22 Ağustos 2011 Pazartesi

AMATÖR KARAKALEM ÇALIŞMALARIM

ATAM
ÖĞRETMEN

BARIŞ
UMUT
SÖMÜRÜ
EMEKÇİ
TOPRAK ANA
KOKONA


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Ağustos 2011 Pazar

CIA'DAN PARA ALAN MÜSLÜMAN KARDEŞLER AKP'Yİ KURDU




Arslan BULUT
Mısır’da Müslüman Kardeşler üyesi olan Halid El Zafarani, Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adı, kuruluş felsefesi ve programı ile bir parti kurmak için izin istedi.
Müslüman Kardeşler’den ayrılan bir grubun kurduğu Vasat Partisi, AKP’yi örnek aldı. Söz konusu partiler, kuruluş aşamasında Türkiye’de iktidardaki partiyi model olarak benimsediklerini kamuoyuna da açıkladı.
İskenderiye kentinde yaşayan El Zafarani ise 2005 yılında “Adalet ve Kalkınma Partisi” adıyla bir parti kurmak için yasalar gereği mahkemeden izin istediğini, ancak Müslüman Kardeşler üyesi olduğu için parti kurmasına izin verilmediğini, 25 Ocak halk ayaklanmasından sonra yaptığı başvurunun kabul edildiğini ve mahkeme tarafından kuruluş kararı alındığını söyledi.
AA muhabirinin görüşünü sorduğu AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz, parti olarak adaleti ve kalkınmayı hedef olarak belirlediklerini, “çünkü insana hizmeti Hakk’a hizmet olarak kabul ettiklerini”  söyledi.
Tabii Kapusuz, AKP’nin CFR tarafından Tayyip Erdoğan’a gönderilen gizli bir memorandumun parti programı haline getirilerek kurulduğunu söylemedi. Üstelik, o memorandumu gönderenler, yerel yönetimlere özerklik istiyordu

***

Tunus ve Mısır’daki olaylar başladığı zaman, “Yugoslavya Modeli” kitabının yazarı Teoman Alili şöyle yazmıştı:
“Hangi devrim dalgası? Mısır’da devrim mi oluyor, yoksa ‘Kendimize AKP’yi örnek alıyoruz’ diyen Müslüman Kardeşler mi iktidar oluyor? Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da faaliyet gösteren Soros Çocukları. Otpor’un amblemlerini taşıyan 6 Nisan örgütü mü halk devrimi yapıyor. Ne yani AKP bir halk devrimi miydi, Yugoslavya’nın parçalanması bir halk devrimi miydi, Ukrayna’nın NATO’ya bağlanması projesi, Gürcistan’ın parçalanması bir halk devrimi mi, Mısır’da Nobel ödüllü adamı Devlet Başkanı yapmak halk devrimi mi?”
ABD’de her seçimde başkan aday adayı olan LaRouche ise, 21 Haziran 2001 tarihinde, ABD’nin devlet sekreteri Madeleine Albright’a sunduğu memorandumda, ‘Terörizmin sponsorluğunu yapan ülkeler listesine İngiltere’nin de konulması gerekir’ başlığını kullanmış  ve Usame bin Ladin’in 1996 yılının Temmuz ayında Londra’da bulunduğunu, tedavi gördüğünü, BBC ve The Independent gazetesine sık sık demeç verdiğini hatırlatmıştı.
LaRouche, Mısır’ın Müslüman Kardeşler ve El Cihad, Filistin’in Hamas, Cezayir’in İslam Ordusu, Türkiye’nin PKK’sı ve Sri Lanka’nın Tamil örgütlerinin Londra’da merkezleri bulunduğunu belirtmiş ve ABD’nin listesinde bulunan toplam 30 örgütün 6’sının Londra’daki faaliyetlerinden ve İngiltere bağlantılı eylemlerinden örnekler vermişti. LaRouche, ABD tarafından listesi çıkarılan 30 örgütten 16’sına İngiltere’nin askeri eğitim veya lojistik destek verdiğini belirtmişti.
Yazar Tevfik Bir, 2 Kasım 2010’da “Dünya, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin yıkılışına, Orta Doğu’nun arabulucu ülkesi Mısır Devleti’nin karıştığına ve orada El Kaide’nin kardeşi ’Müslüman Kardeşler’ örgütünün iktidara çıkışına şahit olacaktır. ABD ve müttefikleri de ileriki yıllarda, Genişletilmiş BOP kapsamında, El Kaide’nin organik kardeşi Müslüman Kardeşler iktidarının yöneteceği, vaat edilmiş toprakların bir kısmını içinde barındıran Mısır’a, demokrasi ve insan hakları götürmekten şeref duyacaklardır! Irak’taki gibi” diye yazmıştı.
El Küdüs El Erabi adlı gazete ise 2005 yılında Mısır ve Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazmıştı. 

***

Diğer taraftan Rus  Politolog Stanislav Tarasov“Türkiye Suriye’de bir an önce demokratik reformların uygulanmasında ısrar ediyor. Fakat reformların uygulanmasına başlanırsa Kürtler muhakkak kendilerine özerkliğin tanınmasını isteyecekler”  dedi.
İşte zaten AKP’ye gönderilen gizli memorandumda istenen bu değil miydi?
14/08/2011-yeniçağ



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Ağustos 2011 Cumartesi

SİZİN BURNUNUZ UZUN MU? KISA MI?

İBRETLİK BİR YAZI
 
 


YILMAZ DİKBAŞ-İĞFAL Sayfalar: 318,319,320
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Ağustos 2011 Cuma

TAYYİP ERDOĞAN'IN PAUL WOLFOWİTZ'E MEKTUBU


Hatırlarsınız ki, AKP ilk Meclise girdiğinde, Recep Tayyip Erdoğan'ın seçilememe gibi bir sorunu vardı.
İşte tam o dönem, seçimlerden 1 gün sonra; ABD Savunma Bakan Vekili Paul Wolfowitz'e gönderilen o mektup;
Dr. Paul Wolfowitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford
4 Kasım 2002

Değerli Dr. Wolfowitz,
Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla doğrudan size ulaştırmak isterim.
Seçim sonuçlarının bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmî konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye'nin müreffeh, seküler (çağdaş) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.
Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum.
Özel cep numaram şudur: 0533 7…
Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler.
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Samimiyetle sizin olan,

Recep Tayyip Erdoğan
Genel Başkan
SAMİMİYETLE SİZİN OLAN
Bu görüşmeden kısa bir süre sonra, Özkök ile görüşen (11 gün sonra) Erdoğan, hızlı bir şekilde aklandı ve Meclis'e girdi.
Biliyorsunuz ki, CHP; o süreçte Siyasi Yasağın kalkması için her şeyi yapmıştı...
Taşların yerine oturması adına...



