17 Şubat 2010 Çarşamba

PRENSİLVANYA PRENSİ

ARTIK HAKİM-SAVCI SATIN ALMIYOR /YETİŞTİRDİ
 “İCABINDA MAHKEMELERİN ALTINI ÜSTÜNE GETİRECEKSİN.
AVUCUNA ALACAKSIN.
ARKADAŞLARA DİYORUM Kİ SEN BİN DÖKTÜRECEKSİN BELKİ GERİ BİRİ DÖNECEK.
DERSHANELERİMİZ MÜSAİT DESTEKLERİZ YANİ.
BİR MİLYAR VERECEKSİNİZ ON MİLYONLUK TAZMİNAT ALACAKSINIZ. YANİ BURADA MAHKÛM ETMEKTİR YANİ. AVUKATTA KİRALAYACAKSINIZ HAKİMDE KİRALAYACAKSINIZ.”
Bu sözleri söyleyen kişi birilerine fena halde kızmamış, hatta düşman olmuş.
Yani insan kime?
Neden?
BİN döktürüp BİR kazanacak kadar kıza bilir.
BİR MİLYARLIK dava açıp ONMİLYON kazanacak kadar kızar.
Sakın “MAHKEMELERİN ALTINI ÜSTÜNE GETİRMEK”, “AVUCUNA ALMAK” isteyenlerin emperyalistler falan olduğunu sanmayınız.
Bu tamamen içimizden birileri.
Salya sümük ağlayan insanları duygulandıran biri.
Ve yargılanmasına ramak kala; tutuklanmasını isteyen  hakimin YOUTUBE  yansıyan ve  İsviçre’den yüklenmiş 4 yıl önce çekilmiş küfürlü bir ses kaydı ile savcı susturuldu ve Salya sümük Prensilvanya Prensi aklandı.
Tanıdınız.
FETTULLAH GÜLEN.

Yani ABD’de Prensilvanya ’da 137 dönüm arazi içerisinde 9 villada FBI-MOSSAD ve CİA korumasında yaşayan hoca efendimiz.
DİNLER ARASI DİYALOG-MEDENİYETLER İTTİFAKI projelerinin babası.
ABD’nin üssü olan her ülkede İngilizce ders veren, bir ikide Türkçe şarkı öğreten ve kalkıp Türkiye’de Türkçe olimpiyatları yapan, bizlerde Afrikalı, Afganlı, Hintli bebelerin Türkçe şarkı söylediğini görünce duygulandığımız, “helal olsun sana Hoca” dediğimiz ama ne hikmetse İngiltere’den İngilizceye hizmetlerinden dolayı madalya alan hocamız.
Kısacası her ülkeye YERLİ MİSYONERLER yetiştiren hoca efendimiz.
Görülen o ki.
“DERSHANELERİMİZ MÜSAİT DESTEKLERİZ YANİ.” diyen hoca efendimiz bayağı bir aşama kaydetmiş.
Dershanelerinde Özel yetkili savcılar yetiştirmiş.
Ve bu özel yetkili savcılar pkk ile mücadele etmiş ne kadar asker varsa büyük bir kin ve nefretle yargılamak istiyor.
Teröristleri çadırlarda affediyor.
Ama Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu bütün bunlara sessiz kaldı.
HSYK nihayet kendine de dokunulacağını gördü.
Erzincan savcısı Prensin özel yetkili savcılarınca tutuklanınca sıranın kime geldiği görüldü.
“SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK” demekten başka ne diye bilirim ki.
Şimdi SOROS beslemesi medyayı izleyiniz ve gerçek yüzlerini bininci kez görünüz.
Satılmış sürülerinin mesleki çeşitliliğini, hangi üniversitelerde, gazetelerde, tv kanallarında öbeklendiğini ve İHANET KARDEŞLİĞİNİN ne kadar arsız ve çığırtkan olduğunu analiz ediniz.
Ve hafızanızı tazeleyiniz.
HSYK ne kısa bir dönem önce saldırıldığını hatırlayınız.
Tarih böyle bir fırsatı insanın karşısına zor çıkarır.
Bu emperyalist uşağı bukalemunların göründüğü andır.
İzleyin not alın ve sakın unutmayın.
Onlar SEVR’i hala unutmadı.
Çanakkale’yi hala unutmadı.
Kuyruk acılarını hala unutmadı.
Bu sadece BOP/GOP değil.
Bu bir kin/nefret.
BOP’ un uşakları; “hazır emperyalistler arkamızdayken intikam alalım” mantığını güdüyor.
Her yetkilinin elindeki yetkisini kullanmaması “KORKMASI/TIRSMASI/BANA DOKUNMAYAN YILAN MİN YAŞASIN” demesi halinde hem tarih karşısında, hem Allah karşısında bunun bedelini ödeyemez.
Kendine dokunulmasından da kurtulamaz.
Unutmayın. Bataklıkta gül bitmez.
Kendimize kurduğumuz mikro evren bir gün atlayan bir kurbağanın sıçrattığı pisliğe bulanır. Pisliğe bulanmış biri olarak anılmamak için elinde yetkisi olanlar onurlu mücadelesini vermelidirler.
Ama geç kalmadan.
Ve herkes için.

Saygılar.
Levent kalem
Ayrıca mutlaka okuyunuz:
Haber:

SAVCI OSMAN ŞANAL'IN YETKİSİ KALDIRILDI
HSYK, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i tutuklatan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın tüm yetkilerini kaldırdı. Gerekçe ise Erzurum Başsavcısının yetki aşımı yaptığı şeklinde açıklandı.
HSYK, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınması üzerine bu sabah olağanüstü toplandı. Toplantı 4 saat sürdü. Toplantının ardından alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı.

HSYK'dan yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi:
"16/2/2010 tarihinde HSYK gündemine oy birliği ile alınarak, incelenmesine karar verilen Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nda, Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan uygulamalar, 17/2/2010 tarihinde değerlendirilerek aşağıdaki kararlar alınmıştır:

CMK’nın 250/3’üncü maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek, görev ve yetki aşımında bulunulduğunun tespitine,

Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcısı vekili, Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı, Osman Şanal’ın CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına,

Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Cumhuriyet Başsavcı vekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı, Osman Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir."

