20 Mayıs 2009 Çarşamba

BOŞUNA "bunlara katil" DEMEDİK

Butto'yu Cheney öldürttü Emperyalizmin dostu yoktur.
Emperyal ilk önce kendi çocuğun yer.Butto ve niceleri ayı ile aynı ine girdiler.Haber hiç şaşırtmadı.Ama bilmeyenler okusun ve bazı sonuçları çıkarsın. peki şuan inde kim var. Ayrılıkçı kürtler. Hayatlarının en büyük hatasını yapıyorlar.Her sessizlik karşılığında istek ve talepleriyle şımarıklığın son demlerinde dolaşıyorlar.Herşeyin bir bedeli var ve ödemeyen gider.emperyalist hala çocuğunu yemeden çocuklar kaçsın.Aksi taktirde onurlu Türk halkıda kurtaramayacak.Sessiz kalış korkmak taviz vermek değildir.Sesiz kalmak şımarık kardeşe belkide verilen son uyarı.50 sene sonra bu coğrafyada kalmayı düşünüyorsa Barzani-Talabani hainleri aynaya baksın ve acilen rezilliğini farkedip kaçsın.kağıttan dev ABD ve onun corafyamızdaki üssü israil sizi kurtaramaz.Akıttığınız kan sizi boğar.Boğacakta. 

BUTTO'YU CHENEY ÖLDÜRTTÜ
Pulitzer ödüllü gazeteci Hersh'in bir Arap gazeteciye "Butto'yu ve Hariri'yi Cheney öldürttü" açıklaması dünya gündemine bomba gibi düştü. Ancak, Arap internet sitelerinde yayınlanan haberi yalanlayan Seymour Hersh açıklamalarının çarpıtıldığını söyledi
DIŞ HABERLER Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh'in "Butto'yu ve Hariri'yi Cheney öldürttü" açıklamaları dünya gündemine bomba gibi düştü. New Yorker dergisinin Pulitzer ödüllü gazetecisi Hersh'in bir Arap gazetesine yaptığı açıklama sırasında "Pakistan eski Başbakanı Benazir Butto, Dick Cheney'in emriyle öldürüldü. Cheney, Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin de öldürülmesi emrini verdi." dediği iddia edildi. Ancak, Arap basınında çıkan haberleri yalanlayan Hersh böyle bir imada bulunmadığını söyledi.
HERSH YALANLADI
Hersh'in Arap basınına yaptığı iddia edilen açıklamasında şu ifadelere yer verildi: Geçtiğimiz yıl seçim kampanyası sırasında bombalı saldırı sonucu öldürülen Pakistan eski Başbakanı Benazir Butto'nun ölüm emri ABD'nin eksi Başkan yardımcısı Dick Cheney tarafından verildi. Butto'nun öldürülmesi emri gibi Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin de öldürülmesi emrini Cheney verdi. Suikast CIA içinde kurulan "Özel Operasyon birimi" tarafından gerçekleştirildi. Bu birimin amacı ABD karşıtlarının elimine edilmesi. Bu iddiaları yalanlayan Hersh haberin kim tarafından yayıldığına anlam veremediğini, yakın zamanda Arap bir gazeteciyle röportaj dahi yapmadığını söyledi.
Bin Ladin'i yakaladık ABD serbest bıraktı
Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari, 11 Eylül saldırısından üç ay sonra El Kaide lideri Bin Ladin'i yakalayarak, Bush yönetimine teslim ettiklerini, ancak Ladin'in kısa bir süre sonra serbest bırakıldığını iddia etti. Amerikan NBC televizyonuna konuşan Zerdari, 2001 Aralık ayında yani 11 Eylül'den üç ay sonra yakalanan Ladin'in şimdi yaşadığına inanmadığını belirterek, CIA'nın sekiz yıldır Ladin'den haber alamadığını, ayrıca Washington ve müttefiklerinin Ladin'in Tora Bora dağlarınan saklandığına dünyayı inandırmasının arkasında başka planlar olduğunu ima etti.
&
'Butto ve Hariri'yi ABD öldürdü'
Ünlü gazeteci Seymour Hersh, Benazir Butto ve Hariri suikastıyla ilgili şok iddialarda bulundu.
Pentagon’un varlığını inkar ettiği General Stanley’in özel timinin suikastları gerçekleştirdiğini söyleyen Hersh, “Ladin yakalansa idi Afganistan’ın işgal nedeni biterdi, ABD bunu istemedi”dedi... ABD’li saygın gazeteci Pulitzer ödülü sahibi Seymour Hersh Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari'nin "Ladin'i yakaladık ABD serbest bıraktı" haberini doğrular mahiyette açıklamalarda bulundu. Bir Arap televizyonuna konuşan Hersh, Ortak Özel Operasyon Komutanlığı (Joint Special Operation Command) ve CIA ekibiyle birlikte geçen hafta ABD’nin Afganistan komutanlığına atanan General Stanley McChrystal'in, Butto'nun öldürülme emrini veren hücrenin başı olduğunu söyledi. Bu ekibin doğrudan başkan yardımcısı Cheney’ye bağlı olduğunu belirten Hersh, Nort Corolina, Fort Bragg’da yuvalanan bu ekibin varlığının yıllarca Pentagon tarafından inkar edildiğinin altını çizdi.
AFGANİSTAN’IN İŞGAL SEBEBİ LADİN 
 “Washington yönetiminin Ladin'in ölü ilan edilmesini veya yakalanmasını istemediğini çünkü o zaman Afganistan işgalinin anlamının kalmayacağını” açıkça belirten Hersh, olayın perde arkasını televizyona verdiği röportajda paylaştı. Usame bin Ladin konusunda ABD ile Pakistan arasında görüş farklılığı çıkmasının Butto'nun sonunu hazırladığını iddia eden Hersh, Pakistan Devlet Başkanı Zerdari'nin NBC televizyonundaki açıklamalarının anlamsız olmadığını gösterdi. 
İSRAİL İÇİN LÜBNAN'A ABD ÜSSÜ
2 Kasım 2007 yılında El Cezire televizyonuna konuşan Benazir Butto'nun Ladin'in öldürülmesinden bahsetmesinin ve ünlü gazeteci Daniel Pearl’i öldüren ekibinin dışa vurulmasının (ki Al Kaide üyesi Omar Saeed Sheikh bunu gerçekleştirdi) ABD tarafından bardağı taşıran son damla olarak kabul edildiğini belirtti. Hersh, yapımcı David Frost tarafından yapılan röportajda Benazir’in isim vererek konuştuğundan dolayı bazı bölümlerinin televizyon tarafından sakıncalı bulunarak makaslandığını da sözlerine ekledi. Bazı diplomatik kaynaklar ise Butto suikastıyla ilgili iddiaların hala bir ‘öyküden’ ibaret olduğunu belirtiyor. 
HARiRi DE AYNI SUiKAST EKiBiNiN KURBANI 
 Seymour Hersh'in ikinci önemli iddiası ise, Ortadoğu'yu sarsan Hariri suikastının perde arkasıyla ilgili. Hersh, Lübnan Başbakanı Refik Al Hariri'nin ABD üslerinin Lübnan'da kurulma sürecine karşı çıktığı ve Washington’un çıkarlarını korumadığı için öldürüldüğünü ileri sürdü. Hersh, o dönemki İsrail Başbakanı Ariel Sharon'un da olaya katkıda bulunduğu vurguladı. 
GİZLİ CİNAYET TİMİ 
Hersh, West Point’teki Özel Kuvvetler Komutanlığı ‘yeşil bereliler’ takımından mezun olan General Stanley McChrystal’ın suikast ekibinin operasyon yapacakları ülkedeki ABD temsilcilerinin bile haberi olmadan emredilen görevi yapıp geri döndüklerini belirtti. Bu komutanlığın uzun süre Bush yönetimi tarafından varlığının bile kabul edilmediğini söyledi. Ekibin öldürülecek adamı bulup suikastı yaptıktan sonra ülkeden ayrıldığını söyleyen Hersh, Bush-Cheney ikilisinin dışında Kongre’nin dahi bu gruptan haberdar olmadığını kaydetti.

