13 Kasım 2010 Cumartesi

NEDEN HEDEF TÜRK DENİZ KUVVETLERİ?



İŞTE SEBEP BUNU ENGELLEMEKTİ!

Görünmez gemi seferde



Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Milli Gemi Projesi’nin (MİLGEM) kapsamında üretilen Türkiye’nin ilk savaş gemisi Heybeliada (F-511) ilk seferine çıktı. Türkiye’nin yalnızca kendi imkanlarıyla tasarlayıp inşa ettiği ilk Türk korveti Heybeliada, “stealth” yani radara yakalanmama özelliğine sahip. Genelkurmay Başkanlığı, MİLGEM Projesi adı altında İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda, 22 Ocak 2007 tarihinde inşasına başlanan Heybeliada F-511 Korveti’nin 27 Eylül 2008 tarihinde denize indirildiğini, 2 Kasım 2010 tarihinde de ilk seferine çıktığını duyurdu.
Tamamen yerli üretim
Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı MİLGEM Projesiyle, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir savaş gemisinin savaş sistemleri de dahil olmak üzere tüm tasarım, entegrasyon ve analiz aşamalarını tamamen milli olarak gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu projeyle çok sayıda milli sanayi kuruluşu, üniversite ve bilimsel kurumu bir araya getirerek, bilgi ve tecrübe birikimiyle Türkiye’nin kendi savaş gemisinin tasarım ve üretimini yapmasını sağladığı açıklandı. Projenin ikinci gemisi olan Büyükada’nın (F-512) tekne inşası da İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda devam etmektedir.
108 kişilik yatak kapasiteli
MİLGEM projesi kapsamında üretilen Türkiye’nin ilk savaş gemisinin her türlü imkana sahip olduğu öğrenildi. Tüm kamaralarda modern mobilya ve aydınlatma sistemlerinin kullanıldığı gemide, toplam 108 kişilik yatak kapasitesi bulunuyor. Helikopterin konuşlanması için hangara, 10 tona kadar helikopterlerin gece gündüz iniş kalkış imkanına sahip.




İSTENİNCE VE MİLLİ İRADE GÖSTERİLİNCE TÜM ENGELLERE AKP'YE  RAĞMEN OLUYOR..


İFADEDE YOK, MAHKEMEDE YOK BİR TEK MANŞETLERDE VAR

Amerika'nın Türk Ordusu'na saldırılarında bir diğer gelişme de Deniz Kuvvetleri'ne karşı yürütülen karalama kampanyası... Yandaş medya, Türk Ordusu'nu hedef alan son operasyonunda Amerika'nın tehditlerini gazete manşetleri üzerinden yerine ulaştırıyor. Soruşturmada casusluk ile ilgili bir suçlama yer almamasına karşın yandaş medya casusluk haberlerinden geçilmiyor. İstifa eden Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral Türker Ertürk'ün bir uyarısı var: "Basında Deniz Kuvvetleri ile ilgili okuduklarınızın yüzde 95'ine inanmayın!"
Türk Ordusu'na kapsamlı bir saldırı dalgası daha başlatıldı. Casusluk soruşturması üzerinden yürütülen tertiple Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hedef alınıyor.

Ulusal Kanal, soruşturmada kimseye casuslukla ilgili soru yöneltilmediğini ve mahkemeye sevk maddelerinde de konuyla ilgili suçlama yapılmadığını ortaya çıkarmıştı. Ancak birçok gazete ve televizyon, polis kaynaklarından sızdığı açıkça anlaşılan haberlerle psikolojik savaşı sürdürüyor.

Akşam gazetesi, casusluk soruşturmasıyla hedef alınan 30 askerin görev yerlerinin değiştirildiğini yazdı. Haberde, 10 Deniz Harp Okulu öğrencisinin de okuldan atıldığı belirtildi.

Askeri öğrencileri okuldan atması için kendine baskı yapıldığını açıklayarak istifa eden Eski Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral Türker Ertürk, bu iddiaları Ulusal Kanal'a değerlendirdi.

"Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının projeleri sızdırdığı iddiası bana inandırıcı gelmiyor. Bunları sızdırsa sızdırsa bazılarının imam diye andığı kişiler sızdırır. Deniz Kuvvetleri hakkında basında çıkan haberlere inanmayın."

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’in kızı Sibel Kuli ve damadı Ali İhsan Kuli ise mağdur sıfatıyla Savcı Fikret Seçen'e ifade verdi. İfadelerinin ardından adliyeden ayrılan Kuli çifti açıklama yapmadı. Deniz Kuvvetleri Harekat Başkanı Tümamiral Fikret Güneş'in eşi Manolya Güneş de mağdur sıfatıyla ifade verdi. Güneş'in şikayetçi olduğu öğrenildi. İfadeye çağırılan Fikret Güneş’in kızı Damla Güneşse yurt dışında olduğu için mazeret bildirdi.

Yeni Akit Türk ordusunun dört kuvvetinden biri eksik kalmasın diye çalıştı ve o da jandarmayı hedef aldı. Jandarma Okullar Komutanlığı'nı hedef alan haberde, 4 teğmen uyuşturucu içmekle ve stajyer teğmenlere uyuşturucu kullanmaları konusunda baskı yapmakla suçlandı.
Ulusal kanal



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Kasım 2010 Perşembe

 İNGİLTERE HATIRASI

MADALYA VE İNGİLTERE DESTEĞİ Mİ LAZIM?
YÖNTEM BASİT.
BİR SİNAGOK ZİYARET ET.
TABİ GEÇMİŞİNİZDE İNGİLTERE HATIRASIVARSA
 
VE ARKANIZDA AMERİKAN BURSU VARSA



Abdullah Gül İngilizlerin gözdesi
KRALİÇE’DEN 2. ÖDÜL!
2008’de, Büyük Şövalye Nişanı verdiği Gül’ü
bu kez de ‘Chatham House’la onurlandıracak!

İşgalin yıl dönümünde...
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’ten 2010 “Chatham House Ödülü”nü almak üzere İngiltere’ye gitti. Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House), Gül’e kristal ödülünü, 1918’de İngilizlerin Çanakkale Boğazı’nı işgali ve İskenderun’a asker çıkardığı 9 Kasım’da verecek.

Ermeni açılımı mutlu etti
CHATHAM House, övgüyle bahsettiği Gül’e ödülün veriliş nedeniniyse şöyle açıkladı: Gül, bölünmüş Kıbrıs’ın bütünleşmesi konusunda çok önemli adımlar atmış ve Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi için başrol oynamıştır. Gül, AB üyeliğinin de önemli destekçilerindendir.

Türk bayrağı asmamıştı
KRALİÇE’ye refakat için 2008’de İstanbul’a gelen ve
Türk bayrağı asmayan uçak gemisi “HMS İllustrious”, 1918’de işgalin simgesi olan İngiliz gemisiyle aynı yere demir attmıştı. Gül bu törenden önce Kraliçe tarafından Köşk’te Büyük Şövalye Nişanı’yla ödüllendirilmişti.

İngiltere’den ikinci ödül!
Kraliçe 2. Elizabeth, 2008’de Türkiye’de ‘Büyük Şövalye Nişanı’ taktığı Cumhurbaşkanı  Gül’e şimdi de Anadolu’nun İngiliz İşgali’nin yıl dönümünde Londra’da Chatham House ödülü verecek

Haber / Analiz: Fatih YARDIM
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth tarafından takdim edilecek 2010 yılı “Chatham House Ödülü”nü almak üzere İngiltere’ye gitti. Gül’e bu ödül, düşünce kuruluşu Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House) tarafından İngilizlerin Çanakkale Boğazı’nı işgali ve İskenderun’la, Antakya’ya asker çıkardığı gününün yıl dönümü (9 Kasım 1918) 9 Kasım’da verilecek. Gül, ödül alacağı güne kadar, çeşitli görüşmelerde bulunacak, konferans verecek. Sözkonusu ödülün Chatham House’u himaye eden Kraliçe II. Elizabeth tarafından törenle takdim edileceğini, bu vesileyle, Chatham House’da ülkemizin uluslararası ilişkiler vizyonu ve Türk dış politikası, Oxford Üniversitesi’nde ise, İslam âleminde demokrasi ve kalkınma konulu konferanslar vereceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, İngiltere’de bulunacağı süre içinde, Başbakan David Cameron ile de bir araya geleceğini ve başta Türkiye’nin AB üyelik süreci olmak üzere, bölgesel ve uluslararası gündemde yeralan konular hakkında görüş alışverişinde bulunacağını bildirdi.

