21 Mart 2010 Pazar

 BAHAR SENDROMU

Takvimler Mart’ın ortalarını gösterdiğinde ruhum sıkılır.
Hiç bir şeyden zevk almam.
Bahar sendromu diyorlar. Üç dört gün sürüyor geçiyor.

Ama birileri hiç bahar sendromuna girmiyor.
Millet ateşin üstünden atlıyor, coşuyor.
Donmuş fotoğraflar da koca yağlı bünyelerini ateşin üzerinden aşıra bilmek için sıkarken, maymuna dönmüş yüzleri görmekte güldürmüyor beni.
Çünkü biliyorum.
Öyle dedi deli tarih bilmeye,Türk Cumhuriyetlerinden falan ,örnek vermeye gerek yok.
Bizde çocuk olduk.
Eski Mart dokuzu, hadırillez denilen gün vardı.
Ateş yakılır üzerinden atlanırdı. Yumurtalar tokuşturulurdu.
Ama hiçbir belediye başkanı, bakan, başbakan; hele hele askerin bizim ateşin üzerinden atladığını görmedim.
Bu ne şirinliktir böyle.

Bu şirinliğin sebebi ne sizce?
Ben söyleyeyim.
Pkk’la mücadeleden kaçmak isteyenlerin, Kürt oylarını kapmak isteyenlerin şirinlik politikası.
Hadırillez ne oldu?
Bilen duyan var mı?
Yine ben söyleyeyim: Newroz oldu.
Şimdi birileri kalkar; “efendim tarihte böyledir”, “Türk coğrafyası da kutluyor” falan der.
Nevruz Türkiye’de ayrılıkçı Kürtlerin yasal propaganda günü, meydan okuma bayramına dönüşmüştür.
Kazakistan ,Türkmenistan,Azerbaycan kutlar tabi.Onların başında pkk pisliği ve propaganda aracına dönmüş yasal bir nevruzu yok.Nevruz da dese olur hadırillez  dese de olur.

Nevruz Türkiye'de normal kürt vatandaşlarımızı da kazanmadaki en etkili silahına dönüşmüştür.
Yıl içerisinde yapılan tüm şerefsizliklerin üstünün örtüldüğü, unutulduğu bir pkk aracıdır.
Üstelik Türk alfabesine de “W” yi bir şekilde sokmaktır.

Yağlı siyasiler şimdi iyi zıplayın nevruz ateşinin üzerinden.
Ama bana kalkıp ta kardeşlik, bahar mahar martavalı okumayın.
Halkla pkk çıyanlarını buluşturduğunuz bu günde oy değil avucunuzu yalarsınız. Size de sadece sıkılmış bir taraflarınızla yağlı bünyenizi ateşin üzerinden aşırmak için şebeğe dönmüş yüzünüzün gazetelerdeki izdüşümleri kalır.

Hele koca koca komutanlar siz bunu çok iyi biliyorsunuz.
Size ne oluyor kuzum?
Siz kimden oy alacaksınız?
Pkk size “üstün newroz ateşi üzerinden atlayıcısı madalyası” mı takacak?


Bana gelince:
Bu ülkeden pkk silinmeden, teröristler meclisten kovulmadan, onurlu siyasetçiler iktidar olmadan, apo katili asılmadan,tam bağımsız bir ülke olmadan ne hadırillez, ne nevruz kutlayacağım.
Nede pkk nın propaganda aracına dönüşmüş bu ateşin üzerinden atlayacağım.
Birde kalkıp demir falan dövmeyin,çekiç elinizde eğrelti duruyor.Siz kim örste demir dövmek kim.
Bunu Ergenekoncu dedikleriniz yapabilir ancak.
Tam bağımsız ülke olmadan, emperyalistlerinin sömürgesi iken,hele hele yiğitler Ergenekon yalanıyla içeride iken ister bahar gelsin ister yaz.
Hiç birinin anlamı yok.
Siz zıplamaya devam edin.
Levent kalem
 "SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BAKIN BİZİM KAMYON İHBARCISI NEREYE TAKILIYOR






KAMYON İHBARCISI 'MEHMETALİ'NİN YERİ BAKIN NERESİ ÇIKTI?
Ankara'da gerilime yol açan bomba yüklü kamyonla ilgili e-postayla ihbarı yapan 'mehmetali'nin IP adresi bakın nereye kayıtlı çıktı
 Ankara'da gerilime yol açan bomba yüklü kamyonla ilgili e-postayla ihbarı yapan 'mehmetali06168'nin kullandığı 66.230.230.230 No'lu IP'sine şu an erişmek mümkün.
&
İŞTE O İHBAR MEKTUBU
Ankara'yı karıştıran mektup! İhbarcı Mehmet Ali aranıyor!
Ankara'da önceki akşam büyük heyecan yaratan TSK'ya ait malzemeleri taşıyan kamyonun yol boyunca tüm jandarma komutanlıklarına bildirildiği anlaşıldı.
TÜRK Silahlı Kuvvetleri'ne ait el bombaları ve malzemeleri Muğla'dan Ankara'ya getiren kamyonun yol güzergâhındaki tüm il jandarma komutanlıklarına faksla bildirildiği ortaya çıktı.
Polis, asılsız ihbar mailini gönderen kişiyi arıyor. Önceki akşam askeri mühimmat yüklü, sivil plakalı kamyonun Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi önüne çekilmesinden sonra, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Emin Alpman, 21.00'de Emniyet Müdürlüğü'ne geldi. Korgeneral Alpman, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'ye kamyonun geçişiyle ilgili güzergâh üzerindeki tüm il jandarma komutanlıklarına çekilen faksın fotokopilerini gösterdi. Aynı dakikalarda devreye giren Ankara İl Jandarma Komutanlığı yetkilileri, faksın kendilerine ulaşması üzerine kamyonun sivil jandarma ekiplerince Etimesgut yakınlarında durdurulduğunu ve evraklarının tam olduğu görülerek, serbest bırakıldığını savcıya iletti. Savcı Bilgili, belgeleri kontrol ettikten sonra, saat 22.00 sıralarında kamyonun brandasını açtırarak el bombalarını kontrol etti. Kamyonda bombaların dışında büro malzemelerinin de olduğunun belirlenmesinin ardından tutanak düzenleterek, gözaltına alınan 2 askerle şoförün serbest bırakılmasını istedi.
İşte ihbar mektubu
Ankara'da heyecan yaratan kamyonla ilgili ihbarı 'Mehmet Ali' rumuzlu bir kişinin mail yoluyla yaptığı ortaya çıktı. İhbar mektubu, 10 Mart tarihinde saat 15.57'de Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'ne gönderildi. Konu bölümünde "Çok önemli lütfen bakınız" yazılı mail şöyle: "06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona dikkat!!! Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu ve 'Kozmik Oda'da yapılan aramalardan sonra Seferberlik üyeleri telaşa düştü. Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu kullanmış olduğu sivil personelden bütün kirli silahları birer birer toplayarak Ankara'ya getirtiyor. Az önce Afyon'dan yola çıkan ve Ankara'ya gelecek 06 BJ 9915 plakalı Man kamyona uzun namlulu silahları olan şahıslar nezaret ediyor. Polisten kurtulmak için araca subay kimliği taşıyan silahlı bir kişi bindirildi. Bu aracı mutlaka kontrol edin, ama dikkatli olmalısınız. Çünkü silahlara nezaret eden uzun namlulu silah taşıyan kişi gerekirse çatışmaya girmeye de hazır olacak. Sevkıyatın ilk durağı Ankara, silahlar burada elden geçirildikten sonra namluları temizlenecek, seri numaraları değiştirilecek."
İşte sevkıyat belgesi
İhbardaki iddiaların aksine altında Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Servet Yörük'ün imzası bulunan 4 Mart 2010 tarihli sevkiyat belgesinde şöyle deniliyor: "Seri numarasız el bombalarına seri numarası verilmesi faaliyeti kapsamında ilgi A gereği Mühimmat Ana Depo Komutanlığı/Yahşihan/Kırıkkale'ye tesliminin sağlanması maksadıyla Güllük Milas'taki Genelkurmay Özel Kuvvetler Destek Grup Özel Eğitim Merkez Takım Komutanlığı envanterindeki mevcut el bombalarının tümü Oğulbey Kışlası'na nakledilecektir."
 &