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

MEDYA YALANLARI-TİYATROYA DÖNEN DAVALAR

YANAŞMA MEDYANIN  YALANLARI



MEHMET ALİ GÜLLER-12/08/2011/AYDINLIK GAZETESİ
ÖZEL YETKİLİ KOMEDİ 
(CUMHURİYET GAZETESİ BOMBALAMA DAVASI)





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Ağustos 2011 Perşembe

“KUŞ GİBİ” OLDU MAŞALLAH!




Seldan TAŞÇI
Zat-ı muhterem Nostradamus’un hık demiş burnundan düşmüşü ya, yer yerinden oynuyor; “Emre Uslu” Hükümet 6 ay sonra istifa edecek “iddiasını yeniden gündeme getirdiğine göre vardır bir hikmeti!”
Hikmeti belli: Uslu’ya bu “ilham perileri” nereden geldi?
Amerika Birleşik Devletleri!
Bir süredir orada devam ediyor Uslu’nun eğitim alışverişi! “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir” buna bir diyeceğimiz yok da soru belli: Emre Uslu Amerika’ya nasıl gitti?
Kıtalar ayıran o uçsuz bucaksız okyanusları nasıl geçti?
Öyle ya, “Okyanus ötesi uçamadığı” için 8 yıl boyunca Amerika’da “mahsur” kalan o değil miydi?
Olur ya, “mazeret”i olduğunu unutmuştur da uçağa bir dalgınlık anında binmiştir diye, hani “dönüş” yolunda başına bir iş gelmesin diye, bütün iyi niyetimizle kendisine geçmişini hatırlatmalıyız belki de...

***

Polis Akademisi’nden sonra A.Ü. İletişim Fakültesi’nde gazetecilik doktorası yapan -o zamanki adıyla Emrullah Uslu-  2001 yılında “aldığı bir bursla” ABD’ye gitmişti. Dakika bir, gol bir; bu “burs”un kaynağı Uslu’nun şimşekleri üzerine çekmesindeki ilk etkenlerden biriydi. Dönemin gazetelerine yansıyan iddialara göre Uslu yakın çevresine “MİT bursuyla geldim” demişti. Ancak MİT’in yalanlaması gecikmedi: “Spekülatif haberler bunlar!”
Uslu’nun burs süresi 2003 yılında doldu. Hoş dolmasa kaç yazar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 80. maddesine göre, bir devlet memuru  “MİT mensubu değilse yahut kendisine Başbakanlık tarafından özel izin verilmemişse”  yurtdışında 4 yıldan fazla kalamazdı.
Ama Uslu kaldı! Haliyle herkesin aklına aynı sorular takıldı: “Emrullah Uslu MİT mensubu mu?”  Değilse;  “Başbakanlık özel izniyle ABD’de bulunma gerekçesi ne?”
Ona sorarsanız hiçbiri değildi,  “mazeret”i vardı, buna rağmen hakkında yazıp çizenlere karşı asabiydi; Taraf’ta Önder Aytaç’la ortak köşelerinden birçok gazeteci ve gazeteye tehdit / hakaretlerle seslendi.
Mazeretini mi soruyorsunuz?
Raporluydu! ABD’den Türkiye’ye ve Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’ndaki görevine dönememesini 2003 yılından sonra üç ayda bir alıp Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yolladığı “Okyanus ötesi uçması sakıncalıdır” raporlarına borçluydu.
Bu durum kimi emniyetçilerin kafasını bozdu. “Bu kadar uzun süreli bir rapor kullanan personel şimdiye kadar teşkilatta bulunmuyor” diyenler Uslu’yu “meslekten ihraca kadar” uzanabilecek bir dizi yaptırımın beklediğini açıkladılar.
Nitekim.. Askeri hedef alan ağır eleştirilerinden sonra TSK’nın  “Başbakan aracılığıyla rahatsızlığını emniyete bildirmesi üzerine”  Uslu hakkında inceleme başlatıldı ve “gemiyle de olsa” gelmesi istendi.
8 yıldır aşamadığı okyanustan böyle bir sürecin sonunda geçmek zorunda kalan Uslu, ülkeye döner dönmez girdiği terfi sınavında tabiri caizse çaktı ve Bingöl’e sürgün pardon tayin edildi. Aynen tahmin ettiğiniz gibi Bingöl’e gitmek yerine, İstanbul’a yerleşti. Kaderin cilvesi işte, Uslu yeni kariyeri için, günaşırı hedef gösterdiği  “Ergenekoncular(!)” dan biri tarafından kurulan Yeditepe Üniversitesi’ni seçti!

***

Velhasıl bir “okyanusu aşamadı” diye Uslu’nun başına  “pişmiş tavuğun başına gelmeyen işler” geldi! Şimdi Emre Uslu’nun bir kere daha Amerika’da olduğu gerçeği karşısında insan düşünmeden edemiyor; Bunca çileye değer mi? Veya bunca çileye ne değer? İnsan ne uğruna, tıp tarafından uçması yasaklanan okyanusa doğru yeniden kanat açar?
Ne yani “Kahraman eski polis”  okyanusa karşı mı? İnsan, 8 sene memleketine hasret bırakacak kadar risk taşıyan “özel durum”unu bile bile sağlığını tehlikeye atar mı?
Belki de ezbere konuşuyoruz... Yürüyerek gidecek hali yok ya; selki “adamı okyanus ötesi uçuran” haplar çıktı! Belki Portekiz’den Washington’a Bermuda Şeytan Üçgeni’ne teğet geçen bir “Utah-ray” uzandı! Belki bu yolculuk bir anestezi uzmanının refakatinde “uyutularak” tamamlandı! Belki bizim vakıf olamadığımız teknolojik gelişmeler oluyor dünyada ve Uslu da bilimadamlarının deneysel çalışmalarına destek amacıyla onu “ışınlamaları” na izin verdi. Belki rapor tek yönlü; Türkiye’ye yasak ama ABD’ye uçuş serbest! Veya belki de  “okyanus üzeri uçamaz”  raporu, hani lise son sınıfta hemen her öğrencinin aldığı, şeklen orijinal fakat içeriği çakma  “heyet raporları”  gibi  “beyaz bir yalan”dı!

***

Hiçbiri değilse, tek ihtimal kalıyor geriye: “Yapmayın, etmeyin, ben okyanus üzerinden uçamam” diye çırpındı ama, azılı  “teröristler”  onu dinlemediler, ellerini, kollarını, ayaklarını bağlayıp bir  “kargo uçağıyla”  adrese teslim ettiler! Yani kaçırıldı!
Durun canım.. Hemen panik yapmayın; beyin jimnastiğine katkı olsun diyeydi son satırlarım...
 “Esir” hali var mı hiç Emre Uslu’nun yazdıklarında? Aksine yaramış Amerika? Öyle anlaşılıyor ki gaipten haberler yağmaya başladı kulağına! Belli ki dayamış sırtını sağlam bir feyiz kaynağına; ne yazarsa on ikiden vuran kahine yükseldi buralarda mertebesi!
Gözümüz yok, Allah bin bereket versin, dileyen servis ettiklerini yesin!
Bizim endişemizin tamamen insani: Sen nasıl geçtin o üzerinden uçmanın yasak olduğu kilometreleri?
Ne yani; ciddi ciddi gemiyle mi?
Yahut polisken 8 yılda aşmayı beceremediğin mesafeyi, şimdi komşu kapısı yaptığını görünce; “Devlete memuriyet”in bitmesi şifa mı verdi?