Yine smokin giyecek
9 Kasım’daki ödül töreninde Kraliyet Sarayı’nın tüm kuralları uygulanacağı için Abdullah Gül, törende smokin giyecek. Gül, göreve geldikten sonra ilk smokinini de Kraliçe II. Elizabeth’in 2008’de Ankara’ya yaptığı resmi ziyarette Köşk’teki akşam yemeğinde giymişti. İngiltere Kraliçesi, Londra’nın tarihi belediye binasında yapılacak törende Gül’e kristalden yapılmış ödülü verecek. Chatham House’un dünyaca bilinen en önemli özelliği ise mahremiyet konusunda. Bu düşünce kuruluşunda herhangi bir konuyla ilgili yapılan konuşmalar kaynak gösterilerek yazılamıyor. Bu durum tüm dünyada “Chatham House kuralları” olarak biliniyor.

Verilme gerekçesi
Ermenistan
Chatham House tarafından övgüyle bahsedilen Abdullah Gül hakkında şu görüşlere yer verildi: “Gül, Türkiye’de ve uluslararası camiada bütünleştirici etkisi ile çok önemli bir figür. Türkiye’nin yakın zaman önce kat ettiği ilerlemenin de önemli isimlerinden biri. Abdullah Gül, bölünmüş Kıbrıs’ın bütünleşmesi konusunda çok önemli adımlar atmış ve Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi için başrol oynamıştır.” Gül’ün Türkiye’nin AB üyeliğinin de önemli destekçilerinden biri olduğunu vurgulayan Chatham House, “Kendisinin liderliği altında Türkiye, sivil demokrasinin yerleşmesi ile siyasi ve hukuk reformlarının gerçekleşmesinde önemli yol almıştır” ifadelerine yer verdi.

Türkiye öncelikli konuları arasında
Chatham House üyesi, Avrupa ve Ortadoğu Araştırmaları Direktörü Fadi Hakura, Cumhurbaşkanı Gül’ün alacağı ödülle ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’nin son 5-6 yılda Chatham House’da ön plana çıktığını belirterek, “Türkiye, şu anda hem bölgesel, hem de uluslararası anlamda büyük rol üstlenen önemli bir ülke. Dolayısıyla Türkiye, Chatham House için öncelik olmaya başladı” dedi.

Büyük Şövalye Nişanı takıldı
Cumhurbaşkanı Gül, kendisine Büyük Şövalye Nişanı takan Kraliçe 2. Elizabeth için verdiği yemekte smokin giymiş ve onunla karşılık olarak kadeh kaldırmıştı.

Kraliçe 2. Elizabeth, Mayıs 2008’te Türkiye’yi ziyaret etmişti. Kraliçe onuruna resepsiyon veren Cumhurbaşkanı Gül de, daha önce hiç giymediği smokini Kraliçe 2. Elizabeth için verdiği yemekte giymişti. Kraliçe de Abdullah Gül’e büyük haç nişanı (Büyük Şövalye Nişanı) takmıştı. Hayrünnisa Gül de duygularını, “Kraliçe geldiğinde, aile yakınımız ziyaret etmiş gibi oldu. Akraba gelmiş gibiydi” sözleriyle ifade etmişti. Kraliçe 2. Elizabeth ve eşi Edinburg Dükü Prens Phliip’in Türkiye ziyareti kapsamında İstanbul’a gelen İngiliz uçak gemisi, “HMS İllustrious” da 1918’te Türkiye’yi işgal için gelen “HMS Ajax” adlı savaş gemisiyle aynı yere demir atmıştı. Dolmabahçe önüne demirleyen bu savaş gemisinde bir de resepsiyon verilmişti.

Türk bayrağı asmadı
Kraliçe Elizabeth, Türk karasularını girmesine rağmen MMS İllustrious uçak gemisine Türk bayrağı asılmamıştı. Üzerinde, 1 milyondan fazla Iraklı “nın kan lekesi bulunan İngiliz uçak gemisi “HMS İllustrious“,  gösterişli bir davete sahne oldu. Kraliçe Elizabeth’in konukları Abdullah Gül ve eşi Hayrunnisa’yı ağırladığı savaş gemisinin, 1918’de İstanbul’a giren İngiliz işgal gemisiyle aynı yere demir atması manidar bulundu. Gemide, Kraliçe ve konukları onuruna askeri tören düzenlendi... Davete, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, AKP Milletvekili Cüneyd Zapsu ile bazı işadamı ve medya mensupları katıldı...

Sevr’i hazırlayan kurum olarak biliniyor
1900’lerin başında oluşturulan ancak 1920’de resmiyete dökülen kuruluşun ilk adı “Yuvarlak Masacılar”dı. Bu masa, İsrail devletinin kuruluşuna öncülük etmiş, Osmanlı’yla, Orta Doğu’yu ilk parçalayan Sykes-Picot haritalarını çizmiş ve Sevr’i  yapmıştı. Daha sonra bu masa, resmi bir kuruma dönüştürülerek, “Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstütüsü” adı verilmişti. Kuruluşun en önemli özelliği ise, dünyada meydana gelen sorunları, savaşları tartışıp yönlendirmesi olmuştur. Bu kuruluşun aynı zamanda Exeter Üniversitesi’yle bağlantısı olduğu belirtiliyor. Abdullah Gül ve Fehmi Koru’nun eğitim gördüğü Exeter, 2006’da Gül’e, 2007’de de İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’na doktora payesi verdi. 2004’te Chatham House adını alan kurum, Chatham House Ödülü vermeye başladı. 2005 yılından bu yana bu kurumdan ödül alan isemler ise şunlar: “Brezilya Devlet Baskanı Luiz Inacio Lula da Silva, Gana Devlet Baskanı John Kufuor, Katar Eğitim, Bilim ve Toplum Vakfı Baskanı HH Sheikha Mozah, Mozambik Devlet Baskanı Joaquim Chissano, Ukrayna Devlet Baskanı Victor Yushchenko.” Bu arada, İngiliz Kraliçesi’nin ilk madalya taktığı kişinin de 1867’de Sultan Abdülaziz olduğu belirtiliyor. Abdülaziz, Avrupa ile ilişkileri geliştirme konusunda önemli adımlar atmış bir padişahtı. Abdülaziz sık sık Avrupa’ya gitmiş İngiltere Kraliçesi ile bir araya gelmişti. 
YENİÇAĞ HABERİ 
VE
KONU İŞLE İLGİLİ ODATV NİN HABERİ
Müyesser Yıldız Ankara'nın en deneyimli gazetecilerinden biri.

Bugün herkesin atladığı, (odatv'nin üç gündür araştırıp bir türlü sayfasına koyamadığı) bir haberle ilgili Avaz Türk'te bakın neler yazdı:
"İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House meşhur kristal cam ödülüne bu yıl Cumhurbaşkanı Gül’ü lâyık bulmuş. Türkiye, Gül’ün liderliği altında sivil demokrasiyi yerleştirmiş, siyasi ve hukuk reformlarını gerçekleştirmiş…
Ayrıca Gül, Irak’taki arabuluculuk rolü, Afganistan-Pakistan liderlerini bir araya getirmesi, Türkiye-Ortadoğu işbirliğine yaptığı katkılarından dolayı takdir edilmiş…
Tabii Kıbrıs sorunu, AB’yle ilişkiler, Türkiye-Ermenistan ilişkileri gibi konulardaki önemli, yapıcı çaba ve rolü de unutulmamış!..
TARİHÇESİ
Bu Chatham House hakkında biraz bilgi vereyim.
Resmen 1920’de kurulsa da kökleri 1900’lerin başına gidiyor. O zamanki adı “Yuvarlak Masacılar”dı. İsrail devletinin kuruluşuna öncülük eden, Osmanlı’yla, Orta Doğu’yu ilk parçalayan Sykes–Picot haritalarını çizen ve Sevr’i yapan bu masaydı.
Sonradan resmi bir kuruma dönüştürülüp, “Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstütüsü” adını aldı.
O günden beri de dünyanın sorunları ve doğabilecek krizlerin tartışılıp, yönlendirildiği ilk adres oldu.
Türkçesi, bir düşünce kuruluşundan çok, dünyaya yön veren bir merkez…
İkinci önemli özelliği de Exeter Üniversitesi’yle bağlantısı.
Abdullah Gül ve Fehmi Koru’nun eğitim gördüğü bu üniversitenin, İngiliz istihbarat servisiyle bağlantılı olduğu öne sürülmüştü.
Exeter, 2006’da Gül’e, 2007’de de İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’na doktora payesi verdi.

