17 Ocak 2011 Pazartesi

NEDEN HEDEFLER?


NOT:resme 2 kez tıklayınız.

WikiLeaks'ten sızan üç Bursalı

WikiLeaks'ten ABD'nin stratejik gördüğü yerlerin listesi de yayımlandı. Listede Bursalı üç makine imalatçısı firmanın ismi de var.

WikiLeaks’in sızdırdığı yeni belgelerde dünyadaki diğer ülkelerde saldırıya uğradığı takdirde ABD’nin çıkarlarının zedelenebileceği hedeflerin yer aldığı bir liste ortaya çıktı. Listede Türkiye’den de İstanbul Boğazı, Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı ile üç şirketin ismi yer alıyor. Baykal, Durmazlar ve Ermaksan adlı firmaların ise birçok ortak özelliği var.

Üç şirket de hem savunma sanayii hem de otomotiv, inşaat, beyaz eşya ve ulaştırmada kullanılan dev presler ile lazer sistemleri üretiyor. Her üç şirket de Bursa’da üretim yapıyor.
Listedeki şirketlerden en dikkat çekeni Baykal Makine. Firma, 11 Eylül saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi’nin yerine yapılan ‘Özgürlük Kulesi (Freedom Tower)’ inşaatının çelik-konstrüksiyon imalatını yapmasıyla kamuoyunda adını duyurmuştu.


İhracatta ön plandalar
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın listesine ‘Durma’ adıyla geçen Durmazlar Makine ise, dünyanın adet bazında en büyük makine üreticilerinden biri. Yıllık 6 bin adet üretim kapasitesine sahip. Şirket, geçen yıl TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görüldü. Durmazlar Makine’nin Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Durmaz, WikiLeaks belgelerinde adlarının geçmesi ile ilgili olarak Radikal’e yaptığı açıklamada, “O listede adımızın olması saçmalık” diyerek, bu konuda daha fazla açıklama yapma gereği duymadığını söyledi.
Listedeki üçüncü şirket olan Ermaksan ise, Durmazlar ve Baykal’a göre daha küçük bir şirket ama ihracatta önemli başarılar elde ediyor.

11 Eylül anıtının inşasında yer aldı
Bursa’da 1950’den beri faaliyet gösteren Baykal Makine, metal sac işleme makineleri üretiminde Türkiye’nin sayılı şirketlerinden. İnşaat, otomotiv ve ulaşım sektörü için giyotin makaslar ve lazer kesim makineleri de üretiyor. ABD ve Ortadoğu dahil 60’ı aşkın ülkede bayileri var. 2007 sonunda Almanya’nın yüksek teknoloji firması Weinbrenner’i satın aldı. Şirket, 11 Eylül saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi’nin yerine yapılan ‘Özgürlük Kulesi’ inşaatının çelik-konstrüksiyon imalatlarını yaptı.

TBMM’den Üstün Hizmet Ödülü sahibi
1956’da Ali Durmaz tarafından kurulan şirket, dünyanın adet bazında en büyük makine üreticilerinden biri. Bursa’da 100 bin metrekare kapalı alanı ve 1000 çalışanı olan 3 fabrikası var. Üretiminin yüzde 80’ini 105 ülkeye ihraç ediyor. 1994’te küresel ölçekte ‘Durma’ markası ile adını duyurdu. WikiLeaks belgelerine de bu isimle girdi. Geçen yıl TBMM tarafından Üstün Hizmet Madalyası’na layık görüldü. ersity’de işletme ve ekonomi eğitimi aldı.

Rekor ihracat hedefi 1965’te küçük bir torna atölyesinden doğan Ermaksan markası, sac işleme makineleri imal eden firmaların başında geliyor. Üretiminin yüzde 80’ini ihraç eden şirket 5 kıtada 110 ülkeye satış yapıyor. ABD, Güney Afrika, Avusturya, Yeni Zellanda ve Kanada’da satış bayileri bulunuyor. 10 yıl içinde 1 milyar dolarlık ihracat yapmayı hedefleyen şirket, lazer makinesi ile 2007’de TÜBİTAK ödüllerinde finale kaldı.
Aram Ekin Duran


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

16 Ocak 2011 Pazar

GOP OPERASYONU İÇİN ZEMİN
Yeniçağ gazetesi


Tunus Cumhurbaşkanı Bin Ali’nin protesto gösterileri sonucu ülkeden kaçması, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin (GOP) Kuzey Afrika ayağıyla ilgili planın eksiksiz çalıştığı yorumları yapılıyor. Sırada Cezayir var.
Tunus’ta temel gıda fiyatlarının artışı ve işsiz gençlerin sokağa dökülerek başlattıkları protesto eyleminin şiddete dönüşmesi üzerine hükümetin devrilip, Cumhurbaşkanı Zeynelabidin Bin Ali’nin Suudi Arabistan’a kaçması, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin (GOP) Kuzey Afrika ayağıyla ilgili planın eksiksiz işlediği yorumları yapılıyor. Bölgede sıranın Cezayir’de olduğu görüşünü ortaya atan uzmanlar, “Lübnan’da hükümet devrildikten birkaç gün sonra, Tunus da aynı akıbeti paylaştı. Cezayir’de durum kritik. Hayat pahalılığına karşı yapılan protesto gösterileri Ürdün’e de sıçradı. GOP’un sınırlar ve yönetimlerin değişmesi yolundaki operasyonları ivme kazanmış durumda” diyorlar. 23 yıldır ülkeyi demir yumrukla yöneten Cumhurbaşkanı bin Ali, şiddetli sokak gösterilerinin engellenememesi üzerine, Suudi Arabistan’ın Cidde kentine kaçtı. Bin Ali’yi taşıyan uçak, Fransa ve İtalya’dan iniş izni istedi ancak alamadı. Bunun üzerine uçak, Suudi Arabistan’a yöneldi.

Bin Ali Cidde’de
Kral Abdullah, “Cumhurbaşkanı Bin Ali ve ailesinin gelişini memnuniyetle karşıladık” dedi. Tunus’tan kaçamayan Bin Ali’nin bazı akrabaları tutuklanırken, bir süredir tutuklu olan gazeteciler de serbest bırakıldı. Başbakanı Muhammed Gannuşi, sürgündeki muhaliflerin ülkeye dönmekte özgür olduğunu belirtti, “Ne zaman isterlerse dönerler, burası onların ülkesi” dedi.

Meclis Başkanı atandı
Tunus’ta halk baskısıyla iktidarını bırakıp Suudi Arabistan’a kaçan Bin Ali’den boşalan makama vekaleten Meclis Başkanı Fuad Mebaza atandı. Sokaktaki Tunusluların “Yasemin Devrimi” adını verdiği olayların ardından kaçan Bin Ali’ye iktidar yolu aynı konsey tarafından nihai olarak kapanmıştı. Bir aydır süren protesto gösterilerinin ardından başkentte güvenlik önlemleri artırılıyor. Başkentliler dün sabah, silah seslerinin, sokak çatışmalarının, yağmalama olaylarının gerginliğiyle uyandı. Ülkenin hava trafiği silahlı kuvvetlerin kontrolü altına geçti, ve hava alanlarına ordu el koydu.Güvenlik güçlerine, yasaklara uymayanlara karşı silah kullanma yetkisi verildi.