Yani karşıda açık bir cihaz var. Ama bu cihazın ne olduğu net olarak belli değil. Hotmail'in mail serveri gibi de gözükmüyor. (El bombalarıyla ilgili ihbarın mail adresi,mehmetali06168@hotmail.com diye iletilmişti.) IP adresi ABD California'ya kayıtlı gözüküyor ancak bu cihazdan kullanıcı adı ve şifresi ele geçirilerek yani çalınarak ya da ordan gönderilmiş gibi gösterilerek 'fake mail'de atılmış olabilir.  

MEMET ALİ YENİ E-MAİLLERİYLE VERDİ COŞKUYU:

'KAMYON İHBARCISI' YİNE ORTAYA ÇIKTI
Ankara'da panik yaratan bomba yüklü kamyon ihbarında bulunan Mehmet Ali rumuzlu kişiden 3 e-posta daha geldi. İhbarcı 15 Mart 2010'da gönderdiği e-mail de "Dünkü ihbarımda aldığınız kamyondan 4 tane daha araç İstanbul'a girdi. Bir devlet büyüğüne suikast yapılacak" şeklinde iddialarda bulundu.

Emniyet Genel Müdürlüğü yetkililerin yaptığı incelemelerde, 10 Mart günü 15.57’de yapılan ilk ihbarın ardından ikinci mesajın 11 Mart 2010 günü 19.14’de diğer iki mesajın ise 15 Mart günü gönderildiği öğrenildi. 8XX.47X.41.2XX numaralı IP adresinden gönderilen maillerde polisin yanıltıldığı ileri sürüldü.11 Mart günlü ve 15510033132 numaralı ihbar mailinde Mehmet Ali rumuz ihbarcı, “Dünkü ihbarımda aldığınız kamyondan 4 tane daha araç İstanbul’a girmiştir ve şuan 4 kamyon sınırsız cephane dolu araçlar İstanbul’da. Küçükçekmece’de terör örgütlerinin sığınaklarına taşınacak. Plakaları sahte olduğundan Ankara’dan İstanbul’a tam 6'şar kez plaka değiştirilmiştir. Lütfen dikkate alın” dedi.

POLİSE KIZDI 
Ürkütücü bilgiler içeren 15 Mart tarihli ve 15510031527 numaralı ihbarda ise, iki hafta içinde bir devlet büyüğüne suikast yapılacağı ve Nevruz bayramında provokasyon yapılacağı uyarısında bulunuldu.4 adet silah ve bomba yüklü kamyonun İstanbul’da terör örgütlerine teslim edildiğini ileri sürüldüğü ihbarın ardından gelen 15 Mart tarihli mesajda Mehmet Ali rumuzlu ihbarcı, emniyetin verilen bilgileri neden dikkat almadığını sorduktan sonra konuyla ilgili şu ilginç detayları verdi:“Ankara’daki mühimmat dolu kamyondan ben 5 tane plaka verdim neden sadece bir kamyon durduruldu. Araçlar full el bombası ve silah taşıyorlardı. Neden diğer 4 kamyon durdurulmadı. Bile bile göz yumuldu. Diğer 4 kamyon, İstanbul’da TIR garajlarına bakılsın. Lütfen dikkate alın. Araçların ikisi boşaltılıp, mühimmatlar gömüldü. Diğer iki aracı bulun. Ankara Emniyeti, diğer araçları durdurmamakla büyük hata etti.”
Aynı gün saat 20.18’de gönderilen 15510031527 numaralı mesajda ise, ihbarcı çok çarpıcı bilgiler verdi. İşte emniyete gelen son e-mail şöyle:“Kamyonu serbest bırakmak hataydı. Sivil insanlara muvazzaf subay kimliği verilip Türkiye üzerinden oyun oynanıyor. Emniyet ve Genelkurmay birbirine düşürülmeye çalışılacak. Buna belgelerle destek verilecek. Bizzat Genelkurmay bu belgeleri ortaya çıkaracak ve emniyete haber verilecek. Türkiye çıkılmayacak bir eşiğe sürüklenecek. Sivil halk arasında mezhep din çatışmaları başlayacak. PKK sempatizanları Nevruz’u fırsat bilip sokaklarda eylem yapılacakHükümet zayıflatılacak. İmralı’dan özel kuvvetlerin çekilmesi, buna katkı sağlayıp Öcalan için eylem planları oluşturulacaktır. Büyük bir devlet görevlisi 2 hafta sonra suikaste kurban gidecektir. Belgeler geçerlidir. Her şey araştırılmalıdır. Bu işi sahte muvazzaf subaylar yapacak.”