(...)
AKP’nin kuruluşu ve Başbakanlığı döneminde (Gül'ün) en yakın dostları, dönemin Türkiye Büyükelçisi Westmacot ile Dışişleri Bakanı Jack Straw, ilk sözleri de, “İlk hedefimiz AB… AB için reformlar sürecek” oldu.
Hatta Gül'ün Başbakanlığı sırasında AB zirvesine kendi imzasıyla gönderilecek “iyi niyet mektubu”nun İngiliz Büyükelçiliği’nde hazırlandığı ortaya çıktı.
Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye’yi çepeçevre kuşatan AB’nin 3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesi’ndeki ağır hükümler üzerine Lüksemburg’a gitmeme kararı alan Gül, yine İngiliz Büyükelçi Wastmacot tarafından ikna edildi. Gül, “son anda ve gönülsüz” bir şekilde Lüksemburg’a gidip, o belgeyi imzalayınca, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw’ın, “Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım” demesi de unutulacak gibi değildir.
İLK ÖDÜLÜ KİM ALDI
İngiliz Kraliçesi’nin ilk madalya taktığı kişi Sultan Abdülaziz’dir.
Bundan 100 yıl sonra bir başka İngiliz Kraliçesi ülkemize gelip, Gül’e, “Büyük Şövalye Nişanı” taktı.
Gül de hayatının ilk smokinini Kraliçe için giydi, eşi Hayrünnisa Hanım duygularını, “Kraliçe geldiğinde, aile yakınımız ziyaret etmiş gibi oldu. Akraba gelmiş gibiydi” sözleriyle ifade etti.
Tarihin tanıklığı yeter; Bu İngilizlerin her adımında, her ödülünde, her sözünde bir “keramet” vardır.
Hele de Jack Straw’ın!..
Şimdilerde Adalet Bakanı olan Staw, geçenlerde İngiltere’ye giden Başbakan Erdoğan’a, “Ben evimde, Türk çamaşır makinesi kullanıyorum” demiş.
Acaba “Türk çamaşır makinesinde” hangi kirli çamaşırlarını yıkıyor ve yıkamayı planlıyorlar?
Cumhurbaşkanı Gül, kristal cam ödülünü Sonbahar’da Kraliçe’nin elinden alacakmış… Biz şimdiden “hayırlı, uğurlu olsun” diyelim..."
Odatv.com

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
SÖZLEŞMELİ İHANET PROJESİ

Arslan BULUT-Yeniçağ

Sözleşmeli er” modeli konusunda en önemli yazıyı Savaş Süzal yazdı. Süzal, AKP’nin, füzesavar sisteminin Türkiye’ye yerleştirilmesini kabul ettiğini, itirazların tribünlere oynanan bir oyun olduğunu belirttikten sonra şu değerlendirmeleri yaptı:
“Ankara, şimdilerde kadrolu askeri yok edip bir lejyoner birlik kurma yolunda. Peki, ama neden sözleşmeli orduya ihtiyaç var? Bir kere hatırlarsanız ülke sınırlarının korunması askerden alınıp, özel sivil sınır koruma gücüne verilecek. Hesap bu. İçeride güvenliği, polis gücü koruyacak. İşte o zaman anlıyorsunuz ki amaç Atatürk’ün ordusunu yok etmek.
Şu anda Türkiye’de yaşananlar Osmanlı’nın son günlerinde işgal kuvvetlerinin padişah Vahdettin’e dikte ettirdikleri koşullarla aynı. Evet, ister kabul edin ister etmeyin Türkiye, fiilen Sevr şartlarına oturtulmuş bulunuyor. Basın ise aynı İstanbul’daki mütareke basını.
Peki, asker sözleşmeli olur da neden siyasetçiler sözleşmeli olmaz? Aynı şirket genel müdürü gibi sözleşmeli bir başbakan olsa, ülke zarara girince işten atıp maaşını ve ikramiyesini kessek ne olur. Yani bundan kötü olmaz herhalde..”
* * *
Tayyip Erdoğan ise G-20 zirvesine katılmak için Güney Kore’ye giderken sözleşmeli er modeli ile ilgili hazırlıkların kendilerine geldiğini belirterek, “Bunun üzerinde bizim de bir çalışmamız var. Yani gazetelere sızan, Bakanımızın yaptığı açıklamalar filan bunlar, şu anda bu görüşmelerin içerisinde yer alan konulardır, doğrudur. Yani bu çerçevede iş, şu anda ilerliyor. Ama bedelli kesinlikle şu anda gündemde yoktur. Bunun bilinmesini isterim” dedi.
Türk ordusunun, paralı askerlerden oluşan siyasi milisler haline getirilmesi, “filan”  diye geçiştirilecek bir konu mudur?

Emekli Tuğgeneral Raif Babaoğlu, sözleşmeli er projesini “ihanet projesi”  olarak nitelendiriyor.
Babaoğlu bize gönderdiği yazısında özetle şöyle diyor: 
* “İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 11 Ağustos 2010 günü Ağrı’da yaptığı toplantıda Güneydoğu sınır güvenliği için Profesyonel Güvenlik Gücü oluşturulacağını ve bu amaçla Polis Akademisi’nde yeni bir birim açtıklarını açıklamıştır. Oysa Silahlı Kuvvetler bünyesinde aynı amaçla birlikler oluşturulabilir.
* Bu hazırlık, TSK’ya alternatif bir ordu kurmak anlamına gelir. Başarı şansı sıfırdır. Çünkü eğitimini Silahlı Kuvvetler yapmayacaktır. Bu proje ABD ve AB’nin istek ve direktifleri üzerine başlatıldığına göre eğitim kadrosu Amerika’dan mı getirilecektir? Onlar da CIA’nın uzmanları mı olacaktır?
* Personel temini de bölge coğrafyasını iyi tanıdıkları gerekçesi ile yerli halktan, bilhassa PKK destekçisi kişilerden mi sağlanacaktır. Taş atan çocuklar diye himaye edilen kadrolar ve cemaatçiler, silahlı kuvvetlerin çekileceği sınırlara mı yerleştirilecektir?
* Barzani ve PKK’lı gruplarla yapılacak anlaşmalarla sükûnet sağlandıktan sonra koruculuk teşkilatı da dağıtılacak mıdır?
* Bu güçler, uyuşturucu kaçakçılığının da baş aktörü olarak ‘Demokratik Kürdistan’ ilanına ortam mı hazırlayacaktır?
* Dağlardaki ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ve ‘Önce Vatan’ gibi yazılarla Türkiye haritaları silinerek, bölge halkının Kuzey Irak ile tamamen bütünleşmesi mi sağlanacaktır?
* Hedefi, devletimizi, milletimizi ve vatanımızı bölmek olan BOP tuzağı bu projenin gerçekleşmesi bir kenara, üzerinde çalışılması dahi bir ihanettir. Bu sebeple derhal gündemden kaldırılmalıdır..”

Dehşet verici değil mi?
Ama halk bu gidişe oylarıyla ve demokratik tepkisiyle dur demezse, istikamet Babaoğlu’nun analiz ettiği yöne doğru gidecektir. Bu da apaçık görünüyor!

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Kasım 2010 Cumartesi

BAŞKA KAPIYA SAYIN BAŞVEKİL
Zahide Uçar

 Başı açık kadınlar örtülülere destek vermeliymiş(!).. Veren de varmış ama genelde vermiyormuş(!).. Geçiniz “Pek Sayın Başvekil”, geçiniz… İnancı için mi örtünüyor diyorsunuz? Artık buna inanmıyoruz. Neden mi? Bakın anlatayım Sayın Başvekil: 
Din ahlaktır. Peygamberimiz “ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim” buyurmuştu. Peki bugün sizin rantını yediğiniz türbanlıların ezici çoğunluğu nerede duruyor? 

