9 Ekim 2011 Pazar

YOL GEÇEN HANI

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
Resme tıkla büyüt.
PROJE ORTAKLARINDAN BİRİNİ İNCELEYELİM:
SİGRİD RAUSİNG VAKFI




MUSTAFA YILDIRIM-SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA:

KATİLLERİN HİBESİNE İHTİYACIMIZ YOK.
HİÇ KİMSENİN HİBESİNE İHTİYACIMIZ YOK.
BİZ DİLENCİ DEĞİLİZ.
GRUP YORUM-YETTİ ARTIK
Aşağıdaki link:



İSTİHBARAT  ÖRGÜTLERİ NE YAPIYOR?

Toplumda bazıları dinleniyor. Kim nasıl ne şekilde kayda alıyor? Bellidir. Teknik donanım ve yetişmiş eleman kimlerdeyse o dinliyor, takip ediyor.

Bakın; Dikta rejimlerin en önemli özelliği gizli hafiyeciliktir.  Muhalifleri etkisizleştirme operasyonlarıdır.  İktidar değişse de devletin yöntemi/uygulamaları kolay değişmez.  Kültürel DNA'ları kişiler hemen kaldırıp çöpe atamaz.

Sovyetler Birliği'nin istihbarat tarihinde Kara propaganda hakimdi.  Stalin herkesi izletti, Sibiryalara sürdü, devleti istihbarat bilgisiyle ceberrut yönetti. Ama bunları yapan, istihbaratın beyni Beria'dır.

GRU, GPU, OGPU, NKUD/NKGB/KGB gibi istihbarat örgütler ile Sovyetler Birliği dünyanın en etkin tarafı oldu. Bu kurumlar nasıl başarılı oldu? Bu başarıyı/yöntemleri Bolşevik-Ekim devrimiyle edinmediler. Önceki örneklerle yenilendiler. Korkunç İvan'ın Opriçniki, Büyük Petro'nun Özel Bürosu, I. Nikola'nınÜçüncü Şubesi vardı.

Büyük Prusya/Almanya'yı kuran Başbakan Bismarck'dır. Genelkurmay Başkanı Moltke'nin büyük katkısı vardır.  Ama Wilhelm Stieber, Prusya'nın efsanevi istihbaratçısıydı.

Nazilerin gizli istihbarat servisi Abwehr'in temelini, Prusya tarihinin istihbarat çalışmalarından çıkardığı dersler oluşturur. Kuşkusuz Alman gizli servisi BFV, BND bugün bu mirasla çalışmaktadır. Fransa, İngiltere için de durum farklı değildir.

Ya Türkiye’de durum nasıl?
Türk istihbarat geleneği dünyanın en köklü en eski en kapsamlı birikime sahiptir. Üç kıtada azınlık olmasına rağmen gittiği her bölgede devletler kurması istihbarat ağının mükemmel işlemesi ile mümkün olabilmiştir.

Ancak Islahat fermanı ile başlayan tüm etnik kimlikleri eşit hale getiren ve devleti Türk devleti olmaktan çıkaran süreçte, istihbarat yapılanması da dağıtılır. Ve batı talebine göre yeniden yapılanmaya gidilir.

İstihbarat örgütü: İngiliz Büyükelçisi Stratfort Canning'in çabasıyla 19. yüzyıl sonunda kurulur. Başına da Rum Cividis Efendi'yi getirilir.  Sonra Cividis'i atıp, Ermeni çevrelerin baskısıyla Baron C’yi getirilir. O da bilgileri el altından Viyana'ya satınca kurum tamamen kapatılır.

İstihbaratçılar, 17 Kasım 1913'te Teşkilat-ı Mahsusa'yı kurar. Dünyanın en kapsamlı örgütü olarak sonraki dünya istihbarat örgütlerine model olur. İstihbarat yanında eylemleriyle anılır.

Cumhuriyet döneminde ilk istihbarat teşkilatı, 1926 yılında Alman Genelkurmay istihbarat servisi eski Başkanı Albay Wolther Nicolai'ye 100 bin lira karşılığında kurduruldu!

Türkiye tarihinde istihbarat hep içe dönük oldu. Dış istihbarat dönemin ittifak ülkelerine göre, kimi zaman Almanya'ya, kimi zaman İngiltere ya da son 60 yılda olduğu gibi ABD'ye ihale edildi. İçeride ise bir dönem komünist, İslamcı, Türkçü avı yapıldı.  Şimdi ise ABD karşıtı ulusalcı-milliyetçi-sosyalist, İslamcı fark etmiyor. Antiemperyalist kişiler avdır.