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
MOSSAD SADECE ÖLDÜRMEZ: SOYARDA

Mossad, Türkiye üzerinden uçup Budapeşte’de vurdu.
İsrail ajanların Dubai’de Hamas liderine suikast iddiasının ardından şimdi de Macaristan’da Filistin direnişine finansman sağlayan Suriyeli iş adamını güpegündüz infaz ettiği iddia ediliyor.
Mossad’a bağlı infaz timinin Hamas’ın askeri sorumlusu
Mahmud el Mabhuh’u Dubai’de öldürdüğü iddiasının ardından İsrail bir kez daha ateş altında... İsrail istihbaratına mensup ajanların, 20 yıldır Macaristan’da yaşayan ve Filistin’in İsrail’e karşı direniş mücadelesine uzun zamandan beri finansman sağlayan 52 yaşındaki Suriyeli Trache Bassam’ı geçtiğimiz çarşamba günü Budapeşte’de aracının içinde güpegündüz infaz ettiği ileri sürülüyor. Skandal, operasyon sırasında kullanıldığı iddia edilen iki Gulfstream V model jetin Türkiye, Romanya ve Bulgaristan hava sahalarını kullanarak Macaristan’a gittiği bilgisinin Magyar Nemzet adlı Macar gazetesinde yer almasıyla açığa çıktı. Uçakların her ikisinin de fotoğrafını yayınlayan gazete, “Cinayetle aynı saatlerde görülen İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait bu uçakların hava sahamızda ne işi var?” diye sordu. Haberin yayınlanmasının ardından Macaristan karıştı. İddiaya göre uçaklar suikast operasyonu için havada istihbarat faaliyeti yürütürken MOSSAD’ın yerdeki infaz ekibi çocuklarını okuldan almak üzere arabasıyla Budapeşte’nin işlek olmayan caddelerinden birinde kırmızı ışıkta bekleyen Bassam’ı susturuculu tabancalarla öldürdükten sonra arabadaki bir evrak çantasını da alarak kayıplara karıştı. İnfaz ekibinin bu uçaklardan biriyle ülkeyi terk etmiş olması da olasılık dahilinde gösteriliyor.  İzin 2 ay önce verildi Macaristan’daki İsrail büyükelçiliği, “Macar Dışişleri Bakanlığı’nın izni ile uçaklar Macar hava sahasını kullandı. Uçakların bahsedildiği gibi bir operasyona katıldığı İsrail düşmanlarının uydurmasıdır. Uçaklar, Macar Dışişleri’nin bilgisinde diplomatik bir görev yürütüyordu” açıklamasını yapınca kıyamet koptu. Macar Dışişleri Bakanlığı iznin kendileri tarafından 2 ay önceden verildiğini doğruladı. Macar Sivil Havacılık Teşkilatı da kendilerine talimatın direkt olarak dışişlerinden gönderildiğini belirtti. Durum böyle olunca tüm gözler Macar Başbakanı Gordon Bajnai’ye çevrildi. Başbakanlıktan yapılan açıklamada, izin konusunda bilgileri olmadığı ve olayın açıklığa kavuşması için Dışişleri, Ulaştırma ve Savunma Bakanları’ndan açıklama istendiği belirtildi. Savunma ve Ulaştırma Bakanlıkları kendilerin habersiz verilen izin konusunda soruşturma başlattıklarını duyurdu. Macar hükümet sözcüsü ilerleyen saatlerde yaptığı açıklamada uçakların Ferihegy Havalimanı çevresinde bir tatbikat uçuşu yaptıklarını ve cinayetle bağlantılı olmadıklarını kaydetti.  Dışişleri: Bizden uçuş için izin aldılar
Türk Dışişleri haber sonrası önce İsrail’in Türkiye Büyükelçisi
Gaby Levy’i bakanlığa çağırdı. Levy, bakanlık yetkililerine uçakların uluslararası anlaşmalar çerçevesinde eğitim amaçlı bir uçuş yaptığı bilgisini verdi. Ardından Dışişleri’nin açıklaması geldi. İki İsrail uçağının Türk hava sahasından geçişi için mutad bir uygulama ile “üst uçuş” izni verildiği açıklandı. Dışişleri Bakanlığı, “İsrail uçakları rutin bir uygulama ile Türk hava sahasını kullanmıştır. Bu geçişi terörle alakalandırmak doğru bir yaklaşım değildir” görüşünü bildirdi.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

19 Mart 2010 Cuma

35 CIA AJANININ ÜSLENDİĞİ KARARGÂHI AÇIKLIYORUZ: İŞTE TÜRK ORDUSU'NA SALDIRININ MERKEZİ, EM. GEN. MÜD. İSTİHBARATININ YILDIZ BÜROSU 
Aydınlık'a ulaşan çok önemli bilgi: 2008'de gelen 35 CIA-Pentagon karma heyeti. 

 Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbaratının Yıldız bürosunda üslenmiş durumda. Tertipler, operasyonlar bu merkez vasıtasıyla Emniyet İstihbaratı üzerinden yürütülüyor. ABD'nin Ankara Büyükelçisi, üst düzey CIA'cı olarak bilinen James Jeffrey'nin rolü kritik. Emniyet İstihbaratı ile Amerikalı üst düzey subay-ajanların işbirliği, ABD-Türkiye arasındaki "karşılıklı istihbarat paylaşımı" ve "teröre karşı işbirliği" gerekçeleriyle yürütülüyor.

Dinlemeler, ses kayıtları, sahte bilgi-belge üretimi, uydurma "Ergenekon" operasyonları, Balyoz tertibi, Kafes tertibi, hakim-savcı ayarlamaları... Kim yapıyor bunları? 



CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, 4 Şubat'ta TBMM Genel Kurulu'nda "Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı" görüşmeleri sırasında İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a, önemli bir soru yöneltti. Atalay'ın yanıtlanmaktan kaçındığı bu soru üzerine, CHP Milletvekilleri Ali Rıza Öztürk ve Atilla Kart ile yaşanan diyaloglar TBMM tutanaklarına göre aynen şöyle:

Ali Rıza Öztürk- 5 Kasım 2007 Oval Ofis görüşmesinden sonra Ankara'ya gelen 35 kişilik üst düzey ABD subay ya da istihbaratçıları, üç aylığına Türkiye'ye gelmiş olmaları iddia edildiği hâlde, bunlar geriye dönmüşler midir? Dönmemişlerse neden dönmemişlerdir?

TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu-Amerikalı istihbarat subayları...

Öztürk- Niye Sayın Bakan yanıt vermiyor bu soruya?

İçişleri Bakanı Beşir Atalay- Bende bir bilgi yok o konuda, bir bilgim yok.

Öztürk- O zaman "yok" deyin.

Atalay- Bilgim yok ki cevap vereyim!

Öztürk- İçişleri Bakanı olarak sizin bilginiz yok!

Atalay- Bak, o konuda bir bilgim yok, size vereceğim bir cevap yok.

Atilla Kart- Kimin bilgisi olacak Sayın Bakan?

Atalay- Yani geldiyse, gelmediyse bilmiyorum.

Diyaloglar böyle. Türkiye Cumhuriyeti'nin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Beşir Atalay, bu kadar önemli, üstelik kendi Bakanlık alanı içine giren güvenlikle ilgili bir konuda "bilmiyorum"dan başka bir yanıt vermiyor.

KİM BU AJANLAR? 