16 Mayıs 2009 Cumartesi


BİLDERBERG-YUNANİSTANDA
Siyonist bir örgüt olan Bilderberg’e katılanlardan siz vatanına bir fayda bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bunlar sadece küresel efendilerine hizmet ederler. Bundan önce katılanlar gibi bundan sonra katılanlarda küresel efendilerinin eteklerini öperek hizmet edecekler. Ama ne yazık ki biz bunları yine başımızda taşıyacağız. Çünkü o iç içe geçmiş öyle büyük bir küresel güç ki medya/para ve her türlü entrika ile insanları kandırmakta üstüne yok. Zaten dünyayı yöneten gizli örgütlerden biri denmesinin sebebi boşuna değil.
Yine yönetileceğiz, yine sömürüleceğiz, yine kandırılacağız. Ama yinede yaşanan olayları değerlendirirken ve analiz ederken bu toplantılara katılmış kişilerin söyledikleri ve yaptıklarına bakarken bu toplantıya katıldığını biliniz. Biliniz ki yumuşak sözlerin altındaki sinsi amacı görünüz. Siyonist/masonik/katiller ve işbirlikçi uşakları.
2009 Yunanistan’da toplandı.

Bu konferansa Türkiye'den ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı ALİ BABACAN, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı MUSTAFA KOÇ, Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan SABANCI DİNÇER, Borusan Holding CEO'su AGAH UĞUR ile "Milliyet" yazarı SAMİ KOHEN katılacak. Bu yılki toplantının gündemine, küresel ekonomik krizle ilgili konular hâkim. Ayrıca küresel ve bölgesel siyasal sorunlar da tartışılacak.

Bilderberg CFR bağlantısı Bilderberg, uluslararası siyonizmle yakın bağlantılı hatta onun bir teşkilatı olduğu bilinen organizasyonlardan olan Dış İlişkiler Komitesi (CFR)'nin Avrupa ayağını oluşturmak amacıyla 1954'te, Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde kurulmuştur. Örgüt de ilk toplantının gerçekleştirildiği otelin adını alarak Bilderberg Group (Bilderberg Grubu) diye adlandırılmıştır. CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg üyesidir. CIA'nın rolü Bilderberg Grubu'nun kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in fikir babası olarak bilinir. Aynı zamanda CFR üyesidir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nin rolü olduğu bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir Nazi SS üyesidir. Burada bir çelişki karşımıza çıkıyor. Ancak bu çelişkinin izahı sözü epey uzatmamızı gerektirir. Biz bu yazımızda yine Bilderberg ile ilgili genel bilgiler vermeye devam edelim. Bilderberg'in amacı Bilderberg, dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar. Toplantılar son derece gizli şartlarda ve özel ortamlarda yapılır. Toplantıları genellikle her yılın Mayıs ayına denk gelmektedir. Katılanlar yaklaşık üç günlük toplantı süresince dış dünya ile bağlantılarını koparmak zorunda kalıyorlar. Örgütün üyesi olanların dışında hiçbir gazeteci veya yazar toplantıya alınmaz. Üye olanlar da dışarıya bir şey sızdırmazlar. Dolayısıyla medyanın toplantıların içeriği hakkında herhangi bir bilgi edinmesi mümkün değildir. Örgütün "Spotlight" isimli bir dergisi yayınlanmaktadır Bilderberg toplantılarının ana amacı dünya siyaseti üzerinde önceden programlamalar yapmak ve projeler geliştirmektir. Konuşulacak ve tartışılacak konular önceden tespit edilir. Ama bu tespiti örgüt hiyerarşisinin üst kademesinde yer alanlar yapar. Katılanlar ise sadece görüş beyan ederler. Bilderberg Grubu'nun kendi iç hiyerarşisi açısından daimi üyelik, üyelik ve herhangi bir toplantıya katılma arasında fark olduğunu hatırlatalım. Bununla birlikte toplantılara katılmak da grupla bir bağ kurmayı ve siyasi sahnede grubun kararlarına ters düşecek tutumdan kaçınmayı beraberinde getirir.

15 Mayıs 2009 Cuma


AKP'NİN GİZLİ ANAYASASI

İKTİDARIN, ortada anayasa paketi yokken destek arayışına girmesinin yanlış olduğunu vurgulayan Ekici, "Birtakım sızıntılar var, şu değişecekmiş, bu değişecekmiş diye. İşte ciddiyetsizlik burada. Ama bugün önümüzde bir anayasa paketi yok. Neyin değişeceğinden haberimiz yok ama korkularımız var. Anayasal metinler siyasi mutabakat gerektirir. Ben yaptım oldu mantığıyla yapılmaz" diye uyardı.
"DTP'nin görüşüne yönelik, yani örgütün görüşüne yönelik bir anayasa teklifi mi ortaya çıkacak" diye soran Ekici, "DTP, AKP ve CHP'nin hangi noktada uzlaşıp uzlaşmadığını bir görelim. DTP, AKP ve CHP, 'Kürt sorunu'ndan bahsediyor. Bunların bahsettiği Kürt sorunundaki ortak noktalarını bir görelim. Ortada metin yok, birşey yok, bir işbirliği anlaşması var" diye konuştu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici,partisinin Edirne il başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, hükümetin, anayasa değişikliği konusunda neyi, neden değiştireceğini bilmediğini söyledi.
İktidarın, ortada anayasa paketi yokken destek arayışına girmesinin yanlış olduğunu savunan Ekici, şöyle konuştu: "Neyin değişeceğini bile bilmiyorum. Birtakım sızıntılar var, şu değişecekmiş, bu değişecekmiş diye. İşte ciddiyetsizlik burada. Ama bugün önümüzde bir anayasa paketi yok. Neyin değişeceğinden haberimiz yok. Neyin, niçin değiştirilmek istendiğini de bilmiyoruz. Anayasanın neresini değiştirmek istediklerine yönelik bir fikrimiz yok ama korkularımız var.
Anayasal metinler siyasi mutabakat gerektirir. Ben yaptım oldu mantığıyla yapılmaz. Biz, her teklife karşı değiliz. Bir görelim diğer partiler görüşlerini söylesin. Acaba DTP'nin görüşüne yönelik, yani örgütün görüşüne yönelik bir anayasa teklifi mi ortaya çıkacak. DTP, AKP ve CHP'nin hangi noktada uzlaşıp uzlaşmadığını bir görelim. DTP, AKP ve CHP, Kürt sorunundan bahsediyor. Bunların bahsettiği Kürt sorunundaki ortak noktalarını bir görelim. Ortada metin yok, birşey yok, bir işbirliği anlaşması var."