HSYK, " YANDAŞ YARGIYA MÜDAHALE ETTİ"

HSYK, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i tutuklatan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın tüm yetkilerini kaldırdı. Erzurum Adliyesinde görevli 4 savcı ve başsavcı vekili hakkında da suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. HSYK kararlarının ardından Ankara'da karşılıklı tepkiler gelmeye başladı.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınması üzerine bu sabah olağanüstü toplanan HSYK'dan, yaklaşık 4 saat süren toplantının ardından, alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı. 
Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK üyesi Ahmet Kahraman'ın da katıldığı HSYK açıklamasında, dün Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığında yapılan uygulamaların, HSYK'nın gündemine oy birliğiyle alınarak, incelenmesine karar verildiği anımsatıldı.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek, görev ve yetki aşımında bulunulduğunu tespit eden HSYK, Erzurum Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili
Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın, CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına karar verdi.

Kurul oy çokluğuyla Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.

Konuyla ilgili açkılama yapan CHP Grup Başkan vekili Hakkı Süha Okay, "Yargı emniyetteki F tipi yapılanmaya teslim olmuştur" diye konuştu. Okay, "HSYK’nın tavrını önemsiyorum ama bu tavrı son iki yıl içinde gösterseydi bu duruma gelinmezdi." şeklinde konuştu.

Hükümet Cephesinden ilk tepki AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ'dan geldi. "HSYK kararlarını hukuka aykırı olduğunu iddia eden Bozdağ, Yargının bağımsızlığına müdahale edildiğini savındu.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıts









"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

16 Şubat 2010 Salı

KATAR'DA ABD ELÇİSİ KRİZİ
Erdoğan-Clinton görüşmesini kesmek isteyen ABD'nin Doha Büyükelçisi LeBaron'u, Türk büyükelçi Tanlay durdurdu. Birbirlerinin boğazını sıkan büyükelçileri görevliler ayırdı
Sabah Gazetesi'nde Yahya BOSTAN imzası ile yeralan habere göre, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Katar gezisine, ABD'nin Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron'un haddini aşan sözleri nedeniyle yaşanan tartışma damgasını vurdu.
Başbakan Erdoğan ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın 20 dakika planlanan görüşmesi 1 saat sürünce Doha Büyükelçisi Joseph LeBaron içeri girerek Clinton'u uyarmak istedi. Bunun üzerine Türk görevlilerce uyarıldı. Ancak LeBaron, içeri girmekte ısrar edince devreye Erdoğan'ın dış politika danışmanı Büyükelçi Fuat Tanlay girdi. Tanlay, "Görüşme sürüyor, içeri giremezsiniz" uyarısında bulundu.

"ŞEYH DAHA ÖNEMLİ
"ABD'li Büyükelçi LeBaron ise, "Bu görüşme bitmeli. Katar Şeyhi ile görüşme daha önemli" deyince Büyükelçi Tanlay'ın sabrı taştı. Tanlay, LeBaron'a çok büyük tepki göstererek, "Bizim önemimizin ne olduğuna sen karar veremezsin. Ülkeme hakaret edemezsin. Bu senin haddine değil" dedi. İki diplomatın birbirinin boğazına sarıldığı, görevlilerin ayırmasının ardından ABD'li elçinin sinirden kapıları tekmelediği öğrenildi. Öte yandan Erdoğan-Clinton görüşmesinde Ermenistan konusunun da ele alındığı belirtildi. Erdoğan, Clinton'a Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin protokollere ilişkin aldığı kararın süreci yokuşa süren bir yorum olduğunu söyledi. Görüşmede, Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığı ifade edilerek "Ermenistan sorununu Kafkasya'da kapsamlı normalleşme sürecinin bir parçası olarak görüyoruz" denildi. Erdoğan, Clinton'a "Minsk Grubu çabalarını artırmalı" mesajı verdi. Clinton da Erdoğan'a "Ermenistan'la başlayan sürecin her şeye rağmen sürdürülmesinin yararlı olduğunu" söyledi. Başbakan Erdoğan'ın kalbine stent takılan eski ABD Başkanı Bill Clinton'a eşi aracılığıyla geçmiş olsun dileğini iletti.

KATAR'LA VİZE KALKIYOR
Başbakan Erdoğan, Four Seasons Otel'de yapılan Türk-Katar İş Forumu'nda ise Katar ile vizenin kaldırılacağı mesajını verdi. Son birkaç ay içerisinde Suriye, Lübnan, Libya, Arnavutluk, Tacikistan ve Ürdün ile vizeleri kaldırdıklarını anımsatan Erdoğan, "Şimdi resmi vizeleri inşallah Katar'la kaldırıyoruz. Bize en az Suriye kadar Ürdün, Lübnan kadar yakın olan Katar'la da benzer şekilde yeni bir dönemin kapılarını aralamak istiyoruz. Türkiye'nin kapıları, Katar'lı yatırımcılara, turistlere, iş adamlarına ardına kadar açık olacaktır" dedi.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

Tuğamiral'e Ergenekon sorgusu

Ergenekon soruşturması kapsamında İzmir'de Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar'ın ifadesi alınıyor.

İzmir - Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla, Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar, İzmir Adliyesi'nde özel yetkili cumhuriyet savcılarına ifade veriyor.
Taraf gazetesinin 'Kod Adı Kafes' haberinde, Ergenekon'un Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içindeki uzantısı olduğu iddia edilen bir liste yayımlanmış, bu listede Tuğamiral İlğar'ın da adı geçmişti.,
İfade vermeye gidenlerin arasında Ege Ordusu Kurmay Başkanı Tümgeneral Ömer Paç'ın da bulunduğu iddia edilmişti, ancak bu haberin doğru olmadığı anlaşıldı.
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı gözaltına alındı

İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalarla gündeme gelen Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Ergenekon'a üye olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Cihaner'in makam odasında saatler süren arama yapıldı, çok sayıda belge ve cd'ye el konuldu. Başsavcı Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili olarak inceleme başlatan HSYK, yarın toplanma kararı aldı.