Aydınlık, Atalay'ın "bilmiyorum" diyerek soruları savuşturmaya çalışmasının nedenine ulaştı. Öztürk, olayın bam teline basmıştı çünkü.
Aydınlık 16 Mart 2008 tarihli sayısında 35 kişilik CIA-Pentagon uzmanlarından oluşan bir karma heyetin Türkiye'ye geldiğini duyurmuştu. Heyetin gelişi sırasında 3 aylığına geldikleri bilgisi verilmişti. Oysa bu heyet halen Türkiye'de ve kapsamını her geçen gün biraz daha genişleterek çalışmalarını sürdürüyor.

Heyetin gelişini şöyle duyurmuştuk:
"Tayyip Erdoğan'ın Amerikan Başkanı Bush ile 5 Kasım 2007'deki görüşmesinden sonra Ankara'ya sessiz sedasız bir heyet gizlilik koşulları altında geldi. Heyette üst düzey subaylar ve subay görünümünde istihbaratçılar var. 35 kişiden oluşan CIA-Pentagon karma heyeti, Amerikan Büyükelçiliği yakınındaki bir binaya yerleşti. Heyetin ziyaret nedeniyle ilgili resmi bir açıklama yapılmadığı gibi basında konuyla ilgili tek satır haber yer almadı. Peki ne için gelmişlerdi?

"Ekip, Türkiye'deki en üst düzey Amerikan askeri temsilciliği olan, başında bir Tümgeneral'in bulunduğu ODC ile irtibat içinde çalışıyor. ODC (Office of Defense Cooperation)'nin Türkiye'deki resmi görevi Türk-Amerikan savunma işbirliği. Ama ODC, başından beri bir operasyon merkezi olarak işlev görüyor. Bütün tertipler bu merkez tarafından planlanıyor, Türkiye'deki uzantılar aracılığıyla işleme geçiliyor."
Aydınlık'a ulaşan bilgiye göre, heyet doğrudan Emniyet İstihbaratı ile çalışıyor. Çalışmalarını sürdürdüğü yer ise, Emniyet İstihbarat Dairesi'nin Ankara Yıldız'daki merkezi.

ATALAY'IN ALTINDA İMZASI OLAN MEKANİZMA 
Peki nasıl oluyor da Amerikalı heyet ile Emniyet İstihbarat Dairesi birlikte çalışıyor? Heyetin CIA'cı üyelerinin Türkiye'deki muadil kuruluşu MİT, Pentagon'dan gelenlerinki ise TSK.
Sorunun yanıtı şu:
Amerikalı üst düzey ajanlar, doğrudan Atalay'ın altında imzasının bulunduğu ABD ile Türkiye arasındaki "teröre karşı işbirliği" mekanizması sonucu Türkiye'de, hem de Atalay'a bağlı Emniyet İstihbarat Dairesi ile işbirliği içinde çalışıyor. Hükümet'in Açılım Koordinatörü Atalay'ın bu konudaki sorular üzerine soğuk terler dökmesinin nedeni bu.

ABD'NİN KARMA İSTİHBARAT TEŞKİLATI 
5 Kasım 2007'deki görüşmede anlaşmaya varılan konu da "karşılıklı istihbarat paylaşımı"ydı. ABD'nin Türkiye'ye PKK ile ilgili istihbarat vereceği söyleniyordu. Peki Türkiye ne verecekti?
5 Kasım 2007'den sonra adım adım Emniyet İstihbarat Dairesi'yle ABD derin devletinin en kritik kurumu olarak CIA, Askeri İstihbarat, FBI ve diğer Amerikan İstihbarat örgütlerinin mensuplarından oluşan bir karma kuruluş yapısıyla 2003 yılında kurulan Terörist Tehdit Algılama (Kökenini Bulma) Merkezi (TTIC- Terrorist Threat Integration Center) arasında ilişkiler geliştirildi. ABD-Türkiye-Irak terörizme karşı üçlü mekanizması bu kuruluşun ajanlarının Türkiye'deki varlığının gerekçesini oluşturuyor.

TTIC MENSUBUNUN BARTIN ZİYARETİ 
Üstelik Türkiye'deki TTIC mensupları Emniyet'le, merkezdekine paralel olarak ve merkezin talimatıyla olduğu anlaşılan bir şekilde Anadolu'nun değişik kentlerinde de işbirliği içinde görev yapıyor. Bartın Halk Gazetesi'nin 28 Mayıs 2008 tarihli bir haberi bu konudaki çok ilginç bir gelişmeyi açığa çıkarıyor. Habere göre, Bartın'ı ziyaret eden Jason White adında bir Amerikalının kimliğini soran gazetecilere Emniyet yetkilileri, "sadece bir polis" diye yanıt veriyor. Ancak adını vermek istemeyen bir Emniyet yetkilisi ise, bu Amerikalının Yüzbaşı rütbesinde olduğunu ve TTIC'de görevli olduğunu açıklıyor. Üstelik Emniyet'le toplantılarda bilgi alışverişi yapan Amerikalı Yüzbaşı'ya, Bartın ziyareti sırasında Terörle Mücadele Şube Müdürü eşlik ediyor.

Aynı haberde Yüzbaşı Jason White'ın Amerikan Hava Kuvvetleri İstihbaratı (AFOSI-Air Force Office of Special Investigations) personeli olduğu bilgisi veriliyor. Bu bilgi bizi bir başka olaya götürüyor.

AFOSI'nin Türkiye'deki bir başka vukuatıyla ilgili geçen yıl Nisan ayında gazetelere yansıyan bir bilgi dolayısıyla karşılaşıyoruz. Habere göre, Genelkurmay, 18 Mart 2009'da İçişleri Bakanlığı'na "Özel Büro'nun Faaliyetleri" başlıklı bir yazı gönderdi. Yazıda Türkiye'de görevli ABD Hava Kuvvetleri Özel Tahkikat ve Araştırma Bürosu'na (AFOSI) bağlı Amerikan ajanlarının yetki ve görev sahası dışına çıkarak, bazı yerel yöneticileri ziyaret ettikleri ve bilgi istedikleri bildirildi. Genelkurmay, Bakanlık'tan bu konuda yerel yöneticilerin uyarılmasını istedi.

Akşam gazetesinde yer alan haberde, Obama'nın Türkiye'de olduğu süre içerisinde iki ülke arasında olası bir krizin çıkmaması için İçişleri Bakanlığı'nın harekete geçmediği belirtiliyor. 7 Nisan'da ise Obama, Türkiye'den ayrılır ayrılmaz 81 ilin valiliği uyarılıyor. Valiliklere gönderilen yazıda ABD'li görevlileri muhatap almamaları söyleniyor, yetki ve görev yerlerinin dışına çıktıkları belirtiliyor.

Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın tepkisini çeken Özel Tahkikat ve Araştırma Bürosu'nun (AFOSI) görevi, Türk Silahlı Kuvvetleri tesislerinde çalışan Amerikalı personelin faaliyetlerini takip etmekle sınırlı. Özel Büro'daki personel, ancak özel izinlerle görev sahasının dışına çıkabiliyor. AFOSI Türkiye'de, NATO-SOFA kapsamında kendisine verilen statü ile görev yapabiliyor. Ayrıca, Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı tesislerinde, ABD'nin müşterek savunma faaliyetlerine katılmasına müsaade ediliyor. Bu faaliyetlerin anlaşmaya uygunluğu ise her yıl Genelkurmay Başkanlığı'nca denetleniyor. AFOSI personeli Türkiye'de, ABD Ankara Savunma İşbirliği Ofisi, İstanbul ve İzmir'deki idari destek kuruluşları ile Adana İncirlik'teki 10. Tanker Üs Komutanlığı'nda faaliyet gösteriyor. Kurumun görevi 'ABD Hava Kuvvetleri faaliyetlerine özel araştırma hizmetleri sağlamak ve yetki verildiğinde personel koruma hizmetlerini yerine getirmek' biçiminde sıralanıyor.

KARADENİZ'E ÇIKMIŞLARDI 
AFOSI'nin Deniz Kuvvetleri'ni merkez alan Kafes ve Poyrazköy gibi tertiplerle yöneldiği Karadeniz'e özel ilgisi dikkat çekiyor. Bartın'da olduğu gibi 2004 yılında da benzer bir olay yaşanmıştı. Genelkurmay, İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği gizli bir kriptoda, aynı konumdaki ABD'li askerlerin faaliyetlerine dikkat çekmişti. Uyarı yazısında 'Bu kişilerin görev sınırlarını aşarak Türkiye'nin değişik bölgelerinde araştırma yaptığı, bilgi topladığı, üst düzey kamu görevlileri ve vatandaşlarla özel görüşmelerde bulunduğu, Adana İncirlik Üssü'nde görevli bir AFOSI personelinin hiçbir makamın bilgisi olmadan Giresun'da görüşmeler yaptığı, Trabzon gibi civar illerde benzer başka olaylar da tespit edilmiştir' denilmişti.

JAMES JEFFREY'NİN KRİTİK ROLÜ 
Milliyet gazetesinde Amerikan kaynaklarını iyi bilen Güneri Cıvaoğlu'nun ilginç bir yazısı yayınlanmıştı. Cıvaoğlu, 22 Ekim 2008 tarihli Milliyet'teki yazısında, Taraf gazetesinin "Aktütün'ü Genelkurmay biliyordu" başlığıyla yayınladığı uydu görüntülerinin bir Başkonsolosluk aracılığıyla Taraf gazetesine teslim edildiği bilgisini veriyordu. Daha sonra söz konusu görüntülerin Aktütün ile ilgisinin olmadığı da kanıtlanmıştı. Cıvaoğlu yazısının devamında ABD'nin Türkiye üzerindeki hesap ve planlarını tartışıyor, bu konularda sorular soruyor. Cıvaoğlu, açıkça ABD Başkonsolosluğu'nu işaret ediyor.

2008 yılı Temmuz ayında Türkiye'ye atanması kesinleşen ve bu yazının hemen ertesinde Türkiye'deki görevine resmen başlayan ABD'nin Ankara'daki Büyükelçisi James Jeffrey'nin Ergenekon tertibindeki kritik rolüne de dikkat çekiliyor. Çok iyi Türkçe bilen ve konuşan Jeffrey, üst düzey bir CIA görevlisi olarak tanınıyor. Bush yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcılığı görevinden Türkiye'deki Büyükelçiliğe atanan Jeffrey, 1980'li yıllarda Adana ve Ankara'da Politik-Askeri Birim sorumluğu görevleriyle bulunmuştu.
Jeffrey'nin Türkiye'deki Amerikan derin devlet ekibinin beyni olarak çalışmaları koordine ettiği kaydediliyor. Jeffrey son olarak Sabah gazetesine verdiği, üç gün yayımlanan röportajda hem Tayyip Erdoğan'a çok güçlü bir destek vermiş, hem de Ordu'nun rolüne ilişkin değerlendirmeler yapmıştı. Bu değerlendirmeleri nedeniyle Dışişleri Bakanlığı'ndan Jeffrey'ye, Türkiye'nin içişlerine karışmamaları konusunda uyarı gelmişti.

TTIC nasıl bir kuruluş? 
Terörist Tehdit Algılama (Kökenini Bulma) Merkezi (TTIC- Terrorist Threat Integration Center), Ocak 2003'te ABD Başkanı Bush'un Ulusa Sesleniş konuşmasında ilk kez duyuruldu. 1 Mayıs 2003'ten itibaren ise operasyonlarına başladı. Bütün Amerikan istihbarat örgütlerinin ortak bir havuzda istihbarat ve operasyonlarını birlikte yürütmeleri temelinde oluşturulan kuruluş, 11 Eylül 2001'den sonra ABD Anavatan Savunması Bakanlığı bünyesinde ve bu Bakanlığın kuruluşu sırasında bütün dünyaya ilan edilen "ya bizdensin, ya düşman" konsepti temelinde, yabancı ülkelerde yerinden operasyonlarla işlevini yerine getiriyor.

TTIC'ın görevi, "ABD çıkarlarına karşı potansiyel tehditleri, bütün kaynaklarıyla etraflı bir şekilde ortaya çıkarmak" olarak tanımlanıyor.
Hükümet'in yeni kurduğu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın model aldığı kuruluş da bu.

KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI KILIFI 
Kamu Güvenliği Müsteşarlığı yasasının CIA ajanlarını yasallaştırmak için hazırlandığı ortaya çıktı. Türkiye'nin anayasasına, yasalarına karşı yürütülen Amerikan ajan-subaylarının faaliyeti, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı aracılığıyla yasal kılıfa kavuşturulmuş olacak. Ulusal güvenlik konusunda en yetkili kurum olarak planlanan bu müsteşarlığın kapıları, yabancı ülke ajanlarına da sonuna kadar açık. İşte tasarının 13'üncü maddesinin 2'nci fıkrası:

"Ayrıca özel uzmanlık isteyen konularda kadro karşılığı olmaksızın tam gün veya kısmi gün veya belli bir konu veya proje bazında, konu veya projenin süresi ile sınırlı olmak koşuluyla sözleşmeli personel ve yabancı uzman çalıştırılabilir. Bunlara ödenecek ücret Müsteşarın teklifi üzerine Bakan onayı ile belirlenir".