Mağzalar yağmalanıyor
Tunus’ta, sokağa çıkma yasağının kalkmasının ardından yaşanan gözler önüne serildi. Başkent Tunus’ta garın tamamen yandığı, başkent dışında büyük bir mağaza zincirinin binasının hasara uğradığı ve yağmalandığı görülürken,  ordu yağmayı durdurmaya çalışıyor. Başta Mısır olmak üzere, bazı Arap ülkelerinde eylemciler, Tunus’ta Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan hükümet karşıtı protestoları memnuniyetle karşılarken, bu başkaldırının, baskıcı rejimlere sahip olmakla suçlanan diğer ülkelerde benzer değişim umudunu doğurduğunu düşünüyor.

Genişletilmiş Ortadoğu Projesi
Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP), ABD’nin Kuzey Afrika, Orta Asya ve Moğolistan, Kafkasya ve Türkiye, Arap Dünyası’ndan Somali’ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik kapsamlı bir İslam coğrafyası dönüşüm stratejisidir. Snır ve yönetimlerin değiştirilmesini öngören ABD’nin amacı hedef bölgdeki tüm petrol musluklarına ve enerji kaynaklarına el koymaktır.

Şiddet Ürdün’e sıçradı
Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da hayat pahalılığına karşı yapılan protesto gösterileri Ürdün’e de sıçradı. Görgü tanıkları, hükümetin akaryakıt ve gıda
fiyatlarını sınırlamak için önlemler aldığını açıklamasına rağmen, Karak kentinde yaklaşık 400 kişinin hayat pahalılığını protesto ettiğini, gösteride Başbakan Samir el Rifai aleyhinde sloganlar atıldığını söyledi. Bir muhalif “Yüksek fiyatlar ve vergiler, Ürdün halkını isyan ettirdi” dedi.


First Lady etkisi
WikiLeaks’in, Tunus First Leydi’si Leyla Trabelsi ve ailesinin yolsuzluklarını ortaya koyan belgeleri yayımlamasından sonra halk ayaklanmasının başladığı belirtiliyor. Wikileaksİn sızdırdığı ABD belgesinde, “Tunuslular Leyla Trabelsi ve ailesinden nefret ediyor. Leyla Trabelsi, 1992’de Zeynel Abidin Bin Ali ile evlenmeden önce, eğitim seviyesi düşük aileden gelen sıradan bir kuafördü. Bin Ali ile evlendikten sonra zengin oldu” denmişti.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Ocak 2011 Cumartesi

YOLGEÇEN HANI
NOT:Resmi okuyabilmek için üzerine 2 kez tıklayınız
Wikileaks’in elinde bulunan ancak henüz kamuoyuyla paylaşılmayan bir belge İsrail’in Suriye’nin nükleer tesisleri üzerine düzenlediği saldırının ilk açık kanıtı oldu.

Wikileaks tarafından elde edilen belgelere göre, Suriye'nin kurduğu nükleer tesislerin 2007 yılında bombalanmasının İsrail tarafından gerçekleştirildiği belirtildi.

Söz konusu belgenin ilk kısmında şimdiye kadar hiç benzeri görülemiş bilgilerin yeraldığı ve Rice'ın "İsrail'in saldırısının, Suriye'nin doğusundaki çöllük alanda, El Kibar denilen bölgede gizlice inşa edilen nükleer reaktörü yok etmeyi amaçladığını sizlere bildirmek isterim" dediği belirtiliyor.

İsrail'de internetten yayın yapan Ynet haber sitesi, Wikileaks tarafından ele geçirilen "gizli" kayıtlı belgelerden birinde, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, "2007 yılı 6 Eylül'ünde, muhtemelen Kuzey Kore'nin de yardımıyla Suriye'de gizlice inşa edilen nükleer reaktörün İsrail tarafından yok edildiğini" yazdığını bildirdi.

İsrail saldırısının başarılı olduğunu ve reaktörün yeniden tamir edilmeyecek şekilde yok edildiğini de yazan Condoleezza Rice, "Suriye, tesisin bulunduğu alanı boşalttı, bölgedeki kanıtlardan da kurtularak, yerine yeni bir bina inşa etti. Sağlam kanıtlara dayanarak, Kuzey Kore'nin Suriye'nin bu reaktörü inşa etmesine yardım ettiğine inanıyoruz. Ve bu konuyla ilgili olarak artık sizlerle daha fazla bilgiyi paylaşmanın da zamanının geldiğine karar verdik" diye yazmış.

Wikileaks'in yayınlamasından önce İsrail gazetesi Yedioth Ahranot tarafından yayımlanan telgraf, Suriye tesislerine yapılan saldırının, ilk kez resmen ve ayrıntılı olarak doğrulanması anlamına geliyor.

SAVAŞ ÇIKAR DİYE SAKLADIK

Sızan belge, ABD ve İsrail'in işbirliği yapmaları, saldırı öncesinde istihbarat toplanması,İsrail hükümetinin tesisleri bombalamaya karar vermesi, saldırıya karşı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın savaş açabileceği korkularına ilişkin bilgileri içeriyor. Rice, bütün dünyadaki ABD diplomatik temsilciliklerine gönderdiği telgrafta, "Bu bilgiyi şimdiye dek bir çatışma korkusu ve bir çatışmayı önlemek için sizlerle paylaşmaktan kaçındık" ifadelerine yer veriyor.

25 Nisan 2008 tarihli ve “confidential” etiketli belgeye göre dönemin Dışişleri Bakanı Rice, dünya genelindeki bakanlık temsilcilerine, “6 Eylül 2007 tarihinde İsrail, Suriye’nin belli ki Kuzey Kore’nin yardımıyla inşa ettiği gizli nükleer reaktörü yok etti” mesajını gönderdi.

 Bu belgeyi, Wikileaks’in sitesinde yayınlanmasından önce Yedioth Ahronoth’tan Ronen Bergman’ın bugün ortaya çıkardı. Belgenin önemi saldırının ilk resmi ve detaylı teyidi olması açısından önem taşıyor.

Belgede operasyon öncesi istihbarat toplanması, İsrail ve ABD arasındaki işbirliği, her iki ülkenin de paylaştığı can sıkıcı ve zorlu sonuçlar, İsrail hükümetinin Suriyeyi bombalama kararı ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın karşılığında bir savaş açmasından duyulan korku gibi noktalara değiniliyor.

Belgede Rice, “Bugüne kadar bu bilgiyi sizden bir çatışma yaşanır korkusuyla ve böyle bir şeyi önlemek için sakladık” diyor.

Yazışmanın ilk ve en çarpıcı kısmı Rice’ın ağzından şöyle: “Sizleri, İsrail saldırısının Suriye’nin doğusunda El Kibar denen bir çöl arazideki gizli reaktörü yok etmeyi amaçladığı konusunda bilgilendirmek isterim. İsrail’in operasyonu başarılı oldu – reaktör tamiri mümkün olmayacak şekilde yok edildi. Suriye bölgeyi tamamen boşalttı, bölgede daha önce ne olduğuyla ilgili kanıtları ortadan kaldırdı ve araziye yeni bir inşaat yaptı. Kesin kanıtlara dayanarak, Kuzey Kore’nin Suriye’nin reaktörü inşa etmesine yardım ettiğine inanıyoruz. Dahası artık bu konuda size daha fazla bilgi vermenin zamanı geldiğine karar verdik.”

