsamettin Cindoruk,
Genelkurmay eski başkanı emekli orgeneral Yaşar Büyükanıt da katıldı.
Yaşar Büyükanıt, "Türkiye'de Savunmanın Değişimi" başlığı altında bir konuşma yaptı. Büyükanıt, NATO'yu eleştirerek, "NATO, son dönemlerde bir tehdit bulmak istedi. İlk olarak Kuzey Afrika'daki aşırı dinci gruplar tehdit olarak algılandı ancak 11 Eylül'de ABD'ye yapılan saldırılar sonrası tehdit kavramı değişti. Birleşmiş Milletler tarihte bir ilk olarak 5. maddeyi öne koydu. NATO burada büyük bir hata yaptı. Artık günümüzde savaş kavramı da değişmiş durumda. Silahlı tehdit haricinde artık ekonomik tehditler de var. Ekonomik manipülasyonlar, Türkiye ekonomilerini bozmaya çalışarak politik amaçlarda kullanmak, vakıfları ve sivil toplum kuruluşlarını yönlendirerek kamuoyunu kendi istikametine doğru kullanarak savaş başladı. Biz buna karanlık savaş diyoruz" ifadelerini kullandı. Karanlık savaşın en iyi örneğinin 2001 krizi olduğunu belirten Yaşar Büyükanıt, manipülasyon yapılarak kriz ortamı oluşturulduğunu savundu. Büyükanıt, "Bir de siber savaş var. Teknoloji kullanılarak bu savaş gerçekleştiriliyor. Türkiye'nin yaşadığı coğrafya çok belalı bir coğrafya. Kafkaslar'da, Suriye'de potansiyel bir tehdit söz konusu. Nitekim Kıbrıs da çok önemli. Kıbrıs Rum Kesimi, bazı ekonomik anlaşmalar için faaliyetlere geçti. Petrol arama gibi faaliyetlere başlamak için anlaşmalar yaptı. Türkiye Kıbrıs'ta bir sorun yaşarsa Akdeniz ekonomik bölgesinde sadece Antalya Körfezi'ne mahkum olur. Biz hep onların yaptıklarını takip ediyoruz ve 'olmaz' diyoruz. Halbuki bizim de artık ekonomik anlamda orada bir şeyler yapmamız gerekir. Yunanistan'da hava sahasının ihlalleriyle ilgili tartışmalar yaşanıyor. Halbuki Türkiye uluslararası hava sahasında eğitim uçuşu yapmaktadır. Yunanistan orayı bir milli egemenlik sınırı gibi görüyor. Bu tamamen yanlıştır. Eğer bu sorun aşılırsa, Yunanistan'la aramızda bir sorun kalacağını düşünmüyorum" açıklamasında bulundu
Türkiye, Ermenistan ile sınırı “açacak mı, açmayacak mı” tartışmaları sürerken, İran beklenmedik bir adım attı.. İran ile Ermenistan arasında dün stratejik bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, iki ülkeyi birbirine bağlayacak bir demiryolu kurulmasını öngörüyor. Demiryolunun kurulması, Türkiye ve Azerbaycan sınırları kapalı olan Ermenistan’a mal ve malzeme girişi konusunda büyük nefes aldıracak. Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan sınırları halen kapalı. İran sınırı açık olmasına rağmen, dağlar nedeniyle geçişler çok güç. Ermenistan, ihtiyacı olan mal ve malzemenin çok büyük bölümünü Gürcistan üzerinden sağlıyor. Ancak geçen Ağustos’ta yaşanan savaş ve Rusya’nın Gürcistan’a uyguladığı ambargo, Ermenistan’ı da “açlık” tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı. Nitekim, Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmanın ilk adımları da zaten, Gürcistan krizi üzerine atılmıştı. Erivan yönetiminin Ankara ile masaya oturmasının en önemli nedenlerinden biri, istikrarsız Gürcistan’da yaşanacak yeni bir krize karşı, “Türkiye sınırını açarak, halkını rahatlatmak” olmuştu. İRAN’LA STRATEJİK ANLAŞMAİran’la demiryolu anlaşması, bu çerçevede, Erivan’ın “Türkiye’nin sınırı açmaması” olasılığına karşı “B planını” oluşturuyor.İran ve Ermenistan Ulaştırma Bakanları’nın imzaladıkları demiryolu anlaşması, iki ülke arasında bağlantı kuracak 470 kilometrelik bir demiryolu kurulmasını öngörüyor. Demiryolunun büyük kısmı, iki ülke arasındaki dağlık alanda “tüneller” açılarak inşa edilecek. Demiryolunun maliyetinin de, tünel maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle 1.5 ila 1.8 milyar dolar olması bekleniyor. Demiryolunun fizibilite çalışmasına ise başlandı bile. ZEYNEP GÜRCANLI /HÜRRİYET
SAKARYA - Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Atatürk Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Enis Şahin, Ermenilerin, 2015 yılına kadar soykırım iddialarını 100 devlet parlamentosuna kabul ettirmeyi hedeflediklerini söyledi. Şahin, bunu, tazminat talebinde bulunabilmek için gerekli hukuki altyapıyı oluşturmak amacıyla yapacaklarını belirtti.
