27 Ocak 2010 Çarşamba


AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN UŞAKLARI
İHANET KARDEŞLİĞİ

TV KANALLARINI SÜSLEYEN VE KIVIRMAKTAN SES TONLARI DEĞİŞEN
LİBOŞ=DÖNEK SOLCU
YEŞİL İHANET=FETTULLAHÇI
AYRILIKÇI KÜRT
KISACASI
İHANET KARDEŞLİĞİNİN 
FARKINA VARIN.

2000 yılında Doğu Timor’un, Endonezya’dan koparak bağımsızlığını ilan etti.
Bu süreç içinde, adına “Endonezya modeli” denen bir Amerikan Operasyonu uygulandı.
Bu ‘Model’ şu şekilde cereyan etti:

ABD, Doğu Timor adalarını Endonezya’dan koparmadan önce bu ülkenin Ordusuna karşı büyük bir yıpratma kampanyası yürüttü.

Geçmişte ABD’nin Endonezya Özel Kuvvetleri’ne "komünizmle mücadele" bahanesi ile yaptırdığı çeşitli operasyonlara, bire bin katılarak açıklandı. 
(her köyde kasabada Kore gazimiz vardır.Biz neden Kore'ye gittik?ABD'nin gözüne girebilmek için;yani komünizm ile mücadele etmek için.Aslında komünizm Türkiye için hiç bir zaman tehdit olacak kadar gelişmemiştir.)
Amerika, yeterli delil biriktirdikten sonra, bu operasyonları bire bin katarak Endonezya'daki Amerikancı basın vasıtasıyla piyasaya sürdü. Ordu’nun direnci kırıldı.

Endonezya'nın da bir bölücülük sorunu vardı.

Doğu Timor'da ki bölücüler, Endonezya'dan ayrılmak istiyorlardı.

Amerika da gayet tabii Doğu Timor bölücülerini destekliyordu.

Bütün bu gelişmelerin arkasından Endonezya’nın parçalanarak Doğu Timor’un koparılması kolaylaştı.




ÇOK MU TANIDIK GELDİ:

PEKİ, BU SÜREÇ TÜRKİYE’DE NASIL?

I.

1986 yılında ABD, şimdilerde uygulatmaya çalıştığı "Türkiye himayesinden Kürdistan Planı"nı Evren ve Özal'ın oluruyla Türk Ordusu'na da dayatmıştı.
II.


Plan, Genelkurmay Başkanı Org. Nejdet Üruğ'un sert direnciyle karşılaştı ve engellendi.
III.


Daha sonra, ABD emrinde Kuzey Irak'a girme planına karşı çıkan Org. Torumtay istifa etti, plan suya düştü.
IV.


Komutanlar, Amerika'nın Türkiye'yi bölmeyi amaçlayan planlar yaptığını ve bu planları Türk ordusu eliyle uygulamaya koymak istediğini anladılar.
İşte bu süreçte, 1990 yılında Org. Doğan Güreş döneminde Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na (ÖKK) dönüştürüldü, 1992'de de personeli yeniden yapılandırıldı.
Bu sadece bir isim değişikliği değil, ABD ilişkilerinin sorgulandığı sürecin de somut bir sonucuydu.

Öyle ki; 
Özel Kuvvetler Komutanlığı ile Daire ABD ve Gladyo'nun sultasından çıkarıldı!
ABD görevlileri Org. Karadayı döneminde ÖKK binasından çıkarıldılar.
NATO ve ABD ilişkileriyle, ABD parasıyla, ABD eğitimiyle milletine karşı oluşturulmuş olan bir yapı, artık Milli Kuvvet haline dönüştürülmüştü.
Bundan dolayı ÖKK, ABD'nin hedefi haline geldi!


Türk Ordusu üzerindeki denetimi elinden kaçırdığını anlayan ABD ateş püskürmeye başladı.

V.


Amerikan ordu dergilerinde "Türk Generalleri hizadan çıktı" cinsinden haber yorumlar yayımlandı.

VI.


ABD, Muavenet gemimizi topa tuttu, askerlerimizi şehit etti.

VII.


Temmuz 2003'de Kuzey Irak'ta Süleymaniye'de Özel Kuvvetler birliğimizin başına "Kürt liderlere suikast yapacaklardı" bahanesi ile çuval geçirdi.

VIII.


ABD ordusu Nevada Çölü'nde "Binyılın Meydan Okuması" adı altında Türkiye'yi işgal tatbikatı yaptı.
Bu tatbikat, ABD tarihinde o güne kadar görülen en kapsamlı ve en uzun süren tatbikat idi.


MİLLENNİUM CHALLENGE NEDİR?

Amerikan ordusu tarihinin en kapsamlı tatbikatını gerçekleştirmektedir (24.07.2002-15.08.2002 – Nevada/ABD). Tatbikata NATO’nun demirbaş ülkelerinden birçoğu katılmasına rağmen Türkiye davetliler listesinde yoktur. Tatbikatın adı ‘Millenium Challenge’, tatbikatın senaryosu ise daha ilginç;

‘Tatbikatın konusu ise; işgal edilmesi planlanan ülkede önce yıkıcı bir deprem meydana gelir, bu depremle eş zamanlı olarak uluslar arası bir mahkeme ülkenin sınırlarını ilgilendiren ve çıkarlarına ters bir karar alır. Burada konu daha da ilginçleşir ve ordu hedef ülkede darbe yapar ve yakınında bulunan ada ülkeyi ablukaya alır. Önemli ulaşım yollarında bulunan bu adanın ablukaya alınması ile birlikte ABD harekete geçer ve 96 saatte o ülkenin önemli şehirlerini işgal etmeye çalışır.

Bu senaryo açıklamaya gerek bırakmayacak derecede Türkiye'yi, o günden bu güne yaşananları hatırlatmakla birlikte bazı açıklamalarda bulunmakta fayda var. Öncelikle, şunu belirtmek gerekir ki tatbikatın gerçekleştirildiği dönemde, dünyada seferberlik emrini 96 saatte gerçekleştirebilen tek ordu TSK idi. Deprem olması ise Türk vatandaşlarına zaten tanıdık gelecektir. İster gerçek manasında olsun, isterse ekonomik bir depremi temsil etsin bu konu Türkiye ile birebir eşleşmektedir. Ayrıca tatbikatın yapıldığı California'da Kuzey Anadolu Fay Hattı'na eş bir fay hattı olduğu da akılda bulundurulmalıdır. Komşu ada ülkeye yapılan abluka operasyonu ve darbe yapılması ise bu tatbikatın Türkiye açısından en ilginç noktalarıdır.’

(Emin YILMAZ – BOP ve MILLENİUM CHALLENGE Tatbikatı , 08.04.2008 ,


IX.