Belgede, ABD istihbarat birimlerinin İsrail’den kendilerine gönderilen bilgileri teyit etmek için aylarca çalıştığı ve reaktörün “barışçıl amaçlar için inşa edilmediği” yönünde ellerinde güvenilir kanıtlar olduğu da ifade ediliyor. Rice mektubu, “Suriye’nin saldırıdan aylar sonra sürdürdüğü esrarlı tavrı ve yalanları bize gizleyecek bir şeyleri olduğu yönünde açık kanıtlar sunuyor” şeklinde sona erdiriyor.

İsrail jetleri Eylül 2007’de nükleer silah üretmekle suçladığı Suriye`nin El Kibar tesislerini bombaladığında, dönüş yolunda Hatay`a boş bir füze tankı düşürmüştü. İsrail uçaklarının Türk hava sahasını kullandığının ortaya çıkması Türkiye'yi de tartışmaların merkezine çekmişti.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
 ASIL SOYKIRIM TÜRKLERE UYGULANDI!

TCA, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış döneminde yaşanan ama Batılı tarihçiler tarafından genellikle sadece Osmanlı'daki Hıristiyanlara odaklanılarak tek taraflı anlatılan göç konusunda madalyonun öteki yüzüne de dikkati çeken bir çalışmayı ortaya koydu.

Justin McCarthy'nin hazırladığı ve Müslümanların göç rotalarını gösteren harita şöyle:
HARİTAYA TIKLAYARAK BÜYÜTEBİLİRSİNİZ

Louisville Üniversitesi'nde tarih profesörü olan ve Osmanlı İmparatorluğu hakkında ayrıntılı demografik çalışmalarda bulunan Prof. McCarthy tarafından hazırlanan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Zorunlu Göç ve Ölümler-Açıklamalı Harita"da, Osmanlı topraklarında, 1770-1923 yıllarında göç eden 5 milyon Müslüman tebanın yaşadığı göç gösteriliyor. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinin Ermeniler gibi sadece Hıristiyan nüfusu etkilemediğine, milyonlarca insanın acı ve zorluklar yaşadığına vurgu yapılıyor.
Ayrıca, Osmanlı topraklarında göçe zorlananların 5 milyonunun Müslüman, 1.9 milyonunun Hıristiyan olduğuna işaret eden harita, böylece savaş ve iç çatışmaların acılarını, düşünüldüğünün aksine, daha çok Müslümanların yaşadığını gözler önüne seriyor.
ÖLEN MÜSLÜMAN SAYISI HIRISTİYANLARIN 4 KATI
Harita, 1864-1922 yıllarında yaşanan savaş ve iç çatışmalar sırasında hayatlarını kaybeden Müslümanların sayısının, Hıristiyanlarınkine oranla 4 katı fazla olduğunu da gösteriyor.
Harita, aynı zamanda, 1864-1922 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması sürecinde ölen 5 milyon Osmanlı Müslüman'a yönelik bir kayıt anlamına da geliyor.
EN BÜYÜK ACIYI TÜRKLER ÇEKTİ
Prof. McCarthy, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Osmanlı topraklarında yaşayan değişik kimliklere mensup tüm grupların acı çektiğini ifade etti. Ancak, Müslümanların, özellikle de Türklerin en büyük acılara maruz kalan kesim olduğuna dikkati çeken McCarthy, "Haritanın, tüm bu insanların felaketlerle dolu kaderlerini göz önüne sereceğini umuyorum" dedi.
TCA Başkanı Lincoln McCurdy de kurum olarak bu yayını desteklemiş olmaktan gurur duyduklarını belirtti. Prof. McCarthy'ye, "tarihin sayfalarında neredeyse hiç yer almayan Müslüman Osmanlı halkları hakkında bıkmadan ve yılmadan yaptığı kapsamlı araştırmaları dolayısıyla" teşekkür eden McCurdy, şunları kaydetti:
"Çok az Türk aile vardır ki büyükannesi veya büyükbabası, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kırım veya Kafkasya'dan gelmiş olmasın. Ya da Anadolu'da yaşanan savaslardan dolayı yaşadığı iç göçe dair acı bir hikayesi bulunmasın.
YAŞANAN TRAJEDİLER TÜRKLERE DÜŞMANLIĞA DÖNÜŞTÜ
Ancak, modern Türkiye'nin kurucuları, genç Cumhuriyetin, bir varoluş mücadelesinden çıkmış halkını, geçmiş yerine geleceğe bakmaya yönlendirmiş ve eski düşmanlarıyla barış felsefesini benimsemistir. Ne yazık ki, başka toplumlar, yaşadıkları trajedileri Türklere karşı nesilden nesile aktarılan düşmanlığa dönüştürdü.
Bu harita çalışması, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılışı sürecinde Müslüman halkların kayıplarını göz ardı ya da inkar eden, geçmiş çağların ırkçı ve bağnaz yaklaşımlarının izlerini taşıyan zihniyete bilimsel bir cevaptır."