MHP DEN TEPKİ


MHP, Meclis Genel Kurulu'nda görüşülmeye başlanan Türkiye ile Suriye arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkındaki kanun tasarısını sert tepki göstererek hükümete "ihanet yasasını geri çekmesi çağrısında bulundu.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi, Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve Antalya Milletvekili Mehmet Günal ile birlikte parlamentoda düzenlediği basın toplantısında " Son günlerde hükümetin himayesinde yoğunlaşan etnik bölücülük taleplerinin 'siyasal çözüme'kavuşturulması gayretleri ile birlikte sonu ihanete ulaşacak bir yasa ile muhatap olduğumuz endişesindeyiz " diyerek mayın temizleme işinin TSK'ya bırakılması gerektiğini belirterek Genel Kurul'daki tasarının geri çekilmesini istedi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine kesinlikle karşı olmadıklarını ancak, " sonu ihanete " ulaşacak bir yasa ile muhatap olma endişesini taşıdıklarını söyledi.
Şandır, MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi, Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve Antalya Milletvekili Mehmet Günal ile birlikte parlamentoda düzenlediği basın toplantısında TBMM Genel Kurulunda görüşülmeye başlanan " Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri İle İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı " hakkında düşüncelerini açıkladı.
MHP, olarak bu yasa ile getirilmek istenilen hususların ülkenin güvenliği ve geleceği açısından tehlike teşkil ettiğini belirten Şandır, şöyle dedi: " Bu kanunla Türkiye - Suriye sınırında bulunan toplam 205 bin dekar tarım arazisi, mayınlardan temizlenecek ve mayınları temizleyecek firmaya bu işlem karşılığında 49 yıllığına kiraya verilecektir. Kanun tasarısı, hükümet tarafından 'mayın temizleme faaliyetlerinin esas ve usullerinin belirlenmesi amacı'gerekçe gösterilerek düzenlenmiştir. Ancak daha sonra tasarıya 'ihale işlemleri'ilave edilerek 'adrese teslim ihale şartnamesi'haline getirilmiştir.
Mayından temizlenecek tarım arazisine bitişik tüm hazine arazileri de bu kapsamda mayınları temizleyecek firmaya 49 yıllığına verilebilecektir. Hudut boylarındaki TİGEM arazileri ve çiftçinin elinde kiralık olarak bulunan hazine arazileri buna dahil edilebilecektir. İhale usulleri mevcut hiçbir kanuna tabi olmadan doğrudan Maliye Bakanlığı tarafından belirlenecektir.
"YÜZ BİNLERCE DEKAR VATAN TOPRAĞI..."
Çıkartılmak istenen yasayla uluslar arası hukukun güvencesi altında bir özel sözleşme ile yüz binlerce dekar verimli vatan toprağının yabancı kuruluşların kontrolüne geçebileceği uyarısında bulunan Şandır, Türkiye ile Suriye sınırında uluslar arası piyasalarda hisseleri satılabilen yabancı kimlikli bir "tampon Bölge" oluşturulmasının mümkün olabileceğine dikkati çekti.
"AB'nin Katılım Ortaklığı Belgesinde istediği 'Hudutların ortak kontrolü'hususu ve yabancılara tarım arazileri dahil satışın kolaylaştırıldığı ve bundan faydalanarak GAP Bölgesinden büyük miktarda arazi satın alan yabancı yatırımcıların olduğu iddiaları ile bu kanunla getirilmek istenen hususlar birlikte düşünülecek olursa son günlerde Hükümetin himayesinde yoğunlaşan etnik bölücülük taleplerinin 'siyasal çözüme'kavuşturulma: gayretleri ile birlikte; sonu ihanete ulaşacak bir yasa ile muhata olduğumuz endişesindeyiz" diyen Şandır, tarihin iyi niyet, gaflet ve aymazlıklar sonucunda nelerin kaybedildiğinin örnekleri ile dolu olduğunu söyledi.
MHP'li Şandır, Türkiye ile Suriye arasında ki sınır boyunca ve tamamen bizim tarafımızda kalan güvenlik bölgesinin mayınlardan temizlenerek tarıma açılmasını ve halkımızın hizmetine sunlmasını herkesten önce kendilerinin istediğini ifade etti.
Suriye'den Türkiye'ye yönelecek bir tehdidin olmadığını ve bundan sonra da olmayacağını, sınırların koruması için de mayın döşemek ihtiyacında olmadıklarına inandıklarını belirten Şandır, "İtirazımız; mayınların temizlenmesi karşılığında bu arazilerin kullanımının 49 yıllığına mayınları temizleyecek firmaya yap-işlet devret modeli ile verilmesidir. Bunu, ülkemizin güvenliği, ekonomik çıkarları ve komşumuz Suriye için getireceği güvenlik tehdit ihtimalinin dostluğumuza vereceği zarardır.
İtirazımız; Bu sakıncalar bazı yetkili kurumlar tarafından raporlanmış olmasına rağmen hükümetin, bu kanunu ısrarla bu şekilde çıkarmak istemesinedir" diye konuştu.
Hükümete, "Neden çok teknik bir konu olan mayın temizleme işi ile çok değerli olan bu araziler üzerinde organik tarım yapmak işi için bi firma aranmaktadır? Aynı işi birlikte yapan firma var mıdır? dünyada kaç tanedir ve hangi ülkelere aittir?" sorularını yönelten Şandır, Hükümetin bu sorulara açık bir şekilde cevap vermesini istedi.
Şandır, ihaleyi alması muhtemel İsrail veya Amerikalı firmaların bu araziler üzerindeki tasarruf hakkının Türkiye-Suriye ve bölge barışı için bir tehdit oluşturabileceğini vurgulayarak, bu arazilerin bölgelerde yaşayan ve tarımla uğraşan vatandaşlarımıza kiralamanı gerektiğini kaydetti.
"SORUMLU MSB VE TSK'DIR"
MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi de mayın temizleme işleminde sorumluluğun Milli Savunma Bakanlığında ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde olduğunu belirtti. Sınırdaki mayınların 50 yıldır orada olduğunu ve yerlerini en iyi TSK'nın bildiğine ifade eden Sipahi, kendilerine "sınırların TSK tarafından temizlenemeyeceğinin" söylendiğini ancak TSK tarafından "temizleyemeyeceklerine yönelik" bir tek açıklamanın bulunmadığını dile getirdi.
Sipahi, 1984-85 yılları arasında ve o zamanki teknoloji ile Mardin'in Nusaybin ilçesi ile Şırnak'ın Cizre ilçesi arasındaki 50 metre derinliğinde 500 kilometre uzunluğundaki bir arazinin TSK tarafından temizlendiğini ellerinde de konu ile ilgili olarak belgelerin bulunduğunu bildirdi.
Mayınlı arazilerin temizlenmesi için Savunma Sanayi Müsteşarlığının 50 adet mayın temizleme aracı alınmasına yönelik bir proje üzerinde çalıştığını anımsatan Sipahi, bölgenin 1. derece askeri alan olduğunu buralara yaklaşmak dahil resim bile çekilemeyeceğini söyledi.
MHP Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ise bu güne kadar komisyonun yaptığı çalışmaları anlattı.
"GAFLET ÖTESİ"
Tekrar, söz alan Mehmet Şandır, tasarının "Milli Güvenlik" için sakıncalı olduğunu bildirdi. Şandır, Danıştayın da bu şekli ile ihaleye çıkılamayacağı yönünde kararı olmasına rağmen konunun tekrar TBMM gündemine getirilmesini eleştirdi. Hükümeti uyaran Şandır, konunun "Gaflet ötesi" olduğunu savundu.

14 Mayıs 2009 Perşembe


KANDİL KUŞATILIYOR
Bayram değil seyran değil stratejik ortağım beni niye öptü...