Erzincan- Özellikle İsmailağa cemaatine yönelik yaptığı soruşturmalar ile gündeme gelen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısıİlhan Cihaner'in evinde ve makam odasında  Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı Osman Şanal'ın talimatıyla arama yapıldı. Yapılan aramalarda bilgisayarlarla birlikte çok sayıda belge ve cd'ye el konuldu. El konulan cd ve belgeler çuvallarla adliyeden çıkartıldı.
Ergenekon yapılanmasının Erzincan ayağına yönelik yapıldığı iddia edilen aramanın ardından Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner gözaltına alındı. Evindeki arama devam eden Cihaner Erzurum'a götürülüyor. 
Cihaner'in avukatı açıklama yaptı
Cihaner'in avukatı Hamit Sekman basın mensuplarına yaptığı açıklamada yapılan işlemlere itiraz edeceklerini söyledi. İddiaların asılsız olduğunu belirten Sekman,"Cihaner gerçeklerin açığa çıkacağına inanıyor" dedi.

Arama sabah 10.00'da başladı
Erzurum Özel Yetkili 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden karar aldıran Özel Yetkili SavcıOsman Şanal, sabah saat 10.00 sıralarında yanında 3 savcıyla Erzincan'a geldi. Şanal, Adliye binasına gitti ve Başsavcı Cihaer'in binanın dördüncü katında bulunan makamında arama başlattı. Bu aramanın ardından Cihaner'in kentin İnönü Mahallesi'ndeki adliye lojmanlarında bulunan evinde de arama yapıldı.
Başsavcı Şanal'ın talebi üzerine aramaya, Erzincan Emniyet Müdürlüğü'nden de polis ekibi katıldı. 

"Konuyu öncelikli olarak inceliyoruz"
 Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili konuyu ''öncelikli olarak incelediklerini'' söyledi.
HSYK'nın seçilmiş üyeleri olarak yarın yapacakları toplantıda konuyu değerlendireceklerini ifade eden Özbek, ''Birtakım değerlendirmeler yapıyoruz. Konuyu inceliyoruz. Herkesin üzerinde durduğu gibi biz de Kurul olarak konuyu öncelikle inceliyoruz'' diye konuştu.

İki savcı davalık 

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, yürüttüğü soruşturmaları elinden alan Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal hakkında dava açmıştı.
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

YARSAV'dan sert açıklama

YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evinde ve ofisinde arama yapılamasının yargıç güvencesine "aykırı" olduğunu ifade ederek, "Artık Türk toplumu, keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun bir toplumdur" dedi.

Ankara- Tarhan, YARSAV Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner'in işlediği iddia edilen bazı suçlar nedeniyle makamının aranması ve gözaltına alınmasına ilişkin açıklamada bulundu.
Yapılan işlemin, Anayasa, Hakimler ve Savcılar Yasası ve Ceza Yargılama Yasası'nda öngörülen yargıç güvencesine"açıkça aykırı" olduğunu söyleyen Tarhan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "en temel niteliği olan hukukun üstünlüğüne ve dolayısıyla yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesine" ağır bir müdahale yapıldığını dile getirdi.
"Bugünden itibaren artık Türkiye'de hiçbir yargıç, cumhuriyet savcısı, Yargıtay, Danıştay ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargıç üyeleri güvencede değildir" diyen Tarhan, Türk toplumunun, "keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun" bir toplum haline geldiğini öne sürdü.

Cumhuriyet savcıları ile yargı diz çöktürülmeye çalışılıyor

Anayasada yargıç ve savcılar, başbakan ve bakanlar hakkında özel soruşturma yöntemlerine yer verildiğini anımsatan Tarhan, Anayasa'nın doğrudan uygulanır söz konusu hükümlerinin yasalarla askıya alınamayacağını kaydetti. Tarhan şöyle konuştu:
"Çünkü Ceza Yargılama Yasasının 250/3 maddesinde özel yetkili mahkemelerin görev alanı düzenlenirken, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı yargıçlar hariç bırakılmıştır. Bu hüküm ve Anayasa hükümleri görmezden gelinerek bu soruşturmayla yargı üzerinde ciddi baskılar yaratıldığı ve laik, demokratik hukuk devletini yasalar çerçevesinde korumaya kalkışan yargıçlar, cumhuriyet savcıları ile yargının diz çöktürülmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ceza Yargılaması Yasası'nın 250/3 maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nin yargılayacağı kişilerden olan Başbakan'ı bu yöntemle gözaltına almak abesle iştigal ise, ancak Yargıtay tarafından yargılanacak bir Cumhuriyet Başsavcısının soruşturma yetkisi olmayan kişilerce aranarak gözaltına alınması ağır bir hukuk ihlalidir"

Tüm yargıç ve savcıların gereken yanıtı, en sert biçimde vereceklerine inanıyoruz"

Söz konusu uygulamayla, "ayarlanamayan yargıçlar ve savcılar ayarlanmaya ve hizaya getirilmeye çalışıldığını" öne süren Tarhan, "Yasadışı bölücü örgüt mensuplarının iki saat içinde serbest bırakılması için yargıç ve Cumhuriyet savcısı ayarlayanlar, Adalet Bakanlığı'nın emriyle açıkça hukuka aykırı bu uygulamayı başlatmıştır. Yüksek yargıçlar HSYK üyeleri de dahil olmak üzere tüm yargıç ve cumhuriyet savcıları bu uygulamayla her an karşı karşıya kalabileceklerdir. Bu tehdide yüksek yargıçların HSYK üyelerinin tüm yargıç ve savcıların boyun eğmeyerek gereken yanıtı, en sert biçimde vereceklerine inanıyoruz" dedi.

"Adalet Bakanı'nı istifa etmeye çağırıyoruz"

Tarhan, "Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i, yargıç ve savcıları, savcılar eliyle Anayasa'ya aykırı soruşturma ve gözaltına almaya çalışmakla" suçladı ve şöyle devam etti:
"Hiç kuşku yoktur ki yapılan, siyasi iktidarın yüksek yargıyı da kapsamına alabilecek nitelikte yargıyı yıldırma ve ele geçirme girişimidir. Hukuk dışı bu uygulamaya yol açan ve gerçekleştiren tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuyor, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, HSYK ve Adalet bakanını bu kişiler hakkında soruşturma açmak üzere göreve ve Adalet Bakanını siyasi sorumluluğunu üstlenerek, istifa etmeye çağırıyoruz."
16 Şubat 2010


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
İHANET KARDEŞLİĞİ TSK’YA SALDIRA DURSUN SESSİZ BİR DESTAN YAZILIYOR



ABD’nin devlet bankası sanılan ama birkaç siyonistin elinde olan FEDERAL RESERVE BANK’ta basılan karşılıksız dolarlarla beslenen ismi bile yalan olan Macar Yahudi’si George SOROS’un desteklediği dönme solcu/liboş, yeşil ihanet/Fetutullah, AYILIKÇI Kürt medyası kısaca İHANET KARDEŞLİĞİ TSK’ya saldırıyor.
İçlerinde en salakları AYRILIKÇI Kürtler.