ABD'nin PKK'ya yardımını belgeleyen Org. Eşref Bitlis, uçağı düşürülerek şehit edildi.

X.


Malatya'da Özel Kuvvetler Komutanlığı birliğini taşıyan uçağımız düşürüldü.

XI.


Daha sonra, Amerikan ordu dergisinde Türkiye'nin güneydoğusunu da içine alan Büyük Kürdistan haritası yayımlandı.

XII.


Belki anlamayanlar vardır diye İtalya'daki NATO toplantısında ABD'li subaylar bu haritayı ekrana yansıttı.
Türk subayları toplantıyı terk etti.
BÖYLECE ABD, TÜRK ORDUSU'NA KARŞI SAVAŞI FİİLEN BAŞLATTIĞINI ALENEN AÇIKLAMIŞ OLUYORDU.
Fehmi Koru, Yeni Şafak'ta yazdı:

"ERGENEKON'UN DÜĞMESİNE TAYYİP BEY İLE BUSH'UN OVAL OFİS'TEKİ GÖRÜŞMESİNDE BASILDI"

Ama bütün bunları yapmak için, Türk Ordusu'nun vatanı savunma iradesinin kırılması gerekiyordu.

A.


Ergenekon tezgâhları ile aynen Endonezya'da yapıldığı gibi önce Türk ordusunun saygınlığı yok edilecekti.

B.


Türk ordusu, Amerikancı AKP hükümetinin Barzani Devleti'ni tanıma ve himaye altına alma yolunda attığı adımlara ses çıkaramayacak.

C.


"Ordu siyasete karışmamalı", "Ne yani, yine darbe mi yapmak istiyorsunuz" suçlamaları ile susturulacak.

Ç.


Özel Kuvvetler, güneydoğuda kışkırtılacak olan bir ayaklanmaya müdahale edemeyecek.

D.


İşte, "Arınç suikastı" tertibi de budur.

E.


Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda yapılan aramalar aynı zamanda, Genelkurmay Başkanının yanına Kuvvet Komutanlarını da alarak Trabzon’da Oruç Reis Firkateyni’nde yaptığı açıklamalara cevaptır.

F.


Amerika, TSK’nin Başbuğ’un ağzından yapmak istediği kendini savunma girişimine yeni bir atak ile karşılık vermiştir.
G.


Bugünkü durum, Türk Ordusunun yıllar yılı NATO kontrolüne terk edilmesinin bir sonucudur.

Ğ.


ABD, NATO anlaşmalarına ve yapılanmasına dayanarak içimizdeki operasyonu yürütebilmektedir.

H.


Türk Ordusu’nun NATO içinde kalarak milli niteliğini muhafaza edemeyeceği ve kendisini koruyamayacağı artık son gelişmelerle bir kez daha kanıtlanmıştır.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI, TÜRK ORDUSU’NA YÖNELİK ASİMETRİK PSİKOLOJİK SALDIRIYI YAPANLARIN KİM OLDUĞUNU AÇIKLAYARAK MİLLETİMİZİ BİLGİLENDİRMELİDİR. 


TÜRK HALKI BU YALANLARA KANARSANIZ  NE Mİ OLUR?


ENDONEZYA'NIN BU GÜNKÜ HALİNE BAKALIM:


Endonezya bu gün “Dünyanın en büyük genelevi” diye adlandırılıyor.
Endonezya'da seks turizmi sektöründe 'hizmet' veren kadın ve erkek fahişe sayısı 1 milyonu aşmış durumda.


BİR İNSAN NEDEN FAHİŞELİK  YAPAR?
DÜŞÜNÜN. 



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."


1939 TARİHLİ ATATÜRK FOTOĞRAFLI TEBRİK KARTI


Fotoğraflar aslında çok şeyi ifade eder. Yeterki okunabilsin. Fotoğraf okumak da aslında bir sanat. Bugün (22.01.2010) felsefe öğretmeni eski gazetecilerden Sayın Kubilay Kaplan bana bir fotoğraftan söz etti. Söz ettiği fotoğraf Atatürk' aitti. Görmemi istedim. Heyecanlanmadım değil. Acaba bilinen fotoğraf mı yoksa bilinmeyen bir fotoğraf  mı? Fotoğraf geldiğinde baktım. Bilinen bir fotoğraf. Ancak kart orjinal. Fotoğrafta ATATÜRK ile beraber üç kişi var. Sanırım 1928 yılında Çeşme de çekilmiş. Ayakta duran kişi ile ilgili bilgim olduğu için sizlerle paylaşayım dedim. Fotoğrafın arkasında "10.11.1939 Fuat Balkanlı    Bayramınızı kutlarım Arkadaşın Ali Tan" yazıyor. Tarihe dikkat ediniz. 10 Kasım. Yani Atatürk vefat edeli bir yıl olmuş. Belki de bir başka bayram. Ama burada önemli olan Atatürk fotoğrafının tebrik kart olarak kullanılması. Bu bana göre bu Gazi'ye olan sevginin saygının ifadesi. Hayranlık belgesi. Gelelim fotoğraftakilere. Atatürk sandalyede oturuyor. Masanın diğer tarafında sanırım yaveri. Ayakta dikilen ise Bayındır Yakapınar köyünden Muharrem Öksüz. Diyeceksin ki nerden biliyorsun. Çünkü Muharrem Öksüz askerliğini Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında yapmış. Oğlu Erturan Öksüz Canlı'da . Bana babasının Atatürk'le fotoğrafından söz etmişti. Bu fotoğrafın sararmış halini getirdi. Hatta bir başka fotoğraftan da söz etti. Atatürk berber koltuğunda ve yüzü sabunlu haliymiş. ancak bu diğer fotoğraf babası vefat edince kaybolmuş. Muharrem Öksüz vefat edinceye kadar hep Atatürk'ten söz etmiş. Fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu söz etmiş. Bana verilen bilgi böyle. Muharrem Öksüz bundan 10 yıl önce vefat etmiş. Aileye Yakapınar köyünde Karadağlılıar deniyor. Bayağı kalabalık bir aile. Fuat Balkanlı'ya gelince. Bu kişi muhtemelen Fuat Balkan. Kendisi teşkilat-ı mahsusa nın ilk komitacılarından. Milli mücadele de trakya da epey görev yapmış kişilerden biri. Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün 1 numaralı üyesi ve başkanıdır.