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Ocak 2011 Perşembe

PADİŞAHIM SEN ÇOK YAŞA
“bende zamanında yaptım yapacağımı” diyor önümden geçen yaşlı kadın kendisi kadar yaşlı ve kambur kanına.
Neyi kastetti acaba diye takılıyor insanın aklına.
Etrafta bir sürü genç insan var, güzel bayanlar var. İlk akla gelen “zamanında bende gençtim, güzeldim, yaptım yapacağımı. Yani ölsem gözüm açık gitmem” geliyor.
Her zaman derim; emperyalistin en büyük oyuncağı medyadır. Özellikle görsel olanları.
Eee dolayısıyla emperyalistin ipiyle kuyuya inenler, onların taşeronluğunu yapanlara da destek medya üzerinden gelir,geliyor da.
Ve Akp yapıyor yapacağını. Aynı o kambur kadın gibi.
Bir dizi çevriliyor ve  padişah hareminde beş yüz sene evvel haşna fişne yapıyor.Aa oda ne?Sanki ilk defa duyuyoruz.
Bir gündem bir gündem deyme gitsin. Tüm kanallar çakmış. Padişahın uçkurunu tartışıyor kazık kadar herifler ve bayanlar.
Tabiî ki her şey denk; enflasyon eksi çıkmış. Türkiye de sorun mu kalmış. Neden gerelim kendimizi. Lay lay lom ,takıl bak keyfine. İşsizlik azalıyormuş. Sadece yanınızdan geçen her dört kişiden biri işsiz. Para nedir sonra? İş nedir? Seçim geliyor.
Bulgur bedava.
Makarna bedava.
Kömür bedava.
İşi ne yapacaksın; dinle padişahını ye bulguru yap üç çocuk.
Allah rızkını verir elbet.
Padişahım sen çok yaşa.
Torbadan yasa çıkardılar.
Alıştık zaten maydonoza, torbaya.
Artık yasalara madde falan koymayacağız.
Torba yasanın B bendi…….
Maydanoz yasanın C fırkası diyecek hâkimler hüküm verirken.
Daha bir sıcak, daha bir bizden, ne güzel.
Padişahım Tayip kaymakamları Arizona’da meslek içi eğitime almış. Eyaletlerin valileri, kasabaların şerifleri olmayı öğreniyorlar.
Polis teşkilatını zaten vahşi doğunun kovboyları yaptılar. Üniversiteli Daltonlara veriyorlar copu.
Ama müthiş bir uzlaşı bir barışıklık var ki sorma gitsin.
188 kişiyi gırtlaklamış, toprağa gömüş Hizbullahçılar
Askeri şehit etmiş teröristler;
Çoluk çocuğa tecavüz etmiş sapıklar,
Mafyası, tafrası, safrası hepsinle barış içerisinde toplum. Salı verdiler gitti. Halaylar cümbüşler gırla gidiyor. Bir mutluyuz bir mutluyuz deymeyin.
Kars’ın Akp’li belediye başkanı taa Ermenistan’dan görünecek yere (ki özellikle) ve de tarihi kalıntıların üzerine üstelik izinsiz bir ucube dikmiş. Halk tepkili tabi. Haliyle halkını seven Padişahım Tayip olaya el atacak. “tez zamanda yıkın ucubeyi”
O kadarrr.
O kadar.
Artı bundan sonra padişahımı rahatsız edecek yayınmış, yazıymış, yok efendim demokrasi varmışta eleştirecekmiş. Yok öyle. Kapatacak padişahım Tayip kanalı.
Padişahım Tayip çok yaşa.
Ama ama asla unutmamak gerek.
Nerede var? Nere de?
ABD Siyonist örgütlerinden Üstün cesaret ödülü alan Müslüman. Bir tane gösterin bakayım.
Bunun yanında Suudi Arabistan’dan Kral Faysal İslam’a hizmet ödülü. Yaa.
Şimdide Kuveyt’ten üstün Müslüman Şahsiyet ödülü.
Madalyaları koyacak yer bulamıyor mübarek insan.
Padişahım Tayip sen çok yaşa.
Padişahım yapıyor yapacağını.
Alkol falan zararlı şeyler ne içiyorsunuz kardeşim. Bak sizleri düşünüyor yasakladı işte. Bitti yok artık alkol malkol. Gidin siz İsrail patentli Genetiği Değiştirilmiş Organizma yiyin. Mutanklaşırız; belki beynimiz gelişir.
Karadeniz’de bazıları çok konuşuyor. HES’ler doğayı katlediyormuş, elektrik ihtiyacının binde 3’ünü karşılıyormuş. Kaçak elektriğe %24 gidiyormuş falan diyor. HES’tirecekler padişahıma kendilerini. Demokrasi dedikse cılkını çıkarmayın yani. Nedir demokrasi? Tren. Kaparsın oyları binersin trene. İstediğin zaman inersin. Söyledi ya padişahım Tayip bunu.
Koca kadın bile yapmış yapacağını, padişahım yapmayacak mı yapacağını. Yapacak tabi.
BOP eş başkanı da olacak, düğünde takılan altınlarla gemicikte alacak, Ekümenik’te verecek, Ruhban okulunu da açacak, Potamya padişahımla gurur da duyacak,Ahdamar kilisesinide onartacak,Surmene manastırınıda ibadete açacak,vakıflar yasası da çıkaracak,petrol yasası da çıkaracak, “Ananı da al git” diyecek, “askerlik yan gelip yatma yeri mi?Şehitler kelle” diyecekApo’ya bey diyecek,eyalet mahkemeleri de kuracak, Apo ile de görüşecek, HSYK’nu da hizaya sokacak, TSK’yı da düzenleyecek,sınır birlikleri kuracak,sözleşmeli askerlikte getirecek,teröristleri çadırda affedecek, artislik yapanları Silivri zindanlarına da atacak, medyayı da susturacak,TRT şeş te açacak dubara da açacak.Yolda yapacak,tüm limanları da satacak,Tüpraşı’da satacak,Galataport için yasada çıkarıp Sami’ye okutacak,sigarayı da satacak rakıyı da verecek işçiyi de atacak,orman arazilerini de 2B den götürecek,madalyalarını da koyacak yer bulmayacak.Füze kalkanı da kuracak,Ege denizini Yunan'a 12 mil de yapacak.

Allah padişahım Tayyibe zeval vermesin.
Başımızdan eksik etmesin.
Hadi bakayım Üç defa.
Birrr..Padişahım sen çok yaşa.
İkiiii… Padişahım sen çok yaşa.
Üççç…. Padişahım sen çok yaşa.






"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
İSRAİL'İN SON FİTNESİ SUDAN!