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

9 Ağustos 2011 Salı

4 Ağustos 2011 Perşembe

ANADOLU AJANSTA DEVİR TESLİM




Anadolu Ajansı’nda nöbet değişimi
Emekliliğini isteyen Anadolu Ajansı Genel Müdürü Hilmi Bengi’nin yerine atanan Kemal Öztürk, dün yapılan ve Bülent Arınç’ın da katıldığı devir teslim töreni ile yeni görevine başladı. Öztürk, Bengi’nin istifa ettiği AA Yönetim Kurulu Üyeliği koltuğuna da oturacak.

“Yeni Zemin” kökenli
1969 yılında Ağrı’da doğan, ilk ve orta öğrenimini Sakarya’da tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitiren Öztürk’ün yazı hayatı 1990 yılında Humeyni yanlısı Girişim ve Selam dergilerinde başladı. Öztürk’ün sonraki adresleri de aynı oranda dikkat çekiciydi:
Meydan, İmza, Nehir, Yeni Zemin, Sözleşme, İstanbullu dergileri...
Yeni Zemin Dergisi’nin Türk siyasetine kazandırdığı tek “danışman”ın Kemal Öztürk değildi. Bugün AKP Adıyaman Milletvekili olan Mehmet Metiner, yine bugün AKP Ankara Milletvekili olan ve Cumhuriyet için “zorba” nitelemesi yapan Yalçın Akdoğan da buradan yetişip Tayyip Erdoğan’a “danışmanlık” yapmış isimler oldu.
Öztürk’ün birlikte görev yaptığı Yeni Zemin kökenli diğer tanınmış isimlerden birkaçı şöyle:
 “Kürt Açılımı”nın daha “açılamadığı” günlerde yaptığı “Öcalan kullanılmalı” çıkışıyla dikkat çeken ve “ulus devlet yerine çok uluslu yapı”yı savunan AKP eski Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, BDP’li Altan Tan, Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, Zaman yazarı Ali Bulaç, Kürt-İslam sentezcisi Zehra Vakfı’nın yöneticilerinden Osman Tunç...
Yeni Zemin Dergisi, yıllar sonra eski mensuplarının birbirlerine yönelik “MİT’çi” suçlamaları(!)yla gündeme geldi.
Yeni Zemin’e dair en ilginç ayrıntılardan biri de, günümüz Türkiyesi’ni kamplaştıran, kutuplaştıran, kurumlar içi çatışma yaratan, “rejim”le ilgili tehdite dönüşen bir çok konu başlığını tartışmaya açan yer olması. Dergi 1990’lı yıllardaki “Değişimin Önündeki Engel: Kemalizm”, “Ümmetin Yetimleri:Kürtler”, “Kemalizmin Son Kalesi:Laiklik”, “Rejim Ordusu mu, Savunma Ordusu mu?” gibi kapak konularıyla da tartışılmıştı.

“Devlet helvadan yapılmış puttur”
Kemal Öztürk, bu dergilerde kullandığı Mir Mahmut Rıza mahlasıyla bir de kitap çıkardı. 1994 yılında Nükte Yayınları’ndan çıkan “Bir Garip Oğlanın Hikâyesi” adlı kitap, kahramanlarına söyletilen şu ifadelerle hayli tartışıldı:
 “‘Devlet kimdir? Helvadan yapılmış puttur.’
‘En sonunda beni bir numaralı terörist yapacak bu pez...nkler, bütün laikleri bir bir şişe geçirecem, ondan sonra anlayacaklar laikliğin faziletlerini. Elin o...pusu bile kalkıp ‘Ben laikim, namusumla çalışıyorum, kimse karışamaz’ demeye başladı. Ula ben böyle laikliğin...’
‘Herkes, sineğin şıraya yapıştığı gibi laikliğe sarılır ama kimse onun gerçekte ne anlama geldiğini bilmez. Ne kadar da utanmazlar. Rahmetlinin (Atatürk’ü kastediyor) mirasına sahip çıkan mendeburların hiçbiri, laikliğin ne anlama geldiğini ve nereden geldiğini bilmezler.’
‘Eskiden Türkler’in yetiştirdiği ‘marimus öküzü’nün sol arka bacağının uyluk yeri ile işkembesinin ayrıldığı yerde bir et parçası bulunur. İşte tam buraya laik denir. Vee bugün kullandığımız kelimenin de aslı buradan gelmektedir.”
Bu satırlar mahkeme kararıyla kitabının toplatılmasına yol açmakla kalmadı, Öztürk 1 yıl da hapis cezasına çarptırıldı.

RTÜK tarafından yasaklanmıştı
Yeni AA Genel Müdürü’nün profesyonel gazeteciliğe başladığı adres de öncekilere uzak değildi. 1995 yılında Yenişafak’ta muhabirliğe başlayan Öztürk, bir yıl sonra “belgesel yapımcısı” olarak Kanal 7’ye transfer oldu. Öztürk’ün burada hazırladığı “İlk Meclis” adlı belgesel “laiklik karşıtı” bulunarak RTÜK tarafından yasaklandı. Ancak Öztürk “eser”ini geniş kitlelere ulaştırmak konusunda ısrarcı davrandı ve bu kez de belgesel içeriğini kitaplaştırdı. “Hicri Takvim”in kullanıldığı kitabında Öztürk, Vahdettin’in, Anadolu’yu kurtarmak için atlarını satıp Atatürk’e 30 bin lira verdiğini iddia etti.
Bir zamanlar Öztürk’ün belgeselini yasaklayan RTÜK’ün başında da bugün yine Yeni Zemin kökenli bir ismin Davut Dursun’un bulunduğunu hatırlatmakta fayda var.