Osmanlı Ordusu'nun bir subayı olarak I. Dünya Savaşı’nda, Batı Trakya’da Bulgar komitacıları ile Sırp ve Yunanlılara karşı mücadele etti. 1908-1923 yılları arasında aralıksız olarak, önemli ve gizli görevlerde bulunmuş, Batı Trakya’da, Yunanlıların Anadolu’ya sevk edecekleri kuvvetleri Rumeli’de oyalamakla görevlendirilmiştir. Lozan Antlaşması’ndan sonra Mareşal Fevzi Çakmak, kendisine takdirname göndermiş ve “sonsuz hizmetleri” için kendisine teşekkür etmiştir. Üç dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilliği yapan Fuat Balkan, Cephe’den Meclis’e girenlere verilen yeşil-kırmızı kurdeleli İstiklal Madalyası sahibidir.
1918–1923, 1926–1928 yılları ve 1935–1937 yılları arasında üç dönem Beşiktaş'ta başkanlık yapmıştır. BJK Kulüp Sicili'nde "1 numaralı kurucu" olarak yer almaktadır. Aynı zamanda 1960 yılında faaliyete geçen Beşiktaş Kulübü Divan Kurulu'nun üye listesinde de 1 numaralı üyedir. Beşiktaş'ın kurucularından olan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, 31 Mart 1909'daki siyasi olaylardan sonra Edirne'den İstanbul'a geldiler. Siyasi olayların yatışmasının ardından başarılı bir eskrimci ve eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey'de jimnastik yapan gençleri topladı ve birlikte spor yapma fikrini onlara kabul ettirdi. Beşiktaş'ın Ihlamur semtindeki evinin altındaki yeri, kulüp merkezi yaptı. Fuat Balkan'ın kendisi tarafından kaleme alınan anıları, ölümünden 38 yıl sonra Turgut Gürer tarafından "Komitacı" adıyla yayımlanmıştır. Bendeki bilgiler böyle.  Bu fotoğrafla ilgili desteği için Sayın Kubilay Kaplan'a teşekkür ederim.
Yerel Tarihçi:
Necat ÇETİN’in yazısı
Yazının orijinali:

What's wrong with you? Carry.
C'est quoi ton problème Carry ?
Τι έπαθες; Carry ?
有什麼問題嗎?Carry ?
מה קרה לך? Carry ?
ما هو الخطأ؟ Carry ?
¿Qué te pasa? Carry ?
何が悪いの?
Что случилось с тобой? Carry
Hva er galt med deg? Carry
Wat is fout met jou? Carry
چه با شما اشتباه است؟ Carry
Chuyện gì xảy ra với bạn? Carry

Yani Türkçesi:
SENİN DERDİN NE? Carry

İHANET KARDEŞLİĞİ APIŞTI

Geçen hafta bir anket yayınlandı.
Ankette TSK ya güvenin düştüğü vurgulanıyor ve şöyle vurgu yapılıyordu:
2007 de %92 olan TSK ya güven 2010 itibariyle %85 e düşmüştür.

Sabah akşam TSK’nın yapacağı darbeleri tartışılıyoruz. Hiç adını duymadığımız emekli generallerimize suçlamalar yapılıyor. Televizyonlarda bir emekli asker karşısına dizilmiş ayrılıkçı kürtçü olduğu bilinen, Fettullahçı olduğu bilinen ya da dönek solcu liboş olduğu bilinen tipler üçer dörder diziliyor. Bunların arasında en saldırganları ayrılıkçı Kürtçüler ve yeşil ihanet Fettullahçılar. Öyle bir uyum içerisinde ve arsız hasmane tavırlarla saldırıyorlar ki askeri disiplin almamış sivil kim olsa çıldırır.
Öyle aptalca türbinlere oynarcasına sorular soruyorlar ki ekran karşısında deli oluyoruz.
Gazetelerin tamamında (bir iki istisna)  TSK’ya ağza alınmayacak kelimelerle saldırı söz konusu.
Artık öyle bariz bir dış destek görülüyor.
Ateş çemberindeki ülkemizi ayakta tutacak yegâne kurum halk desteğini kaybetmesi isteniyor.
Fakat bu o kadar zor bir sürekçi emperyalist ve ihanet kardeşliği aşırı derecede zorlanıyorlar.
Olayın içerisinde yabancı istihbaratların olduğu kesin. Ayrılıkçı kürt/yeşik ihanet-Fettullah/dönek solcu-satılık kalemlerle  /liboşlar kısaca ihanet kardeşliği bunca desteğe rağmen TSK’nın güvenini %85 e düşürebildiler.
Daha önceden %92 olan ama neden güvendiğini bilmeyen bir kalabalığın içerisinde tüm bu süreçten sonra %85 kemikleşmiş hatta Genel Kurmay başkanlığını bunca tahrike rağmen sessiz kalmasına hayıflanan ve her yaptığına sonuna kadar destek verecek bir %85 den bahsediyorum.
Bu tüm bu karalama mücadelesinin TSK’nın özellikle İlker Başbuğ’un ve hemen hemen tüm komutan kadrosunun olaylar karşısında terbiyesini bozmamasına borçlu.
İşte TSK’yı sessizkalmakla suçlayan arkadaşlara sesleniyorum.
Bu 2000 yıllık bir birikimin ve çok sağlam bir irade ve eğitimin ürünüdür.TSK’nın her hakarete hatta küfüre varan saldırılara cevap vermesi mahalle kocakarısı gibi yada eş anlamlısı tv kanallarını süsleyen ve kıvırmaktan ses tonları değişen liboş=dönek solcu/yeşil ihanet=Fettullahçı ve ayrılıkçı kürt ;kısacası ihanet kardeşliğinden ne farkı kalırdı.
İşte TSK;bizi çıldırtan televizyonları kırdıracak moda getiren bu tiplere cevap verseydi bu oranlar %85 lerde kalmaz yerlerde sürünürdü.
Fakat bu irade sonucunda kemikleşmiş %85 var.
Bu bile AKP ve ihanet kardeşliğinin, tüm dış emperyalist destek ve yabancı istihbaratlarının apıştığını gösteriyor.
Şimdi sırada ilk sandıkta oyları yapıştırmak kaldı.
İşte o zaman balyoz darbeyi görecekler.
Bunlara balyoz darbeyi Türk halkı yapacaktır.
%85 bize yeter artar bile.
Saygılar.






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Ocak 2010 Salı


FETHULLAH İSRAİL’E  KIYAMAMIŞ


Fethullah Gülen Cemaati, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı İsrail’e yönelik eleştirilerini kamuoyu önünde yapmaması ve daha dikkatle olması için uyardı.
Zaman Gazetesi’nin Washington Temsilciliğini yapan ve Fethullah Hoca’nın ABD’den sesi olarak algılanan Ali H. Aslan, bugün Todays Zaman’da ilginç bir makaleye imza attı.

  Aslan, 
“İsrail ve Türkiye: Zor Bir Çift” başlıklı yazısında, öncelikle Türkiye’nin komşularıyla “sıfır problem” politikasını hatırlatarak, İsrail’le ilişkilerin gerilmesinin bir çelişki olduğuna dikkat çekti.