Çünkü diğerleri ölmüyor ve öldürmüyor. Sadece konuşuyor.
Onlarsa kendi halkını bu kirli oyunda feda ediyor.
Macar Yahudi’si Geoge’nin “Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” sözü hatırlandığında gerçekleri görmek çok daha basit.
TSK Emperyalizmin ASYA çıkarlarında kullanılmak amacıyla ULUSAL kimliğinden uzaklaştırılmak ve NATO maskesi altında tamamen ABD’nin ve bağlantılı olarak İsrail ve  yine İngiltere’nin güdümünde kullanılmak isteniyor.
Bunu yapmanın tek yolu TSK’nın ULUSAL kimliğinden uzaklaştırılması, yıldırılması, halk desteğini yitirmesi ve moralsizleştirilmesi gerekiyor.
Bu nasıl yapılır?
Sonu gelmeyen terör olayları ile bu amaçlanıyor.
Pkk’nın görevi bu.
Emperyalist tarafından beslenen yönetim kadrosu; çok iyi bildikleri bu gerçeği sırf kendi arzuları uğruna Kürt ve Türk gençlerini feda ediyor. Desteğini aldığı emperyalistlere uşaklık ederken bunu utanmadan bağımsızlık savaşı olarak gösteriyor.
Bu yalanların anlaşılmaması için gerekli olan zemini ise Türkiye içerisinde yine emperyalist/yayılmacı ülkelerce desteklenen feodal ağalar ve siyasete sokulmuş ve mevkilendirilmiş dini cemaatler ile sebataist/dönme medya, iktidar tarafından ele geçirilmiş medya, emperyalist fonlarca beslenen medya, AB fonlarından fonlanan Sivil Toplum Örgütleri, mevki, kariyer ve yaşam standartlarını torpille yapıldıkları Prof. ön eklerini emperyalistlere borçlu olan ve var oluşu Atatürk Türkiye’sine düşmanlık olan Fetullahçı zümre üstleniyor. Pkk fakirlikten ve cehaletten sola benzer ama tam bir faşizan propagandayla; birazda insan egosunun (ne kadar yüzlerce yıllık kardeş bir tarih oluşturmuşta olsa)  zorlanması ile sözüm ona bağımsızlık, özgürlük söylemleriyle doludizgin emperyalist katillere hizmet ediyor. Kardeşkanı döküyor ve döktürüyor.
Pkk emperyalistlere kara propaganda imkânı verebilmek adına ölmek ve öldürmek için yani her halükarda kaybetmek için kuruldu. İçerisinde hiçbir sınıf mücadelesi olmayan tamamen çift yönlü katil bir (gerek kandırdığı gençlerin bir devletin Silahlı kuvvetlerine saldırması neticesindeki ölümler ve kendi ülkesinin askerinden ölümler) oluşum.
Ne uğruna?
Emperyaliste kara propaganda imkânı tanımak uğruna.

Asya’nın el değmemiş zenginliklerine göz diken ABD, Siyonist ütopyası peşinde koşan İsrail, lüks yaşam varlıklarını sömürü üzerine kurmuş şımarık Avrupa Birliğini (Özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa) sıkıştıran küresel boyutlu olaylar var.
Çin’in devler arasına katılma enerjisi, Purin ile Soros yıkımını silkeleyen Rusya, adaya sığamayan Japonya, danışıklı petrol savaşında köşeyi dönen İran’ın atağı, sürpriz çocuk Hindistan dengeleri alt üst ediyor ve sürecin hızlanmasını zorunlu hale getiriyor.
İşte bu bağlamda İslam coğrafyasında kalan birkaç sömürüle bilecek/talan edile bilecek zenginliğin 700 000 km uzaktan değil hem İslam olan, hem NATO üyesi olan, hem güçlü olan hem de sömürülecek coğrafyanın yanı başında bir ülkenin ordusu gerekmekte.
Nasıl da TSK’yı bağırıyor bu cümleler.
İşte Macar Siyonist’i moruk bunu söylüyor.
“Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” diyerek.
Çok haklı.
Ama TSK ulusal kimliğinde ve emperyalistlerin uşağı olmamakta direniyor.
Bu direncin kırılması için neler gerekiyorsa yapılıyor.
Talat ve Erdoğan onun için iktidar yapıldı.
Fettullah onun için  137 dönüm içerisindeki 9 villaya hapsedildi.
Medyanın tamamına yakını ele geçirildi.
Bu güne kadar entel dantel,aşk meşk yazan yazarlar militanlaştırıldı.
Bu nedenle özelleştirme furyası ile stratejik kurumlar talan edildi
İşsizlik patlatıldı.
Halk ekonomik dar boğaza itilip apolitikleştirildi.
Kendi kurdurduğu NATO bağlamlı ve Komünizmle mücadele felsefesindeki gladiosunun suçları ulusalcıların (Gladio ile mücadele edenlerin) üzerine atıldı.
Tüm mozaik ortaya çıkmışken, varoluşu Atatürk Cumhuriyetine kin ve nefret olanlar öyle bir suça bulaştırıldılar ki geri dönüşleri mümkün olmaz hale geldi. Özellikle 2. AKP hükümeti geri dönülemez bir sürece girdi.
AKP’den ulusal kimliğine dönmesini beklemek kadar mantıksız bir şey olamaz.
Tüm bu süreç içerisinde her şeyin farkında olan TSK yapılan tüm küfürlere, karalamalara rağmen demokratik çizgisinden, onur intiharlarına, kamuoyu baskısına rağmen sapmadı. Aksine vur/kaç gibi kalleşçe bir mücadele veren, ABD ve İsrail ajanlarınca eğitilen ve lojistik psikolojik destek alan dünyanın en kanlı, en rezil örgütüne karşı stratejilerini geliştirdi, eğitimini yaptı, ulusal silah üretimini ilerletti.
Sivil ayakta ise; tüm ayrılık tohumlarına rağmen emekçi kesim sınıf mücadelesinde kaynaştı, ortak eylem kararı aldı ve emperyalizmin uşaklarına boyun eğmediğini gösterdi.
Özet olarak:
ATA’nın “Yurtta barış, dünyada barış”  ve “Savaş mecbur olmadıkça cinayettir” çizgisinden çıkmayan TSK ve Türk Halkı yeni yüzyıla başka bir kahramanlıkla, Demokrasi alanında dünyaya ders vererek girmek üzere.
Emperyalistler tüm kozlarını kullandı.
Tüm içimizdeki gizli yapılanmalarını aleni etti.
Tüm propagandalarını yaptı.
Tüm ekonomik talanını gerçekleştirdi.
Ama elinde sadece Türkiye’den kelepir elde ettiği fabrika, banka, liman yönetimi ve bol bol beslemek zorunda olduğu hain sürüsü var.
Gelişen yeni güçler karşısında karşılıksız basılan dolar hâkimiyetinin azalması ABD’yi işçi tasarrufuna iterse bizim hainlerimizin sonunun ne olacağını düşünüyorsunuz?
Hatırlatırım; Emperyalist ilk önce kendi yavrusunu yer.
Saygılar.
16/02/2010
Levent kalem