Adı AKP Kapatma Davası iddianamesinde
Kemal Öztürk’ün özgeçmişindeki bir başka ilginç ayrıntı da 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten bir yıl hapse mahkûm olmuş olması. Öztürk, Başbakan’ın Basın Danışmanı olmasına karşın, bu nedenle basın kartı alamayışıyla da gündeme gelmişti.
1999’da Kanal-7’den ayrılarak, dil ve mesleki eğitim almak üzere Amerika’ya giden Öztürk, “okyanus ötesi” nden döndükten sonraki mesleki çalışmalarının tamamını resmen AKP kadrolarına sürdürdü. Bir süre AKP Basın Bürosu’nda görev alan Öztürk, 2003 yılında TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın İletişim Danışmanı, 2005 yılında ise Başdanışmanı oldu. Bu atamalar dolayısıyla Öztürk’ün adı AKP Kapatma Davası iddianamesinde de yer aldı.
Arınç’ın “Türkiye’de laiklik artık tartışmaya açılmalı” açıklamasının mimarı olduğu için, o günlerde Öztürk’le ilgili olarak “Arınç’ın köşk yolunu tıkayan adam” yakıştırması yapanlar da olmuştu.
Akif Beki’nin Başbakanlık’tan ayrılması üzerine, Öztürk geçtiğimiz Şubat ayına kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığını yaptı.
Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı’na atandığı günlerde, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Kemal Öztürk’ün “Dolmabahçe Sarayı’nın önünde park edilmemesi gereken bir yere arabasını park ettiği için kendisini uyaran zavallı polis memurunu sürdürdüğünü” ve “Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bir polis komiserini yumruklamaya kalkıştığını” iddia etmişti.

O fotoğraf mı sebep oldu?
Bengi’nin AA’ya veda etmesinden sonra gözlerin çevrildiği ilk isim TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin oldu. Geçtiğimiz Şubat ayında AA tarafından servis edilen ve TRT Genel Müdürü’nü dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in önünde diz çökmüş olarak gösteren fotoğraf ikili arasında “kriz”e neden olmuş ve kulislerde bu “kriz”in “kelle alacak” boyuta ulaştığı konuşulur olmuştu. İki kurum arasında başgösteren çekişme, TRT’nin AA aboneliğini iptal etmesiyle gizlenemez hale gelmişti. AKP seçim öncesinde iki Genel Müdürü “barıştırma” formülüne başvursa da, Şahin’in “O fotoğrafı çeken personelini cezalandır” talebine uymayan Bengi’yle arasındaki buzların erimediği biliniyordu.
Bengi’nin aksine AA’nın yeni Genel Müdürü Öztürk’ün “AKP bürokrasisi” sorun yaşama ihtimali düşük görülüyor.
Seldan TAŞÇI


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Ağustos 2011 Çarşamba


Yine pişti... Yine Aslı... Yine Barkey...

Kürt açılımının mimarı Henri Barkey, Washington Post’a yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifalarını “Türk ordusunun havlu atması” olarak yorumlamış.
Barkey’e göre “Generallerin siper almaktansa teslim olmayı seçmeleri geçen on yıldaki askeri hakimiyetin kayboluşunun boyutunun işaretini verdi.” 
Bir de Aslı Aydıntaşbaş’ın dünkü Milliyet’te yayımlanan satırlarını okuyalım şimdi:
 “Ne darbesi!.. Yaşananlar ... ordunun bir anlamda “havlu atması”, siyasi gücü iyice azalan, hatta belki de “sıfırlanan” bir kurumun, kendisine yapılan haksız adli uygulamalar karşısında son çare olarak kenara çekilmesidir!” 
Ve işte “yine” ama bu kez “yeni olmayan” bir pişti vak’ası!
 “Yine pişti” çünkü birkaç gün önce de Taraf yazarı Emrullah Uslu ile İmralı’daki cani Abdullah Öcalan’ın ifadeleri arasındaki aynılığa dikkat çekmiştik hatırlarsanız...
Tesadüf bu ya Uslu’nun “Liderliğini taşeronların elinden kurtarıp ele geçirmek istiyorsan PKK Kuzey Irak’a çekilsin çağrısı yapmalısın” aklını vermesinden iki gün sonra Öcalan avukatları aracılığıyla “Taşeronlara karşı rolünü sürdürmek için gerekirse PKK’lıları yurt dışına çıkarabileceği”ni ifade etmişti.
Aynı sözcüklerle hem de...
Bu pişti ise “yeni değil” çünkü biz Aslı Aydıntaşbaş ve Henri Barkey buluşmalarını saymaktan yorgun düştük artık.
Mesela daha Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısıyken çıktığı ABD gezisinde Abdullah Gül ile görüşmeden bir gece önce Henri Barkey’in kafa kafaya verip yemek yediği isimler arasında Cem Duna, İlnur Çevik, Behram Salih’den başka Aslı Aydıntaşbaş da vardı...
Ki o ekipten Cem Duna, kısa süre sonra bu kez Bebek’te, bir başka CIA ajanı, Mark Parris’le bir araya gelecekti; Sorosçu Can Paker, Hasan Cemal, Mit’çi Sönmez Köksal ve Cengiz Çandar’la 
birlikte...
Bulmaca gibi oldu ama bir 
kere daha “Ve...” demek durumundayız;
Ve o Cengiz Çandar, bu Aslı Aydıntaşbaş’la birlikte Henri Barkey’le bir daha nerede çıkacaktı biliyor musunuz karşımıza?
Washington’da The Atlantic Council’de yapılan ve “açılımın yol haritası”nın çizildiği toplantıda! İkisinden başka David Philips, Brookings Enstitüsü’nde görevli Ömer Taşpınar ve Star gazetesinden Nuh Yılmaz da vardı yanlarında...
Yıllarca böyle bir “ortam”dan beslendikten sonra Aslı Aydıntaşbaş’ın TSK’ya Amerikalı Barkey’le aynı pencereden bakmasına şaşmamalı...
Hele de dünkü yazısında yer alan şu satırlarından sonra hiç:
“Gerçek şu ki artık 1923’de kurulan ve askerin garantörlüğünde laik bir rejim öngören 1. Cumhuriyet dönemi kapandı. Kötü değil, tam tersine tarihin akışıyla uyumlu. Artık tereddütsüz İkinci Cumhuriyet evresindeyiz!” 

Seldan Taşçı

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Ağustos 2011 Salı

1 Ağustos 2011 Pazartesi

TÜRKİYE'Yİ DÖNÜŞTÜRME PLANI



Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve 3 kuvvet komutanı Amerika ve AKP'nin dayatmalarına karşı istifa etti. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifası; "Türkiye'nin dönüm noktası" olarak değerlendiriliyor. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını Yüksek Askeri Şura öncesi istifa etmelerine neden olan planı Aydınlık gazetesi ortaya çıkardı. Aydınlık'a konuşan muvazzaf generaller; AKP'nin ABD merkezli ; "YAŞ ve Hükümet-TSK İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması" başlıklı planını anlattı. Plana göre, 1-
İşte o planın ayrıntıları...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının toplu şekilde istifa etmelerinin perde arkasını Aydınlık gazetesi ortaya  çıkardı.

Habere göre; son dönemde Türkiye'ye gelen Amerikalı yetkilerinin Türk Ordusuna baskı uyguladı. ABD merkezli bir Ordu planı AKP aracılığıyla TSK'ya dayatıldı. Planın adı da "YAŞ ve Hükümet-TSK İlişkilerinin Yeniden Yapılandırılması"...