Herkes komplo teorileri üretir.  Bilgiye değil sezgiye dayanan kim düşman, kim muhalif lotosu oynanır. Üzerinde durulması gereken, siyasetin gölgesini bilerek, dürüst, normal, tarafsız istihbarat kurumunun nasıl olacağı ve nasıl başarılı olunacağıdır.  Asıl zorluk budur.

Unutulmasın ki; dünyanın ne önemli stratejik merkezi Anadolu’dur.  Anadolu uygarlıklar merkezidir. Ortadoğu, Kafkasya ve balkanların ortasındadır. Anadolu’da devlet olarak varlığı devam ettirmenin yolu güçlü istihbarat örgütlenmesidir.  Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye cumhuriyetinin  devlet yapılanmasında  en önemli örgütü istihbarat örgütleridir. 

(Ayrıntılı bilgiler için bkz; “OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA İSTİHBARAT, (Nurullah Aydın, 2010 paraf yayınları) “İSTİHBARAT VE İSTİHBARATÇI” (Nurullah Aydın, 2011 paraf yayınları), “İŞTE İSTİHBARAT”, (Nurullah Aydın 2011 kumsaati yayınları) 

Prof.Dr.Nurullah AYDIN
8 Ekim 2011-ANKARA
NURULLAH AYDIN KİMDİR?
1954 yılında Erzurum'da doğan Nurullah Aydın, ODTÜ Mühendislik Fakültesinde okudu, 1982'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1983-1990 yılları arasında Erzurum, Tokat, Artova, Zile, Demirözü, Digor ve Tuzluca'da hâkimlik, Boyabat ve Sivas'ta savcılık yaptı.
Aydın, Aralık 1990’da görevinden istifa etti. 1993-1996 yılları arasında DYP MKK üyeliği yaptı. 1993 yılından beri Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde İletişim Hukuku öğretim görevlisidir.
A. Eğitim: 
1- Profesör: Internatıonal Scıentıfıc Centre (Bakü/Azerbaycan)
2- Doktora:  Internatıonal Scıentıfıc Centre (Bakü/Azerbaycan
3- Yüksek Öğrenim: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi      
4- Orta Öğretim: Karşıyaka Lisesi Orta Kısım, Karşıyaka/ İzmir Lise; Erzurum Lisesi
5- İlköğrenim: Fevzi Paşa İlkokulu, Karşıyaka/ İzmir
B. Kariyer:
1- Gazi Ü. İletişim  Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü Öğr. Gör.
2- Gazi.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi.
3- Gazi Ü. Tapu Kadastro Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi.
4- Ankara Ticaret Odası Başkanlık Strateji Danışmanlığı.
5- STF Holding, Strateji Danışmanlığı.
6- Sivas Demirçelik A.Ş’ nde Müşavirlik, Teftiş Kurulu Başkanlığı.
7- Sabah Gazetesi Ankara Bürosunda, Gazetecilik.
8- Ankara Mimar Kemal Lisesinde Tarih Öğretmenliği.
9- Tokat, Artova ve Zile: Hakimlik. Boyabat ve Sivas: Savcılık. Demirözü (Bayburt), Digor ve  Tuzluca (Kars): Hakimlik.
10- Erzurum: Hakim-Savcı Adaylığı.
C. Aldığı Ödüller:
1- Tokat yerel Basın 1988 yılı “Yılın Hukukçusu”
2- Parlâmento Dergisi; 2004 yılı “Yılın En İyi Basın Ödülü”.
3- Kırıkkale, Gerçek Gazetesi, 2004 yılı “En başarılı yazar ödülü”.
IV- Bilimsel Çalışmalar:
A. Kitaplar:
1- Avrupa Birliği nedir ne değildir? İstanbul 2009, Kumsaati yayınları.
2- Etkili İletişim Stratejileri, ıstanbul 2009, Kumsaati yayınları
3- Küresel Terör ve Terörizm, ıstanbul 2009, Kumsaati yayınları
4- Türk Suç ve Ceza Hukuku, (2. bası) Ankara 2009, Adalet yayınları
5- Hukuka Giriş/Hukukun Temel Kavramları, (2.bası) Ankara 2009, Adalet
yayınları.
6- İşte istihbarat, İstanbul 2008, Kumsaati yayınları.
7- Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki, İstanbul 2008, Kumsaati yayınları.
8- İnsan Hakları, Demokrasi ve Medya, İstanbul 2008, Kumsaati yayınları.
9- Türkiye’nin Milli Güvenlik Stratejisi, İstanbul 2008, Kumsaati
yayınları.
10- Türk Suç ve Ceza Hukuku, Ankara 2008, Turhan Kitabevi,
11- Türklerin Küresel Güç Doktrini, ıstanbul 2008, Kumsaati Yayınevi.
12- Hukuka Giriş- Temel Kavramlar, Ankara 2007, Turhan Kitabevi.  
13- Küresel Terör ve Türkiye,  Ankara 2006, Bilgi Yayınevi
14- Küresel Terör ve Terörizm, Ankara 2005, Medivizyon basım yayım.
15- Yeni Yüzyıl İçin Ulusal Stratejiler, Ankara 2003, Atlas Yayıncılık.
16- Herşey Türkiye İçin, Millî Stratejik Konsept, (4.bası) Ankara 2000,
Sözcü yy.
17- Milli Stratejik Konsept, Ankara 1999, Yimder yayınları
18- Podyum (Politika Bilim ve Teknoloji Çağında Yeni Yönelmeler), Ankara
1992, Lale ofset.
B. Makaleler
1- 500’ün üzerinde makaleleri yayınlandı.
2- Gazete köşe yazarlığı yaptı.
3- Dergi  yazarlığı yaptı ve yayın kurulu başkanlıklarını yürüttü.
4- Televizyon Programcılığı yaptı.
G. Yayına Hazırlanan Kitaplar:
1- Stratejik Düşünme
2- Stratejik İletişim                                        
3- Avrasya Stratejik bir Gelecek mi?
4- Prangalar: Türkiye - Avrupa Birliği İlişkileri
5- ABD-Türkiye: Stratejik Ortaklık mı Stratejik Yedek Kuvvet mi?
6- Büyük Ortadoğu Projesi
7- Ekonomi ve Siyasette Stratejik Planlama
8- Televizyon Hukuku
9- Gazetecilik Hukuku
10- Halkla İlişkiler Hukuku
11- Kamu Yönetimi
12- Metin Yazarlığı
V- Bilimsel Faaliyetler:
A. Konferans-Panel:
Çeşitli konularda 100 e yakın konferans verdi, oturum başkanlığı yaptı. Bildiriler sundu. .
B. Verdiği Dersler:
1- Hukuka Giriş- Hukukun Temel Kavramları.
2- Ceza Hukuku-Ceza Usul Hukuku.
3- Yeni Medya İncelemeleri
4- İletişim Politikaları
5- Avrupa Birliği ve Kültür politikaları
6- Halkla İlişkiler ve Tanıtım Metin Yazarlığı.
7- Halkla İlişkiler.
8- İletişim Sistemleri.
9- Medya ve Terör
10- Fikrî Haklar.
11- Kamu Yönetimi.
12- Kamu Hukuku ( Anayasa Hukuku-İdare Hukuku).
13- Yazı Teknikleri, Konuşma ve Beden Dili.
14- Medenî Hukuk.
15- Borçlar Hukuku
16- Miras Hukuku