ABD Kandili kuşatıyor Kandil içlerine düşen Kuzine köyüne ABD tankları eşliğinde yüzlerce peşmerge ile birlikte yığınak yapıldı. Alınan bilgilere göre Kandil´de "Şehit Harun" alanı yakınındaki Kuzine köyüne tanklar eşliğinde askeri yığınak yapıldı. Peşmerge ve ABD askerlerinin içinde bulunduğu askeri gücün bin dolayında olduğu belirtilirken, tankların da ABD´ye ait olduğu bilgisi edinildi. Çok sayıda taşıyıcı araç ve ağır silahların da içinde yer aldığı askeri yığınağa dün başlandığı bildirildi. Yaşanan bu askeri yığınak PKK´ya yakın internet siteleri flaş olarak duyurdu. Kandil´de PKK´nın bir numarası Murat Karayılan´da bulunuyor.
İNGİLTERE DE İSRAİL PROTESTOSU
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüşmek üzere Londra'ya gelen İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, bir grup İngiliz gösterici tarafından protesto edildi.
2009-05-13 14:17
Lieberman'a Londra'da protesto İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüşmek üzere Londra'ya gelen İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, bir grup İngiliz gösterici tarafından protesto edildi. İngiltere Dışişleri Bakanlığı olan binası önünde toplanan yaklaşık 50 kişilik gösterici Lieberman'a aleyhine sloganlar attı. "İngiltere'den defol", "Savaş suçlusu Lieberman" şeklinde slogan atan göstericiler, ellerinde pankartlar ve Filistin bayrağı taşıdı. Göstericilerin etrafını güvenlik şeridiyle çeviren İngiliz polisi herhangi bir olay çıkmasına karşın bakanlık önünde de önlemlerini artırdı. (cihan)

13 Mayıs 2009 Çarşamba



Papa 16. BENEDİKTUS,
“antisemitizmin tümüyle kabul edilemez ve nerede ortaya çıkarsa mücadele edilmesi gerekir” diyor. Ayrıca, "soykırımın ve soykırım kurbanlarının varlığının asla reddedilmemesi gerektiğini" söylüyor.
Nerede söylüyor?
Kudüs'teki YAD VASHEM Soykırım Müzesi'nde.
İyide Sayın Papa bu soykırım Kudüs’te yapılmadı ki.
Almanya’da yapıldı.
O coğrafyada soykırım yapanlar Holokost yapıldı diye bar bar bağıranlar.
Soykırım ticareti yapanlar.
Koskoca Papa olmuşsun bunu bilmiyor musun?
Bir defa bu müzeyi neden burada yaptılar?
Soykırımın yapıldığı yerde yapılması daha uygun değil mi?
Bu yaptığın Siyonistlerin yaptığı soykırımın perdelemek değil mi?
Siz kimi kandırıyorsunuz Sayın PAPAcık.
Olmuş soykırımları kınayacağınıza, olmakta olanları kınasanıza.
Belki Siyonist katiller lafınızı dilerde birkaç çocuk az öldürür Sayın PAPAcık.
Ama her şey hikâye değimli sayın haçlı ruhlu PAPAcık.
Ölenler Müslüman olunca soykırım olmuyor.
Değil mi?
PAPAcık.
Ama yine de vicdanlı birkaç Yahudi kalmış dünyada.

Yad Vashem, Kudüs’te bir tepede bulunan ve İsrail devleti tarafından soykırım kurbanlarının anısına yapılan müzedir. Michael Neumann: Bir Kanada üniversitesinde felsefe profesörü.” What's Left: Radical Politics and the Radical Psyche and The Case Against Israel”in yazarı.
Michael ve Osha Neumann isimli iki Yahudi kardeş, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarını protesto ederek İsrail Devlet Başkanı ve Yad Vashem Anıtı yöneticilerine yazdıkları mektupla, soykırım kurbanlarından olan büyükannelerinin adının anıtın duvarından silinmesini istediler:
“Jean-Moise Braitberg örneğini takiben, büyükannemizin isminin Yad vashem duvarından silinmesini talep ediyoruz. İsmi Gertrud Neumann. Kayıtlarınız onun 6 Haziran 1875’te Kallowitz’de doğduğunu ve Theresienstadt’ta öldüğünü belirtiyor.
Jean-Moise Braitberg, isteğini kusursuz nedenler ve dokunaklı bir kişisel tanıklıkla iletti. Sözleri teşvik ediciydi ama size çok fazla itibar veriyor. Ben onun yerine kısa keseceğim. Lütfen bunu devletinizden ve onun temsil ettiklerinden tiksinmemin ve nefretimin bir ifadesi olarak alın. Büyükannem, İsrail’in uzun süredir çok kan dökmesine neden olan etnik üstünlük düşüncesinin aynısının kurbanı. Ben, kendi soyumuza acı vermesine rağmen bu düşünceye dair hiçbir şey düşünmeyen birçok Yahudi’den biriydim. En sonunda ne kadar aptal olduğumuzu fark eden kadar bu düşünce binlerce Filistinlinin hayatını aldı.
Suç ortaklığımız alçakçaydı. Böylesine rezil bir rahatlıkla adlarına birçok suç işlediğiniz Yahudi halkının, üzerimize attığınız lekeden kendisini kurtarabileceğine inanmıyorum. Nazi propagandası, tüm iftiralarına rağmen hiçbir zaman Yahudileri utandırıp bozmadı, siz bunu başardınız. Kendi sadistçe eylemlerinizin sorumluluğunu alacak cesaretiniz yok: eşsiz bir saygısızlıkla, davranışınızı onaylıyormuşuz gibi kendinizi geri kalan tüm ulusun sözcüsü olarak tayin ettiniz. Ve ismimizi sadece eylemlerinizle değil, yalanlarınızla, utangaç bahanelerinizle, sırıtan kibrinizle ve tarihimizi abartan, allayıp pullayan çocuksu bilmişliğinizle de karaladınız.
Sonuçta, Filistinlilere devletin kırıntılarını vereceksiniz. Suçlarınızın bedelini hiçbir zaman ödemeyeceksiniz ve ahlaki üstünlük yanılsamanızın tadını çıkararak kendi kendinizle övünmeye devam edeceksiniz. Ancak şımarık çocuk vahşiliğinizle hiçbir şey sağlamadan, bugünden sonsuza dek öldürecek, öldürecek ve öldüreceksiniz. Hayattayken, büyükannem yeterince acı çekti. Ölüyken onu bu dehşetin ortağı yapmayı bırakın.” Michael Neumann
“Kardeşim Michael Neumann’ın büyükannemizin isminin Yad Vashem’den, soykırım anıtından çıkarılması isteğine katılıyorum.
Bu anıtı görmüştüm. Yapılarını, döşenmiş avlularını, manzaralı araziler üzerinde otoriter biçimde yayılmış meydanlarını. Anıt, soykırımı İsrail devletinin kuruluşunun başlangıcı olarak düzenliyor. Ölüm kamplarının hatıralarını mumyalıyor ve ulusal hazine olarak koruyor. Bu hazine İsrail’e ait değil. Anıt ancak, herhangi bir ulusun kendi seçilmiş halkına ahlakın ve terbiyenin sınırlarından muafiyet talep etme izni vermemesi gerekliliğinin hatırlatıcısı olarak hizmet ederse hazinedir.
İsrail soykırımı, daha fazla soykırım yapmanın mazereti olarak çarpıttı. Soykırım kurbanlarına dünyanın duyduğu sempati hazinesini, Filistinlileri katledip onlara işkence yaparken ve onları vahşi işgalin altında boğarken kendini eleştirilerden korumak için verdiği nafile çabasında harcadı. Büyükannemin anısının bu gayrı meşru projede kaydedilmesini istemiyorum. Ben Yahudilerin, tarihsel misyonu faşizme karşı birleşik cephede etnik kökeni aşmak olan bir etnik grup olduğuna inanarak büyüdüm. Yahudi olmak anti-faşist olmaktı. İsrail beni, Yahudilerin faşistlerle değişmez ilişkisine dair dogmatik uyuklamamdan uzun süre önce uyandırdı. Yahudi işkencecilerin ve savaş suçlularının görüntüleriyle bir deri bir kemik toplama kampı kurbanlarının görüntülerini birleştirdi. Ben bu birleşmeyi tiksindirici buluyorum. Bunun parçası olmak istemiyorum. Büyükannemin anısının emanetçisi olma hakkını kaybettiniz. Yad Vashem’in onun anıtı olmasını istemiyorum.”
Osha Neumann