5 maddelik planla Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli general sayısı 301'den 110'a çekilmek isteniyor.
ABD'NİN 2011 TSK PLANI:
GENERAL VE ÜST SUBAY SAYISI 2/3 ORANINDA AZALTILACAK


TSK ile ilgili kanun ve mevzuatlara göre sayıları 301 ile sınırlı olan general kadrosu, azaltılan asker sayısına paralel olarak 3/2 oranında azaltılacak. Bu sayı ile 110 general kadrosu kaldırılacak. Diğer subay ve astsubay sayıları da yeniden belirlenecek. Şu anda TSK bünyesinde 46 bin subay, 100 bin astsubay ve 70 bin uzman erbaş bulunuyor.



Planda, asker sayısının azaltılması da yer alıyor. 

ASKER SAYISI 250 BİNE İNECEK


Asker sayısı azaltılacak. İç güvenlik hizmetleri ile sınır koruma görevinin TSK'dan alınarak İçişleri Bakanlığı'na devredilecek ve profesyonel ordu çalışması da birlikte yürütülecek. TSK'nın 730 bin olan  askeri personel sayısı 250 bine indirilecek.

Ergenekon ve Balyoz teritplerine ilişkilendirilen subay ve generallerin emekli edilmesi ya da açığa alınması da planın maddelerinden biri.

17 GENERAL EMEKLİ EDİLECEK, 171 SUBAY AÇIĞA ALINACAK


Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Islak İmza gibi tertiplere adları karıştırılan 17 muvazzaf general ve amiral emekli edilecek. 171 subay ve  astsubay ise davalar sonuçlanıncaya kadar açığa alınacak. Açığa alınacak askerlerin maaşlarında 3/2 oranında azaltmaya gidecek.


Terfi bekleyen generaller emekli edilecek yerlerine ise atama yapılmayacak. 

İSTİSNAİ GENERAL KADROLARI BOŞALTILACAK

Önemli görevler ve temdit zorunluluğu nedeniyle ihdas edilen ve 40 civarındaki "istisnai" general kadroları boşaltılacak. Boşaltılan kadrolara atama yapılmayacak.


Genelkurmay Başkanlığı'nın pasifize edilmesinin önemli adımlarından biri  ise, "Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması" olacak...

GENELKURMAY MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI'NA BAĞLANACAK


Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması konusundaki ilk somut talep 2011 YAŞ toplantısında gündeme gelecek.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

30 Temmuz 2011 Cumartesi

TARİH BUNU KAYDETTİ



GENEL KURMAY BAŞKANI VE KARA,DENİZ,HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLARI İSTİFA ETTİ.Y.A.Ş'A 2 GÜN VAR.

Ümraniye, Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi davalardan tutuklu TSK mensuplarının sayısı 423...
- 173’ü muvazzaf, 250’si emekli
- 121’i subay, 8’i astsubay
- 43’ü general ve amiral
- 43 isimden 17’si terfi sırasında

TSK’nın cezaevi istatistiği 
Ümraniye 1 ve 2 davaları ile Balyoz, Islak İmza, Poyrazköy ve Askeri Casusluk gibi davalardan tutuklu yargılanan ve cezaevlerinde bulunan Silahlı Kuvvetler mensubu sayısı toplam 423. Bunların 173’ü muvazzaf, yani aktif görevde. 250’si ise emekli.173 muvazzafın dağılımı şöyle:
43 general ve amiral.
121 subay.
8 astsubay.
1 uzman çavuş.
250 emekli personelin dökümü ise şu şekilde:
76 general ve amiral.
163 subay.
10 astsubay.
1 uzman çavuş.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Temmuz 2011 Cuma

YENİÇAĞ BU YAZININ NERESİ SİZİ RAHATSIZ ETTİ?


ÇOK AYIP OLDU.HEMDE ÇOK.ÜSTELİK TAŞ GİBİ YAZI.

Sabahattin ÖNKİBAR F-tipi sansür sonucu Yeniçağ Gazetesi'nden istifa etti.
Sebahattin Önkibar'ın bugün kaleme aldığı "HZ MUHAMMETSİZ İSLAM OLUR MU?" başlıklı yazısı sadece taşra baskısında çıktı. Şehir baskısında çıkmayınca bu sansüre tepki gösteren Önkibar Ankara Temsilciliği ve Köşe Yazarlığı görevlerinden istifa etti.

İşte Sabahattin ÖNKİBAR'ın sansürlenen yazısı: 

HZ MUHAMMETSİZ İSLAM OLUR MU?

Başlığa bakıp bu nasıl soru demeyin sakın!
Hedeflenen yeni Müslümanlık Hazreti Muhammetsiz islamdır!
O nasıl mı olur?
Proje mimarlarına göre haşa onu aşmakla olurmuş!
Ambalajı da İbrahimi dinlerin kardeşliği ve bütünselliği imiş!
Henüz alt perdelerden ve belli mahfillerde seslendirilen modernize edilmiş yeni İslam dini projesinin ardında ise Paxamericananın Evanjelistleri ile Vatikan var.

İBRAHİMİ DİNLER VE DİYALOG !

İbrahimi dinler ambalajı basit anlatımla üç kitaplı dinin yani İslam,Musevilik ve Hıristiyanlığın bir potada eritilmesi ile orta vadede üçünden ortak bir din yaratmadır.
Bu yeni inanca göre üç din de hakdır ve bu dinlere mensup olanlar cennete gideceklerdir.
Kur’anı Kerim’i reddeden bu anlayış islamın Protestanlaştırılması ya da reforme edilmesinin ötesinde tamamen iğdiş edilmesidir .
Bu vahim projenin kapısını aralayan ilk teşebbüs de dinler arası diyalog yutturmasıdır.
Dinler arası diyalogun amacı böyle bir deformasyona iklim hazırlamaktı.
Malum soğuk savaş sürecinden sonra Emperyalizm Komünizmi düşman olmaktan çıkarmış yerine islamı oturtmuştur.
İslamla mücadelenin tekniklerinde ise deformasyon yani islamı kendi özü ya da temel çizgisinden çıkarmak öncelikli hedeftir.
Batılı büyük istihbarat örgütlerinin kontrolünde olan Haçlı intelijansiyası yeni süreçte tehlikenin aslında Müslümanlar olmadığı tersine İslam inancının kendisinin olduğu hükmüne varmış ve o yönde sonuç alacak metotları teklif etmişlerdir.