Güney Sudan'da bağımsızlık referandumu devam ederken, Arap akademisyen ve entelektüeller Sudan'ın parçalanmasında İsrail'in önemli rol oynadığını söyledi. Aydınlar, Müslümanların ayrılığını fırsat bilen İsrail'in, Sudan'dan Kürdistan'a kadar İslam dünyasındaki her türlü azınlık sorunuyla yakından ilgilenip olayları kaşıdığını ifade etti.
Güney Sudan'da bağımsızlık referandumu devam ederken, Arap akademisyen ve entelektüeller ise Sudan'ın parçalanmasında İsrail'in önemli rol aldığı yönündeki yazılar kaleme alıyor. Ahram Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Sudan Masası Başkanı Hani Raslan, İsrail'in kurulduğu yıldan itibaren Güney Sudan'daki ayrılıkçı hareketlerle işbirliği içinde bulunduğunu ve sonunda hedefine ulaştığını vurguluyor. Güneyin her yerinde İsrail'i görmenin mümkün olduğunun altını çizen Raslan, ancak yılsonuna kalmadan ülkenin büyük bir iç savaşa sürüklenme riskiyle karşı karşıya bulunduğunu öne sürüyor.
Mısırlı şair Faruk Cüveyda ise, "Sudan'ın parçalanması, Arap dünyasının 1948 yılında İsrail'in kurulmasından sonraki karşılaştığı en büyük depremdir." ifadelerini dile getiriyor. Güney Sudan'ın kaybedilmesinde uluslararası güçler kadar Arap ülkelerinin de sorumlu olduğunu vurgulayan Cüveyda bundan sonra da "Darfur da gider mi, Beja da gider mi? Sudan varlığını nasıl koruyacak?" gibi soruları sormaya başlayacaklarını ifade ediyor.
Şuruk gazetesindeki analizinde Asyut Üniversitesi profesörlerinden Dr. Halid Abdulkadir de İsrail'in Sudan'ın parçalanmasını sağlamak için yıllardır bölgede faaliyet gösterdiğini anlatıyor. Bu şekilde Mısır'ın en zayıf tarafından yakalandığını öne süren Abdülkadir, güneyin kopmasıyla artık Nil'in, hiçbir zaman eskisi gibi istikrarlı olarak Akdeniz'e akamayacağını da ifade ediyor.
Sudan Devlet Başkanı Ömer Hasan el Beşir'i eleştiren yazılarını sürdüren Mısır Şura Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Mustafa el Fiki Beşir-Hasan el Turabi ikilisinin izlediği yanlış siyasetin ülkenin bölünmesine sebep olduğunu öne sürüyor. İki liderin illa da güneyde şeriat ilan etme derdine düştüklerini yazan Fiki, şüpheli bir helikopter kazasında ölen ayrılıkçı lider John Garang'ın ülkenin bölünmesini hiçbir zaman telaffuz etmediğini, her zaman bütün ancak liberal bir yapıdan bahsettiğini ileri sürüyor.
Fiki'nin aksi yönünde fikirlerini ifade eden Mısır'ın önde gelen gazetecilerinden Fehmi Hüveydi ise güneydeki ayrılıkçı hareketlerin şeriat ilanıyla başlamadığını, Sudan'ın bağımsızlığını kazandığı 1956'dan da öncesine dayandığını yazıyor.
İsrail'in Güney Sudan'ın yanı sıra Kürdistan'ın bölünmesi için de yoğun bir çaba içinde olduğunu vurgulayan Hüveydi, aslında İsrail'in Arap dünyasındaki tüm azınlıklarla bir şekilde ilgilendiğinin altını çiziyor.
Şuruk gazetesi yazarlarından İmadettin Hüseyin de her ne kadar İsrail'in çabaları bulunsa bile asıl sorumluluğun kendilerinde olduğuna işaret ediyor. Hüseyin, birlikte yaşadıkları azınlıklara gerçekten iyi davranıp davranmadıklarının sorgulanması gerektiğini belirtiyor.
Referandum sürecinin bitmesiyle birlikte kuzey ve güney arasında 'paylaşım' müzakereleri başlayacak. Bu süreçte şüphesiz en büyük anlaşmazlık konusunu sınır hattında yer alan Abiye bölgesi oluşturuyor. Her iki taraf da Abiye üzerinde hak iddia ediyor. Ancak nüfusun ağırlıklı kısmını güneylilerin oluşturmasından dolayı, Hartum Yönetimi'nin Abiye'de muhtemel bir referanduma sıcak bakmadığı belirtiliyor.
Müzakere sürecinde petrol kaynaklarının paylaşımı da hassas konuların başında yer alıyor. Ayrıca Nil sularında Sudan'ın payını oluşturan yüzde 17'lik kısmın nasıl paylaşılacağı önemli bir soru işareti.
Görüşmelerin olumlu sonuçlanması durumunda Güney 9 Temmuz 2011'de bağımsızlığını resmen ilan edecek.
Hani Raslan: İsrail hedefine ulaştı
"İsrail kurulduğu yıldan itibaren Güney Sudan'daki ayrılıkçı hareketlerle işbirliği içindeydi ve sonunda hedefine ulaştı. Güneyin her yerinde İsrail'i görmek mümkün. Ancak yıl sonuna kalmadan Sudan büyük bir iç savaşa sürüklenme riskiyle karşı karşıyadır!"
Milli gazete'nin haberi

12 Ocak 2011 Çarşamba

NECMETTİN ERBAKAN
YILMAZ DİKBAŞ'IN İSRAİL'İN NÜKLEER SİLAH CEPHANELEĞİ KİTABINDAN


Görünen o ki;Erbakan'dan kurtulmak isteyenler Ülkeyi tam ABD ve İsrail'in kucağına atmışlar.Sonrası çorap söküğü gibi geliyor zaten.İbretlik satırlar lütfen okuyunuz.

(Not:resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.)


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Ocak 2011 Cumartesi

C.H.P' NE SAHİP ÇIK
ÖLÜMDEN KORKUP SITMAYA RAZI OLMAYIN


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
ALIN SİZE KÜÇÜMSEDİĞİNİZ ÇİN MALI

Çin hayalet uçaklarının ilk görüntüleri yayınlandı
J-20 uçağı

RETÜK

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

5 Ocak 2011 Çarşamba

WİKİLEAKS BELGELERİNDE ABD'NİN GENETİĞİYLE ONANMIŞ TOHUM BASKISI.

WikiLeaks'in sızdırdığı  ABD Dışişleri kriptolarından genetiğiyle oynanmış tohumlar çıktı. Belgeye göre, Fransa'nın genetiği değiştirilmiş mısır tohumunu yasaklamasının ardından Paris'teki Amerikan büyükelçisi Craig Srapleton, bu ürünleri yasaklayan ülkelerin cezalandırılmasını istiyor.

BBC'de yayımlanan habere göre, Guardian'da yer alan, gazetenin çevre editörü John Vidal imzalı haber, Wikileaks internet sitesi tarafından yayımlanan yeni belgelerden çevreyle ilgili olan bazıları hakkında.

Haberin başlığı "Amerikan diplomatları genetik modifikasyona uğramış tohumlara direnen Avrupa'nın cezalandırılmasını istemiş".

Haberde ele alınan Wikileaks belgelerinin ortaya koyduğu olay 2007 yılına dayanıyor.

O yıl Fransa, Montanso mısır tohumu olarak bilinen genetiğiyle oynanmış tohum cinsinin ülkede kullanımı yasaklıyor.

Bunun üzerine Paris'teki Amerikan büyükelçisi Craig Srapleton tarafından Washington'a gönderilen yazışmada, Avrupa Birliği'nin, özellikle de söz konusu tohumun kullanımını desteklemeyen ülkelerin cezalandırılması talep ediliyor.

Wikileaks'in yayınladığı diğer belgelerde de genetiğiyle oynanmış tohum sektörünün, Amerikan ticari ve stratejik çıkarları için önem arz ettiği vurgulanıyor.

Guardian'ın haberinde dikkat çeken bir diğer nokta ise Amerika'nın kalkınmakta olan birçok ülkede, rahipler tarafından karşı çıkılan tohumların kullanımını Vatikan üzerinden yaymaya çalıştığı iddiası.

Yazışmalarda Papa'ya yakın danışmanların söz konusu tohumları üreten Amerikan şirketlerini desteklemek konusunda ikna edildikleri, Papa'nın da kısa süre sonra ikna olacağının beklenebileceği söyleniyor.