 NOT:Aşağıdaki haber pkk'nın dolayısıyla emperyalizmin en büyük kozunun içler acısı durumunu gözler önüne seriyor.

PKK’DAN İTİRAF:


PKK'nın askeri kanadı HPG'nin Tunceli Komutanı Ali Haydar Dersim, TSK'nın savaş tarzını değiştirdiğini ve kendilerine karşı yeni bir askeri harekât tarzı uyguladığını söyledi. Fırat Haber Ajansı'nın dünkü haberine göre Dersim şöyle konuştu:

"Eskiye göre hafif ve hızlı hareket eden güçler şeklinde ani keşfe ve istihbarata dayalı bir tarz. Alınan istihbarata göre bir alana yönelik hızlı bir biçimde operasyon gerçekleştiriyorlar. Arazide gezen küçük gruplar temasa girdikten sonra helikopterle indirmeler yapıyor ve bütün araziyi tutuyorlar. Hedefe yöneliyorlar, hedefe ulaşamadıklarında geri çekiliyorlar. Anında yakalanan görüntülerin etrafında indirme yapıp 'Kobra'larla vuruyorlar. Temasın yaşandığı yerlerde ise yakın temasa girmiyorlar. Ağır bir hava saldırısı, Kobra saldırısı, obüs vs oluyor. Çemberden çıkılabilecek yeri tahmin edip pusu atıyorlar."
Büyük operasyonların fark ve takip edilme olanağının olduğunu hatırlatan Dersim, "Şimdi bir operasyon ne zaman başladı ne zaman bitti belli değil. Bunu kamuoyu bilmiyor. Ancak savaşan taraflar biliyor. Aslında her zaman operasyon var ama sanki hiç operasyon da yok. Sonuçları bakımından böyle. Öylesine veriliyor ki diğer gelişmelerin arasında rutin kalıyor. Tabii sonuçlar küçük olunca gözden ırak tutuluyor, oysa hepsinin toplamından damlaya damlaya göl oluyor"
diye konuştu.

GELİŞMELER NEYE İŞARET EDİYOR

Dersim'in açıklamaları, ilk kez PKK tepe yöneticilerinden Duran Kalkan tarafından dile getirilen ve 24 Nisan 2009 tarihli "TSK'dan beklenmedik 'gerilla' taktiği, PKK'da tedirginlik" başlığını taşıyan Kuzey Irak Güncesi'nde aktarılan taktik değişikliğini ayrıntılandırıyor.
TSK'nın PKK'ya karşı mücadelesinde izlediği yeni harekât tarzının örgüt açısından yarattığı zorlukları yansıtan ve burada tamamı alıntılanmayan açıklamalarından,

A- TSK'nın
1- PKK birimlerinin milis ve taraftarları kanalıyla askeri birliklerin operasyona çıkmasından haberdar olmasının önüne geçecek şekilde hızlı ve gizli hareket ettiği
2- Profesyonel askerlerden oluşan birliklerinin operasyon öncesinde gizli ve hızlı hareket ederek, operasyon sonrasında da arazide kalmayarak "hedef" küçülttüğü
3- Bunun sonucu ve ateş gücü üstünlüğüyle personel kaybını asgariye indirdiği

B- PKK'nın
1- Operasyonları önceden fark edememesi nedeniyle pusu atma, mayınlama türünden önleyici ve zayiat verdirici önlemler alamadığı
2- Eskiden olduğu gibi arazide açık hedef teşkil eden hantal TSK birimlerine çevirme ve sızma taktikleriyle darbe indiremediği
3- Kuzey Irak'taki kamplarla ve genel olarak da bölgeler arasındaki "transfer" hatlarını etkili pusulamalar yüzünden eskisi kadar rahat kullanamadığı
4- Yerel halktan çeşitli unsurların kendi aleyhine olacak biçimde harekete geçirilmesini engellemek için tepki gösterdiğinde halkla karşı karşıya geldiği yani her durumda "zarar"lı çıktığı
5- Bütün bunların sonucu olarak ancak çetin coğrafyaya sahip yerlerde kendini güvende hissettiği anlaşılıyor.

Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilişinin 11. yıldönümü nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın gösterilerin yapıldığı 15 Şubat 2010 itibariyle PKK'nın tasfiyesiyle çakışan Kürt sorununun çözüm sürecinde Ankara'nın uzun yıllardan sonra örgüte karşı geliştirdiği askeri taktiğin etkili olduğu fark ediliyor.
Buna karşılık savaşın bölgeyle ve hatta "Kürtler arasında" sınırlı kalmasından rahatsız olan PKK'nın HPG komutanlarını Kuzey Irak'ta toplayarak yeni döneme uygun taktik geliştirme aşamasında olduğu hissediliyor.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
 
 

14 Şubat 2010 Pazar

DOĞRU SÖYLEYENLER



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Şubat 2010 Cumartesi

MATBAADA BASILMIŞ TURUNCU DEVRİM
Matbu basılmış ve milletin eline tutuşturulmuş pankart.
Eskiden pankartları insanlar kendi hazırlardı.
Kendi yaratıcılığını katarlardı.
Ama şimdi her şey turuncu .
SOROS'UN  parası bol, matbaada bastırıyor.
Kimsenin düşünmesi bile istenmiyor.
Oysa Hrant Dink’in öldürülmesi kimin işine yaradı?
Düşününüz.
Rahmetlinin konuşmalarını dinleyiniz.
Her şey o kadar açık ki.
Ama pankart yazarken bile düşünmeyenler bunu nasıl görecek.

Peki; ben söyleyeyim:


“Ermeni kökenli Türk yazarımızı öldürtenler;
Şimdi yazarımızın cesedini kullanarak
Vatanseverlere Ergenekoncu yalanı yapıştırıp
Halkımızı kendi çıkarları doğrultusunda,
Ellerine matbaada basılmış pankartlar tutuşturup
Bar bar bağırtıyor.”

JUSTICE  canım JUSTICE.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BAL YAPAMAYAN ARILAR




BAZI PROJELERİ ÖN PLANA ÇIKARAN YERLİ ARILAR ASLINDA YABAN ARILARININ  İSTEK VE TEMENNİLERİNİ YERİNE GETİRİYORLAR.
BAZI ARKADAŞLAR OLAYLARIN ZAMANLAMASINA DİKKAT ŞEKİYORLAR.
İŞTE PROJEYİ YAPANLAR SOROS'UN YABAN ARILARI.
 BUNLARI TÜRKİYE'DE GÜNDEME GETİRENLER BİZİM YERLİ ARILARIMIZ.
TABİ Kİ BUNLAR KARŞILIKSIZ BASILAN YEŞİL DOLARLARLA OLUYOR.
DÜNYAYI YÖNETEN 8 GLOBAL SİYONİST AİLE.
KARİYERLERE ALDANMAYIN.
ÜNİVERSİTELERDE  ELLERİNDE, HOCALARDA.
BU ADAMLAR ÜLKE SATIN ALMAYA ALIŞMIŞLAR.
ŞİMDİ SIRADA TÜRKİYE VAR.
AMA BUNUN KARŞISINDA DA EMPERYALİSTİ DÜNYA TARİHİNDE TEK HEZİMETE UĞRATAN ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLARI VAR.
SADECE TANIYINIZ.
YAZILARINI,KONUŞMALARINI DİKKATLE İZLEYİNİZ.
HER ŞEY O KADAR AÇIK Kİ.
"TARAF NEREDEN PARA ALIYOR?"
DİYOR BAZI ARKADAŞLAR.
FEDERAL RESERVE BANK .
SOROS'A SOROS YABAN ARILARINA
YABAN ARILARI YERLİ ARILARA.
PARAYLA İNSAN SATIN ALINDIĞI SÜRECE PROFESÖR YAPILMIŞ AMA BAL YAPAMAYAN DAHA ÇOK BAL ARISINI TÜRKİYE ALEYHİNE ÇALIŞIRKEN GÖRECEĞİZ.
VE MASKE:
DEMOKRASİ,İNSAN HAKLARI,AVRUPA BİRLİĞİ KRİTERLERİ/NORMLARI..VB OLACAK.
TABİ Kİ YERSEN.














BUNLARDA  YERLİ BAL ARILARI.
AMA YABAN ARILARIYLA UÇA UÇA BAL YAPMA ÖZELLİKLERİNİ YİTİRMİŞLER.
YABANİLEŞMİŞLER.
BAKIN NE İLGİNÇ TİPLER VAR.
HEPSİ YUKARIDAKİLERLE KANKİ.
















"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Şubat 2010 Cuma

ÖPÜCÜKLÜ TÜRKİYE/KIBRIS RAPORU A.P'DE OYLANDI VE EZİCİ ÇOĞUNLUKLA GEÇTİ


SEN CİDDİYE ALMA.
NEYİ CİDDİYE ALDINIZ Kİ?



Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi’nde Türkiye rapor yazıcısı Ria Oomen Ruijten tarafından hazırlanan raporu Kıbrıs hakkında:

*Türk askerinin Kıbrıs’tan derhal çekilmeye başlamasın.
*Maraş Rumlara iade edilsin.
*Adanın Türk vatandaşları tarafından kolonize edilmesi sorununa bir an önce çare bulusun.
içeriyordu.

Bu ifadelerin daha önce komitede tartışılan karar taslağında yer alması Rum milletvekilleri tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Bir Rum milletvekilinin oylama sonucunda Türkiye rapor yazıcısı öpücüklerle kutlaması kameralara yansımıştı.
Akabinde Brüksel’de bulunan Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış ise bu maddelerin AP Genel Kurulu’na gelmeden önce değiştirilmesi beklentisinde olduklarını dile getirmiş ve Brüksel’de bir araya geldiği basın mensuplarına “Bu raporu çok da fazla ciddiye alma taraftarı değilim” demişti. 
Egemen Bağış’ın ciddiye almadığı rapor AP’de oylandı ve EZİCİ ÇOĞUNLUKLA KABUL EDİLDİ.

İlgili haber:




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Şubat 2010 Perşembe

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'e ait Türk Ordusu ile ilgili bir yazısı

Türk Ordusundan rahatsızlıkta Batı-Siyasal İslam birlikteliği Batı'nın, özellikle Avrupa'nın Türk Ordusu'na kini tarihin tanıdığı en amansız kinlerden biridir. İngilizler İstanbul'u işgal ettiklerinde ilk istedikleri, Cuma selamlığındaki askerlerimizin oradan uzaklaştırılması olmuştur.(Atatürk'ün Bütün Eserleri, 8/138)
Türkiye, benzeri bir rahatsızlığa, AKP iktidarı döneminde tanık oldu. Anımsayalım, bir AKP  'Milletvekili’nin TBMM'deki 'Mareşal Atatürk' tablosuyla, TBMM'de güvenlik görevi yapan askerlerin yürüyüşleri sırasında çıkardıkları seslerden şikâyeti üzerine, 2000'li yıllarda tartışılmıştı.Aynı AKP'nin kurmay isimleri Türk Ordusu'ndan rahatsızlıklarını değişik vesilelerle ve değişik tavırlar sergileyerek ortaya koymaktadırlar. Bir milletvekilinin,Türk Ordusu'na mensup birliklerin ve okulların Ankara dışına çıkarılmasını ve başkentin 'askerî bir kent' görünümünden kurtarılmasını istemesi ayrı bir örnektir.
Ayrı ve talihsiz bir örnek...