Önce sizin “Kemal abiniz”in türbanlı eşinden başlayalım. Hani şu göğsünde Amerikan bayrağı olan tişörtle okyanus ötesine selam çakan hatun… Dünyanın hangi ülkesinide bakan eşi göğsünde başka bir ülkenin bayrağı olan tişörtle gezer? Aslında siz de haklısınız. Zaten hükümetinizin varlık sebebi Ortadoğu’da Amerikan çıkarlarını korumak. Eee, tabii aracılık yapan da yüzdesini almalı değil mi? 

Fakir ve halkçılık edebiyatı yapan sizler, fakirin ekmeğinden KDV alırken “elmas” gibi değerli taşların KDV sini “sıfır” yaptınız. Ne büyük tesadüftür ki, bu değerli taşların ticaretini yapan “Atasay Kuyumculuk”un sahibi Cihan Kamer’in büyük ortağı olduğu Atagold Anonim Şirketi`nin diğer ortakları oğlunuz Bilal, gelininiz Sema’dır. Sema türbanlıdır(!).. Edebiyatını yaptığınız “garip gureba “ ekmeğe, kefene, kalem-deftere KDV öderken, değerli taşların ticaretinden KDV alınmıyor. 

Hiçbir dönem din ile yolsuzluk söylemi sizin döneminizdeki kadar bir arada anılmadı. Peki, o inancı için türban taktığını söylediğiniz hanımlar bu duruma en ufak bir tepki verdi mi? Gazete köşelerinden AKP güzellemeleri yazan türbanlı hanımlar bu ayyuka çıkan yolsuzlukları kınayan bir yazı yazabildi mi? Yazamadı. Yolsuzluğu, hırsızlığı kınayamayan türbanlıya niye destek versin başı açık kadın? Haram-helal bilmeyen kafasını kırk kat örtse ne olur? 

İftira etmek, zulmü alkışlamak, insanların ekmeği ile oynamak dinin neresinde var? Haysiyet cellatlığı bu dinin neresinde var Sayın Başvekil? CİA ile beraber olup küresel sermayenin efendileri “ luciferin piçleri” ile iş birliği yapıp kendi orduna, vatandaşına, aydınına tuzak kurmak bu dinin neresinde var? 

Türbanlı hanımların bu kepazelikleri bir defa bile eleştirdiğini görmedim. 

Bir de Humeyni seven, Atatürk’ü sevmeyen, İngiliz mandası isteyen türbanlı kız vardı. İngiliz, dini Hristiyan olan sömürgeci bir millet... Din “sevdiklerinizle haşr olacaksınız” dediğine göre; CİA, İngiliz, Amerikalı ile haşr olmayı seçenleri biz niye destekleyelim Sayın Başvekil?

Fakir-fukara için verilen yardım paralarını iç edenlerin, iç edenleri koruyup kollayan zihniyetin de eşleri, kızları türbanlı değil mi(!)? "Fakire yardım için verilen bağış paralarıyla kurulduğu" söylenen bir kanalda oturup millete ahlak dersi veren türbanlı hanımlar ve eşi-kızı türbanlı olan beyler… Sizlere mi destek olmalıyız? Sizler ki helali harama katmış haramilerin hatırını Hakkın hatırından üstün tutmuş kişilersiniz. Geçiniz beyler, geçiniz… 

Ülkesi elden çıkarken gıkı çıkmayan, soyunu kurutacak GDO yasallaşırken kılı kıpırdamayan, haramiyi alkışlayıp, zalimi kutsayan zihniyet neresini örterse örtsün destek bulamayacaktır. 

Eğer; 
Ülkesi elden çıkarken Filistin’e ağladıkları kadar kendi ülkesi için ağlayabilselerdi… 
Yolsuzluklara, hırsızlıklara karşı çıkabilselerdi… 
Ülkenin her şeyi satılırken ülkelerine sahip çıkabilselerdi… 
Gözümüze baka baka yalan söyleyen siyasilere “yalan imanı götürür”, istifa edin diyebilselerdi.. Yani “Allah’ın hatırını dostun hatırından üstün” tutabilselerdi… 
Şehit anneleri polisler tarafından itip kakılırken “bir kadın, anne olarak” bu ülke için evladını vermiş annelere sahip çıkabilselerdi… 
AK Belediyelerin birçoğunun 10 liralık bir işi 20 liraya yaptırıp aradaki farkı seçimde seçim yardımı olarak kabul etmelerini “kul hakkı yemeyin” diye eleştirebilselerdi… 
Kendi hemcinslerinin tecavüze uğradığı Akdamar’da ki kiliseyi bu fakir milletin cebinden onarıp ibadete açanlara “Müslüman Türk kadınının onuruyla oynayamazsınız” diye haykırabilselerdi… 
Irak’ta Müslüman kadın ve kızlar, çocuklar tecavüze uğrarken tecavüzcülerin ihtiyaçlarının Türkiye üzerinden karşılanmasını protosto edebilselerdi… Iraklı Müslümanlar için de Filistinliler kadar ağlayabilselerdi… 
İslam "faiz alan da veren de annesi ile cami avlusunda zina etmiş gibidir” der. Ülkeyi faiz-borsa kıskacında soyduran politikacılara karşı çıkıp, bu büyük günahı politika haline getirenleri eleştirebilselerdi eğer… 
Bizler de türban takanların samimiyetine inanabilirdik.

 Sayın Başvekil; insanımızı Alevi-Sünni, Kürt-Çerkez-Laz,…. 47’ye kadar giden etnik ayrımcılık sözleri ile bölmeye kalktığınız yetmedi, şimdi de örtülü ve açık kadını karşı karşıya getirmeye çalışıyorsunuz. Fitnenin büyük günahlardan olduğunu size kimse öğretmedi mi? İmam Hatip Lisesinde din ahlakı öğretilmedi mi, yoksa anlatılanlar "müzik notası(!) gibi mi geldi? Sizin gibilere benim köyümde "At ile arpayı birbirine takıyor" derler.  Siz gerilimden, kavgadan besleniyorsunuz. Geldiniz geleli şu millet huzur yüzü görmedi. Aynı gölgesiyle kavga eden adama benziyorsunuz.

 "Mümin yumuşaktır. O kadar ki onu yumuşaklığından dolayı ahmak zannedersin." Hz. Muhammed 
Ama siz “öfke de bir hitabet sanatıdır” diyordunuz değil mi(!)? 

"Vicdan sahibi kısık seslidir." A.F.Y

Sayın Başvekil, İslam dini der ki; 
“Mecburiyeti kendine, hoşgörüyü başkasına uygulayacaksın”. Siz nasıl bir dine inanıyorsunuz ki; “sonsuz hoşgörüyü kendinize, cebriyeti başkalarına” uyguluyorsunuz?

Sayın Başvekil, size dini bir hikaye anlatayım:

Rabiatül Adeviye kadınlı erkekli bir gruba sohbet etmektedir ama başı açıktır. Uzaktan Hasan-i Basri’nin geldiğini görünce başını örter. Hasan-i Basri; “Ya Rabia, başın açıktı. Beni görünce neden örttün?” diye sorar. Rabia Adeviye; 
"Ya Hasan-i Basri, örtü insanadır. Benim sohbet ettiklerim arasında insan sıfatına kavuşmuş 'hayvan sıfatdan kurtulmuş' kimse yoktu. Hayvana da namahrem olmaz. Baktım uzaktan insan sıfatında sen geliyorsun, ben de başımı örttüm” der

Ne dersiniz, belki de “nasıl insan olunur” onu konuşmak gerekiyor.

Türban kanalizasyon kokularını kapatmak için “arıtma” vazifesi görür mü sanıyorsunuz?