Guardian'ın haberi Amerikan hükümetinin genetik modifikasyona uğrayan tohumları üreten şirketler adına doğrudan çalıştığı yorumuyla sona eriyor.


http://www.guardian.co.uk/world/2011/jan/03/wikileaks-us-eu-gm-crops



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Ocak 2011 Pazartesi

İŞTE RAKAM RAKAM ÇÖKÜŞÜN BELGESİ
Ülkemiz; sahip olduğu yer altı ve yer üstü kaynakları ile insan kaynakları açısından kendi kendine yeterli dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi olmasına rağmen, bunlardan yararlanma ve yurttaşlarına yansıtılması bakımından tam tersi Avrupa Birliği ve dünya ülkeleri arasında en kötü duruma düşürülmüştür. Ayrıca dışa bağımlı ve borca dayanan ekonomik politikalar sonucu ne yazık ki 160 yıl öncesine dönülerek Osmanlı’nın çöküş dönemine girilmiştir.
Zira;
*1914’lere gelindiğinde Anadolu’daki yabancı sermaye oranı % 89 iken yerli sermayenin oranı sadece %11’de kalır.
*Yine, zengin yer altı madenlerimizin % 94’ü yabancılara devir edilir. Madenlerdeki yerli sermaye 428 milyon kuruş iken, yabancı sermaye 5.876,70 milyon kuruştur. Mustafa Kemal döneminde tekrar % 100’üne sahip olduğumuz yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız; bu gün baktığımızda adım adım yine yabancıların eline geçerek neredeyse % 90’ı elimizden çıkmış ve dolayısıyla tekrar 160 yıl öncesine dönülmüştür.
1-Orman kaynaklarımızın yangın, yanlış kesim, kuraklık ve yerleşim alanı açılması gibi nedenlerle ¼’üne yakını yaklaşık 20.763.247 ha alanı tahrip edilerek yok edilmiştir.

2-Denizlerimiz, akarsu, göl ve yeraltı su kaynaklarımız; bilinçsiz kullanma, kum, turba gibi madenlerin çıkarılması, su yataklarının değiştirilmesi ve plansız artezyen kuyusu, zehirli atık gibi nedenler ve kuraklık gibi doğal afetler nedeniyle kurutulmuş, ekolojik dengeleri bozulmuş ve yok edilmiştir. 200’ün üzerindeki sulak alanımızın 236.538 ha’lık kısmı kurutulmuştur. Bunun sonucunda su ürünlerimiz ve kuş zenginliğimiz de yok olmuş, tatlı su kaynaklarımızın kaybına neden olunmuştur.
3-Topraklarımız; erozyon, çölleşme ve yabancılara satış gibi nedenlerle kaybedilmiştir. Yabancılara toplam 4.420.272 m2 toprağımız satılmıştır. Özellikle sahil şehirlerimizdeki topraklarımız ile bina, arsa, villa gibi değerlerimiz yabancıların eline geçmiştir. Tarım alanlarımız, kente göç, yeni yerleşim alanları açılması ve ilkel tarım nedeniyle yok edilmiş, sulu tarıma geçilemediğinden ve yeni tarım alanları üretilemediğinden kuru tarımla yüksek maliyet ve düşük kaliteli ürünle rekabet gücümüz yok edilerek tarım ürünlerinde de dışa bağımlı hale getirilmişiz.
4-Hayvancılığımız Et ve Balık Kurumunun kapatılmasından sonra tamamen yok edilerek dışa bağımlı hale gelmiş, hayvan kaçakçılığının önü açılmıştır.
5-Enerji kaynaklarımız tamamen dışa bağımlı hale getirilmiş, ucuz ve düşük maliyetli hidroelektrik santrallerimiz düşük kapasiteli çalıştırılarak yabancı kaynaklı doğalgaza bağımlı hale getirilmişiz. Alternatif enerji kaynakları, kömür, rüzgar, güneş enerjisi gibi kaynaklar özendirilmemiştir. Bu gün doğal gaza bağımlılığımız % 72’yi geçmiştir. Elektrik enerjisindeki kayıp ve kaçaklar toplam üretimin % 22-30 arasında değişmektedir. Bazı illerde bu oran % 80’i (Şırnak) bulmaktadır.
6-Altın, bakır, demir, bor, trona, kurşun, gümüş, çinko gibi maden kaynaklarımızın neredeyse tamamına yakını yabancıların eline geçmiştir. Yabancı şirketlere toplam 685 arama ruhsatı, 206 adet ön işletme hakkı, 82 işletme hakkı olmak üzere toplam 973 adet ruhsat verilmiş ve sadece 11 çokuluslu şirkete toplam 97.300 km2 maden alanı verilmiştir. Bu gün itibariyle yabancıların kontrol ve işletme hakkı verilen toprak parçamız 100.000 km2’yi geçmiştir. Bu yabancı şirketler sadece maden aramayla kalmıyor, ülkemizin sosyal, siyasal ve kültürel yaşamını da etkileyerek ülkeyi bölmeye çalışanlara da destek vermektedir. “Rio Tinto Genel Müdürü Kazan civarı ve köylerinde yaşayan yurttaşlarımızı “yerel toplum” olarak ifade ederek ayrı bir aşiret ve kabile toplumu olarak değerlendirmektedir.
7-1990’lı yılların başından itibariyle nüfus kaybına uğramaktayız. Bebek ve çocuk ölümleri ile yaşlı ölümlerinde Avrupa ülkelerinden en öndeyiz. Boşanmalarda, intiharlarda en öndeyiz. İşsizlikte en öndeyiz. Verimli ve aktif genç nüfusumuzun neredeyse % 90’ı işsiz durumda ve atıl bir şekilde yok olmaktadır.
Kudret Ulusoy
Odatv.com

NOT: Haber görseli "Millet Olmaktan Uzaklaşıyoruz" kitabının kapağından alınmıştır.
 



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Ocak 2011 Pazar

GALATAPORT KİMLERE HAZIRLANIYOR DERSİNİZ?
Tarihi Galata Limanı ve Beyoğlu SİT alanında bulunan Galataport’un özelleştirme ihalesi öncesinde Kıyı Kanunu’na ‘uyarlama’ geliyor. Kanunda değişiklik öngören taslağa göre deniz kıyılarındaki dolgu alanlarda Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun koruma amaçlı hükümleri uygulanmayacak.

Kıyı Kanunu’nda Değişiklik İçeren Kanun Taslağı’nda önümüzdeki yıl özelleştirilmesi hedeflenen Galataport Limanı’nı yakından ilgilendiren düzenleme dikkat çekti. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından son şekli verilen taslakta yer alan, “Kıyılarda doldurma ve kurutma suretiyle elde edilen arazilerde ‘2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun koruma amaçlı imar planına ilişkin hükümleri uygulanamaz” maddesi kafalarda soru işaretine neden oldu. Taslağın bu haliyle yasalaşması durumunda geçen yıllarda tartışmalara neden olan ve o dönemin kabine üyeleri arasında fikir ayrılıklarına yol açan Galataport ihalesinin önünde hiçbir pürüz kalmayacak.
ŞİMDİ HATIRLAYALIM:


Türkiye'nin zenginliklerini son sürat peşkeş çeken iktidar yeni bir skandala daha imza attı. İstanbul'un en gözde yeri, önceki Batı aşığı iktidarlara parmak ısırtacak şekilde yabancı sermayeye peşkeş çekildi.