Ne ilginç! Atatürk'ten rahatsızlık konusunda, Haçlı Batı ile siyasal İslamcı odaklar tarihin her döneminde bir biçimde kader ve mücadele birliği yapmışlardır. Bugün de aynen böyle yapmaktalar.Tam bu noktada, Falih Rıfkı Atay şu ibret verici tespiti vicdanlarımıza iletiyor:
'Kurtuluş Savaşı öncesindeki işgal sırasında, ordu kumandanlarını şu veya bu vasıta ile küçük düşürmek bir parola idi.' (Atatürk'ün Bütün Eserleri, 8/138)
Bugün de aynı değil mi?
İlker Başbuğ'un İsrail gezisi sırasında  çekilen resimleri ve bunların dinci bir gazetede yayınlanması, Türk Ordusu'ndan rahatsızlığın tarafları arasındaki yardımlaşmanın yeni bir belgesidir. O fotoğrafları o dinci gazeteye kimler servis yaptı? Her halde turist rehberleri değil.
TÜRK ORDUSU NEDEN RAHATSIZ EDİYOR
Batı'nın Türk ordusuna kininin sebebi sadece Türk ordusunun caydırıcılığı, Haçlı tasallut ve emperyalizmi karşısındaki susturucu ve püskürtücü gücü değildir. Sebeplerin başında, Türk ordusunun ,sadece ordu olarak kalmayıp Türk tarihinde aydınlık ve atılımın öncüsü oluşu gelmektedir.Türkiye, bunca devrimi böylesine kansız ve kavgasız bir biçimde ve çok kısa bir zaman çerçevesinde nasıl başardı? Ordunun, sadece 'asker' olarak kalmayıp, aydınlanma ve ilerlemenin öncülüğünü de yapmış olması sayesinde...

Türkiye'nin işte böyle bir kaderi olagelmiştir. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ama gerçek budur.
Türkiye, sanayi devrimini gerçekleştirememiş, bunun için de, cumhuriyet ve demokrasiyi taşıyan temel iki sınıf olan burjuva ve proletaryayı oluşturamamış bir ülkedir. Buna rağmen hem cumhuriyeti hem de aydınlanmanın motor unsurları olan temel devrimleri akıl almaz bir maharetle hayata geçirebilmiştir.
Nasıl mı?
Ordu'nun aydınlanmadaki öncülüğü sayesinde...

Batı'da; demokrasi, özgürlük, insan hakları ve aydınlanmanın yaratıcı ülkelerinden biri olan Fransa'da, sanayi devrimi yaşanmış, burjuva ve proletarya doğmuş olmasına rağmen, cumhuriyetin yerleşmesi büyük badirelerden sonra gerçekleştirilebilmiştir.

Serüvene bakın:

1792 cumhuriyetin kuruluşu, 1799 Napolyon'un İmparatorluğunu ilanı,1814 yeniden krallığa  dönüş,  1848 ikinci cumhuriyetin ilanı, 1852 yeniden imparatorluk tartışması ve nihayet 1871'de bugünkü anlamda cumhuriyetin kuruluşu.

Batı bunları biliyor. Batı, bizim birçok nimeti ve değeri, Atatürk'ün eşsiz dehası sayesinde bedavadan elde ettiğimizi de biliyor. Millet olarak bizi kıskanırken, birey olarak Atatürk'e tatmin bulmaz bir kinle diş biliyor. Batı için Atatürk, Orta Asya steplerinin metafizikten habersiz, aydınlık, akıl ve bilim nedir bilmez vahşilerini, tarihsel süreç anlayışlarının hiçbiriyle izah edilemeyecek bir maharetle, aydınlanmanın doruğuna taşıyan, cumhuriyet ve laiklikle donatan affedilemez bir düşmandır.
Atatürk öldü, bu iş bitti diyemezsiniz. Diyebilmenize engel bir güç ve gerçek var:

 Türk Ordusu.
Türk Ordusu, Atatürk demek, Atatürk'ün ölümsüzlüğünün göstergesi ve
garantisi demektir.Türk ordusu, tagallüp ve tahakküm unsuru değil, öncelikle aydınlanma ve demokrasi unsuru olarak yer almıştır bizim tarihimizde. Batı şöyle düşünmekte ve bunun gereğini yapmayı değişmez iman olarak taşımaktadır: Türk ordusu ya yok olmalı, yahut da ruhu pörsütülmelidir.

Birincisini yapmak imkânsız denecek kadar zordur.
İkincisine gelince, Türkiye'nin içinden elde edilecek hain ve gafillerle gerekli işbirliği kurulursa amaca ulaşmak mümkündür.
İşte bugün bu 'mümkün' gördükleri amaca ulaşmaya çalışıyorlar. Çünkü Haçlılar biliyorlar ki, İslam dünyasında, o arada Türkiye'de,Atatürk'ün Anıtkabri'ni yok etmeyi Kâbe'yi yok etme şartına bağlasalar, buna razı olacak alçakların sayısı epeycedir.Batı, özellikle son birkaç yılda, İslam dünyasında yakaladığı bu tarihsel fırsatı heba etmemek için can havliyle çırpınıyor. Esasında nefret ettiği AKP'yi bağrına basıp var gücüyle desteklemesi AKP'de, az önce değindiğimiz hayatî emellerine uygun her şeyi bulmasındandır.

O halde, Türk ordusunu taciz etmek ve etkisizleştirmek Avrupalı için iki maksada hizmet etmektedir:

1.    Haçlı emel ve egemenliğine darbe vuran bir numaralı gücü zaafa uğratmak,
2.    İslam dünyasının kaderini değiştirecek örneklere imza atan bir aydınlatma ve ilerletme gücünü etkisiz kılmak.