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

31 Ekim 2010 Pazar

30 Ekim 2010 Cumartesi

YASEMİN ÇOKGAR MASON'UN BAYRAM YAZISI


AMA ÖNCE EŞİNİ TANIYALIM:



İşte Yasemin Çongar’ın eşi Chris Mason’un okulundan kaldırılan ilginç biyografisi:
M. Chris Mason

Senior Research Fellow/Kıdemli Araştırma Görevlisi/Üyesi
M. Chris Mason, Afganistan, Pakistan ve Hindistan tarihi ve etnografyası konularına odaklanan Kültür ve Çatışma İncelemeleri’nde görev yapan bir Kıdemli Araştırma Görevlisi’dir. Bay Mason Haziran 2001’den başlamak üzere dört yıl süreyle Dış İşleri Bakanlığı’na bağlı Siyasal Askeri İşler Bürosu’nda Afganistan Siyasa Görevlisi olarak görev yapmış, Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’nden (ISAF), Silahsızlandırma Programı (DDR) ve Afgan Ulusal Ordusu’na (ANA) kadar pek çok alanda ABD güvenlik politikaları geliştirmiş emekli bir Dış İşleri görevlisidir.
Bay Mason, Dış İşleri Bakanlığı’nda görevli iken, Afganistan’da farklı grup ve aşiretler ile bunların yerlerinin belirlenmesine ilişkin bir takım gizli projelerde istihbarat topluluğuyla yakın çalışma içinde olmuştur. Kendisi, Dış İşleri’nde söz konusu ülkenin (Afganistan’ın) tarih, kültür ve etnografya uzmanı olarak kabul görmüş ve CIA’nin Paştun Kızıl Hücresi’nde görev almıştır.
Bay Mason 2005’te, Pakistan sınırındaki İl Yeniden Yapılandırma Takımı’nda (PRT) Siyaset Görevlisi olarak çalıştı. Bölgedeki ABD hükümetine bağlı tek kıdemli sivil görevli olarak, bölge valisi ve ABD Ordusu manevra elemanlarıyla geniş bir alanı gezmiş ve bölge çapında Şura toplantılarının ve binlerce Afgan’ın katıldığı konuşmaların düzenlenmesine katkıda bulunmuştur. Bu tur öncesinde Bay Mason, Ocak 2002’den başlamak üzere, güvenlikle ilgili çeşitli projelerle ilgili olarak, Afganistan’ı sık sık ziyaret etmiştir.
Bay Mason, şu anda aynı zamanda, Washington’da Gelişmiş Güvenlik İncelemeleri Merkezi’nde Kıdemli Görevli’dir ve Virginia, Quantico’da Donanma Gelişmiş Kültür Öğrenimi Merkezi (CAOCL) Güney Asya Masası Görevlisi olarak hizmet vermektedir; kendisi Virginia’da, Donanma sınıfları için Afganistan’a ilişkin sınıf programı ve uzaktan öğrenim programları geliştirmiş ve Afganistan Harekatçısının Kültür Rehberi’ni yazmıştır; bunlara ek olarak, Afganistan’a gönderilen Denizciler’i eğitmektedir. Bay Mason, Ulusal Savunma Üniversitesi, Ortak Özel Operasyonlar Üniversitesi, Fort Bragg, RAND, DynCorps’ta ve Donanma Lisansüstü Okulu’nda Afganistan’da etnografya ve isyana karşı koyma konularında dersler vermektedir.
Bunlara ek olarak, Bay Mason Rochester Institute of Technology’de (RIT) Güvenlik İncelemeleri Master Programı (MSS) için İsyana Karşı Koyma dersi ve Afganistan’a gönderilecek askeri personele eğitim veren (ABD ordusunun gezici) Liderlik Geliştirme ve Sürdürülebilir Barışı Koruma Eğitimi (LDSEP) programı dahilinde Afganistan tarihi, kültürü ve Taliban üzerine dersler vermektedir.
1990 yılında Yurt Dışı Hizmetleri’ne katılmadan önce, Bay Mason 1977-1979 yılları arasında Güney Amerika’da Barış Gücü gönüllüsü olarak, 1981-1986 arasında aktif görevde donanma subayı olarak, topçu subayı (USS John Young, DD973), ileri gözetleyici (12. Donanma Alayı, 2. Tabur) ve deniz topçu ateşi subayı (2. ANGLICO Airborne). M. Chris Mason, Donanma Uzman Paraşütçü Madalyası, Donanma Başarı Madalyası, Kore Savunma Madalyası, İnsani Hizmet Madalyası, Zimbabve Ordusu Paraşüt Nişanı, ABD Dış İşleri Üstün Şeref Madalyası ve başka nişanlarla ödüllendirilmiştir. Carnegie Mellon Universitesi’nden lisans, Donanma Üniversitesi’nden Askeri Eğitim’de yüksek lisans dereceleri almıştır ve şu anda Washington’da, George Washington Üniversitesi’nde Güney Afrika Tarihi doktorası üzerinde çalışmaktadır.
Culture & Conflict Review Makaleleri:
Alınmamış dersler, Cilt.1, No. 2, Aralık 2007.
Diğer Yayınlar:
Terörizm, Ayaklanma ve Afghanistan (PDF) -Thomas H. Johnson ve M. Chris Mason, 21. Yüzyıl’da Terörizme ve Ayaklanmaya Karşı Savaş, Uluslararası Perspektifler, Cilt 2. Kaynaklarla ve Kolaylaştırıcılarla Savaşmak, yay. James J. Forest, Praeger Security International, 2007.
Taliban’ı ve Afganistan’da Direnişi Anlamak. (PDF) (Text formatı) -Thomas H. Johnson ve M. Chris Mason
Orbis: A Journal of World Affairs 51, Cilt. 1, 20072006
************
YASEMİN ÇONGAR MASON
YA DA

Seksen yedi yıl sonra, hâlâ vatandaşlarının tümünün kendisini eşit hissetmesi için gerekli koşulları sağlayamamış bir cumhuriyetin kuruluşu kutlanıyor bugün.

Türk’sen, Sünni’ysen, dindar değil “laik”sen eyvallah, bu cumhuriyetin birinci sınıf vatandaşı olma şansın var...

Zira bu en temel şartları yerine getirenler için, ideolojik yükümlülüklerin ifasına kalıyor iş.

Onlar da basit zaten; varlığını Türk varlığına armağan edeceksin, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyecek ve bunu dediğin için mutlu olacaksın, “Atam izindeyiz” lafının “Kemalizm’den izne ayrılmak” olarak yorumlanamayacağını bilip, Atatürkçü Düşünce Sistemi’ne biat edeceksin; kadınsan giyiminle kuşamınla örnek bir “cumhuriyet kızı” olacaksın; erkeksen “her Türk gibi asker doğduğunu” ve vakti gelince ölmeye, öldürmeye gideceğini, nitekim söz konusu vatansa vicdanın teferruat olduğunu unutmayacaksın vesaire vesaire...

Yok, bunları yapmıyorsan, anti-kemalistsen, milliyetçi değilsen, demokrasi diye tutturmuşsan, vicdani retçiysen, solcuysan, özgürlükçüysen işin zor...

Ve eğer, Rum’san, Ermeni’ysen, Yahudi’ysen, Alevi’ysen, Kürt’sen, başörtülüysen, geçmiş olsun, zira bizatihi kimliğin bu cumhuriyetin “birinci sınıf” vatandaşı olarak kabul görmene uygun değil senin; bu devletin topraklarında kendini tam anlamıyla eşit hissetmen seksen yedi yıl sonra hâlâ imkânsız.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı bu duygularla idrak ederken, bu anlamlı günde cumhuriyetin o “kutsal” doğum belgesine de bir bakalım diyorum ben.

Bize okulda, bir Nutuk’a “kutsallık” atfetmemiz öğretildi zira, bir de bu belgeye; yani Lozan Antlaşması’na.

Ama her ne hikmetse, Lozan’da ne yazdığını pek öğretmediler.

Sonuç ortada...

Lozan’ın gereklerini bile yerine getirmeyen bir devlet Türkiye Cumhuriyeti; ama çoğumuzun gıkı çıkmıyor.

KCK Davası bunun en son örneği...

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanıkların anadilde savunma talebini reddetmesi açık bir Lozan ihlaliydi; Cumhuriyet’in mahkemesi, Cumhuriyet’in doğum belgesinin hükümlerini çiğnedi...

Ne oldu?

Sağır edici bir sessizlik.

Diyarbakır’daki Taraf muhabiri Helin Alp, o sessizliğe teslim olmayanlardan biriyle konuştu bugün.