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Ekim 2011 Cumartesi

DÖNDÜK DOLAŞTIK

AYRINTILAR ORTAYA ÇIKTIKÇA GELDİĞİMİZ NOKTA:
OYSA DAHA O ZAMAN TEPKİ GÖSTERİLMELİYDİ.
FAKAT YİNE UYUDUK.
YİNE YUMURTA KAPIYA DAYANDI.
ŞİMDİ BAĞIRIYORUZ.
OYUN ÇOK BASİT:
*50 BİN ABD ASKERİ IRAK'TAN ÇEKİLİYORUM AYAĞI TÜRKİYE'YE GİRECEK.
*18 AYLIK BU DÖNEM İÇERİSİNDE AKP/CHP/MHP ÖZERLİK ANAYASASINI YAPIVERECEKLER.
*TERÖR ŞİDDETLENECEK,POLİS HİÇ BİR ŞEY YAPAMAYACAK.
"KENDİ HAKKIMI TAYİN ETMEK İSTİYORUM" TALEBİYLE ABD ASKERİ BÖLGEYE YERLEŞECEK.
*KALKANLADA ABD ASKERİ KENDİNİ VE KUKLASINI KORUYACAK.
*YAVVRUM CONİ,YAVVŞAK YANKİ,SİZ EVE BİRA ZOR DÖNERSİNİZ.
BAKALIM BİZ  ARAPLARA BENZİYOR MUYUZ?
İŞTE ARTIK YAZILIYOR:
8/10/2011 AYDINLIK GAZETESİ:





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

7 Ekim 2011 Cuma

5 Ekim 2011 Çarşamba

NEYE SAHİP ÇIKTIK Kİ? ŞEKERE SAHİP ÇIKALIM


Türkiye'de özelleştirmeler devlet tekelinden çıkarıp Emperyalist tekelleri oluşturmak için yapılıyor.
Resmen Türkiye Cumhuriyeti kurucu fikrinden ekonomik kurumları yağmalanarak intikam alınıyor..
İzlenen yol ise şu:
*Ülkede yabancı yada yabancı ortaklı bir şirket kuruluyor.
*Devlet elindeki rekabet edecek kurum aşırı  istihdama açılıyor.
*Rekabet edecek devlet kurumuna yenileştirme ve modernizasyon adına yıllarca çivi çakılmıyor.
*Kısaca altın yumurtlayan tavuk kısırlaştırıyor. Halkın gözünde zarar eden kurum durumuna dönüştürülüyor.
*Rekabet edecek devlet kurumu yukarıda saydığım aşamalardan geçirildikten sonra özelleştiriliyor.
*Özelleştirilen devlet kurumu ya tamamen kapatılıyor yada değerli arazisi başka amaçlar için kullanılıyor.
Sonuç:
Liboş, yandaş medya tarafından “devlet tekeli kötüdür”, “Özelleştirme fıstıktır” şeklinde yıllarca zehirlenmiş halk olaya “sığırın trene baktığı” gibi bakıyor.
Neticede; devletin elinde olan, dolayısıyla kendisinin de ortağı olduğu altın yumurtlayan kurum halkın elinden alınıyor ve her türlü soyulacağı yabancı tekellerin eline geçiyor.
İşte şeker fabrikalarının akıbeti budur..
Bu arada ekleyeyim.
Şeker stratejik bir üründür. Azıcık tarihle ilgilenenler bilirler. Avrupalı sömürgeciler şeker tarlalarında çalıştırmak için sömürgelerinden köleler getirmiştir.
ABD'li CARGİLL şirketinin şekerimizi eline geçirmesinin  dışında farklı bir boyutu daha var. GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)  mısırdan şeker üretiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Marşının adını bilmeyenlerin yaşadığı bir ülkede yeni mutanglar oluşması kaçınılmaz görünüyor.
Şekerin başına gelenleri anlatan aşağıdaki yazıyı mutlaka okuyunuz.





ŞEKERDE CARGİLL OYUNU
Yayin Tarihi 20 Mayıs, 2008
AKP’den özel düzenleme ve kota imtiyazları koparan Cargill, formülü buldu! ABD firması, genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan ürettiği şekerle yılda 170 milyon dolar  kâr elde ediyor.
KÖPEKSİZ KÖY BULDULAR, DEĞNEKSİZ GEZİYORLAR!

Şekerin tadı kaçtı!
Özel düzenlemeler ve kota imtiyazlarıyla AKP tarafından meşrulaştırılan ABD’li Cargill firması, genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreterek yılda 170 milyon dolarlık kâr elde ediyor

ABD’li Cargill şirketine özel yasal düzenlemelerle tartışma yaratan AKP, resmen genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ve yıllık 170 milyon dolar kâr eden bir ’dev’ yarattı. Danıştay’ın önceki iptal kararlarına karşın bu yıl yine Cargill için şeker kotası artırımına giden hükümetin meşrulaştırdığı firmanın, yıllık 160 bin ton NBŞ (Nişasta bazlı şeker) kotası olan ve ülkemizde 90 milyon dolarlık yatırımı bulunuyor.

Yatırımın iki katı kârCargill’in yıllık kârı normal mısırda 136 milyon dolar ile 168 milyon dolar arasında, GDO’lu mısırda ise 182 milyon dolar arasında değişmektedir. Yani Cargill, bir yılda yatırım tutarının yaklaşık iki katı kâr elde etmektedir.Rant hırsı…Şeker-İş Sendikası’nın yayın organında yer alan habere göre, tüm dünyada devletler koruma politikalarıyla şeker kotasını belirlerken, Türkiye’nin, pancar sektörünü ABD’li Cargill’e teslim ettiği savunuluyor. Dergide, “Yabancı ülkelerde NBŞ  kotaları Türkiye kadar yüksek değil. Son iki yılda yüzde 2’nin üstüne çıkan AB NBŞ kotası, ortalamada yüzde 4.6’ya tekabül etmektedir. Buna rağmen ülkemizdeki satış fiyatı diğer ülkelerin iki katı civarında olduğundan kâr oranları yüzde 300’ün altına düşmeyen NBŞ üreticilerinin bu rant hırsı, Türkiye’yi yıllardır adeta bir NBŞ cennetine çevirmektedir” deniliyor.Durum vahimDergide, “234 bin tonluk NBŞ üretimi 234 bin ton pancar şekerinin üretilememesi, 351 bin ton NBŞ üretimi de yine 351 bin ton pancar şekerinin üretilememesi demektir. Şeker Kanunu’nda bulunan yüzde 10’luk NBŞ kotası, 234 bin ton NBŞ üretimine denk gelmektedir.” denilerek durumun vahametini açıkça anlatılıyor.