12 Mayıs 2009 Salı


Ermenileri kullanarak; Türkiye’yi Holokost benzeri “soykırım yalanı” ile köşeye sıkıştırmaya çalışan Siyonistler ABD’deki lobilerini sanki İsrail’den bağımsızmış gibi göstererek kumpasa almaya çalışıyor. ABD Yahudi lobileri ermeni soykırımı yalanına “vardır” derken Siyonistlerin merkezi “yoktur” diyerek dengeyi sağlıyor.
On yıllardır Türkiye kamuoyunu bu tip oyunlarla kandıranlar yine aynı yalanlarına devam ediyorlar.
Böylece Ermeniler yine kullanılıyor, Türkiye’deki Yahudi ve İngiliz madalyalıları, İsrail yandaşlarının eli güçleniyor, temiz kalpli Türk halkına da “Siyonist İsrail sizin dostunuzdur” yalan imajı veriliyor.
Unutulmamalıdır ki bu coğrafyanın en kanlı emperyalisti ve batı emperyalistlerin coğrafyamızdaki karargâhı İsrail’dir.
Ne güzel kumpas değil mi?
Yersen kardeşim.
Yeme…

KNESSET’TEN ERMENİ TASARISINA RET
İsrail Meclisi Knesset muhalefetteki sol görüşlü Meretz Partisi’nin parlamentoya sunduğu “Ermeni Soykırımı’nı tanımaya” ilişkin yasa tasarısını görüşmeyi red etti.
Meretz'in grup başkanı Haim Oron tarafından hazırlanan ve sunulan tasarı 1915 olaylarının Soykırım olarak tanınması amacıyla mecliste görüşülmesini amaçlıyordu. Tasarıyı İsrail Hükümeti adına yanıtlamakla görevlendirilen Çevre Bakanı Gilad Erdan hükümetin karşı görüşünü iletirken şu noktalara değindi: “1915 olayları duygu yoğunluğu yüksek hassas bir konu. Bu savaşta hayatını kaybedenleri anmak gereklidir. Ancak hükümetimizin görüşü bu tasarının siyasi tartışmalarla değil tarihçiler tarafından görüşülmesidir” dedi. İsrail’de bulunan Ermeni toplumu temsilcilerinin de izlediği oturum sırasında Erdan, “İsrail’in bu meselede taraf haline getirilmemesi” konusunda uyarıda bulundu. Tasarı hükümeti oluşturan Likud, Evimiz İsrail, İşçi Partisi ve muhalefetten Kadima partisinin oylarıyla red edildi.
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, daha önce İsrail’in, Türkiye ve Ermenistan’ın ölümlerin niteliğine ilişkin uyuşmazlıkları diyalog yoluyla çözmesi gerektiği yolundaki tavrını bir kez daha yinelemişti. Kudüs’ün, 1915 olaylarını “soykırım” olarak adlandırmanın Ermenistan ve Türkiye arasındaki sorunların çözümüne katkı sağlamayacağı görüşü vurgulanmıştı. İsrail’li liderlerin zaman zaman Soykırım Tasarısının ABD Senato’sundan geçmemesi için Türkiye adına Yahudi Lobilerine telkinde bulunduğu medyaya yansımıştı.
ABD’deki Yahudi lobisinin, Ermeni ve Yunan lobilerinin Kongre’de Türkiye çıkarlarına karşı yaptıkları baskılarla mücadelede yıllarca Türkiye’nin en büyük destekçisi olduğu biliniyor.

10 Mayıs 2009 Pazar


Efendi Teröristlerin Kan kokan Sözleri (FOTO)
Aşağılık Siyonist siyasetçilerinin Filistin halkı ile ilgili söyledikleri kan ve terör kokan sözlerden birkaçı...
•'Yahudi devletinin sınırları, sonsuza dek kesinleşmeyecektir.' David Ben Gurion, İsrail Başbakanı •'Terörün bir savaş yöntemi olarak kullanılması engellenemez…Bizim için terör, bugünkü koşullarda siyasi bir savaşın bir parçasıdır.' İzhak Şamir, İsrail Başbakanı •'Filistinli Müslüman Araplar, iki ayaklı iğrenç hayvanlardır.' Menahem Begin, İsrail Başbakanı •'Zaman içinde Filistin'in tamamına yayılacağız.' Prof. Dr. Haim Weizmann, İsrail Devlet Başkanı •'Eğer ben sıradan bir İsrail vatandaşı olsaydım ve bir Filistinliyle karşılaşsaydım, yemin ederek söylüyorum ki, ben o Filistinliyi yakarak öldürür ve öldürmeden önce ona eziyet ederdim.' Ariel Şaron, İsrail Başbakanı •'Siyonizm, bir tür ırkçılık ve ırkçı ayrımcılıktır. Dünya barışına tehdit oluşturan Siyonizmi şiddetle kınıyor ve tüm ülkeleri bu ırkçı ve emperyalist ideolojiye karşı çıkmaya çağırıyoruz.' Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı No: 3379, 10 Kasım 1975 •'Hiçbir ülkenin hiçbir biçimde kesin toprak mülkiyetini kabul etmiyoruz.' David Ben Gurion, İsrail Başbakanı •'Ben askerlerimi, Arap kızlarının ırzlarına geçmeleri yolunda cesaretlendirdim. Çünkü, Filistinli kadınlar Yahudilerin köleleridir ve biz bu kölelere istediğimizi yaparız ve kimse de bizden hesap soramaz. Asıl biz herkesten hesap sorarız.' Ariel Şaron, İsrail Başbakanı • 'Siyonist teröristler, Filistinli Müslüman çocukları, kafalarına sopalarla vura vura öldürdüler.' Prof. Dr. Walid Khalidi, Yazar •'Parayla toprak almayacağız. Toprakları işgal edeceğiz.' David Ben Gurion, İsrail Başbakanı •'Günümüzün Arap dünyası, barbarların dünyasıdır.' Prof. Benny Morris, İsrailli Tarihçi, 24 Eylül 2001 •'Yahudi dininin temel ilkesi, 'Haşmadat goyim' yani Yahudi olmayanların imhasıdır.' Haham Rav Leor, 18 Mayıs 2002 •'Filistinliler, tıpkı çekirgeler gibi öldürülmelidir…kafaları kayalara ve duvarlara çarpılarak parçalanmalıdır.' İzhak Şamir, İsrail Başbakanı, 1 Nisan 1988 •'Bizim vereceğimiz her bir kurban karşılığı, 1000 Filistinli öldürülmelidir.' Michael Kleiner, İsrail Herut Partisi Genel Başkanı, 23.10.2002 • 'ABD'li her politikacı, ister New York eyaletinin kuzeyinde küçük bir bölgede kampanya yürüten birisi olsun, isterse bir başkan adayı olsun, kendisini İsrail'in koşulsuz destekçisi ilan etmek durumundadır…' Prof. Edward Said, ABD Colombia Üniversitesi, Kasım 2000









kaynak:
Yılmaz Dikbaş, Efendi Teröristler Kitabı

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Gürcistan’da muhalefet sokakta

Gürcistan’da muhalefet devlet başkanı Saakaşvili'nin istifası talebiyle bir dizi gösteri düzenliyor. Savaş çıkarmakla suçlanan Saakaşvili, “görev süremin dolacağı 2013 yılına kadar iş başındayım” diyor.