KCK Davası’ndaki sanık avukatlarından Tahir Elçi’nin Helin Alp’e, “anadilde savunma hakkının engellenmesinin, sadece vicdana ve adalet duygusuna değil, Lozan’a, Avrupa Konseyi’nin Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı’na, AGİT’in Oslo Tavsiyesi’ne de aykırı olduğunu” anlattığı söyleşiyi mutlaka okuyun.

O söyleşide Elçi’nin değindiği ama ayrıntısını vermediği madde son derece açık.

Lozan’ın 39. maddesinin son iki paragrafı, yani dördüncü ve beşinci fıkraları aynen şöyle: 

“Türkiye vatandaşlarından hiç birinin gerek özel ya da ticari ilişkilerde, gerek din, basın veya her türlü yayın hususunda ve gerek genel toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir kayıt koyamayacaktır.
 

Resmî dil mevcut olmakla birlikte, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için uygun kolaylıklar gösterilecektir.”


Türkiye Cumhuriyeti, seksen yedi yılda, bu paragraflardan ilkini kaç kere ihlal etti dersiniz?

Bayram tebriklerini Kürtçe yazdı diye; Q, W, X gibi çok tehlikeli harfleri kullandı diye yargılananlara sorun bence...

Kürtçe şarkının, Kürtçe derginin, Kürtçe televizyonun “suç” olduğu zamanları hatırlayın, kaç yılın bu yasaklarla geçtiğini hesaplayın...

Kürtçeden başka dil bilmeyen anasıyla “Türkçe” konuşmak zorunda bırakılan mahkûmları düşünün...

Ya ikinci paragraf; “kutsal” Lozan’ın 39/5. maddesi yani?

Diyarbakır’da, seksen yedi yıllık cumhuriyetin adaletini temsil eden mahkeme, daha on bir gün önce, bu maddeyi açıkça ihlal etmedi mi?

KCK sanıklarının anadilde savunma yapmasına karşı çıkmak, “Türkçeden başka bir dil konuşan Türk vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için uygun kolaylıklar gösterilecektir” hükmünün neresiyle bağdaşıyor?

Bu maddenin lafzı da, ruhu da açık değil mi?

“Resmî dil bulunmasına rağmen” vurgusuyla, “resmî dairelerde resmî dil kullanılır” kuralına açık bir istisna getirilmiyor mu?

Bu maddede, “azınlık” tanımı ayrıca yapılmazken, “Türkçeden başka bir dil konuşan” sözüyle, “anadili Türkçeden başka bir dil olanlar”ın kastedildiği aşikâr değil mi?

Ama siz gelin de bunu, seksen yedi yıllık cumhuriyetimize anlatın.

Kimliğini “makbul” saymadığı vatandaşlarının haklarını çiğnemekten seksen yedi yıldır vazgeçmeyen bir cumhuriyetin adaletini temsil eden mahkemeden ne beklenir?

Adeta kutsadığı Lozan’ın bile gereklerini yapmaktan imtina eden bir devlete ne denir?

Doğum günü kutlu olsun. 
taraf

Burası Türkiye ve saat 02,02.Bu iki yazının ışığında yanınızda yatan eşinizi yada kendinizi,yada akrabalarınız hakları gasp edilmiş bir azınlık olarak görebilirsiniz.Yada sa Yasemin Çongar Moson hanımı dinleyerek Cumhuriyetin 87. yılında ondan ve kurucularından nefret edebilirsiniz.Yada kendinize CİA'dan bir koca yada hanım bula bilirsiniz.O zaman her şey çok daha kolay olur.MASON ailesi öyle istiyor.
Not:Yasemin Çongar MASON'un yazısına cevap bu kadar değil tabi ki.Bu sadece aktarmak için.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
DÖNMELİĞİN DÖNÜLEMEZ SON NOKTASI

“Cumhuriyetin bugünkü 87. yıldönümünde askerlerin ortaya koyduğu tavır, Türkiye’nin gelişmesini, onların ise ‘gerilemesi’ni yansıtıyor.
Cumhurbaşkanı, Çankaya Köşkü’nde bir ‘Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’ veriyor, saati günler öncesinden belli ve askerler Çankaya Köşkü’ndeki resepsiyonun başlama saatinden yarım saat önce kendi resepsiyonlarını veriyorlar.
Bu âdeti iki yıl önce, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ başlatmış. Yani, askerler sözüm ona ‘geleneği’ devam ettiriyorlar gibisinden yine sözde bir ‘masumiyet’ zırhına bürünecekler.
Bu yıla dek, Çankaya’da ‘First Lady’nin başörtülü olması nedeniyle iki resepsiyon veriliyordu. Öğle saatlerindekine askerler katılıyordu. ‘Eşsiz’ olanına. Askerler ‘eşli’ olandan böylece kendilerini kurtarıp, ‘eşleri’ ile birlikte ‘eşzamanlı’ bir resepsiyon düzenleme kaçamağı elde ediyorlardı.
Bu yıl, bu şansları kalmadı.
Resepsiyon teke indirildi. Çankaya’da bu akşam tek resepsiyon var ve ‘eşli’. Eğer, yüksek komuta heyeti buna katılmazsa, dahası aynı saatte kendileri bir resepsiyon düzenliyorlarsa bu, Çankaya’ya yani Cumhurbaşkanlığı’na, yani Türkiye devletinin başkanına karşı bir ‘simgesel başkaldırı’ içinde oldukları anlamına gelir. Yakışıksız bir davranıştır.
Başka bir dönem olsaydı, bundan önceki yıllarda, hatta geçen yıl böyle bir davranış ortaya konsaydı, bu ‘ciddi’ bir ‘siyasi gerilim’e işaret ederdi.”
 

Buyuruyor sokak yazarı (kendi deyimiyle) Cengiz Çandar.
İstediği kadar küresel zenginler kulübü Bilderberg toplantılarına katılsa da ekonomi konusundaki yazılarında cehalet akıyor. Alıntının üstünde dâhiyane ekonomik görüşleri var.
Sayın Cengiz Bey’in her yazısını okuduğumda, bir insanı değiştirmek, devşirmenin en kolay yolunu düşünürüm.
İşte tam da bu:
En arsız karşıt görüşlüyü devletin parasıyla danışmanınız yapın. İlk başlarda bocalayacak, aynaya bakınca kendini bir tuhaf görecek. Sonra bu tuhaflığa alışacak ve hayatındaki olumlu ekonomik yansımalarının etkisiyle geçmişini yargılamaya başlayacak.Hatalarını düşünecek, herkesin olduğu kadar olan arkadaş davranışlarını kaypaklık olarak adlandıracak ve nihayetinde bu yeni halinden memnun , geri dönülemeyecek şekilde dönecektir. Züğürt Ağanın final sahnesi gibi. Sol felsefenin mücadeleci dehlizlerinden kapitalizmin her türlüsünün ışıltılı koridorlarına ani geçişin ve dönmenin dönülemez son noktası. Yakıp yıkılmış beklide bilinçaltına atılmış bir geçmiş. Dönülemeyen dönüşten geçmişin alt birikimleri sol felsefeyi kapitalist/emperyalist patronların ayrılıkçı Kürt politikaları ve asker düşmanlığına evire bilme becerisi. Sol menşeli liboşların kesişim kümesi, ortak elemanları.

Sayın Cengiz Bey türban gibi emek özürlü, kadını ikinci sınıf bir metaya indirgeyen siyasi bir simgeyi, kadının başından söküp askerin kafasına çarpmayı bir modernite, gelişme, medenileşme olarak suna bilme başarısını gösteriyor. Ya da gösterdiğini sanıyor. Buna gösterilen tepki değil sorun, sorun asker.Yoksa katılmayan CHP’den hiç bahsetmiyor,umurunda da değil.
Hedef ve biçilmiş rol belli. Ayrılıkçı Kürt faşizan hareketleri demokratik talep olarak yansıtmak ve bunun önündeki engel TSK’yı her türlü silahla vurmak. Bu saten veya keten, bir avuç içi kadar, bir kadının örtüsü bile olsa.
Cumhuriyetin 87 yıl dönümünde misyonuna uygun bula bildiği bu olmuş.


Tebrikler Cengiz Bey.