Pancar üreticileri  diken üstündeŞeker-İş’in dergisinde 1998’de şeker pancarı üretimine kota sistemi uygulanmaya başlandığı belirtilirken pancar üretimi ve üreticisine verdiği hasarlar şöyle sıralandı: * 200 bin çiftçi, pancar tarımından dışlandı. * Tarımda 2 milyon adam/gün, sanayide 260 bin adam/gün olmak üzere toplam 2 milyon 260 istihdam kaybı oldu.”
Sektör yabancı  cenneti oldu!
“NBŞ (nişasta bazlı şeker) sektöründeki yüksek kâr oranı, ülkemizi yabancı sermaye açısından cennete dönüştürmektedir” ifadesinin kullanıldığı Şeker-İş’in yayın organında, “Arkasına IMF gibi küresel güçlerin desteğini alan NBŞ sektöründeki firmalar üretimini dışarıya satmak yerine iç piyasaya daha fazla sokabilmek amacıyla NBŞ kotasının arttırılması için mücadele vermektedirler.” denildi.

AKP, tesisleri meşrulaştırdı
Cargill, ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı. Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill’in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye’ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker’e verdiği de bilinenler arasın-
da. Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi’deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge “Özel Endüstri Bölgesi” dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay’dan dönünce AKP hükümeti yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti.

Kaçağa ‘kesme’ kılıfı
Şeker kaçakçılarının, faaliyetlerini kamufle edebilmek, yurt içi piyasaya daha rahat ürün sürebilmek ve kârını artırabilmek için, şekeri “kesme şeker” olarak işlemeye yöneldiği belirlendi. “Kesme-küp şeker tesisi” olarak üretim izni alan firmalar, yurt içindeki fabrikalardan, kaçak şeker işleme faaliyetlerini kamufle etmek için düşük miktarlarda şeker alırken, İran, Irak ve Suriye’den getirdikleri şekeri burada işleyerek, yurt içi piyasaya sürüyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da çok sayıda “kesme şeker tesisi” kurulduğu dikkati çekti. Bu firmaların, kaçak şekeri kamufle etmek için yurt içindeki firmalardan az miktarda şeker alırken, yüksek miktarlardaki kaçak şekeri işledikleri, her hangi bir şikayet durumunda da yurt içinden satın aldıkları şekere ilişkin belgeleri gösterdikleri ortaya çıktı.

Haber : Müge BEZİRCİ / YENİÇAĞ


TARIM ARAZİLERİ YOK EDİLİYOR:
“CARGILL”E AF TBMM GÜNDEMİNDE
18.03.2008 itibariyle Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde görüşülmekte olan "Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" hakkında Odamız tarafından 01.03.2008 tarihinde yapılan basın açıklaması aşağıdadır.
"Anayasa Mahkemesi‘nin, Cargill‘i kurtarmak amacıyla tarım dışı amaçla kullanıma açılmış tarımsal arazilere af öngören yasa maddesinin yürürlüğünü durdurma kararı devam ederken, Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu ve 3 Milletvekilinin; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cargill‘i kurtarmak için yeniden mecliste gündeme geldi.
Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi‘deki Cargill firması 8 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay‘dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti.
1865 yılında ABD‘de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker üretimi ve ithalatı ile ün salmış bir kuruluş. Tarım gıda alanında ABD‘nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor. Cargill‘in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip.
1960‘lı yıllardan beri Türkiye‘de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. Orhangazi Ovası‘nda 195 bin metrekare "birinci sınıf tarım arazisini" en uygun yer olarak kendine seçen kuruluş, 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye‘den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor.

Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı.Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill‘in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye‘ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker‘e verdiği de bilinenler arasında. 