Ali Aslan
İsrail’e, Türkiye’yle ilişkilerini geliştirme ve anti-semitizmle mücadele için askeri müdahalelerden uzak durup, kamu diplomasisi yürütmesi ve Türkiye’de temasta olduğu çevreleri farklılaştırması tavsiyelerinde bulundu.
Aslan, 
“İsrail’in iyice zayıflayan Kemalist laiklerle ilişkisin” eleştirirken, “Giderek güçlenen dindar muhafazakârları görmezden geldiğini” de vurguladı.
  Aslan, Türkiye’ye ise tartışmalarda daha dengeli olmasını önerirken, 
“Türk liderler, özellikle de Başbakan Erdoğan, İsrail politikalarını kamuoyu önünde daha az eleştirmeli ve daha dikkatli bir yol izlemeli” dedi.

Aslan'ın bu yazısını web sitesinden okumak isteyenler için linkinide verelim.

BALYOZ TARAF/AYRILIKÇI KÜR/YEŞİL İHANET DAYANIŞMASINI REZİL ETTİ




VATANIN SAHİPLERİNE SAHİP ÇIKIN.
İŞTE SAHİP ÇIKANLAR.
YOUTUBE VİDEOLARINI İZLEYEMİYOR MUSUN?
O ZAMAN BAŞBAKANINI DİNLE:


GİZLENEN ATATÜRK





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BANU AVAR-İRAN
İRAN 1.BÖLÜM
İRAN 2.BÖLÜM
İRAN 3.BÖLÜM
İRAN 4. BÖLÜM


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BANU AVAR-CİA SUİKASTLARI



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BANU AVAR - VATİKAN
1.bölüm
2. bölüm
3.bölüm
4.bölüm
5.bölüm

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BANU AVAR-CİA
1.bölüm.
2.bölüm
3.bölüm


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

BANU AVAR VE DÜNYA DÜZENİ: SEVR'DEN B.O.P'A TÜRKİYE







"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BAŞBUĞ "BİZİMDE SABRIMIZIN BİR SINIRI VAR"



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
H4BiB: Osman Pamukoğlu: AKP Eriyor! Dış Güçler Yedeğini Kurdurmaya Başladı
Tıkla izle 


 "SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
“DEMOKRASİYİ; AMACIMIZA ULAŞMAK İÇİN BİNİP İSTEDİĞİMİZ  ZAMAN İNECEĞİMİZ TRENİDİR”

BEYANINI VERENLER DEDİKLERİNİ YAPIYOR.
GÖREBİLİYORMUYUZ.
DEMOKRASI AKP’NİN ELİNDE SADECE BİR OYUNCAK



Öcalan değişikliği iddiası

Ergenekon davası tutukluları arasında yer alan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı ziyaretinin yönetmelik değişikliğiyle engellendiğine dikkat çeken Ersin, “Yapılan değişiklikle bakana izin yetkisi veriliyor. Öcalan’ı ziyaret etmek isteyen BDP’lilere izin vermek amacıyla bu yetki alınmıştır” dedi.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden,

Ahmet Ersin CHP İzmir Milletvekili , Ergenekon davası tutukluları arasında yer alan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı ziyaretinin yönetmelik değişikliğiyle engellendiğine dikkat çekerken, “Yapılan değişiklikle bakana izin yetkisi veriliyor. Öcalan’ı ziyaret etmek isteyen BDP’lilere izin vermek amacıyla bu yetki alınmıştır” dedi.

CHP’li Ersin, iki profesörü ziyaretinin “apar topar yapılan yönetmelik değişikliği ile engellendiğini” anlatırken “Ben cezaevinde uyuşturucu kaçakçılarını, çocuk tacizcilerini ziyaret etmek istesem cezaevi yönetimine, geliyorum, demenin ötesinde bir koşul yok. Ama iki profesörü ziyaret etmek için komisyonunun 14 AKP’li üyesinin iznini almam gerekiyor. Bu ziyaretlerin yapılması istenmiyor. İki profesörün içinde bulunduğu durumun kamuoyuna yansımasını istemiyorlar” dedi. Ersin, Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmeliğin iptali için Danıştay’da dava açacağını bildirdi.

‘Öcalan maddesi’

Yönetmelikte yapılan değişiklikle “Öcalan maddesi” getirildiğini kaydeden Ersin, şunları söyledi:

“40. maddede bazı suçlardan tutuklu ve hükümlülerin ziyaret edilmelerinde bakanlığın yazılı izninin aranacağı ifade ediliyor. Öcalan’ın zaman zaman, yerim dar, gibi gerekçelerle şikâyetleri oluyor. İmralı’yı ziyaret için komisyona iki kez talep geldi, CHP’liler razı olmadığı için gerçekleşmedi. DTP’liler hükümetle görüştüler. Kendilerinin ziyaret etmesi için izin istediler. Bakan, yetkim yok, dedi. Şimdi bakan bu yetkiyi alıyor. Muhtemelen Öcalan’la ilgili sorunlar çıktığında, eylemler olduğunda talepte bulunan BDP’lilerin ziyaretine izin vermek amacıyla bu yetkiyi almışlardır. Kürt açılımında Öcalan’la görüşerek, arabulucuk yapacaklara olanak sağlamak amacıyla bu yetki alınmıştır. Bu, Öcalan’la iletişim kurma, köprü kurma arayışıdır. Yönetmelikte Öcalan değişikliği yapılmıştır.”

Ersin, “Ergenekon tutuklularının kaderlerine terk edilmek istendiğini” vurguladı. Ersin, bir soru üzerine “Meclis komisyonunun yetkileri daraltılarak yasama organının yetkilerine müdahale edildiğini” bildirdi.

Cumhuriyet Gazetesi-26 Ocak 2010



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BALYOZ - MALYOZ HİKAYE
GERÇEK AMAÇLAR SU YÜZÜNE ÇIKTI
GERÇEK HEDEF KEMALİST DÜZEN
BUNA ULAŞMANIN YOLU İSE 
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE YARGININ BİTİRİLMESİ

BU PANKARTLARI SİZE YEDİRECEĞİZ.





"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ocak 2010 Pazartesi

İşte EMASYA protokolü













BALYOZ GİBİ CEVAP GENEL KURMAY BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ'DAN GELDİ







TARAF GAZETESİNİN Balyoz Güvenlik Harekât Planı YALANINA GÖRE:

Beyazıt ve Fatih camilerinde cuma günü bombalı saldırılar düzenlenecek.
Ege'de Türk jeti düşürülecek.
Ak Parti aciz gösterilmeye çalışılacaktı.
Kaos ortamı sonunda 11 sayfalık 'Balyoz planı' hayata geçirilecek.
I.Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan yönetimindeki askerler,
Darbeye direnebilecek 200 bin kişiyi statlara doldurulacak.