Evet, 87. yılını kutladık Cumhuriyetin.
İnadına coşkulu ama bir o kadar huzursuz.
Gençlerde umutlu, gerçeklerle mutsuz. Çanakkale’de Emekli. Jandarma. Astsubay Osman Ağa’nın cümlelerinde patladı, hepimizin içinden geçen, hüznün ve öfkenin çığlığı.
 “Cumhuriyetin çanına ot tıkadıktan sonra kutlasanız ne olur? Kutlamasanız ne olur?”
Aynen böyle komutanım.
Aynen böyle.
Levent kalem

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Ekim 2010 Cuma

MHP 'Yİ BİTİREN ZİHNİYET

Tam MHP toparlıyor.Fettullah'ın  desteğiyle vuku bulan emperyalist saldırıya karşı duracağını ve içindeki Fettullahçı kadrolardan arınacağını,gerçek Türk Milliyetçisi olacağını beklerken bu talihsiz açıklama geldi.
Fettullah geri adım atmaz ama görülen o ki koltuk uğruna MHP geri adım atıyor.
tek söylenecek söz var:
YAZIKLAR OLSUN

RUSYA'DAN 3 BALİSTİK DENEMESİ

Rus ordusunun, stratejik kuvvetlerinin tatbikatı sırasında, bir gün içinde başarıyla kıtalararası 3 adet füze denemesi yaptığı bildirildi.
Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, donanmanın Kuzey Filosu'ndaki Bryansk nükleer denizaltısının, Barents Denizi'nde Kamçatka Yarımadası deneme menziliyle Sineva füzesini fırlattığı kaydedildi.
Açıklamaya göre, Pasifik Filosu'ndaki Georgy Pobedonosets nükleer denizaltısından da Okhotsk Denizi'nde, kuzeybatıda Arkhangelsk bölgesi deneme menzilli RSM-50 tipi füze fırlatıldı.
Rus basın yayın organları, iki füzenin de yaklaşık 8 bin kilometre menzilli olduğunu belirtti.Ordu, ayrıca karada Pelesetks fırlatma rampasından Kamçatka deneme menzili hedefiyle yaklaşık 10 bin 500 kilometre menzile sahip Topol füzesi fırlattı.

28 Ekim 2010 Perşembe

DEVŞİRME MERKEZİ-EXETER ÜNİVERSİTESİ

İngiliz Üniversiteleri arasında "Kürt Araştırmaları Enstitüsü" olan tek yüksek öğretim kurumudur. Exeter Üniversitesi'nde ayrıca Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü de bulunuyor.

İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesi'nde eğitim görür. Ayrıca Arap ve İslam Dünyası ile Kürtler hakkında uzmanlaşması gereken İngiliz ajanlar da bu üniversitenin hocaları tarafından eğitilir. Üniversite yayınlarında, Irak'ın kuzeyinden "Irak Kürdistanı" diye söz edilir. 
İngiliz istihbarat servisinin bir yan kuruluşu olan Green Peace (Yeşil Barış) örgütü de Exeter Üniversitesi tarafından kurulmuştur.
Exeter Üniversitesi'nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür.
Mesela İslam Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır!
Tabii buraya gönderilecek öğrencileri de kendi ülkelerindeki "İslami kuruluşlar" seçer.
İngiliz tarihinde kullanılan işkence aletlerinden biri "Exeter Dükünün Kızı" olarak anılır.

İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş seneler önce İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın kendisini Londra'ya ve güneye Exeter Şatosuna davet ettiğini, burada medyanın demokrasiyi tahrip etmesi üzerine bir beyin fırtınasına katıldığını bir Meclis konuşmasında açıklamıştır.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi'nde iki yıl eğitim-öğretim görmüştür. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da Abdullah Gül'ün bu üniversitedeki sınıf arkadaşıdır.
Abdullah Gül, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Sebahattin Zaim gibi hocalarının teşviki ve sağladıkları Milli Kültür Vakfı bursu ile 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte İngiltere'ye gönderilmiştir.

Gül, burada İslam ülkelerinde ileride görev alacak olan doktora öğrencileri ile sıkı bir arkadaşlık kurmuştur.
Dönüşte Sebahattin Zaim'in daveti ile Sakarya Üniversitesi'nde görev almıştır.
Doktara tezi, "Türkiye ile İslam Ülkeleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Gelişimi" başlığını taşır. Tez hocası ise Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş'tır!

Abdullah Gül, 12 Eylül'den birkaç gün sonra evinden alıp götürülür ve İstanbul'da Metris Askeri Cezaevine kapatılır.
Çıktıktan bir süre sonra 48 İslam ülkesinin üye olduğu İslam Kalkınma Bankası'nda diğer Exeter mezunu arkadaşları ile birlikte ekonomi uzmanı olarak görev alır.

İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu, Exeter Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmalar yapmıştır. Harry Potter serisinin yazarı Joanne Rowling, Exeter Üniversitesi'nde, Fransızca ve klasik edebiyatlar okumuştur.
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tutulmaz Exeter
Üniversitesi'nde kamu yönetimi yüksek lisansı yapmıştır.
Exeter Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ian Markham'ın "Said Nursî'nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü" başlıklı bir makalesi vardır.
Yani bu üniversite "dinlerarası diyalog" un kurgulanmasında da vardır. Markham, Exeter'de ilahiyat dalında öğretim görevlisidir.
İçişleri Bakanlığı, birçok kaymakam adayını Milli Güvenlik Akademisi eğitiminden sonra Exeter Üniversitesi'ne göndermiş ve burada dil eğitimi almasını sağlamıştır.
Halen Türkiye'de, özellikle Güneydoğu ilçelerinde görev yapan birçok kaymakam ve vali yardımcısı Exeter'de doktora yapmıştır.
Yüksek yargı organlarından da tetkik hakimleri Exeter Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine gönderilmektedir.
Kaynak:
http://www.nuveforum.net/81-yurtdisi-egitim/18222-exeter-universitesi-hakkinda-bilgi/

27 Ekim 2010 Çarşamba

DAHA NE OLACAK
Hala insanlar neyi öğrenmeye çalışıyor?
Anlamadıkları ne?
YENİÇAĞ'ın   iç sayfalardan bir haber.
Bence manşet ama  defalarca yazdıklarından artık iç sayfaların en dibine atılmış.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ekim 2010 Pazartesi



İKTİDARIN TÜRBAN TUZAĞINA DÜŞÜLMEYİNCE GERÇEKLER GÖRÜNÜYOR

DEPREM PARALARI SIR OLDU!
11 yıldır vatandaştan ‘deprem vergisi’ adı altında para toplandığını, ancak bu paranın ortada olmadığını belirten MHP’li Serdaroğlu, “Nereye harcandı, bunu Sayıştay bile bilmiyor. 30 milyar lira kayıp” dedi.

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, 1999 yılından bu yana vatandaşlardan deprem vergisi adı altında 30 milyar lira toplandığını ancak bu paranın ortada olmadığını belirterek, “Bu paralar nereye harcandı, bunu Sayıştay bile bilmiyor. Millet 11 yıldır deprem için vergi ödüyor, ödediği 30 milyar lira ortada yok” dedi. Hükümet, bu hafta da Meclis Genel Kurulu’nun gündemini oluşturacak Sayıştay Kanunu teklifiyle, devlet kurumları ve belediyelerin kamu kaynaklarını doğru ve etkin kullanıp kullanmadığına ilişkin denetim yetkisini Sayıştay’dan alırken, MHP’li Serdaroğlu’ndan da Sayıştay’a görevini yapmadığı eleştirisi geldi.