Cargill‘in Pendik‘te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek‘te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ilan edilmesinin dışında başka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesiydi.
2004‘te gerçekleştirilen ilk yasal düzenleme, tarım dışı amaçla kullanılmaması gereken tarım arazileri üzerine kurulan tesisler için, altı aylık sürede gerekli işlemleri yaptırmak kaydıyla af öngörüyordu. Yerel yönetimlerin karşı çıkmaları ve yargı kararları nedeniyle Cargill ilk düzenlemeden yararlanamadı. Bunun üzerine Bursa Milletvekili Karapaşaoğlu, suyunu İznik Gölü‘nden elde eden ve atıkları tarım arazilerine zarar veren, doğal varlıkların korunmasının toplumsal bir görev olarak vurgulandığı Anayasal bilinci hiçe sayan Cargill‘i kurtarmak için 2006 yılı şubat ayında ikinci bir yasa teklifi verdi. Cargill‘i kurtarmayı amaçlayan 3. geçici madde; "11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir. Söz konusu arazi ve tesislerin istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat, izin gibi işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler..." ifadelerini içermektedir. Bu madde Cargill‘in tarım arazisi üzerine yaptığı tesislerin yıkılmaktan kurtarılması için şirkete üç yıl süre kazandırmaktadır.
Bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Özellikle bir yabancı şirkete ya da belirli şirketlere ilişkin, izin ya da ruhsatı hukuka aykırı bulunarak yargı kararı ile iptal edilen tarım arazilerinde kurulu sanayi tesislerinin üretim etkinliklerini sürdürmelerine olanak sağlayan yasa kuralının, hukuk devleti, Anayasa‘nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü, yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı" hükmüyle veto edilen yasa, TBMM Genel Kurulu‘nda 2007 yılı Ocak ayında yeniden görüşülerek yasalaştı. Ancak yasa Anayasa Mahkemesi‘ne taşınmış ve yürürlüğün durdurulması kararı alınmıştır. Söz konusu karar şöyle demektedir:
"31.1.2007 günlü, 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun‘un 6. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu‘na eklenen geçici 3. maddenin, Anayasa‘ya aykırılığı konusunda güçlü belirtiler bulunduğu ve uygulanması halinde sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların doğabileceği gözetilerek esas hakkında karar verilinceye kadar yürürlüğünün durdurulmasına, 19.2.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi."
Sonuç 22.02.2007 tarihinde Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hukuka uygun tesis edilmeyen, tarım dışı amaçla kullanılmaması gerektiği yönünde verilen bir çok yargı kararı bulunan Cargill‘in faaliyetine devam etmesi açık bir şekilde hukuk ihlalidir. Anayasa‘ya göre (md.138/son) yargı kararlarının derhal, gecikmeksizin uygulanması Anayasa‘nın amir hükmü gereğidir. Bu emre aykırı davranmak ise suçtur. 22.11.2007 tarihinde kararın tebliğ edilmesine rağmen gereğini yerine getirmeyen Bursa Valiliği de bu hukuksuzluğa ortak olmaktadır.
Açıktır ki Cargill "in çıkarları, Türkiye "nin pancar şekeri üretimini dünyada emsali olmayan bir biçimde daraltıp, yerine Nişasta Bazlı Şeker üretimine alan açması yönündedir. Bunun en kolay yolu, bir yandan yasal mevzuatın ve kotaların bu biçimde düzenlenmesi, diğer yandan özelleştirme kapsamında olan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TŞFAŞ)‘ nin tasfiye amacıyla özelleştirilmesinden geçmektedir. Ayrıca Cargill-Türkiye-‘nin Yönetim Kurulu üyesi Muzaffer Sayınataç‘ın, aynı zamanda Şeker Üst Kurulu‘nun üyesi olması da bu konuda dikkatleri çekmektedir.
Türkiye‘de 2006 rakamları ile ektiği şeker pancarını sadece TŞFAŞ fabrikalarına satan aile sayısı 187 bin 510"dur. Her yıl çapa döneminde yaklaşık 250 bin tarım işçisi pancar tarlalarında iş bulmaktadır. TŞFAŞ "de istihdam edilen işçi sayısı 12 bin 454‘tür. Görünen o ki, iddiaların aksine Cargill istihdam yaratmamakta, sermayenin çıkarları için milyonlarca köylüyü toprağından kopararak işsiz bırakmaktadır.
Cargill ve Cargill gibi tarım arazisi üzerine yasa dışı yollarla tarım dışı kullanım için kurulmuş 22 bin civarı tesis tarımı, tarım işçisini sermayeye bağımlı hale getirmekte, binlerce emekçinin ve ailelerinin yaşam hakkını ellerinden almaktadır.
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası olarak, 19.02.2008‘de TBMM Çevre Komisyonu‘ndan geçen son düzenleme ile Cargill‘e af ısrarından bir an önce vazgeçilmesini talep ediyor, tarım arazilerinin sermaye tarafından yağmalanmasını engellemek için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtiyoruz. Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşoğlu, Bursa‘nın temel sorunlarından olan kaçak yapılaşmayla, diğer kentlerle bağlantısını pekiştirecek olan demiryollarıyla ya da liman kenti olma yolunda hızla ilerlediği dönemde önüne çıkan altyapı sorunlarıyla ilgili herhangi bir girişimde bulunmazken, zamanını Cargill‘i kurtarmak için harcaması önemli bir bilinç kaymasına işaret etmektedir. Unutulmaması gerekir ki, meclis yasama yetkisini sermayenin değil, emekçinin, işçinin lehine kullanmalı; sermayeye değil halka karşı sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Nesnel koşullar, üretim güçleri, tarih emekçiden yanadır."
TMMOB/HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI/MART 2008