Darbe kabinesi bile hazırlanmış.
Planda imzası bulunduğu iddia edilen Orgeneral Doğan,
"TSK’ da her kademede mevcut planları gözden geçirmek üzere harp oyunu, plan tatbikatı ve seminerler yapılması doğal bir uygulamadır"
demişti.
Genelkurmay Başkanlığı,
"1'inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen Plan Seminerine ilişkin çeşitli iddialar ve değerlendirmeler medyada yer almaktadır. İddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir"


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

SONUNDA BİR LİDER GERÇEKLERİ AÇIKLADI
DEPREMLERİ ABD YAPIYOR



17 Ağustos depreminde ortaya atılan “Depremin nedeni ABD’nin gizli silahı” iddiasına 11 yıl sonra bu kez Venezuela’dan destek geldi. Devlet Başkanı Chavez, Haiti depreminin arkasında ABD’nin olduğunu söyledi.

Gölcük depreminin ardından Türkiye’de de uzun süre kulaktan kulağa yayılan bir söylenti, üç hafta önce Haiti’yi vuran sarsıntının ardından yeniden gündeme geldi. Üstelik bu kez bu iddiayı ortaya atan bir devlet başkanı oldu.
 Daha önce 200 bin kişinin öldüğü, 7 büyüklüğündeki depremin ardından ABD’nin bölgeye gönderdiği askerlerle
“Haiti’yi işgal etmeye çalıştığını” öne süren Venezuela lideri Hugo Chavez, bu kez depreme ABD’nin gerçekleştirdiği bir silah denemesinin neden olduğunu söyledi. İlginç çıkışlarıyla tanınan Venezuela lideri, İspanyol ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, ABD ordusunun yeryüzü hareketlerini etkileyecek kadar güçlü bir silahı Haiti yakınlarında denediğini bunun sonucunda böyle bir felaketin ortaya çıktığını iddia etti. Chavez, “Deprem, Amerika’nın deprem makinesini kullanmasıyla gerçekleşti. Amerika bu makineyi, Karayipler’de deniyor. Bu sadece bir tatbikat. Ancak asıl hedef başka. Bu silah İran’a karşı kullanılacak” ifadelerini kullandı.
Neden Tesla Makinesi mi?

17 AĞUSTOS 1999’daki Gölcük depreminden sonrasında depremin sorumlusu bazı komplo teorisyenleri tarafından “Tesla Makinası” olarak açıklanmıştı. ABD tarafından ünlü mucit Nikolas Tesla’nın 1900’lerde yapılan bir makineden geliştirilmiş olan makinenin, “elektro manyetik dalgalarla” yeraltındaki enerjiyi boşalttığı iddia edilmişti. İşte teoriler:
“ABD ordusu, ülkelerinde gerçekleşecek büyük bir depremi önlemek için, fay hatlarındaki enerjiyi küçük küçük depremlerle boşaltmaya çalışıyor. Bunu da ilk olarak 1999’da Türkiye’de denediler. Bu makina, aynı zamanda silah olarak da kullanılıyor.”
Tanrım bize yardım et! 

HAİTİ’DEKİ depremin üzerinden 13 gün geçmesine rağmen hâlâ yardımlar yerlerine ulaşamadı. Yardım dağıtımı güvenlik alanındaki yetersizlik nedeniyle güçlükle yürütülebiliyor. Dün BM askerleri, yardım dağıtımı sırasında yüzlerce kişinin saldırısına uğradı.
 

Askerler kalabalığı uyarı ateşi açarak ve göz yaşartıcı gaz kullanarak dağıtabildi. Başkentteki Notre Dame de l’Assomption Katedrali de pazar ayini sırasında en kalabalık gününü yaşadı. Katedrale akın eden 2 bin 500 Haitili, kendilerine yardım etmesi için Tanrı’ya dua etti.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BU ÇİRKİN YÜZÜNÜZÜ KADININ /KIZIM BAŞÖRTÜSÜ ÖRTMEZ
MASKENİZ DÜŞTÜ

İşte farklı olduklarını sananlara uyanmaları için bir fırsat.
Milli Gazete sanki AKP’yi eleştiriyor gibi görünüp ama din istismarında AKP ile yarışan gazete, Anayasa Mahkemesinin Askeri sivil Mahkemede yargılanmasını oybirliği ile reddetmesi gerçek yüzlerini gösterdi.
Yine kadının/ kızın başının örtüsünü önüne kalkan yapıp kalleşçe saldırıp halkın dini; saf ve temiz duygularını anayasal düzenin kilit kurumlarına kapaktan sam sayfa saldırı malzemesi olarak kullanıyorlar.
Yazıklar olsun size küresel Siyonist sermayenin uşakları.
İşte düşen maskeler:



12 EYLÜL DARBE ANAYASASI, ÖZGÜRLÜĞE “BALYOZ” GİBİ
ANA‘YASAK’ MAHKEMESİ

Cami bombalamalarının, ajanların sokakları provoke ederek kanla karışık kaos üretmesinin öngörüldüğü Balyoz Darbe Planları'nın ortalığa saçıldığı bir dönemde, Türkiye 1960 ihtilalinden sonra darbecilerin kurduğu Anayasa Mahkemesi'nin aldığı yeni bir kararla sarsıldı.
Balyoz darbe planı tartışmaları arasında toplanan Anayasa Mahkemesi'nin, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi iptal etmesi, kamuoyunda tepki doğurdu. Anayasa Mahkemesi, CHP'nin, 5918 sayılı askerlere sivil yargı yolunu açan Kanun'un 7. maddesi ile değiştirilen "halinde" ibaresi ile geçici 1. maddedeki, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinde yapılan değişiklik hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili düzenlemenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yaptığı başvuruyu karara bağlayarak, söz konusu Kanun'un, askerlere "Anayasal düzene karşı suçlar", "terör" ve "çete" suçlarını işlemeleri halinde sivil yargı yolunu açan düzenlemelerini oybirliğiyle iptal etti.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı hükümete karşı darbe, isyan ve Anayasal düzene karşı suç işlediği iddiasıyla sivil mahkemelerde yargılanan askerlerin durumunu nasıl etkileyeceği konusunda ise hukukçular arasında tartışma yaşanıyor. Bu davaların iptal kararından etkileneceğini söyleyenler de var, darbeciliğin ve terörün sivil kamuoyuna yönelik bir suç olduğu için sivil mahkemelerce yargılama yapılması gerektiğini söyleyenler de var.
Parça değil, paket değişiklik
Darbe ve cuntacılık suçu işleyen askeri personelin sivil mahkemelerde yargılanması yönündeki Meclis kararını, CHP'nin başvurusu ile görüşmeye başlayan Anayasa Mahkemesi, suçlu askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanamayacağı yönünde karar aldı. Daha önce hukuksuz ve adaletsiz başörtüsü ve katsayı yasağı ile ilgili olarak da "yasakçı" hükümlere imza atan darbe anayasasının darbeci mahkemesinin bu kararını değerlendiren uzmanlar, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı son kararla sivil yargıya karşı bir darbe yaptığını ifade ediyor.
Türkiye yıllardır darbe anayasaları ile yönetiliyor. Toplumun tüm kesimleri, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sadece bir zümreyi değil mazlumu ve fukarayı da gözeten, inançlara saygılı bir Anayasa için harekete geçilmesini istiyor. Hükümetin, başörtüsü yasağı, parti kapatmalarının zorlaştırılması, Kürt sorunu, eğitimin önündeki engeller ve hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi konularda, parça parça değil bir paket olarak sivil Anayasa değişikliğine gitmesini isteyen hukukçular, aksi halde 1960 darbesi ile tesis edilen Anayasa Mahkemesi'nin benzer kararlara imza atmayı sürdüreceği tehlikesine dikkat çekiyor.
"En sivil Anayasa" diye yutturulan 1960 darbe Anayasası'nı hazırlayanların, milletin seçtiği isimlerin tepesinde Demokles'in kılıcı olarak görev yapması için Anayasa Mahkemesi'ni kurduğunu kaydeden uzmanlar, o gün bugündür Anayasa Mahkemesi'nin statükonun sigortası gibi kararlar aldığına işaret ediyor.  Başörtüsü, Kürt sorunu, özgürlük ve haklar, sivil Anayasa hazırlığı, halkın seçtiği bir partinin kapatılması, cuntacıların yargılanması, Cumhurbaşkanlığı seçimi, katsayı meselesi gibi bütün özgürlük ve haklarla ilgili konularda devreye giren Anayasa Mahkemesi'nin, formüller icat ederek statükonun istekleri doğrultusunda karar aldığı ifade ediliyor.
Ergenekon'u etkileyecek mi?
İnanç ve özgürlükler konusunda, terörü ve kanı durduracak kararlar noktasında yola çıkan bu "hukuksal" engelin, sivil bir Anayasa yapılmadan aşılamayacağı belirten hukukçular, Anayasa Mahkemesi'nin, "askerin sivil mahkemelerde yargılanamayacağı" yönündeki kararının da aynı doğrultuda olduğuna dikkat çekiyor.
Ergenekon'dan suikastlere, Kozmik sırlardan karakol baskınlarına, Balyoz, Eldiven, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planlarından ıslak imzalı belge soruşturmasına kadar içinde üniforma bulunan tüm davaların, "görevsizlik" gerekçesi ile düşürülebileceğini ifade eden uzmanlar, kışla içi mahkemelerde cunta ve darbe girişimcilerinin yasaklanmasının mümkün olmadığını kaydediyor. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi'nin kararının gerekçesinde, "Sanıklara yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan suçlar kapsamında olduğu"nun belirtilmesi ile sanıklara yüklenen suçların askerî suç olmadığının ortaya çıktığını kaydeden bazı hukukçular da, darbe, cunta ve anayasal düzeni değiştirme gibi suçları kapsayan birçok davanın, 353 sayılı yasanın 4191 sayılı yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde yani sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Hükümetin özgürlükleri ayrı ayrı ele alarak sürekli geri adım atmak veya sil baştan yapmak yerine, bir paket olarak bütün hakları kapsayan sivil ve özgürlükçü bir Anayasa yapmasından başka çözüm yok. 12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından hazırlanan 1982 Darbe Anayasası, üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen bir türlü sivilleştirilemiyor. Türkiye'yi kutuplaşmalara ve derin kaoslara sürükleyen kararlara imza atmak zorunda kalan yargı kurumları dahi bu durumdan şikayetçi. Devlet otoritesi karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin koruması gereken Anayasa, bizde daha çok devlet otoritesini koruyor. Yedi yıllık iktidarları boyunca 1980 darbesinin ardından yapılan askeri 12 Eylül Anayasası'nın sivilleştirilmesi için hiçbir adım atmayan hükümet, kendi partisinin kapatılmasından bile kıl payı kurtulmuştu. Anayasa hukukçuları, Askeri ve sivil mahkeme ayrımının Yargıtay ve Danıştay kararına aykırı olduğunu, çünkü hiyerarşik yapının parçası olan Askeri hakimlerin bağımsız kararlar almasının zor olduğuna işaret ediyor.