Doç. Dr. Şahin, 2015 yılında gündeme getirilmesi planlanan yüklü tazminat taleplerinin henüz hukuki alt yapısının oluşmadığını ifade ederek, 'Hukuki tabanın oluşması için soykırım iddiasının kabulü gerekir. Türkiye soykırımı kabul etmeden nasıl dayatabilirler. Tazminatın altından kalkılamayacak duruma gelindiğinde ise esas amaçları olarak toprak talebinde bulunacaklar' dedi.
Doç. Dr. Şahin, 1878 yılında Almanya'da yapılan Berlin Kongresi ile uluslararası arenaya taşınan Ermeni iddialarının, 130 yıldan beri varlığını sürdürdüğünü söyledi.
Üniversiteden mezun olduğu 1989 yılından beri Ermeni meselesi üzerinde çalıştığını bildiren Doç. Dr. Şahin, bugüne kadar Osmanlı Devleti'nin soykırım yaptığını kanıtlayacak hiçbir belgenin ortaya çıkarılamadığını belirterek, şöyle konuştu:
'Ermeni sorunu 130 yıldan beri devam ediyor. 1878 yılında toplanan Berlin Kongresi'nin 61. maddesinde 'Türkiye dahilinde bulunan Ermenilerin durumu kötüdür, batılı devletlerin gözetiminde Ermeniler konusunda ıslahat çalışmaları yapılmalıdır' ifadesi yer almıştır. Bu madde ile batılı devletler Ermeni meselesine burunlarını sokmuş ve sorun uluslararası nitelik kazanmıştır. 1880 yılında da Ermeni komiteleri kurulmaya başlanmıştır. Bu komitelerin amacı Osmanlı topraklarında ses getirici eylemler yaparak batılı devletlerin dikkatini bu yöne çekmektir. Osmanlı'da pek çok isyanlar çıkarılmıştır. Abdülhamit'e suikast düzenlemişlerdir.'
'ARŞİVİMİZDE KESİNLİKLE SOYKIRIM BELGESİ YOKTUR'
Ermeniler'in 1. Dünya Savaşı sırasında Ruslar ile işbirliği yaptıkları için zorunlu göçe tabi tutulduklarını hatırlatan Doç. Dr. Şahin, Osmanlı Devleti'nin hiçbir zaman soykırım düşüncesi içinde olmadığını ifade etti.
Zorunlu göçe tabi tutulan sınıflar arasında doktorlar, askerler, hemşireler ve Protestan kökenlilerin kapsam dışında bırakıldığını anımsatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Soykırım amacı olsa bu kişileri neden ayırsınlar? Ermeni'leri yok etmeye çalışsaydık, bunun mutlaka bir belgesi olurdu ama bugüne kadar böyle bir belge bulunamadı. Ermeni meselesi konusunda ülkemizden bazı kabul sesleri çıkıyor, imza kampanyaları. Ermeni meselesini siyasi olarak kabul etsek arşivlerimizi yakmamız lazım. Arşiv bir milletin hafızasıdır.
Arşivimizde kesinlikle soykırım belgesi yoktur.'
Osmanlı arşivlerinin bütün yabancı araştırmacılara açık olduğunu kaydeden Doç. Dr. Şahin, soykırımın aksine 1. Dünya Savaşı sırasında Ruslar ve Ermeniler'in Doğu Anadolu'da 2 milyon sivili katlettiğini söyledi.
Ermeni meselesinin göçün 50. yılı olan 1965 yılında yeniden gündeme taşındığını belirten Doç. Dr. Şahin, şöyle konuştu:
'Ermeniler 1965 yılında 50. yılı anma etkinlikleri düzenledi. 2015 yılı ise zorunlu göçün 100. yılıdır. Bunun için büyük bir hazırlık içindeler. Ermeniler zorunlu göçün 100. yılı olan 2015'e kadar soykırım iddialarını 100 devlet parlamentosuna kabul ettirmeyi hedefliyor. Bağımsız devlet olarak günümüzde soykırım iddialarını 18 ülkeye kabul ettirmişlerdir. Amerika'daki eyaletleri ülke olarak kabul edersek bu sayı 30 civarındadır. Faaliyetlerini bu yönde yürütüyorlar. Büyük bir yayın faaliyeti yapıyorlar. Türkiye Ermeni meselesini birinci önceliği arasına almalıdır. Bir an önce Dışişleri Bakanlığı konuyu gündemine almalıdır. Türkiye bu konuda geç kalıyor.'
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Hüseyin Obama'nın TBMM'de yaptığı konuşmasını da değerlendiren Doç. Dr. Şahin, şöyle dedi:
'TBMM'de 'Ben Ermeni meselesi konusundaki düşüncelerimi aynen koruyorum' dedi. Garip bir durum ki konuşması alkışlandı. Bilinçli olarak mı, cahillikten mi alkışlandı, farkına varamadım. Alkışlamamızı gerektirecek ne söyledi ki alkışladık? Obama'nın Ermenilere seçimden önce sözü var. Adam sözünün arkasında durduğunu söyledi, biz de mecliste onu alkışladık. Obama mecliste konuştuğu saatlerde doğum yeri Havai'deki parlamento soykırımı kabul etmiştir. Bu bir rastlantı mı? Bence Amerika'nın soykırımın arkasında duracağının göstergesidir.'