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1 Ekim 2011 Cumartesi

FÜZE KALKANI, TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN KURULUYOR-(Arslan BULUT'un 1/10/2011 tarihli yazısı-Yeniçağ Gazetesi)


NOT:Çok önceleri resimlerle anlatmaya çalıştığımız gerçekler artık uzmanlar tarafından belgeleniyor.Teknik detaylar ortaya çıktıkça ilk söylediğimiz gerçek su yüzüne çıkıyor.Çıkıyor çünkü bu bir BOP,ABD projesidir.Füze kalkanının neyi savunacağı,Ergenekon ve benzeri davaların ,uyduruk belgeleriyle TSK'nın neden yıpratıldığı çok açık ortada.Erdoğan'ın Araf Suresinden alıntı sözleriyle bitirelim: "kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar"Evet halk bilinçli olarak bu hale getirildi.

CHP Milletvekili Osman Korutürk, soru önergesinde füze kalkanı ile ilgili anlaşmayı kastederek “Amerikan Büyükelçisi, imzayı Amerika adına mı, yoksa NATO adına mı attı” diye sordu.
Malatya Kürecik’e yerleştirilecek füze kalkanı mutabakat belgesi Amerikan Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından 13 Eylül günü imzalanmıştı.
Korutürk, füze kalkanına Anayasa’nın 92’nci maddesi gereğince Meclis onayı gerektiğini kaydetti.
Ulusal Strateji Merkezi Başkanı Haluk Dural ise, “Kurulacak radarın, yüksek çözünürlükte bilgi kaydetme menzili 400 kilometreye kadar düşüyor. Bu da füze kalkanının Türkiye topraklarını hedef aldığını gösteriyor. Irak’ta kalan 50 bin Amerikan askerinin Türkiye üzerinden, ağır silahları ile birlikte 18 ay içinde çekilmesi planlanıyor. Bu sürecin başında Türkiye’de Anayasa’nın özerklik temelinde değiştirilmesi gündemde olacak. Bu da, füze kalkanının, Güneydoğu’da oluşacak federal yapıyı Türk Hava Kuvvetleri’nden korumak için kurulduğunun delilidir” dedi.
Haluk Dural, tezkere sırasında Amerikalıların yerleşmek istediği 9 üsse yeniden konuşlanacağını da belirtti.
Meseleyi baştan ele alalım. Irak’ta kukla bir devlet kurmak için Türkiye’de Amerikan politikalarına itiraz etmeyecek, kukla bir iktidar oluşturmak gerekiyordu. Ekonomik krizlerle yıpratılan DSP ve MHP ile, yolsuzlukları yüzünden tükenen ANAP tasfiye edilerek AKP ve CHP bir umut olarak kamuoyuna sunuldu. ABD, kurulan AKP iktidarına güvenerek, 63 bin askerini Mersin’den Hakkâri’ye kadar uzanan Türk topraklarına yerleştirmek istedi. Asıl hedefin Türkiye olduğu yolunda yükselen sesler ve başka gerekçelerle tezkere reddedildi. Ancak Türk hava sahasının Amerikan uçaklarına ve füzelerine açılması tezkeresi kabul edildi. ABD bu sayede Irak’ın hava savunma sistemini çökerttikten sonra karadan işgale başladı ve Kerkük’ü Barzani ve Talabani kuvvetlerine işgal ettirdikten sonra Türk ordusunun Kuzey Irak’taki unsurlarını taciz etmeye başladı...
AKP hükümeti, AB’nin dayattığı bütün yasaları bir bir TBMM’den geçirmeye girişti. Türk girişimcilere binbir türlü zorluk çıkartılırken, “Yabancılara doğrudan yatırım hakkı” tanındı. Bu arada, geçmiş hükümetler tarafından Türkiye coğrafyasının 100 bin kilometre karesi zaten yabancı maden şirketlerine imtiyaz olarak verilmişti. Maden imtiyazı haritaları gözden geçirildiği zaman, bunların Amerikan ordusunun Tampa’daki üssünde duvarda asılı iken Türk generallerinin gördüğü Büyük Kürdistan haritası ve Karadeniz için planlanan Pontus haritası ile birebir örtüştüğü ortaya çıktı. Halkların kendi kaderini tayin hakkını öngören ve 1. Dünya Savaşı öncesinde Anadolu’da Büyük Ermenistan ve Kürdistan kurdurmak için kullanılan Wilson prensipleri, BM ikiz yasaları olarak TBMM’de AKP ve CHP’nin oylarıyla kabul edildikten sonra, ABD Büyükelçisi Pearson’un, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Irak’ın tek bir ekonomik bölge olduğunu söylemesi, Barzani’nin internet sitesinde de bu ekonomik bölgenin yakında Büyük Kürdistan olacağını yazması gibi olaylar gelişti...
Ben de füze kalkanının, İsrail’i korumak veya İran’ı gözetlemekten ziyade, doğrudan Türkiye’yi hedef aldığını Kanal B’de Tevfik Kızgıntürk’ün programında anlattım.
Terör örgütünün, bölgede, sokakta yürüyen sivil polisi, mühendisi, öğretmeni hedef alması da bu projeyle eş zamanlı olarak başlatıldı. Öyle ki eşini Hakkâri’ye götüren misafir bir genci bile katlettiler.
Örgüt, bu saldırıların hedefinin, bölgede kendi güvenlik güçlerini, kendi mahkemelerini, kendi okullarını kurmak olduğunu açıklıyor zaten..
Bütün veriler gösteriyor ki Türkiye kendi iktidarı tarafından, büyük bir Amerikan tuzağının içine düşürülmektedir..
Arslan BULUT-01/10/2011-yeniçağ