AKP'nin bu amaçla yaptığı görüşme ve kurduğu temaslar açığa çıktı. Lord John Alderdicet'in İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından 21 Temmuz'da Ankara'ya çağrılarak Polis Akademisi'nin düzenlediği çalıştayda brifing verdirdiği saptandı. Kuzey İrlanda Barış Süreci'ne katkılarından dolayı İngiltere tarafından 'Lord' unvanı verilen Lord John Alderdicet, IRA barışının mimarlarından biri olarak görülüyor.
AKP'nin 'Açılım' projesinin koordinatörü İçişleri Bakanı Beşir Atalay, konuyla ilgili yaptıkları çalışmaları anlatırken, 'Kürt sorununun çözümünde çeşitli ülkelerin modellerini inceledik' demişti.

Konuyla ilgili olarak 24 Şubat günü Akşam Gazetesi'nde Lord John Alderdice ile yapılmış bir söyleşi yayımlandı.
Söyleşinin girişinde şöyle deniyor:

"...IRA barışının mimarlarından biri olarak görülen Lord John Alderdice... Lord Alderdice, çalıştayda, İngiltere'ye barışı getiren müzakere sürecinde edindikleri birikimi, Kürt açılımı öncesinde Ankara ile paylaştı. Türk istihbarat ve polis birimlerinden yetkililer, kendisine IRA sürecinden yola çıkarak Kürt sorunu ve PKK bağlantılı sorular yöneltti."

Söyleşide Lord Alderdice'in Türkiye'ye gelişi, yaptığı ziylaretler ve verdiği brifing ile ilgili olarak kendisiyle yapılan söyleşide şunları söylüyor:
"Türkiye'ye olan ilginiz nasıl başladı? Türkiye'nin Kürt sorunu ile nasıl bağlantılandırıyorsunuz kendi tecrübelerinizi?

"Bu süreçte Ankara ile çeşitli kontaklarımız oldu ve Polis Akademisi'ndeki toplantıda Türk istihbarat ve güvenlik birimlerinden temsilcilerle buluştuk. Ben aslında bizim örneğimizi anlatacağımı düşünüyordum sadece, ama zamanlama nedeniyle PKK ve Kürt sorunu bağlantılı çok soru geldi Türk yetkililerinden. Birkaç yıl önce Amerikalılılar benden Kuzey Irak'a gidip, Erbil ve Kerkük'teki insanlarla konuşmamı istemişti. Bu nedenle, olayın diğer tarafını, yani Kuzey Irak boyutunu da biraz biliyorum. Sanıyorum Ankara ile bu tarz kontaklarımız devam edecek. Söylediklerimiz yukarıya iletilecektir diye düşünüyorum.
….

"Türk Hükümeti'nin bu sorunla mücadele biçiminin müthiş etkileri olacak. PKK 25 yıldır var ama ben Kürt sorunun başlangıcını Birinci Dünya Savaşı olarak görüyorum. Sorunun güvenlik boyutu olduğu kesin ama istemesek de, askeri çözümle bitmeyeceğini kabul etmek zorunda kaldık. Ancak, çözüm, şiddet devam ederken olamaz.
….
"İngiliz Hükümeti IRA ile doğrudan masaya oturmadı. Onların temsilcileri, onlara yakın isimler veya siyasi mücadele eden isimlerle konuştu. Bunun çeşitli yolları var. Öcalan'ın bir açılım yapma isteği, onun dahi artık eski yöntemlerden kurtulmak istediğini gösteriyor. Bunlar sizin için çok önemli göstergeler, yok saymayın. Ona yakın kişilere 'Öcalan ile konuşmanıza karşı değiliz' cesaretlendirmesi yapmak bile büyük bir adım." 


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

18 Mart 2010 Perşembe

İŞTE AKP'NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

15 Mart 2010 Pazartesi

ÖCALAN'DA KENDİNİ PAKETLEYENİ ONAYLADI

Kenya basınında geçtiğimiz günlerde yayımlanan, 'Abdullah Öcalan'ı Türkiye’ye MOSSAD teslim etti' PKK'nın elebaşı da doğruladı. Öcalan'ın 'Beni de CIA ve MOSSAD Türkiye'ye teslim etti” dediği öğrenildi.

PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan da iddiaları doğruladı.
Kenya’nın en çok satan gazetesi The Nation geçtiğimiz haftalarda Kenya istihbaratına dayanarak yayınladığı haberde 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması için dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in İsrail lideri Benjamin Netanyahu’dan yardım istediğini, Apo’nun Kenya’da, 6 kişilik MOSSAD timinin operasyonu ile yakalandığını ileri sürmüştü.
İddiaya göre Kenya istihbaratı da Yunan elçiliğine MOSSAD ajanlarıyla düzenlenen Apo baskınında yer aldı. Biri kadın 5’i erkek 6 Mossad ajanı tarafından izlenen Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesine olanak tanıyan operasyona Mossad’ın “Uyanık” ismini verdiği de gazetede yer alan bilgiler arasındaydı.
Abdullah Öcalan avukatları aracılığıyla da yayımlanan bu haberi doğruladı. Öcalan, “Beni de CIA ve MOSSAD Türkiye’ye teslim etti. Bütün bunları iyi anlamak lazım” dedi.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
MÜMTAZ SOYSAL
Acayip Gelişmeler
SON günlerde Kıbrıs konusunda tuhaf gelişmeler oluyor.
Önce, Strasbourg’dan bir haber geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şimdi Güney Kıbrıs’ta oturan ve KKTC’nin anayasasıyla yasalarına uygun olarak yapılmış mal mülk düzenlemesini tanımayan Rumların açtığı davalara ilişkin bir karardı bu. Artık, bıraktıkları malların kendilerine geri verilmesi ve tazminat ödenmesi amacıyla Strasbourg mahkemesine başvuracak olanların yerel yargı yollarını tüketmiş sayılmaları için KKTC topraklarında kurulmuş bir Mal Mülk Komisyonu’ndan geçmeleri neredeyse zorunlu kılınmaktaydı. Daha doğrusu, oraya başvurulmazsa sürecin uzayacağı belirtilerek önceliğin o başvuruyu yapmış olanlara verileceği söyleniyordu.
Yaratılmak istenen izlenim, bunun KKTC’yi tanımaya doğru atılmış bir adım olduğuydu. Belli ki, Anadolu’daki ve Kıbrıs’taki Türklerin“sevindirik” olması istenmekteydi. Olundu da.
Oysa, içte ve dışta girişilen büyük çarpıtma seferberliğine karşın değişen pek bir şey yoktu. Komisyon KKTC toprağındaydı ama aslında Türkiye’ye karşı açılan davalar sürecinin içine oturtulmuştu. Hem de bağrındaki yabancı üyelerle. Zaten mahkeme de orayı “Türk işgali altında tutulan” Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı sayıyordu.
Tuhaf olan, bu yanıltıcı tutum değişikliğinde bile hiç payı olmayanların büyük olasılıkla İngiltere’nin çabalarıyla varılan bir sonuçtan kendilerine pay çıkarmayı hiç ihmal etmemiş olmalarıydı.
İkinci acayip gelişme, Kuzey Kıbrıs’ta Hristofyas’la Derviş arasında geçmesi beklenen bir cumhurbaşkanlığı seçimi için aday sayısının birdenbire artması ve adaylardan birinin Türkiye’ye kadar gelip Abdullah Gül’ce kabul edilmesiydi.
Belli ki, kendisini ulusal kahraman ilan edip seçime bağımsız olarak gireceğini açıklayan Talat’ın kazanması için her şey yapılacak.
Niçin bu çabalar? Çünkü, Talat kaybeder ve ardından dikte edilmek istenen çözüm için yapılacak halkoylamasından olumsuz oy çıkarsa artık gerçekten iki devletli bir çözüme sıra gelecektir de ondan.
Haklı ve güçlü olduğu bir davayı kaybetmeye doğru giderken sevindirik olan bir ülke görülmemiştir.
mumtazsoysal@gmail.com