Gürcistan'da muhalefet bugün sokağa dökülüyor. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Rusya ile yaşanan savaş sırasında muhalefet, “ülkeyi daha zayıf konuma düşürmemek” adına “geçici bir iç barış” dönemini kabullenmişti. Ancak bugün itibariyle sesini yeniden duyurmaya hazırlanan muhalif partiler Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili'nin istifasını istiyor. Saakaşvili’nin istifa etmediği ve erken seçime gitme kararı almadığı müddetçe ona huzur vermeyeceklerini söylüyorlar. Gürcistan'da geniş muhalefet yelpazesini temsil eden partiler, halka çağrıda bulunarak, bugün başkent Tiflis'te yapılacak gösterilere katılmalarını istedi.
Radikal dokuz partinin oluşturduğu ittifak, 2007 yılı baharında da protesto gösterileri düzenlemiş ve hükümet, göstericileri şiddet kullanarak dağıtmış ve muhalefetin tek televizyon kanalı "İmedi TV"yi kapatmıştı. Hemen ardından Gürcistan'da devlet başkanlığı seçimleri yapılmış ve Mihail Saakaşvili kıl payıyla devlet başkanlığını kazanmıştı. Düzenlenen genel seçimler de hükümetteki Ulusal Birleşik Hareketi’nin yüzde seksen oranında sandalye kazanmasıyla sonuçlanmıştı. Muhalefet ise 17 sandalye kazandı ancak seçimlere hile karıştığı gerekçesiyle parlamentoya girmeyi reddetti. Muhalefet partilerinin oluşturduğu ittifakın liderlerinden Kacha Kukava, bu sandalye sayısıyla parlamentoda hiçbir etkileri olmayacağını söyleyerek “Bizim yerimiz sokaklar” diyor: "Bizde Gürcistan'da partiler arasında rekabet yok. Bize de yalnızca otoriter rejime direnmek kalıyor." Muhalefet giderek güçleniyor Geçtiğimiz aylarda Gürcistan'da muhalefet kanadı güç kazandı ve muhalefete önemli katılımlar oldu. Örneğin; Gürcistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki eski Büyükelçisi Irakli Alasania bunlardan biri. Muhalefete katılan bir diğer önemli politikacı da parlamentonun eski başkanı ve Saakaşvili’nin yol arkadaşı Nino Burcanadze.
Burcanadze, geçtiğimiz yıl devlet başkanı ile yollarını ayırmış kendi partisini kurmuştu ve şu anda Saakaşvili'nin yerine geçebilecek en güçlü isim olarak görülüyor. Muhalafete karalama Nino Burcanadze'nin partisinin on iki üyesi, Mart ayı sonunda darbe girişimi için silah temin etmekle suçlanarak tutuklandı. Televizyonlarda delil teşkil ettiği iddia edilen görüntüler yayınlandı. Kayıtları inceleyen uluslararası uzmanlar ise görüntülerin delil teşkil edecek yeterlilikte olmadığını belirtiyor. Nino Burcanadze, kendini kurban olarak görüyor: "Bu, hükümetin, partimi ve benim şahsımı karalama çabasıydı. Çünkü Nino Burcanadze'nin yurt içi ve yurt dışında nüfuzu olmasından korkuyorlar. Neyse ki kimse bu iddialara inanmadı. Tüm muhalefet, partimin arkasında durdu.” Saakaşvili savaş başlattı Muhalefet ayrıca Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili'yi Güney Osetya'yı bombalayarak, Rusya'yla savaşın başlamasına yol açmakla suçluyor.
Savaşın sonunda Rusya’nın, Güney Osetya ve Abhazya'nın ilan ettiği tek taraflı bağımsızlığı tanıdığını anımsatan muhalefet lideri Nino Burcanadze, kaybedilen topraklardan Devlet Başkanı Saakaşvili'yi sorumlu tutuyor: "Saakaşvili Gürcistan devletine ait toprakların yüzde 20'sini Rusya'ya verdi. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında yaptığı bu hata nedeniyle Gürcistan yakın zamanda NATO üyesi olabilme fırsatını kaçırdı. Saakaşvili, Abhazya ve Güney Osetya ile pazarlık kapısını kapadı ve Gürcistan'ın dünyanın gözünde güvenilir bir ülke imajını yıktı. Saakaşvili istifa etmeli. Bu kesin. O ülkesine çok büyük talihsizlikler yaşattı." Saakaşvili ise tüm tepkilere karşın, görev süresinin dolacağı 2013 yılına kadar devlet başkanı olmayı sürdüreceğini açıkladı. Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu da pek çok kez iki tarafa diyalog çağrısında bulundu. Muhalefet liderlerinden Kacha Kukava, tek bir beklentileri olduğunun altını çiziyor: "Saakaşvili, polis müdürleri, savcılar ve yasadışı askeri gruplarla iktidarda olduğu müddetçe seçimlerin özgürce yapılması mümkün değil."
Gesine Dornblüth/Tiflis
Çeviren: Deniz Eğilmez
Editör: Hülya Köylü

NATO ile Rusya arasında gerilim

Moskova, iki NATO diplomatını sınır dışı etti. NATO ise, Rusya’nın tepkilerine rağmen Gürcistan’daki tatbikatına başladı.