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Eylül 2011 Pazartesi


NATO'nun füze kalkanına karşı İran, Rusya ve Çin ortak harekete geçti
26 Eylül 2011 Pazartesi 16:28


NATO'nun Türkiye'ye kuracağı erken uyarı radar sistemi nedeniyle İran'ın tepkisi devam ederken, Rusya, Çin ve İran Türkiye'ye kurulacak radar sistemine karşı ortak füze kalkanı kurma amacıyla görüşmelere başladı.

İranlı Kayhan gazetesinin gayri resmi kaynaklara dayanarak verdiği habere göre, İran, Rusya ve Çin arasında ortak bir füze sisteminin kurulmasına ilişkin olarak ciddi görüşmeler yapıldığı bildirildi.

Görüşmelerin, söz konusu üç ülkenin, NATO’nun “füze kalkanı”na ilişkin kararında ABD’nin İran ve Kuzey Kore’nin nükleer kabiliyetlerine ilişkin ifade ettiği kaygılarının etkili olduğu kanısına varmaları üzerine gerçekleştiği belirtildi.
ÇİN VE RUSYA HEDEFTE İDDİASI

Öte yandan, Türkiye’nin erken uyarı radarına ev sahipliğini yapmayı kabul etmesinin ardından, ABD’nin yeni sistemin bazı unsurlarını Güney Kore ve Tayvan’a yerleştirmeyi planlamasının “Washington’un, iddia ettiği, İran ve Kuzey Kore kaynaklı tehdidi, Çin ve Rusya’yı hedeflemek için bahane olarak kullandığını” açıkça gösterdiği öne sürüldü.

Böylece İran, Rusya ve Çin’in ciddi görüşmelere başlama zamanının geldiği kanısına vardığı belirtilen İran medyasında Rusya’nın NATO nezdindeki Daimi Temsilcisi Dimitri Rogozin’in, bu ayın sonunda İran’da yapacağı ziyaret sırasında ortak plana ilişkin operasyonel görüşmeler yapması beklentisi dile getirildi.

'FÜZE KALKANI SİTEMİ KURMAK ZOR DEĞİL'

Rus Haber Ajansı RİA Novosti’ye göre, Rogozin’in Tahran’da “stratejik konuları” ele alacağına dikkat çeken İran haber ajansı Mehr, bu konudaki haberinde, “Askeri uzmanlar, İran, Rusya ve Çin’in uçak savar savunma sistemlerinin dizaynında büyük ilerleme katettikleri için füze kalkanı sistemini kurmanın onlar için zor bir görev olmayacağını düşünüyorlar dedi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/fuze-kalkanina-karsi-irandan-dev-ittifak-373985h.htm#ixzz1Z5RXUiko

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

21 Eylül 2011 Çarşamba

"AZ ZAMANDA ÇOK BÜYÜK" Yalçın KÜÇÜK-21/09/2011

Delilik sınırlarında gezen bu zeki adamı altyapısını tamamlamayanlar okumasın.Yada bir çevirmen kullansın.Yada eline bir google ve kağıt kalem alsın,yazarı beyinde Ergenekondan hapse atsın, yazıda kafasına takılanları arasın, bulduğu haberleri tarasın.Süzgeçten geçirsin ,o zaman çözer.Çözerse zaten artık iflah olmaz.




 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."