İşte skandal görüşme trafiği
2004 yılındaki Davos toplantılarında, Erdoğan ve Maliye Bakanı Unakıtan, Ofer şirketlerinin başkanı Sami Ofer ile görüşmüş. İlk görüşme, Unakıtan ile Ofer arasında 23 Ocak 2004'te Hotel Victoria'da saat 16.00'da gerçekleşiyor. Konu ise 4. Vakıf Han ve İstanbul Galataport projesi. Aynı gün saat 22.00'de ise Hotel Rinaldi'de Başbakan Erdoğan ile "Galataport" projesini konuşmak için randevular alınıyor. Başbakan Erdoğan ile Ofer Ailesinin sıkı ilişkileri herkesi şaşkına çevirecek cinsten. Çünkü, ailenin ilişkileri bayağı eskilere dayanıyor.
Galataport, Ofer’in oldu
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş Genel Müdürlüğü tarafından özelleştirilen Sahpazarı-Karaköy Kruvaziyer Liman Kompleksi (Galataport) ihalesini Global'in Sahibi Mehmet Kutman ile İsrailli milyarder Sami Ofer'in de ortakları arasında bulunduğu Royal Caribbean Cruises Ltd'nin önderliğindeki konsorsiyum kazandı. 49 yıllığına yap-işlet-devret modeliyle özelleştirilen Galataport'a grup, 3 milyar 538 bin euro teklif verdi.
Gerçek manzara çok farklı
Tüpraş'ta yaptığı operasyonla gündeme gelen ve 800 milyon dolar gibi muazzam bir para kazanan Ofer ailesi hükümetle girdiği diyalogun karşılığını almaya devam ediyor. Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu, Tüpraş'la ilgili olarak PETROL-İŞ'in şikâyeti dolayısıyla Global Menkul Değerler yöneticileri hakkında başlatılan denetim çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.
Parsel parsel satış
Galataport projesiyle Karaköy'den Fındıklı'ya kadar uzanan 1200 metrelik sahil şeridi ve 100 bin metrekarelik bölgenin turizm alanı ilan edilmesi ve buraya turistik tesisler yapılması planlanıyor.
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş Genel Müdürlüğü tarafından  özelleştirilen Sahpazarı-Karaköy Kruvaziyer Liman Kompleksi(Galataport) ihalesini Global'in Sahibi Mehmet Kutman ile Ofer ailesinin içinde bulunduğuRoyal Caribbean Cruises Ltd'nin önderliğindeki konsorsiyum kazandı. 49 yıllığına yap-işlet-devret modeliyle özelleştirilen Galataport'a grup, 3 milyar 538 bin Euro teklif verdi.
Tüpraş'ta yaptığı operasyonla gündeme gelen ve 800 milyon dolar gibi muazzam bir para kazanan Ofer ailesi hükümetle girdiği diyalogun karşılığını almaya devam ediyor. Global ve Ofer ailesinin öncülük ettiği konsorsiyumun içinde, "Royal Caribbean Cruises Ltd, Global Yatırım Holding AŞ, Rouse Tri-Party Miscellaneous LLC, Sasso Holding INC, IC Antbel Antalya Bellek Turizm Yatırımları AŞ, Limak İnşaat San ve Tic AŞ" bulunuyor.
2004 yılındaki Davos toplantılarında, Erdoğan ve Maliye Bakanı Unakıtan, Ofer şirketlerinin başkanı Sami Ofer ile görüşmüş. İlk görüşme, Unakıtan ile Ofer arasında 23 Ocak 2004'te Hotel Victoria'da saat 16.00'da gerçekleşiyor. Konu ise 4. Vakıf Han ve İstanbul Galataport projesi. Aynı gün saat 22.00'de ise Hotel Rinaldi'de Başbakan Erdoğan ile "Galataport" projesini konuşmak için randevular alınıyor. Başbakan Erdoğan ile Ofer ailesinin sıkı ilişkileri herkesi şaşkına çevirecek cinsten. Çünkü ailenin ilişkileri bayağı eskilere dayanıyor.
Bu arada, günlerdir gazete manşetlerinden düşmeyen kuzen Mehmet Kutman, aracı kurum olarak başlayan iş hayatına yatırımcı iş adamı olarak devam etmiş oldu.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

ZİMBABE
100 Trilyon Doları gördünüz mü? Yok artık demeyin! İşte o para!
Şaka gibi ama gerçek. Bu ülke sonunda 100 trilyon doları basarak piyasaya verdi.100 trilyonluk banklot görenleri şaşkına çevirdi.
Dünyanın enflasyon rekortmeni ülkesi Zimbabwe'de sonunda 100 trilyon dolarlık paralar basıldı.2008 yılında yıllık enflasyonu yüzde 231 milyona çıkan bu Afrika ülkesinde para gerçekten pul oldu.

Paranın kağıttan bile değersiz olan Zimbabwe'de lokantalara bile bavul dolusu parayla gitmek gerekiyor.3 yumurtanın 100 milyon dolara satıldığı ülkede halk kendi çözümünü kendi buldu.


Zimbabwe`de halk para kullanmak yerine mal karşılığında mal vererek barter sistemi uygulamaya çalışıyor. Zimbabwe Merkezi İstatistik Ofisi Temmuz ayında fiyatların yüzde 2600 arttığını bildirerek en fazla artışın ekmek ve tahıl ürünlerinde olduğunu açıkladı.

Enflasyon rakamlarının uçtuğu bu fakir ülkede hükümet her ay yeni paralar basarak ayakta durmaya çalışıyor.Hükümet tarafından yapılan açıklamada dünya tarihinde ilk kez 100 trilyon dolarlık paraların basıldığı bildirildi.Böylece dünyada ilk kez 12 sıfırlı bir para birimi olmuş oldu.

Para pul olunca Zimbabwe'de promosyonlarda bile gerçek para kullanılmaya başlandı.Duvarlara yapıştırılan gerçek paralar, duvar kağıdı olarak kullanılıyor.
ESTONYA EUROYA GEÇTİ
TİTANİK'E HOŞGELDİN ESTONYA

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
VANUNU OLAYI
YILMAZ DİKBAŞ
İSRAİL'İN NÜKLEER SİLAH CEPHANELİĞİ




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BORCUN MU VAR?
SIKMA CANINI.
AKP ÇÖZÜM BULDU.