Referandumla kabul edilecek yeni anayasa lazım
Sivil yargının alanını genişletmenin, demokratik hukuk devletinin önemli bir ilkesi olduğu belirtilirken, TBMM referandumla acilen bu sorunu gidermesi gerektiği vurgulanıyor. Anayasal düzeni hedef almanın askerî suç sayılamayacağını ifade eden hukukçular, Darbeyi öngören her faaliyetin muhakkak kışla dışına taşacağı için hukukî sürecin de sivil cumhuriyet savcılarının yetkisine girdiğinin altını çiziyor. Darbe Anayasaları yüzünden Türkiye'de demokrasinin ipotek altında olduğunu kaydeden uzmanlar, yeni bir anayasa ile geniş bir demokrasi paketinin ortaya konulmasını istiyor.  Hukukçular, Meclis'in açıkça 'yasak' kararı getirmediği başörtüsü yasağının da temel insan haklarıyla ilgili bir konu olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi'nce "resmi"leştirilmek istendiğinin altını çizerek, siyaset alanını daraltan bu "yasakçı" tavrın tek çözümünün, referandumla kabul edilecek yeni bir Anayasa olacağını belirtiyor. Hukukçular, sivil ve özgürlükleri önceleyen yeni Anayasa'nın, sivil toplum kuruluşlarının, ilgili resmi kurumların, çeşitli toplum kesimlerinin görüşleri alınarak hazırlanmasını ve daha sonra da milletin oyuna sunulmasını istiyor.
Bir tek özgürlükçü kararı yok!
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya çıkan 367 garabeti, üniversitelerde özgürlüklerin sınırlarını genişleten yasa değişikliğinin reddi, başörtüsüne özgürlük getirecek düzenlemenin Anayasa'ya giremeyeceği yönündeki kararı, Meslek lisesi ve İmam Hatiplere uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılamayacağı yönündeki kararı, Ak Parti hakkında 'laikliğe karşı odak' olduğu gerekçesi ile kapatma davası açılması ve son olarak suça bulaşmış askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanamayacağı yönündeki kararları ile tepki çekti.
Uyuşturucu ve terör de mi askeri suç?
CMK'nın 250'nci maddesinde sivil yargıda yargılanması öngörülen suçların, çete, mafya gibi örgütlü suçlar, anayasal düzene karşı işlenen suçlar, terör ve uyuşturucu madde imal ve ticaretini kapsadığını söyleyen hukukçular, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı karar ile uyuşturucu ve terör suçu işlemiş askeri personelin bile sivil mahkemede yargılanmasının önünü kesebileceğini ve bunun hukuka ters olduğuna dikkat çekiyor.
145. madde acilen değişmeli
12 Eylül darbecilerinin hazırladığı günümüz Anayasası, haliyle darbe girişimcilerini ve cuntacıları koruyan bir yapıya sahip. Anayasa'nın "Askeri Yargı" başlıklı 145'inci maddesindeki "askeri mahal", "asker kişi", "askeri suç" ve "askerlik hizmeti" kavramları, askeri personelin sivil mahkemelerce yargılanmasını engelliyor. 145'inci maddede: "Bu mahkemeler, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine ve askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" deniliyor.
Darbecilik, sivil suçtur!
Anayasa Mahkemesi'nin kararının gerekçesinde, "Sanıklara yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan suçlar kapsamında olduğu"nun belirtilmesi ile sanıklara yüklenen suçların askerî suç olmadığının ortaya çıktığını kaydeden bazı hukukçular da, darbe, cunta ve anayasal düzeni değiştirme gibi suçları kapsayan birçok davanın, 353 sayılı yasanın 4191 sayılı yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde yani sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Askeri personelin yargılandığı davalar
Anayasa Mahkemesi'nin askere sivil yargı yolunu açan yasa düzenlemesini iptal etmesi, kamuoyunda "askeri personelin de yargılandığı mahkemeler, bu karardan etkilenecek mi?" sorularına neden oldu. Son bir haftadır Türkiye'nin tartıştığı Taraf Gazetesi'nde yayınlanan 'Balyoz Darbe Planı'nın da içinde bulunduğu birçok davada askeri personel de sanık olarak bulunuyor. İşte bu davalardan bazıları:
Balyoz: Balyoz darbe planıyla ilgili insanın kanını donduran ayrıntılar yayınlanmaya devam ederken, savcılığın soruşturma başlattığı konuyla ilgili davanın başlamadan bitebileceği tehlikesi var.
Ayışı, Yakamoz, Eldiven: Üç darbe planıyla ilgili soruşturma kapsamında dönemin kuvvet komutanları Oramiral Özden Örnek, Orgeneral İbrahim Fırtına ve Aytaç Yalman özel yetkili Cumhuriyet savcılarına ifade vermişti.
Islak İmza: Demokrasi ile Mücadale Eylem Planı hakkında Ergenekon savcıları soruşturma yürütüyor. Plandaki ıslak imzanın Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu Adli Tıp tarafından kanıtlanmıştı.
Kafes Eylem Planı: Bu davayla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında 10 subay halen tutuklu.
Şemdinli: Askeri mahkemenin görevsizlik kararı verdiği Şemdinli dosyası, tekrar askeri mahkemeye gönderilebilir.
Arınç'a Suikast: Seferberlik Tetkik Kurulu'nun kozmik odalarında özel yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yaptığı aramada suç teşkil edebilecek bulgulara rastlanılabilir.
Atabeyler-Sauna: Atabeyler ve Sauna davasında da çok sayıda asker yargılanıyor.
Gazeteci yazar Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne:
Yargıya karşı yapılmış bir darbe!
Anayasa Mahkemesi'nin söz konusu kararı doğrudan doğruya yargıya karşı yapılmış bir darbe niteliği taşıyor. Aslında Anayasa Mahkemesi kendi kendisine de müdahale ediyor. Anayasa'nın 90. maddesindeki "uluslar arası hukuk referansı"na da muhalif yönde bir karar alınmış durumda. Askeri yargı bağımsız değil, dolayısıyla tarafsız da değil. Silahlı gücün istismarını önlemek için bağımsız bir yargıya ihtiyacımız var. Yargının, ordu mensuplarının karıştığı suçların üzerine gitmesi engellendi. Askeri yargının disiplin suçları dışında bir etkinliği olmamalıdır. Parlamentonun en kısa zamanda bu boşluğu kapatacak adımlar atması gerekir. Anayasanın 145. maddesi değişmelidir ve gerekirse referanduma gidilmelidir!