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Mart 2010 Pazar

KATİLLER KENDİNİ DEŞİFRE ETTİ

Elektrik akımını göremezsin.
Manyetik alanı da göremezsin.
Ama etkilerinden varlığını anlarsın.
Defalarca yazdık.
“PKK’nın Avrupa’da en gözde ülkesi Fransa’dır” diye.
İşte sonunda katiller kendini deşifre etti.
Fransa'da 100'ü aşkın anti-terör timinin düzenlediği son operasyonlarda, yaş ortalaması 20 olan onlarca Kürt kökenli kız ve erkek gözaltına alınması bir Fransız Milletvekilini bülbül gibi öttürdü.
BAKINIZ:


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Mart 2010 Cuma


Ankara’da bir üsteğmen intihar etti
tabanca_silah_intihar.jpg
Ankara’nın Polatlı ilçesinde Topçu ve Füze Okulu’nda görevli üsteğmen Ünal Sarıoğlu evinde intihar etti.
Genç üsteğmen, Polatlı Topçu ve Füze Okulu’ndaki görevine gitmeyince arkadaşları Şentepe Mahallesi’ndeki evine geldi.
Komşularıyla birlikte kapıyı çalan askerler ses gelmeyince kapıyı zorlayarak içeri girdiler ve genç üsteğmenin yatak odasındaki cesediyle karşılaştılar. Yapılan ilk incelemede üsteğmen Ünal Sarıoğlu’nun yatak odasında tabancasını sağ şakağına dayarak intihar ettiği belirlendi.
Üsteğmenin eşi Gül Sarıoğlu ‘nun İlçe Tarım Müdürlüğü’nde ziraat mühendisi olarak çalıştığı, 4 yaşındaki oğlu Alp’in ise kreşte olduğu belirtildi. Ünal Sarıoğlu’nun neden intihar ettiği araştırılıyor. 
SON İKİ YILDAKİ İNTİHARLAR
Emekli Albay Birol Atakan (2 MAYIS 2007):
İstanbul-Ankara yolunda şüpheli bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Atakan’ın Ergenekon’la ilgili önemli bilgilere sahip olduğu iddia edildi. Albay Atakan’ın, Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerinin internete sızmasında ihmali ve kastı olabileceği iddia edilmişti.
Emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca (10 OCAK 2009):
Ankara’da Etimesgut’taki evinde silahıyla intihar etti. 1998’de teröristlerle girilen çatışmada belden aşağısı felç olan Kırca’ya, 2004’te “Devlet Övünç Madalyası” verilmişti. JİTEM’in eski Diyarbakır Bölge Komutanı olan Kırca’nın adıErgenekon soruşturmasında geçti.
Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay (27 ŞUBAT 2009):
Emniyet Özel Harekât Dairesi’nin 13 yıllık başkanı Oktay, 27 Şubat’ta tabancasıyla makamında intihar etti. Oktay’ın,Ergenekon soruşturmasında adının geçmesi ve hakkında medyada çıkan haberler nedeniyle zor günler geçirdiği ileri sürülmüştü.
Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural  (26 MART 2009):
Yalova’da beylik silahıyla başına ateş ederek intihar etti. Eğitim Komutanlığı’nda görevliydi. Ural’ın adı 1. Ergenekondavasında deliller bölümünde geçmişti. İntihar eden Ali Tatar’ın personel alımında görevli olduğu öne sürülmüştü. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti. Sessiz sedasız gömüldü.
Emekli Albay Belgütay Varımlı (21 KASIM 2009):
Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun eski başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı İstanbul Göztepe’de 9. kattaki evinin balkonundan atlayarak yaşamına son verdi. Varımlı’nın Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarını deşifre eden subay olduğu iddia edilmişti.
Deniz Yarbay Ali Tatar (21 ARALIK 2009):
Yarbay Ali Tatar, amirallere suikast soruşturması kapsamında Poyrazköy’de ele geçirilen belgelere ilişkin 9 gün tutuklu kaldıktan sonra 16 Aralık’ta serbest bırakılmış ancak daha sonra hakkında tekrar yakalama kararı çıkmıştı. Bu karar üzerine Yarbay Tatar evinde tabancayla intihar etti.

Albay Berk Erdem (9 Şubat 2010)
İzmir‘de Güney Deniz Saha Komutanlığı’nda görevli Kıdemli Kurmay Albay Berk Erdem’in beylik tabancasıyla intihar etti. Erdem’in adı Deniz Kuvvetleri Komutanı’na suikast iddialarına karışmıştı.
Üsteğmen Sema Koç (2 Mart 2010)
GATA’da çalışan Tabip Üsteğmen Sema Koç (28),Ankara‘da askeri lojmanda beylik silahıyla kafasına tek kurşun sıkarak hayatına son verdi.
Metin ÖZDEMİR/ POLATLI(Ankara), (DHA)


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
SEN NİYE UMURSAYACAKSIN Kİ
SENİN GÖREVİN BAŞKA

Artık ciddi ciddi düşünmeye başladım.
Avrupa ve ABD Tayyip Erdoğan’ın iyi bağırdığını keşfetti.
Her bağırdığında oyları patladığını gördü.
Yani halk yiyor.
O zaman ne yapalım?
Biraz daha bağırma fırsatı verelim, şov yapsın.
İslam’a hizmet ödüllü, Yahudi cesaret “Davut Boynuzu” ödüllü tek Müslüman, Tayyip Erdoğan;
Nam-ı değer Davos Fatihi
Kükresin.
Şahlansın.
Versin coşkuyu halka.
Versin şiiri.
Versin gazı.
Allah Allah kim tutar be.
Oylar patlasın.
AKP’ye vermeyen çatlasın.