Havalar çok soğuk. Üşüyor musunuz? Hemen kalkın ve birlikte bir yere gidelim. İstediğiniz kadar borcunuz olsun. Takmayın kafanıza.
Bireysel ilgilenilen bölümüne gidin. Aramayın; muhtemelen üst katlarda bir yerlerdedir. Ayrı bölmelerle ayrılmıştır. Özel müşteriler içindirler. Kendinizi özel hissedin. Bulmakta zorlanmazsınız. Hatta bazıları tamamen oda şeklinde camekân içerisinde otururlar.10 çalışan varsa 8-9 u kesinlikle güzel ya da bakımlı diyebileceğiniz bayanlardandır. Giyimler çok şık, hareketler ve yürüyüşler podyumdaki manken edalarındadır. Sık sık bir şeyler almaya gidip gelirler bol bol izlersiniz. İşleri çok mühimdir, koşturur dururlar sizin için. Ortam tabiî ki sıcacık ve giyimleri yaz, hatta yatak odası (hadi terbiyeli olayım) gece kıyafetimsidir. Erkeklerin “İşte şu kadar borcum olsun” kıvamına vardığı, bayanlarınsa sinsi ve gizli bir kıskançlık yaşayıp, midesinin ağrıdığı yerlerdir. Sıranızı beklerken içinizden “keşke şu sarışın bana düşse. Ama esmer olan çok hızlı; kesin o gelir” geçer. Şansınıza kim çıktıysa oturun karşısına ve sadece talebinizi bir kez söyleyin. Onlar işinin uzmanı; size gerekeni yapacaktır. Gözünüzün deliğine bakacak ve bazen de gülücükler ile mesleğiniz hakkında özel sohbetler edeceklerdir. Kendinden de bir şeyler katacaktır. Örneğin “ben sizin mesleğinizi asla beceremezdim” gibi. Tatlı bir haz “ben neymişim” olacak ve artık karşınızdaki kişiyle aranızda bir bağ oluşacaktır. Sonra size tutuşturduğu bir kâğıt üzerinde şunları tamamlayıp gelin diyecektir. Siz teşekkür ve minnet duyguları içerisinde o sıcak hatta çok sıcak ortamdan buz gibi sokağa fırladığınızda bile ne borcunuzu ne soğuğu hissedeceksiniz. Birde kâğıtta yazılanlardan başka sizden çok çok masum iki talebini konuşmasının arasına sıkıştıracaktır. “Bizden kredi kartı almanız gerekiyor ve de 2 adette otomatik ödeme vermeniz.”
Anladınız siz oranın neresi olduğunu.
Banka.
İşte seçime kadar halkın çökmüş ekonomiyi hissetmemesini sağlamanın yeni yöntemi bu. Bankalar insanların gelecek yıllarını ipotek altına alırlarken, AKP’ye de 12 Temmuz 2011'e kadar zaman kazandırıyor. Uzun vadeye yayılmış borçlar geçici bir süre için insanları rahatlatırken tüketim ekonomisinin yayları da bir diş daha sıkılıyor. Ne kadar güzel bir taktik değil mi?
Üretim yok.
Gelirinizde artış yok.
İşsizlik git gide artıyor.
Ve birileri yıllarınızı, maaşınız varsa onu ya da evinizi, tarlanızı ipotek altına alarak sizi daha çok tüketmeye davet ediyor.1000TL tüketici kredisi istiyorsunuz. Birçok evrak hazırlıyorsunuz ve sizin elinize 4000/5000 TL’lik kredi kartı tutuşturuyorlar.
İşte AKP’nin bankalar üzerinden seçime kadar oynadığı oyunun halk gözüyle görünen yüzü bu.
Bana ne oluyor ki.
AKP razı, bankalar razı.
Halka (ve tabi ki bana da) ne düşüyor?
İyi pazarlar.Mutlu yıllar.
Levent Kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

30 Aralık 2010 Perşembe

NEVROTİK SÜREÇLER


Hayata geldik. Belirli değer yargıları geliştirdik. İnsan olmanın onuru dedik.
Vatanın yoksa onurunda yoktur, hatta hiçbir şeyin bildik.
Sonra bir baktık ki içimizden birileri ülkemizi bölmek istiyor.
Adına hak/hukuk hatta yılışıp gukuk diyor.
Emperyalistlerle işbirliği yapıyor.
Bu durumda:
“Ölür müsün? Öldürür müsün?” derler bizde.
Öldüremezsin düşman değil.
Bizde ölmeyi seçtik.
Ama ölemedik.
İnsanın en güçlü yanı savunma mekanizmasıdır.
Ve dünyanın her yerinde; her şartında yaşayabilen tek canlı.
Savunma mekanizması mıdır? Bilmem.
Ama bakkala çakala borcum var.
Savunma mekanizması mıdır? Bilmem ama arkamdan az da olsa üzülecekler var.
Savunma mekanizması mıdır? Bilmem ama Gazze’de insanlar Mısır’dan aldıkları lüks arabaları yeraltı tünellerinde geçirip 4/5 katına Gazze’de satıyor. Tepelerine bir aydır bomba yağıyor ama birileri 5 katına lüks arabalara biniyor. Seçim, referandum yok yakın  Davos Fatih’i “One minute” demiyor.
Savunma mekanizması mıdır? Bilmem.
Birileri ülkeyi sen mi kurtaracaksın? Diyebiliyor.
Yiyoruz, içiyoruz (varsa tabi) keyfimize  bakıyoruz.
Yada zayıflık görüyor benimkini, beklide nevroz tik bir dönem.
Vatandaş mikrofonunu sokaktakilere tutuyor.
“Milli marşımızın adı nedir?” diye soruyor.
On kişiden dokuzu bilmiyor. Biliyor gibi olanda “Korkma sönmez” diyor.
Wikileaksa kestane demişlerdi gülmüştüm. Balıkesir kuzu kestanesi. Hadi buna eyvallah.
Gel de buna gül.
629TL oldu askeri ücret; sevindik.3 çocuk yapın diyen başbakan çocuk başı 3Kuruş veriyor.
Ne mutlu. Çalışmayan kadına 1TL.Oh oh. Simit+çay hesaplısında 1 TL. Ama gemicikler yüzüyor.
Benzini %25 ucuza satacak olan petrol ofisi sahibi mehter marşıyla açılış yapıyor. Tabi ki bir aylığına.%25 ne demek 4TL olan benzini 3TL ye satmak demek. Helal olsun dedik haliyle.
İzmir Konak’ta kepçe operatörü yandaki binayı göçürüyor kış günü. Can kaybı yok seviniyoruz ama Büyük şehir belediyesi evleri göçenlere 1 Kg baklava gönderiyor.
Adam buna sevinemiyor. “Teşekkür ederiz.”diyor ve de ekliyor adam haklı olarak. “Alsın bunu başkan yesin” 
Avrupa’nın kuzey ülkelerinden bir kasabada trafik kazası oluyor. Okumuştum bir yerde. Kasaba halkı ayağa kalkıyor. Meğer yüz yıldır kaza görmemiş vatandaş. Şok olmuş haliyle.
Sakın kazayla her haberi izleyeyim demeyin. Sakın onun için bilgisayarınıza haber alarmlar falan da eklemeyin. Ülkede irili ufaklı günlük kayıpları saymaya kalkmayın. Sakın benim gibi de çetele tutmayın. Trafik, terör, grizü vb.50 altına düşmez hiç. Ertesi gün gazetelerin 2. sayfaları kan revan. Mobesa çıktı teknik olduk. Görüntülü izliyoruz artık. Sonra benim gibi nevrotik nevrotik gezersiniz. Uykusuzluktan gözlerinizin altı morarır. Ele geçmiş kanallarda liboş/fettoş/kürdoş takımının yılışık konuşmalarına esir olursunuz. Varsa bir izlediğiniz dizi. “yaprak dökümü” gibi, mahvolmuş yaşamları izlerken kaldıysa gözyaşınız belki dökersiniz. Dizidir bilirsiniz ama dökersiniz. Hatta dizi diye döker; şehit haberinde kanal bile değiştirirsiniz. Değiştire biliyorsanız ne mutlu tabi. Birde benim gibi izlerseniz vah halinize.
Ah bakkala çakala borcum olmasa çeker miyim bunları.
Savunma mekanizması mıdır? Bilmem.
Ama bugünlerde böyle vaziyet.
Şakası bir yana durumlar kötü ülkede, çok kötü.
Gülebilene aşk olsun.. 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."