İŞTE DEHŞET UYGULAMALAR

İşte Büyük Ortadoğu Projesi de aslında bu bakışın proje olarak somut yansımasıdır.
Üzülerek ifade etmeliyiz ki bu yeni projenin uygulama merkezi Türkiye’dir ve öyle olduğundan olsa gerek BOP’un Eşbaşkanı da malum Sayın Tayyip Erdoğan’dır.
Bizzat devlet ve hükümet tarafından desteklenen yeni ya da Hazreti Muhammetsiz İslam projesindeki faaliyetlere vereceğimiz birden çok somut örnek var.
Mesela ilkokul kitaplarımızda var olan Kelime Tevhid tarifinden Muhemmedun Resululahın çıkarılması en dehşet verici örnektir.
Sinsi bir şekilde yürütülen bu kampanyalarda ayrıca islamla Hıristıyanlık ve Museviliğin çok farklı olmadığı ,dolayısı ile iki ayrı dinden insanların nikah kıyabilecekleri bile şuuraltılara pompalanıyor.
Keza Papazların Camilerde ayin yapması ve de devlet büyüklerimizin cemaatı olmayan Kiliseleri besmele ile açması ve yine cemaatı olmayan onbinlerce Kilise Evinin ihya etmesi bir diğer garabet misalleridir.
Bu bağlamda verilebilecek en dehşet örnek ise ABD’nin Cuma hutbelerimize müdahale etmesi ve bundan sonuç almasıdır.

ABD SEFİRİNDEN HUTBBEYE MÜDAHALE

AKP iktidarı ile beraber 2005 yılında ABD sefiri Edelman hükümete ve Diyanet’e baskı yapıp Cuma Hutbesinde okunan “Yegane din islamdır” ayetini kaldırtmaya çalışmıştır ki maalesef büyük ölçüde başarılı da olmuştur.
Kuşkusuz Paxamericanın Evenjelistleri ve Vatikan’ın CIA desteği ile yürüttüğü bu rezil faaliyete Türk insanı manevi önderleri sayesinde her şeye rağmen direnmeye devam ediyor .
Bu bağlamda Türkiye’de kökü dışarıda olmayan yani milli olan pek çok dini camia çok güzel refleksler sergiliyor ki bunun bayraktarı tartışmasız olarak Prof.Dr.Haydar Baş Bey ve Arkadaşlarıdır.
Dürüstçe ifade edeyim bizim gibi işi gücü okumak ve yazmak olan biri bile Hazreti Muhammedsiz islam noktasındaki pek çok kahpe faaliyetin ayrıntılarını Prof Haydar .Baş Hoca sayesinde nüfuz edebilmiştir ki bu bile yürütülen çalışmanın sinsiliğini teyid ediyor.

İSLAM DİYE DİYE İSLAMA İHANET!

Bizi üzen şeylerden biri de adı Milli Görüş olan bir önemli Camianın tamamen olmasa da bu rüzgara büyük ölçüde kapılması yani Amerikan islamına boyun eğmesidir.
Öyle değilse soruyorum yakın geçmişte her Cuma çıkışı Emperyalizmi protesto eden o insanlar dün Irak’da bugün Libya’da Haçlılar Müslümanları avlarken bir kez olsun neden tepki koymadılar ve koymazlar?
Ve son not:
Türkiye’de Şanlı Muhammed Aleyhisselam,Ashabi ve Ehli Beytinin Kur’an ve Hadisi Şerif Müslümanlığına, kendine güya İslamcı diyenlerin iktidarında savaş açıldığını ve gerçek Müslümanlığın yerine Amerikan İslamının ikame edilmeye çalışıldığını tarih dehşet verici ve ibret alıcı büyük bir ironi olarak yazacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Sabahattin ÖNKİBAR, 28 Temmuz 2011


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Temmuz 2011 Cuma

14 Temmuz 2011 Perşembe

AÇIK AÇIK



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

BELEDİYEDEN WAN(?) CUMHURİYETİ




BELEDİYEDEN WAN(?) CUMHURİYETİ
Behiç Kılıç
05 Mart 2010

Ankara birbiriyle çatışırken PKK 'Wan cumhuriyetini!!' kurdu!
Güzelim Van ilimiz elden gitmiş bile!..
Geçen hafta, Vanlı kardeşlerim, üzüntü içerisinde bir kitapçık getirdiler...
Van belediyesinin, güya Van’ı tanıtan kitabı... Kitabın kapağında “WAN” yazıyor. PKK seçimden sonra, “Van’ı Wan yapacağız!!” diye meydan okumuştu... Kitap baştan aşağı Kürtçe. Şehri tanıtacak tek satır Türkçe kelime yok!!
Tekrar edeyim imalat Van Belediyesi’nin...



Şimdi!.. Hatırlayalım, uyuşturucu kaçakçısı ailenin PKK ağzı ile konuşan, Meclis’teki elemanı ne demişti... Coğrafyamızın sınırlarını çizdik!.. Devlet Bakanı Cemil Çiçek de Sınıra dayandılar!.. diye vehameti ifade etmişti... Bakıyoruz, sınır mınır aşılmış, adeta “cumhuriyetlerini” ilan etmişler... Dahası, “Biz Van’ı kopardık!..” diye, “işgali” İstanbul’dan ilan ediyorlar!..

Şubat’ın ilk haftasında İstanbul’da TÜYAP adlı fuar organizasyonunda Türkiye’nin belediyeleri, sergi çalışmaları yaptılar... Van Belediyesi, işte bu sergide Van’ı “WAN’laştırdığını” ilan etti... Bu meydan okuma, devletin görevlilerinin gözü önünde gelişti, kimsenin de itirazı olmadı. Van ili, fuara katılıyor diye İstanbul’da yaşayan Vanlı kardeşlerimiz de bu fuara gittiler. Orada gördükleri manzara ile sıkıntıya düştüler. Van ili adeta PKK militanları ile temsil ediliyordu. İlin fuar alanındaki mekanına, tedirgin olmadan yaklaşmak mümkün değildi!.. Militanlar adeta, kimlik yoklaması, etnik ayırım yapıyorlar, kendi kafalarından olmayanları rahatsız ediyorlardı!..
İstanbul’da böyle de, “durum” Van’da daha vahim, anlatılanlara göre...
Türk kökenliler kenti terke zorlanıyor, zaten şu anda çoğu da göç etmiş durumda!..
Türk kökenli, hele hele Kürtçe bilmeyen esnaftan artık alış veriş ettirilmiyor!..
PKK’ya karşı duranlara hayat hakkı tanınmıyor, mülklerine inşaat izni alamıyor, kiraya veremiyorlar. PKK’nın isteği dışında mülkünde hareket sağlayan, kiraya veren vs.. insanlar saldırıya uğruyorlar...
Evlere, iş yerlerine Türk bayrağı asamıyorlar... Bayrak asan tehdit ediliyor, polise şikayetin karşılığında, “Sen de asma kardeşim, tatsızlık çıkmasın!..” cevabı alınıyor...