Büyük Atatürk, Türk ordusunun, işaret ettiğimiz bu özellikli durumuna çok erken bir zamanda dikkat çekmiştir. 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu'da yaptığı bir konuşmada bu gerçeğin altını emsalsiz bir vukufla şöyle çiziyor:
'Ordumuz, milletin ilerleme ve yükselme adımlarına öncü olmuştur. Milletimizin bütün inkılaplarında birinci adımı işgal etmiştir. Diğer milletlerde, ordu ile millet yekdiğeriyle daima karşı karşıyadır.Halbuki iş bizde tamamıyla tersinedir...' (Atatürk'ün Bütün Eserleri,17/290)

3.     İşte, Türk Ordusu dendiğinde Haçlı Batı'yı rahatsız eden temel sebep budur.Bu temel sebebi bilmeden Türkiye'nin dış politikalarına, özellikle AB ile ilgili politikalarına yön vermeye kalkmak, uçuruma giden kayalıklarda gözleri bağlı olarak yol almaya benzer. Böyle bir yol alışın en dikkat çekici örneği ise AKP iktidarının uyguladığı dış politika, özellikle AB politikasıdır.

AKP'NİN DIŞ POLİTİKASI

Büyük üzüntü duyarak söylemeliyim ki, AKP'nin uyguladığı genelde Batı politikaları, özel olarak da AB politikaları Türkiye üzerindeki Haçlı emellerine tatmin fırsat ve imkânı yaratan, temelinden basiretsiz politikalardır. Eğer 'basiretsiz' tabirine itiraz ediliyorsa, onun yerine kullanılacak kelime çok daha ağır ve sarsıcı olacaktır.Bu politikaların üçüncü bir izahı yoktur.Daha neyi bekleyecekler! Gün bu gündür.

İLK ADIM MGK

Türk Ordusu'nu etkisizleştirme operasyonu, MGK'ya tasallutla başladı.Tabii önce MGK, sonra da devamı...MGK bunların, âdeta korkulu rüyası idi. Varsa yoksa MGK. Bunların MGK ile ilgili söz ve tavırlarını okuyunca insan gayrı ihtiyarı şunu düşünüyor:
Güneş tutulmaları, gök taşlarının düşmesi, ozonun delinmesi, doğal felaketlerin ortaya çıkması, 11 Eylül terör dehşeti vs. şu bizim MGK yüzünden olmasın!..


Gerçek şu ki,
Hıristiyan Avrupa'nın bir tür 'üst kurmaylar Grubu' olan Avrupa Parlamentosu (AP) için MGK, asırlarca korkulu rüyalar yaşatmış bir gücün sembolü olarak ortadadır. Bu sembolden rahatsız olmamalarını beklemek, sadece saflık değil, ahmaklık olur...O MGK ve hatırlattığı güçler ayakta durdukça, bizi AB'ye üye yapacaklarını sanmak da öyle...Unutmayalım, AKP iktidarının oylarıyla MGK'nın kolu-kanadı kırılıp 'sivilleştirilme' işlemi TBMM'de tamamlandığı gün (30 Ağustos 2003) Avrupa âdeta bayram etmişti. Türkiye ve Türkleri taciz eden demeçleriyle ünlü Günter Verhuegen, gülücükleri ve heyecan dolu demeçleriyle bu bayramın âdeta resmî duyurusunu yapmıştı.
MGK'nın işini bitirdiler; şimdi doğrudan doğruya orduya bindiriyorlar.Fırsatlar yaratarak, bahaneler üreterek, sağdan girerek, soldan girerek, şöyle veya böyle, belirli aralıklarla Türk Ordusu'na mutlaka ve muhakkak sataşıyor veya saldırıyorlar.
6 Ekim 2004 İlerleme Raporu'nu, 17 Aralık 2004 Zirve Kararları'nı, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi'ni ve nihayet, 8 Kasım 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi'ni okuyun, bu söylediklerimi belgeleyecek çok şey bulacaksınız.


Suat İlhan, işin gerçeğini ta bel kemiğinden yakalamış. Şöyle yazıyor:

'Anlaşılıyor ki, Avrupa, bin yıldan daha uzun zamandan beri kahrını çektiği Türk Ordusu ile, AB mevzuatı içinde hesaplaşmaya niyetleniyor.Gerçekte hesaplaşmaya başladılar. AB'nin açık amaçlarından birinin,Türk Silahlı Kuvvetleri'ni küçültmek, etki ve caydırıcılığını azaltmak olduğu anlaşılıyor.' (Suat İlhan, Avrupa Birliğine Neden Hayır,s.27-28)

Türk milleti, ordusuna tasallut ve sataşmanın en kahırlı dönemini yaşıyor denebilir.
 
SÖZÜN ÖZÜ

Avrupa'nın Müslüman Türk'ü tarihe gömme düşünün gerçeğe dönüşmesinin talep belgesi olan Sevr, Mustafa Kemal tarafından engellendi. Gök gözlü kumandan, kollarına girip savaş meydanlarına çektiği milletiyle Sevr'i yırtıp bir paçavra gibi yazanların ve imzalayanların suratına attı.Mustafa Kemal, Batılı-Haçlı kini doruk noktasına çıkaran bir iş yaptı.Onu asla affetmezler. Mustafa Kemal onların genlerini taciz etti,tarihsel rüyalarını kararttı, ufuklarını, ocaklarını söndürdü.
Mustafa Kemal Atatürk'e yönelik Batı düşmanlığını değerlendirirken bu arka planı unutmak gafletini gösterenlerin aklına şaşarım.
Şimdi, Türk yeniden 'Hasta Adam' haline getirildi. Düyunu Umumiye,değişik adlar altında yeniden yaratıldı. Sevr'in şartlarını, çeşitli gerekçelerle 'sineye çekilir' bulan yeni Damat Ferit ekipleri ihdas edilip gereken yerlere oturtuldu.
Batılı-Haçlı  için gün tam bu gündür. Korkulu rüyanın tepelenmesi için uygun zamandır.

Mustafa Kemal'i olmayan bir Sevr kulvarındayız.

Prof. Yaşar Nuri Öztürk 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."