Ama coşkuyu verirken gazı iyi ayarlamak lazım.
Halk infiale gelip Türkiye’deki Ermenileri, Yahudileri, Rumları yemesin.
O zaman ne yapmalı?
Çankaya’nın sakini sakinleştirsin.
“Önemli değil bunlar yaa.” falan desin.
“Kıytırık şeyler”
“Ciddiye bile almaya gerek yok” desin.
Toplumun gazını alsın.

Ahada bitti gitti.
Elde ne var şimdi? Siyonist, emperyalist çetenin:
*BOP için gerekli olan Ermeni soykırım yalanını ülkelerin meclisinden ite kaka geçti gitti.
*Süryani ve Pontuslara da soykırım yaptığı gibi bir yalan da gündeme getirildi. Yeni zehirli tohumlar ekildi.
*Sevr gündeme geldi.
*Yıllarca aranıp ta bulunamayacak AKP’nin; bir kez daha Türk halkının başına iktidar yapıla bilmesi için iyi bir propaganda yapıldı.
OH OH SUYUNDANDA KOY.
DAHA NE OLSUN.
KISA MART’IN KARI.
Levent kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
ATANIN VEFAT ETTİĞİ YERDE BİZANS'I GELİN KURUN DEDİ

YORUM YARIN

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Mart 2010 Perşembe

T.S.K KARPUZ TAŞIYACAK DEĞİL YA

Bir asker arkadaşıma sordum:
“Nedir bu kamyonlar” diye.
Cevabı çok netti:
“Devamlı bu şekilde gönderiliyor. 20 yaşındaki çocuklara mı emanet edelim?”  
Ve ekledi:
 “Daha karakola kamyon varmadan TRT’de kamyonda şu kadar el bombası yakalandı diye haber yapıyorlar”


Gerçektende böyle oldu.
Bu kesinlikle bir yanılma değil.
Tam anlamıyla Dezenformasyon.
Dezenformasyon tam ne demek.
Dezenformasyon; yanlış bilgiyi kabul ettirecek kadar doğru bilgi verme sanatıdır.
Evet; beyaz bir kamyon Ankara’nın sokaklarından geçiyor.
Doğru.
Bu kamyon içerisinde belli adet el bombası taşıyor.
Doğru.
Bu kamyon Türk Silahlı Kuvvetlerine ait.
Buda doğru.
Bir ihbar geldi.
Hadi buda doğru diyelim.
Polis yakaladı.
Doğru.

Ama bunu bu şekilde son dakika haberi olarak geçer ve kamyonun kıçınada  kameraları takarsan, izleyenlerde ne olur?
Endişe.
İstenen de buydu ve başarıldı.
Bunun adı dezenformasyondur işte.

TSK Ergenekon ya, Ergenekon cephane taşıyor olur.

Üstelik Ankara’nın meşhur “ Gölbaşın’da yakalandı” falan dersen; TV taklacısı prof.lara bir ay takla atacak malzeme verirsin.
Ve bu TV taklacıları kıvıra kıvıra :
Ne den?
Sivil kamyon………….
Neden? kortej yok……….. 
gibi bir sürü soru yumurtlarlar.
İşte burada yukarıdaki sözler anlam kazanıyor.

Ben sorumlu asker olsam; bu cephaneyi helikopterle gönderirim.
Olmadı sivil kamyonla gönderirim.


TSK’nın gözünü oymaya çalışan içte ve dışta bir sürü rezil varken;  bunu kesinlikle böyle yaparım.
Taklalara da şu cevapları verirdim:

1-Askeri kamyonla gönderip neden hedef yapayım?
2-Sivil kamyonla gönderdiysem; neden konvoy takayım?Belli edeyim.
3-Konvoy takacaksam neden sivil kamyonla göndereyim?

Bu akşam TV taklacıları taklaya başlar.
Ama kimsede kalkıp
“T.S.K KARPUZ TAŞIYACAK DEĞİL YA”
Demeyecek.
Bari biz diyelim.
Levent Kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
RECEPLİ DEVLETİ
Obama Osmanlıyı istemiyor.
Osmanlı'ya ABD vergi ödüyordu.

Ama Recepli.
ABD güdümünde Suudi Arabistan gibi.
Kral olur.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

10 Mart 2010 Çarşamba

ENTROPİ

Artık Türkiye Cumhuriyeti tarihine görevdeki askerleri sivillerin tutuklama lekesi bulaştı.
Şimdilik ABD, NATO, AB karşıtları, PKK’la tam anlamıyla mücadele etmişler tutuklandı.
Ama bilimde entropi denilen bir şey vardır.

Yada her yazın bir kışı, yada her ilk baharın bir sonbaharı.
Yıllık sıcaklık ortalamalarını alsan tep aynı çıkar.
Bu nedenle küresel ısınmadan bahsediliyor.
Bu dengenin 4 derece ortalamanın artması  kara üzeri buzulları eritiyor ve dengeler şaşıyor.
Lakin kendi sıvısı içerisinde eğriyen buz seviye yükseltmez.
Küresel ısınma domuz gribi gibi bir yalan olduğu için tabi bu da söylenmez.
Aynı Nükleer santrallerin küresel ısınma yaptığı yalanı gibi.
Gaz salmayan hiçbir şey sera etkisi yapmaz.
Ama buda söylenmez.
Çünkü nükleer güç sadece kendi ellerinde olsun istenir.
Enerji demek hayat demektir, çağdaşlık, zenginlik demektir.

Şimdi
Türkiye Cumhuriyeti tarihine görevdeki askerleri sivillerin tutuklama lekesi bulaştı.
Şimdilik ABD, NATO, AB karşıtları, PKK’la tam anlamıyla mücadele etmişler tutuklandı.
Tam Ulusalcı,tam Atatürkçü orası burası oynamayan “bana ne “ demeyen,yüzünü Avrasya’ya dönenler.
Ama entropi var.
Düzensizliğin dengesi.
Birçok kişi birçok şey söyler bu kavram için,ama doğa her zaman er yazda geç dengesini bulur.
Dünya gibi durmadan dönersen geoid olursun.
Ortadan şişer kutuplardan basılırsın.
Depremde ilk yıkılan binalar balkonları tek tarafta olanlardır.. veya bz.
Şu an dünyanın balkonları ne tarafta dersiniz?
Yada AKP’nin balkonları.

Türkiye Cumhuriyeti tarihine görevdeki askerleri sivillerin tutuklama lekesi bulaştı.
Şimdilik ABD, NATO, AB karşıtları, PKK’la tam anlamıyla mücadele etmişler.
Ama entropi var ve doğa kurallarını kendi koyar.
AKP'yi ,ABD falan da  takmaz.
  



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."