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
                                      TEKEL’İN DÜNÜ VE BUGÜNÜ
Atatürkçü Emekli Devrim Tarihi öğretmeninden gündemi anlatan bu yazı bana okuyup değerlendirmem için gönderildi.
Değerlendirmek haddime değil ama şunu söyleye bilirim.
Eğitimimiz sulandırılmadan, insanlarımız devşirilmeden, ekonomimiz batırılmadan Atatürk devrimleri konusunda eğitim almış ve öğretmiş canım öğretmenimin bu yazısı gerçek Atatürkçülerin emekli olsa dahi gündeme ne derece hakim olduğunun delilidir.
Eline sağlık öğretmenim.
Levent kalem
              
         Osmanlı,  tütünü 1600-1605  yıllarında İngiliz ve Venedik gemicileri vasıtasyla tanımış, üretimini de  ilk kez İzmir-Selçuk  ilçemizde gerçekleştirmiştir. 1690 yılında  ülkede Tütün kayıt altına alınmış, zamanla Avrupada aranır hale gelen Osmanlı tütünü  1696 da da İhraç edilmeye başlanmıştır.  Önemli gelir kaynağı olan tütünün üretimi, ülke geneline yayılmış  ve  1874  de  “İNHİSAR=TEKEL İŞLETMESİ ” kurulmuştur.
          18 ve 19  yüzyıl Osmanlı-Rus savaşları  ekonomik  sıkıntı yaratmış  ve devlet  ilk kez  1854 de dışardan borç  almak zorunda kalmıştır. Alınan borçlar  verimli  yerlerde kulanılmadığı için  mali kriz  kaçınılmaz olmuş,  1879  yılında çıkarılan Rüsumu Sitte  kararnamesi  ile damga, alkollü içkiler, balık avı, tuz, tütünden alınan vergi gelirleri 10 yıl boyunca iç borç karşılığı olarak alacaklılara bırakılmıştır.
          Osmanlı’ dan alacakları olan  ülkeler bu fırsatı  değerlendirerek , devreye girmede gecikmemişler,  borçlu  olduğumuz    devletlerin temsilcilerinden oluşan  Düyun-u Umumiye Yönetimi  (Genel Borçlar=bugünki IMF)  kurarak  (1881),  TEKEL  in gelir ve giderlerine  el koymuşlardır.  Osmanlı  tütünlerinin  ve gelirlerinin idaresi Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa kökenli REJİ ŞİRKETİ ne verilmiştir.
          Kuruluşundan itibaren  ilk 3 yıl zarar ettiğini belirten Reji Şirketi, kaçakçılığı öne sürerek kolluk güçleri oluşturmuş,  Kolcular tütün kaçakçılığını önlemek bahanesiyle halka türlü işkenceler yaparken  Reji patronları da imalathanelerde  çalışanlar üzerinde  tam bir sömürü düzeni kurmuşlardır. Reji Şirketinin topraklarımızda  görevini sürdürdüğü  yıllar içersinde 60.000  insanımız yaşamını  yitirmiştir.
          Yapılan bu baskıların sonucunda  1906 yılında Cibali de  3000  kişi,  1908  de Kavala-Dramada  12.000  kişi ve Samsunda  binlerce kişi Reji idaresini protesto mitingleri  düzenlemişlerdir… Böylece   Osmanlı, tarihinde  ilk kez  işçi grevine şahit olmuştur. 
          1923  Lozan Antlaşması ile Osmanlı Devletini  yarı sömürge durumuna indirgeyen Duyun-u Umumiye  Yönetiminin  vergi gelirlerini  idare etmesi  sona erdirilmiş. Genç Cumhuriyet, Osmanlı borçlarını ödemeyi   kabul etti.  Türkiye  Düyun-u Umumiye’ye olan Borcunun son taksitini 1954 yılında ödedi.
         Cumhuriyetin kurulması ardından  Reji Şirketi  1925  de satın alınarak tüm hak ve yetkileri  devlete devredildi.1928  yılında tütün satışının devlete kazandırdığı   net kazanç 22 milyon lira oldu. Oysa Reji Şirketinin 30  yıl  boyunca  Osmanlıya ödediği para sadece 1.5  milyar lira idi.  
         Tütün, alkollü içkiler, tuz, barut ve patlayıcı  maddelerle ilgili  “İNHİSAR=TEKEL” hizmetlerini yürütme  görevi,  1932 yılında kurulan “ İnhisarlar Umum Müdürlüğü”  ne verildi.
         1925  de Reji Şirketi’ ne son verilmesi  ve Devlet Tekeli’nin kurulmasından sonra bile Batılı Şirketler ve yerli işbirlikçileri tütünün ekimini ellerine geçirme ümit ve hayallerini  hiç kaybetmediler :  Çokuluslu Şirketler devlet tekeli ile korunan ülkelerin pazarlarına  girmek için çeşitli yöntemler  geliştirdiler. Öncelikle kaçakçılığı teşvik ederek tütün kullanıcılarını  kendi ürünlerinin damak tadına alıştırdılar. Ardından sigara ithalinin serbest bırakılması amacıyla Ulus Devlet Hükümetlerine IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi Uluslar arası finans kuruluşları aracılığı  ile baskı  uyguladılar.
          Bu metod, ülkemizde de  başarılı oldu  ve  ilk  olarak   1979  Süleyman Demirel Hükümetince  yerli ve yabancı özel teşebbüse  sigara üretimi ve dağıtımı  izni verildi.
         1983  yılında  Bitlis Entegre Sanayi  =AŞ-BEST  kuruldu. Hissesininin çoğu, Rotmans  Şirketine, azınlık hissesi de Bitlisteki girişimcilere ait olan bu kuruluşa, sigara ihraç etme yetkisi  verildi.
         1986  da Türk tütünü tekeli kaldırıldı. Yerli ve yabancı sermayenin TEKEL ile ortaklık kurarak tütün üretmelerinin önü açıldı. 1988 de yabancı tütün ithal yasağı kaldırıldı. % 85 HİSSESİ Amerika’ya ait olan Tekel  2000 ve Tekel 2001 sigaraları üretilerek , kapılar sonuna kadar Amerikan tütününe açılmış oldu.
       Ülkemizde   faaliyet gösteren çok uluslu sigara şirketleri, kendilerine sağlanan tüm olanaklara rağmen Pazar paylarını % 17 lerin üzerlerine bir türlü çıkaramayınca  sıra, TEKEL’İN ÖZELLEŞTİRİLMESİNE  ve  pazarın  şirketler arasında paylaşılmasına geldi.
       Tekele bağlı Alkollü İçkiler Sanayi AŞ.nin özelleştirilmesi  2003 tarihinde gerçekleştirildi. Bu  tarihte 9 aylık faaliyetlerinden elde edilen hasılat  600 milyon dolardı.   Bu şirketin 292 milyon dolara  satılması düşündürücüdür.  Alkollü İçkiler San.AŞ, maalesef  alıcılarına ,  hediye edilmiştir.
       Tekelin Sigara Birimi, 2008 yılında özelleştirilmiş  olup,   ihalede en yüksek teklifi veren  (1 milyar 720 milyon)  American Tabocco  (BAT) Firmasına satılmıştır.
       Tekelin sigara bölümünün  özelleştirilmesiyle  2001 yılında 30.124 işçi çalışırken bugün  bu sayı 12.000 ne gerilemiştir
        Ürünleri  itibariyle TEKEL,  toplumun çok büyük bir kesimine hitap etmektedir. Türkiye’de şarapçılığın geliştirilmesi,  tütün tarımının iyileştirilmesi, yeni sigara ve içki çeşitlerinin artırılması gibi tüketici yanında üretici kesimini de doğrudan ilgilendiren faaliyetleri  Osmanlı’dan günümüze kadar süregelmiştir;  tütünden kibrite, tuzdan meşrubata, şaraptan biraya, likörden rakıya-konyağa, ispirtodan kolonyaya, çakmaktan baruta kadar onlarca maddenin üretim, dağıtım ve satışını yaparak yaşamımızı etkileyen bu kurum  Osmanlı’dan  bugüne  TEKEL  adı altında faaliyetlerini sürdürmüştür.
         Sipahi’den Yenice’ye, Gelincik’ten 27 Mayıs’a sigara kutularının kapak resimleri, etiketleri, şarap ve bira ilanları,  paket kâğıtları, kâğıt kesme makineleri, reji  döneminin  İmbiğine dek yan sanayi kollarıyla da  ülke insanına  iş ve aş veren bu kurum, Batılı Emperyalist  güçlerin daima ilgisini çekmiştir.           
        Sonuçta  ülkemizde  Üretim  sektörü  yabancıların hâkimiyetine geçmiştir. Finans  kaynağı sağlayacak olan Bankalarımız da tamamen yabancılaşmış durumdadır. Milyarlarca dolarlık  gelirler, onların halklarının refahını arttırmak için kendi ülkelerine akmaktadır.
         TEKEL İŞÇİSİLERİ  bugün  kendi özlük haklarını korumak dışında, kar getiren kurumlarımızın özelleştirilerek yabancılara devredilmesinin önüne  geçmek, kitlelerin  işsiz kalmasını önlemek  amacıyla  eylem yapmaktadır…
         Bu nedenle de özelleştirmeye karşı  TÜRK-İŞ  den genel grev kararı  almalarını, halkın kendilerine destek vermesini  beklemektedirler.
Cankız




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."