Batılı ülkeleri kendi etki alanına müdahale etmekle suçlayan Rusya, bölgedeki gerginliği tırmandıracağı gerekçesiyle NATO’nun Gürcistan’daki tatbikatına karşı çıkıyordu. Ancak Moskova’nın tepkisine karşın NATO, Tiflis yakınlarındaki tatbikatına başladı.
Rusya’nın tatbikatın hemen öncesinde iki NATO diplomatını sınır dışı etmesi ise, tansiyonu daha da artırdı. Geçen hafta da NATO ittifakı, casusluğa karıştıkları gerekçesiyle, Brüksel’deki NATO karargâhında irtibat görevlisi olarak çalışan iki Rus diplomatı sınır dışı etmişti.
Bugün başlayan tatbikat, gözleri yeniden Gürcistan’a çevirdi. Yaklaşık 5 yıl önce iktidara gelen Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili liderliğindeki Gürcistan yönetiminin en önemli siyasi hedefi, Gürcistan’ın NATO’ya bir an önce üye olabilmesi. Saakaşvili, 2008 yılında İttifak’tan üyelik yol haritası alacakları konusunda oldukça iyimserdi. Bu hedef tutturulamadı, ancak Gürcistan hedefinden vazgeçmiş değil. Zira NATO'ya üye olmayan Gürcistan’ın, Rusya’nın saldırgan tutumu karşısında hiçbir şansı olmadığı ifade ediliyor.
Gürcistan için NATO güvence
Gürcistan, geçen Ağustos ayında Güney Osetya’da yaşanan savaş konusunda Rusya’nın hesap vermesi gerektiği görüşünde. Tiflis'e göre, ülkenin NATO’ya üyelik süreci Moskova’nın cesaretini kırabilir. Hükümet çevrelerinde ‘eğer yol haritası alınmış olsaydı, Rusya geçen yıl Gürcistan ile savaşa girmeye cesaret edemezdi’ görüşü hâkim. Gürcistan Dışişleri Bakanı Vekili Nino Kalandadze, Rusya’ya “dur” denilmesi gerektiğini belirtiyor. Kalandadze, “Rusya, NATO ittifakı içinde görüş ayrılığı olabileceğini, Avrupa Birliği ile İttifak’ın zayıflık gösterebileceğini gördü. Öte yandan Rusya yapmaması gerekenlerin ne olduğunu ya da yaptıklarının ne tür sonuçlar doğurabileceğini de farkında. Rusya böyle devam edemez. Bir ‘dur’ levhası olduğunu kendisi de görüyor" diyor.
Rusya ile derin ihtilaf
Siyasi gözlemcilere göre, Rusya son dönemde siyasi ataklarında aşırıya kaçıyor. Ağustos ayında yaşanan savaşın ardından Rusya, Gürcistan’dan tek taraflı olarak ayrılan Güney Osetya ile Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanımıştı. Savaşın sona ermesinden bu yana Rusya her iki bölge sınırında da asker konuşlandırıyor. Gürcistan buna karşı çıksa da şimdilik herhangi bir diplomatik başarı sağlamış değil. İktidardaki Ulusal Hareket Partisi'nden Petre Siskarişvili, “şayet önemsediğimiz ülkelerin oluşturduğu büyük birliğin bir parçası olursak kendimizi daha güvende hissedeceğiz. Çünkü kuzeydeki komşumuzun sürekli olarak tehdidi altındayız" sözleriyle, Gürcistan’ın her tür uluslararası kuruluşa dâhil olmasının ülkenin çıkarına olduğunu belirtiyor.
Saakaşvili'ye eleştiriler
Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili son haftalardaki açıklamalarında, ülkesinin güçlü bir orduya ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Saakaşvili, Gürcistan’ın topçularının Rusya’ya iyi bir karşılık verdiğini de sürekli olarak dile getiriyor. Gürcistan’dan ayrılan Güney Osetya ve Abhazya ise Saakaşvili’nin bu açıklamalarını tehdit olarak algılıyor.
Gürcistan’ın muhalefet kanadındaki siyasiler hükümetin bu tehdit dilinden vazgeçmesi gerektiği kanısında. Muhalefetteki "Gürcistan için İttifak" hareketinden Davit Usupaşvili, Saakaşvili'nin izlediği siyaseti şu sözlerle eleştiriyor:
“Gürcistan, Rusya’ya karşı bağımsız bir politika yürütebilmek için çok küçük ve çok zayıf. Saakaşvili’nin son yıllardaki açıklamaları Rusya'yı korkutmayı, kendisini büyük bir demokrat, Putin’i ise 19’uncu yüzyılın diktatörlerinden biri gibi göstermeyi amaçlıyor. Saakaşvili ayrıca Gürcistan ordusunun eski Rus ordusuna göre daha donanımlı olduğu iddialarını gündeme getiriyor. Bütün bunların bir son bulması gerekiyor."
Gürcü halkından sitem
Yaklaşık bir aydır Gürcü halkı sokaklarda; halk Devlet Başkanı'nın istifasını talep ediyor. Mihail Saakaşvili, ülkeyi otoriter bir şekilde yönetmekle, yargıyı kontrol altında tutmakla, basın özgürlüğünü kısıtlamakla eleştiriliyor. Saakaşvili’nin NATO üyeliğini ise yalnızca kendi çıkarları için gündemde tuttuğu iddiaları dile getiriliyor.
Muhalefet, demokratik reformlar yapılmadan NATO üyeliğinin mümkün olmayacağını savunurken, halk ise NATO üyeliğini sadece askeri değil ekonomik olarak da bir güven unsuru olarak görüyor.
Gesine Dornblueth / Çeviri: Başak Özay
Editör: Murat Çelikkafa

Gürcistan ile Rusya arasında darbe krizi

Moskova-Tiflis hattında yaşanan gerginlik, son gelişmelerle yeniden tırmandı. Gürcistan, ülkedeki NATO ortak tatbikatı öncesi bir grup isyancının Rusya’nın desteğiyle darbe girişiminde bulunduğunu iddia etti.

Gürcistan İçişleri Bakanlığı, Rusya tarafından desteklenen isyancıların hükümeti devirme niyetinde olduklarını öne sürdü. Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili planlanan ayaklanmanın Gürcistan'ın egemenliğine ve aynı zamanda AB ve NATO ile yakınlaşmasına karşı bir adım olduğunu savundu. Rusya ise bu açıklamalara sert bir şekilde tepki gösterdi. Saakaşvili'nin açıklamalarını ciddiye almayan Kremlin sözcüsü, Rus haber ajansı Interfax'a yaptığı açıklamada, Saakaşvili'ye bir doktora görünme tavsiyesinde bulunduklarını dile getirdi. Rusya’ya suçlama Gürcistan’daki tartışmalı NATO tatbikatından sadece bir gün önce, Rusya ile Gürcistan arasındaki gerginlik yeniden kopma raddesine geldi. Gürcistan İçişleri Bakanlığı, Rusya’yı askeri darbe planlamak ve bunu finanse etmekle suçladı. Gürcistan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Şota Utiaşvili, bu girişimin doğru zamanlamayla engellendiğini belirtti: “Askeri isyancılar, planı Gürcistan’ın farklı yerleri için öngördüler. Bu sayede NATO tatbikatı son anda engellenebilecekti. Son olaraksa büyük bir askeri darbe olacaktı. Şu anda elimizdeki bilgi, Rus istihbarat birimleri ile isyancılar arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteriyor.“ Olayların ardından çok sayıda yüksek rütbeli asker tutuklandı. İçişleri Bakanlığı’na göre, Gürcistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Abhazya ve Güney Osetya’da konuşlanmış 5 bin asker isyancılara destek verdi. Gürcistan İçişleri Bakanlığı ayrıca Tiflis’teki tankçı birliğinde çıkan isyanın da sona erdirildiğini ve komutanın tutuklandığını açıkladı. Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili, televizyonda yaptığı konuşmada Rusya’yı darbe girişiminin arkasında olmakla suçladı. Saakaşvili'nin açıklamaları Rusya'yı kızdırdı Rus askerlerinin mevcudiyeti Tiflis yönetimini son derece rahatsız ediyor. Bölgeye barış getirmesi beklenen 6 maddeli planda öngörülenden daha fazla sayıda asker olduğu tahmin ediliyor. Güney Osetya ve Abhazya geçen hafta sınırlarının korunması için Rusya’ya yetki verdikten sonra, bölgedeki Rus asker ve istihbaratçı sayısı 10 bine çıkarıldı. Gürcistan yönetimi, bunun kabul edilemez olduğunu açıkladı ve Batılı dostlarından yardım ve destek talep etti. Rusya’nın NATO büyükelçisi Dimitri Rogosin ise Tiflis'te yaşanan heyecana şu sözlerle tepki gösterdi: “Eğer Saakaşvili bugün başarısız olsaydı, bunun da Moskova’nın işi olduğunu açıklardı. Biz, Gürcistan’ın bu Nazi liderinin her tahrik edici aptallığına, her çılgınlığına yanıt vermekten yorulduk. Durum çok saçma bir hal aldı.“ Resmi Rus haberlerinde eski Gürcistan Savunma Bakanı Gia Karkaraşvili’nin sözlerine yer veriliyor. Karkaraşvili’nin “Gürcistan, senaryosunu yazdığı filmi oynayan ve toplumu film gösterip korkuya salan hasta insanların ellerinde bulunuyor“ şeklindeki sözleri aktarılıyor. Ermenistan'dan tepki Öte yandan, Rusya Gürcistan'da yapılacak NATO tatbikatına karşı sert tepkisini de sürdürüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrow, tatbikatı protesto amacıyla 18-19 Mayıs tarihlerinde Brüksel'de yapılacak NATO Konseyi toplantısına katılmayacağını duyurdu. Bu toplantıda Gürcü ve Rus yetkililer, ağustos ayında Kafkaslar'da çıkan savaşın ardından ilk kez bakanlar düzeyinde bir araya gelecekti. Ermenistan, Gürcistan ile Rusya arasındaki gerginlik nedeniyle, Gürcistan'daki askeri tatbikattan çekildiğini duyurdu. Ermenistan Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "son durum nedeniyle Ermenistan Silahlı Kuvvetleri temsilcilerinin Gürcistan topraklarındaki NATO askeri tatbikatında yer almayacağı" belirtildi.
Christna Nagel / Çeviri: Başak Sezen Editör: Ahmet Günaltay