TBMM adına denetim yapan Sayıştay’ın temel işlevinin hesap verebilme ve saydamlığı, kamu kaynaklarının etkin, verimli ve tutumlu bir şekilde kullanılmasını sağlamak olduğunu dile getiren Serdaroğlu, bunun yolsuzlukların önlenmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Serdaroğlu bu kapsamda, 1999 depreminden bu yana, iletişimden, şans oyunlarına kadar 11 yıldır vatandaşların ödediği deprem vergilerinin akıbetini de gündeme getirdi. 11 yıldır vatandaşın deprem vergisi altında 30 milyar TL ödediğini belirten Serdaroğlu, “Bu paralar nereye harcandı, kalan para nerede? Bunu Sayıştay dahil kimse bilmiyor. Millet 11 yıldır deprem için vergi ödüyor, ödediği 30 milyar TL ortada yok. Ama bu parayı buhar eden AKP maalesef hala iktidarda” dedi.
AKP araştırmaları engelledi
Yolsuzluk iddialarının en çok gündeme geldiği bir başka konunun da özelleştirme uygulamaları olduğuna işaret eden Serdaroğlu, Türk Telekom özelleştirmesini hatırlattı
. Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin Lübnan’ın Başbakanı Saad Hariri’nin ailesine ait Oger firmasına 6.5 milyar dolara satıldığını ifade eden Serdaroğlu şöyle dedi: “Bu ihalenin süreci ve yaşananları madalyonun bir yüzünü oluştururken diğer yüzünü ise 6.5 milyar dolarlık satış bedeli oluşturuyor. Telekom 17 milyon abonesinden ayda 170 milyon yılda 2 milyar TL elde ediyor. Bu rakamlar Telekom’un sadece 4 yıllık sabit ücret gelirine satıldığını ortaya koyuyor.” Bu ve benzeri icraatların Sayıştay, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve Devlet Denetleme Kurulu’nca denetlenmesi gerektiğini ifade eden Serdaroğlu, “Ancak iktidar sayısal üstünlüğüne ve yandaş kadrolarına güvenerek bugüne kadar bu tür araştırmaları hep engelledi” diye konuştu.
yeniçağ'ın haberi

2011’DE REKOR VAR
Geçen yıl 207 milyon lira ayrılan örtülü ödenekten 342 milyon lira harcanmıştı. 2011 için ayrılan ödenek ise 500 milyon!
Örtülü ödenek rekora koşuyor
CHP’nin daha önce ‘örtülü’ hakkında veridiği soru önergesini cevaplayan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, örtülü ödeneğin Başbakan ve ailesinin kişisel harcamaları için kullanılamayacağını söylemişti.
Başbakanlık 2010’da 230 milyon liralık örtülü ödeneği ilk 8 ayda aştı. TBMM’ye sunulan bütçe tasarısı, Başbakanlığın, Ağustos ayı sonu itibariyle geçen yılın tamamında yaptığı örtülü harcamasının yüzde 68’i oranında ödenek kullandığını gösterdi. 2009 bütçesinde örtülü ödenek için 207 milyon liralık ödenek ayrılmış, ancak yıl sonu itibariyle bu hesaptan yapılan harcamaların tutarı 341 milyon 971 bin 42liraya ulaşmıştı. 2010 yılında ise Başbakanlık bütçesinde örtülü ödeneğe 230 milyon liralık tutar ayrıldı. Ancak Ağustos sonu itibariyle dahi başlangıç ödeneğinin çok üstünde bir harcama yapılarak, kullanılan tutar 232 milyon 702 bin 894 lira oldu. Bütçede yer alan başlangıç ödeneği ile yıl sonu harcama tutarları arasındaki uçurum muhalefet tarafından, söz konusu paranın AKP organizasyonları, Başbakan’ın gezilerinde dağıttığı oyuncaklar ve hatta yurt dışından ithal edilen mobil dinleme araçlarının alımında kullanıldığı iddialarına konu edilirken, 2011 bütçesinde örtülü ödenek için öngörülen başlangıç bütçesi de 2010’a göre yüzde 146 yani 1.5 kat artırıldı.

Kullanım alanı çok geniş
Tümüyle Başbakan’ın inisiyatifine tabi örtülü ödenekten yapılacak harcamalar için 2011 yılı için 500, 2012 yılı için 527, 2013 yılı için de 552 milyon liralık başlangıç ödeneği öngörüldü. Örtülü ödenek, Kamu Mali Yönetim Kanunu’nun 24. maddesinde şöyle düzenleniyor: “Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir.” CHP Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür, daha önce TBMM Başkanlığı’na verdiği önergede, örtülü ödenekten AKP mitinglerine dolaylı yoldan kaynak aktarılıp aktarılmadığını, Başbakan’ın yurt gezilerinde dağıttığı oyuncakların örtülü ödenekten karşılanıp karşılanmadığını ve fotokopi makinesi alınıp alınmadığını sormuştu. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de, örtülü ödeneğin Başbakan ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamayacağını söylemiş.
yeniçağ'ın haberi


MUHALEFET VEKİLLERİ, İSYAN ETTİ
Teslimiyetçi politikalarıyla Türk tarımı ve hayvancılığı bitiren AKP, çiftçiyi de yabancı bankaların insafına terk etti. Gelinen nokta muhalefet milletvekillerini de isyan ettirdi. MHP’li Erdal Sipahi, “İzmir Kiraz’da 31 köy, tarlalarını ipotek karşılığı yabancı bankaya feda etti” dedi.
Kendini yaksa ödeyemez!..
Sıkıntıyı Meclis’e taşıyan MHP’li Oktay Vural, “Tarlalar ya hacizli ya ipotekli, üretici kredi kıskacında” diyerek içler acısı duruma dikkat çekerken, CHP’li Ensar Öğüt “Çiftçi icralık. 58 bin liralık borç 280 bin olmuş! Kendini yaksa ödeyemez! Birçok ilde tablo aynı” diye konuştu.

Tarımı haciz dalgası sardı
AKP iktidarının perişan ettiği çiftçinin durumu milletvekillerini de isyan ettirdi. Muhalefet sözcüleri, “58 bin TL borç 280 bine çıkmış, kendini yaksa ödeyemez. İzmir’de 51 köyden 31’i bir bankaya ipotekli” dedi
Çiftçinin içinde bulunduğu durum milletvekillerini de isyan ettirdi. TBMM Genel Kurulu’nda konuşan muhalefet partisine mensup milletvekilleri, tarlaların hacizli ve ipotekli olduğuna dikkat çekti. CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de, çiftçinin borcunun kat kat katlandığını belirterek, “58 bin lira anapara 280 bin olmuş. Yani 280 bin lirayı bu adam kendini yaksa, bütün evini satsa ödeyemez” dedi.
Araziler ipotekli
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, “Yahu, tarlalar hacizli, ipotekli ya millette mal bırakmadı” diyerek çiftçinin içinde bulunduğu durumun içler acısı olduğunu kaydetti. MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi de, “İzmir’de Kiraz ilçesinde 51 köyden 31 tanesi yabancı bir bankaya ipotek karşılığı tarlalarını feda etmiş durumda” dedi. 
Köylü icralık oldu
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Ardahan’da çiftçinin yüzde 98’inin icralık olduğunu belirterek, şöyle dedi: “460 kişi borcu 3,5 milyon lira. Ardahan merkez bu. Çıldır Tarım Kredi Kooperatifinde 55 kişinin toplam 270 bin lira borcu var, şu anda hacizde. Hanak Tarım Kredi Kooperatifi var- Damal, Posof, Ortakent ve Hanak, üçü bir arada- 80 köyde 1,150 kişi icralık. Şu anda herkes icrayla boğuşuyor. Bu insanlar nasıl hayvan yetiştirecek? Göle Tarım Kredi Kooperatifi, 400 ortaklı, yine icralık ve 1 milyon 100 bin lira Gölelilerin borcu var Tarım Kredi Kooperatifi’ne. Belgeyle konuşuyorum. Çayırbaşı, Göle’nin bir köyüdür. Çayırbaşı’nda da 116 ortak var, 350 bin lira icralık dosya var arkadaşlar.”

Borçlar katlanarak arttı
Türkiye’nin birçok ilinde aynı tablonun olduğuna, vatandaşın borcunun katlanarak arttığına dikkat çeken Öğüt sözlerine şöyle devam etti: “Konya, 58 bin lira anapara 280 bin olmuş. Ziraat Bankası. Beyza İrinci. İsmini söylemekte sakınca bulmadığım için söylüyorum. Yani 280 bin lirayı bu adam kendini yaksa, bütün arazisini satsa ödeyemez. Şimdi, niye et ithal ediyoruz, onu anlatmaya çalışıyorum. Amasya Suluova,’da 50 bin lira faizle 146 bin lira olmuş arkadaşlar. Ankara’da 46 bin lira 167 bin lira olmuş.”


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
YORUMA GEREK YOK