Van Belediye Başkanı Bekir Kaya, Apo’nun eski avukatlarından... Adaylığının “Kandil’den bastırıldığı” söyleniyor. Daha da ilginci, bu Bekir Kaya’nın babasının, yani ailesinin Korucu oldukları, devletin PKK’ya karşı silahlandırdığı ve maaş ödediği “seçilmişlerden” olduğu belirtiliyor...
Bekir Kaya, Van’ı “Wan” yaptığını ilan ettiği kitabı İstanbul’da “Gün Matbaacılık” diye bir matbaya bastırmış. Basılı eserler, “devlet-savcı denetimine” tabidir!.. Bu kitap kimseyi rahatsız etmemiş anlaşılan!..
Vanlı kardeşlerimin aktardıklarından birkaç satır vereyim : “Bu sonucu biz hazırladık. 80’li yılların başından beri Vanlılar Van’ı terk etti. Herkes malını mülkünü satıp bir yerlere göçtü. Hali vakti yerinde olmayan bir avuç insan kaldı. Her göçenin yerine Hakkari, Batman, Siirt’ten geldiler... ”
Ve şimdi Van’da yaşanan, dağdan gelenin bağdakini kovması meselesi. Böyle devam ederse Van’da 5-10 yıla kadar “Türk kalmaz” Ankara’nın değerli büyükleri!..

Bu gidişle, “kavga edeceğiniz ülke” bile kalmayacak haberola!..

Behiç Kılıç


29 Ocak 2009, Perşembe

DTP’nin Van Belediye Başkan adayı Bekir Kaya, Van’da, teröristbaşı Abdullah Öcalan lehine atılan sloganlarla karşılanırken, üzerinde ’W’ ile yazılan ’DTP WAN’ pankartı asılmış seçim otobüsüyle kent turu attı.

Sahipsiz kalan vatanın batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
Mehmet Akif ERSOY


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Temmuz 2011 Çarşamba

HANET NE ZAMAN BAŞLADI?

27 Şubat 1946 tarihinde Devletimizin tepesi şu sivil-asker kişilerden oluşmaktaydı:
Cumhurbaşkanı: İsmet İnönü
Başbakan: Şükrü Saraçoğlu
Dışişleri Bakanı: Hasan Saka
Genelkurmay Başkanı: Mehmet Kâzım Orbay

27 Şubat 1946 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yapılmış olan 10 Milyon Dolarlık Kredi Anlaşması kabul edildi.[1]

ABD ile yapılan İkili Anlaşma ile Amerika Hükümeti, Türkiye Hükümetine on yıl vadeli 10 milyon dolar kredi açmaktaydı.
Bu kredinin kullanım koşulları şunlardı:
1.     Amerikan Hükümeti Türkiye’ye nakit para vermeyecektir. Nakit para yerine, 10 milyon dolar tutarında, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda kullanmış olduğu, savaş artığı silah, cephane, araç ve gereçler verilecektir.                                                                                
Türkiye, bu İkili Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden 30 gün sonra, ABD’ye ilk taksit olarak, 4,5 milyon dolar ödeyecektir.                                                                                          
 Türkiye, 10 milyon dolar karşılığı aldığı bu savaş artığı Amerikan malzemesinin büyük bir kısmından yararlanamamış, yararlanmak imkânı bulduğu küçük bir kısmı için de, Amerika’ya yedek parça karşılığı yaklaşık 4–5 milyon dolar döviz harcamak zorunda kalmıştır.
2.     Bu borçlanma için Türkiye Hükümeti, yılda yüzde 0.29 faiz ödeyecektir.
3.     Faiz dâhil olmak üzere yıllık taksitler, resmi kur üzerinden, ABD’nin Merkez Bankası’ndaki hesabına Türk lirası olarak yatırılacaktır.
4.     ABD, Merkez Bankası’ndaki hesabından istediği gibi harcamalarda bulunacak, Türkiye’deki Amerikan memurlarının ücretlerini yine bu hesaptan karşılayacaktır.                                               
5.     Yani ABD, kendi ülkesinden tek bir dolar dahi çıkarmadan, Türkiye’deki masraflarını Türk parasıyla ödeyecektir.
6.     Türkiye’nin ABD’den 10 milyon dolar karşılığı aldığı savaş artığı malzemenin mülkiyet hakkı Amerikalılarda kalmıştır.        
7.     İkili Anlaşmanın 5. Maddesine göre, Amerika Cumhurbaşkanı’nın isteği üzerine bu malzeme Amerika’ya geri verilecektir.                                                                                               
Bu demekti ki, Amerikan Hükümeti, Türkiye’ye sattığı malzemenin kendisine gerektiğini ya da veriliş amacının dışında kullanıldığı gerekçesiyle her an geri almak imkânına sahipti.                                                                                          
Yani, Türkiye hem 10 milyon dolar borçlanacak, hem de bu borç karşılığı ABD’den aldığı savaş artığı malzemenin mülkiyetine sahip olamayacaktı!
8.     10 milyon dolarlık borcun faizi dâhil olmak üzere yıllık taksitlerinin, resmi kur üzerinden Merkez Bankası’ndaki ABD hesabına yatırılan Türk parasıyla, Amerika Türk toprakları üzerinde istediği kadar gayrimenkul satın alabilecek ve bu gayrimenkullerin mülkiyeti Amerika’nın olacaktır.

Bu İkili Anlaşmanın çok kısa özeti şudur:
Türkiye, peşin para ile ABD’den savaş artığı malzeme ve araç almış, aldıklarının mülkiyetine sahip olamamış, ABD bu anlaşmayla elde ettiği paralar ile Türkiye’de istediği gibi harcamalarda bulunmuş, mülkiyeti kendisine ait gayrimenkuller satın almış ve bunun adı da Amerikan Yardımı olmuştur!
“Amerikan Yardımı” deyimi hem sivil-asker yöneticiler hem de medya tarafından sürekli kullanılarak, işin iç yüzünü bilmeyen Türk halkının beyni Amerikan propagandası ile yıkanmıştır.

Değerli Dostlar,
Şimdi sizlere soruyorum:
ABD ile bu İkili Anlaşmayı imzalamış olan, adlarını başta verdiğim sivil-asker yöneticilerin vatanseverolduklarını söyleyebilir misiniz?
Eğer onların imzalamış olduğu İkili Anlaşma, vatana ve millete ihanetin belgesi değilse, söyler misiniz, ihanet nedir, ne zaman başlamıştır?