NATO tarafından "Barış İçin Ortaklık" programı çerçevesinde Gürcistan'da düzenlenen askeri tatbikat bugün (6 Mayıs) başladı. NATO, ortak askeri tatbikatın terörle mücadele amaçlı olduğunu açıklamıştı. Ancak gözlemciler, NATO'nun bu tatbikatla Gürcistan'dan vazgeçmeyeceği sinyalini vermeyi hedeflediği görüşünü dile getiriyor. Ne var ki, Gürcistan'ın da içinde bulunduğu Kafkas ötesi bölgesi, Rusya'nın güney kesiminin güvenliği açısından son derece büyük önem taşıdığı için NATO tatbikatı, Rusya'nın şiddetli tepki göstermesine neden oldu.
NATO tarafından Nisan ayının ortasında yapılan açıklamada, 6 Mayıs ile 1 Haziran günleri arasında Gürcistan'ın başkenti Tiflis yakınlarındaki Vaziani askeri üssünde ortak bir askeri tatbikat düzenleneceği ve tatbikata ABD, İngiltere, Kanada, Yunanistan, İspanya, Arnavutluk, Azarbaycan, Ermenistan, Macaristan gibi NATO'ya üye veya Barış İçin Ortaklık programına dahil olan 10'dan fazla ülkeden 1000'i aşkın askerin katılacağı açıklanmıştı. NATO, terörle mücadele ve insani yardım harekatlarında eşgüdüm sağlanmasını amaçlayan tatbikatın Rusya'nın güvenliği açısından herhangi bir tehdit oluşturmayacağını ileri sürerek NATO'nun Barış İçin Ortaklık programına dahil bir ülke olarak Rusya'nın da tatbikata katılabileceğini söylemişti.
NATO'nun Gürcistan'da düzenlediği askeri tatbikata sert tepki gösteren Rusya, taraflar arasında ciddi anlaşmazlıkların yaşandığı Gürcistan'da böyle bir tatbikatın yapılmasını "yanlış ve tehlikeli bir karar" olarak değerlendirerek, iptal edilmesi talebinde bulunmuştu. Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, NATO ne kadar "iyi niyet" göstermeye çalışırsa çalışsın, Gürcistan'da tatbikat düzenlemesinin Rusya'ya karşı "açık bir provokasyon" olduğunu söyledi. Medvedev, bu tatbikatın yol açacağı olası olumsuz sonuçlardan NATO'nun sorumlu olacağını da vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Medvedev, belki de NATO'nun Gürcistan'daki askeri tatbikatına bir misilleme olarak, Abhazya liderli Sergey Bagapş ve Güney Osetya lideri Eduard Kokoytı ile 30 Nisan'da Kremlin Sarayı'nda birer "Ortaklaşa Sınır Koruma Anlaşması" imzaladı. Anlaşma uyarınca, Abhazya ve Güney Osetya'nın sınır muhafız birliklerinin eğitimi ve sınır devriyesi kuruluşları oluşturmaları için Rusya destek sağlayacak. Bunun yanı sıra, Abhazya ve Güney Osetya'nın Gürcistan'la olan sınırlarındaki bölgeleri korumak için Rusya tarafından asker günderildi. Rus askeri birliğine bağlı askerlerin ilk grubu 30 Nisan'da Güney Osetya'nın sınır bölgesine ulaştı.
Rusya ile NATO'nun Gürcistan'daki askeri tatbikat nedeniyle giriştiği mücadelenin, kökleri daha derinde olan nedenleri bulunuyor. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, NATO doğuya doğru genişleyerek, Rusya'nın stratejik alanını daralttı. Rusya ise, ülkenin güvenliği ve temel çıkarlarını korumak için devamlı olarak buna karşı koymak zorunda kalıyor. Geçen Ağustos ayında Rusya ile Gürcistan arasında çatışma meydana gelmesinden sonra NATO tek taraflı olarak Rusya'yla olan bütün resmi temasların durdurulduğunu açıklamış ve ikili ilişkilerin soğumasına neden olmuştu. Barack Obama'nın göreve gelmesiyle birlikte ABD, Rusya politikasını düzelterek, NATO ile Rusya arasındaki buzların erimesine elverişli koşullar hazırladı. Mart ayında yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda NATO ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi kararı alındı ve Nisan ayının başında toplanan NATO Zirvesi'nde bu karar onaylandı. NATO'nun son tatbikatı ise yumuşamaya yeni yeni başlayan Rusya-NATO ilişkilerine gölge düşürdü.
Gözlemciler, Rusya ile NATO arasında, ittifakın doğuya doğru genişlemesi, Avrupa Konvansyonel Kuvvetler Antlaşması, ABD'nin doğu Avrupa'da füze savunma sistemi konuşlandırması gibi sorunlarda ciddi anlaşmazlıklar bulunduğunu, buna bir de jeopolitik unsurlar eklenince, ikili ilişkilerin iyice kırılganlaşıp ve istikrarsızlaştığını ve NATO'nun Gürcistan'da düzenlediği son askeri tatbikatla ikili ilişkilerin daha da kötüleşeceğini savundu. Nitekim Rusya'nın NATO'daki temsilcisi Dmitri Rogozin, dün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, 18-19 Mayıs günlerinde Brüksel'de yapılacak olan Rusya-NATO Konsey Toplantısı'na katılmayacağını açıkladı. Bundan da Rusya ve NATO arasındaki ikişlilerin normalleşmesi için daha uzun bir yol kat edilmesi gerektiğini görüyoruz.
http://turkish.cri.cn/781/2009/05/06/1s114484.htm

3 Mayıs 2009 Pazar

not:Resimlere tıklayıp büyütünüz.Özellikle 1. resme.
KİM Mİ BU? SİVİL GENÇLER. ŞÖYLE ANLATAYIM:
YORUMA GEREK VAR MI?
TABİKİ SAROS'UN İŞÇİLERİ:-)