Yılmaz Dikbaş
27 Haziran 2011
dikbas@kalinka.com.tr
www.kalinka.com.tr
www.dikbas.tv
0532 233 31 52

[1] Resmi Gazete, No: 6303, 1946, “27 Şubat 1946 Tarih ve 4882 Sayılı Kanun”.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

4 Temmuz 2011 Pazartesi

YABANCILARA TAPU HAKKI!
Tapu Kanunu’nda yapılan değişiklikle yabancılara toprak satışının önündeki tüm engeller ortadan kalktı. Türkiye’de süreli işletme hakkına sahip yabancılar tapu alma hakkına da kavuştu.
 YABANCI ŞİRKETLERE TAPU HAKKI GELDİ
Anayasa Mahkemesi’nin onayladığı Tapu Kanunu’yla Türkiye’de süreli işletme hakkına sahip yabancılara tapu sahibi olma hakkı da verildi.
Tapu Kanunu’nda değişiklik öngören 5782 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanmasıyla birlikte yabancılara toprak satışının önündeki bütün engeller kalktı. Artık yabancı gerçek kişilerin yanı sıra yabancı ülkelerde kendi kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip yabancı şirketler de tapu sahibi olabilecek. Yabancı şirketler, bugüne kadar işletmesini aldıkları Tüpraş, Telekom, bankalar gibi şirketlerin, maden alanlarının, limanların, enerji tesislerinin, derelerin tapularını alabilecek. Bugüne kadar yabancı şirketler, 29 ya da 49 yıllığına Türkiye’nin yüzölçümünün yüzde 17’si kadar 150 bin kilometrekarelik maden alanın işletme hakkına sahip oldu.

SINIRSIZ SATIŞ
Daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iki kere iptal edilen kanun değişikliklerine göre yabancılara, bir ilin binde 5’i kadar toprak alma hakkı verilmek isteniyordu. Bu şimdi ilin imar planlı bölümünün yüzde 10’una çıkarılırken o ildeki her bir ilçe imar planlarının da yüzde 10’u olarak belirlendi.  Yabancı şahıs ve şirketlerin alacakları parsellerin 30 hektarı (300 dönüm) geçmemesi öngörülüyordu. 30 hektarı geçmesi halinde ise bunu Bakanlar Kurulu kararı ile yapmaları öngörülüyordu. Anayasa Mahkemesi tarafından da onaylanan yeni kanun, yabancı şirketler için bu sınırlamayı da ortadan kaldırdı.

LOZAN ORTADAN KALKTI
Emekli Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, 12 Mayıs 2011 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla “Yabancılara Taşınmaz Satışı” önündeki engellerin aşıldığını belirterek, “Bugüne kadar yabancılara 29 ya da 49 yıl gibi geçici sürelerle işletme hakkı devredilen dere, liman, su kaynağı, maden, Tekel gibi işletmelerin tamamının, bu karar yüzünden artık yabancılar tarafından tapusu alınabilecek. Bu, hem Lozan Antlaşması’nın ortadan kalkması, hem de ülkenin güvenliği ve geleceği açısından çok büyük bir tehlike anlamınadır. Ayrıca yabancı turizm firmaları orman alanlarını da sorgusuz sualsiz satın alabilecekler, özellikle orman köylülerinin ve kamuoyunun dikkatli olması kaçınılmazdır” uyarısı yaptı.

YABANCILAR DAYATTI
Özkaya, yabancıların Yüksek Mahkeme kararlarını yok sayarak dayatmalarını sürdürdüğünü öne sürerek, “1-1.5 yıllık süreç içerisinde yabancı emlak ve inşaat şirketlerinin baskıları sonucunda 5782 Sayılı Yasa çıkarıldı. Bu yasa, il sınırının binde 5’ini değil, il imar planının yüzde 10’unu yabancılar satın alabilir diyordu. Yani iktidar binde 5’i, yüzde 10’a çıkardı. Özkaya, şöyle konuştu: “Yabancı tüzel kişiler ise hiçbir sınırlamaya tabi değil, sınırsızca istedikleri kadar yer alabiliyor. 5872 Sayılı Yasa’yla ilgili iptal başvurusu, 4 yıldır Anayasa Mahkemesi’nin sumeninin altında dururken, mahkemeyle ilgili yeni yasal düzenlemenin ardından ret kararı çıktı. Böylece yabancı gerçek kişiler bir ilin imar planının yüzde 10’una kadarını satın alabilecekler.

49 YIL YERİNE TAPU
İşte bu, Lozan’ın delinmesi, ortadan kalkması anlamını taşıyor. Bugüne kadar maden alanları 49 yıllığına, 99 yıllığına yabancı şirketlere veriliyordu. Bu yasa ile şirketler, maden alanlarının mülkiyetini, tapusunu alabilecek duruma gelmiş oldu. Limanların keza işletme hakkı veriliyordu, şimdi devralabilecekler. Bankaları, Tekel’i, Telekom’u, kısacası işletme hakkı vermiş olduğumuz bütün varlıklarımızın mülkiyetini ellerine almış olacaklar. Adaları önceleri Türkiye’deki alıcılar yabancılarla ya da kendi başlarına birleşerek satın alıyordu, şimdi yabancılara devredebilecekler.”

OFER’E TESİS VİZESİ
Kuşadası limanının genişletme çalışmalarının da başladığını belirten Orhan Özkaya, şu tespitlerde bulundu: “Kuşadası limanını alan Ofer firması limana ek tesisler yapmak için dolgu yapmayı sürdürecek. Kuşadası’nda AVM yapmak üzere genişletme çalışmaları hızla sürdürülecek. Bunlar 3996 sayılı yasa (Yap-İşlet-Devret), 5782 sayılı yasa, Maden Yasası ve Turizm Yasası, 5737 sayılı Vakıflar Yasası’yla mümkün hale geldi. Kuşadası’nda yapılacak AVM’ye, 6 bin esnafın kepenk kapatmasına neden olacak. Bu sadece Kuşadası’nda değil; Galataport’ta, Antalya, Mersin ve Trabzon limanlarında da olacak. İzmir limanını sattık. İstanbul’da satmadığımız liman kalmadı. Bütün bu limanların mülkiyetini de alabilecekler. 12 Mayıs 2011 tarihli bu karar, Türkiye’nin çok tehlikeli bir noktaya geldiğini gösteren bir karardır.”  

ORMAN DA YABANCIYA
5761 Sayılı Turizmi Teşvik Yasası ile ilgili olarak daha önce Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu yapıldığını hatırlatan Emekli Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya açıklamalarını şöyle tamamladı: “Bu başvuru, 14 Mayıs 2011 tarihinde reddedilmiş oldu. Bu yasa neyi getiriyor? Bu yasa ile önceki yasaya ek yasalar kapsamında, Türkiye ormanları, golf sahası yapmak amacıyla, turizm tesisleri, sağlık turizmi tesisleri, yabancı huzurevleri yapmak amacıyla yabancılara satılabilecek. Herhangi bir turistik yabancı şirket orman alanlarını talep ettiğinde, bu yasa kapsamında Türkiye ormanları onlara verilmiş olacak. Burasının orman olması fark etmeyecek. Tartışması bile yapılamayacak. Kurulacak komisyonlar buna tamamen yetkili olacaklar. Türkiye sahipsiz bir noktaya getirilmiş vaziyette.”

Yeniçağ- Salim Yavaşoğlu


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."